Podcast

51 - Murphy Kanunları

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ekmek her zaman yağlı tarafına mı düşer? Edward Murphy'nin bakış açısına göre: Evet. Peki ama Murphy'nin kehanetlerini ortaya attığı bağlam tam olarak neydi? Ne diye bunca olumsuz kanunu bir araya getirmişti? Ve bu kanunlara bir alternatif düşünülebilir mi?



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Oğulcan Ayan

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.697 kelime · ~8 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Günaydın. Hani bazı sabahlar olur. Öyle hiç kahvaltı hazırlamakla uğraşasınız filan gelmez. Şöyle düz bir ekmek yağlayıp kahvaltıyı geçiştiresiniz gelir. Heh işte bu sabah benim için o sabahlardan. Sadece tereyağı süreceğim. Hmm bir dakika. Reçel de olabilir aslında. Heh ekmekler de kızardı. Şuradan bir de bıçak alırsam.

Çaya tamam. Sıra geldi reçel. Ay aman! Ay aksi! Böyle şeyler hep benim başıma gelir. Bir de ekmeğin yağlı tarafı yere kapaklandı. Size de tanıdık geldi değil mi bu sekans? Mümkün. Bu bölümde Murphy kanunları hakkında konuşacağız. Ama daha geniş bir çerçevede ele alacağız bu konuyu. Karşımıza çıkabilecek aksilikler ve bunlara karşı geliştirdiğimiz tepkiler gibi bir çerçeveden.

Transkriptin tamamını oku

İşte bu yüzden Murphy kanunları denince akla gelen ilk örneği paylaştım sizinle. Bu tereyağlı reçelli ekmek senaryosunu. Böyle aksilikler yaşadığınızda bir an için tüm dünya hatta bütün evren sanki size çelme takmaya çalışıyor gibi hissediyorsunuz değil mi? Aslında hayır, bunlar sadece sizin başınıza gelmiyor. Şöyle pratik bir kahvaltı hayaliyle ekmeğinize yağ sürerken onu düşürürseniz genellikle yağlı tarafının üzerine düşecektir ki kurtarılma imkanı falan kalmasın.

Bıçakla ayağı sürerken uyguladığınız baskı ekmeğe iç bükeyi bir şekil kazandırır, dolayısıyla ekmeğin yağlı tarafı yere kapaklanır gibi fiziksel bir açıklama da getirebiliriz buna elbette tabii ama bu bölümde konumuz böyle olmayacak. Artık neyse, yazık oldu ekmeğe ama boşverin. Sakince yeni bir ekmek hazırlamaya başlayın kendinize. Zaten birkaç dakika içinde sabaha böyle bir aksilikle başladığınızı unutacaksınız.

Diğer yandan sizi uyarmak durumundayım çünkü gün içinde yaşayacağınız tek aksilik bu olmayacak muhtemelen. İşe giderken otobüsü, metroyu ya da vapuru böyle bir saniye ile kaçırabilirsiniz ve bir sonrakini beklemek zorunda kalabilirsiniz. Hayır ben kahin olduğumdan değil sizi olabilecek şeyler için hazırlamak istedim yalnızca. Bu bölümümüze ve sanki bir doğa kanunuymuş gibi yorumlanan Murphy kanunlarına adını veren Edward Murphy ne demiş? ''Kötü gidebilecek her şey mutlaka kötü gidecektir.'' Peki bu Edward Murphy neden böyle bir şey söylemiş? Niye böyle bir genelleme günümüzde bir kanun olarak benimsenmiş? Hadi gelin 1949 yılında gerçekleşen bir olaya tanıklık ederek bu sorunun cevabını arayalım.

Edwards Hava Kuvvetleri Karargahındayız bugün. Sizinle bir deneye konuk olacağız. Hazır deney ekibi hazırlanıyorlarken ben size burada neler olup bittiğini anlatayım. Roketler ve G kuvveti üzerine deneyler yapılıyor burada. MX981 adındaki bir projeyle de ivmelenmenin insan üstündeki etkileri inceleniyor. Herhangi bir kaza durumunda çarpmanın etkisiyle gelişen ivme kaybının pilotlarda nasıl bir etki yaratacağını araştırmak üzere gerçekleştiriliyor tüm bu deneyler.

Aslında bir test parkuru burası. Roketkızağı olarak da bilinen G-Wiz adındaki bir raylı sistem var karşımızda. Pilotun üzerine sadece iki şekilde takılabilen 16 ivme ölçer yardımıyla bu veriler toplanıyor. Her roketkızağı deneyi de fazlasıyla maliyetli. Dolayısıyla ekip son derece titiz çalışıyor. Yaptıkları her iş bir plan dahilinde.

29 sürüş gerçekleşmiş bu projede ve denek pilotlar bu sürüşler esnasında çok şiddetli, negatif kuvvetlere dayanabilmiş. Fakat bunun resmiyet kazanabilmesi için kızaklara ve pilotların tulumlarına ivme ölçerlerin düzgün takılması gerekiyor. Projenin başında ise ölçüm aletlerini tasarlamış olan askeri mühendis yüzbaşı Edward Murphy var. Evet, Murphy kanunlarının isim babası olan Edward Murphy.

Bu Yüzbaşı epey sinirli biri bu arada. Söylediği her şey karargâhta kanun hükmünde görülüyor. Titiz çalışması gereken ekibin gerçekten de böyle bir kurallar listesi var. Ve bu listenin adına Murphy Kanunları adını vermişler. Bakın Yüzbaşı da geldi işte. Kendisi bugün normalden biraz daha huzursuz gibi gözüküyor. İşini iyi yapamayan herkese bağırıp çağırıp küfürler savuruyor.

Neyse neyse, en iyisi sessizce kenardan olan bitenleri izlemek. Zaten test de başlamak üzere. Bakalım neler olacak. Öff, bir aksilik var galiba. Bu kadar sert bir çarpma olmamalıydı. Denek pilot da pek iyi değil sanırım. Evet evet, kesinlikle bir sorun var. Ama neyse ki denek pilotun durumu iyi. Hayati bir tehlikesi yok. Ölçülen değerler ne çıkacak acaba?

Hayda, bir hata var. Ölçüm aletlerinde bir sorun çıktı galiba. Bu kabloyu kim böyle bağladı? Hangi ahmak o, sen miydin? Zaten bir şeyde yanlış yapmanın herhangi bir yolu varsa onu mutlaka bulursun sen. Üps, ivme ölçerleri yanlış bağlamışlar. Neyse, biz iyisini ortalık kızışmadan hemen kaçalım buradan yoksa yüzbaşı bizi de paylayacak.

Yüzbaşı Edward Murphy'nin o teknisyene bağırarak söylediği sözler, proje yöneticisi Dr. Stepp tarafından Murphy kanunları listesine uyarlanmış ve sonraki deneylerde bir checklist olarak kullanılmış. Murphy'nin bir şeyi yanlış yapmanın herhangi bir yolu varsa onu mutlaka bulursun sen sözleri, kanunlar listesine bir şeyin ters gitme olasılığı varsa mutlaka ters gidecektir ve her şey yolunda gidiyorsa kesin bir terslik vardır şeklinde dahil edilmiş. Birkaç hafta sonra başarılı geçen bir deneyin basın toplantısında Dr. Stapp şöyle bir demeç vermiş. ''Eğer bugün bu deney başarılı olduysa, bu Murphy kanunları sayesindedir.'' Deneylerin pilotu bu sözleri söyleyince de havacılık dünyasında Murphy kanunları yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmış. Yani Murphy yasaları böyle bir hikaye sonunda ortaya çıkmış.

Eee, peki bütün bunların bizim son anda otobüsü, vapuru kaçırmamızla ne ilgisi var ki? diye soruyorsunuz muhtemelen. Merak etmeyin, ufak bir aranın ardından size bunu da anlatacağım. Hey!

Hey hey kaptan! Üzgünüm, hareket saati geldi ben ne yapayım? Sonraki otobüs 79 dakika sonra. Başımıza gelen bu aksiliklerin sebepleri epey basit aslında. Bir tek sizin başınıza geliyor gibi hissettirmeleri ve sinir bozmaları da bu problemlerin çok ufak olmasından kaynaklanıyor. Ama bu ufak tefek aksiliklere karşı kendimizi hazırlayabilmiş olsaydık o zaman bize bu şekilde zarar veremezlerdi. Kendimizi kötü ihtimallere karşı hazırlamak.

Sonuçta otobüsü yakalamak kadar, kaçırmak da ihtimaller dahilinde değil mi? Yani durağa gittiğinizde ya otobüse binersiniz ya da binemezsiniz. Eğer her zaman için otobüse binmeyi garanti olarak görürseniz, hareket saatini kaçırdığınız durumlarda gülünüz berbat olabilir. Fakat kendinizi otobüsü kaçırabilme ihtimalini hazırlarsanız, metro ya da taksi gibi başka alternatif planları hemen devreye sokabilirsiniz. Hatırlayın daha iki bölüm önce esnek düşünmek üzerine konuşurken de bahsetmiştik bunlardan.

Murphy kanunlarının her şey yolunda gidiyorsa kesin bir terslik vardır maddesi benim aklıma başka bir kavramı daha getiriyor. Nazar kavramını. Aslında kültürümüzde var olan bir şey bu biliyorsunuz ve bana Murphy kanunlarını anımsatan türde bir inanış. Bir şeyler iyi gitmeye başladığında başımıza mutlaka kötü bir şeyler gelebileceğine inanmak.

Bu inanış çoğunlukla evil eye yani kem gözle açıklanıyor. Bir başkasının kıskançlık dolu bakışı işleri ters bir yöne çevirebilir. Elbette Murphy kanunlarıyla belli noktalarda ayrışıyor bu iki şey ama ne demek istediğimi anladınız sanırım. Mesele aksiliklerin kaçınılmaz olması.

Nazar boncukları ve üzerindeki o gözler her ne kadar bizim kültürümüzle özdeşleştirilse de türünün tek örneği değil. Benim mesela Peru'lu bir arkadaşım vardı ve onda öyle nazar boncuğu gibi bir şey görünce ''Aa bunu Türkiye'den mi aldın?'' diye sormuştum. Meğer Güney Amerika'da da çok yaygınmış bu tür şeyler.

Tarihin en eski dönemlerinden beri farklı kültürlerde örnekleri görülebiliyor. İnsanlığın çok çok eski zamanlardan beri kötü inanışlarla arası pek sıkı fıkı. Olayları hep kötüye yormak, bir şeyden kötü sonuçlar beklemek ve bundan korkmak insan olmanın özünde var. İnsanların daha ilk çağlardan beri kadere inanıyor olduğunu antik Yunan eserlerinden bile okuyabiliyoruz. Antik Yunan toplumu için kader öylesine güçlü bir kavram ki mitolojilerindeki tanrılar bile kaderin içinde hareket ediyorlar.

Böyle bir toplumda yetişen filozoflar kaderi merkeze alan felsefi okullar oluşturmuşlar. Örneğin stoacılık. İşte bu determinist yani kaderci felsefelerden biri. Stoacı felsefe doğanın, tanrının her şeyi planladığını ve kendimizi bu planın akışına bırakmamız gerektiğini söylüyor.

Stoac'ı filozoflardan Epik Letos diyor ki bazı şeyler bize bağlıdır fakat bazıları ise bize bağlı değildir. Yani kahvaltı için hazırladığınız kızarmış ekmeğiniz yere düşecekti zaten. O yüzden dedim size unutun o ekmeği diye. Hemen B planına geçin. Bu felsefeye göre o ekmeğin yere düşmemesini engelleyebileceğiniz tek an kahvaltıda ekmek yememeyi seçtiğiniz an veya ekmeği tezgahta güvenli bir yere koyarak yağ sürmeyi seçtiğiniz an olacaktı.

Bir şeyleri kontrol edebiliriz elbette ama her şeyi kontrol edemeyiz. Doğanın akışı içerisinde bazı şeyler hem planlıdır hem de bazen fazlasıyla rastlantısal. E kontrol edemeyeceğimiz bunca şey varken bunlar için üzülmeye değer mi hiç? İşte stoğacılık size bunu söylüyor.

Bu öğretiden şöyle bir sonuçla çıkarabiliriz. Üzerinde kontrolünüzün olamayacağı aksilikler için boşu boşuna üzülmeyin. Ne yaparsanız yapın zaten sonuç değişmeyecekti. Mutlu olmanın yolu olayları tıpkı yaşandığı gibi kabul etmekten, önümüze bakmaktan geçiyor.

Yani bütün mesele olaylara nasıl baktığınızla alakalı. Belki antik Yunan'da ekmek kızartma makinesi ya da otobüsler yoktu ama sandaletle veya çıplak ayakla gezen bir toplumda birileri mutlaka küçük ayak parmaklarını bir yerlere çarpmıştır. Yani böyle aksilikler tarihin başından beri yaşanıyordu ve Murphy kanunlarına benzer görüşler eskiden beri zaten vardı. O halde önemli olan aksiliklerden nasıl ders çıkardığımız.

E peki madem Murphy kanunlarına göre kötü gidebilecek her şey mutlaka kötü gidecektir, bunu kabul edip buna göre mi yaşayalım hep? Daima en kötüsünü mü bekleyelim yani Barış abi? Hayır tabii ki. Başka bir bakış açısı da mümkün. Ekmek madem hep yağlı tarafının üstüne düşecek diye bir kanun var, o zaman biz de bundan sıyrılmak için olaylara şöyle bakabiliriz. Kedi her zaman dört ayağının üstüne düşer.

Nasıl? Sanki bir antimörfi kanunu gibi oldu değil mi? Ve yine bunu delen şey kediler oldu ilginç bir şekilde. Bunlar yani bu Schrödinger'den beri her yerden çıkıyorlar arkadaş. Kedi her zaman dört ayağının üstüne düşer. Bu aynı zamanda kişilerin şansını belirten de bir söylem değil mi? Şansı yaver gitmiş birine hadi yine iyisin dört ayak üstüne düştün deriz ya. Olaylara böyle de bakabiliriz.

Ekmek madem yağlı tarafının üstüne düşecek, onun yerine dört ayak üstüne güvenli bir şekilde düşecek olan kediyi yeğleyebiliriz. Ancak tabii bunu yaparken de dozu kaçırmamak lazım. Fazla iyimserlik de öyle pek hayra alamet değil. Aklımızın bir yerlerinde en kötünün gerçekleşme olasılığını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunu yapmak size çeşitli önlemleri alabilmenizi sağlayacaktır. Murphy kanunlarını deneyler sırasında aklından çıkarmayan Dr. John Stapp, bir daha ölümcül olabilecek bir durum yaşanmasın diye önlem olarak deneyler için test mankenlerini tasarlamış ve onları kullanmaya başlamış.

Günümüzde de pek çok şirket risk analizlerini yaparken Murphy kanunlarını göz önünde bulunduruyor ve stratejilerini buna göre belirliyor. Şirketler olası kötü senaryolar üzerinde teker teker çalışıyorlar ve bu durumların yaşanması halinde ne yapacaklarını önceden belirliyorlar. Eğer her şey Murphy kanunlarının söylediği gibi her seferinde her zaman kötü sonuçlansaydı, insanlar tarih boyunca herhangi bir başarıya imza atabilir miydi? Murphy kanunları sonuçta fizik kanunları gibi her zaman geçerli bir şey değil. O yüzden her şeyin kötü olmasını beklememek lazım. O yüzden biz de kendi yaşam felsefemizi, kendi yasalarımızı belirlemeliyiz. Her şeyin kötü olmasını beklememekle birlikte hazırlıklı olmalıyız.

Filozof İmparator Marcus Aurelius'a atfedilmiş şöyle bir söz var. Kendinizi olabilecek en kötü şeye hazırlarsanız, ya o hazırlandığınız sonuç gerçekleşir ya da sonuç hazırlandığınızdan çok daha iyi olur. İşte bu gibi öğütleri aklımızda tutmak, hayata karşı sürdürdüğümüz mücadelede ekmeğimize yağ sürebilir. Ve umarım o ekmek hiçbir zaman yerçekiminin gazabına uğramaz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)