Podcast

2 - Bin Yüzlü Kahraman

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Mitolojiden edebiyata, efsanelerden sinemaya, insanlık olarak hikaye anlatmaktan asla vazgeçmedik. Bu hikayelerin çoğunda, aslında birbirinin birer kopyası kahramanlar yarattık. Peki, size tüm bu kahramanların birbirinin aynısını olduğu söyleseydim; ne derdiniz?



Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Zuhat Taşer

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Müzik Seçimleri: Umut Barış Genç

Yapımcı: Podbee Media


Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.604 kelime · ~8 dk okuma

Merhaba, ben Barış Özcan. 111 Hertz'e hoş geldiniz. Tüm iyi hikayeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.

Bu sözler büyük Rus yazar Leo Tolstoy'a ait. Tolstoy bu cümlesiyle iyi hikayelerin birbirine benzediğini vurgulamak istemişti ki düşününce çok da haksız olduğu söylenemez. Çünkü dikkatle bakarsanız birçok iyi hikayenin bazı ortak karakteristik özellikleri olduğunu fark edebilirsiniz. Küçük bir çocuk 11 yaşına geldiğinde Hogwarts büyücülük okuluna gitmek için evinden ayrılır.

Genç bir çiftçi, Jedi Şövalyesi olan babasının izinden gitmek ve imparatorlukla mücadele etmek üzere yaşadığı çöl gezegeninden ayrılır. Bir hobbit, son güç yüzüğünü Mordor'a götürüp yok etmek için köyünden ayrılır. Ya da Tolstoy'un deyişiyle, bir insan bir yolculuğa çıkar. İşte bu hikayelerin benzerliği üzerine kafa yormuş isimlerden birisi, hatta belki de en önemlisi, Amerikalı filozof ve teolog Joseph Campbell'dı. Katolik bir ailede büyüyen Campbell, küçük bir çocukken izcilik yapmış ve geceleri kamp ateşi etrafında dinlediği kızılderili hikayeleriyle büyülenmişti.

Transkriptin tamamını oku

Ancak Campbell, zaman içerisinde izciliği sırasında karşılaştığı bu hikayelerle evde kulak misafiri olduğu Hristiyanlık hikayeleri arasındaki benzerlikleri fark etmeye başladı. Öyle ya, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfine dek birbirlerinden tamamen bir haber olan bu iki kültürün hikayeleri nasıl olur da birbirine bu denli benzeyebilirdi? İşte Joseph Campbell bütün hayatını bu gizemi çözmeye adadı. Farklı dinlerden, mitlerden ve kültürlerden bulabildiği tüm hikayeleri inceledikçe gördü ki bu benzerlikler sandığından çok çok daha derinlere uzanıyor.

Araştırmalarının sonuçlarını 1949'da yayınladığı bir kitapla tüm dünyayla paylaştı. Kitabın adı The Hero with a Thousand Faces yani Bin Yüzlü Kahraman. Campbell, Türkçe'ye kahramanın sonsuz yolculuğu olarak çevrilen bu kitabında geçmişten günümüze tüm hikaye kahramanlarının yer, zaman, kültür ve ırkından bağımsız olarak benzer özellikleri taşıdığını ve hepsinin kahramanın yolculuğu adını verdiği bir süreci izlediğini öne sürdü. Bir kişinin evinden yani tanıdık dünyasından ayrılıp bilinmeyen bir dünyada maceraya çıkması ve bu macerasında türlü badireler atlattıktan sonra evine bambaşka biri, bir kahraman olarak geri dönmesi şeklinde kısaca özetleyebileceğimiz bu süreci gelin isterseniz The Matrix filmindeki Neo'nun yolculuğu üzerinden inceleyelim.

Her hikaye kahramanın sıradan dünyasında başlar. Kahramanımız evinde, köyünde ya da gezegeninde belirli bir düzen, hatta çoğu zamanda böyle sıkıcı diyebileceğimiz bir rutin içerisinde yaşasa da ya da bir şeylerin eksikliğini hissetse de Bir bakıma burası hala onun bir konfor alanıdır. The Matrix filminin kahramanı Neo ile tanıştığımızda önce geceleri bilgisayar korsanlığı yaptığını ardından da bir siber güvenlik şirketinde gündüzleri orada çalıştığını görürüz. Bu rutin içerisine sıkışmış olan Neo'nun eksikliğini hissettiği şey ise gerçeği yani Matrix'i anlamaktır.

Derken kahramanımız maceraya atılmak için bir çağrı alır. Bilgisayarı başında uyuklayan Neon'un ekranında o ünlü mesaj çıkar. ''Beyaz tavşanı takip et.'' Neo, tavşanı gerçekten de takip eder ve Trinity ile tanışır. Trinity de ona Matrix'ten ve Morpheus'tan bahseder. Ertesi gün işe gittiğinde ise kendisini kargo paketi içerisinde bir cep telefonu beklemektedir. İşte bu telefona gelen çağrı, Neo'nun maceraya çağrısıdır.

Fakat kahramanımız maceraya atılmadan önce en az bir kez çareyi reddeder. Çünkü henüz konfor alanından ayrılarak bilinmeze doğru ilk adımı atmak için hazır değildir. Neo da bu yüzden Morpheus'un isteğini yerine getiremez ve ajanlar tarafından yakalanmak pahasına o önüne gelen macerayı reddeder. Bu noktada kahraman kendisini maceraya çıkmak için gerekli cesareti bulmasına yardımcı olacak olan akıl hocasıyla tanışır. Neo'nun akıl hocası kim? Tabii ki Morpheus. Morpheus, Neo'nun eksikliğini çektiği şeyi çok iyi bilmektedir ve ona bu gerçeği sunmaya hazırdır.

Akıl hocasının da desteğiyle kahramanımız zor da olsa o ilk eşiği geçerek sıradan dünyasından ayrılır. Macera artık resmen başlamıştır. Neo'nun macerası da kırmızı hapı almasıyla başlar. Tavşan deliğinden aşağı inen Neo, kendisini makinelerin dünyasında, yani bilinmeyen bir dünyada bulur. Şimdi kahramanın bu yeni dünyayı tanıması, onun kurallarını anlaması gerekmektedir.

Macerasında kendisine eşlik edecek olan dostları da karşı karşıya geleceği düşmanları da işte tam bu aşamada tanır. Bizim Neo bu yeni dünyanın kurallarını eğitim simülasyonları sayesinde öğrenir. Bu süreçte bir yandan Nabukat Nezar gemisindeki yol arkadaşlarını, bir diğer yandan da düşmanlarını yani ajanları tanır. Ancak takdir edersiniz ki işler hep iyiye gitmeyecektir. İçine girdiği mağaranın derinliklerine doğru ilerleyen bu kahraman, bu bilinmeyen dünyanın karanlık yanları olduğunu görmek üzeredir.

Neo bu noktaya yaklaştığını kahine yaptığı ziyareti esnasında öğrenir. Kehanete göre kendi hayatıyla Morpheus'un hayatı arasında bir tercih yapması gerekecektir. Ve sonunda beklenen kriz, gelir çatar. Kahraman ölümle karşı karşıya kalır. Neo ve arkadaşları Matrix'ten çıkmak üzereyken ajanlar tarafından pusuya düşürülür. Neredeyse yakalanmak üzerelerken Morpheus, Neo'yu kurtarmak için kendini feda eder ve ajanların eline düşer. Ama bu yenilgiyi kabul etmeyen Neo, Trinity ile beraber Morpheus'u kurtarmak için bir plan yapar ve ajanlarla savaşırlar.

Kahraman karşılaştığı bu tehlikeden kurtulurken işte o çektiği eziyete, çileye karşılık bir ödül alır. Kılıcı kuşanmak olarak adlandırılan bu aşamada kahramanın yaşadığı krizden yeni bir kazanımla çıktığını görürüz. Neo ise bu krizin ardından seçilmiş kişi olduğuna inanmaya başlamıştır. Yani kılıcını kuşanmıştır. Bu sayede ajanlarla olan karşılaşmasında onlar gibi böyle ağır çekim hareket eder ve hayatta kalmayı başarır. Ancak hayatta kalmak yetmez. Kahraman şimdi de eşiği bir kez daha aşıp sıradan dünyasına geri dönmelidir.

Fakat düşmanlar da peşinde. Neo ve Trinity kurtardıkları Morpheus'la beraber Matrix'ten çıkmaya çalışırlar. Fakat yolları hikayenin başkötüsü Ajan Smith tarafından kesilir. İşte geldik filmin doruk noktasına yani climax'ine.

Diriliş adı verilen bu aşamada kahraman ve kötü adam son bir kez karşı karşıya gelirler. Kahraman neredeyse ölür fakat sonra daha güçlü bir şekilde dönerek rakibini yenmeyi başarır. Artık seçilmiş kişi olduğuna iyiden iyiye inanan Neo şöyle bir metronun çıkışına doğru bakar ancak sonra kalıp Ajan Smith'le dövüşmeye karar verir. Bu zorlu dövüşün ilk roundundan galip çıksa da ikinci roundda Smith şarjörünü Neo'nun göğsüne boşaltıverir.

Tam da çıkmak üzereyken ajan Smith tarafından öldürülen Neo, Trinity'nin öpücüğüyle hayata geri döner. Kelimenin tam anlamıyla yeniden dirilen Neo, işte şimdi gerçekten seçilmiş kişiye dönüşür. Matrix'i kontrol edebilme gücüyle Smith ve diğer ajanları da kolayca öldürür. Böylece kahramanımız zor da olsa yolculuğunu tamamlayarak eve döner, ancak yola çıkmadan önceki kişi değildir artık. Yaşadıklarının etkisiyle değişmiştir. Neo, hikayenin başladığı yere, Matrix'e geri dönse de yaşadıklarının da etkisiyle yeni bir haline gelmiştir. O artık hikayenin başındaki Thomas Anderson değil, Matrix'e hükmetme gücüne sahip seçilmiş kişidir.

Campbell bu adımları yazarken dünyanın farklı yerlerinden ve dönemlerinden mitleri incelemiş, bu mitlerdeki kahramanların geçtiği çeşitli aşamaları böyle bir şablon haline getirmeye çalışmıştı. Ancak kitap yayınlandıktan sonra yalnızca böyle akademik bir çalışma olmakla kalmadı. Özellikle senaryo yazarları için neredeyse kutsal bir rehber haline geldi. İşte bu yüzden sinema filmleri özellikle de modern mitler olarak nitelendirebileceğimiz macera filmleri Bu şablonu neredeyse birebir takip eder. Şimdi dilerseniz bu 12 maddeyi başka kahramanların yolculukları için siz kendiniz de uygulayabilirsiniz. Ama kahramanın ismi ister Frodo olsun ister Harry, hepsinin de aslında aynı yolculuktan geçtiğini yani Joseph Campbell'ın bin yüzlü kahraman derken kastettiği gibi aslında aynı kahramanın farklı yüzleri olduğunu görebilirsiniz.

Peki, tüm bu kahramanların özünde aynı olmasının sebebi ne? Campbell bu sırrın cevabını tıpkı kendisi gibi mitolojiye derin ilgi duymuş bir başka ismin Carl Gustav Jung'un çalışmalarında buldu. İsviçreli bir psikiyatr olan Jung, tıpkı bir dönem birlikte çalıştığı Sigmund Freud gibi ve insan psikolojisi arasındaki paralelliklere eğilmiş ve yıllar süren çalışmalar sonucunda birbirinden bağımsız kültürlerde benzer hikayelerin benzer motifler ve sembollerle ortaya çıkmasının kolektif bilinç dışı sayesinde olduğuna kanaat getirmişti. Jung'a göre insanoğlunun dünya üzerindeki binlerce yıllık tecrübesi kolektif bilinç dışı aracılığıyla nesilden nesile aktarılıyor. Ve bu ortak bilinç dışı sayesinde dünyanın farklı kültürlerinde benzer hikayeler ortaya çıkıyor.

Örneğin asırlar boyu doğada yılanlar tarafından öldürülen insanların yılan korkusu tüm insanlığın kolektif bilinç dışında ortak bir korkuya ya da yungun tabiriyle bir arketipe dönüşmüştü. Böylece insanlığın zihninde derinlere yerleşen o yılanlar farklı kültürlerde korkunun sembolü olarak hikayelerde kendisini göstermeye başladı. kolektif bilinç dışı sayesinde bugün hayatında hiç yılan görmemiş hatta yılanlar hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir insan bile atalarının tecrübelerinden faydalanarak yılanlardan uzak durması gerektiğini adeta böyle içgüdüsel olarak bilebilir. Yılanların birer sembole dönüştüğü mitlerde de yine benzer şekilde insanlık tecrübesi bir nesilden diğerine aktarılır. Fakat hikayelerin amacı yılan örneğinde olduğu gibi fiziksel dünyada hayatta kalmak değil, ruhsal dünyada hayatta kalmaktır.

İnsan yaşamını sembolleştiren bu fantastik hikayeler bizlere psikolojik açıdan gelişmemiz, kendimizi geliştirmemiz için adeta bir yol gösterir ve genelde de aynı mesajı taşır. Maceraya çağrıyı kabul et, bilinmese doğru yola çık, güçlüklerin üstesinden gel ve sonra da değişmiş olarak geri dön. Bugüne geldiğimizde mitler ne yazık ki bu işlevlerini kaybetmeye başlamış. Mevcut gerçekliğimizden kaçış için kullandığımız tüketim malzemeleri haline gelmiş durumda.

Joseph Campbell, insanların mitlere inanmayı bırakması yüzünden gelişimlerinin durduğunu, konfor alanlarında yaşayarak mutsuz olduklarını söylüyor. Her konuşmasında inatla follow your bliss diyor Campbell. Yani seni mutlu eden şeyin peşine düş, onun peşinden git. Olur ya maceraya bir çağrı aldığında, Alıştığın o sıradan hayatın dışına çıkmak istemezsen, korkar, çekinirsen, çeşitli bahaneler bulup çareyi geri çeviresin gelirse şunu hatırla. Aslında yolda sana yardımcı olacak o bilge rehber sensin. Yalnızca bunun henüz farkında değilsin. Bilinmezin içine atılma fikri başlangıçta korkutacak seni.

Ve böyle hisseden yalnız sen değilsin. Tarih boyunca tüm kahramanlar böyle hissetti. Ama cesaretin korkunu yener de, o çağrıya evet dersen, yolculuk boyunca üzerinde yürüyeceğin taşlar belirecek her adımında. Evet, kolay bir yol değil. Tabii ki zorluklarla karşılaşacaksın. Ama bedeli ne kadar ağır olursa olsun, o zorlukların üstesinden geldiğinde

Yani kendi içindeki düşmanı yenmeyi başardığında onun koruduğu hazineyle ödüllendirileceksin. Kahraman olmak için Öyle fantastik maceralara filan atılmamıza gerek yok. Hepimiz kendi hayatlarımızın kahramanlarıyız. Ama çağrımızı reddederek kendi maceralarımızı yaşamaktan eksik kalıyoruz maalesef. Düşünsenize eğer Frodo şairden ya da Luke Skywalker Tatooine'den ya da Harry Potter Privet Drive'daki o evinden ayrılmasaydı ya da Neo kırmızı hapı değil de mavi hapı seçseydi

Ortada anlatmaya değer bir hikaye olur muydu? Ya da başka bir deyişle eğer kendi çağrılarını reddetselerdi, yine de acaba o çok sevdiğimiz kahramanlara dönüşebilirler miydi? Hatırlayın, iyi bir hikaye için ne diyordu Tolstoy? Bir insan bir yolculuğa çıkar ya da bir şehre bir yabancı gelir. Şimdi ben bunu müsaadenizle şu şekilde değiştirmek istiyorum. Bir insan bir yolculuğa çıkar ve şehre bir yabancı gelir. Çünkü yolculuğa çıkan kişi geri döndüğünde aynı kişi değildir.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)