
5.397 kelime · ~27 dk okuma
Trenspor'dan herkese merhabalar. Oğuzhan Akçay ile birlikteyiz ve hem milli takımın son oynadığı maçları değerlendireceğiz hem de transfer gündemi yoğun. Fenerbahçe'nin teknik direktör arayışları var. Aynı zamanda NBA'de de hem yeni şampiyon belli oldu hem de draft konuları gündemde. Tüm bunları birlikte konuşacağız.
Olacağın selamlar. Selam abi. Nasılsın? İyisindir umarım. İyi. Biraz rahatsızlığım oldu. Ama şu an iyiyim. Gayet modumdayım yani. Geçmiş olsun. Teşekkürler. Sağ ol. Ben tabii Trakyal olduğum için fazla etkilenmiyorum senin rahatsızlığından. Bu bizim aramızda kalabilir. Ama benim de etkilenme sebebim ondan değil. Yoksa iyiyizdir o konularda ama... Sıcaklar bizi bozdu abi. Geçmiş olsun diyelim. Sağ olasın, teşekkürler. O zaman milli takımla başlayalım istersen. Tabii ki başlayalım. Şöyle ben sana aslında bir soru yöneltmek istiyorum burada.
Milli takımda genel kadro açıklandığındaki tercihler, ilk 11 tercihleri bunları her zaman taraftarlar kendisi tuttukları takıma göre tartışabiliyorlar biliyorsun. Hiçbir şekilde yetinmek mümkün değil. O neden olmadı, bu neden olmadı, şu neden oynamadı diye her zaman sorulacak. Ama şunu sormak istiyorum sana. Şimdi Mehmet Büyükekşi'nin açıklamalarında Kuntz'la alakalı öyle Kuntz'un planına, Kuntz'un geleceğine kesinlikle bağlıyız, milli takım hocası olarak devam edecekten ziyade belki de Türkiye için gerçekten önemli olabilecek böyle iki tane maç öncesinde aslında hiç güven dolu olmayan açıklamalar yapılan bir ortamda Ştefan Kuntz ne kadar bu maçlara kafasını verebilirdi? Bu birinci sorum olsun sana.
İkincisi de acaba bazen Türk milli takımının hiçbir zaman bizim o beklediğimiz oyun seviyesine çıkamamasının sebebi her zaman olduğu gibi sağ dışı etkenler olabilir mi? Ya ben bunu hakikaten biraz fazla düşünüyorum ya ve sebep bu olabilir diyorum. Muhtemeldir. Yani bence zaten teknik direktörler arasında özellikle yerli ve boşta olan ve gücü olan teknik direktörlerin ağırlığı özellikle yabancı hocaların ensesinde böyle Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor. Ve büyük ihtimalle zaten bu iki maçtaki sonuç ne olursa olsun göndermeyi düşünüyorlardı Kuntusu ki ben bu podcast'ı başlamadan hemen önce Twitter'da yerine Abdullah Hoca'nın getirileceğine dair bir haber okudum. Sürpriz de olmadı benim için senin söylediğin sebeplerden dolayı. Zaten hani çok güven ortamı gözükmüyordu. Şimdi iki farklı tarafı var Oğulcan bu işin. Birincisi direkt rakamlara bakarak söyleyeyim şuan. 18 maçlık bir milli takım periyodu var Hoca'nın. 12 galibiyet, 2 beraberlik, 4 mağlubiyet. Toplamda 2.11 maç başı puan ortalaması. Bizim Türk milli takımının standardının çok üzerinde. Fakat baktığın zaman bu 18 maça, Hunus döneminde biz 18 maçın sadece 3 tanesini zorlu rakiplere karşı oynamışız. Sayıyorum onları. Bir tanesi İtalya'ya karşı hazırlık maçı. 3-2 kaybetmişiz. Türkiye'de oynanmış.
Bir tanesi yakın dönemde oynanan Hırvatistan maçı. Kendi sağımızda Bursa'da oynadık. 2-0 kaybettik. Bir tanesi de eleme maçı çok önemli. Portekiz-Türkiye maçı. İşte Burak'ın penaltı kaçırdığı son maçı vardı ya. O maçı da 3-1 kaybetmişiz. Kendimizden güçlü 3 rakibe karşı da kaybetmişiz. Onun dışındaki maçlar sırasıyla sayıyorum. Norveç, Letonya, Cebelitarık, Karadağ, Faroe Adaları, Litvanya, Lüksemburg, Litvanya, Lüksemburg tekrar, Faroe Adaları, İskoçya, Çek Cumhuriyeti hazırlık maçları, Ermenistan,
Letonya ve son olarak Galler. Galler bir tek bize denk, yakın sayılabilecek takımdı. Onlar da düşüştüler neyse ki ve bizim maçta da hem kırmızı kart olsun hem penalsız olsun birçok hata yaptılar. Şimdi bu takımlara göre iyi sonuçlar almışız kendimize yakın ve bizden aşağıda olan. Ama yine de mesela Luxemburg'la kendi sahamızda 3-3 beraber kaldık. Hem de bir hazırlık maçı değildi bu. Grup maçıydı, eleman maçıydı. Öte yandan işte Faryadularına yine aynı şekilde 2-1 kaybettik. 25 Eylül 2022'de. Yani kendimizden oldukça zayıf rakiplere karşı da puan bıraktığımız, kaybettiğimiz maçlarda oynadık bir yandan. Böyle bakınca rakiplerin seviyesini analiz edip tek tek baktığım zaman başarılı bir tablo göremiyorum ben. Ve geçen işte 2 yıl olmuş. 8 Ekim 2021 ilk maçı Norveç'e karşı. Bugün 2023'e geldik. 2 yıl oldu.
Bu iki yılda milli takımın futbolu ileriye doğru gidiyor mu? Geriye gitmiyor bence ama ileriye doğru da bir gidiş görmedim ben açıkçası. Çok oyuncu havuzunda yeni değişiklikler var mı? Onlar da yok bana kalırsa. Ben Kunsu açıkçası çok başarısız olarak nitelendiremiyorum ama başarılı olarak da nitelendiremiyorum. Şu ana kadar performansı bana 10 üzerinden 6-7'lik ortalama bir performans olarak geliyor. Olması gereken bir performans gibi geliyor ama sanki sana maçları da saydığın noktada.
Zaten bu olmalı. Yani evet, zayıf rakiplere karşı iyi sonuçlar almış ama Faryal Odalar'ın mağlubiyeti, Luxemburg beraberliği gibi hayal kırıklığı da birkaç tane olmuş. Bence ortalama tamamen. Tam orta hatta yani. O yüzden başarısız da çok diyemiyorum ama başarılı da diyemiyorum. Şu anda takım işte elemelerde, D grubunda bu kadar iyi başlamışken rakiplerinde puan kaybetmeleri, sürpriz puan kaybetmeleri sayesinde önemli bir avantaj yakalamışken şu anda Hoca değişikliği de doğru bir zamanlama değil bence maalesef. Yani bu adamla yola başlamışsın. Adam da iyi gidiyor şu an itibariyle. Tabii ki grupta rakiplerinin de hataları olmuş olabilir ama şu anda hedeflerinin, beklentilerinin üzerinde gidiyorsun. Şu anda bir değişiklik yapmak da Euro 2024 öncesi bana çok mantıklı gelmiyor. Ama büyük ihtimalle ben o değişikliğin gerçekleşeceğini düşünüyorum. Bir de burada soru işareti yaratan şey şu. Değişirse milli takım gerçekten ileri gidecek mi? Adı geçen hocalara baktığımız zaman, Abdullah Hoca'dan bahsediyoruz tabii ki burada. Ben de senin gibi bir yandan ufak bir sosyal medya taraması yapıyorum. Burak Yılmaz'ı yardımcı bile yapmışlar Abdullah Hoca'ya milli takımda. Burak Yılmaz'ın Mehmet Demirkoğlu'ya yaptığı programda, röportajda konus hakkında çok negatif açıklamaları var bu arada. Aşırı negatif. Evet, evet. Çok şaşırtmıştı beni. Zaten Burak fazla milliyetçi takılıyor. Gerek yabancı kuralı, gerek antrenör konusuna onu hak verebiliyorum. Şöyle ben de kuntusu öyle çok başarılı bulan değilim. Hatta bu milli takım havuzundan bir hocanın çok daha
daha fazla şey çıkartması gerektiğini düşünüyorum. Hakikaten bazen o kadar çok yetenekli ayağın olduğu bir milli takımın bu kadar saha içerisinde pasif olmasını hakikaten anlamlandıramadığım bir nokta oluyor ama yani yine de şu dönem bir değişikliğin konusundan ne kadar fazla artı katacı bende ciddi bir soru işareti bu sebeple bende çok çok memnun olmasam da devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum ama bu milli takım serüveninde pozitif alacağımız da şeyler var biraz daha saha içine dönersek Sanırım yeniden ve yeniden Arda Güler üzerinden okuyacağımız bir dönem milli takımı. Artı şunu da söylemem gerekiyor. Zaten son 2-3 ayı inanılmaz bir noktaya doğru evrilmişti. Barış Alper Yılmaz'ın ilk maçta sonradan girdikten sonraki etkisi, bu maçta etkisi. Hakikaten zaten çok beğeniyordum son dönemde. Barış'ta şöyle bir şey var abi. Bak, şu milli takımı skalplar izlese mesela. Bir sürü yetenekli adam var içeride. Toplu inanılmaz becerilere sahip. Ama şu günümüz futbolu diye kullandığımız bir kavram var ya ve hep atletik ve fiziki özelliklerle ön plana çıkan oyuncuların da piyasada ciddi iş yaptığını ve özellikle bazı lig ve takımlarda tercih edildiğini görüyorsun. Barış'ın bunca yetenekli ayak içerisinde bile fark edilmeme ihtimalinin ben olmadığını düşünüyorum. Gerçekten çok iyi bir oyuncu. Tamam, bence hala tecrübesiz. Hala yanlış kararlar verebiliyor. Ama son dönemdeki haline baktığında sen geçtiğimiz programlarda bir şeyden bahsetmiştin. Oyuncunun kişiliği de yeni anladım ki yeteneği kadar önemlidir diye. Kaçırdığı gol sonrası kendini yırtıyor. Hep arıyor, hep istiyor. Bence aynı zamanda da futbolcu yanında özel de bir karakter. O yüzden ben Barış'ı burada ekstra övmek istedim. Ardi'yi zaten hep övüyoruz ama Barış'a da net bir parantez gerekiyor.
Arda'nın golündeki Sevinç'i çok güzel varışın. O da aslında ne kadar takım oyuna yatkın olduğunu, ne kadar takıma katkı sağlayabilecek tipte egosuz bir karakter olduğunu da gösteriyor. Zaniolo ile aynı pozisyonun oyuncuları Galatasaray'da bu sezonun ikinci yarısında ve yeri geldi Zaniolo'yu kesti kendi oynadı ya hani Zaniolo'nun olmamış hali sonuçta ikisi de benzer tipte çok güçlü fizikler ama Zaniolo topa da daha iyi vurur kariyeri de işte potansiyeli vesaire de daha yüksektir Barış kesti onu niye kesti yeri geldi kesti yani ondan önce Barış girdi oyuna çünkü takım oyununa daha uygundu Yani kendi egosunu eziyordu. Shoot atmıyordu, bazen yeri geliyordu, pas veriyordu falan. Ben karakter olarak da, yani takım oyununa yatkınlık olarak da çok iş yaptığını düşünüyorum. Mesela son maçta Center 4 olmadı ilk yarı. Mesela Top ezdi, 1-2 tane zorladı. Galler 10 kişi kaldıktan sonra daha da kapalı oynamaya başladı. Barış o oyunu henüz çok bilmiyor. Mesela burada da şey diyorlar ya, Barış Alper Yılmaz, Burak Yılmaz'a benziyor. Hepimiz diyoruz bunu, ben de diyorum.
O yüzden Santr4 olabilir, öğrenirse onun gibi koşullar yapabilir. Ama bu hemen bir keredde öğrenilecek bir şey değil. Çok zor, çok uzun bir süreç gerekiyor. Şenol Hoca da Burak Yılmaz'ı bir keredde öğretmedi. Şenol Hoca'nın o Fenerbahçe ile müthiş şampiyonluk yarışı verdikleri, işte herkesin 83 puan falan topladığı o 10-11 sezonda Burak Yılmaz kanat oynadı. Daha sonraki sene Santr4 oynadı.
Burak Yılmaz'ın patlama yaptığı, o çok iyi oynadığı sezonda kanattı böyle Barış Alper gibiydi. Kenar forvet, kanat ağırlıklı olarak. Daha sonra forvet hemen bir maçta, iki maçta olmadı. Bir sezon aldı bunun Santrfor'a evrilmesi. O yüzden bizim de Barış Alper'den hemen böyle Burak gibi Santrfor olsun yorumu öyle hemen olmuyor ki. Önce ilk 11 oyuncusu olması lazım. Önce senede 40 tane maç yapması lazım. O 40 maçın içinde 10-15 kere en ucağa atılması lazım skora göre, rakibin yapısına göre vs. Oynaya oynaya oynadıkça gelişmesi lazım. Ve Barış mesela ilk kere onu oynayamadı. Oynayamadıktan sonra da oyundan düşmedi ona rağmen. Sol açığa koydular. Sol açıkta daha da zorlandı. Çünkü Ferdi de içeriye giriyor, Barış da içeriye giriyor. Kafa kafaya çarpışıyorlar. Orada mesela benim Kunsu'yla ilgili en sertleleştirme orada olacak da ona birazdan geliriz. Solda da yapamadı. Sağa geçti. İki kez yapamamış olmasına rağmen, ilk 60-70 dakika istediğini yapamamış olmasına rağmen sağ kanatta çok iyi oynadı. Ortayı kesti. Nihayet kilidi açtığımız Umut Neyir'in kafasında. Barış kesti ortayı. Çok güzel bir ortaydı. Sonra sakatlık oldu. Sağ bek'e çektiler. Sağ bek'te de oynadı.
Hani bu takım oyununa da katkı yapması açısından çok güzel ve milli takımı şu döneminde çok genç iki oyuncunun Arda'nın ve Barış Alper'in böyle bir çıkışı yakalaması bence çok sevindirici. Bir nokta daha bence milli takım bu kadar da Cengiz Ünder bağımlısı bir milli takım değil. Yani Cengiz Ünder çok iyi bir oyuncu ve milli takım istatistikleri de oldukça yüksek. Genç yaşına rağmen, hala çok genç bir oyuncu olmasına rağmen belki yaşına göre oynadığı milli takımda bir numara olabilir yani. Oynadığı yaşa göre attığı gol sayısında falan Türkiye tarihinin en iyisi falan olabilir milli takım tarihinin.
Ama Cengiz Ünder son döneminde, son birkaç senesinde oldukça istikrarsız da oynayan bir oyuncu. Ve maçına göre de oldukça istikrarsız oynayabiliyor. Bazen beni çileden çıkartıyor mesela. Yanlış kararları... Tam o sırada da gidip gol de atabiliyor. Yani çünkü iyi de bir, yetenekli de bir oyuncu. Hani biraz iki ucu çıkmaz sokak olabiliyor. Ama Arda'dan sonra bu kadar da bağımlı olmadığını da görebiliyorsun. Yani Jorgessu yeri geldi eleştirdik işte sağ önünde oynatıyor vs. sisteminden dolayı ama
Ben Arda Güler'in sağ önünde de gayet iyi oynadığını düşünüyorum. Hatta belki şu yaşında dar alanda baskı altında oynatmaktansa sağ kenarda daha böyle topu sol ayağına alıp daha geniş açıyla oyunu görebildiği, sağ kenarda yeri geldiğinde oynaması bence daha iyi olabilir Arda içindeki. Gole attığı mesafe de ona yakın bir şey yani. O merkezdeki dar alandan kendini kurtarıp bir açı yakaladı. Ölçüşü biçmek için bir zaman yakaladı ve oradan o gole attı.
Ben şimdi bu milli takımın orta sahasında çok kaliteli bir üçlü var. Gerçekten Avrupa'da birçok Avrupa ülkesinin özeneceği bir üçlü var. Yani Dortmund'dan Salih Özcan, Inter'den Hakan Çağlanoğlu ve Benfica'ya transfer olan Orkun Kökçü. Bu üçü de gerçekten Avrupa'nın üst seviye oyuncuları. Şimdi bunları bir türlü oturtamadık. Bir süredir bunların birbiriyle birçok maç yapması ve kalitesini yansıtması lazımdı ama oynatamıyoruz. Bence bunları kesmeden
Sağ öne de şu yaşında Arda'yı koyarak oynanabilir. Cengiz çünkü şu anda çok o kadar istikrarlı gitmiyor. Bence böyle bir değişime de gidilebilir. Bu kadar Cengiz Ünder bağımlılığı bence milli takım için elzem değil. Biraz bence o şey, hiyerarşim denir artık. Ne denir bilmiyorum. Biraz fazla orada takılıyoruz. Kerem'i iyi oynamadı mesela son maçta. Kerem'i kesersin, Cengiz'i atıyorum, sola atabilirsin. İlla sağda da oynamak zorunda değil. Sağda oynayınca çünkü çok fazla bireysel oynuyor bence. Ve eğer Cengiz'i sola atarsan bence ancak o zaman Ferdi'yi oynayabilir sol bekte. Ya ben bir dönem Ferdi'yi sol bekte, Jorgesson nasıl yaptı bilmiyorum. İyi bir şekilde kotardığını ve iyi bir oyun oynattığını düşünüyorum ama ben Ferdi'yi hiç sol bekte kafamda normal şartlar altında düşünemiyorum. Çünkü eğer takım çok güçlü değilse
Ferdi'nin oynadığı takım, çok güçlü değilse. Ve rakibi 90 dakika boyunca kendi yaralığına hapsetmiyorsa, oyun içerisinde geçişler oluyorsa, Ferdi'nin ters ayak savunması o kadar iyi olmayabiliyor. Çünkü yani çok güçlü, çok iri yarı uzun vs. bir savunma beki değil sonuçta bu oyuncu. Ve böyle birebir eşleşmelerde zorluk yaşayabiliyor. Şimdi bir de önünde Kerem oynuyor. Şimdi Kerem'in de savunma yardımı düşük. Ve Kerem de sağ ayağıyla içeri giren oyuncu. Ferdi de sağ ayağıyla içeri giren oyuncu. Sürekli orada bir çarpışma yaşanıyor. Ve Letonya maçında hatırla, oradan topu alan rakip Sabek, topu atıyor Ferdi ile Kerem'in arkasına doğru. Hep Abdülkerim ile başa başa kalıyor tek topta. Hani burada çok bariz bir problem var. Fakat bunu Hoca çözemedi. İki maçta da mesela sol taraf top getiremiyor, sol tarafta bir kısırlaşma oluyor. Hep içeri çekmek zorunda kalıyorlar.
İki maçta da sol taraf hiç işlemedi. İnadına da Ferdi ile Kerem önlü arkalı oynuyor. Mesela bu tip teknik adam düzeltmesi gereken şeyleri de düzeltmekte bence geç kaldı. Her iki maçın da 60. 70. dakikasında da bekler değişmek zorunda kaldı. Ya şimdi Zeki Roma'da oynuyor diye Kafu değil ki kardeşim yani. Eskiden Kafu Roma'da oynuyordu. Herhalde bu da Roma'da oynuyor diye Kafu mu zannediyorlar yani?
Zeki bir kere hücumda işte 10 kişi kalmış galler gibi. Rakibin kendi yaralığına hapsolduğu ve kapandığı maçlarda Zeki'nin top kullanımı çok yavaş. Pası hızlandıramıyor. Topu hızlandıramadığın zaman rakibi açamazsın kapandığında. Zeki öyle maçlarda maksimum stoper olabilir. Back falan olamaz. Çünkü Zeki'nin yerleşik savunmaya karşı hücum kabiliyetleri çok düşük. Gitgelli maçta şeyi var, kondisyonu var, devamlı gidebiliyor. O iyi. Hatta offside gerekçesiyle sayılmayan gol de iyi gitti mesela. Çünkü maç o dönemde 0-0 ve 11-11 oynanıyor. Biraz git-gel var ve onda o avantajı kullanabiliyor. Ama rakip kendi yaralanına hapsolmuş, kapanmışken Zeki'nin pas alışverişleri çok yavaş. Tekniği düşük kalıyor ve hücum yaratıcılığı çok düşük kalıyor. Öyle durumlarda Ferdi'nin sağ bek oynaması çok çok daha yaratıcı. Ferdi çok daha kreatif bir oyuncu Zeki'ye göre. Doğru ama sol back rotasyonunun yetersizliğini gördüğünden dolayı zorunda kalıyor ki arada bir cümle kurdun ben de katılıyorum yani Zeki'nin gerçekten üçlünün sağ stoperi falan olarak kariyerine devam etmesi kendisi açısından biraz daha hayırlı olabilir diye düşünüyorum kimi zaman. Ya Mourinho'nun sisteminde, oyun anlayışında götürüyor. Zaten Mourinho'nun onu sevmesini falan çok anlıyorum ben. Mourinho ondan çünkü set oyunu istemiyor. Mourinho rakip yer alanında set kurdurmuyor yani. O yüzden anlaşıyorlar orada. Ama sen burada öyle maçlar oynamayacaksın. Ve bence şu çok daha verimli olabilirdi bak. İlla Zeki oynayacaksa, Zeki'nin kafa olduğuna inanılıyorsa, Zeki sol back, Ferdi sağ back oynasa yine çok daha faydalı olur. Çünkü en azından Zeki'yle solda savunma yaparsın sadece. Çıkmaz o. Savunmayı uçlar. Ferdi'yle sağ taraftan çok iyi atak yaparsın. Ve Cengiz'i mesela çok eleştiriyorum ama bir şeyi çok iyi yapıyor. Oyunu çok iyi genişletiyor. Cengiz oyunu çok iyi genişlettiğinde de iyi bindirebilen, yaratıcı bir Sabek oradan çok alanlar bulabiliyor. Bindirme alanları bulabiliyor. Zaten bak Sabek'i geçer geçmez Ferdi iki dakika sonra çok net pozisyon buldu. Penaltıyı aldırdı sana. Ben orada mesela kesinlikle gelecekte milli takım az Sabek'inin Ferdi olması gerektiğini düşünüyorum. Rakip böyle kendinden çok güçlü olur, o zaman savunma oynayacağım dersin, yerleşeceğim dersin. O zaman sabek zeki yapabilirsin tabii ki ama bu durumda yani kendinde denk veya kendinden zayıf rakiplere karşı zeki, sabek illa başlatmak bence çok saçma. Ferdi mutlaka o oyuncu bence. Ben de katılıyorum. Ben Ferdi'yi sol bekte de çok beğenen biriyim çünkü onun oyun tipine baktığın zaman
Genelde sağ backta oynasa, sol backta oynasa, kimin zaman önde de değerlendirilse hep merkeze doğru driblingle kıvrılmalar olduğu için sanki özellikle bu dribling yeteneğinden dolayı acaba diyorum bazen sol backta daha mı rahat ediyor? Daha içeri rahat kıvrıldığından dolayı. ama sağ bekte oynadığında da yine bunları deniyor. Acaba o yüzden milli takımda Skor'a daha fazla etki ediyor olması, onu kimi zaman orta açmaya bağımlı olduğu sağ taraftan kopardığı için mi diye de düşünmeler edemiyorum açıkçası. Çünkü ceza sahası içerisinde hep daha fazla yer alıyor sol bekte oynadığında. Ceza yayının oralarda daha fazla yer alıyor. Toplu oyunda merkeze doğru yakınlaştıkça daha iyi bir pas seçeneği oluyor arkadaşlar için. Bu sebeple yani milli takımdaki sol back ferdi Fenerbahçe'deki sol back ferdiden biraz daha iyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü ama Fenerbahçe'de sırıtmamasının bir sebebi vardı sol back oynarken bence.
önünde Lincoln Hennig oynuyordu. Sen güzel bir noktayı değindin abi. Yani iki tane ters ayaklı oyuncu sol kenarı kullandığı zaman birbirlerinin üstüne binme sürekli oluyor. O yüzden Diego Rossi ile oynadığında ve Lincoln Hennig ile oynadığında ki bile arasında bir sürü fark oluyordu. Bu sebeple milli takımda da bunun sıkıntısını kim zaman yaşıyor ama bence en azından sahayı genel kullanım olarak baktığında Solbeck'te dribbling yeteneğinden ötürü biraz daha rahat ettiğini düşünüyorum ben ama muhtemelen Solbeck krizi böyle devam ettiği sürece de ben kolay kolay Ferdi'nin sağ bek olarak kullanılacağını düşünmüyorum ama maalesef. Yani Solbeck'te oyuncu gelişimi biraz sınırlı kaldı. Eren bu sene Trabzon'da iyi başladı ama devam ettiremedi. Bakalım belki seneye umarım Kazım Canlar o Kasımpaşa'daki Yasin. Umarım iyi gelişmeler sergilerler de takım... Rıdvan var mesela hala. Evet. Rıdvan'ın Rangers'ta uzun süre oynayamadı ama son dönemde biraz oynadı. Umarım gelecek sene Barış İçeri'ne Rıdvan oynarsa Solbeck'te yine çok şey yapabilir.
Ama ben ferdi sol back oynayacaksa da o zaman sol açığa genişlik alan bir oyuncu, belki Cengiz Ünder o zaman sol açık olsun. İlla sağ açık olmak zorunda değil bence. Çünkü sağ açıkta olduğu zaman her topu kendi kullanmaya başlıyor. Takım oyundan da çıkıyor iş. Ufak bir ara verelim, ardından devam edeceğiz.
Bu arada ilk milli maçla ilgili de değinmek istediğim bir isim var Umut Nayır. 29 yaşından sonra milli takıma kadar yükseldi. Sakatlıklar da vardı zaten. Ve Letonya maçında etkili olamadı ama ben Letonya maçında takımın da ona çok yardımcı olamadığını ve çok uzak kaldığını düşünüyorum. Ona rağmen boğuştu, mücadele etti. Savunmada bir korner veya taç karşılarken burnunu da kırdı. Sonra ikinci maçta barış oynadı, sonradan girdi. Maske ile girdi, maskeyi çıkardı. Riske atarak kendini, maskesiz daha etkili oldu. Belli ki çok etkiliyormuş maske onu. Ve bir tane gol attı eline çarptı şanssızlık bir sonrakinde güzel bir kafa vuruşuyla golünü de buldu. Umut'un özverisini de çok o açıdan değerli buluyorum. Aynı zamanda Galatasaray 0-4'lü transferde. Birazdan ona da geçeriz, transferde konuşuruz.
ve Umut Neyir'i düşünmediğini açıkladı Erden Timur. Barış'ımız var bizim dedi ama bence bu maçta, bu Galler maçıda Barış'ın bir kenar forvet olarak çok etkili bir dönem geçirdiğini, adeta yandığını söyleyebiliriz. Ama Santerfore düşünmek adına hemen öyle 1-2 günde olacak bir şey değil bence. Ve Galatasaray şampiyonlar ligi öncesinde iki tane kendisinden oldukça zayıf rakiplere karşı iki eleme maçı oynamak zorunda. Yani iki tane eleme geçecek sonra playoff var. Şimdi bu elemelerde biraz aslında on kişi kalmış galler gibi oynayacak rakipler. Yani kapanacak ve Barış'ın zorlanacağı oyunlar olacak bu. Öte yandan ikinci yarı giren Umut'un da ne kadar takımı rahatlattığını, daha kolay gole gidebildiğini gördük. Yani ben açıkçası Galatasaray'ın bu yönde bir tercih, transfer tercihi yapmamasını da pek anlamadım. Ben olsam yedek center four da yokken yani alırsın önce Umut'u, bu süper finalde oynayacaksın Fenerbahçe ile. Çok maç var temmuz, ağustos'ta Galatasaray için. hazır ve hemen adapte olabilecek takımı da ligide tanıyan bir oyuncuyu almak. Şimdi milli takımdan arkadaşları olduğu için umut takımı da tanıyor aslında Galatasaray'ı, ligi tanıyor vs. O yüzden adaptasyon daha kolay olur. Ben onun Galatasaray'ı transferde düşünmemesini çok doğru bulmuyorum yeri gelmişken. Onu da söyleyeyim.
Aksine Fenerbahçe düşünüyor galiba. Evet Fenerbahçe düşünüyor. Muhtemelen orada bir Serdar Dursun değişimi olacak. Çıkan haberlerden onu anlıyorum. Serdar gitmek istiyor. Oynamadığından şikayetçi. Zaten yani istediği kadar şikayetçi olabilir. Maalesef ki Fenerbahçe'nin Santrafor attı. Öyle tak diye oynayabileceğiniz. Hele ki yine maalesef eklemek zorundayım burada. Yerli bir oyuncuysanız Fenerbahçe'de forvet olmak gerçekten çok zor. Çünkü genelde hep en çok para harcanan, en çok gözde olan oyuncuların
hepsi Santrafor oyuncuları oluyor Fenerbahçe'de. Yatırımın en çok yapıldığı, Ali Koç döneminde stoperlerden sonraki, çünkü 15 tane stoper transfer oldu. En fazla mevki de orası. Yani Michy Batuşay varken, hala bir João Pedro varken, şimdi bir Edin Dzeko konusu varken, kimi zaman Joshua King'in orada düşünüldüğünü varsaydığımız zaman Serdar Dursun için işler hiç normal değil. Umut da böyle çok ben oynayacağım işte her maç gireceğim ilk on bir oyuncusu olabilirim tarzı bir düşünceye zaten sahip değildir diye düşünüyorum. Ama bir oyuncu için hala otuz yaşına doğru gelmişken ve köme düşen bir takımın santraforuyken bu yıl Eyüp'e dönseniz de o da lige çıkamayan bir ekip. Böyle bir konumdaysanız ve böyle bir teklif geldiğinde bunu değerlendirirsiniz zaten. Her umutun ayırı da tabii ki anlıyorum. Beşiktaş da bence hiçbir zaman istediği şartlarda tutunamadı ama bir deneme daha ayağına geldiğinde fırsat olarak umut zaten bunu geri çevirmeyecektir. Hatta haberler ciddi bir şekilde prensip anlaşmasının artık olduğu ve transfer için gün sayıldığına yönelik oluyor. Bu sebeple ben Umut ne çok iyi bir ekleme derim ne çok kötü bir ekleme derim. Mutlaka Santrafor rotasyonda bir yerli olması gerektiğinin sonuna kadar savunuyorum tabii ki. Özellikle pivot Santrafor olması gerektiği. Dediğim gibi sıkışan maçlar büyük takımların genelde yaşadığı şeyler. Anadolu takımlarını açmakta zorlandığı anlar. Neden olmasını Umut Nair gibi bir oyuncunun ilerleyen dönemde belki transfer olursa kullanılması diye söyleyebilirim.
Ben Galatasaray için Umut ne kadar mantıklı görüyorsam, çünkü Galatasaray'ın sıfır centriforu var. Fenerbahçe için de o kadar gereksiz görüyorum aslında ya. Çünkü şöyle, evet yerli centrifor olması evet bir avantaj ama, Dzeko geliyor deniyor, birazdan konuşuruz. Batu Şuayi var, ikinci centrifor da olamaz. Üçüncü olarak João Pedro henüz gitmedi. Hem Serdar Dursun'u hem João Pedro'yu gönderdiği halde en iyi ihtimalle üçüncü forvet olabilir. Umut Nair. Ve kenarda da şey Joshua King de var ayrıca yani kenar forvet olarak. Ve milli takımda da bir center forluk pozisyonuna yükselmişken Pendik'te bir ihtimal bu arada. Umut Nehir Pendik'e gidip aynı bu sene Ümraniye'de olduğu gibi devamlı ilk 11 oynayabileceği bir takımda oynama ihtimali de var. Yani Fenerbahçe'de üçüncü dördüncü forvet olarak gitmek mi yoksa Pendik'te direkt birinci center four olmak mı? O da biraz, o seçimi yapmak bence zor. Bu Galatasaray için şeyden diyorum, Galatasaray'ın sıfır center fouru var. Mutlaka alacak Galatasaray center fouru da. Galatasaray center fouru alana kadar
Dört tane en az Avrupa eleme maç oynayacak playoff'a kadar. Süper final var Fenerbahçe ile derbi oynayacak. O beş maçta kendini gösterirse belki hani ikinci center four olarak falan bir şeyler ispat edebilir. Bu süreç geçebilir. Ama Fenerbahçe işi bence Umut için oldukça zor gözüküyor. Başarması çok zor bir challenge yani. O yüzden orada çok emin değilim. Ceko'ya geçelim istersen.
Candaş Tolga Işık demiş transfer işte anlaştılar vesaire diye ki Candaş Tolga Işık bu konularda gerçekten başarılı bir şey yazıyorsa genelde çıkıyor. Evet aynen öyle. Abi Jacko ile alakalı şöyle bir şey var. Ben bu konuda gerçekten çok netim. Fenerbahçe'nin Jacko gibi bir oyuncuyu reddetmeye de istememe lüksünün olduğunu hiç sanmıyorum. Gerçekten çok fazla yaşı üzerinden dönen bir muhabbet oluyor. Yani oyuncunun
pozitif yanlarına odaklanmaktan ziyade ki bunlar çok fazla. Yaşına odaklanmak, bunu hep ilk maddeye koymak bence böyle bir adama ciddi bir haksızlık diye nitelendiriyorum ben. Hatırlarsın 3-4 yaz önce de Jacko'nun gelme ihtimali olmuştu. Mirsad Türkcan Bodrum'da fazla vakit geçirmişti.
Edwin Jaco'nun transferini Fenerbahçe'ye yapabilmek için ama o dönem olmamıştı. İki hafta önce şampiyonelgi finalinde ilk 11 oynamış bir oyuncudan bahsediyoruz. Bu en yakın örnek olduğu için söylüyorum ama genel kariyerimde baktığımda, videosunu da yeni çektim ve son iki haftadır fazla Edwin Jaco'ya maruz kaldım. O sebeple gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki yani çok acayip 19 yıllık bir kariyerden bahsediyoruz burada. Tepkice'den itibaren kariyerinde 30 maçtan az oynadığı tek bir sezon bile yok. Maç sayısı bazen çok net bir gösterge olmayabilir. Aldığı süre orada önemli. 3 sezon 2000 dakika ve 2500 dakika arasında geri kalan bütün sezonlarda minimum 2500 dakikası var edince konu. İnanılmaz gerçekten. İnanılmaz bir istikrar. Kariyenin hiçbir döneminde istikrar olarak bir düşüş söz konusu değil. Hiç uzun bir sakatlığı yok. Hep çok kısa sakatlıklar. Aynen. 2-3 tane adele sakatlığı var her oyuncuda. Yani 20 yıllık bir kariyerden bahsediyoruz. Bir zahmet arada bir adele koparması falan olsun. Maksimumda 2 sezon sadece 5 maç kaçırmış. Onun dışında da hiç böyle bir problemi yok. Zaten adama baktığın zaman kendine ne kadar iyi baktığını
Ne kadar iyi bir fiziğe sahip olduğunu ve bence işini zaten ne kadar iyi yaptığını gözlemleyebiliyorsun. Ya bu boşnaklarda var zaten. Özel bir karakter. Yaş çok fark etmiyor. Kendilerini adama noktasında, spor özelinde her zaman çok iyiler. Edın Ceko da böyle. Kariyerinden ya da golcülüğünden bahsetme ihtiyacı bile duymuyorum kimi zaman.
Video çekmeden önce artı eksi bakıyorsun. Tam ben de 37 yaşı bir eksi olarak görüyorum ama asla gelmemeli olarak kullanmıyorum bunu. Jackal'ın hakikaten oyun içerisinde hız ve çevikliği dışında eksi bir şeyi kesin olarak söylemek mümkün olmuyor. Ve Türkiye Süper Ligi içerisinde sıyrılabileceği, sivrilebileceği ve çok dominant bir performans sergileyebileceği çok özel, bariz, artı yetenekleri var. Her şeyden önemlisi ben bu ligde çok iyi bir bitiricinin de tabii ki iş yapabileceğini düşünüyorum. Ama onu öne çıkaracak olan şey kesinlikle zekası. Böyle bir aldatmadan tut, rakip savunmayı okuyarak aldığı bir pozisyon. ne kadar oyununun zeka üzerine olduğunu çok net bir şekilde görüyorsun. Ve iddia ediyorum ki sırf bu sebeple bile Fenerbahçe'ye geldiği takdirde çok özel bir sezon geçirecek. Özellikle Süper Lig'in bu kadar yetersiz savunmacılarının olduğu liginde. Bu sebeple Eden Dzeko fırsatı varsa Fenerbahçe'nin ki dediğin gibi Can Daçolga işine göre geldi. Bizim Dzeko'nun olası maliyeti ve biraz da yaşı dışında çok negatif bakacağımız bir durum olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.
Bakalım, umarım hayırlısı oldur. Bu arada yine Twitter'da bir haber olarak gördüm. Galatasaray'ın Mert Müldür'le ilgili transferi ciddileştirdiğine dair bir şeyler okudum. Ama Candaş kadar şey bir kaynak değil yani, güvenilir değil. Ama daha çok geçmeye başladı Mert Müldür. Mert'le ilgili ben geçen sezon full sakat geçirdiği için geçen sezon hiç oynayamadı. Biraz da zaten o yüzden bon servisi daha düşük ve Galatasaray'da direkt 11'e ikna etmeden getirebilme ihtimali bence arttı. Ve bence iyi oldu bu. Rotasyonda ve beklentisi daha düşük seviyede gelirse Mert'in daha çabuk adapte olup kafası daha rahat bir şekilde ilk 11 formasını alabileceğini düşünüyorum. Geçen seneki ağır sakatlığın öncesinde oldukça potansiyelli bir oyuncu olarak görüyordum ben Mert'i. Hızlı, konsantre, akıllı bir back oyuncusu. Fiziği de oldukça iyi bir back oyuncusu.
Ve Sasha bu oyunda ayrılması durumunda hem de yerli statüsünde olacağı için ben Galatasaray'ın rotasyonunda oldukça iyi bir hamle olacağını düşünüyorum. Çünkü yeri geldiği zaman Sol Bek'te oynatabilirsiniz. Hani bir Sol Bek alacaksınız, onun bir alternatifi var tabii ki Hazımcan. Ama seneye Galatasaray 50 maç oynayacak ve orada 2 Bek'te de oynayabilecek. Bu sene Dubois'un çok iyi yaptığı bir şekilde Dubois birçok maçta Sol Bek'teki eksikliği de çok iyi giderdi bu sezon. Ve Mert'in de bunu da karşılayabileceğini düşünüyorum.
O yüzden Galatasaray'ın da o rotasyon transferinde böyle bir karar verirse doğru bir karar vereceğini düşünüyorum. Tabii tutar tutmaz bilemiyorum ama ben oldukça pozitifim o açıdan. Ve Mert Müldür demişken aklıma biraz gurbetçi oyuncular geldi. Kaydı aldığımız akşam Ümit Milli Takım maçına gittim. Bosna Ersek ile karşı karşıya geldi Ümit Milli Takım. Ve bundan 3 gün önce de Azerbaycan'ın Ümit milli takımıyla karşı karşıya gelmiştik. Şu çok dikkatimi çekti. İlk defa böyle bir milli takım görüyorum. Ümit milli takımın fizik kalitesi çok yüksek. Burada tabii çok gurbetçi oyuncuların varlığıyla da alakalı bir durum ama geçmişte de gurbetçi oyuncularımız olurdu ama bu dönemki gurbetçi oyuncular bir de üstün fizikli denk geldi. Eskiden Hamit falan vardı böyle çok güçlü ama Nuri falan inceci oyunculardı.
Mesela Axel var. Norveç 2. Liginden bulmuşlar galiba. Fiziği iyi. Cem var Avusturya Liginde. Ortalisa'da bunlar var. Kenan var. Juventus'un altyapısından gerçekten çok Wonderkid denebilecek bir oyuncu.
Ağabey forvet attığımız Enis Destan ile Bertu Yıldırım. 1.90 ortalama var orada. Evet ve Erencan Yardımcı giriyor. Giren Erencan Yardımcı da boyuna göre hızlı çok iyi bir oyuncu. Hem uzun hem hızlı. Biraz toplu ilişkileri kötü Erencan Yardımcı'nın ama o da atlet. Türkiye'de yetişmişler de eskiden ufak tefek olurlardı ama bu Bertu, Erencan ve Enis Destan da, Enis Polonya'da oynuyor şimdi. Onların da uzun oyuncular, iri. Enis biraz yavaş, daha ağır kalıyor. Diğerlerine göre çok atlet değil ama Bertu ile Erencan bir de
Fizik olarak da güçlü ve hızlı da oyuncu Erencan Hızlı mesela bayağı. Evet, aynen. Solback Kazımcan oldukça hızlı ve atlet. Stoperler'de Serdar Portekiz'e gitti, Beşiktaş'ın altyapısından biliyorsunuz. O güçlü bir oyuncu. Ravil, Belçika'da devamlı oynayınca biraz inceydi, yumuşaktı. Biraz daha böyle sertleşmiş. Kalede Doğan var. İyi bir ümit milli takımdı. Azerbaycan'ı 1-0 yendik ama böyle 6-7 olabilecek tek kale oynadık yani, çok üstündük. Bosna'yı da 4-1 yendik. Ümit Milli takım çok iyiydi. Beklediğimden çok iyiydi yani. Umarım bu şekilde devam ederler. Fizik kalitesi biraz Almanya gibi falan takındı yani. Şaşırttı beni açıkçası bu açıdan. Normalde bizimkiler hep ufak tefek olurdu ya, Yıldıray'lılar, Belizeoğulları falan. Hiç ufak tefek adam yok. Hepsi 1.80 üstü. Döve döve yendiler yani iki maçı da. O yüzden izlemesi de keyifliydi. Onlara da değinmiş olayım.
Ben de şimdi bir yandan baktım, Ennis 1.85, Berthoud 1.86, Erencan da 1.88. Ben şaşırdım, Berthoud daha uzun duruyor diğerlerinden, meğer Erencan onlardan daha uzunmuş. Berthoud çok güçlü olduğu için bayağı şey gözüküyor. Aynen öyle. Abi Fenerbahçe'de bir hoca konusu var ama biz bunu zaten bir ay daha bence istediğimiz programda konuşabiliriz diye düşünüyorum. Çok fazla irdelemeye gerek var mı bilmiyorum. Sadece hani güncel olarak bir iki cümleyle söyleyelim. Yani adı geçenler tabii ki var. Montella yalanlandı. Volkan Demirel Hatay'da devam edeceğini söyledi. İsmail Kartal'a teklif gitmedi.
yazıldı. Sergen Yalçın. Azerbaycan'da geriye tek bir isim kalıyor. Onu da az önce milli takım özelinde konuştuk. Bir Fenerbahçeli olarak ne kadar mutlu olduğumu anlatamam gerçekten. Kesinlikle bunu tabii ki mübalağa yaparak söylüyorum. Abdullah Avcı özelinde düşünmek lazım herhalde. Bu kadar isim yalanlanması, hiçbir şey söylenmemesi ve görüşülmemesi. Georgesun Türkiye Kupası finalinden sonra iki hafta önce kararın başkına söyledim ki hazırlanabilmesi, plan yapabilmesi açısından demesinin ardından totaldi. Tabii ki yine bir ay geçti ve hiçbir somut bir şey yok. Herkesin yaptığı haber patlıyor, net bir isim ortaya çıkmıyor.
Aykut Kocaman da kesinlikle yokum diyor. Aykut Kocaman zaten, ben Aykut Hoca'yı düşünmezdim bile çünkü çok barizdi zaten Ali Koç'un yönetimi varken. Ben Emre Belezoğlu için de aynı şeyi düşünüyorum bu arada. Yani Emre Belezoğlu, Aykut Kocaman, bu isimde Ali Koç varken bir daha Fenerbahçe'nin içerisine gireceğini sanmıyorum. Antönör konusu Fenerbahçe'de bu şekilde devam ediyor. Ben ne olursa olsun bir şekilde İsmail Kartal'ın da olacağını düşünüyorum bu gidişle. Çok büyük bir sürpriz yabancı hoca olması için adı geçmeyen. Twitter'da şeyi çok fazla görüyorum. Ligi bilen, takım bilen, Vitor Pereira boşta diye. Çok doğru. Benim de ne kadar sevdiğimi bilirsin. Keşke olsa ama muhtemelen o da Ali Koç varken klübün içerisine girmez diye düşünüyorum. Ersun Yanal da olmaz. Evet, Ersun Yanal da olmaz. Bilmiyorum, bu konu benim kafamı karıştırıyor. Dilersen... Kimse olmayacak demek. Ali Koç olarak o espri yapıldığında... Teknik direktör olarak devam. Kulübü de biliyor, camiayı da biliyor gayet. Ya bilmiyorum açıkçası yani bir sonraki bölümde falan konuşuruz herhalde. Şu an o kadar çıkmaz sokaktayız ki yani. Kimse olmuyor herhalde. Teknik direktörsüz kaldı Fenerbahçe demek. Aynen öyle. Belki de abi bir sonraki programda hala Fenerbahçe'nin teknik direktörü belli olmamış bile. Olabilir diyelim ve bence hızlı hızlı diğer gündem maddelerimize geçelim.
Quincy Promes eskiden gerçekten Rusya'da oynadığı dönemde canavar gibi bir topçuydu. Bir uyuşturucu kaçakçılığı meselesi olmuştu. Baya da şaşırmıştı. Ciddi milyar dolarlardan bahsediyorlardı o kaçakçılıkta. Bu sefer de kuzeyini bıçakladığı için adam öldürmeye teşebbüsten 18 ay hapis cezası almış. Kendi yeteneğine hakaret eden arkadaşlarımızdan bir tanesi daha diyorum burada.
NBA'de sonunda şampiyon belli oldu. Denver Nuggets oldu. Çoğu insanların beklediğine göre. Ben Miami tarafındaydım ama. Denver Nuggets 5 maç sonunda şampiyon oldu. Kimin damgı vurduğunu söylememe de çok gerek yok herhalde. Denver şampiyon olduysa Nicola yok hiç. Zaten oradadır. Kendilerine tebrik ediyoruz. Jokic'e de basketbolu bu kadar kolaylaştırdığı için teşekkür ediyoruz. Draft herhalde NBA'ye kadar beklenen bir şey ve bu yıl Victor Benbanyama var. çok uzun süredir ligin beklediği bir oyuncu. Ben NBA nasıl adapte olacağını gerçekten büyük bir merakla bekliyorum. Zaten San Antonio Spurs muhtemelen birinci sıradan seçecek. 23 Haziran Cuma günü saat gece 3'de başlayacak. Aynı zamanda onunla beraber Scott Henderson da bu sene draft olacak. Onun da çok üst sıralardan seçilmesi bekleniyor diyelim.
Bir de son bir bisiklet haberi var. O üzücü bir haber. Ben de hani Twitter'da rastladım. Tim Bahri victorious'un 26 yaşında bir İsviçre'li bisikletçisi vardı, Gino Möder. 16 Haziran'da İsviçre bisiklet turunun 5. turunda karıştığı kazada yoldan çıkıp çok böyle yüksek patika gibi bir yerden kafa üstü düşerek maalesef kötü bir görüntü vardı. Böyle bisiklet takip eden birkaç kişiyi Twitter'da takip ediyorum ve gördüm yazdıklarını.
Hani ilk anda da zaten iyi bir haber gelmesi hiç bekleyememişler ve kaldırıldı hastanede. Hayatını kaybetmiş İsviçre'li bisikletçi İsviçre bisiklet turunda böyle kötü bir kader, trajik bir şekilde hayatını kaybedebiliyor. Başsağlığı dilemiş olalım son olarak. Ağzına sağlık Oğuzhan'cığım. Senin de Sinan abi. Haftayı güzelce özetlemiş olduk. Dinlediğiniz için teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.