
8.630 kelime · ~43 dk okuma
Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.
Spor deyince aklınıza ne geliyor? Bu soruya birçoğunuzun futbol cevabı vereceği kesin. Ki bu da çok normal bir durum. Futbolun rekabetçi bir yönü var. Evrensel bir eğlence kaynağı. Dolayısıyla da en popüler spor dallarından biri dünyada. E işin içine bir de endüstriyel etkenler de girince bu sporun tarih boyunca ülkeler ve kültürler üstü bir etki yaratması hiç de sürpriz olmamalı.
Elbette futbol dışında yüzlerce farklı dalda spor, onlara ilgi duyan milyonlarca farklı farklı insan var. İletişim aygıtlarının gelişmesi, yayıncılık teknolojilerinin ilerlemesi, atlet performanslarının ve rekabetin sürekli olarak artması sporun her dalında seyirlik bir etki yaratıyor aynı zamanda. Fakat bazı aktivitelerin spor olup olmadığı üzerine de sıkça tartışıyoruz. Ve günümüzde bu tartışmalar elektronik sporlar üzerine de yoğunlaştı. İşte bizim bu bölümdeki ana odağımız ya sporun dijitali olur mu? Elektronik spor var mıdır yok mudur tartışmaları olacak. Ama e-spor meselesine geçmeden önce tarihsel bir yaklaşım da sunmak istiyorum sizlere. Elektronik spor meselesini kurcalamadan önce gelin şimdi olimpiyat oyunlarının geçmişine uzanalım birlikte. Neye spor diyoruz sorusuna biraz kafa yoralım.
Bilinen ilk olimpiyat oyunları M.Ö. 776 M.Ö. 393 yılları arasında olimpiyada düzenleniyordu. Yani hesabını yapacak olursak 2500 yıl öncesinden söz ediyoruz. Bu oyunların esas amacı ise tanrıların tanrısı Zeus'u onurlandırmaktı.
Her ne kadar tüm sporcular bireysel olarak bu yarışmalara katılsa da kazandıkları zaferler yaşadıkları kentlere bir onurlu unvan taşıyordu, getiriyordu. Daha da önemlisi zafer kazanan atletleri neykelleri Zeus'un Olimpiyadaki tapınağında sergileniyordu. Yani bu bir prestij, bu bir itibar meselesiydi. Dolayısıyla sporcular için de öyle olmalıydı. Onların motivasyon kaynağı buydu. Antik dönemin olimpiyat oyunlarında ne gibi sporlar vardı diyecek olursak, e tabii ki koşu, uzun atlama, cirit atma, disk atma ve bizim de ata sporumuz olan güreş gibi müsabakalar vardı. Bunların yanı sıra bir de garip sporlar.
Mesela Chirot yani iki tekerlekli at arabası yarışları da düzenleniyordu. Evet at arabası. Bunun neresi spor gibi geliyor değil mi insana? Sonuçta orada esas işi atlar yapıyor. Onlar koşuyor. Eforu onlar harcıyor. Marifet onlarda değil mi?
Evet doğru. Bu araçları kullanan sporcularsa ön kol kaslarını kullanıyorlar. Kabul edelim burada bir dayanıklılık durumu var, bir denge testi durumu söz konusu. Fakat bir şey daha var. Bu müsabakalarda atletlerin esas test edildikleri şey
Koordinasyon, konsantrasyon yani fiziksel bir test kadar zihinsel bir mücadele de var burada. Zaten spor deyince böyle beden eğitimi gelmemeli aklımıza. Hem fizik hem zihin. O da bedenin bir parçası olduğu için. Her ikisinin de test edilmesi, her ikisinin de sonuna kadar zorlanması durumu var.
İşte alın size güzel bir neye spor diyoruz tartışması. Eğer böyle açarsak çünkü daha birçok şeyi bu kapsama dahil etmeye başlayabiliriz. Bu neye spor diyoruz meselesi sadece antik döneme mahsus bir şey değil tabii. 1896'da düzenlenmeye başlandı modern olimpiyat oyunları ve bu kapsamda da bu tartışmayı yapabileceğimiz bazı olaylar yaşandı. Şöyle bir düşünelim şimdi.
Olimpiyat oyunlarında ressamların, heykeltıraşların, mimarların, müzisyenlerin ve hatta şairlerin herhangi bir işi olabilir mi? Sanattan spor mu olurmuş? Diyebiliriz değil mi? E olmuş. Bu ilk duyuşta size belki şaşırtıcı gelebilir ama 1900'lerde düzenlenen oyunların büyük kısmında olimpik sanat diye bir kavram var.
Nasıl mı? Hemen açıklayayım. 1906'da olimpiyat komitesinin kurucusu Baron Pierre de Coubertin bir mektup kalemi almış. Güzel sanatların olimpik oyunlarla ahenk içinde olduğunu hatırlattığı bu mektubunda sanat ve edebiyatın bu oyunlara dahil olması fikrini ortaya atmış.
olimpiyat ruhunu bedenin ve aklın kutlanması olarak nitelendiren bu kişi fikrini biraz daha ileri götürüp bilim ve eğitimin de olimpiyat oyunlarında yer alması gerektiğini ileri sürmüş. Ve bu baronun çalışmaları birkaç yıl sonra meyvelerini vermeye başlamış. 1912 yılında düzenlenen Stockholm Olimpiyatlarında ilk kez mimarlık dalında da bir yarışma yapılmış. 1910'da başlayan bu yarışmada katılımcılardan modern bir olimpiyat kenti tasarlamaları istenmiş.
Paris Mimarlık Okulu tarafından denetlenen bu yarışmanın sonucunda İsviçreli mimarlar Eugene Edouard Monod ve Alphonse Lavergne'nin tasarladıkları modern olimpiyat stadyumu madalya kazanmış. Aynı olimpiyat oyunlarında müzik ve edebiyat dallarında da yarışmalar düzenlenmiş. Örneğin edebiyat dalında altın madalya Ode to Sport isimli bir şiire gitmiş. Bakın şiirden söz ediyoruz.
Hadi zaten şimdilerde bu pek yapılmıyor ama olimpiyatlara hazırlanan kentleri düşündüğümüzde mesela ben buna olimpiyatların açılış törenlerini de dahil edebilirim. Aslında sporun kapsamının çok daha geniş yorumlandığını mecburen böyle olduğunu da görebiliyoruz. Evet onlara ödül verilmiyor belki ama işte son dönemlerde Çin'deki olimpiyat açılışı törenlerini ben hala unutamıyorum. Zaten ünlü bir film yönetmeninden destek alınmıştı o oyunların açılışının tasarımında. İşte sanat ve olimpik sporların bu bağı uzun yıllar bir şekilde devam etti. Bir şekilde diyorum. Hani bazen resmi olarak bazen de gayri resmi destekleyici unsur olarak.
Yine örneğin bugünlerde dünyanın en bilinen, en meşhur heykellerinden biri Brezilya'da Rio de Janeiro'da devasa bir heykel, bağışlayıcı İsa heykeli böyle ellerini açmış bir tepenin üzerinde duran bir heykel var. E onun sahibi de olimpiyat madalyalı bir heykeltıraş aslında. 1928'de Amsterdam'da düzenlenen oyunların heykel yarışmalarında Paul Landowski isimli Polonya asıllı Fransız bir heykeltıraş kazanmış bu madalyayı. Ve onun tasarladığı Le Boxeur heykeli bu dalda altın madalya kazanan en bilinen eserlerden biri.
mimarlık, şiir, heykel bunların sporla ilişkisi yok belki diye düşünebiliriz ama modern olimpiyatların öncüsü Pierre de Coubertin sporun sadece fiziksel değil aynı zamanda mental bir aktivitede olduğunu savunuyordu dediğim gibi elbette bu branşların spor olup olmadığı bir tartışma konusuydu o zamanlarda Ve bu tartışmalar sürerken 1948 Londra Olimpiyatları ile birlikte sanatın olimpiyat macerası en azından resmi anlamda son buldu. O günlerde başlayan bu neye spor diyoruz tartışmaları ee şimdilerde de devam ediyor. Hatta biraz da hararetlenerek devam ediyor. Sadece tartışmaların odak konusu değişiyor. Yeni konumuz elektronik sporlar, dijital oyunlar. Bunlar bir spordalı sayılıyor mu acaba?
2000'lerde Güney Kore'de yaygınlaşmaya başladığı e-spor, LoL yani League of Legends, Dota 2, FIFA, Counter Strike ve Formula 1 gibi birçok oyunun turnuvaları yapılmaya başlandı. Üstelik bu turnuvalar devasa stadyumlarda ve binlerce kişi tarafından canlı olarak izleniyor. Elektronik sporların olimpiyat oyunlarının geleceği olduğunu savunan insanların sayısı da gün geçtikçe artıyor. Hatta bununla ilgili yapılan çalışmalar var. Ciddi çalışmalar bunlar. 2021'de Tokyo olimpiyatlarından hemen önce düzenlenen Olympic Virtual Series
Uluslararası Olimpiyat Komitesi lisansına sahip ilk sanal spor etkinliğiydi örneğin. Ve dolayısıyla bu gelişmeler oldukça bir yandan da böyle iki taraftan farklı farklı sesler yükseliyor, e-sporun bir spor olup olmadığı tartışmaları iyice harlanıyor. Ben de bu konuyu sporun içinden iki kişiyle tartışmak istiyorum. Socrates Dergi YouTube kanalında Oyuna Devam isimli programlarında e-spor konusu üzerine sık sık tartışan bir ikili bugünkü konuğum. Sevgili Mehmet Demirkol ve Kaan Kural. Sevgili Kaan, sevgili Mehmet özellikle ve öncelikle Podbiz stüdyolarına hoş geldiniz. Hoş bulduk. Hoş bulduk. Teşekkür ederiz bizi çağırdığınız için. Ben siz gelmeden önce olimpiyatlar hakkında biraz konuştum. Olimpiyatlarda düzenlenen sanat müsabakalarından falan bahsettim. Bir de böyle benim de oynamaktan keyif aldığım bir oyun var. Ben daha doğrusu onu oyun olarak bilirdim, satranç. Fakat onun da spor olduğu söyleniyor.
Böyle sanat, spor, efendim, oyun bu kavramlar sanki birbirlerinin içine giren böyle bir venş yaması filan çizebileceğimiz, gruplandırabileceğimiz şeyler ama tabii sizler sürekli bunları düşünüp konuştuğunuz için ben size sormak istiyorum. Neye spor deniyor? Siz neyi spor olarak kabul ediyorsunuz? Sizin için bir oyunu spor olarak tanımlayabilmek için ne gibi koşullar var ya da koşullar var mı?
Ya sonuçta bizim için de olduğu gibi herkesin spesifik olarak kafasında bir tanım olabilir ama bu tanımın evrensel olarak kabul edildiği noktalara bakmak lazım. Bu yıllar içinde biraz evvel sen de söylediğin gibi ilk olimpiyatlarda sanat yarışmaları bile var. İşte antik olimpiyatlarda at arabalısı yarışları da var. Fakat yıllar içinde yani geldiğimiz noktada olimpik ideal, daha doğrusu spor olimpiyat yani bütün sporların dünya çapında herkesin bir araya gelip mücadele gösterdiği ana spor festivali diyebileceğimiz şey olimpiyat olduğu için olimpik ideal ve olimpik ana slogan biraz sporun tanıma haline gelmiş durumda. Yani sitius, altius, fortius dedikleri latince daha hızlı, daha yükseğe ve daha güçlü. kavramı. Burada Naim hep daha güçlü için bir örnek gösterilir. Daha hızlı için son dönemde Usain Bolt'u çok kullanıyorlar. Daha yükseğe de işte zamanında Sergei Buca'ydı ama şimdi Armand Duplanti olabilir mesela. Bu bir şekilde sporun temel tanımı olmuş. Ama bu tanım bunu sıkıştırıyor mu? 21. yüzyıla geldik, 2020'lerdeyiz. Bu tanım bazı şeyleri kapsamıyor mu? Bazı şeyler içinde midir, dışında mıdır? Yani otomobil sporları spor mudur? E-spor spor mudur? Satranç spor mudur? Bazı açılardan değil. Bu şey gibi canlıların tanımı da değişiyor ya işte mantarı nereye koyacaksın faonada falan gibi. Bu tanımlar sıkıştırıyor mu? Zaten felsefi bir tartışma konusu. Daha üst perdeden tartışanlara bakarsak en son işte Fransa 2024 Paris Olimpiyat Komitesi ile Uluslararası Olimpiyat Komitesi ciddi anlamda karşı karşıya geldi. Paris Olimpiyat Düzenleme Komitesi 2024 Olimpiyatlar için e-spor almak istiyordu programı. Uluslararası Olimpiyat Komitesi de yani daha üst kuruldu, asla kabul etmiyordu bunu. Yani öyle şey mi olur kardeşim yani hani bilgisayar... Onlar çok tutucu. Onlar şeyi breakten sallar. İşte tam oraya gelecek. Fakat en son Tokyo Olimpiyatlarına baktığın zaman da en çok ilgi çeken branşlar arasında kaya tırmanma...
Ve kaykay vardı. Kaya tırmanma ve kaykay, evet, belli açılardan bu yine 600-600-400 formunun içine sokabilirsin. Ama 10 yıl öncesinde pek sportif bir, olimpik sportif bir mücadele olarak görünmüyordu. İşin ilginç anı çok da büyük ilgi gördü. Asya oyunlarında ki o da Asya olimpiyatları yayılır. E-sporu aldılar ve en çok takip eden ikinci...
branş diyeyim hani spor anlamına gelmedi. Bu yüzden böyle bir kısıtlayıcı var. Ama şu anda bizim yıllar içinde damıtılarak gelen spor tanımında e-spor, spor olmuyor. O tanımın içine girmiyor. Ama bu tanımın biraz genişlemesi lazım belki de. Bu çok çetrefilli bir konu esasında. Yani neresinden tutarsanız oraya çekebileceğiniz bir şey. Köküne bakarsak yani insanoğlu diğer bütün hayvanlar aleminde de olduğu gibi oyuncu bir varlık.
Doğduğun günden itibaren oynamaya başlıyorsun. Oyunu seviyorsun. Her şey oyun. Yani borsada da oynamak deniyor. Oyun sevdiğimiz bir şey bizim. En temel öğrenme yöntemi. Evet yani hakikaten ihtiyacımız olan bir şey. İnsan onun oyuna ihtiyacı var. Oyunların zaman içinde sporlaştığını görüyoruz ama anlatmayayım yani günlerce anlatmak lazım. Ya da tartışmak lazım. Oyunlar gittikçe sporlaşıyorlar ve teknoloji de bunda çok belirleyici oluyor.
Çok geçmişe, olimpiyatların kökenine falan gitmeye gerek yok. Çok yakın geçmişten gelirsek, mesela beyzbola bunların 100 yıl önce spor demek çok mümkün değil. Bir oyun o. Yani göbekli adamlar oynuyor. Futbol da keza öyle. Bahsettiğin daha hızlı, daha yüksek, daha güçlünün dışında bir şey var orada. Oyun oynanıyor. Ama bunlar sporlaşıyor yavaş yavaş ve hatta öyle bir sporlaşıyor ki doping krizleri ortaya çıkıyor. İşte steroid krizleri, kan doping krizleri falan ortaya çıkıyor. Dolayısıyla teknolojinin oyunla kesişmesi, yarışması, birbirinden alıp vermesi çok belirleyici. Bugün bildiğimiz sporlar, yani Kaan'ın demin tanımladığı sporların çok büyük bir bölümü büyük bir krizde. Neden? Çünkü çocuklar sokakta oynamıyorlar, çok az oynuyorlar. Bir, teknoloji onlara daha kolay bir oyun imkanı sunuyor. Yani biz çocukluğumuzda sokakta futbol oynarken evde bilgisayarımız vardı, işte efendim PlayStation'umuz vardı, internetimiz vardı, şuyumuz buyumuz vardı da onları oynamıyorduk da çıkıp dışarıda top oynuyor değildik.
Onlar olsaydı belki oynamayacaktık. Teknoloji burada çok belirleyici. Bir kere oyuncu bulmakta bir zorluk ortaya çıkıyor. İkincisi ve daha önemlisi seyirci bulmak çok ciddi bir problem haline geldi. Mesela şu anda Avrupa Futbol Birliği'nin en çok tartıştığı şey 17 yaş altına. Biz bunu seyrettiremiyoruz. Nasıl seyrettireceğiz?
Çünkü çocuklar o oyunun kendileri oynayabiliyorlar evde yani birebir. Ronaldo'yu seyretmek yerine Ronaldo olabiliyor. Messi'yi seyretmek yerine Messi olabiliyor. Messi, Ronaldo'yu da işte otuz saniyelik, on saniyelik görüntülerde, kliplerde seyrediyor. Dolayısıyla ben eski tanımı savunuyorum. Bir şeyin içinde onun adı geçiyorsa o değildir. Demokrasi farkı varsa demokrasi sorunu vardır orada. E-sporsa orada bir spor yoktur. Bu aynı şey motor sporların içinde geçerli. Onun için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Yani motor sporlarının ne kadar spor olduğu da çok tartışmalıydı. Bence hala tartışmalı ama bunu birisine söyleseniz dalga mı geçiyorsun benimle diyebilir. Artık o noktaya geldik. Ama şunu söyleyeyim, şöyle bitireyim. Yani satranç sporu falan değildir.
Hepsi spor olur ama bu satrançlı kötü bir şey yapmıyor. Bir dakika, bir dakika. Şimdi orada da ben itiraz ederim ya. Niye ki? Yani şöyle mesela eğer bir fiziksel aktivite, efor sarf edilmesi gerekiyorsa sporda, beynimizin de bütün vücudumuzun içerisinde en fazla enerji harcayan organlardan biri olduğunu düşünmüştük. O zaman işte onu, evet bu tabii ters ve buna çok karşı çıkmak mümkün değil çünkü var federasyonları ve spor yani kabul edilmiş bir şey. Ben de kabul etmesem ne olur? Ama pokerin neden yok mesela?
Ben de pokerin spor olması istiyorum. Poker de çok net, başka yollardan giden ama benzer araçlar. Yani orada da bir zeka, orada da bir blöf yalan değil, yanlış anlamayın. Çünkü orada blöf var, yalan söylüyorsun falan diyor. E çalım atmak da blöf yapmak ve yalan söylemek. Kesinlikle stratejik bir şey poker, evet. Dolayısıyla orada sınırı belirlemek çok mümkün değil ama çok da önemli değil. Çünkü teknoloji oyunları bir süre sonra spor haline getiriyor. Ben kendi evimden biliyorum. Benim oğlumu bıraksan bizimle görüşmeyip Roblox dünyasında yaşar.
Yani artık ben bu çocuğa o spor değildir, bu bilmem nedir falan desem de olur, demesem de olur. İşte burada yani herkes tartışıyor. Programı yapmamızın sebeplerinden biri de o. Herkes kendi çapında tanımlamaya çalışıyor. Burada asıl konu işte bu Stius Altius Fortius'un yıllar içinde damatılarak gelen anayasa gibi durması biraz insanları zorluyor. Bu şöyle bir kısıtlayıcılığı var. İşi çok fazla beden eğitimine, beden terbiyesine. Zaten Türkiye'de eskiden beden terbiyesi genel kurulu müdürlüğü vardı. Dersin adı beden eğitimi, spor dersi değil yani. Beden terbiyesi genel müdürlüğü vardı. Biraz 2. Dünya Savaşı öncesi kodlarıyla. Ama sonuçta yıllar içinde geliyor bu. Ama beden terbiyesine indirgediğin zaman bazı şeyler böyle dışarıda kalmaya başlıyor. Özellikle şimdi son dönemde işte zihinsel rekabet, fiziksel rekabet falan diye ayırıyorlar. Herkes bir şekilde tanıma girmeye çalışıyor. Doğal olarak e-sporda rüştünü ispat etmek için spor olduğunu göstermek, adına e-spor koymuş. Ben açıkçası biraz daha dışarıdan bakıp eğer buna spor demeseydik... ...bütün bu işte satrancından işte futboluna... ...hepsi rekabetçi birer oyun aslında temelde. Tabii tabii. Rekabetçi birer oyun. Hani ne kadar izlendiği çok belirleyici olmayabilir. Ama bu rekabetçi oyunun en üst düzey rekabet olduğu zaman... ...insanlar sadece yapmak değil, izlemekten de büyük keyif alıyorlar. Doğru. Öyle daha geniş bir tanım yaptığın zaman belki spor değil... ...ama o da rekabetçi oyun, bu da rekabetçi oyun diye tanımlayabilirsin. Onda bir kuşk yok tabii. Ya neden ben sizi davet ettim anladınız mı şimdi? Soracağım soruların bir çoğunu zaten cevaplayacağız. Yok biz detaylarına da gireriz ama ben bu arada bir soru sorabilir miyim? Tabii. Sen muhtemelen bu konuda düşünmüşsündür. Yani bu son zamanlarda çok yazılan, çizilen herkesin kullandığı bu chat GPT denen mevzu iyice hayatımıza girdikten sonra bu elektronik oyunları oynamak da manasızlaşmayacak mı? Onu oynatmayacak mıyız yani? Çünkü ben mesela Scrub'le oynuyorum cep telefonumda. Karşımdakinin zaman zaman
yardım aldığını, elektronik ortamdan yardım aldığını anlayabiliyorum. Satrancın en büyük problemi o bu arada. Tabii, hatta geçenlerde bu konuda bir şey, cheating iddiaları da atılmıştı. Miman. Miman. Şimdi yani bu elektronik oyunların da mesela kodlamanın da manasızlaşacağı öngörülüyor. Elektronik sporlar da biraz bu krize girmez mi? Şimdi oraya girmeden önce ben biraz önce söylediklerinizden bir şeyi not aldım hemen. Bu beyzbol oyun olması fakat şimdi spor olarak kabul edilmeye başlanması falan gibi şeyler. Çok fazla yakından spor müsabakalarına giden bir insan olmamakla beraber merakımdan dolayı kurallarını da bir türlü çözemediğim bir beyzbol oyununa gittim. Yankeelerin oyununa gittim. Hatta Aaron Judge'ın rekor kırmak üzere oldu ki daha sonra kırdı. Benim gittiğim oyunda kırmadı. Daha sonraki bir oyunda kırdı. Ama o rekor beklentisiyle hadi tarihi bir maç falan diye gittim. Ve orada beraber gittiğim arkadaşlarla da yani beyzbolu çok yakından takip eden, böyle her şeyini bilen insanlarla da işte yine buna benzeyen bir kayıtsız sohbet yaptık. Orada resmen şöyle dediler, 80'li yıllarda zaten hani bir takım çok ciddi tartışmalı durumlar ortaya çıkmış ve teknolojiyle artık neredeyse bu işler götürülüyor. Sonradan da şunu hatırladım. Moneyball diye bir film var. O filmde de zaten tamamen entelektüel, okumuş çocuklar işin içine giriyorlar ve onların verdiği bu güçle, teknolojinin desteğiyle bir anda işler ciddiye binmeye başlıyor, başarılar ortaya çıkmaya başlıyor. Şimdi beyzbol gibi masum ve sıradan kendi halindeki bir oyunun böylesine kitleleri etkileyen bir spor olarak kabul edilmesi veya haftada 6 gün spor yerlerine, stadyumlara insanları çekebilmesinin belki de en büyük etkenlerinden bir tanesi onun teknolojiyle barışık olması ya da barışmaya başlaması olmuş diye ben yorumluyorum uzaktan. Şimdi bunu biraz daha ileri götürürsek işte yeni nesil teknolojiler, yapay zeka başta olmak üzere işte chat GPT vesaire gibi dil modelleri başta olmak üzere
Bunlar da bir takım şeyleri insanların üzerinden alacak ama az önce söylediğiniz şeydeki anahtar kelime bence şuydu. İnsanlar oyun oynamaktan hoşlanıyor. Belki insanı diğer hayvanlardan ayrıştıran önemli özelliklerden bir tanesi. Gerçi hayvanlarda da oyun oynama özelliklerini görüyoruz ama. Onlarda da çok oyun oynuyorlar. Hayvanlarda da oyun oynuyorlar doğdukları andan itibaren.
Ama biz çok komplike hale getirebiliyoruz onu. Yani metodik hale getiriyoruz. Bunu kurallara bağlıyoruz ki zaten işte spor dediğimiz şey belki de bu. Yani bunu böyle bir organizasyonel beceriler. Bu anlamda biz hayvanlar alemindeki en organizasyonel yetenekleri güçlü olan varlıklar olduğumuz için buna da spor demişiz zaten. Herhalde böyle bir yere götürmek lazım. Şimdi aslında ben şuraya bir bağlayayım sonra belki tekrar buraya döneriz. Öncelikle belki bizi dinleyenlerden e-sporun geldiği noktayı henüz bilmeyenler olabilir. Yani burada
Hangi noktadayız? Önceleri sadece bir alt kültürdü. Ben işte 5 yıl kadar önce bununla ilgili bir video yaptığımda gerçekten bir alt kültürdü e-spor. Ya 10e filan deniliyordu. Şimdi tam öyle değil. Gerek Türkiye'de ve gerek dünyada e-sporun geldiği nokta nedir? Gençlerin bu konuya ilgi duymasının sebeplerini zaten biraz açıkladık ama şu anda hangi ölçekte oynanıyor bu oyunlar?
Bunun da birçok branşı var tabii ki. Aslında e-spor dışarıdan bakıldığı zaman e-spor diyorsun ama bütün olimpik sporları da tek bir çatı altına almak gibi. Futbol, basketbol, voleybol hepsini bir arada düşünüyorsun gibisin. Halbuki bunun FPS'si var, first person shooters'ları var, third person shooters'ları var, battle arenaları var, multiplayer online battle arenaları var. Farklı farklı çeşitleri var. En popüler olanlar şu anda
Bu FPS dediğimiz, CSGO ve Valorant'ın da içinde bulunduğu... ...beşe beş, birinci gözden bakarak yapılan mücadeleler... ...ve yukarıdan bakarak yapılan MOBA'lar. Beşe beş, League of Legends'in başı çektiği... ...ya da Dota'nın da içinde bulunduğu branşlar. Şimdi ne noktada dersek, burası biraz ilginç işte. Şimdi, kanaat önderleri dediğimiz insanlar ki... ...Barış sen de onlardan çok önemli birisisin. Belki de biz de kendi alışığımızın önüneyiz. Belli bir yaşın üzerinde oluyor doğal olarak.
Normal şartlarda. Yani sonuçta kendi alanında uzmanlaşmış, tanınmış ve bir yere gelmiş oluyorsun. Aile büyükleri. Deneyim sahibi. Deneyim sahibi oluyorsun. Ve açıkçası hani senin söylediğin şey... Twitter'da daha fazla takipçin var en basit anlamıyla söylersek. Ya da YouTube'da daha fazla takipçin var. Ve senin söylediklerin bir kanaat oluşturmak için influencer mı dersin? Kanaat önderi mi dersin? Ya da sesi daha çok mu çıkan dersin? Ne olursa olsun daha çok kişiye ulaşan mı dersin? Bu insanların doğal olarak bir belli bir birikmişleri ve bu...
...nüfus alanlarını genişletmesi gerekiyor belli bir zaman içinde. 20 yıl önce de biz böyle değildik. Fakat e-spor o kadar yeni bir alan ki... ...hatta başlangıç noktası Geniş Bant İnternet ile başlıyor zaten ilk sapaları. İlk örnekleri de StarLadder, Güney Kore'de başlayan. O da 2010-2011 civarı yani. Massive Multiplayer Online Game herhalde değil mi? Bu kategori yaygınlaşmaya başlayınca. Aynen. Ondan bir tık önce işte StarCraft, sen de oynadığını biliyorum daha önceden. StarCraft'ın StarLadder. StarCraft'ı karşılıklı birebir oynamaya başlıyorlar. Zaten hikaye oradan çıkıyor. Herhangi bir oyunu ve dünya çapında bilinen oyunu dünyanın en ileri yapmaya başladığı zaman merak edersin. Dünyanın en iyisi ne yapıyor diye. Şimdi o ilgi çekmeye başlıyor. Çünkü bunun için geniş mantıklarla dolanılmaz bu iş. Ondan sonra yavaş yavaş bu iş, aa bu ilgi çekiyor diyor. Fakat bu oyunları oynayanlar, çünkü oldukça da sofistike oyunlar olduğu için, bunlar casual oyunlar olmadığı için, belli bir yaşın üzerindeki insanlar daha az frekansta oynuyorlar ve daha az frekansta takip ediyorlar bunu. Fakat gençler, hatta çocuklar büyük oranda, çok daha büyük oranda takip ediyorlar. Açıkçası kültürel olarak da Asya'da inanılmaz büyük patlıyor bu. Yani özellikle Kore, Japonya, Çin, Malezya, Endonezya. Çindeki en popüler spor şu anda muhtemelen e-spor. E-sporun değişik branşları, özellikle League of Legends olmak üzere.
Amerika'da da hızla büyüyor. Fakat Avrupa belki kültürel ögelerinden dolayı. Belki tarihinin işte bu olimpik ideallerden çok daha fazla beslendiği için kültürel olay. Biraz daha yavaş geliyor. İlginç olan Avrupa'yı da ikiye bölersek. Kuzey Avrupa'da çok hızlı ilerlerken. İskandinav ülkeleri ve Rusya'da, Doğu Avrupa'da. Güney ve Batı Avrupa'da daha yavaş yaygınlaşıyor gençler arasında. Fakat bunu oynayanlar, ilgilenenler de gençler olduğu için... ...onların bu ilgisi çok yüksek sesle yayılmamaya başlıyor. Çok yaygın ama sesi çok az çıkan bir grup ve pek dinlenmeyen bir grup bu. Küçük yaşta oldukları için. Ama bugün geldiğimiz noktada, şimdi e-spor'da birçok branş var ama... ...eğer konsol edip hepsini bir araya alırsak dünyada en çok takip edilen... İkinci ya da üçüncü branş olabilir. Özellikle insan sayısı açısından. Fakat bunlar gençler olduğu için esporun en büyük avantajı çok kültürler üstü bir şey. Ve çok coğrafya ve fiziğin sınırlamadığı bir alan olduğu için... ...bugün Kanada'lısından Hintlisine, Şili'li 14 yaşında birinden işte Japon 25 yaş birine kadar... ...herhangi bir kültürel penetrasyona ihtiyaç duymadan anında işin içine girebildiğim bir nokta. Bir bu çok o yüzden de global anlamda yaygın. Mesela bugün Hindistan bir milyonun üzerinde nüfusa sahip. Abi kriket dışında hemen hiçbir sporla ilgilenmiyorlar. Ama e-sporla ilgileniyor çünkü anında geliyor ona çocukluktan itibariyle. Bir uzun süre çocuklar oyun oynuyor gibi yaklaşıldığı için böyle bir hafif itilme vardı. Fakat abi bütün çocuklar oynuyor. Çocuklar yavaş yavaş büyüyor artık. Oynamaya devam edecekler mi peki? Şöyle, zaten belli bir yaştan sonra oynamayı daha azaltıp... ...tamamen izleme tarafına geçmeye de başlıyorlar. Aslında biraz sporlarda da benzer bir durum var. Yani işte sen lise boyunca futbol oynuyorsun, basket oynuyorsun... ...sonra izlemeye de başlıyorsun. Oynatmasana. Şu ama yani burada her yaşta oynanabilen bir şey ya bu. Evet. Buradan bir örnekle sorayım. Hatırla, 90'larda birbirimizin evine gider... ...saatlerce, günlerce PlayStation oynardık. Doğru. Saatlerce, sabahlara kadar yani. Konami'nin o Binning Eleven. Hatırlarsın, gelirdin sen bana lahmacunlarımızı söyler oynardık yani. Ben artık hiç oynamıyorum. Evet.
Ben de çok azalttım. Ama ben mesela çok strateji oyununu oynuyorum artık. Europa Üniversitesi falan çok oynuyorum. Yani şöyle, oynamak, işte bu kritik nokta da bu abi. Sen oynamayı bıraksan bile veya o oyunu hiç oynamamışsan bile, ben mesela FPS'i sevmiyorum ama Bovalaran turnuvasını seyrediyorum. Çünkü dünyanın en iyisi yaptığı zaman oyunun kurallarını ve çerçevesini de, amacını da bilirsen abi müthiş bir izlencelik yaratıyor. Sanat gibi geliyor. Müthiş bir izlencelik de yaratıyor. Ve işte tam bu noktadayız. Barış'ın sorduğu soruya cevap vermek gerekirse ne kadar yaygın? Şöyle örnekler verebilirim. Son League of Legends Dünya Şampiyonası'nı tekil izleyici olarak yaklaşık 750 milyon kişi izledi. Bunun çünkü önemli bir kısmı Çin'den geliyor. Çin tek başına zaten 200 milyonunu falan kaldırıyor ama... Bu değerli bir rakam yani çok yaygın bir şey. Henüz futbol dünya kupasıyla ya da olimpiyatların önemli en başa güreşen spor branşlarıyla çok yaraşamaz ama voleybol dünya şampiyonası finaliyle yarışabilecek durumda yani tek izleyen insan tarafından. Geçmiş bile olabilir. Biraz iniş çıkışlar var çünkü o kadar yeni ki bunun oturması uzun yıllar takip edilen ve bir devamlılık sağlayan kültürün oturması biraz zaman alacak. Bir branştan diğer branşa atlandığı çok oluyor. Özellikle bu FPS'lerde popüler olan oyun sürekli değişiyor. Bir de battle arenalarda sürekli değişiyor. Mesela PUBG çok popülerdi. Sonra bir ara Apex Legends'a geçti. Tekrar şey geri döndü battle arenalarda. O iniş çıkışlar hep olabiliyor. Bu şey gibi hani bundan yüz yıl önce de futbol en popüler spor değildi belki de. Ama zaman içinde çok daha popüler oluyor. Çok daha kabulleniliyor. Ve aslında bir süre sonra futbolun, sporun popülerliğinden çok kültürünün popülerliği çok daha insanları nüfuz etmeye başlıyor. Tabii yani o da teknoloji bağlandı.
Yani onu söylemek lazım. Yani pele üstüne renkli canlı yayın başladığı anda... ...yani 74'ten itibaren futbolun altın çağı esasında o zaman. Yani 54'te futbol çok futbol değil. Son olarak şunu söyleyeyim. Amerikalılardan bakarsak, yola çıkarsak... ...Amerikalılar işin kapitalizmin kitabını yazdıkları için ne kârlı ne ilgi çekiyor bilirler. Ve Amerika'daki bütün spor organizasyonları genelde büyük birer eğlence şirketidir ve... Bir futbol şirketinin, futbol takımına sahip olan şirketin muhtemelen bir basketbol, bir beyzbol takımı da oluyor. Genelde 3-4 tane spor, profesyonel spor takımı, bus hokey takımı da oluyor. ABM'nin hepsinin bir tane e-spor takımı var artık. Mesela Houston Rockets'ın sahipleri aynı zamanda 100 Thieves e-spor takımının sahibi. Bizde de... Büyük gruplar girdi ama tabii ne kadar sürekli olacak? Devam edecekler mi? Etmeyecekler mi? Onu zaman gösterecekler mi? Bu ekonomik getirilerine bağlı. Şu anda ekonomik trafik özellikle pandemiden sonra biraz da tuhaflaştığı için... ...henüz şey aşamasındalar yani deneme yanılma ve yoklama aşamasındalar. Ama hepsi direkt işin içine girdi. Buna Avrupa Büyük Grupları da dahil olmak üzere. Ama Amerikalara bakarsak, Amerikalar burada bir potansiyel gördüyse direkt atlarlar. İşte mesela Golden State Warriors grubu aynı zamanda Golden Guardians'ın da sahibi. Yani her birinin neredeyse bir e-sport takımı var.
Şimdi ben az önceki konuşmalardan yine bir şeyin altını çizeceğim. 74'te rinkli canlı yayınlar başlayana kadar futbol tam da hani böyle kitlelerin çok sevdiği bir spor olmaktan öteydi gibi bir şey söyledi Mehmet Demirkol. Yani tabii benim okuduklarımdan söylediğim bu. Çok bildiğimden değil. O kadar da yaşlı değilim.
Pele'nin özellikle 70'te tabii o maksimum Meksika Dünya Kupası. Orada iyice dünyaya yayılıyor iş. Herkesin haberi oluyor. Yani köydekinin de haberi oluyor. Herkes ayağıyla topu tepiyor tabii tarihin başından beri. Tepik oynarmışız ya Türkler Orta Asya'dayken. O başka bir şey ama bu bildiğimiz FIFA'nın büyümesi. Bununla ilgili çok güzel bir iki tane şey var. Hem dizi neydi? Onu bir tanesi hatırlayınca oradan söylerim. Bakarım şimdi. Brezilya'da futbolun dünyaya hakimiyeti gibi bir
Şöyle bir de FIFA ile ilgili birkaç tane belgesel var. Orada bunları daha net bulabilirsiniz. Yani teknoloji direkt etkiliyor. Evet. Yani nasıl geniş bant internet oyunu değiştirdiyse renkli yayında bunun yayılmasını öyle etkiledi.
Tam işte bu saptamalar bence çok önemli. Yani bunlar bence kilometre taşları gibi geliyor. Tabii ben daha çok teknoloji tarafından yaklaştığım için belki de. Çünkü o çok az gittiğim müsabakalardan bir tanesi işte bu New York Yankees'in beyzbol oyunundan sonra ben şu karara varmıştım. Ya zaten top küçücük.
Sahanın ortasında gözükmüyor bile. Bunu yayınlayan, broadcast yapan şeylerde de her geçen gün yani her yıl yeni teknolojiler, yeni kamera teknikleri işte yapay zeka destekli en iyi açıları anında gösterme ve işte bunun tüm lig boyunca ortalamalarını verme falan gibi infografik gösterimlerle de desteklenmiş bir versiyonu var. Oturduğun yerden izlemenin konforu bir tarafa bir de böyle bir bilgi akışı da daha güçlü gibi geliyor. Özellikle son 3 yılda bu çok gelişti. Ben basketboldan bir örnek vereyim. Court Vision diye bir sistem var. Bütün sahada gördüğün canlı şeyleri dijitize edip, oyuncuların birbiriyle hareketi, aralarındaki mesafeler, herhangi bir oyuncu bir yerdeyken topu potaya atarsa yüzde kaç oranını da atma ihtimali var. Yani şut o anki pozisyona göre şut yüzdesini falan hesaplayan bir algoritma sistemiyle izleyebiliyorsun. Böylece sahada olan biten her şeyi sana numarik olarak veren bir yayın var artık.
Evet, hatta ben bu Dünya Kupası'yla bu kadar ilgisiz olmama rağmen futbol ve benzeri sporlarla Dünya Kupası'yla ilgili bir içerik hazırlamak üzereydim. Dünya Kupası'nın yayınlarında kullanılan teknolojiye dair bir içerik. Es geçtim gerçi ama sonuçta söyleyeceğim şey şu, sahada oynayan fiziksel oyuncular var. Fakat deneyim olarak baktığımızda belki de büyük bir çoğunluk artık onu evlerindeki büyük ekran televizyonlardan ve teknoloji desteğiyle arttırılmış bir gerçeklik olarak izliyorlar. Yani aslında bir augmented reality'den söz ediyoruz bir anlamda. Gerçek oyuncu ve üzerine bindirilmiş o datalar vesaireler ki ben bunların tasarımında da yine oyun kültüründen beslenildiğini düşünüyorum. Oralardan ilham alındığına inanıyorum. Dolayısıyla şimdi zaten bir augmented reality kısmına geldik. Belki de işte bunun bir sonraki aşamasında sahada oynayan fiziksel oyuncular yerine onların avatarları, onların simülasyonları olacak ama arkasında onları oynatan oynatıcılar gerçek insan olacak. Sanki böyle bir geçiş gibi de tanımlayabiliriz gibi geliyor bana. O da var, o da var. FIFA Ligi var mesela, NBA 2K Ligi var. Yani NBA'yi simüle eden oyunu 5'e 5, 5 kişinin bir takım simüle eden oyunu da oynatıyor. O da esporun bir branşı olarak var zaten.
Peki madem öyle, bu ikisinin arasında bir geçiş olabilir mi? Şimdi ben notlarımda şöyle bir şey var. Kariyerine bir e-sporcu olarak başlayan Cem Bölükbaşı geçtiğimiz yıl Formule 2'ye kadar yükselmiş. Yani yarış simülasyonundan fiziksel spora geçiş sağlamış. Peki bu tür geçişler olmaya devam edecek mi ya da tersi olabilir mi? Mesela normal fiziksel bir araba yarışçısı, motor sporcusu simülasyon oyuncusuna dönüşebilir mi? Şimdi bu hemen hemen sporların %99'u için imkansız. Çünkü birinde tamamen vücudun pek çok özelliğini ve yıllar içinde geliştirdiği alışkanlıkları kullanıyoruz. Fundamental dediğin şey, adımlama dediğin şey, daha 12-13 yaşında başlayıp yıllarca o adımlamalar, o pozisyonlar, fiziksel gelişimden öte motor reflekslerin ince ayarının yapılması yıllarca çalışmaya dayalı. Öyle olmuyor o işler. Yani o kadar basit bir şekilde simülasyondan geçmiyor. Fakat motor sporları için durum biraz farklı. Orada zaten o bütün gerekli olan motor becerileri zaten orada ediniyorsun. Bugün mesela hava şartları izin vermediği için yarışa çıkamayan pek çok Formula 1 pilotu direkt simülasyonda. Yani Cem Bölükbaşı'nın veya hatta sen eğer belli bir yatırım yaparsan, senin evde kurabileceğin bir Formula 1 oyununa bağlı simülasyonla işte vites kutusunu alıyorsun. Onların hepsi var. Bugün internete girip satın al. Zaten pandemi sırasında Formula 1 sürücüleri böyle bir turnuva düzenledi. Hatta burada hile yapan da ortaya çıktı yani. Ve mesela Kimura şeyle, Charles Leclerc'le yarışıyordu Cem falan. Sen oyuna girip yarışabilirsin Onar ve gerçekten Formula 1 yarışçıları yarışa hazırlanmak için yani bir yarışı daha iyi tanımlayan bir şey yok. Birebir olarak sen evinde, şu anda ortalama bir set tabii onlar çok üst düzey
Kaliteli şatam. Isı farkı var tabii. Çünkü bir Formula 1 yarışında 3-4 kilo veriyor bir Formula 1 sporcusu. Abi o G basınçları falan filan. Tabii ki birebir aynı değil. Ama neredeyse birebir aynı, aynı vücut dirençlerinin ve G kuvvetlerinin yaşamadığı bir şey, 7000 dolara falan ortalama bir set toparlayabilirsin evine. Yani 7000 dolar verirsen, bir Formula 1 yarışçısının tabii ki birebir aynısı olması da, 0.9 olarak aynı yarışı yaşayabiliyorsun. Formula 1 yarışçıları da gerçekten yarışa böyle hazırlanıyorlar. Sezon başında gerçekten böyle hazırlanıyorlar pistte.
Mesela yeni bir pist eklendiği zaman direkt zaten ürün aslında başlıyorlar. Piste öğrenmek için. Ama bugünkü bildiğimiz bağlamda. Bir şeyden bahsediyorsun. Ve sadece Formula 1 için geçerli. Koşucu abi, koşucu olamazsın kolay kolay. Ama koşu yarışına ihtiyaç duyulacak mı 20 yıl sonra onu bilmiyoruz yani. Orada problem biraz olursa.
şeyde volley filminde insanlığın geleceğini işte uzaydaki büyük kruyuz benzeri uzay gemilerinde hayatlarını geçiren insanlar olarak tanımlıyorlar ve orada hakikaten yürümeye falan gerek kalmıyor herkes oturduğu yerden. Oradaki bağlamı doğru deminki diziyi izlemenizi tavsiye ediyorum biraz futbolda meraklı olanlar. El Presidente şimdi baktım adını unutmuşum Havalanj'in Brezilyalı FIFA başkanı Havalanj'in futbolunu nasıl değiştirdiğini. anlatan bir dizi amazon'da meraklısın kaçırmasın bence çok açıklayıcı güzel bir de bizim Türk dizilerine benziyor biraz. Brezilya çok paraleliz değil mi? Öyle bir durum. Şeyi soracağım şimdi tabi Formula 1 yani hem soracağım hem buradan bir şey üretir miyiz çıkarabilir miyiz diye. Şimdi herhalde bu sürücüsüz arabalar
Mevzusu yaygınlaşınca, olunca ve yaygınlaşınca herhalde kimsenin arabası olmayacak değil mi? Yani sokakta çevireceksiniz ve bineceksiniz, gideceksiniz. Niye garajıyla, yakıtıyla, bakımıyla falan uğraşalım? Verimsiz olur zaten diğer türlü. Tabii ki araba sahibi olmak ayrı bir keyif olabilir. Belki birileri için. Ama çok büyük oranda işbir misafir. E o zaman Formula 1 yarışı nasıl olacak zaten?
Kendi kendine yarışsınlar işte abi. Platoda gerek yok. O yıllar geldiği zaman ben... Çok mu uzak onu merak ediyorum. Çok uzak değil. Bence hala uzak. O yıllar geldiğinde sürücülüğün hobi olarak yani artık keyif için... At yarışçılığı gibi yani. Evet ata binmek gibi bir şeye dönüşeceğini düşünüyorum. Şimdi az önce daha sonrasına yolladığımız, park ettiğimiz bir sorumuz vardı. Sizin sorunuz vardı. Mehmet Demirkoğlu'nun bir sorusu vardı. Yapay zeka konusu. İşte ben bu biraz önceki simülasyon konuşmasından oraya bağlanmak istiyorum çünkü
Yine şöyle bir içerik hazırlamak üzere araştırma yapmıştım fakat henüz hazırlamadım o içeriği. Özellikle bu yarış arabası simülasyonlarında ki bu arada ben de bir ekleme yapayım. Zaten pilotlar, astronotlar da simülasyonlarda kendilerini hazırlıyorlar. Uzaya çıkmadan önce uzaya çıkabilmenin yolu simülasyon yapmak. Benim babam da pilottu mesela. Yeni bir uçak değiştireceği zaman saatlerce simülatörün içinde öğrenirdi uçağı yani uçurmadan önce. Tabii yani bunun yolu o. İşte bu gibi durumlarda bize o simülasyon dünyasını hazırlayacak olan yapay zekaların gelişmesi diye ben okuyorum. Yani CHAT GPT gibi bir dil modeli veya diğer alanlarda DALI gibi görselleştirici yapay zeka modelleri desteğiyle gerçek zamanlı senaryolar üretilecek. Ve bunlar çok zekice senaryolar olacak. Ve bu senaryolar karşısında
ya kurgusal yani bir oyun bağlamında ya da e-spor bağlamında veya kurgusal olmayan yani bir şeylere hazırlık anlamında gelişmeler yaşanacağını düşünüyorum. Nitekim... Ama gene insanlar işin içinde olacak. Evet, evet. Yani şöyle, nitekim yanlış hatırlamıyorsam PlayStation için böyle bir yapay zeka sürücü modeli var ve bu yapay zeka sürücü modeliyle yarışan dünyanın en iyi e-sporcuları
inanılmaz yorumlar yapıyorlar. Belki hani birazcık da bu PR'la ilgili bir şey de olabilir ama ben oynamadığım için böyle parantez içinde açıklamalar yapma ihtiyacı hissediyorum. Ama sonuçta gerçekten de hani daha önce yarıştıkları yapay zeka bile diyemeyeceğimiz bilgisayar rakiplerine kıyasla Bu yapay zeka destekli, özellikle makine öğrenmesiyle kendisini geliştiren yapay zeka destekli oyuncuların insandan ayırt edilemeyecek derecede iyi yarıştığını, iyi öğrendiklerini, çünkü onların öğrenme sürecini de takip edebiliyorsunuz, ifade eden açıklamaları vardı. Dolayısıyla ben yapay zekanın başta spor olmak üzere e-spor alanına katkısının ilk etapta böyle olacağını düşünüyorum.
Şöyle mi olacak derseniz eğer, ya biz ileride farklı yapay zeka modellerinden kurulmuş iki farklı takımı izler miyiz? Yani tümüyle bilgisayar, bilgisayara karşı oyunlar izler miyiz? Bu keyif verir mi? Benim baştan yorumumu söyleyeyim, bence hayır. Bence biz bütün kusurlarıyla insanları izlemekten mutluyuz.
Aynen öyle. Hatta bu kusurlarını konuşmanın getirdiği bir kültür belki de bu bütün spor dünyasının kültürü. Yani sizlerin yaptığı yorumları falan ben işte izliyorum zaman zaman. Oradaki o bütün konuşmalar, ya işte şunu şöyle yapsaydı daha iyi olurdu. Bu böyle hep stratejik konuşmalar. Yani bazı eksikleri tamamlamak üzere daha iyisini nasıl yaparız? Böyle bir problem var ortada. Bu problemi nasıl çözeriz aslında baktığımızda? Ve bu bize keyif veriyor gibi geliyor bana. Siz ne dersiniz bu konuda?
Aslında bütün hikayelerine bakarsan, bugün sinemada da, tiyatroda da, romanda da falan... Abi her şey insanın veya bir grubun, yani insan grubunun kendi sınırlarını zorlaması, aşması, kahramanlık hikayeleri falan hep böyle yazılıyor zaten. Spor dünyasında da... oyuncular var. Onların arasında çok özel hakikaten dünya çapında yetenekler var. Onların kendi sınırını aşması veya insani bir zaaf veya insanüstü bir çaba göstermesi üzerine kurulu ve bütün aslında hikayeyi yaratan da bütün izlenceli keyfi yaratan da o. Bugün Avengers filmi de aynı şeyi yapıyor. Ne bileyim Monte Cristo kontrolü olmada da benzer skorlar üzerinden gidiyor. Spor bunu her seferinde yapmaya çalışıyor. Asıl keyif de orada zaten. O yüzden yapay zeka ilginç olabilir. Mesela
Son dönemin en büyük tartışmalarından biri gelmiş geçmiş en gelişmiş satranç programı. Saniyede 300.000'in pozisyonunu analiz edebilen Stockfish. Stockfish ile AlphaZero'yu programladılar. AlphaZero ile maç yaptırdılar. AlphaZero perişan etti Stockfish'i. Yapay zeka gelmiş geçmiş en güçlü algoritmayı yok etti. Makine öğrenmesinin daha güçlü olduğu. Çok büyük olay oldu bu çevrelerde. Barış sen çok daha iyi bilirsin tabii bunları.
Ama ikinci defa oynasalar kimsede pek ilgilenmez o kadar yani. Ama Magnus Carlsen'in Nakamura ile yaptığı her maç ilgiyi de izliyorsun. Acaba Magnus bu sefer daha da mı kendini geçecek? Yoksa Magnus tökezledi, Nakamura bu sene çok daha iyi. Bunlara bakıyorsun zaten yani. Ben burada da biraz distopik... Yaklaşacağım. Etik kodların değişmesiyle bunun... Bizim için böyle, evet. Bizim içinde bulunduğumuz etik kodlara bakıldığında evet. Ama bunlar değişiyor. Yani iki yüz yıl önceki bir erkeğin bir kadına normal davranışlarını bugün görsek muhtemelen kanımız donar.
Dolayısıyla ya da daha basit bir örneği herkesin güldüğü bir espriyi bugün yaptığınızda o espriyi yapan adam insanın içine çıkamaz hale gelebiliyor. Etik kodlar değişiyor. Ben şöyle bir şeyden korkuyorum. Mesela bugün Haaland diye bir adam var. Adam yani özene bezene yaratılmış olağanüstü bir varlık ve bunun üzerine de çok çalışıyor ve bütün İngiltere Premier'likteki bütün rekorları alt üst ediyor. Her gün yeni bir mucize yaratıyor.
Bu bir gün ayıp olabilir. Yani sen doğuştan gelen yüce özelliklerinle fizik olarak zayıflara böyle üstünlüğü sağlayamazsın diyebilir insanoğlu. Boksun sonu fena diyorsun yani. Boksun değil, herhangi bir dalda böyle. Yani çünkü bunlar 500 yıl önce... Veya mesela FPS tarzı oyunların değil mi? Orada da silahı eline alıp insan öldürme özelliğine kurulu bir senaryo var. Evet yani 500 yıl önce güçlü olan tabii ki her yere hakim oluyordu. Yani buna itiraz edecek bir şey yoktu ya da 1500 yıl evvel. İtirazda pek kimsenin takmıyorduğunu hatırlıyorum. Şimdi gidişat insanın elindeki bütün o farklılıkları ve üstünlükleri törpürlemek üzerine. Bu yüzden çok korkunç bir gelecek belki. Benim gelecek şeyim, tahayyülüm şu andaki kodlarla evet. Ama değişecek bu. Gittikçe daha bizi yontup yontup sanki bir kalıba sokmak isteyecek gibi. Daha doğrusu biz bunu isteyeceğiz gibi geliyor. Olabilir ama insanın en temel içgüdüsü insanın kendi sınırlarını aştığını görmek her zaman çok hayranlık uyandırıyor. Daha sonra da kendi sınırlarını aşan ve kahraman statüsüne gelenin kök izlediğini ve insani zaaf gösterdiğini görmek istiyorum. Hiç kuşku yok şu an için öyle ama işte korkularım var. Peki bu insanın kendisini aşması falan dedik güzel. E-spor konusunda da bunu aşmak için günde 16-18 saat çalışan insanları görüyoruz. Bir de kendini buna iyice kaptırıp bağımlı olmaya başlayan gençleri görüyoruz.
Bu da e-spor bağımlılığı gibi bir sorunu ortaya çıkarıyor. E-spor alanında bu konuda düzenlemeler vardır mutlaka. Sizler birer spor insanı olarak bu konuları değerlendirdiğinizde bu düzenlemeler sizce ikna edici midir? Sonuçta özellikle e-spor ve dijital oyun da diyebilirsin. Oyun bağımlılığı e-spor bağımlılığından daha büyük bir problem zaten. Çok daha yaygın olan tarafı o.
Son dönemde daha da arttı ve yani regulasyonları, sınırları yeni yeni bedeleniyor. Mesela e-spor için günde 16 saat antrenman yapıyor sporcular, yani profesyonel sporcular değil mi? O kadar profesyonel sporcular diğer branşlar kadar para kazanıyorlar. Onun da altını çizelim mi yani hani profesyonel yapanlar? Bir kısmı tabii. Yani nazilli de iyi oyun oynayan bir adam, futbol oynayan bir adam nazilli sporda oynayıp hayatını idame ettirebilir. Oyuncu için aynı şeyi söylemeyiz. Ama yavaş, yani yayıldıkça, ekonomisi oturdukça belki de daha artacak. Neyse. Ama mesela zamanında 14-15, özellikle Asyalılar tekrar eden antrenmanları çok fazla yapabildikleri için, kültürleri ve belki de genetik kodları gereği, bunu çok yukarı çekmişler ve bu ciddi anlamda çok kısa sürede oyunların tükenmesine yol açmıştı.
Zinse olarak. Şey var değil mi? Yani normal spordan daha erken bırakmak zorunda kalıyorsun. Aynen öyle. Hatta şey söylemi çok vardı. 21-22 yaşında işte refleksler zayıflıyor, bir daha yapamıyor diye. Tam tersine, daha tersine demeyelim de... ...bunun yanlış olduğu zinsel olarak çok çabuk tükendikleri. Yani günde 14 saat çalışırsan 3.-4. seneden sonra kaldırmıyor abi kafa. Fakat şimdi yavaş yavaş zaman geçtikçe, antrenman teknikleri değiştikçe... ...bunlara müdahale edilince bunu daha aşağı çekmeye başladılar. Yani kardeşim günde 14 saat çalışmaya göre 7-8 saatte uğraşsan oluyor yeterli diye. Ha, bağımlılık dersen... Abi sonuçta her şeyin fazlası zarar. Yani ne bileyim brokoli bile iki kilo brokoli yersen hoş değil bir şey değil yani. Onların sınırları yani herhangi bir kişiden kişiye değişecek şekilde bunların sınırı yok. Ben en basiti kendi kızımın iki saatten fazla tablette oyun oynamasına izin vermiyorum hafta sonları. Hafta işleri de bir saat veriyorum mesela. Onun sınırları da belli, yaptığın süreçte. Küçük tabi daha. Daha küçük tabi. Yani her aile, her toplum, her yapı kendine göre belli sınırlar belirlenir. Ama dediğim gibi herhangi bir şeyi atıyorum yani... ...koşu yapmak işte fiziksel olarak çalışmak da değil. Abi günde on saat spor salonunda çalışmak da hiç iyi bir şey değil yani. Tabii tabii.
O yüzden her şeyin sınırı vardır. Oyun bağımlı da bir bağımlılık. Başka çok daha tehlikeli ve daha problemli bağımlılıklar gibi. Buna bağımlı olmamasına, olmasına engel olacak şekilde, yardımcı olacak şekilde, hayatını daha çeşitlendirecek şekilde destek olmak lazım. Gerek profesyonel sporculara, gerek amatör oyunculara. Şöyle bir durum var sanki, insanoğlu bağımlı olmaya da çok yatkın bir varlık. Yani televizyonda bir bağımlılıktı ve bizim anne babalarımız da çok az televizyon izlettirmeye çalışırlardı bize. Ki zaten akşam yedide açılıyordu televizyon yani. Öyle saçma sapan bir durum varken bile aman çok seyretme, aman çok seyretme deniyordu. Ama bak bağımlılığın boyutunu hatırlıyorsun değil mi? Kapanışta isler marşı, isler marşı sonuna kadar yani o sabit ekran gelene kadar, renk tayfı gelene kadar izlerdik. Evet yani yatkınız buna. Ama bu bağımlılığın seni nasıl etkilediği önemli burada. Çünkü burada şöyle bir tehlike var. Çok erken yaşta dünyanın diğer tarafındaki bir 35 yaşında bir insanın zorbalığına uğrayabiliyorsun.
Yani benim oğlum çok erken yaşta okudu ve biraz da bir hani ileri bir çocuktu kendi yaşına oranla. Beş yaşındayken işte kelimelik oynuyordu ve yeniyordu herkese. Beş yaşında bir çocuğun yapması çok normal olduğu şekilde herkese de senin ismin ne diye soruyordu. Yani chatten. ...karşısındakinin adını öğrenmek istiyor doğal bir insan davranışı olarak. Özümüzde bu var bizim. Şimdi yani yaş geçtikçe olmuyor, onu kapatıyoruz ama... ...karşıdan sana ne, küfür vesaire geliyordu. Şimdi beş yaşında bir çocuğun bununla yüzleşmesi kolay bir şey değil. Esas problemin büyüğü biraz burada. Bunu nasıl regüle edeceğiz? Burada var mı bir şey? Ben sana sorayım. Zaten esas problemler orada başlıyor. Yani ama bu sadece spor dünyası için değil, sosyal medya için bana da çok geçer. yüz yüze olmadığın insanlarla olan iletişimin... Şimdi orada kapatabiliyorsun. Burada da yapabiliyor musun? Tabii kapatabilirsin istediğin gibi. Ama şey var yani çok farklı demografik ve sosyoekonomik yapıdaki insanların bir araya gelmesi... Yani Kanadalı 45 yaşındaki bir profesörle Şili'deki 14 yaşındaki bir çiftçi de aynı ortamda olabiliyor. Bu aynı zamanda akıl almaz bir sosyal eşitleyici olduğu gibi tabii ki ciddi iletişim sorunları hatta hitabet sorunları falan da yaratabiliyor.
Ama bir taraftan da korkunç bir sosyal işleyici. Bundan daha büyük bir sosyal işleyici yok ya diğer taraftan da. Evet. Peki yani çok biraz girdik aslında kısaca ama bunu hani müsabakalar anlamında değil evlerimizdeki müsabakalar anlamında düşünecek olursak sizler de bir ebeveynsiniz ve çocuklarınız da işte artık bu işlerin bir parçası haline geliyor. Ne gibi önlemler alıyorsunuz? Ekran zamanını kısıtlamak dışında tavsiye edebileceğiniz bir şeyler var mı?
Yani en temeli bir kere sınırlar belli olduktan sonra... ...bir süre sonra çocuklar da adapte oluyor. Benim iki saatim var diyor. Hani zorluyorum oluyor ama... Ama diğer zamanlarında normalde daha zor olan... ...yani ev konforundan çıkması gereken bazı keyifleri tanıtmaya çalışmak bence en iyisi.
Benim kızım mesela voleybol oynadıktan sonra çok keyif aldı. Ben düzenli olarak onu voleybol kursuna da yolluyorum. Bol bol oynasın için. Annesi ve ben normalden daha büyük bir emek harcıyoruz. O gidebilsin işte voleybol sahasına sürekli götürmek gibi. Ben de zamanında basket oynuyordum ama kendim gidip geliyordum. Kimse de oğlum da basket oynasın falan demiyordu yani. Ama şimdi biraz daha ekstra çaba gösterip yani evde, kanepenin başında yok televizyon seyredeceğine... ...yok tablet oynayacağına veya işte başka bir şey yapacağına ki bunları da yapsın yapmasın demiyorum. Sadece çeşitlendirebilsin ve tek bir şeye saplanmasın. Ama o levelde götürüyorsun. Her çocuğun ilgilenebileceği farklı şeyler olabilir. İşte resim yapabilir, ne bileyim balıkçılığa merak sorabilir, el sanatları olabilir. Hani ilgilendiği, ilgilenebileceği alanları yönlendirip bunu çeşitlendirmek ben en mantıklı yöntem olarak görüyorum. Ama ben bebeğinlik konusunda hiç uzman falan değilim. Onu söylüyorum. Yok tabii. El yordamıyla devam ediyor. Şöyle evet bedensel aktivite en kolayı ve çünkü çocuklar ne olursa olsun koşturmak istiyorlar. Enerjileri var. Vücut onu istiyor onlardan zaten. Koşturmazsan sana sarıyorlar. Evet. Dolayısıyla bir spora vermek en iyi yöntem. Biz öyle yaptık. Çok erken yaştan itibaren spor yaptılar. Ancak şimdi 14 ve 16 yaşına geldi ikisi de eğitim hayatıyla Türkiye'de sporu birlikte götürmek neredeyse imkansız. Çok zor ya da hele İstanbul gibi çok zor bir şehir burası.
Kolay olmuyor ve artık bu yaştan sonra da çocuğa çok hakim olamıyorsunuz. Yani oynamak istemiyorsanız, spor, tenis oynamak istemiyorsanız oynamıyor. Eline zorla raketi verip yollayamıyorsunuz. Problem bu yaşta başlıyor işte, 14 yaşından itibaren. Çünkü daha önce bizimle sosyalleşebilen çocuk, bizimle vakit geçirebilen bir çocuk, arkadaşlarıyla vakit geçirmek istiyor. Çok doğal olarak hepimizin yaptığı gibi. Ve bunun çok kolay bir yöntemi var. Yani yatağında yatarken sekiz tane arkadaşıyla aynı anda
Bağıra çağıra bir oyun oynayabiliyor internet üzerinden. Dolayısıyla bir yaştan sonra engellemek neredeyse imkansız. Artık şunu vermek lazım herhalde. Biz verebildik mi bilmiyorum, çok emin değilim ama. Kendi zamanını kontrol edebilme yetisine ulaşabilmesi lazım. Yoksa kontrol etmek 14 yaşından sonra imkansız neredeyse. Yani şunda hemfikiriz gibi geliyor. Bu arada hiç kimse tabii ki yani ebeveyni konusunda burada tavsiye verecek şeyler değil. Sadece aramızda stratejilerimizi paylaşıyoruz. Benim anladığım şu yani onu yapma evladım demek yerine bak şunu yapabilirsin bir de diye alternatifleri göstermek ve yönlendirmek. doğasına aykırı olmayan şeyler yani onu hakikaten mutlu edecek şeyler. Ben evet ya bizde işe yarayan bir şey söyleyeyim. Mesela bu arada ben de oyun oynamaya falan kesinlikle karşı değilim. Hatta bazen birlikte de oynuyoruz falan ama mesela alternatif yöntemlerden biri olarak sizler çok güzel fiziksel aktiviteleri söylediniz. Eğer mesela kış zamanı dışarıda fiziksel aktivite yapma imkanı da yoksa oyun oynamanın yanı sıra bir de oyun tasarla diyorum. Kodluyor falan bir takım oyunlar yapıyor kendince öyle hiçbir profesyonel amacı falan olmadan.
O da müthiş bir keyif veriyor. Genetik olarak şansı var. Bizde öyle bir durum yok. Onun hocası iyiymiş. Ben hiçbir şey öğretmedim bu arada ama bu gerçekten bence uygulanabilecek bir yöntem. Şu anda hiçbir şey söylemeden, ya baba ben Scratch'de şöyle bir oyun yaptım, şurada bir level tasarımı yapıyorum falan gibi şeyler söylemeye başladı. Beni de şaşırtıyor o haliyle. Belki bir şeyleri yapmanın, bir şeyi yaratmanın, bir şeyi ortaya çıkartmanın verdiği keyfi, onun ucundaki dopamini gösterebilirsek çocuklara.
Zaten artık hani ne zamanlarını tasarlamaya, ne başka bir duyguyu vermeye gerek kalmayadabilir. Ve o işte hani özellikle teenage yani 13 ve 14 yaşından itibaren başlayan dönemlerinde, aileden yavaştan kopmaya başladıkları dönemde... Çok nazik ifade ettin ama aileden yavaştan kopmaya başladıkları değil, aileyi ...beğenmemeye başladıkları dönem. O kendi arkadaş dünyalarını da belki... ...lead edebilirler, tasarlayabilirler, onları yönlendirebilirler diye... ...böyle bir hayal kuruyorum. Tabii ki biraz da kolyantacılık oynayarak. Çok mümkün, mümkün. Mümkün tabii, yani bu mümkün. Şöyle, dünyanın geldiği noktada çok fazla uyarıcı var... ...çok dağılıyorlar falan ama bir taraftan da çok güzel fırsatlar var. Mesela annesi çok sulu boya yapmasını istiyordu. Bir ara baya ilgisiz ölçülermişti. Fakat şimdi temel sulu boya tekniği öğretmek lazım değil mi?
Ağabey YouTube'a açıyorsun yani bugün yapmak istediğin bir şeyi, mesela bir vazo boyamak, ne bileyim vazo yapmak, kilden küçük heykelcikler yapmak, heykel tıraşlıksa sanatın her dalını, sporun her dalını ve spor tabii biraz daha tesis de istiyor ama sanatın biraz daha az ekipmanla yapabildiklerini var. Onların hepsinin temel eğitimini de alabileceğin bir mekanizma da var. Ben çocukken biri bana kilden küçük heykel yaptırmaya çalışsa kimsenin yapacağını bilmiyordu. Ama bugün iletişim sayesinde, teknoloji sayesinde bunun temel olarak nasıl yapılabildiğini sana gösteriyorlar. Bunun bütün malzemelerini de tek iki tuşa basarak evine dinebiliyorsun gayet uygun fiyatlarla. Peki, ben şimdi konuyu futbola getireceğim. Çünkü Türkiye'de herhalde en popüler spor, en çok futbol izlemeyi seven, belki de dünya çapında bir istatistik yapılsa vardır. En çok futbol izlemeyi seven ülkelerden biriyiz. Ama bir yandan da global başarılar pek gelmiyor gibi gözüküyor. Mesela kadın voleybolunda, bazı spor dallarında başarılıyız.
Ama futbolda bir türlü istediğimiz seviyelerde olamıyoruz gibi geliyor bana dışarıdan uzak bir gözlemci olarak. E-sporda global ölçekteki durumumuz nedir? Yani futbol ve benzeri sporlardan farklı olarak bu alanda bir altyapı problemi falan da olmadığı için. Çünkü eminim şimdi altyapı problemleri falan gibi şeyler söylenecek.
Orada hani böyle bir bahanemiz de yok diyelim. Gerçi bizde de ekonomik zorluklar, bilgisayara erişim falan belki denilebilir ama yine de daha demokratik, daha erişilebilir. Sizler de söylediniz. Herkesin evinden, yatağından hatta katılabildiği bir ortamda. Global ölçekte e-spordaki durumumuz nedir? Bugün ve gelecek açısından. Çok çok daha iyi. Yani altyapı da diğer geleneksel sporlar ölçeğinde kesinlikle değil ama ufak bir dezavantajımız var. Geniş banti internete ve güçlü bilgisayarlara ulaşım biraz daha zor oluyor ama orta ölçekli bilgisayarlar bile yetebiliyor ve diğer sporlar oranında çok çok daha avantajlıyız. Yani en azından dünyanın geri kalanından çok gerisinde falan değiliz ya da en azından internet kafede bile bunu yapabilirsin. Ve açıkçası nüfusun genç olması, dijitale yatkın olması bizim nüfusumuzun. Biz mesela o konuda Asya'ya çok benziyor. Avrupa'dan çok daha farklı. Bizim genç nüfusumuz dijitale çok daha yatkın. Çok çabuk hemen teknoloji gelişimleri adapte olabiliyor. Ve açıkçası bunun sonuçlarını e-sporda da görüyoruz. Şöyle güzel bir ayrım var. İreysel olarak gerçekten çok başarılı bir ülkeyiz. Yani işte dünyanın en popüler e-spor branşlarında işte LoL'de, CSGO'da ve Valorant'da dünya çapında oyuncu çıkarıyoruz. Gerçekten dünya çapında yıldızlar çıkarıyoruz. Mesela bugün Kuzey Amerika Ligi'nde yılda 1 milyon doların üzerinde kazanan 2 tane Türk oyuncu var. Avrupa Ligi'nde 3 tane var. Ki çok kısa sürede oldumlar. Valorant Ligi'nin en değerli oyuncuları Cnet'ler falan hep gerçekten çok değerli Türk oyuncular var.
Ama takım olduğun zaman organizasyon olarak birbiriyle ilişki koordinasyon falan konusuna geldiğimizde yine diğer takım sporlarımız gibi bireysel seviyemizi takım seviyesi kadar yukarı çekemiyoruz. O da e-spordan çok bizim kültürel takım olarak hareket etmekte belki de yaşadığımız sorunlarımız var. Atasporumuz güreş falan olduğu için mi acaba? Biz bir arada hareket ettiğimiz zaman bazı başka toplumlar ya da bazı başka gruplar kadar ortak ne derler katma değer yaratamıyoruz maalesef. Doğru. Buna ek olarak şunu söyleyebilirim. Takım olarak bakıldığında da futbola oranda daha iyisi. Daha iyi zaten. Bunda da şunun payı olabilir. Henüz bu takımları ben yöneteceğim, burada rant var diyen 60-70 yaşında yöneticiler yok orada henüz. Statik oluşmadı henüz. Daha henüz oluşmadı. Şöyle küçük bir detaya gireyim. Dediğim gibi e-sporun birçok branşı var. En popüler iki branştan biri olan PPS, First Person Shooter dediğimiz branşta Türkiye çok daha yatkın. Türk gençliği PPS oynamayı çok daha fazla seviyor. Futbol ne kadar popülerse PPS'de neredeyse e-sporlar arasında o kadar popüler. Çok daha yatkın ve o alanda gerçekten çok çok başarılı bir ülkeyiz. Daha da başarılı olacağız orta vadede bence.
Evet, bu yayına hazırlık yaparken bazı akademik araştırmaları falan da inceledim şöyle hızlıca. E-sporu konuşuyoruz. E-spordan önce spor nedir acaba? Yani spor bize ne vaat ediyor? Sporun vaat ettiği değerler nelerdir gibi. Hoşuma giden bir şeyle karşılaştım. Orada diyor ki, Japon bir araştırmacının tezinde okudum bunu. Sekiz tane özelliği vardır diyor modern sporun. Beden eğitimi, şüphesiz zaten çoğumuzun aklına da bu geliyor.
Zafer ya da yenilgi, zihinsel eğitim, zevk, spor kuralları, dünya çapında bir organizasyon, kurgu ve modern rasyonalizm, akılcılık. Bu şekilde tanımlamış. Nitekim işte Oxford sözlüğünde de bir bireyin veya ekibin eğlence için bir başkasına veya diğerlerine karşı yarıştığı fiziksel çaba ve beceri içeren bir faaliyettir diyor. Ama burada İngilizceden çevirirken exertion diye bir tabir var.
physical or mental effort yani fiziksel ya da akılsal ben az önce hani satrançla ilgili yorumumda da o yüzden yani beyni niye vücuttan ayırıyoruz ki diye bir itirazda bulundum. Tabii ki hani birazcık da hazır spor tartışmacılarını bulmuşken bir tartışma alevleyebilmek için bu gibi tanımları düşündüğümüzde son sorum olacak. Sizce e-spor, her şeyden önce e-spor mu denmeli? Gerçekten bir spor olarak mesela spor deyince akla gelen en büyük organizasyon olan olimpiyatlarda yer alacak mı? Ve bu konudaki son düşünceleriniz nelerdir? Paris çok istedi dahil etmeyi. IOC karşı çıktı. 2028 olimpiyatları için gene benzer bir mücadele olacak. Bir sonra Asya'da yapılacak olimpiyatlarda ben
En azından gösteri spor olarak alıyorlar ya muhtemelen dahil olacağını düşünüyorum. Olimpiyatlara dahil olması onun rüştünü ispat eder mi? O ayrı bir tartışma konusu ama en başta söylediğime geri döneceğim. Rekabetçi oyun olması yeterli, spor tanımını daha genişletmek gerekiyor mu? Oxford sözlüğü belki yaptığı tanımı değiştirmek ister miyiz orta vadede? Bunu görürüz. Ama şu anda rekabetçi oyun deyip gayet kafam rahat bir şekilde dışarı çıkabiliyorum. Ama 2024 olmadı, 2028 veya 2032 olimpiyatlarında, daha doğrusu bir sonraki Asya'da yapılacak olimpiyatlarda özellikle olma ihtimali çok çok daha yüksek. Yani benim gibi direnç gösterenler tarihin her döneminde her şeye oluyor yani. Son derece normal bir şey. Yani yutulmaktan korkuyor olimpiyat komitesi daha çok. İdare edemeyecekleri, anlamadıkları bir şeyi içeri almak çok anlaşılır bir şey. Yutulmaktan korkuyorlar. Ama tabii bu korkunun ecele faydası yok. Yavaş yavaş yok olup orada bambaşka bir şey doğabilir. Gidişatın oraya doğru olduğu konusunda zaten hiçbir şüphe yok. Ama bu direnç her zaman olacaktır. Çok normal. İki seçenek var. Ya yutulacaklar zamanla ya da yok olup diğer tarafta başka bir şey büyüyecek. Tokyo'da kaya tırmanma ve kaykay belki de en çok ilgi gösterilen yeni bir kere daha sen de söylemiştin. Paris'te breakdance dahil edildi ve herkes merakla bekliyor.
Evet, çok teşekkür ediyorum. Mehmet Demirkol ve Kaan Kural bugün konuğumdu. eSpor'u konuştuk. Katkılarından ötürü, ufuk açıcı yorumlarından ötürü kendilerine bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Biz teşekkür ederiz. Bizi davet ettiğiniz için çok sağ olun. Büyük bir zevkti. Teşekkürler. Bugünkü sohbet beni gerçekten çok besledi ve aklıma şu konuyu getirdi. Spor tasarımı.
Bu konuya oyuncu değil de oyun kurucu olarak yaklaşabilmemiz mümkün mü acaba? Birçok başarılı e-spor oyunu en başından beri profesyonelce oynanabilecek şekilde tasarlanıyor. Henüz gelişmekte olan bir alan olduğu için belki de gelecekte LOL değil de LOJ yani League of Crisis gibi bir oyun geliştirip e-spor haline getirilebilir. Sonuçta Crisis oyunu Giresunlu Cevat yerli, Faruk yerli kardeşler tarafından tasarlanmıştı.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.