
1.788 kelime · ~9 dk okuma
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz. Oh,
nihayet yaz geldi. Ee, yaz demek birçoğumuz için bir mola demek. Dinlenmek demek. Bazılarımız içinse tatil demek, yazlık demek. Şu sıralar çoğunuzun okulları bitmek üzere. Bazılarınız son sınavlarınıza giriyorsunuz. Yaşça büyük olan dinleyicilerimizin bazıları ise izne çıkmaya başladılar bile. Bu molayı kesinlikle hak ettik. Zira geride kalan kış hepimiz için çok zorlu geçti gerçekten. Birçok badire atlattık, çalıştık, sıkıldık, bunaldık. Ben hepimizi gönülden tebrik ediyorum.
Şimdi ufak bir ara verme zamanı. Ben de bugün sizinle tatili çağrıştıran bir konu hakkında konuşmak istiyorum. Gezmeye ve yolculuk yapmaya odaklanacağız bu bölümde. İşte tam da bu yüzden bir arabadan sesleniyorum şimdi size. Bir yolculuğu birlikte deneyimlemeye çalışmak istiyorum bugün. Bu arada yolculuğa başlamadan kemerlerinizi bağlamanızı öneririm. Malum güvenlik her şeyden önce gelir.
Son dönemde sık sık duyduğumuz ya da gördüğümüz bir tabir beni bu bölümü yapmaya motive etti aslında. Önemli olan varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir. Bunun gibi yol ve yolculuk hakkında sarf edilmiş birçok söz var tabii ki. Mesela benim aklıma ilk olarak şair, akademisyen, felsefeci Oruç Aruoba'nın yürüme kitabındaki yer-yön-yol bölümünde kaleme aldıkları geliyor.
''Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir. Kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi onu yolculukta arar.'' diyor Aruba. Onun bu ifadesi daha çok insanın özüne yönelik felsefi bir söylem tabii ki. Dolayısıyla yolculuğu sadece bir konum değiştirme eylemi olarak tanımlayamayız. Kendini aramak, yeni bir şey öğrenmek, bir hikayenin parçası olmak, bir şeyler üretmek ve bunlar gibi sayabileceğimiz daha birçok şey başlı başına bir yolculuk aslında. Bu arada madem yoldayız bunu daha keyifli bir hale getirelim bence. Arkada bir müzik açalım da neşemiz keyfimiz yerine gelsin değil mi?
Podcast girdi araya. Hayatta bir gün güzel bir podcast bu arada tavsiye ederim. Hem çocuklara hem de içindeki çocuğu yaşatma konusunda güzel bir inada sahip yetişkinlere yönelik bir şey. Ama biz şimdi müziğimizi seçelim ve konumuza dönelim. Evet nerede kalmıştık? Hah yolculuktan bahsedeceğiz demiştik. Mesela insan psikolojisine ve karakterine nasıl bir etkisi var yolculuk yapmanın? Gelin bunun üzerine konuşalım biraz.
Yolculuk yapmak her şeyden önce insanın keşif ve macera duygusunu tatmin eden bir eylem. Yeni yerler keşfetmek, farklı kültürler deneyimlemek, bilinmeyene doğru bir rotada ilerlemek, yolculuk yapmayı sevmemizdeki en önemli sebeplerden. Sonuçta her insan rutinlerinden kaçıp yeni tecrübeler edinmeyi ve hayatlarına yeni bir heyecan katmayı arzular. Yani bunu istemeyen bir tanıdığınız varsa bilin ki çok eşsiz bir insanla karşı karşıyasınız.
Neyse işte, bu heyecan arayışımız beklenmedik şeylerle karşılaşacak olma ihtimalinden kaynaklanıyor elbette. Şimdi bir durup eski yolculuk anılarınızı düşünsenize. Bu yolculuklarınızdan birinde hiç beklenmedik bir sorunla karşılaştınız belki de. Karşınıza çıkan sorunu çözmek için yollar aramak ve bu probleme karşı bir pratik geliştirmek sizin özgüveninize doğrudan katkıda bulunuyor. Fark etseniz de etmeseniz de seyahat ettiğinizde kendinizden daha emin bir bireye dönüşüyorsunuz.
Bunu sadece problem çözmek olarak da ele alamayız tabii ki. Belki de yaptığınız yolculuk esnasında yanlış bir yola saptınız ve görmeyi hiç beklemediğiniz bir manzarayla karşılaştınız. Ya da hiç tatmadığınız bir lezzeti tatma fırsatı çıktı karşınıza. Yolun getirdiği o sonsuz ihtimalleri onun size sunduğu sürprizleri değerlendirdiniz böylece.
Yani demem o ki yolculuk yapmak hem zihninizin hem de ruhunuzun ufkunu genişleten bir eylem. Yaptığınız her yolculuk kişisel bir büyüme, kişisel bir gelişim açısından bir fırsat sunuyor aslında. Ama bana sorarsanız yolculuk yapmanın en güzel tarafı insana özgürlük ve bağımsızlık hissi yaşatıyor olması. Karakterinizi tanımanızı sağlayan bir eylem bu. Kendi kararlarınızı verme ve istediğiniz gibi hareket etme fırsatı sunuyor yolculuk yapmak. İşin en güzel kısmı da bu esnada aldığınız kararlardan sadece sizin ve eğer varsa yol arkadaşlarınızın etkileniyor olması.
Yani yolda verdiğiniz yanlış bir karar başka birinin hayatında olumsuz bir etki oluşturmuyor genelde. O problemlerle ya da hatalarla sadece siz baş etmek zorundasınız. Bakın yol arkadaşı dedim, atlamayalım, birileriyle seyahat etmenin ilişkilerinizi de kuvvetlendirdiğini hatırlatalım. Bir konu hakkında sohbet edebilmek, bir şarkıyı paylaşmak ya da yolculuğunuzun çalma listesini birlikte hazırlamak, birlikte keyif almak, birlikte problem çözmek... İşte bütün bunlara benzer eylemler de kolektif bilincinizi yükselten birer tecrübe.
Yolculuğun insanlar üzerindeki etkisini araştıran birçok akademik çalışma var bu arada. Örneğin Cornell Üniversitesi'nde psikoloji üzerine çalışmalar yapan bir profesörle tanışmanızı çok isterim. Zira Dr. Thomas Gilovich bu konuya enteresan bir perspektifle yaklaşanlardan.
20 yıla yayılan araştırmasının başlangıcında Easterling paradoksu üzerine odaklanmış Gilovich. Bu paradoks, bireylerin elde ettiği gelir ve yaşam memnuniyeti arasındaki bağ ilişkiyi inceliyor. Easterling paradoksuna göre insanların gelirleri arttıkça mutlulukları da artıyor. Ancak bu mutluluğun geçici bir mutluluk olduğu da saptanmış. Maddi gelir artışı akut bir mutluluk yaratsa da süreklilik sağlayan bir şey değil. Zamanla yaşadığınız mutluluk da normalleşiyor. Hatta bazı durumlarda mutluluk bir memnuniyetsizlik haline bile dönüşebiliyor.
İşte bu da ortaya bir paradoks çıkartıyor. Giloviç de Easterlin paradoksundan yola çıkarak bir deney yapmış. Deneye dahil ettiği insanları iki gruba ayırarak başlamış işe. Bir gruba arzu ettikleri pahalı bir eşyayı aldırırken diğer gruba da bir seyahat organize etmiş.
Başlangıçta her iki grubun da elde ettiklerinden benzer şekilde bir memnuniyet duyduğunu gözlemlemiş Giloviç. Bunun üzerinden geçen birkaç yılın ardındansa deneye katılan gruplara yeniden benzer sorular yöneltilmiş. Bu çalışmaların neticesinde seyahat eden hani ikinci gruptaki insanların daha mutlu olduğu sonucuna varmış Giloviç. Onun yaptığı çalışmaya göre kalıcı mutluluk somut şeylerle değil yaşanan deneyimlerle sağlanabiliyor. Kısaca yaptığımız yolculuklar ve bu esnada deneyimlediklerimiz süreklilik yaratan bir mutluluk sağlıyor bize. İsterseniz kendinizi geçmişte yaptığınız seyahatleri bir düşünün emin olun aklınıza kazınmış bazı manzaralar, kareler, anlar belirecek zihninizde.
Gilovich bunu insanların bir hikayenin parçası olma arzusuyla da bağdaştırıyor. Kendi hikayemizin kahramanı olmak ya da bir maceraya yön vermek bizi bu hayatta çok daha mutlu bireyler haline getirebiliyor. Hikaye demişken yolculuk yapmanın birbirinden güzel hikayeler ortaya çıkarttığından da bahsetmeden geçmeyelim. Bu sadece bizim hayatlarımız için de geçerli değil üstelik. Sanat da yolculuk temasından fazlasıyla besleniyor. Edebiyatta ya da popüler kültürde sık sık örneklerini görebiliyoruz bunun. Mesela benim en sevdiklerimden Dune serisi. Aslında ve özünde bir yolculuk hikayesi.
Bu yolculuk hikayeleri meselesine biraz daha odaklanmak istiyorum fakat yol kadar yolda verdiğimiz molanın da ayrı bir keyfi var değil mi? Sonuçta ne demişler? Önemli olan vardığın yer değil, molada yediğin tosttur. Şaka şaka öyle bir şey dememişler tabii ki. Ben uydurdum. Alelade bir tostun yolculuğunuza pek de bir etkisi olacağını iddia edemem. Susurluk ayranıyla yenirse belki işler değişebilir. Fakat bizim arabamızı biraz şarj etmemiz gerekiyor ondan eminim. Bu yüzden şimdi bir mola verelim. Tekrar yola koyulduğumuzda sizinle yolculuk hikayeleri üzerine konuşmaya devam edeceğiz.
Evet, nerede kalmıştık? Hikayelerden bahsediyorduk değil mi? Az önce düğün serisini anmıştım. Fakat mola esnasında daha kadim bir hikaye geldi aklıma. Taa Sümerler zamanına uzanacağız şimdi. Ama önce yine bir müzik açalım. Hatta biraz da o dönemi yansıtan bir şeyler seçelim. Ne dersiniz? Hah, işte bu gayet güzel.
Taş tabletlere kazınmış M.Ö. 2000'li yıllara dayanan bir hikaye. Daha doğrusu bir destan anlatacağım şimdi size. Gılgamış Destan. Bu aynı zamanda tarihin en eski edebiyat eserlerinden biri olarak da biliniyor. Yolculuğun insan üzerinde yaratabileceği değişimi çok iyi anlatan bir eser bana kalırsa.
Tanrıların oğlu ve Urukların efsanevi kralı Gılgamış büyük bir güce sahipmiş. Ancak bu güç onda bir yozlaşmaya da sebep olmuş. Halkına karşı kibirli, zorba bir yönetim sergiliyormuş bu ulu Gılgamış. Zamanla halk da onun bu zulmünden, onun bu keyfi yönetiminden rahatsız olmaya başlamış. İşte bu nedenle tanrılar Gılgamış'a bir ceza vermek istemiş ve ona Enkidu adında bir rakip yaratmış. Enkidu cesur ve şefkatli biriymiş.
haliyle halkın da sevdiği bir figür haline gelmiş. İlk başlarda Gılgamış'la birbirlerini pek de sevmemişler. Ama zamanla dost olup birçok maceraya atılmış bu ikili. Dostlukları o kadar derinleşmiş ki artık en tehlikeli yolculuklarda bile birbirlerine güvenir olmuşlar.
Zamanların birinde Gılgamış ve Enkidu'nun kulağına bir haber çalınmış. İnsanlara ölümsüzlük bahşeden bir bitkinin varlığını öğrenmişler. Bir bitki. Gılgamış ve Enkidu bu ölümsüzlük bitkisini bulmak için koyulmuşlar yola. Yolculukları boyunca da çeşitli engellerle, zorluklarla karşılaşmışlar. Her hikayenin özünde olduğu gibi.
Hun Baba isimli dev bir canavarla savaşıp onu alt etmişler mesela. Mezopotamya mitlerindeki aşk tanrıçası Iştar'ın akıl çelen teklifini reddedip onun öfkesini üzerlerine çekmeyi bile göze almışlar bu yolculukları için. Yine de maceralarının sonunda ölümsüzlük bitkisini bulmayı başarmış bu iki dost. Tam bu bitkiyi alacaklarmış ki bir yılan gelip onu çalmış.
Enkidu bitkiyi geri almaya çalışırken oracıkta ölmüş. En yakın dostunu kaybeden Gılgamış ise büyük bir üzüntüye kapılmış. Ulu Gılgamış o çok arzu ettiği ölümsüzlüğe erişememiş olsa da yolculuk sırasında yaşadığı deneyimler sayesinde büyük bir dönüşüm geçirmiş. Şefkati, yoldaşlığı ve hüznü deneyimlemiş bu macerada.
yolculuğunun sonunda hükümdarlığına bambaşka bir lider olarak dönmüş Kılgamış. Bu elbette bir destan arkadaşlar. Fakat insan doğası ve yolculuk yapmak üzerine pek çok felsefi fikir edinmemizi de sağlıyor. Tabii ki yolculuk üzerine yazılmış daha farklı eserlerden de bahsedebiliriz. Mesela yine benim hemen aklıma gelen Amerikalı yazar Jack Kerouac'ın 1957 yılında yayınlanan ve Beat kuşağının ilk örneklerinden olan ''Yolda'' adlı kitabı geliyor.
Dean Moriarty ve Sal Paradise'ın otostop ve trenle Amerika'ya dolaşmasını anlatıyor bu hikaye. Yolculuk yapmanın özgürleştirici gücünü çok güzel yansıtan bir eser bu. Ancak bu noktada ben size başka bir hikaye daha anlatmak istiyorum. Amerikalı yazar Ralph Waldo Emerson'ın hikayesini. Hani bölümün başlarında bir sözden bahsetmiştim ya size. Önemli olan varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir diye. İşte bu söz Emerson'a ait. Avrupa seyahatleri esnasında yazdığı, kendine güven adındaki denemesinde kaleme almış bu ifadeyi.
Kendisi de bir gezgin olan Emerson, bireylerin kendi iç gücüne, doğasına, sezgilerine güvenmesi gerektiğini söylüyor. Bu bilişsel süreci de bir yolculuk olarak tanımlamayı tercih ediyor. Kişilerin toplumun standartlarına bağlı kalmaktansa kendi iç gerçeğiyle bağlantı kurmasını önemsiyor. Emerson'a göre kendi düşüncelerimize inanmalıyız ve toplumun kabul etmediği fikirleri dahi cesurca savunmalıyız. Ancak bu şekilde kendi potansiyelimizi keşfedebiliriz ve içsel yolculuğumuzu tamamlayabiliriz.
Elbette sizlere toplumu tamamen yok sayın, sadece bireyci düşünün gibi bir şeyleri söylemeye çalışmıyorum. Bu zaten biraz gerçeklik dışı bir tavsiye olurdu. Neticede birlikten kuvvet doğar. Bunu asla unutmamamız lazım ama kendi içsel yolculuğumuza, kendi hislerimize, kendi düşüncelerimize de Galiba biraz az değer veriyoruz. Onlara da daha fazla kıymet vermeyi ihmal etmemeliyiz. Kendimizi gerçekleştirememezsek eğer içinde yaşadığımız topluma da hizmet edemeyiz. O yüzden bu son derece önemli. İşte tam zamanında biz de yolculuğumuzun sonuna vardık. Tabii ki nereye vardığımızın bir önemi yok. Önemli olan yolculuk esnasında birbirimizle paylaştıklarımızdı.
Önemli olan başlangıç noktasına bile dönsek, o yaşadıklarımızdan sonra onlardan bir şeyler öğrenip değişebilme becerisini ve esnekliğini ve bir de cesaretini gösterebilmekti. Arabadan inmeden önce size bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Yolculuk yapmak için illa da bir tatile çıkmanıza gerek yok. Uzaklara gitmek, büyük maceralara girişmek filan öyle şart değil. Tamam kabul gılgamış gibi dev canavarları alt etseniz bu epey havalı gözükürdü ama yolculuk yapmanın kesin bir şartı ya da kuralı yok ki.
Evet de bu yolculuk meselesini çok basit bir şekilde de uygulayabilirsiniz. Mesela flaneurluk ya da flaneuzluk yapabilirsiniz. Yani sokaklarda amaçsızca yürüyüp etrafta olup bitenleri seyredebilirsiniz. Tıpkı Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabındaki Bay C karakteri gibi yaşadığınız şehrin sokaklarında dolaşabilirsiniz. Hiç gitmediğiniz semtleri, hiç görmediğiniz sokakları inceleyebilirsiniz.
Bu da özünde bir yolculuktur. Ve bu yolculuk da hiç beklemediğiniz bir deneyim yaşamanıza vesile olabilir. Tek ihtiyacınız yeni deneyimlere açık olmak ve biraz da merak duygusu. Hepinize şimdiden keyifli yolculuklar.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.