Podcast

S1E2: Disiplin Yabanın Dans Partneridir

Sepin Kafası

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Meditasyon her nerdeysen, oradasın değil mi?

Sepin Kafası'nın Sepin'i kimdir?

Sepin Sinanlıoğlu, Üsküdar Amerikan Lisesi, Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Plymouth Üniversitesi, Dartington College of Arts (yüksek lisans - Poetics of Imagination) mezunu.

Bir özel sermaye fonundaki yönetici ortak görevinden 2014’te ayrıldı. Hâlen kadın girişimciliğini destekleyen iki oluşumda yatırımcı. Fizyoloji ve sinir sistemi alanlarında uzmanlaştığı farklı protokoller çerçevesinde ve hikâyeler üzerinden, bilgelik, aşk, ölüm ve özgürlük gibi insan olmaya dair konularda grup ve yaş dinamiğine göre değişen çalışmalar yapıyor.

Ağıtların Tanrısı, Noa, Monark Kelebekleri ve Her Şey ve Noa, Kirpi ve Sarı adlı kitapların yazarı.

İki çocuğu Ela ve Ali, kedileri Sussex ve köpekleri Alice ile İstanbul'da yaşıyor.



Sepin'in paylaşımlarına ilgili sosyal medyalarından ulaşabilirsiniz.

Sepin Sinanlıoğlu I Instagram

Sepin Sinanlıoğlu I Twitter






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.578 kelime · ~13 dk okuma

Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün SEP'in kafasında meditasyon nedir diye soracağız hocam galiba. O yüzden direkt netçe gireyim. Meditasyon SEP'in kafasında nedir? Evet, şöyle meditasyon aslında benim için son senelerde daha çok dinleme çalışması olarak karşılık buluyor.

Buna daha sonra geri geleceğim. Ama bir şey anlatmak istiyorum. İlk profesyonel eğitimimi Los Angeles'ta Eric Schiffman diye bir hocayla yapmıştım, Venice'te. Ve meditasyon esnasında o bize hep dinle derdi. Dinle. Hatta ikinci bir sorusu da olurdu. Neyi bilmemi istiyorsun diye sor. Özellikle dinle kısmına daha sonra tekrar gelelim istiyorum.

söylemiş olayım en başında. Uzun zamandır demin de dediğim gibi meditasyon sözcüğü yerine yetişkin eğitiminde dinlemek veya dinleme çalışması, dinleme pratiği ibarelerini kullanıyorum. Şimdi biraz daha temelinden başlayabiliriz aslında. Meditasyonda ne yapıyoruz? Meditasyonda yaptığımız şey otomatik pilottan çıkmak veya ezberden yaşamaktan çıkmak. Bir hedef yok ama aşağı yukarı böyle bir şey yapmaya çalışıyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Bir önceki bölümde, tanışma bölümünde kendimizden bahsederken bu otomatik pilottan gelen kendini tanıtmayı masaya yatırmıştık. Biraz aslında ona da benziyor. Yani meditasyonun bir şekilde bizim bu hayatta olan bitene reaksiyon vermemiz yerine yanıt vermemizi sağlaması gibi bir işlevi var. Bir yandan tabii ki bir takım varoluşsal soruları da keşfettiğimiz veya araştırdığımız bir yer meditasyon. İşte bu sorular nelerdir? Ben burada ne yapıyorum? Ne oluyor burada? Ben kimim?

Yani kendimizi anlamaya, kendimizi keşfetmeye, kendi varoluşumuzu belki anlamlandırmaya da yarayabilir. Bunu sadece bu kadar söylemiş olayım. Daha temeline indiğimizde aslında otomatik pilottan çıkmanın bir aracısı meditasyon. Ve bunu yaparken de durmaktan başlıyoruz. Yani meditasyon yaptığımızda aslında duruyoruz ve olan biteni gözlemliyoruz. Yani tanık olma diye bazen geçer bu gözlemleme hali. Onu da söylemiş olayım. Ve bu durma ve gözlemleme, durma ve gözlemleme halini biraz tanıdıkça veya hatırladıkça... durduğumuz, gözlemlediğimiz yani olan bitenle durup gözlemlediğimiz bir ilişki kurmaya başladığımızda davranışımız veya işte hareketlerimiz de ona göre dönüşmeye başlıyor diyeyim. Dönüşmek lafını pek sevmemekle birlikte yani birazcık daha seçebilmeye başlıyoruz. Yani otomatik pilotun bizi götürdüğü reaksyondansa durup gözlemlemenin bizi götürdüğü seçime götürüyor bizi meditasyon. Reaksiyon ve cevaplamak gibi bir tanımdan bahsettin. Oradaki o gözleme dahil olan bir şey mi aslında? Yani reaksiyon, o durup gözlemlemenin olmadığı zamanlar daha çok. Anında gelen bir tepkiden. Evet, evet. Yanıt vermek, birazcık daha olan bitenle ilişki kurduğun yerden davranmak. Oradan hareket etmek. Yani çünkü ilişkilenmeden hareket edince genelde reaksiyon oluyor. O cevabı düşünmek. Aslında neyi istiyorum, ama bir bakmak gibi bir durmak, düşünmeyi çağrıştırıyor bana sen anlatırken. Yani evet, gündelik hayatta tabii birçok yoğunlukta böyle bir durma, gözlemleme mümkün olmuyor. Onu da birazcık açarız. Ama yani en temel hatlarıyla, daha teorisinde konu evet, aslında buraya çıkıyor. Peki bunu nasıl yapıyoruz? Bunu nasıl yapıyoruz? Yani bir takım araçlar kullanıyor meditasyonun kendisi de. Yani meditasyon da bir araç. Meditasyonda da kullandığımız araçlar var veya işte çıpalar var. Durmayı ve gözlemlemeyi daha mümkün kılmak için bizim elimizin altında olan nefes veya beden gibi tırnak içinde tekrar araçları kullanıyoruz. Mesela nefesin takibi bir meditasyon aracı olabiliyor veya

Dikkati bedenin farklı bölgelerine getirmek meditasyonun bir aracı olabiliyor. Yani meditasyonda yaptığımız şey dikkati aslında kullanarak durup gözlemlemeye yönelik bir çalışma. Bunu her an yapabilirmişiz gibi anlatıyorsun aslında. Yani şöyle, başta bir disiplin gerekiyor. Yani başta hakikaten meditasyonun kendi araçlarıyla çalışmak gerekiyor. Meditasyonun en temel versiyonlarını birçok kere belki tatbik etmek gerekiyor. Yani şöyle, sonuçta yaptığımız şey içe dönme çalışması. O durma ve gözlemleme çok içsel bir çalışma.

Ve orada bedenin rahat olmasını çok önemsiyorum. O yüzden illa bir şekil ve Şemal'den bahsetmenin belki bazen yorucu olabileceğini düşünüyorum. Benim için daha çok bedenin olabildiğince rahat olması. O rahatlık nasıl mümkünse. Ben birazcık daha o düşünceye yakınım diyeyim. Yani tabii ki dikkati kullanmak belki belli oturuşlarda daha kolay oluyordur. Ama ben uzun süredir bir oturuş dikte etmekten yana değilim. Ama bu konu tartışmaya açık bir konu. Bu Sep'in kafası.

Diyelim böyle. Anlıyorum. Biraz nerede nasıl seni buluyorsa ona izin vermen gerekiyormuş gibi anlıyorum senin anlattığın şeyden. Evet. Olabildiğince rahat ve olabildiğince çabasız olman gerekiyor. Yani çok çabanın olduğu bir şey değil aslında meditasyon. Ama hani demin sordun ya, bir disiplin gerekiyor, bir rutin gerekiyor başta. Hatta Plymouth Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptım. Edebiyat yüksek lisansı. Oradaki

Supervisorum, yazar, Martin Shaw'un çok sevdiğim bir sözü vardır. Disiplin yabanın dans partneridir der. Yani öyle bir disiplin evet çok işe yarıyor başta ve biz şu an temelinden konuşmaya başladığımız için onu da özellikle vurgulamak isterim. Tabii ki yeri var o rutinlerin işte belli biçimlerin ama yaban da var yani. Yabanın dans partneri olduğunu hatırlamak belki disiplinin bu minvalde bana iyi geliyor. Bana da harika duyuldu. Çünkü biraz özgürlük alanı verdi, genişletti gibi. Çünkü bir kelimeden bahsediyoruz. Bir meditasyon kelimesi kadar ağır ve yaygın bir şeyden bahsediyoruz. Belki herkesin ufakça olsa, çok çakmasa da fikirleri olan bir şey var. Böyle yapılır, böyle yapılması gerekir, öyle oturulur. Belki şakaları var yani bununla ilgili. Yabanı açık tutması, Biraz hayata da izin vermesi gibi anlıyorum. Ve bu çok iyi hissettirdi bana da. Ve senin dediğin gibi aslında çok özgür bir yer orası. Yani o özgürlüğün kısıtlanmaması gerekiyor. Yani bahsettiğimiz şey meditasyon veya onun etrafındaki her türlü çalışma aslında tırnak içinde bir özgürlük çalışması bir anlaşılıyor. Ve o özgürlük çalışmasının içinde disiplin dışında bir takım kısıtların olması işin doğasına aykırı. O yüzden evet, disiplini baş tacı edelim. Hakikaten disiplin yabanın dans partneri. Ama o disiplinin özgürlük kısıtlamaya dönüşmesine de benim itirazım var, öyle söyleyeyim. Rüzgara izin verelim.

Onun getirdiği, estiği yere de gidelim. Peki, çok eski bir kültürden de bahsediyoruz ya. Aslında bunun, bu kelimenin arkasında kabileler vardır, ritüeller vardır, doğu kültürleri var ve aslında bu biraz insanlığın da hep yapmak istediği ve ihtiyaç duyduğu bir şey diye anlıyorum. Ve bunu neden istiyoruz aslında gibi de bir soru peşinden geliyor bence. Yani şöyle,

Aslında yapmaya böyle bir gaye de yok, bir hedef de yok da bence günün sonunda konuşuna geliyor. Yani biz işte bu dünyada neşeyle ve keyifle yaşayabiliyor muyuz veya... Çok zor. Yani bir şeyleri merak ederek yine diyeceğim ama evet neşeyle, keyifle ve bir şeyleri merak ederek yaşamak mümkün mü? Galiba aslında yapmaya çalıştığımız şey bu. Benim için diyeyim meditasyonun aracılık ettiği şey de bu. O yüzden meditasyonu çok her daim huşu içinde olma, belli bir şekilde yaşama, işte belli şeyleri yeme, belli şeyleri yememe yani öyle bir yerden bakmıyorum. Dediğim gibi yani burada birazcık aslında bireysel bir şeyde belki konuşuyoruz. Ben daha çok yani hayatı coşkuyla yaşamak, hayatı neşeyle yaşamak ve bu şey değil yani üzüntüsüz bir hayat, hüzünsüz bir hayat, kedersiz bir hayattan bahsetmiyorum ama olan bitenin içinde hala içimizde gürül gürül akan aslında neşeyi hatırlamak mümkün mü? Benim için yani meditasyon biraz bunun aracı.

Aslında burada bir terminolojiden de bahsetmek isterim. Biyofili diye bir terim var. Biyofili, yaşama duyulan sevgi veya yaşama duyulan aşk demek. Tam sözcükleri ayırdığında. Üniversitesinden bir entomolojist, E.O. Wilson diye birinin birazcık literatüre kazandırdığı bir terim. Daha önce de aslında başkaları tarafından kullanılmış ama biyofili denince hep E.O. Wilson gelir akla. Yani sözcükler üzerine de ayrıca konuşacağız zaten ama yani bu hepimizin içinde yaşama karşı büyük bir sevgi, yaşama aşkı var diye bir önermesi vardır E.O. Wilson'ın. Benim için işte meditasyon E.O. Wilson'ın biyofili sözcüğünde aslında saklı yani onun bir arayışı. benim için daha çok. Bu yaşam sevgisinde aynı zamanda bir korku da olduğunu düşünüyorum ve mesela meditasyonda da ya da yani o dinleme halinde de sevdiğin şeyleri bulmaya çalışırken sanki korktuğun şeyleri de çok çabuk bulabiliyormuşsun gibi hissediyorum.

Şöyle bunu bir sonraki bölümde belki oryantasyon bölümünde detaylı konuşmak isterim ben de. Çünkü aynen senin dediğin gibi meditasyon bir içe dönme işi ve orada çok acayip şeylerle karşılaşıyoruz. Korku bunlardan belki en başında geliyor gibi hissettiriyor bazen. Ayrıca konuşmamız gerekiyor. Süper, randevunu aldım o zaman. Tamam, bir sonra oryantasyonu konuşacağız. Peki, bu korkuyu bir taraftan oraya döndüreyim ama bu dinleme halini konuşuyoruz. Biz yeni bir şey bulduk aslında, şu an öyle kullanacağım. Bu meditasyondaki dinleme halinde benim nelere dikkat etmem gerekiyor ya da bizim bunu yaparken nelere dikkat etmemiz gerekiyor?

Hayatımızı, yaşadığımız hayatı bir odaya benzetelim. Meditasyon bir araç dedik ya ve işte demin biyofiliden bahsettik. Benim için bunun aracı. Yani o yaşamı coşkuyla, neşeyle, keyifle, merakla, yaşamın içinde var olmanın araçlarından bir tanesi. Bu arada onu da söyleyeyim. Bu böyle tek yolu değil. Hani buraya girdiğinde diğer bütün her şey zaten otomatik gelecek falan hiç oralarda değilim. Oralardan da hiçbir şey anlatmıyorum. Onu özellikle vurgulamak isterim.

Ama araçlardan bir tanesi. Bazen işe yarıyor. Birçok insan da işe yarıyor. İşte araştırmalarla kanıtlanıyor vs. vs. Yalnız işte bu hayatı neşeyle yaşama yolunda, yaşadığımız hayatı bir odaya benzetirsek meditasyonun şuna dönüşme ihtimali var bir zaman sonra.

Meditasyonu sadece o odayı renove etmek veya restore etmek için kullanabilmeye başlıyoruz. Kullanmaya daha doğrusu başlayabiliyoruz. Yani ne demek istiyorum? İşte odanın parkeleri değişiyor, odanın duvarındaki çerçeveler değişiyor, odanın duvarlarının rengi değişiyor. Yani bizim için ama hep aynı odada. hayatın bize verdiklerini karşılama kapasitesinde hiçbir değişiklik olmadan yani odanın hacmi hiç değişmeden ha bire odanın içinde farklılıklar yaratma işine dönüşebilir meditasyon. Halbuki bu demin bahsettiğimiz yani hayatı neşeyle yaşama hayatı keyifle merakla yaşama işi için aslında gerekli olan o odanın hacminin genişlemesi yani odanın duvarlarının genişlemesi

tabanının genişlemesi tabanının genişlemesi yani Belki yıkılması. Aynen bazen de yıkılması. Bunu da ayrıca konuşmamız lazım. Cup diye tabir edilir. Yani kabının genişlemesi. Kabının genişlemesi için bir araç sadece meditasyon. Ama onu dediğim gibi sadece odayı renove etmek, odayı değiştirmek, odayı daha da içini yani hacmini değiştirmeden odanın içinde bir takım değişiklikler yapmak aracı olarak kullanmaya başlarsak bence işlevselliğini kaybediyor meditasyon. Peki şöyle mi anlıyorum? Bu oda tasvirindeki kendi hayatımdan veya kendi anlayacağım yerden konuştuğumda aslında şu anki hayatımdaki somut şeyler için meditasyon halini yapmak, işte daha iyi çalışmak için, daha iyi odaklanmak için, daha iyi bir partner, daha iyi bir arkadaş olmak, daha iyi bir çocuk olmak, bir şeylerin daha iyisini yapmak için o dinleme halini kullandığımda aslında biraz çıkarcı bir şey gibi duyuyorum.

Çünkü o odayı yıkmadan, genişletmeden, hacmini arttırmadan, çimler ekmeden falan hep sadece o anda bulunup daha iyi bulunmak için yapıyormuşum gibi hissettiriyor bu. Oda renovesinden böyle bir şey mi anlıyorum? Ben hiç böyle düşünmemiştim ama çok iyi geldi bana. böyle düşünmek evet belki de böyle bir şey hani bendeki tezahürü farklı sendeki tezahürü nasıl farklı oldu ve evet belki de böyle bir şey yani odanın içinde hep debeleniyor olmak halbuki en başa döneceğim yani bir takım varoluşsal sorularımız var demiştik ya yani ben burada ne yapıyorum kimim ben rutin sorular evet yani onlara giderken birazcık daha odanın senin tabirinle duvarlarını yıkmak gerekiyor belki veya işte yıkmadan hafif hafif ittirmek gerekiyor yani hangisi ne zaman bize geliyorsa yani her işte sana belki buldozerle yıkmak iyi gelecek başkasına belki böyle evet anlatabiliyor muyum o hızı da nasıl olacağı da hepimiz için farklıdır hepimize yani biyofili dediğim şeye giderken galiba gitmek varsa yani böyle şeylere gitmekten de söz etmek bazen saçma geliyor ama

Yani öyle bir şey varsa galiba o arayışta diyeyim veya işte o soruları sormakta oraya giderken aynı odanın içinde dediğim gibi aynı şekilde debelenmek bir yerden sonra işe yaramamaya başlıyor. Tabii içine döndüğünde de o zaman aynı şeyi duyuyor olmak ya da duyduğun şeyden sıkılıyor olmak falan gibi geliyor. Benim kendi denediğim şeyde merak ettiğim yer daha farklı bir yer ama bazen bulamadığımda da o kendime dönüşü halinden de sıkıldığım oluyor. Galiba yine oryantasyon için bir randevunu alıyorum. Çünkü o şey de hayatın alanını genişletmek gibi duyuyorum. Bir yandan şunu da söylemiş olalım. Bu araçlardan bir tanesi sadece. Tabii ki bu sorularla cebelleşirken hayatta terapi almak, bir yol, başka bir takım çalışmalar yapmak... O kadar çok yol var ki.

Bir tanesi bunlardan sadece bir tanesi işe yarıyor. O yüzden konuşuyoruz burada. Senin dediğin gibi bütün bu sorular için cebelleşirken bazen sıkılıyorsun. Bazen duvara çarpıyorsun. O zaman da işte ne yapman gerekiyorsa onu yapmak lazım. Bazen de hiçbir şey yapmamak lazım. Bütün insanlığın bununla cebelleştiği bir tarihçeden bahsediyoruz. İnsanlığın tarihinde ve bir sürü insan büyük ihtimalle bunun için farklı bir yol yapıyordu.

Bunun ben evet yani çok önemsediğim bir yere getirdin lafı. Yani böyle hani bunun tek yol işte veya bunun bir öğreti, bir guru, bir hocaya bağlanması da aslında olayın doğasına çok aykırı. O yüzden böyle şeye de dikkat etmek gerekiyor. Yani paketlenmiş kapitalist meditasyon var aslında. Ona da çok dikkat etmek gerekiyor. Çünkü o böyle çok sinsi bir şekilde sunuluyor.

Öyle bir şey değil meditasyon. Aslında hepimizin içinde olan bir şeyin hatırlanması meditasyon. Duyduğu, hissettiği, var olduğu bir hal gibi duyuyorum. Yani gündelik hayatta o durma, gözlemleme ve durup gözlemlediğin yerden davranmayı bir şekilde hemen olamıyor bu veya her yoğunlukta olamıyor. Çünkü bazen çok yoğun şeyler yaşıyoruz ama... Yine bize, hayatımıza katamıyorsak o zaman minderde saatlerce oturmanın bence artık bir manası kalmıyor. Çünkü demin dedik ya aslında hayata dair bir şey meditasyon. O biyofili terimini tekrar tekrar gündeme getirmek istiyorum. O yüzden gündelik hayatta işler bizim için daha kolay, daha ferah, daha böyle az çabasız gitmiyorsa o zaman zaten bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir. Günün sonunda hayatın bizim için daha çabasız bir hale

dönmesi, ne aracılık etmesi gerekiyor meditasyonun benim gözümde. Eğer bir şey yapacaksa bunu yapması gerekiyor. Yoksa minderde saatlerce otur, saatlerce otur, saatlerce otur. Hayatın sana verdiği yoğunluklarda çok zorlanmaya devam ediyorsak ki evet bazı yoğunluklarda yani tecrübelerden çok iyi biliyorum çok zorlanmaya devam ediyoruz. Yani gündelik yaşamda biraz olsun daha az çabayla, daha böyle kolaylıkla geçiremiyorsak diyeyim günlerimizi, yaşadığımız hayatı, o zaman bir terslik var demektir. Üç saat her gün meditasyona oturup gündelik hayatta bunun karşılığını göremiyorsan bence o işte bir terslik var. O yüzden onu özellikle vurgulamak istiyorum. Yani çok gündelik hayata dair bir şey bu yaptığımız.

Bana kolpa geliyor biraz. Öğrenci olduğum için böyle şeyler söyleyemiyorum. Üç saat. Evet, yani sessizlikle dinleme arası bir şey olduğu için bu tecrübe biraz kafam oraya gidiyor ve o sessizliğe ne kadar izin verdiysen sonra dinleme de o kadar. Belki yer boşaltmış oluyorsun, odayı temizlemiş oluyorsun, belki duvar yıkmışsındır, kapı açmışsındır, pencere, hepsi olur. Ama o şey soracağım gelmişti sana hani sessizliğe ihtiyaç var mı?

Bu gündelik hayatın kaosuyla beraberdiğim, bunu çünkü çok kullanıyorum, bir kaos içinde hissediyorum da olabilir büyük ihtimalle, hissediyorum. O kaosun içinde sessizlik bulmak, o sessizlikle beraber dinlemek, böyle bir ilişki var gibi okuyorum aslında meditasyonda. Yani meditasyonda evet, sessiz kalıyorsun. Evet. Yani şöyle yapıyormuş gibi hissediyorum. Ya da öyle öğretiliyor gibi hissediyorum. Yani şöyle meditasyon yaparken konuşmuyoruz. Aynen.

Ama bu konuşmanın da aslında sen meditasyon olduğunu düşünen de birisin ve bir kafan var gibi. Öyle düşünüyorum, onu anlıyorum gibi. Yani evet, ben mesela şu an seninle konuşurken de meditasyon olabilir diye düşünüyorum. Veya yani her ne yapıyorsan, gündelik hayatta karşılığı olması…

Gerekiyor diyorum ya. Bence gereklilik, evet yani gündelik hayattaki karşılığı büyük bir gereklilik. Ve o halin, yani meditasyonda ki o işte durduğun, olan biteni gözlemlediğin halin, gündelik hayatta da konuşurken, işini yaparken, yürürken olabileceğini düşünüyorum ben. Yani bu zaten dediğim gibi eğer bunu taşıyamıyorsan, o hali bu tarafa taşıyamıyorsan, iki tarafı varmış gibi anlatayım şimdi.

O zaman öbür tarafın zaten ne önemi var ki veya ne değeri var ki? Orasının neresi ki? Evet, aynen. Yani galiba başta böyle bir iki taraf var hakikaten ve o iki taraf arasında devamlı geçişler yapıyorsun. Ama günün sonunda aslında tek taraf var ve o tek tarafın içinde hep tırnak içinde, sözcüğü çok sevmesem de meditatif bir halde var olmaya çalışıyorsun.

Ve bu her daim olamıyor tabii ki. Çünkü insanız ve çok yoğun şeylerle karşılaşıyoruz. Duygular, düşünceler, dışarıda olanlar, içeride olanlar, dışarıda olanları da veya dikkati dışarıya vermeyi de, oryantasyonda konuşacağız. Ama olduğu kadar, yani hep derim ya ben, olduğu kadar, hiç olmaması da olduğu kadara dahil, Ama bu olasılığı görebilmek galiba. Yani öbür tarafta olanın bu tarafta da olabileceği olasılığını görmek gibi bir şey. Orası her neresiyse. Her neresiyse, evet.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)