
3.723 kelime · ~19 dk okuma
Herkese merhaba. Bu kaydı 21 Haziran'da alıyoruz. Gözler Merkez'in para politikası kurulu toplantısında faizler ne olacak? Soru bu. Artacağı belli de ne kadar artacak? Merakla bekliyoruz. Hangi tarihi bekliyoruz? 22 Haziran Perşembe gününü. Şimdi bu tarihi vurgulamamın bir nedeni var. Ekonomi çevreleri 22 Haziran'daki Merkez Bankası kararına kilitlenmişken aradan asgari ücret zambını çıkardılar. Pazartesi günü Türk İş Başkanı Ergün Atalay sürpriz şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaret etti ve kendisini bekleyen basın mensuplarına sıcağı sıcağına şunları söyledi. Bugün pazartesi değil mi? Evet. Pazartesi.
Yani Perşembe'yi bulmadan bir neticeye varacağını umut ediyorum. Perşembe lafı, Ergün Hatalay'ın hafızasına kazınmış, sürekli Perşembe'yi bulmaz da Perşembe'yi bulmaz diyor. Belli bir noktaya geldik ama şu anda Çalışma Bakanı'ndan belli bir yere gelmeden, Teskin Başkanı'ndan belli bir yere gelmeden, burada bir şey söylemem doğru değil ama şunu söylerim, yani Perşembe'yi bulmaz diye umut ediyorum. Ya ne var bu Perşembe'de? Derken bendeki cetonda düştü. Ne olacak? Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak. Şimdi, o faiz kararı açıklandıktan sonra piyasalara ne olacağını bilmiyoruz. Fakat bir dalgalanma olacağı açık. Şimdi piyasalar bu kadar hareketliyken asgari ücret pazarlığı yapmak zor olur. Bu nedenle Ergün Atalay'a muhtemelen denmiş ki, bu terane Perşembe'ye kadar sürmesin. Ergün Atalay da konuşmasına, Perşembe'ye kalmayacak merak etmeyin diye başlıyor.
Nitekim sürmüyor ve salı günü, yani Ergün Atalay'in konuşmasından yaklaşık 16 saat sonra asgari ücret açıklanıyor. 2023 yılının ikinci yarısında geçerli olacak bürüt asgari ücret tutarı 13.414 lira. Net asgari ücret tutarı 11.402 lira olarak belirlenmiştir. Normal şartlarda asgari ücreti çalışma bakanları açıklardı ama 2019'dan bu yana asgari ücrete yapılan zamları Cumhurbaşkanı'nın açıkladığına şahit oluyorduk.
Bu sefer geleneksel olana geri dönüldü ve asgari ücreti Çalışma Bakanı Vedat Işıkan açıkladı. Perşembeye kalmadı asgari ücret ve %34'lük bir zam yapıldı. Anadolu kentleri için makul bir para fakat büyük kentlerdeki yaşam maliyeti düşünüldüğünde çerez parası. Bu nedenle bölgesel asgari ücret tartışmaları yeniden alevlendi. Kiraları bir önceki bölümde dinlediniz zaten. Diyelim ki büyük kentte oturuyorsunuz ve asgari ücrete mahkumsunuz. Gerçekten tam bir mücadele hali. Ya
Şöyle biraz empati yapalım. Çocuğunuz olsa okula servis ücreti lazım. Evinizde kiralar ortada. Ulaşım parası deseniz İstanbul'da toplu ulaşımı kullansanız dahi aktarmalarla günlük 50 lirayı ulaşıma ayırmalısınız. Bunların hiçbiri Taşra'da yok. O yüzden asgari ücretlilik konusunda metropol ile Taşra arasında dağlar kadar fark var. Kendine Muhabir adlı YouTube hesabı da asgari ücrete ilişkin ilk tepkileri sokağa sormuş.
Yani benim alım gücüm yine azaldığı sürece ben 20 alsam ne fark eder? 30 alsam ne fark eder? Şöyle bir gerçek var, atansanız bile yine muhtemelen az kadar ücret alacaksınız. Ben atanamadım. Kaç yıldır çalışıyorum. İkinci, üçüncü kere üniversite sınavına girdim. Yani artık bu benim canımı sıkıyor. Ben yurt dışına kaçmayı zaten kesinlikle düşünüyorum. Dil okuyorum. Almanca çalışıyorum. Sırf bu yüzden Almanya'da. Almanya'daki bütün akrabalarıma yazdım, konuştum. Ama Türkiye'de asla umudum yok. Kalmayı da düşünmüyorum. Asla da kalmam yani. Kesinlikle. Gençler böyle söylüyor. Bu kötü bir şey.
Ama bana bir ümit vermiyor artık bu ülke. Ne muhalefet veriyor, ne iktidar veriyor artık. Kimse beni yaşama yönlendirmiyor yani. Ben artık bunalıyorum her sabah. En azından bu dışına gidince bir amacım olur, bir gayem olur, mutlu olurum. Kadandığımı harcarım hakkımla. Burası bana bir artı yok artık yani, yapamam.
Bu genç kardeşimiz Avrupa yolunu gözlüyor da Avrupa'da Türklere vize vermiyor. Vize kriziye tat kaçırıcı bir seviyeye ulaşmış durumda. Bu bölümde vize krizinden başlayacak ve Avrupa ile ilişkilerimizi konuşacağız. Biraz da Avrupa'yı tartışacağız. Bunu yaparken hem mülteci krizine hem de Türkiye'nin yeni küresel işbirliğindeki konumunu tartışacağız. Ben Ozan Gündoğdu hazırsanız başlayalım.
21 Haziran gününün tren topuğu asgari ücret. Fakat ikinci sıradaki hashtag ilgimi çekti. Hashtag Arda Güler hakkında. Tanımayanınız vardır diye kısa bir tanıtayım kendisini. Arda Güler, 2005 doğumlu, gencecik bir yıldız. Henüz 20 yaşında bile değil. Fakat şimdiden Fenerbahçe'nin 10 numarası olmayı başardı.
Taraftarlar onu efsane 10 numara Alex ile kıyaslıyorlar. Tabii piyasa değeri de roket gibi artıyor genç yıldızın. Transfer market verilerine göre Arda'nın piyasa değeri Ocak 2022'de 750 bin euroymuş. Aradan sadece bir buçuk yıl geçmiş, Haziran 2023'te piyasa değeri 15 milyon euro olmuş. Bir buçuk yılda piyasa değeri 20'ye katlanmış. Bir de gitmiş Türkiye-Galler maçında milli forma ile ilk golünü atmış.
Haliyle trend topik olmuş Arda. Fakat, hashtag ne biliyor musunuz? Arman için kal Arda Güler. Fenerbahçeliler Arda'nın gitmesini istemiyor belli ki. Ama Arda da durduğu yerde durmuyor. Şimdi Arda'nın yerine kendimizi koyalım. Nasıl gitmesin?
Süper Lig'de bu potansiyelde bir oyuncu için gelecek var mı? UEFA Ülke Puanı sıralamasında Türkiye 2021-2022 sezonunu ilk 15 dışında kalarak 20. sırada tamamlamış ve bu yüzden Süper Lig'in 2023-2004'te Avrupa'ya göndereceği takım sayısı 4'e düşmüş. Şampiyon takım Galatasaray bile 3 öneleme maçını geçtikten sonra şampiyonlar ligine katılmaya hak kazanıyor. Takımlarımız artık UEFA'ya bile gidemiyor. Konferans ligine düşüyor. Bundan 10-15 sene önce olsa Arda kalsın derdik ama şu acı cümleyi kuramadan da edemiyor insan. Arman için kal Arda ama gidersen de anlarız. Durumumuz ortada.
Bugünlerde Türk gençlerine söylenen de budur sanırım. Gitmesen keşke, gitme ama gidersen de anlarız. Burada kaldığında sana ne vaat ettiğimiz açık. Gençler de zaten gökyollarını kurcalıyor. Türkiye'den Avrupa'ya iltica edenlerin sayısı da Orta Doğu ülkeleriyle yarışıyor.
Belki de biz de Ortadoğu ülkelisiyiz artık da kendimizi kandırıyoruz, bilemiyorum. Çok çeşitli haber kaynakları var ama resmi veriler Avrupa Birliği İltica Ajansı'nda. Kısa adıyla EUAA. Yani girmek isterseniz bu siteden girebilirsiniz. Avrupa'ya hangi ülke vatandaşları iltica ediyor sorusuna verilen cevaplarda artık ilk üçte Türkiye'de var. Türkiye'nin önündeki ülkeler hangileri biliyor musunuz? Suriye ve Afganistan. 2022'de Türk vatandaşlarının Almanya'ya yaptığı sığınma başvurusu 25.054. En çok iltica talep edenlerin geldiği ülkeler sıralamasında Türkiye bir süredir, Suriye ve Afganistan'ın arkasından üçüncü. Ancak Türk vatandaşlarının başvurusundaki artış onu diğer ülkelerden ayırıyor. Suriye vatandaşlarının yaptığı ilticalar geçen yıl %73, Afganlarınki de %83 arttı. Türk vatandaşlarının artış oranı ise %259 ile yine rekor seviyede.
Bu arada iltica başvuruları kabul ediliyor mu derseniz, Almanya'nın verisini paylaşayım sizlerle. İltica başvurularının sadece %16'sı kabul edilmiş. Sadece Almanya için söylüyorum tabii. Şimdi bir ülke düşünün.
Suriye ve Afganistan'dan sonra size en çok iltica başvurusu bu ülkeden geliyor. Bu ülkenin pasaportunun değeri ne olur? Düşünün. Bir ülkenin pasaportunun değeri çeşitli kriterlere göre ölçülüyor. Fakat pasaportun size vizesiz seyahat hakkını ne ölçüde sağladığı bu kriterlerin başında geliyor. Verilere passportindex.org adresinden ulaşabilirsiniz. Bu verilere göre Türk pasaportundan daha değerli tam 83 ülke saydım. 83 ülke.
Türk pasaportuyla 74 ülkeye vizesiz girebiliyorsunuz. 50 ülke kapıda sizden vize soruyor. 74 ülkeye ise vizesiz giremiyorsunuz. Türkiye ile aynı sayılardaki diğer 4 ülke şöyle. Tonga, Rusya, Marshall Adaları ve Venezuela. Türk pasaportundan daha değerli bir iki ülke sayayım size. İlgimi çekenlerden bir iki tanesini. Yoksa 83 tane var. Mesela Kırıbatı.
Hiç duydunuz mu bu ülkeyi? Bilmiyorum. Ben de ilk kez duydum. Googledim. Bir Pasifik adı ülkesi Kribati'nin 110 bin vatandaşı 80 ülkeye vizesiz seyahat edebiliyor. 80 ülkeye. Hatırlatalım, bizim pasaport 74 ülkeye vizesiz seyahat hakkı tanıyor.
Mesela başka bir ülke, bir narko devleti olan Kolombiya vatandaşları 85 ülkeye vizesiz seyahat edebiliyor. Şimdi vizesiz seyahat etme imkanını geçtim. Biz vize almak istiyoruz da vize alabilsek keşke diyoruz. Evet bir sorun da bu. Vizesiz seyahati hayal eden de yok. Vize alamıyoruz ki. Bu vize krizini doğrudan yaşayan sektörlerin başında da tur şirketleri geliyor tabii. Konuyu NTV haberleştirmiş, tur operatörleri platformu sözcüsü Cem Polatoğlu da NTV'ye konuşmuş.
Bir ayda ancak sıra gelmeye başladı. Bu bizim için tarih kötü. Yani adam tur alıyor, parasını ödüyor. Biz de uçak biletini kesiyoruz, otelde yerini ayırtıyoruz. Bizim yaptığımız rezervasyonlar boşa gidiyor. Kimyallerden ceza yiyoruz. Havayollarından yüzde yirmi beşe varan cezaları yiyoruz. Bu vize sorunu yüzünden iddia edilen turlar var. Yani sorun iki boyutlu. İlk boyutunda şu var. Vize süreci olumlu sonuçlansa da artık çok uzuyor bu süreç. Normalde böyle bir hafta, on günlük süreç aylar sürüyor. Peki bu süreç neden uzuyor? Çeşitli nedenler var ama bu nedenlerin başında pandemi sonrası yoğunluk geliyor. Yani böyle anlatıyorlar en azından. Şöyle efendim.
Pandemi boyunca ülkeler arası ulaşım kısıtlanınca vize başvuruları da %90'dan fazla azalıyor. Böylece vize başvuru sistemindeki personel sayısı da düşüyor. Fakat pandemi bittikten sonra personel kısıtını aşmak zaman alıyor Bu da vize sürecinin uzamasına neden oluyor. Yani sürecin neden uzadığına ilişkin bize anlatılan gerekçe bu. Ancak pandemi sonrasındaki teknik sorunlar işin bahanesi gibi duruyor. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği yani kısa adıyla TÜRSAP başkanı Firuz Bağlıkaya bu konuyu 10 gün önce Sözcü TV'de anlatmış.
Şimdi bu pandemi döneminin hemen sonrasında uzunca bir süre pandemiden dolayı vizelerin yavaşladığıyla ilgili bir sonuç çıkmıştı. Biz de konsolosluk ziyaretlerimizde bize hep ülkesine dönen konsolosluk çalışanlarının geriye gelmediğini, işte bu vize düzeninin belli bir süre aksica yönünde bir takım açıklamalar yapılıyordu ama görüyoruz ki Pandemiyle ilgili herhangi bir şey yokken şu anda dahi bu sorun giderek büyüyor. Sürecin uzaması bir boyut. Nedenini söyledik. Uzamanın bahanesi pandemi. Fakat bizim sorunumuz sürecin uzamasından çok başvurularımızın reddedilmesi. Bu arada sadece Türkiye'ye ilişkin değil. Avrupa genel olarak vize işinde geçmişe göre çok daha titiz. 2017'de Schengen vize başvurularının %8.2'si reddedilmiş. Toplamdan bahsediyorum. Yani sadece bizimkinden değil.
Toplamda %8.2'lik bir red oranı varmış 2017'de. 2022'de ise bu oran %17.9'a çıkmış. Dolayısıyla sadece Türkiye değil, Türkiye'nin de içinde olduğu bir takım ülkeler reddediliyor. Yani bütün dünya da değil. Bir takım ülkeler. Hangi bir takım ülkeler peki o ülkeler? Beraber sayalım. Red oranlarının en yüksek olduğu ülke Cezayir.
2022'deki başvuruların %40'ı reddedilmiş. Cezayir'i, Tunus, Fas ve Hindistan takip ediyor. 5'in sırada kim var? Doğru bildiniz, biz varız. Yani Avrupa'ya en çok iltica başvurusu yapan 3. ülke biziz ve vize red oranı en yüksek 5. ülkeyiz.
Bizdeki başvuruların %16'sı reddedilmiş. Şimdi bizdeki red oranı %16 olmuş ama biraz geçmişe bakarak vaziyeti değerlendirelim. 2018'de red oranımız %7'ymiş. Yani red oranımız iki kattan fazla artmış. Mesela Ukrayna Savaşı'ndan sonra ciddi bir ambargo uygulanan ülke Rusya biliyorsunuz. Rusya'nın red oranı 2022'de %10. Yani biz Rusya'dan %50 oranında daha fazla reddediliyoruz.
Bizi en çok reddeden Avrupa ülkesi de Estonya olmuş. Son 5 yılda Estonya'dan vize almak isteyen Türklerin %52'sinin başvurusu reddedilmiş. Estonya'ya gitmek isteyenlerin yarısından çoğu reddedilmiş yani. Şimdi Estonya'da red oranı yüksek ama başvuru düşük. Yani böyle akın akın Estonya'ya gitmiyoruz. O yüzden sorun Estonya'nın bizi reddetmesi değil, daha ziyade Almanya'da, Fransa'da problem yaşanıyor.
Başvuru sayısının en çok olduğu ülke mesela Almanya. 2018'de Almanya bizim başvuruların %11'ini reddetmiş. 2022'de oran 2 katına çıkarak %22 olmuş. Her 5 kişiden biri Almanya'dan vize alamıyor yani. Üstelik başvuru sayısı da artmış bu süreçte.
Şimdi, reddedilmemek ya da hızlıca vize almak için ne yapıyorsunuz? Bu işin profesyoneli olan şirketlerle çalışıyorsunuz. Burada da VIP vize uygulamasına yönlendiriyorlar sizi. Bu uygulamadan faydalanmak için de 300 ila 1000 euroyu gözden çıkarmalısınız. Türsap Başkanı'na kulak verelim. Randevunuzu erken almak istiyorsanız veya o randevu sırasına yer almak istiyorsanız 300 eurodan başlayıp 1000 euroya kadar çıkan böyle bir kara bursa bir vaziyet var. Yani bu ücretler ödeniyor. Bir de vize alamaz iseniz eğer reddedilirse vize ücretleri de geri verilmiyor. Şimdi TÜRSAP başkanını neden veri kabul ediyoruz? Çünkü Türkiye'nin tüm seyahat ajantalarının temsiliyle konuşuyor. Sektörün neredeyse resmi temsilcisi pozisyonunda TÜRSAP.
Biraz önce 2018'de red oranımızın %7 olduğunu, fakat bu oranın 2022'de %16'ya çıktığını söylemiştik. 2023 verileri elimizde yok ama TÜRSAP Başkanı Firuz Bağlıkaya bu oranın %50'lere çıktığını paylaşıyor bizde. Tablo ortada, reddediliyoruz. Peki neden reddediliyoruz? Avrupa'ya sorsanız, yok diyorlar, her şey yolunda.
Fakat bu açıklamanın tatmin etmediği de ortada. Bu işlerle uğraşan bir şirketin yetkilisiyle konuştum. Neden reddedildiğimiz sorusuna kısaca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin pasaport politikasına güvenilmediği cevabını aldım. Şimdi bu kaynağıma siz ne kadar güvenirsiniz bilmem fakat bu cevabın dayanaksız olmadığı da ortada. O halde gelin bu cevabın dayanaklarını arayalım ve bu pasaport politikasına daha yakından bakalım.
Bizdeki pasaport politikasında bir numaralı sorun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın oldukça kolay olması. Dünyanın neresinde olursanız olun, ne işle uğraşıyor olursanız olun, 400 bin dolara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olabiliyor ve pasaport edinebiliyorsunuz. Bugün yine güzel bir gün arkadaşlar. Vatandaşlık başvurusu yaptığımız bir müşterimizin daha pasaportu elimize ulaştı. Şimdi birlikte açalım pasaportunu. Ben aslında işin en çok bu yönünü seviyorum. Çok fazla emek harcıyoruz aslında. Ve bu kadar emek harcayarak tamamladığımız bir işin sonucunu görmek beni heyecanlandırıyor. Ve bana göre dünyanın en değerli pasaportu, Türk pasaportu işte burada. Birazdan müşterimiz gelecek ve kendisine pasaportunu teslim edeceğiz. Siz de binlerce müşterimiz gibi vatandaşlık işlemlerinizde *** danışmanlığı tercih edin. Unutmayın. *** danışmanlık size her zaman doğru, ekonomik ve yasal çözüm önerileri sunar. Bu tip şirketler türedi. Şirketin adını vermeyeceğim önemli de değil. Zaten yasalışı bir iş de yapmıyorlar. Yaptıkları yasaldır. Çok sayıda böyle şirket var. Şirkete parayı veriyorsunuz. Bir de 400 bin dolar ayırıyorsunuz. Başka bir şey yapmanıza gerek yok. Gelin, kimliğinizi ve pasaportunuzu alın. Tüm dünyada kavimler göçü gibi bir şey yaşanırken oluyor bunlar bir de üstelik. İzninizle kısa bir mola verelim. Ardından pasaport sistemimiz hakkında daha detaylı bilgilerle burada olacağız.
Bu süreçte bizi koruyacak olan pasaportumuzun itibarı. Fakat pasaportumuzu almak için Türkçe bilebilmenize gerek yok. Hatta Türkiye'de bulunmanıza, daha önce Türkiye'ye ayak basmış olmanıza bile gerek yok. Ya bakın doğru duyuyorsunuz. Hiç Türkiye'ye ayak basmadan Türk pasaportu alabiliyorsunuz. Araca bir şirketle anlaşıyorsunuz. Türkiye'den bir ev alıyorsunuz. Sonra cebinize Türkiye vatandaşlığını koyuyorsunuz. Hatta gidip oy bile verebiliyorsunuz.
Kavuşoğlu gibi beyefendi daha oyunu atıyor. Hayırlı uğurlu olsun efendim. Bakın seçim döneminde popüler olan bu röportaj Almanya'da yapılıyor. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Bakın Türkiye'ye daha sonra yerleşen biri olsa yine bir nebze anlarım ya. Ya yine savunamazsınız da oturur bunu savunanın argümanlarını dinlersiniz. Yani karşılıklı tartışabilirsiniz. Yahu şu tabloyu kim savunabilir? Bu kişiler sığınmacı bile değil.
Ya Türkçe bilmemelerini falan geçtim, adamın Türkiye gibi bir derdi bile yok. Belki Türkiye'yi görmüş bile değil. Ya 5 tane Türkiye kenti say deseniz sayamaz belki de. Ama Almanya'da yaşıyor ve oy bile kullanıyor. Böyle bir ülkenin pasaportuna siz olsanız güvenir misiniz? Avrupa'yı haklı çıkarmak değil amacım, oraya da geleceğiz. Ama önce bir iğneyi kendimize batıralım. Veriler de şeffaf değil.
Konut edinme yoluyla kaç kişi vatandaş yapılmış sorusuna resmi makamlardan gelen bir cevap yok. Bulabildiğim tek veri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın 2021'de CHP'li Erkan Aydın'ın soru önergesine verdiği yanıt. Şöyle denilmiş, 2018 ve 2021 yılları arasında 19.630 yabancıya gayrimenkul alımın karşılığında vatandaşlık verilmiştir. 2022 ve 2023'ü ulaşamadım. Yani bu verilerin normal şartlar altında kamuoyuna belli periyotlarla açıklanıyor olması lazım. Ama işte sayı 10 binlerle ölçülüyor dersek herhalde hata etmiş olmayız. Bir de konut edinimi dışında Türkiye'de yaşayıp geçici sığınmacı statüsünden vatandaşlığa geçenler var.
Tevatürleri geçiyorum. Elimizdeki tek veri maalesef resmi veriler. Ne kadar güvenirsiniz bilmiyorum. İçişleri Bakanlığı'nın Mayıs ayında açıkladığı verilere göre 230.998 Suriyeli'ye, yani bunların içinde başka milletlerden insanlar yok, sadece Suriyelilere vatandaşlık verilmiş. 230.998. Bunların 130.914'ü reşitmiş. Yani 18 yaşını doldurmuş.
Süleyman Soylu'ya da kim bunlar diye sorulmuş. Soylu da demiş ki, Irak ve Suriye Türkmenleri bunlar. Bir ay önce TV100 yayınındayız. Suriyeli göçmenlerin büyük bir bölümü Halep'ten geliyor. Halep neresi? Bizim misakimliği sınırlarında. Bunlar bizim insanlarımız. Bunlar başka insanlar değiller.
Akrabalıklar var. Akrabalıklar var ya bey, misaki mi? Niye sınırımız bunlar? Bakın, yıllarca Telefer dahil olmak üzere Suriye Türkmenlerinin, Irak Türkmenlerinin Türkiye Cumhuriyeti bir devlet politikası olarak vatandaş yapılmalarına hep karşı çıktı. O bölgede kalsınlar işte. Ama durum o kadar sıkıntılı bir sürece döndü ki, artık biz onlara vatandaş yapıyoruz. Suriye Türkmenlerini ve Irak Türkmenlerini. Onlar bizim kardeşlerimiz çünkü. Onlar biz, biz onlarız. Şimdi Türkiye'deki yükselen milliyetçilik düşünüldüğünde soylu aslında bu milliyetçiliğe yaslanarak cevap veriyor. Diyor ki onlar Türkmen. Şimdi orada da ayrı bir sorun yürüyor. Şimdi diyelim ki Diyarbakırlı bir Kürtsünüz. Anayasaya göre siz Türksünüz. Bir de Suriye Türkmenlerini el alalım. Onlar da Türkiye'ye gelince vatandaş yapılıyor çünkü onlar soydaş statüsünde.
Hayda. Şimdi bu koşullar altında Diyarbakırlı Kürt'ün kafası karışıyor. Nasıl karışmasın? Sizin akrabanız vatandaş yapılmıyor. Çünkü o akrabanız Kürt. E hani biz Türktük? Yok siz Kürtsünüz. E tamam. Ama Suriyeli Türkmen nasıl Türk? O soydaş.
Hani kan bağına bakmıyordunuz vatandaşlık bağı önemliydi, bize de Türk diyorsunuz. Yok, yurt içinde bakmıyoruz da yurt dışında bakıyoruz. Orada da işler karmakarışık hale gelmiş yani. O yüzden bu meseleyi çok didiklemiyorum. Her neyse, ortada böyle bir vaka var. Fakat pasaportumuza duyulan güvensizliğin tek nedeni dağıtılan vatandaşlıklar değil. Aynı zamanda dağıtılan pasaportlar. Nasıl yani? Şöyle anlatayım. Bu kaydı dinleyen siz mesela.
Pasaportunuz ne renk? Benim pasaportum bordo renkli. Umumi pasaport diye geçeceğim. Fakat Türkiye'de 5 çeşit pasaport var. Bordo, yeşil, gri, siyah ve pembe. Ben diğerlerini duymuştum ama pembeyi ilk defa bu yayını hazırlarken öğrendim. Bu pembe pasaportu bilmiyordum yani. O şuymuş. Diyelim ki yurt dışında pasaportunuzu kaybettiniz, gidiyorsunuz konsolosluğa, size geçici bir pasaport veriyorlar. Ha işte o pasaport pembe renkli oluyor.
Çok önemli değil yani. Onu geçelim. Yeşil pasaportu kamu çalışanlarına veriyorlar. Müthiş bir şey. Vize derdi yok. Siyah pasaport daha da güzel. Onu diplomatlara veriyorlar. O da müthiş. Ona da vize derdi yok. Bir de gri pasaport var. İşte sorduğum bir boyutu da o gri pasaportlar. Ne demek derseniz gri pasaport şu demek. Hizmet pasaportu ya da gri pasaport, tıpkı devlet memurlarına verilen yeşil pasaport gibi devlet için yurt dışında görev yapacak olan kişilere verilen pasaport türüdür. Hususi idarelerce ve belediyelerce verilebilir. Milli sporcular da bu pasaportları kullanır. 5682 sayılı pasaport kanunu gereğince sadece görev süresini kapsar. Gri pasaport, birçok ülkeye vizesiz giriş imkanı sunar.
Yani yeşil pasaport ayarında ama geçici süreyle veriliyor. Şimdi Türkiye'de vize işi büyük zorluklarla karşılaşınca bu gri pasaport işine de şaibe karışıyor. Çeşitli şebekeler, çeşitli çeteler bu gri pasaport işini rüşvet ağlarıyla dağıtmaya başlıyor. Çünkü yurt dışına vizesiz gitmenin yollarından en kolayı bu gri pasaport. Belediyelerden de alabiliyorsunuz bunu. Diyelim ki bir belediye yurt dışına görev emri çıkarıyor. İçişleri Bakanlığı'na onaylatıyor bu emri, görevlendirdiği kişilere de gri pasaport çıkarıyor. Vize işlerini atlıyorsunuz böylece. Kimsiniz siz mesela? Mesela bir halk oyunları ekibisiniz ve yurt dışına turnuvaya gideceksiniz. Sizin için gri pasaport çıkarılıyor. 5 yıl geriye bir gidelim.
16 kişilik kafileyle gittikleri Macaristan'dan 5 kişi olarak geri döndüler. Ankara'dan Budapest'e uzanan kaçış olayının üzerindeki sır perdesi aralanıyor. Tüm Türkiye'nin konuştuğu o iltica iddialara göre sahte imzayla başladı. Bir halk oyunları ekibine adınızı yazdırıyorsunuz, birkaç rüşvet, birkaç aracı, hoop, ver elini Avrupa.
Bu Macaristan'a iltica eden halk oyunları ekibi o zamanlar bir süre konuşuldu ve unutuldu. Ama Avrupa'da da gündem olan bir olay Malatya Yeşilyurt Belediyesi'nde yaşandı. 2 yıl önce, 2021'de Yeşilyurt Belediyesi'nin gri pasaport tahsis ettiği 90 kişilik kafireden kimse Türkiye'ye dönmedi. Almanya'ya gönderilen 43 kişinin geri dönmemesi üzerine Malatya Yeşilyurt Belediyesi üzerinden başlatılmıştı gri pasaport soruşturması. İçişleri Bakanlığı kapsamı genişletti, 6 belediye hakkında soruşturma açıldı. Yöntem şu, bir dernek kuruyorsunuz, zaten 7 kişiyle bir araya gelseniz valiye başvursanız dernek kurulmuş oluyor yani çok acayip bir şeye gerek yok.
Yurt dışında bir organizasyona dahil oluyorsunuz, bunun için bir davet mektubu yeterli. Belediyeyle bir protokol imzalıyorsunuz, gri pasaportları alıp insanları Avrupa'ya götürüyorsunuz. Bunun karşılığında da binlerce euro parayı cebe indiriyorsunuz. Söz konusu binlerce euro parayı da rüşvet olarak dağıtıyorsunuz. Sadece Malatya Yeşilyurt Belediyesi de değil bu arada. Şanlıurfa'nın Hilvan Belediyesi'nde de aynı vaka yaşanmıştı. Daha bunlar ortaya çıkanlar bu arada.
Gri pasaportlu insan kaçakçılığında varış noktası Almanya olarak biliniyordu ama Sözcü gazetesi yazarı İsmail Saymaz, Fransa'ya da aynı yöntemle insan kaçırıldığını, Şanlıurfa-Hilvan örneğiyle ve belgesiyle yazdı. Tarihi 30 Eylül 2019. Giden sayısı 45, dönen sayısı bilinmiyor. Gri pasaport işi uzun, biz uzatmayalım. Ama şunu söyleyelim, bu gri pasaport işini Avrupa'da tartışıyor. Dolayısıyla Türkiye'den gelen insanların pasaportlarına da şaibeyle yaklaşıyorlar. Yani bu vizede titizlik boşu boşuna değil. Şimdi iğneyi bir kendimize batıralım dedim ya, nasıl bir ülke olduk biz?
Gençleri yurt dışına gitmenin yollarını arıyor. İltica başvurularında 3. sıradayız. Bizim önümüzde Afganistan ve Suriye var. Avrupa'ya en çok vize başvurusu yapan ülkeyiz ve redaronunda da 5.yiz. Bir Almanya vatandaşı Türkiye'ye vizesiz gelebiliyor.
Hatta nevizesiz gelmesi, pasaportunun süresi geçse dahi ona kolaylık tanınıyor ama Türkiye'den Almanya'ya gitmek isteyen her 100 Türk'ün 22'si reddediliyor. Demiştik ki iğneyi kendimize batıralım da çuvaldızı ne yapacağız? Bana kalırsa Türkiye'de son derece kof bir batı karşıtlığı üredi gibi. Ama aynı koflukta bir batı özentiliği de üremiş durumda.
Kimisi batıyı her türlü kötülüğün vücut bulduğu coğrafya olarak görürken, kimisi de sahte bir cennet olarak hayal ediyor Avrupa'yı. Halbuki tek bir Avrupa yok ortada. Bir yanda tüm emperyalist kurumlarıyla ortada duran bir Avrupa, diğer yanda da halkına sunduğu refah ortamıyla Avrupa. Bizleri bir göçmen deposu olarak görüyorlar. Türkiye onlar için göçmenleri Avrupa sınırında tutan bir Orta Doğu ülkesi. Ege denizini de bir tür mezarlığa dönüştürmüş durumdalar. 15 Haziran'da, yani yaklaşık 6 gün önce, Yunanistan'ın mor ağaçıklarında içinde 750'den fazla göçmenin olduğu bir tekne alabora oldu. Görüntüler korkunç. Geminin batırıldığına ilişkin şaibeler dolaşıyor. Yüzlerce ölü var. Avrupa
deyince aklımıza insan hakları ve demokrasi geliyor da, Acaba bizim mi aklımızda bir sorun var yoksa Avrupa'nın insan hakları ve demokrasi kavramları mı biraz tuhaf? Ben İzmir'de doğdum, yazlarım Ege Denizi'nde geçti. Kendi adıma artık Ege'de yüzerken bir tür mutsuzluk yaşıyorum. Medeniyetin beşiği olan bu deniz artık bir toplu mezara dönüşmüş durumda. Bu denizde kaç ceset vardır hiç düşündünüz mü? Sayının on binler olduğu söyleniyor. Suçlusu açık ki Avrupa'dır. Ha vicdanınız elverir mi bu dediğime bilmem ama biz de bu suçun işbirlikçisiyiz.
Geri kabul anlaşması gibi bir fecaat yerli yerinde duruyor. Yunanistan ve İspanya ise bu anlaşmaya güvenerek Akdeniz'i bir toplu mezara dönüştürmüş durumda. Aylan Kurdi'yi hatırladınız mı? 6 yaşında bu çocuğun kıyıya vuran cesedine jandarma assubay Mehmet Çıplak taşımıştı.
Elimle gösterdiğim istikamette aylan bebeğin cansız bedeni yüzüstü yatar vaziyetteydi ve üzerine dalgalar buluyordu. Ben de inşallah yaşıyordur umuduyla yaşam belirtisi aradım. Maalesef yaşamadığını anlayınca tabii çok üzüldüm. Ve biz aylan bebeği unuttuk. Türkiye böyle bir insani sorunla uğraşıyor ama Aylan Kurdi'nin adını yaşatmaya bile çalışmadık. Bu kadar derinlikten yoksun, bu kadar sığ yaklaşıyoruz meseleye. Her meselemiz öyle değil mi? 3 ay önce 50 bin insanı kaybettik. İşte bugün unuttuk depremi. Halbuki Aylan'ın anıtını dikmeliydik Ege kıyılarına. Tüm insanlığın yüzünü yere eğsin diye. Fakat yapmadık. Yapamadık.
Çünkü adını koyalım, biz de işbirlikçisiyiz bu suçun. Ayları unutmak mümkün değil. Kendi adıma Menice'yi de unutamam. Bizimkiler yine Avrupa'yla didişmiş. Soylu sınırları aştık, hadi gidin demiş. Abuk sabuk tartışmalardan biriydi işte. Hatırlarsınız, 3 yıl önceydi. Bu esnada Menice de ailesiyle birlikte Yunanistan'a geçmeye çalışırken ailesini kaybetmişti. Annem babamla mı geldim? Evet. Orada mı kayboldular? Evet. Kardeşlerim de vardı. En son Yunanistan sınıfında birlikte gittiniz. Evet. İki tane araba vardı. Beni bu arabayla şey yaptı. Onlara o arabayla şey yaptı. Demiyorlar annen var mı, baban yok mu? Hiçbir şey demiyorlar. Sadece vuruyorlar. Kadın, erkek demiyorlar. Çocuklara vuruyorlar. Avrupa dediğiniz biraz da budur işte. Hayranlık duymaya hiç gerek yok. Hele hele bu coğrafyanın insanları yıllar yılı hatırlamalı Avrupa'yı. Fakat kof batı düşmanlığına düşmemek gerekir. Batının diğerinde doğu var ki orada da insanlık namına durum pek parlak değil. Aylan Kurdi'nin ailesiyle beraber varmayı planladığı ülke Kanada'ydı. Avustralyalı şarkıcı Missy Higgins Aylan bebeğin anasına bir şarkı yapmış. Şarkının adı O Kanada. Şöyle diyor şarkıda.
Milyonlarca yolu var korkunu haklı çıkartmanın. Milyonlarca yolu var sözlerini iletmenin. Ama aylanın cesedi kumların üzerinde seriliyor. Söyle bana, bununla nasıl yaşıyorsun?
Tren Topiği pol bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar yaşadığınız toprakların, ülkemizin kıymetini bildiğiniz günler dilerim. Bu memleket bizim. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.