Podcast

91 - Sponsorlu Sanat Olur Mu?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Sanat, birçok farklı tartışma konusuna zemin hazırlamış bir kavram. Sanat nedir, toplum için midir yoksa sanat için midir, insan faktörü olmadan sanat düşünülebilir mi? Tüm bunlar gibi "sponsorlu sanat olur mu" konusu da sık sık yapılan bir tartışma aslında. Yeni 111 Hz bölümünde işte bu soru üzerine düşünüyoruz. Sponsorlu sanatın tarihine bir bakış atmak için Rönesans dönemine ve hatta öncesine uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt, Batuhan Kösegil

Yapımcı: Podbee Media








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.237 kelime · ~11 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Evet

saygıdeğer sanatseverler. Sıradaki eserimiz, Jimmy Limones'in Boşluğa Bakmak eseri. Tuval üzerinde siyah nokta. Başlangıç fiyatımız 5 bin. Var mı arttıran? 5 bin 500. 10 bin.

Sol taraftaki beyefendi 10.000 teklif etti. Var mı arttıran? 10.000 mi? Hay aksi. 11.000. Sağ taraftan 11.000 teklif geldi. Hanımlar, beyler var mı arttıran? 20.000. Sol taraftaki beyefendiden 20.000 teklif geldi. Evet. Var mı arttıran? Satıyorum. Satıyorum. 25.000. 25.000 teklif geldi. 1.000.000. Evet. Son teklif 1.000.000.

Transkriptin tamamını oku

1 milyon mu? Deli mi ya bu adam? Ne ara buraya geldik ya? O kadar da değil yani. Pardon

Olcay Bey. Öncelikle tebrik ederim tabii. İyi günler de bakın tablonuza. Fakat bir şey merak ediyorum. Ayıptır sorması ne yapacaksınız üzerinde sadece siyah bir nokta olan bu tuvali? Gerçekten 1 milyon eder mi bu ya?

Barış Beyciğim, sanat benim için sadece sanat değil. Bu bir tutku, bir yaşam biçimi. Hatta bakın daha açık konuşacağım sizinle. Sanat benim için hayatın ta kendisi. Öyle bir milyonmuş, iki milyonmuş hiç önemli değil. Ayrıca hiç düşündünüz mü? Fransa'da aldığım yeni şatonun siyah duvarında bu beyaz duvar ne kadar estetik gözükecek. Havası değişecek bir anda şatonun. Hmm, anlıyorum Olcay Bey.

Size ve sevdiklerinize sabır dilerim. Böyle yaşamak gerçekten zor olmalı. Evet arkadaşlar böyle bir tablo yok tabii. Yani emin de konuşmayalım bildiğimiz kadarıyla henüz yok diyelim en iyisi. Ama bu türden hikayeleri sık sık haberlerde, internette filan görüyoruz değil mi? Elbette bu işin tutkunları, koleksiyoncuları, meraklıları var. Fakat Olcay Bey pek de öyle biri değil gibi gözüktü bana.

Peki madem öyle, neden hiç düşünmeden aldı ki bu tabloyu? İlk aklıma gelen şey yatırım amaçlı olduğu. Sonuçta sanat eserleri uzun süredir bir yatırım aracı olarak kullanılıyor. Veya komşusu Jean Pierre'i kıskandırmak da olabilir belki niyeti.

prestijli gözükmek, kendi çevresinin en popüleri haline gelmek istemiş olabilir yani. Ya da bir modern sanat galerisine bağışlayacaktır belki bu Tuvali. Yönettiği şirketin kurumsal kimliğine yönelik bir yatırım olarak da düşünmüş olabilir, kim bilir. Ne o? Şaşırdınız mı? Sanatın böyle yatırım, prestij veya kurumsal kimlikle ilişkilendirilmesi size de garip mi geldi? Normal bu tabii. Zira sanat genelde neyle ilgilidir? Duygularla veya yaşadıklarımızla. Hep bunlarla ilişkilendiğimiz bir şey gibi gözüküyor. Fakat sanatı böyle ekonomi ve prestij açısından değerlendirenler de var.

Bakın mesela kültür-sanat alanı ve özel sektör arasında ortaklıklar geliştiren ve kar amacı gütmeyen İngiltere'li kuruluş Arts & Business, sanatı destekleyen firmalar üzerine bir araştırma yapmış. Bu araştırmada işletmelerin böyle bir destekte bulunma zorunluğu olmadığını hatırlatıyorlar. Aslında kurumsal dünyadan sanata yapılan yatırımların önemli bir kısmı şirketler için iş hedeflerinden bir ya da daha fazlasını yerine getirmelerine imkan tanıyor. Arts and Business'ın çalışmasında sanata sponsor olan şirketlerin pazarlama, hedef pazara doğrudan erişim, imaj iyileştirme, prestij ve tüketiciyle firmayı fiziksel olarak buluşturabilecek eğlence alanları gibi bir takım kazanımlar elde ettiği ortaya çıkmış.

Kabul ediyorum sponsorluk, prestij, kurumsal imaj filan gibi bir takım kavramları sanatla bir arada telaffuz etmek biraz tuhaf duyulabiliyor. Ama tarih boyunca sanat ve sanatçılar, hükümdarlar, devletler, şirketler veya ekonomik güce sahip aileler tarafından da desteklendi aslında. Sanat bir güç ve prestij meselesi olarak da değerlendirildi kısaca. Mesela öyle bir aile var ki Rönesans dönemine yön vermişti. Hatta bazı makalelerde ya da kitaplarda modern sanatın esas yaratıcısı olarak bile geçiyor onların isimleri. Var mı sizin kimlerden bahsettiğime dair bir tahmininiz?

Medici ailesi diyenler doğru bildiler. Bu arada İtalyanca'da Medici diye ilk heceye vurgu yapılıyor ama İngiliz İngilizcesi veya Amerikan İngilizcesinde de genelde bizde olduğu gibi sonda vurgu yapılıyor. Biz yine yazıldığı gibi okuyalım. Medici diyelim. İşte bu Medici ailesi Avrupa'nın hakim gücü olabilmek için böyle türlü türlü entrikalara, politik oyunlara falan böyle savaşlara hatta bulaşmaktan hiç de geri durmayan bir aile. Eee elleri değmişken sanatı da kullanmışlar elbette. Hani o bildiğiniz büyük Rönesans ressamları falan var ya heykel, tıraşlar, mimarlar falan. İşte onların bir çoğunun arkasında bu Medici veya Medici ailesinin finans gücü vardı.

Peki Medici ailesi bu finans gücüne nasıl ulaştı? Sonuçta aristokrat bir soydan gelmiyorlar. Ticaretle uğraşan ortalama bir aileyken nasıl oldu da Avrupa'nın en tanınan ailesi haline geldiler? Önce bunu konuşalım istiyorum ben sizinle. Hem biraz Akdeniz havası da almış oluruz. Hadi gelin benimle.

Ortaçağın sonlarında Avrupa'nın ticaret merkezi İtalya'dayız. Pisa, Cenova, Amalfi, Venedik gibi böyle deniz cumhuriyeti olarak da bilinen şehir devletleri Avrupa ticaretinin en önemli durakları arasında yer alıyordu bu dönemde. Dünyanın dört bir tarafından birçok farklı kıtadan tüccarlar buraya kadar gelip ticaretlerini yapıyorlardı. Tabii bazı problemler de yaşanıyor orada. Çözülmesi elzem problemler.

O neydi be? Oh martıymış. Evet öncelikle bu çılgın martı probleminin çözülmesi gerekiyor. Böyle tuhaf pikeler hiç hayra alamet değil. Neyse efendim ben ne diyordum? Çözülmesi gereken elzem problemler. Bu dönemde ülkenin tedavülünde çok sayıda para var. Örneğin Pisa'da 7 tane para birimiyle ticaret yapılıyor. 7 farklı sikke ile ticaret yapmak takdir edersiniz ki çok zor.

Bakın mesela biraz ileride yine bir tartışma başlamış. E bir de yol yorgunu denizci huysuzluğu var. Bakalım yine niye anlaşamıyorlar? Siz İngiliz tüccarlar hep böyle yapıyorsunuz. Bir peninin beş flörüne denk geldiği nerede görülmüş yahu? Böyle ticaret mi olur? Hem hesap kitap bilmiyorsunuz hem de ticarete atılmışsınız. Bir peni beş flörüne denktir tabii. Ya ne olacaktı? Bir Noble tabii ki denizci. Siz delirmişsiniz.

Bu 80 peni demek. Macerların parasıyla bizimkini karıştırma tüccar. Eee siz hala kavga mı ediyorsunuz yani? Bu işler için banka açıldı yeni. Limanın çıkışında sağda hemen. Eee ne demişler? Çocuktan al haberi. Aferin sana çocuk. Al sana benden bir peni. Tratimille barış. Gerçi bununla iki top dondurma bile alamazsın ya. Neyse yani.

Bu bankoda nedir diye soranlara hemen açıklayayım. Bildiğiniz bank arkadaşlar. Bugün çok kompleks bir yapısı olsa da bankalar aslında böyle basit para takaslarının yapılması amacıyla ortaya çıkmıştı. Tabii çok ama çok kısa sürede kullanım alanları da genişlemeye başladı. Mesela uzun yola yüklü parayla çıkmak o zamanlarda tehlikeliydi. Hatta daha tehlikeliydi. Her an yolunuz kesilebilir, oracıkta soyulabilirdiniz. Sahte para da ticarette çok ciddi bir sorundu. Artık hangi tüccar güvenilir hangisi değil kestiremiyordunuz. Altın sarısına boyanmış demir paralar piyasada dolaşıyordu. E bir de tabi borca ihtiyacı olan tüccarlar vardı. Hem de çok sayıda. E tüm bunlar yeni bir iş kolu ihtiyacı doğurmuştu kısaca. Bankalarda, buralarda aracı oluyor ve kestikleri komisyonlarla kendi kasalarını dolduruyorlardı.

Fakat Medici ailesinin bankası bütün işlerin seyrini değiştirdi. 1397'de kurulan Banco Medici bir asır boyunca tüm Avrupa'yı avucunun içine aldı. Özellikle de Cosimo de Medici'nin hayatta olduğu dönemde etkisi büyüdükçe büyüdü bu bankanın. verdikleri kredilerle Avrupa'nın her köşesine sirayet ettiler. Kimlere borç vermediler ki? Ünlü tüccarlar, iş insanları, girişimciler ve hatta Katolik Kilisesi. Avrupa Kralları. Bir anda hepsi medicilere borçla olup çıkmıştı. Paranın sağladığı bu güçle Vatikan'da bile etkin roller almaya başladılar. Aileye mensup kardinaller girdi önce Vatikan'a. Hatta aileden üç tane de Papa çıktı.

Bu Cosimo de Medici burada ayrı bir yer tutuyor tabii ki. Zira sanata ve bilime düşkünlüğüyle bu alanlara yaptığı yatırımlarla biliniyor kendisi ki biz de tanışacağız birazdan onunla. Ama kısa bir ara vermemiz gerek öncesinde. Bir Medici mensubu karşısına hazırlıksız çıkamayız sonuçta değil mi? En azından bir gömlek filan ütülemek lazım. Hah işte şöyle ya jilet gibi oldum. Bakalım Cosimo ne yapıyor? Daha ne kadar böyle oturmam gerekiyor?

Bugün çok ama çok mühim işlerim var. Vay çok güzel zamanlama. Signore Medici portresini yaptırıyor ressam Jacopo da Pantorma'ya. Pantorma, Rönesans sanatını karakterize eden ressamlardan biri. Florence okulunun önemli portrecilerinden aynı zamanda. Carlo, Santa Maria del Fiore kubbesiyle ilgili son gelişmeler nedir? Daha ne kadar beklememiz gerekiyor?

Çabuk bana Filippo'yu getirin. Bazı cevaplar almam gerekiyor. Hulk, bizden güzel haberler bekliyor. Emredersiniz sinyal emediği için. Hemen ilgileniyorum.

Daha iyi bir zamanda gelemezdik cidden. Cosimo, yapımı bir türlü tamamlanamayan Santa Maria del Fiore katedreliğini bitirmekte kararlı. Katedreli tamamlayan mimar Filippo Brunelleschi'yi arıyor anladığım kadarıyla. Neyse, ben kendisinin yüreğine bir su serpebilirim. Ee, signore Cosimo, merak buyurmayınız. Brunelleschi size kusursuz bir katedral kubbesi yapacak. Sebahat edin, az kaldı. Teşekkür ederim signore, teşekkür ederim. Benim de umudum o yönde.

Bu katedrali tamamladığımızda halkın üzerindeki etkimizi düşünemiyorum bile. Benim asıl merak ettiğim, başlattığınız resim yarışmasına gelen başvuruları beğenip beğenmediğiniz. Resim yarışması mı? Ben bu fikri kimseyle paylaşmamıştım bile. Ayrıca siz kimsiniz? Üzerinizdeki kıyafetler de ne böyle? Yoksa sizi Albitiler mi gönderdi? Yoksa... Yoksa onların suikastçısı mısın sen? Muhafızlar! Alın şunu! Aa yok yok öyle değil. Olduğun yerde kal.

Eyvah, zamanda düşündüğümden biraz daha fazla geri gittik galiba. Çok fena pot kırdım. Aman diyeyim, daha bitecek bir bölüm var. Esir düşmeden fıymak lazım buradan. Üf, ucuz atlattık. Tabii hikayeyi de anlattıramadık Cosimo'ya. Medicilerin amansız düşmanı, Albizilerin suikast girişimleri sebebiyle kendisi epey temkinli o sıralar. Neyse, iş başa düştü.

Medici ailesi bankerlikten kazandığı parayla önemli bir güç kazandı demiştim değil mi? Tabii bu gücü sadece politikacılara rüşvet vererek sağlamamışlardı. Cosimo'nun Floransa'da kurduğu Platon Akademisi, felsefi anlamda birçok yeni düşüncenin doğmasına yardımcı olan bir merkez de örneğin. İtalya'daki birçok ünlü düşünür, Medicilerin himayesi altına girmişti böylece.

mimari ve sanata yaptıkları yatırım da onların gücüne güç, ününe ün katmıştı. Mesela dünyanın en ünlü katedrallerinden Santa Maria del Fiore, Medici ailesinin finansmanı sayesinde tamamlanabilmişti. 140 yılda inşa edilen katedralin kubbesi bir türlü bitmiyordu. Hemen İtalya'nın en ünlü mimarlarından Brunelleschi'yi tuttu Mediciler ve o ihtişamlı kubbenin yapımı için kesenin ağzını açtılar.

Katedralin böyle kısa sürede tamamlanması ailenin prestijini yükseltmişti tabi. Ve bir yandan da hem rekabet içinde oldukları Vatikan'a karşı bir güç gösterisi olmuş hem de ailenin halk tarafından daha da bir sevilmesini sağlamıştı. Yani bir taşla kaç oldu? 1-2-3 kuş. Avrupa'da herkes Floransa'daki o ihtişamlı katedrali konuşacaktı artık. E sanata da ihmal etmedi tabi mediciler. Onlar için deyim yerindeyse kusursuz bir PR çalışmasıydı bu alan.

Leonardo da Vinci, Botticelli ve Michelangelo gibi Rönesans'ın öncü sanatçılarına da büyük destek sağlıyorlardı bu amaçla. Mesela Botticelli'nin çok ünlü bir tablosu vardır, Venüs'ün doğuşu, mutlaka görmüşsünüzdür. İşte o, muhteşem Lorenzo de Medici'nin siparişi üzerine yapılmıştı. Medicilerin sanata en önemli katkısıysa, düzenledikleri yarışmalar olmuştu elbette.

Resim ve heykel alanında düzenlenen bu yarışmalar, Rönesans hareketine de önemli bir katkı sağlıyordu. Florensa birden Avrupa'nın kültür ve sanat merkezi haline gelmişti bu sayede. E tabi tüm bunları sanata düşkünlüklerinden yapmıyordu bu Mediciler. Sanat onlar için aileyi tüm Avrupa'da popüler kılacak bir alandı. Halkın onları sadece zengin bir aile olarak tanıması yeterli değildi artık.

farklı, ilahi bir kudrete sahiplermiş gibi görünmeliydiler. İşin gerçeği bu amaçla dönemin ünlü sanatçılarına sponsor oldu Mediciler. Mesela İncil'de geçen anların resmedildiği tablolarda Medici ailesinin üyelerini anımsatan figürler de görünüyordu. Ve bu tablolarda halka açık kiliselerde sergileniyordu.

Yani o zamanların televizyonu gibiydi ya da outdoor tabelaları gibiydi bu tuvaller, kiliselerin duvarları. Halk nezdinde onlar sanki Tanrı'nın bir lütfu gibi algılanmaya başlamıştı artık. Kısaca sanat bir propaganda aracıydı bu Medici ailesi için. Peki sanat yapabilmek için İlla böyle paraya veya sponsora ihtiyaç var mı? Şart mı bunlar? Parası olmayan, sponsor bulamayan sanat yapamaz mı? Yok mudur buna aykırı giden birileri? Olmaz olur mu? Elbette var.

Bakın mesela sokak sanatçıları bunun en güzel örneği duvar ressamlarını düşünün. Keith Haring, Jean-Michel Basquiat, Shepard Fairey, sokakları tuval olarak kullanan aktivist sanatçılar bunların çoğu. Punk ve hip-hop gibi müziklerden, skateboard gibi alt kültürlerden besleniyorlar. Genellikle dünyaya dair bir şeyler söyleme gayretinde pek çoğu ve sanat aracılığıyla bir farkındalık yaratmak istiyorlar.

Artık onlar da tüm dünyada tanınıyor değil mi? Mural, graffiti, stencil, sticker, video projeksiyon, sokak enstalasyonları, heykeller, ses yerleştirmeleri... Sanatı icra edebilmek için öyle havalı havalı mekanlara ya da sponsorlara falan da çok fazla ihtiyaç kalmadı aslında. Hatta bakın bir sokak sanatçısı var ki namı Medici ailesinin etkisini bile aşmış olabilir.

Ben hakkında video da yapmıştım. Banksy'den bahsediyorum elbette. 90'ların başında Bristol'de görmeye başladık ilk olarak onun çalışmalarını. Savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan, tüketim çılgınlığını hicveden duvar resimleri dünyanın dört bir tarafında karşımıza çıkıyor artık.

eleştirel düşüncenin estetikle buluştuğu bir noktada durduğunu söylüyor bu gerçek kimliğini bilmediğimiz ve belki de hiçbir zaman bilemeyeceğimiz gizemli sanatçı. Ayrıca ilgiyi üzerinde tutmaktan da hiç geri durmuyor sevgili Banksy. Son derece aykırı çalışmaları var kendisinin. Benim en sevdiklerimden bir tanesi yine videolarımda da birkaç kez geçirdiğim ''Balonlu Kız'' adlı eseri.

2018'de Londra'daki Sotheby's Müzayede Evi'nde açık arttırmaya çıkmıştı bu eser. Elbette ilgi çok yoğundu. Sonuçta koleksiyonunuzda bir Banksy'nin olması demek önemli bir prestije de sahip olmak demek artık günümüzde. İşte bu açık arttırma sonucunda balonlu kız 1.4 milyon dolara alıcı bulmuştu. Derken...

Tavlonun içine gizlenmiş bir kağıt öğütme makinesi tarafından parçalanmaya başladı gözlerimizin önünde bu eser. Yoktu artık yarısı. Düşünsenize az önce 1.4 milyon dolar ödediğiniz sanat eserinin yarısı paramparça artık.

Daha sonra Instagram'dan bir videoda yayınladı Banks'i. Açık arttırmada satılma ihtimaline karşı birkaç yıl önce tablonun içine öğütücü yerleştirmiştim diye de bir not düştü bu videoya. Tabii bu performansı da, performansın kendisinden bahsediyorum, bir esere dönüştü. Bir müzayede esnasında üretilen ilk sanat eseri haline geldi bu tablo performansı. Hatta yeni bir adı bile var artık. Çöpteki Aşk.

Üstelik Eser'e 1.4 milyon dolar veren kişi de, ki kendisinin kimliği doğal olarak bilinmiyor, saklanıyor, tabloyu satın almaktan vazgeçmedi. Zira Eser parçalandığı anda fiyatını arttırdı. 2021'de yeniden açık arttırmaya sunulan bu parçalanmış haliyle Eser yaklaşık 24.6 milyon dolara satıldı. Acaba bizim Olcay Bey ne derdi bu işe?

Bakın size sanatın iki farklı ucundan bahsettim aslında. Medici ailesinden hatta onların da öncesinden bu yana sanat hep böyle farklı amaçlar içinde değerlendirildi. Farklı anlamlar taşıdı. Farklı hislere dokundu. Yeni yeni tartışmaların ortaya çıkmasına sebep oldu.

Beyaz tuvaldeki siyah nokta bir sanat eseri midir sorusu da bu tartışmalardan biri. Bir yandan da sponsorlu sanat olur mu? Fakat hiçbirimizin sanatsal üretim yapmasında bir engel yok. Sponsormuş, prestijmiş, ya bunlara başlangıçta hiç de takılmamak lazım.

Böyle tartışmalar elbette önemli ve yeri gelince kıymetli fakat bunların üretme motivasyonumuzu tüketmesine, yaratıcılığımızı köreltmesine de izin vermemek lazım. İçinizden geçenleri tuvallere, duvarlara, notalara, kelimelere hatta bilgisayar kodlarına ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir başka yeni alana yansıtmaktan asla geri durmayın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)