Podcast

49 - Esnek Düşünmek

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Modern yaşam fazlasıyla hareketli ve sürekli değişen koşullara sahip. Bu değişimin ortasında, adaptasyon ve esnek olabilme yeteneği önem kazanıyor. Miele'nin destekleriyle sunulan bu bölümde esneklik hakkında konuşuyoruz. Düşüncede esneklik nedir? Katı düşünmek ile esnek düşünmek arasında nasıl farklar var ve esneklik nasıl bir avantaja sahip?



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür, Berkant Gültekin

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media



Bu podcast Miele hakkında reklam içerir.

Miele’nin en güçlü elektrikli süpürgesi Triflex HX2 ile tanışın.İşte bu kalite, zamanın ötesinde!

https://shop.miele.com.tr/miele-kablosuz-dikey-elektrikli-supurge?utm_source=social&utm_medium=podcast&utm_campaign=triflexhx2&utm_content=baris-ozcan



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

1.932 kelime · ~10 dk okuma

Herkese merhaba. Ben Barış Özcan. 111. frekansa hoş geldiniz.

Bu bölümün konusu başlığından belli. Esneklik konuşacağız bu bölümde. O yüzden giderek yavaşlayan, hani deyim yerindeyse esnedikçe esneyen bir giriş müziğiyle başlamamız tesadüf değil. Esneklik özünde maddenin yapısından bildiğimiz bir kavram. Örneğin bir balonun şişirdiğinizi hayal edin.

içine hava üfledikçe büyüyen, bir bakıma sınırlarının ötesine geçebilen bir yapıdan söz ediyoruz. Esnekliğin fiziksel dünyada zıttıysa muhtemelen katılık. Örneğin bir cam şişeyi bir balon gibi şişiremezsiniz. Hatta en ufak darbede bile kırabilirsiniz onu. Esneklik ve katılık.

Transkriptin tamamını oku

Ama bu bölümde maddenin bir özelliği olarak ele almayacağız bu iki kavramı. Aksine düşüncenin bir özelliği olarak ele alacağız. Esnek düşünmenin ne olduğunu konuşacağız. Ve bu konuyu konuşmak için başvurabileceğimiz en iyi kişilerden biri, bizzat kendi hayatını esneklik kavramı üzerine kurmuş olan biri. Bruce Lee. Sanırım Lee'nin şu konuşmasını pek çoğumuz duymuştur.

Söyledim ki, aklını boşalt. Bir şekil yok, bir şekil yok. Su gibi. Şimdi suyu bir su bardağa koyarsan, o bir su olacak. Suyu bir su bardağa koyarsan, o bir su olacak. Suyu bir çay bardağa koyarsan, o bir çay bardağı olacak. Şimdi su, kaybolabilir ya da düşebilir. Su ol, arkadaşım.

Tam olarak şöyle diyordu orada Bruce Lee. Zihnini boşalt. Formsuz ol. Şekilsiz ol. Su gibi. Suyu bir bardağa koyarsan su bardak olur. Suyu bir şişeye koyarsan su şişe olur. Suyu çaydanlığa koyarsan su çaydanlık olur.

Su akabilir ya da yıkıcı olabilir. Su ol arkadaşım. Su olmak. Ne demek bu tam olarak? Bruce Lee neyi kast ediyordu bunu söylerken ve bunun düşünmekle bağlantısı ne? Şimdi düşünmek, birçok zihinsel faaliyetin kapsayıcı bir unsuru. İmgeleme, anımsama, kavrama, sezme, ilişkilendirme, analiz yapma, karşılaştırma, yaratıcılık.

İşte bunların kapsayıcı unsuru olarak ifade edebiliriz düşünmeyi. Daha da basitleştirirsek eğer sistematik ya da rastlantısal olarak fikir üretimiyle oluşan zihinsel bir süreçtir de diyebiliriz buna. Şimdi isterseniz bir nesneyi düşünün, isterseniz soyut bir fikri. Tüm bu düşünceler 86 milyar nöron ağından çıkan sinyallerin vasıtasıyla bizim zihinlerimizde canlanıyor.

Basit bir fikir için bile akıl almaz miktarda etkinlikler, olaylar yaşanıyor beynimizde. Fakat işin çok da teknik boyutuna girmeyeceğim bu bölümde. Aslında şimdilik şunu bilsek yeterli. Zihnimizin doğal eğilimleri düşünmeye yönelik. Yani bir olay gerçekleştiğinde yaptığımız ilk şey onu düşünmek oluyor. Eyleme geçmesek bile beynimiz arka planda bu olayı analiz etmeye, planlar kurmaya başlıyor hemen.

Bu insanın doğasında, varoluşunda olan bir şey. Hatırladınız değil mi hemen Descartes'in şu meşhur sözünü? Cogito ergo sum. Yani düşünüyorum, öyleyse varım.

Yaratıcı, yansıtıcı, eleştirel, analitik, lateral, ıraksal... Onlarca düşünme şeklinden haberdarız günümüzde. Hem felsefenin hem de nöroloji biliminin hayatımıza kattığı ifadeler bunlar aslında. Yaşamdaki konu veya problemlere nasıl yaklaşımlarda bulunduğumuzu düşünme şeklimiz üzerinden hangi karakteristik özelliklere sahip olduğumuzu öğrenmemizi sağlıyorlar.

Katı ve esnek düşünebilmek de birbirine zıt iki ayrı kategorizasyon. Şimdi, isterseniz işe katı düşünmeyle başlayalım. Psikolojide bu düşünme şekli, bireyin dış uyaranlara yeterince yanıt verememesi, değişen koşullara adapte olamaması veya olmayı istememesi olarak tanımlanıyor. Araştırmalar bu düşünme şeklinin daha çocukluktan itibaren başladığını gösteriyor.

Aşırı beklentiler, karar ve davranışlara duyulan güvensizlik ve tabii ki ebeveynlerin yaklaşımı gibi bir dizi eylem sonucunda zihne işleniyor, katı düşünme şekli. Gün geçtikçe de bireyin kendini gerçekleştirememesine neden oluyor. Bu şekilde düşünen insanlar genellikle matematik, ekonomi, finans, muhasebe gibi kuralları belirli olan işlerde başarılı oluyorlar. Strict, katı.

daha sağlıklı yaşamaya özen gösterdiklerine fakat tek düze beslenmeyi tercih ettiklerine de rastlanmış araştırmalarda. İnatçı, kırılgan, mutsuz, kurallara sıkı sıkıya bağlı olma gibi özellikler gösterilmiş böyle katı düşünenler. En önemli özellikleri de planlarının bozulmasından hiç mi hiç hoşnut olmamaları ve yeni planlara pek de ayak uyduramamaları. Şimdi bu noktada size birkaç tane soru sormak istiyorum.

Sorunları çözmek için birden fazla yol düşünmeye zaman ayırır mısınız? Bir duruma farklı birçok açıdan yaklaşabilir misiniz? Elinizdeki koşullar değiştikçe yeni koşullara hızlıca adapte olabilir misiniz? Eğer bu sorulara cevaplarınız evetse ne mutlu, siz esnek düşünebilen insanlardansınız demektir. Esnek düşünme ya da psikolojide kullanılan tabiriyle bilişsel esneklik.

Beklenmedik değişkenlerle karşılaştığımızda düşüncelerimizi buna göre ayarlayabilme yeteneği olarak tanımlayabiliriz kısaca bunu. Bir problem karşısında nasıl çözümler sunduğumuz, nasıl bir strateji kurduğumuz, bilişsel olarak ne kadar esnek olduğumuzla doğrudan orantılı. Kolaylıkla plan yapabilen ve bu planları kolaylıkla, rahatlıkla uygulayabilen insanların düşünme biçimi. Esnek düşünenler, kıyaslama yaparak en verimli çözümleri bulabiliyorlar. Bir konuyla alakalı yetersiz bilgileri olduğunda bile mantıklarını kullanarak sonuca varabiliyorlar ve daha kreatif oldukları söyleniyor.

Böyle bakınca çok iyimser insanlar oldukları izlenimine kapılabiliriz. Fakat pek de öyle değiller. Esnek düşünenler sadece pozitif ya da sadece negatif düşünceleri değerlendirmezler. Onların esas odaklandıkları şey, yapılması planlanan eylemin bir dizi farklı sonucunu değerlendirebilmek.

Esnek bilince sahip olan insanlar farklı perspektiflerden bakmaya ve sonrasında da en faydalı bakış açısını seçmeye çabalıyorlar hep. Gün içinden bir örnekle açıklamaya çalışayım şimdi size bu düşünce şeklinin neye benzediğini. Her gün işe aynı rotadan gidip geliyorsunuz. Fakat bu sefer her zaman kullandığınız rotanın bir noktasında yol çalışması oldu diyelim. Ve tabii ki trafik. Takılıp kaldınız.

Hmm baya sinirleriniz bozuldu değil mi? Çok sinir bozucu bir senaryo. İşte katı düşünen insanlar işe geç kalma pahasına bu rotada ısrar ederler. Orjinal plana sadık kalırlar. Bilişsel esnekliğe sahip olan kişilerse bu beklenmedik duruma hop hemen uyum sağlayıp yeni bir rota çizerler ve probleme çözüm bulmaya çalışırlar.

Peki bu bilinçsel esneklik bize nasıl avantajlar sağlamış dersiniz? Yaşantımızda nelerin değişimine ön ayak olmuş? Gelin biraz da bunun üzerine konuşalım şimdi sizinle. Birçok ünlü bilim insanı var. Şimdi bunlara hayranlığımızı ifade ederken onların IQ'larının ne kadar yüksek olduğundan filan söz ediyoruz değil mi hep? Aslında türümüzün en büyük başarılarından bazıları IQ'dan ziyade

yaratıcılıkla ilgili, hayal gücü, merak gibi bir takım niteliklere dayanıyor. Dolayısıyla bu niteliklerin çoğu, bilim insanlarının da bilişsel esnekliğe sahip olabildiklerini gösteriyor bize. Mesela tarihte bu dünyanın şekli çok tartışılıyor. Hala bile tartışılıyor günümüzde. Saçma sapan bir şekilde. İşte bu şekle dair yapılan çalışmalar bilişsel esnikliğe yönelik verebileceğimiz en güzel örneklerden bazılarını da oluşturuyor aynı zamanda. Dünyanın şeklinin yuvarlak olduğunu kanıtlayan ilk kişilerden biri, bunu söyleyen ilk kişilerden biri, Aristo'nun metoduna bakalım şimdi bunun için. Aristo ya da Aristoteles gökyüzü üzerine diye bir kitap yazdı.

Dünyanın yuvarlak bir şekle sahip olduğunu orada kanıtladı. Hem de M.Ö. ta 350 yılında. Yani basit bir teleskobun bile icat edilmediği bir dönemde. İşte Aristo ilk olarak ay tutulmalarını incelerken fark etmiş bu durumu. Dünyanın ay yüzeyinde oluşan gölgesinin yuvarlak olduğunu görünce yıldızları gözlemlemeye başlamış.

Mısır'da incelediği yıldızları yaklaşık bin kilometre ötede Kıbrıs'tan da seyretmiş ve bu gök cisimlerinin farklı konumlarda olduğunu saptamış. Yani yıldızlara farklı açılardan bakması, hayal gücünün sınırlarını zorlaması, Aristo'ya tarihin en önemli keşiflerinden birini yapmasına yardımcı olmuş. Alın size gerçek bir bilissel esneklik örneği. Tabii esnek düşünmek sadece bilimsel gelişmelerde faydalandığımız türde bir şey değil. Günlük yaşantıda daha sık kullanıyoruz aslına bakarsanız bu düşünme biçimini. İlgisiz gibi görünen noktalar arasında bağlantılar, ilişkiler kurarak o çerçevenin dışına çıkabiliyoruz. Esnek düşünmeyi bir başka örnekle somutlaştırmak için size Clarence Saunders'ın hikayesini anlatmama izin verin şimdi. Hikayemiz bundan 120 yıl kadar önce bir bakkal dükkanında başlıyor.

Evet, eskiden günlük gıda alışverişini yaptığımız yerler bugün bildiklerimizden biraz farklıydı. Sıradan bir bakkalda genişçe bir tezgah olurdu. Tezgahın arkasında da satış elemanı veya birkaç tane eleman dururdu. Bu satış elemanlarının arkasında ise ürünlerin tamamının bulunduğu raflar. Dolayısıyla bir müşteri olarak bir dükkana girdiğinizde ne almak istiyorsanız bunu doğrudan tezgahtara söylemeniz gerekirdi. Çünkü müşterilerin öyle raflara filan erişimi yoktu.

E tezgahtarda arkasındaki raflardan sizin için bu ürünleri bir bir toplar, paketler ve ardından paranızı alırdı. E ne güzel işte hiç yorulmuyoruz. Biri bizim için her şeyi hallediyor değil mi? Ama esnek düşünen biri bunu ne kadar da verimsiz bir metoda olduğunu hemen anlayabilir. Çünkü müşteri sayısı arttığında tezgahtarlar verilen siparişlere yetişemez. Kapı önünde kuyruklar oluşur. Yetişebilmek için çok daha fazla tezgahtar alırsanız bu sefer de günün sakin saatlerinde bu çalışanlar boşu boşuna dükkanda bekler. Ve sinek avlamaya başlarlar. Yani ortada bir problem var. Dükkan sahipleri de bu probleme bir çözüm bulmak zorundalar.

Ama kimse yeterince esnek düşünemiyor. Doğru bildiklerinden vazgeçemiyor. Kendisine çizdiği çerçevenin dışına bir türlü çıkamıyor. İşte 120 yıl kadar önce bu soruna çözüm arayanlardan biri de Clarence Saunders'tı. Trenle eyalet eyalet gezip farklı farklı dükkanları inceliyordu. Ama aradığı çözümü bir türlü bulamıyordu.

Yine bir gün bir tren yolculuğu sırasında bir domuz çiftliğinin yanından geçti Clemens. İşte tam da o anda aradığı çözümü buluverdi. Market? Domuz çiftliği? Ne alaka?

Hiçbir çiftlik sahibi domuzları tek tek beslemiyordu. Aksine yemliğe yiyecekleri dolduruyor, domuzları serbestçe salıyordu. Domuzlar da istedikleri zaman gidip istedikleri yemleri yiyordu. Eee peki? diye sordu Sandros kendi kendine. Domuzlar kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, ee insanlar neden yapamasın? Neden bakkala gittiklerinde bir tezgahtara ihtiyaç duysunlar?

Çok farklı iki nokta birdenbire kafasında birleşivermişti. İşte böyle tuhaf bir bağlantı sonucunda ortaya çıktı bugün bildiğimiz türdeki marketler. Ürünlerle dolu rafların arasında gezebildiğiniz, ihtiyacınız olan ürünleri toplayabildiğiniz ve her şeyin üzerinde fiyat etiketi olan bir bakkal. İşte böyle bir fikir. Gerçi Sanders'ın bu fikri hayata geçirebilmesi için bir de market arabası denilen şeyi icat etmesi gerekiyordu ki onu da yaptı zaten.

Şimdi ya bu da çok basit bir düşünce gibi geliyor olabilirsiniz ama bundan 100 yıl kadar önce Clarence'ın kurduğu Piggly Wiggly mağazaları bir self-service devrimi yapmıştı. Yani Clarence ferakendecilik sektörünü temelinden değiştirmişti. Üstelik bunu satış ve pazarlama ile ilgisiz gibi görünen bir yerden bir domuz çiftliğinden ilham alarak gerçekleştirmişti. Alışılmışın dışına çıkarak, var olan ön kabullerin ötesine geçerek başarmıştı bunu da. Tezgahtar merkezli bir satış anlayışından, müşteri merkezli bir alışveriş anlayışına geçerek çözmüştü problemi. Anlayacağınız tam olarak esnek düşünebilen bir insanın davranışlarını sergilemişti.

Evet şimdi bu kadar esneklikten bahsetmişken size bu bölümün sponsoru olan Miele'nin farklı alanlardaki farklı ihtiyaçlara çözüm sunabilen bir teknolojisinden bahsetmenin de tam sırası. Miele'nin bugüne dek ürettiği en güçlü elektrikli süpürgesi olan yeni kablosuz Triflex HX2'den söz ediyorum. Bahsettiğim esneklik yalnızca kablodan kurtulmakla sınırlı da değil. Triflex HX2'nin patentli tasarımı farklı kullanım ihtiyaçlarına karşılık verebilen modüler bir yapıya sahip. Birkaç ufak hareketle geniş zeminleri temizleyebilen bir süpürgeden en dar ve en uzak köşelere bile erişebilen bir süpürgeye dönüşebiliyor.

Ama HX2'nin tek özelliği çok güçlü ve esnek olması değil. Bataryası modele bağlı olarak 120 dakikaya kadar çalışma süresi sağlayabiliyor. Üstelik o da modüler yapıda. Yani değiştirilebiliyor. Miele böylelikle kablosuz süpürgelerin en büyük handikapını, temizliğin ortasında pil bittiğinde şarj olmasını bekleme zorunluluğunu da ortadan kaldırmış.

Son olarak Triflex HX2'nin hava filtreleri ömürlük. Öyle yenilemeyi filan gerektirmiyor. Ve masrafsız. Hani derler ya evladiyelik diye. Bu da öyle. Esnek, güçlü, dayanıklı ve çalışkan bir arkadaş.

Şimdi biz dönelim esnekliğe. Daha doğrusu bilişsel esnekliğe. Esnek düşünmeye. Tüm bunların üzerine size güzel bir haber vereyim. Bilişsel esneklik zaman içerisinde kazanılabilen bir şey. Tıpkı bir kas gibi yani. Çalıştıkça, pratik yaptıkça güçlenen bir yeti. Şimdi size bunun için ufak bazı tüyolar verebilirim. 1

Ufak adımlarla başlayın. Bilissel esnekliği uygulamanın bir yolu hayatınıza küçük, düşük riskli değişikliklere yer vermekle başlıyor. Konfor alanınızın çok dışına çıkmadan kendinizi yeni durumlara ve farklı bağlamlara maruz bırakabilirsiniz. Mesela sürekli gittiğiniz bir restoranda her zaman siparişini verdiğiniz menü yerine başka bir şey söyleyebilirsiniz. Bu basit gibi gelebilir ama değişim ufak adımlarla başlıyor değil mi?

2. Empati kaslarınızı geliştirin. Mesela bir problemle karşılaştığınızda çevrenizdeki insanların fikirlerini alarak işe başlayabilirsiniz. Onlar acaba bu problemi nasıl çözerlerdi? İşte bu türden sorular zihnimizi alternatif perspektiflere açar. Ve tek doğrunun kendi perspektifimiz olduğu önyargısından bizi kurtarır. Çünkü öyle bir şey yok.

Ve son olarak 3. Düşünce akışınızı sabote edin ve kendinize başka neyin doğru olabileceğini sorun. Bir problemin içinden çıkamıyor musunuz? Her şey Arap saçına mı döndü? Kafanızda susturamadığınız bazı sesler mi var? Pause tuşuna basın. Bir süre o sorun üzerine düşünmeyi bırakın.

Ara verin ya biraz. Düşüncelerimiz ve yaptığımız her şey belirli varsayımlara dayanıyor ve bazen sorunun içinde öylesine kayboluyoruz ki bu varsayımların ne olduğunun farkına bile varamıyoruz. Ara vermek bu varsayımların ötesine geçmemizi sağlıyor. Çerçevenin dışına çıkıp farklı bir perspektiften yeni bir paradigmayla ortaya çıkagelmemizi sağlıyor. Çünkü esnek düşünmek

O güne dek doğru bilinen yolların dışına çıkıp yeni yollar açabilmekte saklı. Ne diyordu Bruce Lee? Su gibi ol. Ne diyordu atalarımız? Su akar, yolunu bulur.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)