Podcast

1 - Geleceğin Sesini Tasarlamak

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Duyduğumuz sesler, dünyayı algılayışımızı şekillendiriyor. Bu yüzden, geleceğe yön verecek icatların çıkardığı sesleri tasarlamak, geleceğin sesini tasarlamak demek. Peki bugün hayatımızın bir parçası olan bilgisayarlar ve telefonların çıkardığı sesler nasıl tasarlandı? Ve gelecekte duyacağımız sesler nasıl olacak?



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Zuhat Taşer

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Müzik Seçimleri: Umut Barış Genç

Yapımcı: Podbee Media




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.837 kelime · ~9 dk okuma

Merhaba, ben Barış Özcan. 111 Hertz'e hoş geldiniz. Dinle. Yeterince dikkat kesilirsen, daha önce hiç fark etmediğin ayrıntıları duyabilirsin. Çünkü duymak, çoğu zaman görmenin ışıltısı arkasında önemini yeterince hissettirmez.

Oysa beş duyumuzun çok önemli bir parçasıdır. Çevremizdeki sesleri duymaya bir an olsun ara vermeyiz. Uykumuzda bile. Evet, uyurken gözlerimizi kapatsak da kulaklarımızı kapatamayız. Uyanıkken etrafımızda ne kadar gürültü olursa olsun, birisi adımızı seslendiğinde tüm o seslerin, o kakafoninin arasından seçebiliriz. Ya da bu sayede yüksek bir ses duyduğumuzda daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimizi yerimizden sıçrarken bulabiliriz. Çünkü ses diğer tüm duyulardan daha hızlı bir şekilde beynimize ulaşmayı ve hatta beynin rasyonel kısmını da geçerek doğrudan duygularla ilgili bölümüne erişmeyi başarır. İşte tam da bu sayede duyduğunuz bir sesle

vücudunuzdaki stres seviyesi anında yükselebilir ya da başka bir sesle tekrar alçalabilir. Ama birçoğumuz için günün büyük bir kısmında işittiğimiz ses ne yazık ki böyle bir gürültüden ibaret. Peki bu seslerin en azından bir kısmını hayatımızdan çıkarabilseydik Bu problemi çözmüş olur muyduk? Yoksa yepyeni bir problem mi yaratmış olurduk kendimize? İşte elektrikli araç üreticileri bu yeni teknoloji sayesinde şehir gürültüsünün önemli bir kısmını oluşturan motor sesini ortadan kaldırmak için ilk adımı attılar. Ama bu onları yepyeni bir problemle baş başa bıraktı. Sessizlik.

Transkriptin tamamını oku

Evet, bu elektrikli araçlar şaşırtıcı derecede sessizdi ve bu durum yayaların güvenliği açısından bir sorun teşkil ediyordu. Hatta bu yüzden Amerikan hükümeti bu araçların seslerinin belirli bir desibelin altına düşmemesi yönünde bir yasa bile çıkardı. Bu kurallara uygun bir şekilde piyasaya iX serisini süren BMW ise bu kez bambaşka bir sorunla karşı karşıya kaldı. Motor sesi, sürüş deneyiminin önemli parçalarından biriydi ve bu parçayı ortadan kaldırdığınızda deneyimin etkisi de zayıflıyordu.

Böylece BMW'nun mühendisleri sıra dışı bir problemle karşı karşıya kalmıştı. Sessiz bir arabanın sesi nasıl olmalıydı? BMW bu sorunla karşılaşan ilk şirket değil. Teknolojinin yükselişiyle birçok tasarımcı ve mühendis bu yeni dijital deneyimlerin insanların alışageldiği eski analog deneyimlerle aynı etkiyi yaratması için ses üzerine kafa yordu.

Analog süreçlerde ses, eylemin kendisiyle birlikte doğal olarak ortaya çıkıyordu ve eylemi gerçekleştiren kişiye bir nevi feedback yani geri dönüş veriyordu. Örneğin evimizin kapısını kilitlediğimizde ortaya çıkan ses, bize eylemi başarıyla gerçekleştirdiğimizi ve artık güvende olduğumuzu söyler. Ya da duvara çivi çakarken çekiçten yükselen ses, işi ne kadar doğru yaptığımızı anlamamıza yardımcı olur. İşte gaza bastığımızda motordan yükselen ses de... ...bize

aynı şekilde arabayı kullanışımız ya da motordaki arızalarla ilgili geri dönüşler verir. Üstelik bazı araba tutkunları için bu ses, aracın gücüyle duygusal bir bağ kurmalarına da yardımcı olur. Bu soruna cevap arayanlardan biri de Amerikalı bir ses tasarımcısı olan Jim Riggs'di. Jim, müzik eğitimi aldıktan sonra işsiz kalmamak için yazılım öğrendi ve 1988 yılında zor zamanlardan geçmekte olan bir teknoloji firmasında yani Apple'da işe girdi.

O dönemde bilgisayar insanların hayatına daha yeni yeni girmeye başlamıştı ve şirketin işitsel tasarımlarını yapan Jim kullanıcıların adapte olmasını kolaylaştırmak için sesleri gerçek dünyadan seçmeye özen gösterdi. Bu yaklaşımı o kadar başarılı oldu ki daha sonra farklı şirketlerdeki tasarımcılar da onun izinden gitti. İşte bu yüzden bugün bir dosyayı sürükleyip çöp kutusuna bıraktığımızda Bu sesi duyuyoruz. Ya da telefonumuzun dokunmatik klavyesinde mesaj yazarken, bir daktilonun sesini işitiyoruz. Ancak bunların arasında biri var ki, belki de günümüzün en ikonik seslerinden birine dönüşmüş durumda. Jim, Mac cihazlarda ekran görüntüsü alındığında çıkacak sesi kaydetmesi gerekince, Ta lisede aldığı Canon marka 1970 model bir fotoğraf makinesini kullanmaya karar vermiş. Kamerasıyla stüdyoya girip kaydı başlattıktan sonra deklanşöre basmış ve farkında olmadan geleceğin en çok duyulacak seslerinden birine imza atmış.

Öyle ki Jim'in ekran görüntüsü için kayda aldığı bu ses, iPhone'larda kullanılmaya başladığında yaşadığı tecrübeyi şöyle anlatıyor. Jim bugün bile birinin iPhone'la fotoğraf çektiğini duyunca şaşkınlıkla etrafına bakıp kamerasını bulmaya çalışıyormuş. Kendisinin kullandığı bu yönteme tasarımda skeomorfizm adı veriliyor. Yani dijital bir öğeyi kasıtlı olarak gerçek dünyadaki karşılığına benzetmek. Fark ettiyseniz ses demedim. Çünkü bunu görsel tasarım için kullanmak da mümkün.

Yine iPhone telefonlarda hesap makinesi uygulamasını açtığınızda ekranın analog bir hesap makinesine dönüşmesi de bunun tipik örneklerinden biri ki o hesap makinesi gerçek dünyada Steve Jobs'ın hayranlıkla takip ettiği Brown marka bir hesap makinesinin neredeyse aynısı. Peki ya gerçek dünyada karşılığı olmayan, tamamen dijitale özgü eylemlerin ses tasarımı nasıl olmalı? Örneğin mesajlaşmanın sesi. Ard arda dinlediğiniz bu iki kısa ses sizde de bir duygu uyandırıyor mu? Peki ya bu sesler? İkisinin arasında bir benzerlik sezdiniz mi? İlki iPhone'un kendi mesajlaşma uygulaması iMessage'a özgü seslerdi. İlk seste aslında ard arda iki nota duyuyoruz. Giderek yükselen bu iki notanın sonuncusu adeta havada asılı kalıyor. Sanki bir soru sorarmış gibi.

Mesajımıza cevap geldiğinde ise, az önce açıkta kalan o durumun kapatıldığını hissediyoruz. Android kullananların aşina olduğu Google Assistant'ın sesli komutunu kullanmak istediğimizde ise, çıkan ses yine birbirini takip eden ve yine ikincisi ilkinden daha yüksek iki notadan oluşuyor. Sorunun cevabı bizden bekleniyor. Cevabımızı verdiğimizde de, Bu kez alçalan iki notayla sorunun çözüldüğü, kapandığı hissini yaşıyoruz. Bu iki hissi yaşadığımız bir yer daha var. Windows kullananlar hatırlayacaktır.

Windows bilgisayarlar açılırken çıkan bu sesi dikkatle dinlerseniz hem üstteki melodinin hem de altta duyduğumuz sesin notalarının giderek yükseldiğini duyabilirsiniz. Şimdi bir de kapanış sesini dinleyelim mi? Bu kez de açılışın tam tersine notaların giderek alçalarak bir çözülme hissi yarattığını duyuyoruz. Peki bu sesin eskiden nasıl olduğunu hatırlayanınız var mı?

Az evvel duyduğunuz Windows 95'in kapanış sesiydi. Tamam bu biraz fazla eski oldu belki hatırlayamayabilirsiniz ama iki sesin arasındaki farkı fark etmişsinizdir. İlkinde giderek alçalan notalar bizi neredeyse uykuya hazırlarken ikincisinde ise tam aksine yükselen notalar adeta bir zafer marşını andırıyor. Bunun nedeni 1995 yılında Windows bilgisayarların çoğunlukla iş yerlerinde iş amacıyla kullanılması ve bilgisayarın kapanmasının da mesainin bitişi yani serbest zamanın başlaması anlamına gelmesi. O yüzden duyduğumuz seste bir kutlama hali söz konusu.

Öte yandan günümüze geldiğimizde ise artık bilgisayarlar neredeyse her eve girmiş durumda ve yalnızca iş için değil kişisel amaçlarla da kullanılmakta. O yüzden de bilgisayarı kapatmak artık bizim için günü de kapattığımızın bir habercisi. Tabi bu açılış tonlarının zaman içerisinde değişmesi yalnızca Windows'a özgü bir durum değil. Az evvel bahsettiğim Jim Riggs'in de Apple'a girdiğinde ilk değiştirmeye çalıştığı şeylerden biri bu olmuş. Eski Mac açılış sesi. Jim'in bu sesi hiçbir talep olmamasına hatta mühendislerin karşı çıkmasına rağmen yenilemek istemesinin nedeniyse sadece sesin rahatsız ediciliği değil.

O dönemde bilgisayarların hala emekleme çağında olduğunu ve sıklıkla çöktüğünü hatırlamakta fayda var. Yani bilgisayarınız her çöktüğünde ve belki de uzun saatlerdir üzerinde çalıştığınız dosyayı her kaybettiğinizde tekrar açılışta sizi bu ses karşılıyor. Bunun üzerine kolları sıvayan cim sesi kullanıcıyı rahatlatacak çok daha yumuşak bir ton yaratıyor. Kendisi bu sesi tasarlarken o dönem Apple'ın başında olan Steve Jobs'ın da ilgi duyduğu Zen Budizminden ilham alıyor ve böylece elbette Jobs'ın da onayıyla bugün de hala kullanımda olan işte bu meşhur açılış sesi ortaya çıkmış oluyor. Öyle ki bu ses dinleyende neredeyse gerçekten de bir Budist tapınağına giriyormuş hissi uyandırıyor. Dijital meditasyona hazır mısınız?

Bu sesin telif hakkı yıllar sonra Apple tarafından alınmış ve bilgisayarlarda duyduğumuz az sayıdaki telifli sesten birisi haline gelmiş. Gel gelelim, tüm bunları düşünen ve tasarlayan Jim maalesef bu seslerden herhangi bir telif geliri elde edemiyor. Üstelik kendisi 90'lı yıllarda Apple'dan çıkarken bugün değeri tam 8 milyon dolar olacak kadar bir hisseyi de arkasında bırakmış. Fakat sanmayın ki bu ses tasarımı işleri yalnızca Apple ya da Microsoft gibi teknoloji şirketleri tarafından kullanılıyor. Ses tasarımının en şaşırtıcı örneklerinden biri şimdi sizlere anlatacağım bir deneyin devamında gerçekleştiriliyor. Bu deneyde bir grup katılımcıya spray kutuları veriliyor ve kutulardan çıkan sesler katılımcılara bir kulaklık aracılığıyla aktarılıyor ve duydukları sesleri yorumlamaları isteniyor.

Ses yumuşak mıydı, sert miydi? Feminen miydi, maskülen miydi? Ancak işin hilesi şurada. Bütün sprey kutuları birbirinin tıp atıp aynısı. Fakat arka planda bir mühendis katılımcının kulaklığına giden sesin frekansını sürekli değiştiriyor.

Böylece farklı gruplardan katılımcıların ses tercihlerinin bir profili çıkartılıyor. Peki bu deneyi kim ne için yaptırmıştı? Deneyi yapan şirket AXE'di. Hani şu kapağını açması zor deodorantları olan şirket. Deneyin sonuçlarını ne için mi kullandılar?

o zor açılan kapakları üretmek için. Her bir aks deodorantının kapağı diğerinden farklı ve her biri kutudan çıkan sesi ürünün hedef kitlesi için en arzu edilen frekansa getiriyor. Peki bu taktik başka nerelerde uygulanıyordur sizce? Mesela deodorant kutusu gibi basit bir ürün değil de çok daha büyük ve karmaşık bir ürün içinde.

Uygulanabilir mi? 2008 yılında Ford Mustang modelini piyasaya çıkarmaya hazırlanırken yeni çıkacak modelin sesi için aradığı ilhamı ta 1968 yılında gösterime giren ve başrolünde dönemin ünlü yıldızı Steve McQueen'in de oynadığı Bullet isimli bir aksiyon filminde bulmuştu. Filmin vizyona girdiği dönemde McQueen'in canlandırdığı Frank Bullit karakteri tarafından kullanılan 1968 model Mustang otomobil adeta bir ikon haline gelmişti. Filmde kullanılan araç yıllar sonra tam 3.4 milyon dolara satıldı.

İşte filmin çıkışından tam 40 yıl sonra Ford mühendisleri bu yeni aracın sesini eskisine benzetmek gibi güç bir görevle baş başa bırakılmıştı. Bu görevin bu denli zorlu olmasının ilk nedeni aradan geçen 40 yılda motorların neredeyse tamamen değişmiş olmasıydı. Örneğin 68 model Mustang karbüratörlüyken yeni modeller yakıt enjeksiyon sistemiyle çalışıyordu. İkincisi ise filmde kullanılan sesler aslında yarış arabalarının sesleriyle güçlendirilmişti. Yani ses efekti uygulanmıştı ve eğer mühendisler bu sesi tekrar yaratsalar bile izin verilen decibel sınırını geçecekleri için arabayı piyasaya süremeyeceklerdi.

Böylece mühendisler eski modelin sesinin notalarını çıkararak tersine mühendislik yaptı ve bu sesin neden bu kadar etkili olduğunu bulmaya çalıştı. Daha sonra da aracın egzozuna yaptıkları bazı dokunuşlarla bu ikonik sesi yeniden hayata döndürdüler. Bundan 4 yıl sonra bu kez BMW daha da sıra dışı bir ses dizaynı taktiğine başvurdu. Sürücülerin motor sesine olan tutkularını bilen mühendisler markanın performansıyla ünlü M serisinde küçük bir düzenleme yapmaya karar verdiler. Kendi yarattıkları motor sesini aracın yazılımına ekleyerek sürücü gaza bastığında motordan çıkan sesin steryo hoparlörlerden ekledikleri sahte motor sesiyle güçlenmesini sağladılar.

Bu taktik işe yaramış olmalı ki müşteriler aracın gücüne daha fazla ikna oldu ve M modellerin satışlarında artış gözlemlendi. Yani motorun sesine aşık olduklarını sanan otomobil tutkunları aslında yalnızca tasarımın cazibesine kapılmıştı. Şimdi gelelim en baştaki sorumuza. Sessiz bir aracın sesi nasıl olmalı?

Bu konuda tasarımcılar ikiye ayrılmış durumda. Bir kısmı bu sesin klasik motor sesinin dijital bir taklidi olması gerektiğini savunuyor. Kamplaşmanın diğer tarafındaki BMW ise geleceğin sesini sıfırdan tasarlamak için çoktan kolları sıvamış durumda. Burada geleceğin sesi diyorum. Çünkü tasarımcıların önümüzdeki birkaç yıl içerisinde verecekleri kararlar yaşadığımız şehirlerin de

sesini belirleyecek. Şehrin fon müziği. Ses her şeyin ruhunu şekillendirir ve şu anda bizler çok önemli bir noktadayız. Çünkü geleceğin sesini şekillendiriyoruz.

Bu sözler, Inception, Interstellar ve Dark Knight gibi çok ünlü filmlerin müziklerini yapan Oscar ödüllü besteci Hans Zimmer'e ait. Peki kendisi neden böyle bir söz söylemiş? Çünkü BMW, sessiz otomobillerinin sesini, yani kendi değişleriyle geleceğin sesini tasarlaması için başka bir Alman devi olan müzisyen Hans Zimmer'la anlaştı. Ve eğer Zimmer'ın sözlerinden yola çıkarsak, bugün şehirlerin ruhunun gürültülü motor sesleriyle şekillendiğini söylemek mümkün. Tıpkı Jim Riggs Apple'a katılmadan önce Mac'lerin ruhunun bu sesle şekillenmesi gibi.

Fakat şanslıyız çünkü üzerimizde sandığımızdan çok daha büyük bir etkiye sahip olan sesleri yeniden tasarlayarak dönüştürebiliriz. Ve şimdi sıra içinde yaşadığımız dünyanın seslerini yeniden tasarlamakta. Geleceğin sesi acaba nasıl olacak? Kentlerimizin fon müziği, Hans Zimmer'ın bestelediği filmlerin müziği gibi aksiyon ve macera dolu bir ambiyansa mı dönüşecek?

Bunu söylemek için galiba henüz erken. İyisi mi, ben bu bölümü bitirirken sizleri onun BMW'nun yeni elektrikli M serisi için tasarladığı otomobil sesiyle baş başa bırakayım, kararı kendiniz verin.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)