Podcast

75 - Sayılara Saplantılı Olmak

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Çevremize baktığımız her an bir sayı, grafik ya da matematiksel bir formülle karşılaşıyoruz. Peki bu bizim için kaçınılmaz bir durum mu? 111 Hz'in yeni bölümünde bu sorunun cevabını arıyoruz. Hayatımızda yeni yeni önemli bir yer tutmaya başlayan big data ve istatistik üzerine kafa yoruyoruz.



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Oğulcan Ayan, Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.135 kelime · ~11 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Bu aralar ne kadar da sayılarla, rakamlarla, grafiklerle falan meşgul olduk değil mi? Seçimler, ekonomik tablolar, Eurovizyondaki puanlar, sınav soruları, her yanımızdan bir matematik simgesi bir sayı fışkırıyor adeta. Baksanıza cümlemi kurarken bile bir deyip duruyorum. Biliyorum biraz bunaltıcı gelmeye başladı hepimiz için fakat biraz çerçevenin dışında düşünelim. Perspektifimizi değiştirelim istiyorum bu bölümde. Kabul, şu sıralar çok fazla sayıya maruz kalmış durumdayız ama bu sadece içinden geçtiğimiz günlere özgü bir durum değil. Etrafınıza bir baksanıza. Mesela gökyüzüne yöneltin bakışlarınızı. Ne görüyorsunuz?

güneşi, bulutları değil mi? Ama aslında baktığınız gökyüzünde bile birçok sayısal veri bulunuyor arkadaşlar. Teninizde hissettiğiniz sıcaklığı, havadaki bulutların taşıdığı nem oranını, yeryüzündeki çekim kuvvetini, sabahları uyandığımız saati, hepsini rakamlar ya da sayılarla ifade ediyoruz. Tüm bunlar birbirinden farklı matematiksel işlemler sayesinde hesaplanabiliyor.

Transkriptin tamamını oku

Hatta şu an dinlediğiniz podcastte size ulaştıran makinelerin programlama dili bile biliyorsunuz sıfırlar ve birlerden oluşuyor. Kısaca çevremizdeki her şeyin sayılar ve matematikle bir ilişkisi var. İşte tam da bu sebeple bugün sizinle sayılara takıntılı olmak üzerine konuşmak istiyorum. Dediğim gibi, sayılar insanlık için çok önemli bir araç. Günlük hayatımızın her anında onlardan faydalanıyoruz. Onlar sayesinde düzeni, ölçüyü, miktarı, niceliği ifade edebiliyoruz. Para, zaman, hız, mesafe gibi şeyleri değerlendirebiliyoruz. Daha da önemlisi, sayılar aracılığıyla veri analizi yapmayı, sonra da bu verileri işlemeyi sağlayabiliyoruz.

İstatistik diye bir şey var mesela ki buna biraz sonra değineceğim. Gelecek hakkında mantıklı tahminlerde bulunmamıza olanak tanıyor. Fakat bu simgeler bizim için bir saplantı haline gelmiyor değil mi? Yani eğer adınız Nikola Tesla değilse böyle bir saplantıya sahip olma ihtimaliniz de oldukça düşük bence.

Çoğunuzun bildiği üzere Tesla, alternatif akım sistemi ve mühendisliğe verdiği katkılarla tanınıyor. Ancak bu eksantrik mucidin çok tuhaf bir özelliği daha var. Kendisi son derece takıntılı bir bilim insanı aynı zamanda ve özellikle takıntılı olduğu bir şey var ki bazılarınıza çok tuhaf gelebilir. 3 Evet 3 Nikola Tesla numarolojiye büyük bir ilgi duyuyor. Kabaca sayıların gizli anlamlarını ve insan hayatına olan etkilerini inceleyen ezoterik bir uygulama olarak tanımlayabiliriz bu numaroloji denen şeyi. Aslında bu biraz da astrolojiye benziyor. Ama konunun kahramanı Tesla olunca elbette insanın merak duygusu daha da bir kabarıyor. Evet arkadaşlar.

Tesla üç sayısıyla kafayı bozmuş bir zamanlar. Kendisi bir binaya girmeden önce muhakkak onun etrafında üç tur atıyormuş mesela. Ya da kalacağı otellerin oda numaralarının üçle bölünebilmesine dikkat ediyormuş. çalışırken de kendini üçlü setler halinde organize etmeye özen gösterirmiş. Mesela bir şey yazacaksa üç kalemi yan yana koyup sırayla kullanırmış. Onun bu üç takıntısı o kadar büyükmüş ki ne diyormuş belki duymuşsunuzdur? Eğer üçü anlarsanız evreni anlarsınız. Üç, evrenin anahtarıdır. Ya, öyle ki o meşhur Tesla bobininin de

Bir üçgen prizma olan Mısır piramitlerinden ilham alınarak tasarlandığı iddia ediliyor. Bu icadının tasarımında üçlü bir sistem kullanmış ve böylece yüksek gerilimli elektrik üretebilmiş Tesla. Daha da garibi bu takıntısı o kadar ileriye gitmiş ki kendisi adımlarını dahi sayar olmuş. Araştırmalarınız eksik kalmış. Benim adımlarımı saydığımı herkes bilir. 77. Ve delikanlı sen şu makinenin başına gel. 78. Genç hanımefendi de diğerine. 79. Siz de sevgili asistanlarım dışarı çıkıp kimseye zarar gelmemesini sağlayın. 80! Tamam! Durun!

Şimdi diyeceksiniz ki, ya Barış abi nereden çıktı şimdi Tesla ve onun bu 3'e olan takıntısı? Hemen açıklayayım. Bu podcast ile birlikte hazırladığımız POBİ'nin yeni bir podcast dizisi benim bu meramı da tetikledi. Hayatta bir gün diye bir podcast yapmaya başladılar. 8 yaş ve üzerindeki çocuklar için yapılan bir seri bu. Valla biz ailece dinledik, çok beğendik. Modern bir masal olarak tanımlayabilirim. Kahramanlarımız Yade ve Demir. Her bölümde bir zaman tünelinden geçiyorlar. Bambaşka bir maceraya atılıyorlar. Ama bakmayın dediğim gibi çocuklar için tavsiye ettiğime içindeki çocuğu yaşatan benim gibi yetişkinler için bile epey keyifli bir hikayesi var bu podcast dizisinin. Mesela bazılarınızın belki de bildiği bu Tesla'nın sayılara takıntısı hakkındaki şeyi ben Hayatta Bir Gün adlı bu podcastin Elektrikli Bir Hava isimli 6. bölümünde hatırlayıp tekrar araştırıp bu bölüme de konu etmeye karar verdim.

Bu bölümde Beiti Engin'in seslendirdiği Tesla'nın sürekli bir şeyler sayığı olması da çok ilgi çekici. Bu arada geçtiğimiz haftalarda dizinin son bölümü de yayınlandı. Yani böyle tek oturuşta kocaman bir hikayenin derinliklerine dalabilirsiniz. Böyle binge-watching'ten hoşlananlar için bir binge-listening deneyimi yaşayabilirsiniz. Hadi bu da benden, size, özellikle ailelere, küçüklere küçük bir tavsiye olsun.

Neyse biz dönelim esas konumuza. Ne diyorduk? Heh, sayılarla kafayı bozmak. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Hepimiz bir lis öğrencisiyken, ya bu bilgiler gerçek hayatta nerede karşıma çıkacak, ne işime yarayacak, bütün bu hesaplamalar falan dedik değil mi? Fakat zaman sanırım bizi haksız çıkardı arkadaşlar. Örneğin az önce size istatistikten bahsedeceğimi söylemiştim. Verileri analiz ettiğimiz ve bunlardan edindiğimiz sonuçları yorumladığımız bir bilim dalı bu. Dışarıdan bakınca pek bir işimize yaramıyor gibi gözükse de aslında trendleri ve ilişkileri tespit ederek gelecekteki eğilimleri veya davranışları tahmin etmeye aracı oluyor bu bilim dalı.

Ayrıca daha dün yayınladığım YouTube videosunda da yine buna benzeyen şeylerden ama farklı bölgelerinden bahsettim. Dolayısıyla o YouTube videosu bu podcast'i bu podcast o YouTube videosunu tamamlar durumda. İyi bir istatistik çalışması yapabilmek için Neye ihtiyaç duyuyoruz? Verilere. Son dönemlerde son 10-20 yılda adını özellikle çok sık duyduğumuz konulardan biri olan Big Data yani büyük veri üzerinden elde ediyoruz. Veri madenciliği yapıyoruz. Büyük miktarda verinin toplanması, depolanması, işlenmesi, analiz edilmesini sağlayan bir araç aslında bu.

Big Data sayesinde daha fazla bilgiye sahip olabildiğimiz için eksiksiz analizler yapabiliyoruz, daha güvenilir istatistikler oluşturabiliyoruz. Esasında internet üzerinden satış yapan şirketlerin çok yoğun kullandığı bir araç bu. Ama yine de hayatın birçok farklı alanında da faydalanabiliyoruz bu Big Data dediğimiz şeyden. Hatırlayın daha bir bölüm önce AI teknolojisinden bahsetmiştik. İşte bu teknolojilerin temelinde yatan makine öğrenme sistemi de yine Big Data'dan büyük veri setlerinden faydalanıyor.

Tamam, AI çok tahmin edilebilir bir örnek oldu. Peki ya başka bir örneği? Mesela sporu versem size. Artık e-statistiğin sporcu performansı kadar değerli olduğu bir alanda Big Data'dan nasıl faydalanılmaz ki? Şaşırdınız mı? Durun hemen telaşlanmayın kafam karıştı diye. Size bunu çok farklı bir örnek üzerinden anlatacağım. Hadi gelin benimle.

Bildiğiniz üzere ben ve ailem hayatımızı Amerika Birleşik Devletleri'nde sürdürüyoruz. Amerika demek, Wall Street demek, Hollywood demek, özgürlük heykeli demek ve tabii bir de beyzbol demek. Beyzbol ise aslında evet bir spor ama daha çok bana göre istatistik demek. Hatta bu oyunda tutulan istatistiklerin kendi adı bile var. Sabernetics.

Hiç beyzbol izlediniz mi ya da izlemeye çalıştınız mı uykuya dalmadan önce? Belki ilk izlediğiniz zamanlarda ya ne oluyor bu saha içerisinde ben bir türlü anlayamıyorum diyebileceğiniz türde bir spor bu. İtiraf edeyim bazı şeylerini ben de hala anlayamıyorum. Hatta bir spor mu yoksa sadece bir oyun mu tartışmaları bile yine bir yandan sürmeye devam ediyor. Garip ama bir yandan da çok heyecan verici bir etkinlik. Bakın sadece spor değil etkinlik diyorum.

Hatırlayın neye spor diyoruz diye bir bölüm yapmıştım ve o bölümde de biraz bahsetmiştim bunlardan. Yakın zamanlarda ben de bu sporla biraz ilgilenmeye başladım. Beyzbol hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile mutlaka adını duymuş olduğunuzu tahmin ettiğim New York Yankees'in maçlarına ara sıra gitmeye çalışıyorum. Bu sene Yankees'ler için pek iyi başlamadı aslında. Kendi konferanslarında sonuncu sıradalar. Ama henüz sezonun bitmesine çok uzun bir süre var. Açıkçası ben takımdan umut kesilmez diye düşünüyorum. Tabii böyle düşünmemin sebebi bu oyunun uzmanı olman falan değil.

Tamamen yine verilerden, Big Data'dan edindiğim bilgilerle böyle bir iddiada bulunuyorum. Baseball ve Big Data'nın nasıl ortak çalıştığını anlatacağım şimdi size. Ama önce bir molaya ihtiyacım var. Yoksa solu kalmadan bir şeyler anlatmayı statistiklerimi alt üst etmekten korkuyorum. Evet hazırsanız Baseball 101 dersimize başlayabiliriz.

Kısaca beyzbol nedir? Ben de kendi anlamış olduğum kadarıyla anlatmaya çalışacağım. Bir maç 9 devreden oluşuyor. Her bir devre içerisinde bir takım savunma yaparken diğer takımın vurucuları da sopalarını alıp karşı takımın bu savunmasını aşmaya ve elmas şeklindeki sahanın sivri ucu içerisinde bulunan 4 kalesini ele geçirmeye çalışıyor.

Savunma yapan takımda bir atıcı ve 8 farklı savunmacı yer alıyor. Bu 8 savunmacının en temel görevi atıcının arkasını toplamak diyebiliriz. Asıl işin düştüğü atıcıysa karşısındaki vurucunun topu bir şekilde ıskalamasını sağlamakla görevli. Eğer vurucular topu ıskalarsa, savunmacı 8 kişi saha içerisinde tıpkı tribünlerdeki insanlar gibi maçı izlemeye devam ediyorlar. Ooo ne güzel hem para kazanıyorlar hem de maçı en iyi yerden izliyorlar.

Neyse bizim bu vurucu da topa vurmayı başarabilirse topun gittiği uzaklığa göre kaleler arasında hemen koşmaya başlıyor. Buradaki amacı vuruşu gerçekleştirdiği 4. kaleye savunmacılar topu kalelere döndürmeden geri gelebilmek. Gerçekten anlatması izlemesinden daha zormuş.

Şimdi size çok durağan gelebilir fakat mutlaka bir beyzbol maçı izlemenizi tavsiye ederim. Bu arada bence televizyon yayınları özellikle beyzbolu yayınlayan kanalların oradaki yayıncılık başarısı üzerine o overlaylerle infografikleri bindirmeleri farklı farklı açılar tekrarlar o istatistiklerin ekrana yansıtılması Yani oradaki storytelling, oradaki hikaye anlatıcılığı da apayrı bir şekilde ilgimi çekiyor. Sahadan gidip izlemek bir etkinlik ama televizyon ekranından izlemek bambaşka bir deneyim diyebilirim. Yani anlayabileceğiniz gibi bazı tutkular hiç beklemediğiniz yerlerde karşınıza çıkabilir.

İşte bu beyzboldaki en değerli oyuncular da en iyi atıcılar ve en iyi vuruculardan oluşuyor. Bunlar da belli istatistikler üzerinden belirleniyor. Bu istatistikler arasında ortalama topa vurabilme oranı AVG diye kısaltıyorlar, kaleye ulaşma oranı OBP, bir vuruşta ortalama kaç kaleyi ele geçirebildiği OPS ve takıma kaç sayı aldırdığı RBÖ gibi veriler var. Atıcılar içinse daha farklı istatistikler tutuluyor. Hatta atıcılar rolleri gereği oyunun tüm gidişatını belirledikleri için kazanılan maçlar onların istatistiklerine ekleniyor. Bizim takım New York Yankees'de şu anda ligin en iyi atıcı ve vurucularından bazılarını kadrosunda barındırıyor. Mesela vuruculardan Anthony Rizzo vuruş ortalamasında takımı sırtlayan isim. %30.2 gibi epeyce iddialı diyebileceğimiz bir ortalamaya sahip. Ancak sezonun başlangıcındaki tahminler

Bir diğer Yankee olan Aaron Judge'ın sezon sonunda bir numara olacağı yönündeydi. Bu arada geçen sene neredeyse rekor kıracağı maça gittim. Her şeyden fedakarlık yaparak. O maçla kırmadı gitti diğer maçla kırdı. Alacağın olsun Aaron Judge.

Şu anda Judge 123. sırada yer alıyor bu arada. Tabii Judge'ın en iyi oyuncu adayları arasında sayılmasının ana sebebi dediğim gibi o geçen sezonki istatistikleri. Oyuncuların kariyer istatistikleri bir nevi CV görevi görüyor da diyebiliriz biz burada. Judge işte o rekoru kırarak bir önceki sezonun en değerli oyuncusu seçildi ve rekorlar kırarak adını Amerikan Beyzbol Ligi'nin tarihine altın harflerle yazdırdı.

takımına sezon boyunca 131 sayı kazandırırken bir yandan da %30.11 topa vuruş ortalaması ve %40.25 kale ele geçirme ortalaması elde etti. Şimdi biz bunları sayarken zorlanırken o bu istatistikliler sayesinde kendisine yılda 40 milyon dolarlık bir kontratı bağlamış oldu.

Show Me The Money vardı değil mi bir filmde? Bana Parayı Göster. O gerçi Amerikan futboluyla ilgili. Jeremy Guire filmindeydi. Her neyse. Bakın işte istatistiğin ve Big Data'nın gerçek hayatta ne işimize yaradığına dair bir cevap size. Peki madem bu kadar beyzboldan bahsettik gelin bir de bu oyunu birlikte deneyimleyelim. Şu an benimle Yankee Stadyumu'nun tribünlerinde olduğunuzu hayal edin.

Biz de buradaki herkes gibi geçen sezonun en değerli oyuncusu Aaron Judge'ı yakından takip edeceğiz şimdi. New York Yankees, Oakland Athletics karşısında ve şu anda maçın beşinci devresi oynanıyor. Skor, Oakland 2, New York 4 ve vuruş sırası Aaron Judge'da. Yalnız cacın vuruş ortalaması %27'ye düşmüş durumda. Karşısında da atıcı Kyle Muller var. Muller'ın pek de iyi bir atıcı olduğu söylenemez. Maç başına 7.34 sayı verme oranına sahip ve bu hesaba göre atış yapmaya devam ettiği sürece Yankees'in potansiyel olarak kendisinden 3 sayı daha koparma imkanı var. Cag'dsa bu görev için biçilmiş kaftan. İstatistiklere bakınca Kyle Muller'ın kendisine atacağı 4 toptan birini kesin olarak vuracağını öngörebiliriz. Hah.

Müller ilk atış için hazırlığını yapıyor şimdi. Geriliyor. Of! Top çok hızlıydı. Cahit saatte tam 149.6 km hızla atılan topu ıskaladı ve iki ıska hakkı kaldı. Tabii Müller topu vuruş alanı dışına atmazsa. Tekrar geriliyor. Ve evet tam tahmin ettiğim gibi top vuruş alanı dışına gitti. Cahit bunu iyi gördü ve sopasını sallamadı bile. Şimdi üçüncü atış geliyor. Ve tekrar dışarıya attı.

Atıcının üzerinde baskı oluşmaya başladı bile. İki kere daha dışarıya atarsa Cahç otomatik olarak ilk kaleye ilerleyecek. Kyle Muller şöyle bir nefesleniyor. Hazırlığını yaptı, gerildi ve... Cahç topa vurdu. Top sahanın son uzak köşesine doğru ilerliyor ve orada topu tutabilecek kimse yok. Cahç rahatlıkla ikinci kaleye koşabilir. Koşuyor, koşuyor ve double! Kaç ateş oldu? Dört değil mi?

Yanlış saymadım. %27 vuruş ortalaması var demiştik. Bu durumda bu istatistik gayet isabetli diyebiliriz. Gördüğünüz gibi istatistik bizi beyzbol sahasında yanıltmadı. Önce verilerimizi topladık, sonra bunları analiz ettik, daha sonra da bu analizlerimizi sahaya uyarladık. Tam isabet diye işte ben buna derim.

Beyzbol'da o kadar farklı şeylerin verisi tutuluyor ki bir maçı izlemeseniz bile istatistik tablosuna bakarak maçta neler olup olmadığını anlayabilirsiniz. Mesela istatistik tablosunu kullanarak bir maçın hikayesini yazabilirsiniz. Yaratıcı yazarlık eğitimlerinde kullanılabilir mesela bu yöntem. Hiç de fena bir fikir değil.

Evet arkadaşlar. Bilim insanlarından sporculara, büyük şirketlerden bizim gibi kendi halinde insanlara kadar herkes sayılarla bir şekilde haşır neşir durumda. Bunlardan kaçmak pek de öyle mümkün değil. Hele ki bilginin ve sayısal verilerin bu kadar önemli olduğu bu bilgi çağında.

Fakat onları keyifli bir hale getirmek bizim elimizde. İlla sıkılmak zorunda değiliz. Üzerinize yığılan sayıların, istatistiklerin, grafiklerin altında ezilmek yerine onları kullanarak yaratıcı şeyler başarabilirsiniz. Kendinize zinciri kırmadığınız bir istatistik oluşturabilirsiniz. Umarım hepinizin neşeye ve umuda dair tüm istatistikleri her daim yükseliş gösterir.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)