Podcast

78 - Üçüncü Sanatın Perde Arkası (ft. Nora 2)

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir tiyatro oyunu sahnelenmeden önce neler olur? Oyun, seyirciyle buluşmadan önce nasıl bir hazırlık süreci gerçekleşir? 111 Hz'in yeni bölümünde bu sorulardan yola çıkarak, Nora 2 oyununun provasına misafir oluyoruz. Oyunun yönetmeni Saim Güveloğlu ve oyuncuları Tülin Özen, Tansu Biçer, Zeynep Çötelioğlu ve Nihal Geyran Yoldaş ile Alan Kadıköy'de buluşuyoruz. Bir hikayeyi yaşamanın inceliklerini, onlarla birlikte deneyimliyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Dış Kayıt: Cemre Dalyan

Yapımcı: Podbee Media






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.968 kelime · ~25 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Mis gibi deniz havası. İşte bu yüzden vapurla seyahat etmek çok güzel bir şey. İnsanın ufkunu açan, içini ferahlatan bir yolculuk deneyimi bu gerçekten de. Muhtemelen şaşırdınız. Neden bir vapurdayız ki şu an diye soruyorsunuz kendi kendinize. E bir sebebi var elbette arkadaşlar. Bugün farklı bir 111 Hertz bölümün için buluştuk. Yolculuğumuzun ilerleyen dakikalarında size bir sürprizim olacak.

Onun için Kod B'nin Galata'daki stüdyosundan Anadolu yakasına, alan Kadıköy sahnesine doğru yola koyulduk. E madem hazır yoldayız, gelin önce bu bölümü yapma motivasyonumuz hakkında konuşalım biraz. Bildiğiniz üzere 111 Hertz'te birçok farklı sanat disiplinini inceledik bugüne kadar. Sanatın neleri değiştirebildiğinden, insanlara nasıl ilham verebildiğinden bahsettik. Bunu yaparken de çoğunlukla hikayeler yardımcı oldu bize. Onların aracılığıyla bir şeyler öğrenmeye çalıştık, merak duygumuzu harladık, yeni bir bakış açısı edindik belki de.

Transkriptin tamamını oku

Aramızdaki iletişimi sağlayan araç oldu anlattığımız bu hikayeler. Bir şeyler paylaşabilmemizi, birlikte düşünebilmemizi sağladılar. Fakat bunca bölüm boyunca pek de değinmediğimiz bir sanat disiplini var ki bu hikaye anlatmanın en etkileyici yöntemi olabilir. Üçüncü sanattan, yani tiyatrodan bahsediyorum.

Tiyatro sadece bir hikaye anlatma biçimi değil bana kalırsa. Metinde yazılan karakterleri söylemleriyle, düşünceleriyle ve tavırlarıyla benimsemekten, o karakterleri canlı performans esnasında ete kemiğe büründürmekten bahsediyoruz sonuçta. Başka bir deyişle hikayenin ta kendisi olmaktan. İşte bu bambaşka bir mesele. Tam da bu nedenle tiyatro sanatı hakkında konuşacağız bugün.

M.Ö. 5. yüzyıldan beri insanlığın üretmeye devam ettiği bir sanat dalı bu. Sahnelenen ilk oyuna dair net bir bilgi olmasa da tarihçiler tiyatronun Antik Yunanistan'da hayat bulduğunu tahmin ediyor. Bu dönemde Atina'da Dionysia adı verilen festivaller düzenlenirmiş. Tragedya ve komedya gibi farklı türlerde oyunlar sahnelenirmiş burada.

Aeschylus'un Oresteia'sı, Sophocles'in Kral Oedipus'u, Euripides'in Medea'sı ve dahası. Bunlar Dionysa'daki festivallerden günümüze dek ulaşan en ünlü tragedyalardan bazıları. Evet, vapurumuz da kıyıya yanaştı bu arada. Nihayet Kadıköy'e vardık. Nihayet dememin sebebi vapurdan sıkılmam değil tabii ki. Vapurla saatlerce yolculuk yapabilirim. Trenle de yapabilirim. Neyse. Nihayet diyorum çünkü sürprizimize epeyce bir yaklaştık. Fakat biraz daha sabretmenizi rica edeceğim sizden.

Neyse ne diyordum? Tiyatrodan bahsediyordum değil mi? Sahne sanatlarının en eskisi söz konusu olunca anlatılabilecek hikayelerin sayısı da tabii böyle sonsuza doğru gidiyor. Ben de size sevdiğim bir tiyatro oyununun hikayesini ya da onun yazılış öyküsünü anlatabilirdim elbette. Fakat zaten açıp okuyabileceğiniz ya da zaten gidip izleyebileceğiniz bir oyunun hikayesini anlatmak biraz da kolaya kaçmak olur gibi geldi bana. O yüzden bugün bir tiyatro oyununun Nora 2'nin sahne öncesi provasını ziyaret edeceğiz birlikte. Provayı izleyeceğimiz alan Kadıköy'e varmadan önce biraz da bu Nora 2'den bahsedeyim ben sizi.

1879'da Norveçli yazar Henrik Ibsen'in kaleme aldığı Nora, bir bebek evinin devamını konu alıyor bu oyun, Nora 2. Ibsen'in yazdığı metnin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk ediyor. Amerikalı oyun yazarı Lucas Hinnatt tarafından 2017'de yazılmış bu devam oyunundaysa, Nora 15 yılın ardından terkettiği eve geri dönüyor. Nora'nın geri dönüşüyle terkettiği eşi Thorwald'la 15 yıl önce yapamadığı tartışmayı gerçekleştirdiklerine şahit oluyoruz. Evlilik, farklı insan karakterleri ve toplumsal kabuller tartışılıyor bu oyunda.

Oyunun başrollerinden Nora'yı Tülin özen, Thorwald'i de Thansubi Çer canlandırıyor. Derken alan Kadıköy'e de vardık. Heh, Tülin de geliyor. Hoş geldin. Hoş bulduk Tülin. Şu anda oyun öncesi prova halimize geldin. Ve Nihal mesela çubuğu keparak ısınıyor şu anda oyun öncesi. Herkesin başka türlü ısınmaları var. E hadi o zaman, düşelim Tülin'in peşine.

Bu arada şimdi ısınmasını dinleyeceğimiz Nihal Geyran Koldaş oyunda Anne Mary'i canlandırıyor. Kendisi aynı zamanda oyun metnenin ve çevirmenin. ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak adlandırılıyor.'' ''Bu hareket ışık olarak

Tam olarak neydi bu ısınma esnasında yaptığınız şey Nihayla Hanım? Şöyle Qi Gong yapıyorum. Normalde her gün yapmaya çalıştığım bir şey. Oyun öncesinde de ısınırken çeşitli Qi Gong örneklerimle bir ısınma şey, rutini oluşturdum. Onu yapıyorum. Arkasından da birazcık ses açıyorum.

O zaman daha rahat hissediyorum oyuna girerken. Konsantrasyon için yaptığınız bir ısınma tekniği değil mi bu? Doğru mu anlıyorum? Yani dış dünyadan kopup birazcık kendi içinde olmak, biraz esneklik. Biraz müzik de kullanıyorum. Müzik de böyle beni bir havaya sokuyor, öyle. Teşekkür ederiz. Biz İsim'i sizi oyun öncesi daha fazla meşgul etmeyelim. Gerçekten de enteresan duyuluyor değil mi Nihal Hanım'ın yaptıkları? Oyun öncesi bir çeşit ritüel gibi aslında.

Bırak beni! Bırak beni! Bu ne ya? Teşekkür ederim.

Zeynep'le ben yapıyoruz bunu bazı yerde. Sesimizi biraz öne aldığımız bir şey oluyor. Değil mi Zeynep? Neden böyle ısınıyoruz biz? Sesimizi niye böyle ısıyoruz? Bu Luxox borusu sıvıyla temas ettiğinde ağzımızın içinde ses tellerini yumuşatıyor. Ve sesimizi açmamıza sebep oluyor. Daha gür ve daha uzağa ve belli bir alana yayılması için yapılan bir egzersiz.

Evet aslında normalde seslerlerini ısıtmak gerekiyor. Onlar kas gibi çalıştığı için. Su olunca aslında somut bir şeyi hareket ettirerek çalıştırıyorsun. Yani gerçekten kas çalışıyorsun. Hafif bir ağırlıkla kas çalıştırır gibi anladın. Ve daha bir taraftan da rahatsız etmiyor. Çok doğru çalıştırıyor. En doğru sesi çalıştırma yollarından biri. Sesi bayağı önüne taşıyan bir şey. Seslerlerinin tamamen yapışmasını sağlıyor. Hiçbir hava bırakmadan. Vay! Bu Lex Vox tekniği epey ilginçmiş. Ben bunu araştırmak için kenara not ettim bile. Bu arada Zeynep Çötelioğlu'nun Nora'nın kızı Amy karakterine hayat verdiğini de hatırlatayım size. Hikaye akışına yön veren bir rolü var kendisinin. Ezber. Hadi. Merhaba. Merhaba. Ben Amy.

Senin kızının. Biliyorum. Tanıştığımıza memnun oldum. Bak lafa daldım. Tülin ve Zeynep provaya başlamışlar bile. Gelin bir yere oturup dinleyelim. Bakalım neler duyacağız. Heyecanlı. Ne? Seninle buluşmak yani. Evet evet. Seni hiç hatırlamıyorum. Sana karşı bir düşmanlığım da yok. Onu unuttun. Aa. Evet. Eğer merak ediyorsan söyleyeyim sana karşı bir düşmanlığım da yok. Bunu duyduğuma da çok sevindim. Heyecanlı. Evet. Seninle buluşmak yani.

Amy ve Nora'nın birbirleriyle tanıştıkları sahne epey ilgi çekici bence. 15 yıl sonra birbirleriyle yeniden tanışan bir anne kızın hayata bakış farklılıklarını, birbirlerine olan yaklaşımlarını görebiliyoruz böylece. Ay yapmayın, sen evlilik hakkında ne biliyor olabilirsin ki? Hiçbir şey. Evet, sen gittiğin için evliliğin ne olduğunu, neye benzediğini hiç...

Nora 2 gerçekten de çok kişisel çıkarımlar yapabileceğiniz bir metne sahip. Biz bugün sadece bir kısmına tanık olabiliyoruz fakat oyunun bütününde sizi düşünmeye yeten çok fazla detay var. Mesela Amy ve Nora'nın bu sahnesi üzerinden ebeveyn sorumlulukları üzerine çok güzel bir tartışma açabiliriz. Aynı şekilde Nora ve Thorwald'ın diyaloglarında da farklı insan kişilikleri ve ilişkiler üzerine bir sohbet gerçekleştirebiliriz.

Ah bakın ben konuşurken bu sefer de Tülin ve Tansu provaya başlamış. Nora ve Thorwald'in tartıştıkları sahnenin üzerinden geçiyorlar şu anda. Hadi onları dinleyelim şimdi. Ben bunu hiç beklemiyordum. Tamam istediğin kadar baktım ben burada oturup bekleyebilirim. Yani bunu düşündüm tabii daha önce ne hissedeceğimi. Yani seninle karşılaşırsam, sokakta karşılaşırsam ne hissedeceğimi düşündüm tabii daha önce. Ne hissediyorsun? Sarsıldım. Ellerim titriyor, bacaklarım da.

Tamam, o zaman şöyle yapalım. Ben şimdi gideyim, daha sonra tekrar geleyim. Neden buradasın? Yok yok, doğru bir zaman değil aslında.

Bu sahne çok etkileyici duyuluyor değil mi? Hora ve Torvald'in resmi anlamda bitmemiş evlilikleri üzerine yaptıkları tartışma hikayenizin de ana konusu. Seyircilerin bu sahneye nasıl bir tepkisi olacak acaba çok merak ediyorum. Ben sana bunu yaptım zaten tam 15 sene önce tam burada onu yaptım. Hayır canım 15 sene önce olan, madem o konuyu konuşmak istiyorsun konuşalım. 15 sene önce olan şuydu. Karşımdaki dimi yaşadığın o müthiş aydınlanmayla ki ben o zaman da öyle düşünmüştüm hala öyle düşünüyorum kesinlikle söylediklerinde haklılık payı vardı.

Tansu repliğinin bir noktasında takıldı. Fakat Tülin hemen o noktada devreye girip Tansu'ya repliğini hatırlattı. Bakın arkadaşlar bu an tiyatronun da bir takım oyunu olduğunu çok iyi gösteriyor bize. Sadece kendi repliklerine değil tüm metne hakim olmaları gerekiyor. Rol arkadaşının arkasını kollamaları gerekiyor. Yolda gelirken hikayenin ta kendisi olmak demiştim ya işte biraz da bundan bahsediyordum.

Nasıl oluyor? Evet, nasıl oluyor? Tamam, ben de bir şey yaptım zaten. Benim yaptığım bir şey de bu kapıdan çıkıp gitmekti ve inan bana o bir şey hiç de öyle kolay değildi.

Gerçekten harikaydı. Prova ve ısınma kısmı böyleyse oyunda nelerle karşılaşacağımızı çok merak ediyorum. Yalnız size bir sorum olacak arkadaşlar. Siz prova yaparken bir şey dikkatimi çekti. Sahnenin etrafında dolaştınız. Hatta seyircilerin oturduğu yerlere dahi çıktınız. Böyle mi prova yapmak gerekiyor ya da bu şekilde prova yapmanızın özel bir sebebi var mı?

Yani aslında biz bu oyunu iki senedir oynuyoruz. Bizim burada ve her hafta oynuyoruz. Dolayısıyla ihtiyacımız ezber almak değil. Yani ezberimizi tazelemek için yapmıyoruz. Ezberimiz zaten var. Sadece ezber aldığında seni daha fazla o oyunla ilgili bugüne kadar yaşadığın her şeyin içine daha fazla sokuyor. Sana daha fazla anıya çağırıyor.

Oyunun hikayesiyle ilgili anlattığın şeyleri daha kolay hatırlamanı, daha çabuk içine girmeni sağlıyor. Zaman kazandırıyor aslında sana biraz. Bir köşeye çekilip konsantre olmak gibi değil yani. Hem de somut bir şey. Yani bir ezber geçiliyor, bir şeyler konuşuluyor. Dolayısıyla da aslında biraz konsantrasyonun, konsantre olmanın bir parçası bir yandan. Bir yandan da senin mekanla olan ilişkini belirleyen de bir şey. Yani bunu dolanarak almak kısmını anlatıyorum şimdi. Bu biraz mekanla ilişkimizi belirleyen bir şey. Çünkü biz oyunları değişik mekanlarda oynuyoruz. Bazen İtalyan sahnede oynuyorsun. Bütün seyirci karşında oluyor. Alan Kadıköy'de oynuyorsun. Dört tarafında seyirci oluyor. Bahçe Galata'da oynuyorsun. Üç tarafında seyirci oluyor.

Ama seyircinin mesafesi daha yakın oluyor mesela. Şimdi öyle durumlarda ister istemez şeyin değişmesi lazım. Senin ilişkinin değişmesi lazım. Çünkü biz tiyatroyu şey gibi yapmıyoruz. Ben oynarım insanlar seyreder gibi bir yerden yapmıyoruz aslında. Seyirciyle birlikte yapıyoruz.

Seyirciye dönüp konuşmasak bile seyirciyle birlikte yapıyoruz. Dolayısıyla onlarla birlikte içinde bulunduğumuz mekanın farkında olmamız gerekiyor, onu biliyor olmamız gerekiyor, oradan ilişki kurmamız gerekiyor. Biraz bunu sağlayan bir şey. Dolandığın zaman da biri bir uca, diğeri diğer uca gittiği zaman da o mesafenin real boyutu hakkında kendine bir şey atıyorsun aslında beynine.

Sonra onu beynin işliyor ve onu oyunda kullanıyor aslında bir şekilde. Böyle tarif edebilirim. Aslında prova yaptığın her şey vücut hafızasına ya da bir hafızaya atmak. Oynarken de bu hafızayı hatırlıyorsun aslında. Şu anda seyirci benden o kadar uzakta. Yani kendin o seyirciyle kendi arandaki mesafeyi biliyorsan, bir kere gördüysen, oradan o sesin nasıl algılandığını, o sesin nasıl alışveriş yaptığını duyuyorsan, onu aslında hatırlar bir hale geliyorsun ve sporcu gibi çalışıyorsun aslında yani. Sesini oraya atman gerektiğini bu sahnede, şu anda bu sahnede oynuyorsak, bu sahnenin kondisyonları böyle, ona göre ben de olmalıyım dediğim bir şey var.

Yani maçtan önce ya da işte çıktığım müsabakadan önce, çıkmadan önce bir de onlar da çıkar ya, bir bakarlar. Seyirciye bakar, ortama bakar, şeye bakar. Çünkü aslında evet onunla beraber yapıyorsun. Asla hiçbir şeyde, performans gerektiren hiçbir şeyde sen yapıyorsun, onlar seni seyretmiyor. Sinema falan hariç. Çünkü o başka bir zamanda çekiliyor, başka şekilde kurgulanıyor falan filan.

Ama canlı performanslarda her zaman salonun farkında olmak, seyircinin farkında olmak çok önemli. Dolayısıyla da ezberi biz biraz onu ısıtmak için kullanıyoruz aslında. Yoksa hatırlamak için kullanmıyoruz. Bu deneyimi bizimle paylaştığınız için sizlere çok teşekkür ederiz arkadaşlar. Bizim için hem çok ufuk açıcı hem de çok keyifli bir tecrübe oldu. Oyunun başlamasına da çok az bir zaman kaldı artık. Biz ismi sizi bırakalım da rahat rahat hazırlanın. Oyunda bol şanslar.

Gerçekten de harika bir deneyimdi bu. Biz genelde bir sanatsal üretimin son halini görüyoruz, bitmiş halini. En hazır şekliyle tecrübe ediyoruz bu eserleri. Fakat bugünkü prova deneyimi gerçekten de yani işin mutfağında, atölyede neler olup bittiğini anlamamızı sağladı. Oo, izleyiciler de Alan Kadıköy'e gelmişler bu arada. Şu an Fuaye alanında çok güzel bir kalabalık var. Az önce Tansu seyircinin ruh halinin de ne kadar önemli olduğundan bahsetmişti. Bakalım bu akşam nasıl bir seyirci olacak?

Neyse bak yine lafa daldık, oyun başlamak üzere. Biz de gidip koltuktaki yerlerimizi alalım hemen. Hoş geldin Barış. Teşekkür ederim Derya, hoş bulduk. Az önce duyduğunuz kişi Derya Şahan'dı bu arada. Kendisi Nora 2 ekibinin sahne amiri. Provadan sahneye kadar oyundaki tüm süreci o koordine ediyor. Neyse neyse, oyun başlamak üzere. Biz şimdi bölümümüze biraz ara verelim. Oyun bittiğinde Nora 2 hakkında konuşmaya devam ederiz.

Bölümün en başında bahsettiğim o hikayenin ta kendisi olma durumu var ya, işte onu çok iyi gözlemleyebileceğiniz türde bir oyun bu. Sadece 10-15 dakika önce gördüğüm insanları bambaşka biri olarak izlemek gerçekten de ilginç bir deneyim oldu benim için de açıkçası. E madem bu kadar güzel bir ekibi yakaladık, oyundan sonra onlarla kritik yapmadan olmaz değil mi? Şimdi yanımda Tülin Tansu ve oyunun yönetmeni Saim Güveloğlu var. Hiç uzatmayıp hemen ilk soruyla başlıyorum. Ben bu bölümün başında tiyatroyu bir hikaye anlatımından çok hikayenin kendisi olmak, hikayeyi yaşamak olarak tanımlamıştım arkadaşlar. Peki sizin tiyatro yapmaktaki ana motivasyonunuz nedir? Bunu da merak ediyorum.

Birebir aslında az önce söylediğin şeyin yani bir hikayenin anlatıcısı olmaya tamam dediğim yerden öncülük yapıyorum. Bundan hoşlanıyorum ve bu hikayenin anlaşılabilir olması, her açısından anlaşılabilir olması, artistiyle eksisiyle anlaşılabilir olması, soru sorduruyor ya da soru sormaya açık bir hale getiriyor olması bir karakterin yaşadıklarının ya da düşüncelerinin ya da duygularının nasıl diğer seyircilerde yansımaları olabileceği hatta bununla ilgili yanında ya da karşısında durarak neler düşünebilecek, neler hissedebileceklerine dair bir anlatı oluşturuyorum kendim oyunculuk yaparken. Oyunculuk yaptığım yerden bunu söyleyebilirim senin soruna dair ama belki daha büyük bir çapta sahip konuşabilir. hep sinemada ya da roman yazdıysanız olmuş bitmiş bir şeyi teslim ediyorsunuz alıcı kişiye. Tiyatroda o bakımdan henüz tamamlanmamış bir şeyi aslında. Yani son halinden emin olmadığınız bir şeyi gösteriyor oluyorsunuz. Bu herhalde oyuncular için biraz heyecan verici bir şey. Çünkü onlar da bilmiyorlar aslında tam olarak nasıl gerçekleşeceğini.

Yönetmen açısındansa biraz riskli bir şey. Çünkü sinema yapıyor olsanız kurguda son halini verip, seyirciye bakın ben bunu yaptım, buyurun bunu izleyin diyebiliyorsunuz. Tiyatroda ama o anda oyuncuların o günkü ruh haline göre, o günkü aralarında gelişecek ilişkiye göre, seyirciyle gelişecek ilişkiye göre değişen böyle bir canlı bir organizma var. Bunun iki tarafı var bence dediğim gibi. Bir yönüyle evet bu yüzden yapıyor oluyor birçok kişi. Bunun keyfi için yapıyor oluyor.

Ama yönetmen tarafından da her zaman bir risk var. O yüzden belki birçok yönetmen şeyi de çok sevmiyor. Yönettiği oyunları izlemeyi de çok sevmiyor. Çünkü o anda bir müdahale şansınız da yok. Ama bu yüzden de keyifli, zevkli herhalde. Yani o açıdan seyirciyle o anda gerçekleşen bir olay tasarlıyorsunuz aslında.

Öngörüleriniz oluyor, şöyle olursa böyle olur. Bu oyuncular açısından şöyle sinir bozucu olabiliyor, eğer oyunları izlemeye devam eden bir yönetmenseniz de yeni talepleriniz olabiliyor. Oyuncular, ya biz 30 gün böyle prova yapmamıştık, nereden çıktı şimdi bu diyebiliyor ama siz de ancak o seyirciyle karşılaştığında onun çalışmadığıyla yüzleşmiş olabiliyorsunuz. Aslında o açıdan biraz yönetmenin kendi önemsizliğini de kabul etmesi gereken bir tarafı var bence tiyatronun. Eğer buna açık bir tiyatro yapıyorsanız bazı tiyatrolarda bayağı sinema gibi sabitlemeye çalışıyor kendisini. Bizim adımıza Nora'da hiç böyle bir şey çalışmadık. Tam tersine tam da o günün rastlantısallığına bırakabilecek bir reji var. Seyirciden gelen etkiye göre bayağı değişebilecek bir yapı var oyunda. Yapmak istediğimiz şey de biraz böyle bir şey. Hatta şeyi de konuşuyoruz, daha fazla seyirciyi nasıl katarız, onu da konuşuyoruz aslında.

Aslında ben de tam işte senin bahsettiğin bu konuya girmek istiyordum. Yönetmen denince ilk olarak aklımızda hemen sinema canlanıyor. Fakat sinemadaki yönetmenin hikayeye müdahale edebileceği çok geniş bir alan var. Tiyatroda ise hikayenin seyirciyle buluştuğu noktada yönetmenin böyle bir opsiyonu yok. Sonuçta biz bir tiyatro oyununda kestik diyen birini görmüyoruz. O yüzden şunu sormak istiyorum şimdi de. Ne yapar tam olarak bir tiyatro oyunu yönetmeni?

Yani tiyatro yönetmeni olmak bence biraz sinir bozucu açıdan. Eğer şey iseniz, kontrolcü biriyseniz... Mesela dün şeyi izledim, Nuri Bilge Ceylan'ın kamera arkası görüntülerini. Bayağı şeyden bahsediyor. Sinemanın en yaratıcı alanının kurgu anı olduğunu. Orada aslında sahneyi yaptığını. Çekerken de olabildiğince kurguya malzeme biriktirdiğini söylüyor. Ve son halinden şeye kadar, videonun hızına kadar emin oluyor. Tiyatrodaysa bu kontrolü bırakmak gerekiyor sanıyorum. Ama tiyatroda yönetmen ne yapıyor derseniz, hani metnin dramaturgisi nasıl anlatılacağı... Aslında pek çok şey aynı ama şansı yok tiyatroda yönetmenin. Arkadaşlar budur, her akşam bunu oynuyoruz deme şansı yok. Buna uğraşan yönetmenler var ama. Daha eşlikçi gibi aslında değil mi? Yani prova sürecinde oyuncular hep bir arada sürekli bir şeyleri tekrar ediyorlar ama bu tekrarlar hiçbir zaman bir önceki gibi olmuyor. Her zaman değişikliğe açık. Bu değişikliklerin hepsine şahit olan, ilk şahit olan, bu değişikliklerde yaşanılacak sıkıntıları çözmeye çalışan ya da işte ne bileyim bunu oyuncuların yüzüne vurmayan, vurmanın yolunu bulan, falan gibi bir eşlikçi aslında. Yani evet şey doğru bence. Yani sinema yönetmenin sanatıdır, tiyatro oyuncunun sanatıdır. Bir bakıma doğru oluyor çünkü ilk oyundan itibaren oyuncuyla seyirci arasına gerçekleşen bir olay var. Ama bunun kabul edilmesi ve buna göre tasarlanması herhalde yönetmenin becerisi. Çünkü bazı yönetmenler de bunu kabul etmeyip hani sinema gibi yaklaşıp olaya canlılığını öldürebiliyor oyunu. Ya da oyuncuların canlılığını öldürebiliyor. Oyuncuların risk alma ya da yaratıcı olma kapasitesini çok sınırlandırabiliyor.

Biraz herhalde cesaretlendirmek, o karşılaşmanın her gece biricik olması yönünde bir alan açabilmek. Herhalde asıl zorluk buradadır diye düşünüyorum. Yani asıl tiyatro yönetme için zorluk herhalde geri çekilmekte. Peki bu söylediklerinizden yola çıkarak bir tiyatro eserinin oynadıkça daha iyi bir hale büründüğünü söyleyebilir miyiz? Yani her oyun bir öncekinden daha iyi olur, sahnelenen en son oyun en iyisidir gibi bir iddiada bulunabilir miyiz?

Yok, hayır. Arada bir sürü güzel oyun, daha açık oyun, daha kapalı oyun, seyircinin daha katıldığı oyun, katılmadığı ama daha çok şey düşündüğü oyun, daha çok şey hissettiği oyun, bir sürü her gece başka bir oyun oluyor aslında. Biri birinden daha iyi, bizim çok iyi hissettiğimizde seyirci o kadar iyi hissetmiyor. Seyircinin bayıldığı şeyde biz bazen ya bugün de tam oldu mu bilmiyoruz diyebiliyoruz. Çünkü gerçekten

Seyircinin hissettiği şey ayrı, bizim içinde yaşadığımız şey ayrı. O anlamda da bence hayata çok benziyor. Sen bir şey anlattığını zannediyorsun ve gerçekten karşıdakinin anladığı kadarsın gibi bir hikaye var. İşte herhalde yönetmenin deminden beri dediğimiz şeydi o anlaşılabilmenin açıklığını sağlamak. Nerelerde nasıl anlaşılma ihtimallerimiz var? Bu ihtimaller üzerine yani Sami'yle en çok yaptığımız şey herhalde o oldu. Bunu böyle yaptığımızda böyle anlaşılır ve şu karaktere yıkılır. Nora'da birazcık öyle bir durum var çünkü. Biraz taraf değiştirebiliyorsun oyunu izlerken, en keyifli kısmı da o. Herhalde en çok ona çalıştık, bu sahne kime yıkılıyor, kim daha güçlü kalıyor, kim daha güçsüze çekiliyor, kimin lafı dinleniyor, kimin lafı dinlenmiyor, dengelerini oturtmak. Ama iyi oyun ya da en son oyun en iyisidir diye bir şey yok. Mesela işte bugünkü oyunda direkt bir seyirci lafa girdi, evlilik tır adının sonunda. Öyle olunca sadece beni etkilemiyor, diğer seyircileri de etkiliyor. Kendi başında düşünmek isteyen bazı evliliği seven insanlar bir anda o kadına gıcık oldular. Ben onu hissediyorum. Dolayısıyla mesela bugünkü oyunun seyirci tarafından algılanması oyunculardan da bağımsız başka bir hal aldı.

O girer girmez, çünkü biri var ki evli, ben sevmiyorum diye verdi yani oyunun 10. dakikasında, hadi bakalım. Şimdi ben böyle bir ortamda oyun izleyeceğim diyor. Bu çok güzel bir şey çünkü hep beraber yaşıyoruz. Sen de artık o aldığın tepkiyle oynamaya devam ediyorsun aslında. Evet, ben de şimdi hem o tepkiyi benim oynadığım karakterle birebir bir şey söyleyen bir seyirci olduğunu biliyorum. Ama bununla beraber izleyecek olan seyirci olduğunda ve oyunun daha bir sürü yeri açılacağını da biliyorum. Dolayısıyla ben de orada başka bir şey alıyorum tabii ki. Nora'nın söylediklerinin daha da anlaşılır kalacağı bir yerde kalmalıyım diyorum. Ben de bir şekil alıyorum. Dolayısıyla mesela bugünkü oyun gibi bir oyun hiçbir zaman olmadı. Ama bunun gibi bir sürü oyunda oldu. Hani olmadı demiyorum ama mesela bu günkü deneyim bugüne ait. Daha iyi ya da daha kötü diye de bir şey söyleyemiyoruz.

Oyunda benim bir şey daha dikkatimi çekti. Bu Nora ve Thorwald'in hararetli bir şekilde tartıştığı sahneler vardı. Oralarda ara ara seyirciye döndüklerini, onlara seslendiklerini ya da onlara sorular yönelttiklerini gördük. Hatta Tülin'in de hatırlattığı gibi bizim izlediğimiz oyunda bir seyirci Nora'ya yanıt bile verdi.

Bu tip durumlarda ne yapıyorsunuz? Yani böyle etkileşim, interaktivite olduğunda, metinden koptuğunuz anlarda geriye dönüş nasıl oluyor? Var mı bu durumlara göre acil durum planlarınız? Onu birebir hani burada böyle bir cevap gelirse diye hesaba katmıyoruz aslında. Yoksa seyircinin konuşmasını bekliyoruz bir yandan içten içe. Konuşursa ne yapacağımızı bilmeden bir yandan da. Ama oyunu çalışırken de öyle çalıştık. Biraz bir forum havası oluşturmaya çalıştık. Orada belki içeri girer seyirci, belki bir şeyler söyler. Onlara ne yaparız? Üzerine böyle bir hepimizin bir fikri var ama hani buna karşı bir taktik geliştirmedik. Öyle olduğu anda sen şunu yaparsın, sen bu konuya girersin gibi bir şeyimiz yok. Yani hiç hazırlıklı değiliz gerçekten. O yüzden de biz de çok hani o an insiyarki bir tavır gösteriyoruz orada. O galiba benim tarafımdan bir şey söylemişti doğru hatırlıyorsam. Sen gelmeden önce bizim Nihal ile sahnemizde. Yok bir tane kadınlar erkekleri çekici bulacak mı eğer böyle olursa? Hayır dedi bir tane kadın. Sonra da seni okeyledi evet. Ha tamam. Ama ilk Nihal ile bizim evlilik tradını olduğu yerde. Evliliği bitirelim dediğim yerde evet gibi bir şey oldu. Mesela bana hayır dediği yerde ilk sesi çok küçük çıktı ve ben de ha bak gördün mü dedim tülüne. Bak benim tarafımda biri var burada dedim. Tülünde ona döndü. Ona dönünce tülüne daha yüksek onu bir daha söyleme ihtiyacı duydum. İçine de kapanabilirdi. Geri çekilebilirdi. Bir şey söylemedim yapabilirdi. Ama bunları yapmadı. Tekrar bir şeyi aynı şeyi tekrar etti. Daha kuvvetli bir şekilde. Bununla diğeri arasında da fark var. Yani kendini kapatmasıyla ya da daha fazla açmasıyla arasındaki fark da bizim için bir değişiklik. Dolayısıyla bir hazırlık yapmamızın anlamı yok aslında böyle bir duruma. O yüzden de geldiği yerden ne olacaksa olacak yani. Bizim en büyük şeyimiz o anda bir oyun oynadığımızı unutmuyor olmamız. Bunu da seyirci de unutmuyor aslında. En büyük şeyimiz o oluyor herhalde değil mi? Yani Simon CD'de daha çok katılsınlar zaten. Evet. Değil mi? Evet. Yani orada zaten tasarlasak olmaz. Olmayacak bir şey var yani.

Nora 2 seyircinin de taraf olabileceği bir oyun bence. Seyirciler içinde Nora'nın ya da Thorwald'ın tarafını tutanlar oluyor mu? Mesela bugün izlediğimiz oyunda seyirci biraz daha Nora'ya hak veriyor gibiydi. Siz nasıl tepkiler alıyorsunuz? Gece olarak olmuyor ama ben Thorwald'cıyım diyen bir sürü erkek var ama hiç kadın yok.

Hiç kadın olmuyor mu ya? Olmadı. Yani bir iki kişi oldu ama onların da yaşları biraz büyüktü. Ve şeydi yani aslında hoş gördüler. Yani onun düşüncesine katılmadılar ama bir erkeği anladıkları yerden hoş gördükleri gibi değil aslında. Ama o da bence yaşla alakalı bir şey. Aslında. Enmeriye yakın bir şey o zaman. Aslında evet. Biraz öyle bir daha şefkatli bir şey. Şey değil yani. Fikrine katılmak gibi değil aslında.

Onun da en büyük etkisi tabi ki Nora ile Thorwald'in son sahnede artık birbirlerine bir şeyleri açmış olmalarıyla alakalı bence. Mesela ilk sahnemizle kessek oyunu, bence hiç Thorwald çıkmaz yani. Bence orada şey oluruz ama o son sahnede bir şeyler daha açılıyor adam adına, bence o biraz etkiliyor. Ama erkeklerde şey var, o da Thorwald'in fikirlerine katıldıkları için değil, Nora'ya katlanamadıkları için aslında.

Nora'nın düşüncelerini, Nora'nın kendi fikrini bu kadar açık ifade edebilmesine katlanamadıkları için bence Thorwald'cı oluyorlar. İlk zamanlarda bir seyirci vardı, tam boşanma harifesindeyim dedi, şu an boşanma sürecindeyim ve çok zor izledim oyunu dedi. Ama şunu gördüm dedi yani, evet abi herkes haklı dedi yani. Ne yapacağız bilmiyorum dedi. Hani burada boşanıyor olduğum için benim haklı olmam gerekiyordu. Ama evet o da haklı, o da haklı. Ailedeki diğer fikirler de haklı. Yani çok zor bir durum ya falan dedi. Böyle çok hüzünlüydü yani bunu söylerken. Peki çok kişisel olmayacaksa sizin kendinize daha yakın gördüğünüz karakter hangisi? Tansu olarak Noracıyım ben de. Noraya daha yakın düşünüyorum. Ya ben de Noraya daha yakınım.

Ben dördüyle de eşit mesafede diyebilirim ya. Yani şu anlamda hani... Herkesin kendi şartlarını düşünerek. Ya en uzak Enmeriye'dir herhalde ama yani Thorwald'in durumuna da Amy kızının durumunda da anlaşılmayacak bir şey görmüyorum yani. Benim için de ikinci Amy mesela. Kız çok haklı geliyor bana hakikaten o yalnızlık konusuyla ilgili.

Yani 20 yaşında geleceğin yalnız olacağını duymak zor bir şeydir herhalde ya da buna inanmak, böyle bir gelecek hayal etmek. O da ona savaşıyor tabii ki. Yani Thorwald açısından da başka hiçbir ihtimali düşünemeyen bir adam var. Yani hayatındaki bütün biz yoldaş, yol arkadaşı ihtimalleri kapanmış ve niyet bile edememiş birisi var. Yani o açıdan Thorwald'e de ben üzülüyorum yani. Bu noktada çok temel bir soru sormak istiyorum. Nora 2'yi sahneleme isteğinizin kaynağı neydi? Sizi bu hikayeye çeken şey ne oldu? Yani her şeyden önce bunun bir tartışma oyunu olması. Bütün dört karakterin de kendi adına sağlam bir yerden konuşabiliyor olması. Biraz Enmeri işte gerici muhafazakar da değil, gerici diyebileceğimiz bir pozisyonda. Eimi ve Thorwald daha muhafazakar bir pozisyonda. İşte Nora ise tam tersine çok daha onlardan ilerici diyebileceğimiz hani ana hatlarıyla ve... Ama bu şey değildi oyunda. Nora çok kuvvetli ve diğerleri çok zayıf yazılmış değil. Onların da gayet kuvvetli argümanları var. Ve bu argümanların tartışılması, seyircinin gözünün önünde, birçok kişinin bir taraftan diğer tarafa savrulması bize anlamlı geldi aslında. Yani tekstin içeriğiyle ilgili kısım buydu. Teknik olarak da Bahçe Galata'ya çok uygun bir metin. Salonda geçiyor olması, bir tane kapı, çok büyük bir kadrosunun olmaması, yani bizim açımızdan çok yapılabilir ve ilk oyun için çok uygun olduğunu düşündük. Çünkü tekstteki konular da herkesle ilgilendiren konular. Hem yaş skalası olarak herkese hitap ediyor. Üç kuşak var oyunda. Hem de içerik olarak aslında ilişkiler, özgür olmak, bağımsız olmak, birisine bağımlı olmak, evlenmek vs. çok kapsayıcı bir oyun olacağını düşündük ve Bahçe Galata'nın da ilk oyunu olacaktı. Aslında bütün bunlar bir araya geldi. Kast olarak da çok. Nora ve Thorwald, Tülim ve Thansu'ya çok uygun.

Aslında bunlardı ilk şeyler. Ama içerikle ilgili kısmı benim açımdan en fazla baktığım şey, bütün karakterler kendi adına konuşabiliyorlar mı aslında? Bir fikrin temsilcisi olmaktan öteye geçip canlı kanlı kendilerini savunabiliyorlar mı? Çünkü didaktikliği kıran biraz o oluyor. Hani eğer bir karakter çok yüceleştirilip diğerleri kötü olduğunda bu sefer seyirci zaten direkt pozisyonunu alıyor. Ya da şey de olabiliyor, bütün karakterler mağdur olduğunda da seyirci bu sefer oyundan yana oluyor zaten ve böyle bir şey durumu oluyor. Hep beraber bir, evet aynı fikirdeyiz gibi bir şey oluyor seyirciyle.

Buradaysa daha tartışma, seyircinin bir kısmının katılacağı, bir kısmının itiraz edeceği, dolayısıyla oyundan çıktıktan sonra da bunları sorgulamaya devam ettiği, bu potansiyeli taşıyan bir oyun olduğu için aslında. Bu oyunu farklı farklı yerlerde sahneliyorsunuz. 11 Haziran Pazar günü de Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde sahnelenecek. Bahçe, Galata veya bu alan Kadıköy'e kıyasla epey büyük bir sahneye taşıyacaksınız dolayısıyla. Bu sahnenin fiziksel koşulları, hikayenin akışını ve oyunculuklarını etkiliyor mu? Nasıl etkiliyor?

Alankadıköy'de oynadığımda ilk onu da biz sorguladık aslında. Hani ne yapalım? Bu kadar seyirci sayısını arttıralım mı diye. Orada ilk bir İtalyan sahne düzeninde oynadı. Orada biraz ilişkinin koptuğunu fark ettik seyirciyle. Ve meydan sahneye döndük. Dört tarafta seyirci. O aslında çalıştı. Değil mi? Oyuncularda iyi hissettiler. İtalyan sahnede aslında riskli bir şeyi var. Ama zorluya gittiğimizde, beraber sahneden baktığımızda oynayacağımız sahnenin

Yine büyük olsa da seyirciyle ilişki kurulabilecek bir sahne olduğunu düşündük. O yüzden aslında biraz da olur burada oynayalım dedik. Ama oynayınca göreceğiz herhalde tam olarak ne olduğunu. Oynadığımız zaman anlayacağız tam olarak ne oluyor. Ama zorlunun sahnesinin ben birçok İtalyan sahneye göre daha seyirciyle sahneyi birleştiren bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Öyle hissediyor insan yani. Sahneden seyirciye bakınca balkondaki bile sana yakın geliyor. Yani onun yüzünü gözünü seçebilirsin gibi geliyor.

Bu da şeyi sağlıyor aslında yüksekliği falan da iyi sahnenin. Evet. Dengeli bir şey yapılmış orada. Ben o yüzden iyi olacağını da düşünüyorum açıkçası. Ya bizim için çok keyifli olacak. Evet. Bence. Biz bahçede çünkü baya evimizde gibi oynuyoruz. Gelen de evimize gelmişler gibi bir his. Alanda bu sefer bütün bu konuyu bir foruma açıyoruz, hodri meydan hadi hep beraber konuşuyoruz gibi bir şeye dönüyor. Orada da seyircinin başka bir keyfi oluyor. Gerçekten işte bugünkü gibi oyunun içine hemen konuşabiliyor. Mesela bahçede evde izleyenler o kadar fıtursuzca, gene sesler çok geliyor bahçede biz açtığımız için ama böyle bir yükseklikten gelmiyor. Çünkü artık bir forum alanı.

Şimdi aslında oyun kendi yazıldığı sahnesine dönecek. Yani bir İtalyan sahne oyunu zaten ilk premierlerinde İtalyan sahnelerde yapmış. Dolayısıyla oyunun yapısı zaten oyunun en doğasına uygun yer İtalyan sahne anladığım kadarıyla. Bir forum gibi düşünmüş ama bir şekilde İtalyan sahnede oynanmış. Şimdi onu deneyimleyeceğiz. Daha önce deneyimledik de bu arada. Oluyor. Gayet de güzel oluyor ama zorla mesela daha da seyirciyi kapsayan bir sahne. O anlamda daha heyecanlı.

Biraz oyunun daha doğasına uygun bir yere gidiyoruz. Bizim zorladığımız ya da bizim esas sevdiğimiz yerden çıkıp oyunun doğasının gittiği yere doğru gideceğiz. Bence o anlamda çok eğlenceli olacak. Evet, belki sizi daha da zorlayabilecek bir seyirciyle ilişki, olumlu anlamda zorlayabilecek bir şey. Daha fazla davet etmenizi gerektirecek bir oyun olabilir yani. Evet, bazı şeyleri daha açarak yapmamız gerekecek işte. Mesela bahçede o kadar açmamız gerekmiyor. Bahçede çünkü göz gözeyiz gerçekten. Şu an burada nasıl konuşuyorsak bahçede de öyle konuşuyoruz seyirciyle. Alanda bir dört tarafa sesleniyor olmanın bir zorluğu var. Şimdi mesela İtalya'nda o zorluk olmayacak ama seyirciye uzak olacağız. Bunun deneyim olacak.

Ama ben, biz seviyoruz ya. Daha önce koyduğumuz oyunları da sahne değiştirdik, olduğu gibi değiştirdik. İki gün içinde bambaşka bir şey haline getirdik. Seyirciye de güveniyoruz. Bakış açımıza da güveniyoruz bence o anlamda. Bunu deneyimlemek bence güzel olacak diye düşünüyorum. Bu arada şeyde, Viyana'da İtalyan sahnede oynandı ki, Zorlu'ya göre çok daha zor bir sahneydi bence. Şey anlamında, Zorlu'da bir kucaklıyor gibi bir şeyi var seyircinin. Orada seyirci bütünüyle içindeydi. Değil mi? Bir saniye bile kopmadılar yani. O, bunu deneyimlemek hoşumuza gidiyor aslında. Çünkü seyirci daha belirleyici oluyor. Biz kafamızda bir şey kuruyoruz, orada sahne yüksekteydi, ya ilişki kuramazlar mı falan derken, ilk saniyeden son saniyeye kadar seyirci bütünüyle oyunun içindeydi. Belki bahçedeki bazı oyunlardan daha fazla içindeydi. O açıdan merak ediyoruz aslında. Hem bizi provanıza kabul ettiğiniz hem de bu keyifli söyleşi yaptığınız için size ve tüm ekibinize teşekkür ediyorum arkadaşlar. Hikayeyi anlatmanın çok farklı bir yöntemini 111 Hertz dinleyicileriyle birlikte deneyimleme fırsatını yaşattınız bize. Müsaadenizle ben şimdi bölümü kapatmaya gidiyorum. Hoşçakalın.

Evet arkadaşlar, sanat ve hikayeler her zaman iç içe birbirlerini destekleyen alanlar. Tiyatro gibi böyle kanlı canlı sahne sanatları ve bu tür oyunlardaki karakterlerden biri ya da sadece bir replik sizin kendi hayat hikayenizde yeni bir sayfa açabilir. Belki de yaratıcılık duygunuzu tetikleyen bir etkisi olabilir. Söz konusu hikayeler olunca hayal etmenin de bir sınırı yok ne de olsa.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)