Podcast

286: Hain Dedektörleri

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Herkes diğerine sağır, diğeri bize kulak tıkamış. Bu didişme hali içinde herkes eline bir hain dedektörü almış, hainin kim olduğunu arıyor. Bu kakafoni bir gazetecinin özgürlüğüne neden olmuş durumda. Merdan Yanardağ tutuklu, Fransa karışık, kiralar düşmüyor. Biz ise didişiyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.975 kelime · ~20 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 3 Temmuz'da alıyoruz. Geçmiş bayramınızı kutlarım. Tren Topik'e 10 gün kadar ara vermiş olduk. Nedeni benim tatil ihtiyacımdı. Soranların nezaketine teşekkür ederim. Son derece nazik, anlayış dolu. Bir yandan da Tren Topik'i özlediklerini söyleyen mesajlar aldım. Tren Topik dinleyicileri genelde nazik insanlar. Nerede lan bu bölüm? Çıldırtma adamı diyenler de olmuş. Onlara da kurban olsunlar. Geldi işte bölüm, buyurun.

Siz de sosyal medyada paylaşırsanız işime gelir. Geride kalan 10 günde günden bir hayli hareketliydi. Fransa karışık mesela. 17 yaşında bir göçmen gencin polis kurşunuyla öldürülmesi sonrası yaşananlar Fransa'yı yangın yerine çevirdi. Fransa'da göçmenlerin neden olduğu ayaklanma hem Avrupa'da hem Türkiye'de göçmen karşıtlığını hareketlendirmiş görünüyor. Ümit Özdağ'a kulak verelim. Bakın, Fransa'da yaşananlar

Türkiye'de yaşanacakların önce habercisi ama Türkiye'de Allah korusun hadiseler çıkarsa Fransa'da çıkan hadiseler anaokulundaki çocuk oyununa döner. Çünkü Fransa'da terör örgütleri silahlı bir şekilde altyapıya sahip değiller ama Türkiye'de ne yazık ki Şimdi göçmen karşılıklığı büyüyor ama solcularımızın bir kısmı da Fransa'ya bakıp heyecanlanıyor. Bu isyanın kapitalist düzene ilişkin büyüyen bir öfkenin sembolü olduğunu söylüyorlar. Haklılar da. Fakat her isyanın üzerine atlamak doğru mu emin değilim. Fransızca isyankar bir dil. Sosyal medyada, Fransız rapçi Kenny Arcana'nın toplumsal isyanlara bir övgü olarak yazdığı La Rache şarkısı ölüme sık düşenlerden. La Rache tueux! La Rache tueux! La Rache tueux! La Rache tueux!

Transkriptin tamamını oku

Fransızca konuşmak ifadesini ilginç bir metaforik anlatımla Mahir Çayan'dan öğrenmiştim. 68 kuşağının devrimci önderlerinden Çayan, devrimcilerin şartlar hazır olana dek Almanca, şartlar hazır olduktan sonra Fransızca konuşması gerektiğini söylüyor. Burada Almanca, disiplini, taktik ve stratejiye bağlılığı, Fransızca ise isyanı temsil ediyor. Solcularımız ise bize isyan olsun da taştan olsun kafasında. Her isyan iyi midir? Her isyan halkların faydasına mıdır? Hayır. Ama Fransızcanın heyecan verici olduğu da ortada. Gündemin olağanca hızıyla akışı bizleri bir türdebelenme halinin içine düşürüyor. Hiçbir gündemi layığıyla tartışıp sindiremiyoruz.

Rafa kaldırdığımız konuları çözüme kavuşturduğumuz için rafa kaldırmıyoruz. Aslında kiraları konuşmaya falan devam etmemiz gerekirdi. Akut bir kriz yaşıyoruz ve kira işi çözülecek gibi de görünmüyor. Fakat işte geride bıraktık. Önümüze yeni konular konulduğu için eskileri rafa kaldırıyoruz.

Normal şartlarda çözüme kavuşması hayati olan konuları çözmek yerine bu konular etrafında didişiyor ve sonra didişecek yeni konular buluyoruz. Alın mesela deprem gündemi. Tarihimizin en büyük felaketinin ardından daha birkaç ay geçti. Var mı elimizde önümüzdeki depremlere ilişkin bir hazırlık ya da bir plan?

Yok, kocaman bir sıfır. Bu didişme halinin içinde argüman üretmiyoruz. Kişinin ne dediği değil, nerede durduğu önem kazanıyor. İçerik değil, biçim önem kazanıyor. Hal böyle olunca ağızdan çıkanı çarpıtmakta da bir sorun görmüyoruz. Böylece ahlaken çürüyoruz.

Günün sonunda birbirimizin dediklerinden olmadık anlamlar çıkarıyoruz. Terörist mi acaba? Yetmez ama evetçi mi la bu? Ülkçü mü yoksa? Belki de korkaktır. Hiç değilse cahil olduğu kesin. Cahil değilse de kimin ekmeğine yağ sürüyor acaba? Bunları rezil etmek gerekir. Ekmeğine yağ sürdüğü kesimlerden mamalanıyor kesin. Ne dedi bak?

Elimizde bir hain dedektörü var. Bu dedektörle dolaşıyor, bu dedektörle yaşıyoruz. Dedektörü herkese gösteriyoruz, bakalım ötecek mi diye. Bu bölümde geride bıraktığımız gündemi tararken hepimizin elindeki hain dedektörünü konuşacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Seçimden sonraki ilk bölümün başlığı didişme ve dayanışmaydı. Kabul edelim ya da etmeyelim. Ağır bir yenilgiyle sonuçlandı seçimler. O halde tüm siyasiler öz eleştiri vermeliydi. Fakat bence bununla sınırlı değil. Yani sadece siyasiler değil, aslında her birimiz önce bir düşünmeli, şapkayı önümüze koymalıydık. Nerede hata yapmıştık? Nereyi doğru yorumlamamıştık?

En büyük sorumluluk kime aitti? Elbette Kılıçdaroğlu'na. Peki ya geri kalanlar sorumsuz muydu? Elbette hayır. Bu yenilgi topyekûn bir sorumluluğu da içeriyordu. Daha önce de söylemiştim. Bir paradigma iflas etmişti ve hepimiz bu paradigmanın irili ufaklı parçalarıydık. Düşünce sistematiğimiz çökmüştü. Bu çöküşün ardından hepimizin yanlışın nerede olduğunu ilişkin düşünmemiz gerekirdi.

Neyin peşinden koşuyorduk? Neyi değiştirmeye çalışıyorduk? Neden değiştirmeye çalışıyorduk? Bu sorular bence son derece önemliydi. Erdoğan'ın gidişini gerçekten neden istiyorduk? Bu sorulara ortak cevaplarımız yoktu. Her birimiz farklı nedenlerle Erdoğan'a muhaliftik fakat tüm sorumlulukları Kılıçdaroğlu'nun üzerine yıkmak da adil olmadığı gibi faydalı da değildi. Hain dedektörü çalışıyor sanırım. Ne dedim?

Tüm sorumlulukları Kılıçdaroğlu'nun üzerine yıkmak doğru değil dedin. Sanırım Kılıçdaroğlu'nun sorumluluğunu hafifletmeye çalışıyorsun. Bir menfaatin olsa gerek. Söyle neyin peşindesin?

Herhangi bir şeyin peşinde değilim. CHP'de açıkçası umurumda değil. Ana muhalefet partisidir diye lüzumundan fazla ciddiye alıyoruz bence. Her şeye aynen devam edemeyiz. Tartışmalıyız ama kelimenin gerçek anlamıyla tartışmalıyız. Didişmekten bahsetmiyorum, tartışmalıyız diyorum. Argüman üretmiyor, üretilen argümanları değerlendirmiyoruz. Bizim gibi düşünmeyen insanları takip etmiyor, ne dediklerini merak dahi etmiyoruz.

Herkes başkasının dediklerine sağır. Ya da belki de duyacaklarından rahatsız olmaktan korkuyor insanlar. Bilmiyorum. Belki de kendisiyle birebir aynı düşünen insanları takip etmek daha kolayımıza geliyor. Muxdigital adlı YouTube hesabı bu durumu yankı odası kavramıyla açıklıyor. Sizce neden internette gördüğümüz içeriklerin çoğu düşüncelerimizi destekler nitelikte?

Şimdi bununla ilgili birkaç tane kavram var ama hadi temelden bakalım. Öncelikle sosyal medya nasıl çalışır? Yani algoritma nasıl ilerler? Bütün mecraların, bütün platformların amacı kullanıcılarını daha çok içeride tutmaktır ki onlara daha çok reklam gösterebilsin ve onların bilgisini, verisini daha çok alabilsin. Şimdi böyle baktığımızda bütün kullanıcıların daha çok içeride vakit geçirmesini ister bütün platformlar. Peki bu ne demektir?

Bu bizi şuraya çıkarır. Betül bir Fenerbahçeliyse, eğer Instagram Betül'ün Fenerbahçeli olduğunu biliyorsa Betül'ün önünde Galatasaray'ı güzelleyen, onu öven içerikler çıkarmamalı. Çünkü Betül sinirlenip Instagram'ı terk edebilir. Şimdi bütün platformlar böyle çalışıyor ve bu durum bizi filtre balonu, yankı odası denilen içeriklerin içine sokuyor. Yani sürekli kendi düşüncemizi destekleyen içerikler görüyoruz platformlardan.

Bu bizim karşı düşüncelere karşı tamamen uzaklaşmamızı ve kendi düşüncelerimize sıkı sıkıya sarılmamıza neden olabilir. Sosyal medya Türkiye'ye bana kalırsa hiç mi hiç iyi gelmedi? Bir kere diğer ülkelerden farklı biçimde bizde sosyal medya son derece politik bir ortamın içinde gelişti. Gezi ile birlikte Twitter kullanıcı sayısında ciddi bir artış yaşandı. Fakat bu gelişen yeni fenomen, yani sosyal medyadan sonuçlarının farkında değildik. Konvansiyonel medyada, politik ve ekonomik baskı sonucu tek tipleşince, haber kaynakları içinde sosyal medya önem kazandı.

Sık sık sosyal medya gerçek değil. Burası sanal alem. Minvalinde değerlendirmeler görüyorum. Açıkçası haklılık yönü olmakla beraber, bu tip değerlendirmelerin sosyal medyayı hafife aldığı kanaatindeyim. İngiltere merkezli bir şirket olan VR Social, tüm dünyanın dijital verilerini raporluyor. VR Social'ın Türkiye'ye ilişkin 2023 yılının Şubat ayında yayınlanan son raporuna göre, 62,5 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı var Türkiye'de.

62 milyon. Telefon sahiplerinin sadece 4.8'inin tuşlu telefonu var. %97.6'sının ise akıllı telefonu bulunuyor. Yani akıllı telefon işi bir zenginlik göstergesiyse, her 100 kişiden 98'inin akıllı telefonu var artık. Sizin hem akıllı telefonunuz var hem de burs mu istiyorsunuz? Benim telefonum akıllı ama çalışmıyor. Lütfen çıkın, elendiniz. Ya valla ben bunu birinin ağzına sokarım diye aldım.

Akıllı telefonlardaki internetin de hakkını veriyoruz yani. Toplam aktif internet kullanıcısı 71 milyonu geçmiş durumda. 10 yıl önce, yani 2013'te bu sayı 35 milyonmuş mesela. Yani toplam nüfusun %84'ü düzenli biçimde internet kullanıyor artık fakat bu sayı 10 yıl önce %46'ıymış. İnternette harcadığımız toplam zaman ise günlük ortalama 7 saat 24 dakika.

Bu tabii tüm cihazlardaki günlük ortalama süre. Bu 7,5 saatin 4 saat 26 dakikasını da akıllı telefonlarımızla geçiriyoruz. Yahu gün zaten 24 saat. 8 saat uyku, 8 saat çalışma desek bir o kadar da internetteyiz. Ve büyük ölçüde sosyal medyadayız. Ve haberleri buradan takip ediyoruz. Yorumları buradan dinliyoruz. Ve hepsinde bizlere katılan isimleri takip ediyoruz.

F fikrimize iman ediyorsak, biz kesinlikle ama kesinlikle haklıysak, sosyal medyayı ne diye kullanıyoruz? Şu yüzden, burayı bir mücadele alanı olarak görüyoruz. Siyaset yapma kanalları tükenen halkımız sosyal medyada kendi çapında siyasi mücadele yürütüyor. İşte sayıyor, sövüyor, küfrediyor, küfür kıyamet gırla tehdit ediyor. Günün sonunda kendi fikrimizin ne kadar doğru olduğuna iman eden bir grup dallamaya dönüşüyoruz. Valla kızmayın öyleyiz. Bu Türkiye Twitter'ı için böyle. Fakat çok şükür ki Elon Musk Twitter'ı bitirecek, biz de feraha ereceğiz. Ne demeye çalışıyorum? Haber şu. Elon Musk, Twitter'ı satın almasından sonra yaptığı yeniliklerle de gündemden düşmüyor. Yeni bir karar daha aldı. Artık uygulamada hesabı olmayan kullanıcılar sınırlı sayıda tweet görüntüleyebilecekler.

Sınırlı sayda tweet görüntüleyeceksiniz, o sınırlı sayı ise 600 tweet. Elon Musk'a dönük öfke büyük. İki gün tren topikte adam. Halbuki bu kaynakların çeşitlendirilmesidir. Ekonomik büyüme 3 aşağı 5 yukarı böyle bir şeydir. Kamusal olanı yani bedava olanı fiyatlandırırsanız, piyasalaştırırsanız ekonomik olarak büyürsünüz. Erdoğan'ın ekonomik büyüme reçetesi de budur. Bedava olanı piyasalaştır.

Parası olan kullansın. Bakın bana bastım paraları Elon Musk'a. Kafama göre bakıyorum tweetlere. Siz de öyle yapın. Ne diyor? Onun şöyle ücreti var, bunun böyle ücreti var. Ya kardeşim. Öyle veya böyle. Sen işine gelen köprüden geç. O pahalı olandan geçme. Onu biz özel sektöre yaptırdık. Bu kaynakların çeşitlendirilmesidir.

Gırgırı geçelim. Twitter'ı küçümsediğimizi düşünüyorum. Bugün Twitter'ı mücadele alanı olarak gören toplum kesimleri nedeniyle bir gazeteci linç edildi ve hapse atıldı. Bayramı hapiste geçirdi Merdan Yanardağ. Hain dedektörü çalıştı sanırım. Bu terör seveceği savunmak da sana düştü değil mi Ozan? Sen de mi apocusun? Söyle. Yok, apocu değilim. Öncelikle bilmeyene durumu anlatayım. 26 Haziran günü yani bayramdan iki gün önce gazeteci yazar ve Tele1'in genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ çalıştığı kanaldan terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındı ve ertesi gün, bayramdan bir gün önce tutuklandı. Tutuklama kararı verildiğinde aşağıda olan milletvekillerinden biri de CHP'li Enis Berberoğlu'ydu.

Bu kararı siyasi olarak mı okumak gerekir peki? Öyle sorayım size. Hayır, gözdağı olarak görüyorum ben bunu. Yani muhalif bir televizyonu batırmak için, ortadan kaldırmak için yapılmış bir komplo olarak görüyorum. Kusura bakmasın kimse. Zaten olayın taraflarından biri Adalet ve Kalkınma Partili Milliyet Vekili.

Yani bu olayı montajlayan, kamuoyuyla paylaşan, istediği gibi olayı kurgulayan bir AKP milletvekili. Sadece Berberoğlu yok, Berberoğlu'nun yanında Sırrı Süreyya Önder de vardı mesela. Berberoğlu'nun bahsettiği milletvekili Mehmet Ali Çelebi. 2018'de CHP'den vekil olmuştu. Nasıl bir 5 yıl geçirdiysek artık 2023'te AKP sıralarından milletvekili seçilmiş ve Merdan Yanardağ dönük linç girişiminin de fitilini ateşleyen isim olmuştu.

Şimdi düşünüyorum, şöyle bir 12-13 yıl uyuduğumuzu, bir ay önce uyandığımızı varsayalım. Biz uyuduğumuzda hem Merdan Yanardağ hem Mehmet Ali Çelebi balyoz ve ergenekon davalarından tutuklulardı. Bir uyanmışız, Mehmet Ali Çelebi AKP milletvekili olmuş. Merdan Yanardağ linçletmenin peşinde. Nereden nereye? Peki neden linç edilmişti Yanardağ?

Nedeni PKK lideri Abdullah Öcağan hakkında söyledikleriydi. Tele1'de Evren Özalkuş'un sunduğu 4 Soru 4 Yanıt programına konuk olan Merdan Yanardağ'ın gündeminde Galip Ensarioğlu'nun açıklamaları ve yeni bir çözüm sürecinin başlama olasılığı vardı. Aslında sadece Merdan Yanardağ'ın gündeminde değil, genel olarak muhalif medyada tartışılan bir hadiseydi bu. Yeni bir çözüm süreci kapıda mıydı? Mesela genel af söylentileri vardı. Acaba bu genel af, 29 Ekim'e yani Cumhuriyet'in 100. yılına denk getirilerek yeni bir süreç mi aralanacaktı? Neden bu soruluyordu? Burada kilit isim Galip Ensarioğlu'ydu. Kim peki bu kişi? Cevabı kısa bir aradan sonra verelim, dizi reklamı gibi olsun, dönüşte Galip Ensarioğlu'yla devam edeceğiz.

Galip Ensarioğlu, çözüm süreci döneminde AKP'nin Diyarbakır milletvekiliydi ve sembolik bir isimdi. Ensarioğlu ailesi de bölgenin güçlü ailelerindendi. Çözüm süreci bittikten sonra partisine dönük eleştirileri sıralamış, böylece 2018'de milletvekili olmamıştı. Olamamıştı demiyorum, olmamıştı demek daha doğru. Çünkü kendisi de partisiyle mesafe koymuştu, partiyle yollarını ayırmıştı.

Fakat 2023 seçimlerinde gördük ki AKP'nin Diyarbakır birinci sıra milletvekili adayıydı Ensarioğlu. Acaba yeni bir çözüm süreci mi başlayacaktı? Bu soru ilgi çekiciydi ve bu nedenle Ensarioğlu'yla röportaj yapmak cazip hale geliyordu. Bu röportajlardan birini medyaskop muhabiri Ferit Aslan seçimden önce yapmıştı.

Ensarioğlu, devlet sürekli Öcalan ile görüşüyor. Ancak PKK silah bırakırsa yeni bir süreç kurgulanabilir diyordu. Sadece bu da değil. Ensarioğlu'na göre, Öcalan'a uygulanan tecritin nedeni devlet değil, HDP'ydi. Öcalan fena değildi de, fena olan kan dille HDP'ydi. Devlet de sürekli Öcalan'la görüşüyordu. Ferit Aslan'ın sorusuyla beraber dinleyelim Galip Ensarioğlu'nu.

Peki şunu soracağım, bu konuya çözüm sürecine değinmişken sorayım. İmralı'ya iktidardan bir heyetin gittiği söylendi. Gerçi bakanlar bu işi konuyalandı ama bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizinle daha önceki aylarda yaptığınız röportajlarda siz devletin sürekli öcalanla görüştüğünü söylemiştiniz. Devlet sürekli öcalanla görüşüyor. Öcalan çözüme katkı sunmak istediği zaman öcalan

Türkiye'nin birliğine, bütünlüğüne, bu silahlı şiddetin son bulması için eğer bir katkı sunmak istiyorsa ve buna devlet de inanıyorsa bu tür görüşmeleri sürdürür. Ancak bugün itibariyle bunun koşullarını ortadan kaldıran bizatihi HDP'nin kendisidir, Kandil'in kendisidir. Yani Öcalan'ı tecrübe mahkum eden devlet değil, Öcalan'ı tecrübe mahkum eden bizatihi Kandil'dir, bizatihi HDP'nin kendisidir. Öcalan devlet ile görüşüyor diyordu Ensarioğlu. Hatta Yanardağ'ın kullandığı tabu kelimeyi de kullanarak Öcalan'ın tecidde olduğunu söylüyordu. Burada artık devlet nerede başlıyor, AKP nerede bitiyor, bu sorular anlamsız. Devlet ayrı, hükümet ayrı diye teorik laflar ederiz ama günümüzün hakikatinde parti de birdir, devlet de birdir, bunların hepsinde yöneticisi tek bir kişidir, o da Tayyip Erdoğan'dır. Ortada parti bile yok yani, Erdoğan var. Fakat Erdoğan da her fırsatta şöyle demiyor mu?

Biz terör örgütleriyle görüşme değil, onları inlerinde vurmakla görevli olduk. Ensarioğlu'nun devletin Öcalan'la görüştüğünü söylemesi tek çıkışı değildi. Seçimden önce sarf ettiği bu sözlerin üzerine Ensarioğlu'nun başkaca çıkışları da oldu. 19 Haziran'da gazete duvardan Can Bursağ'ın sorularını yanıtlayan Ensarioğlu burada da çok konuşulacak demeçler veriyordu. Özellikle Öcalan daha samimiydi ifadesi

muhalif medyanın gündemine girmişti. İşte bu ''Öcalan daha samimiydi'' çıkışı, Tele1'deki Merdan Yanardağ'ın da gündemine giriyor. Bunun üzerine Yanardağ, uzun uzun Öcalan-Kandil ve HDP arasındaki ilişkiyi değerlendiriyor ve Ensarioğlu üzerinden iktidarı eleştiriyor. Diyor ki, öve öve bitiremiyordunuz Hocalan'ı. Sonra siyasetinizi değiştirdiniz, şimdi yine övmeye başladınız. Bir çözüm sürecin mi var? Bir karar verin. CHP gelirse, biliyorsunuz sahte afişler asmışlardı. Sana söz, iktidara gelirsek Abdullah Hocalan'a af çıkaracağız.

Bu ahlaksız broşürleri kim bastı? AKP'liler. Altında imza da yok. Altı ok Kemal Kılıçdaroğlu'nun fotoğrafı. Eee şimdi sağduyuluydu, akıllıydı, çözüm istiyordu, Abdullah Hocalar, Abdullah Hocalar iyidir diyen kim? AKP'liler.

Bunlar bu kadar derin bir siyasi sahtekarlık içindeler. Takiyedir bu iş. Bu bütün siyasal İslamcıların siyaset yapma tarzıdır. Tabii bunlar Mehmet Ali Çelebi'nin paylaşımında yok. Çelebi, partidaşı Galip Ensaroğlu'nun sözlerini de paylaşmıyor. Peki ne yapıyor? Çelebi'nin paylaştığı şekliyle bir dinleyelim. Ne demiş Yanardağ?

Şimdi İmralı'ya baktığımız zaman, yani 70 yaşını geçmiş bir Abdullah Hoca'dan... ...kabul etmek gerekir ki çok uzun süredir. Yani 25 yıldır hapiste, kesintisi hapiste... ...ve tecritte olan bir kişiden söz ediyorum. Türkiye'de en uzun süre yatan siyasi mahkûmdur. En uzun süre yatan. Normal infaz yasaları geçerli olsa aslında serbest bırakılması gerekiyor. Ev hapisi vesaire. Abdullah Hoca'dan uygulanan tecritin... ...hukukta hiçbir yeri yok. Kaldırılması lazım. Biz görmüyoruz, duymuyoruz. Tartışamıyoruz. O izliyor mu, izlemiyor mu bilmiyoruz. Ailesiyle bile görüşebilir. Avukatlarıyla görüşebilir. Böyle bir infaz düzeni olabilir mi ya? Şimdi bunların hiçbirini uygulamıyorsunuz Abdullah Hoca'nın için.

Çünkü Abdullah Hoca'dan hafif alınacak birisi değil. Çok okuyan, neredeyse cezaevinde filozof oldu çünkü okumaktan başka bir şey yapmıyor. Siyaseti doğru okuyan, doğru gören, doğru çözümleyen, son derece zeki birisi. Elbette Yanardağ'ın bu sözleri hangi bağlamda, ne için kurduğu tartışılmıyor. Zaten bunu merak eden de yok. Önemli olan didişmek ya. Dolayısıyla derli toplu bir tartışma yerine, bir didişmeye, daha ziyade bir yargısız infaza tanıklık ediyoruz.

Bu noktada aslında sosyal medya literatüründeki adıyla bir linç ile karşı karşıyayız. Merdan Yanardağ'ın linci ve tutuklanma süreci sosyal medyada başladı ve sosyal medyada devam etti. Dolayısıyla sosyal medyayı küçümsememek gerekir. Bu esnada tartışmaya iyi partili isimler de dahil oldular bu arada. Böylece seçim döneminde tanık olduğumuz senin adamın gol diyor fenomeni ile yeniden karşılaşıyoruz.

Yani sadece iktidar cephesi değil, muhalefet cephesinden de Yanardağ lincine ateş açılmış oluyor. Daha önce de seçim sürecinde Sinan Oğan ve Muharrem İnce'de benzer bir eğilim görmüştük. Senin adamın gol diyor meselesi üzerinden geniş muhalif kesimler aslında birbiriyle didiştiriliyordu. İktidar cephesi işin içinden böylece daha rahat sıyrılıyor ve senin adamın gol diyor diyerek iyi partileri gösteriyor. Merdan Yanardağ tutuklansın hashtag'i böylece tren topik listesine giriyor.

Yanardağ tutuklamaya götüren süreçte dikkat çeken bir ayrıntı İYİ Partililerin de Yanardağ'a yüklenmesi oldu dediğim gibi. Genel olarak buna benzer linçlerde sessiz kalmayı tercih ediyor, hiç değilse susarak linçe omuz vermiyorlardı. Fakat Yanardağ olayında İYİ Partili isimlerin hemen hepsi Yanardağ tepi gösterdi. Bu gelişme yeni dönemde İYİ Parti'nin daha müstakil bir siyasi çizgiyi takip edeceğini de gösteriyor. Hain dedektörünü yine öttürdük. Bu sefer niye öttü?

Açık konuş açık. Tek derdiniz Türklük olmuş sizin. Bırakın yakasını milliyetçilerin. Bıktık sizin gibi gizli PKK'lılardan. Merdan açık açık övmemiş mi terörü?

Övmemiş. İzah edeyim. Türkçe'de kelimelere duygular yükleriz. Ana dilimizdeki kelimeler duygularla yüklüdür. İletişimi sadece aklımızla değil, duygularımızla da kurarız. Bazı kelimeler olumlu, bazı kelimeler olumsuz duygularla anılır. Bu nedenle hukukta yorum yalnızca lafzî yapılmaz. Yani sadece söze bakılmaz. Kanunlar lafzı ve ruhu ile yorumlanır diyor Türk Ceza Kanunu. Çünkü kanunların da tırnak içinde duygusu vardır.

Türkçedeki her kelimede olduğu gibi. Yanardağ'ın söyledikleri, bunlar da kelimelerden ibaretti. Neydi onlar? Öcalan'a zeki demesi, tecriti vurgulaması, siyasi tutuklu ifadesi vs. vs. Hepsini birden söyleyeyim. Hiçbiri suç değildir. Bunlara suç diyen hukukçu da bana kalırsa hukukçu değildir. Bana kalırsa diyorum.

Bu kelimelerin zihnimizde yarattıkları, bu kelimelerin hakiki karşılıkları değil, çocukluğumuzdan bu yana nizamın bize öğrettiği duygulardır. Hakikat değil, duygulardır. Bizim kelimelere yüklediğimiz duygulardan da gazeteciler hukuken sorumu sulamaz. Bunu sorumu tutmaya kalkarsanız eğer dışarıda kimse kalmaz. Öcalan zeki biri mi?

E aptal olmadığı ortada. Zeki ifadesini olumlu duygularla anıyoruz diye Öcalan hakkındaki bir hakikati dile getirmek suç olamaz. Yanardağ'ın kelime seçimini eleştirebilirsiniz ama bu bir gazetecinin bir başka gazeteciye veya bir okurun bir gazeteciye eleştirisi olabilir. Zeki de neymiş? Başka kelimenin bulamadığını diyebilirsiniz. Bunu söylemeye bile gerek yok aslında da neyse. Demeye çalıştığım şu. Öcağına zeki dendi diye yanarda alıkoyamazsınız. Zaten bu ifadeyi de yanarda biraz ironik bir şekilde söylüyor. Siz zamanında bunları diyordunuz derken söylüyor.

Tam HDP'li ağızıyla konuşmuş, tecrit falan diyor diyenler olmuş. Mesela Habertürk'ten Mehmet Akif Ersoy'da tutuklanması tartışılır, ama diyor, bu amadan sonrası zaten biliyorsunuz ne olduğunu, ama diyor ve burayı vurguluyor. Valla baya baya, Öcalan güzellemesi yapmış bu yapmış Merdan Yanardağ. Tecrid diyor, Öcalan'a siyasi tutuklu diyor. O dil bizim bildiğimiz dil yani. Baya PKK'nın kullandığı, HDP'li bazı önemli siyasetçilerin, aktörlerin falan PKK'ya müzahir isimlerin kullandığı dil. HDP ağzıyla konuşmak, onların jargonunu kullanmak.

Tecrit demek, siyasi tutuklu demek. Bunlar geniş kamuoyunun gıcık olacağı işler olabilir ama suç mudur Allah aşkına? Siz geniş kamuoyunun önüne bunları bunları diyor bak hain diye önüne koyarsanız insanları, e o zaman insanlar da linç ederler Merdan Yanardağ. Bunu da Ensaroğlu'nun konuşmasının bağlamında söylüyor. Zaten Yanardağ'ın sözlerim çarpıtılıyor diye çırpınması da bundan.

Ne diyordu Ensaroğlu? Devlet Öcalan'la görüşüyor. Yanardağ'da diyor ki, adamı kimseyle görüştürmüyorsunuz, sadece siz görüşüyorsunuz, rehin almışsınız, her türlü pazarlığı yapıyorsunuz. E fakat bunlardan bizim haberimiz yok. Bize de diyorsunuz ki terörist. Bu demokratik mi?

Seçim süreci boyunca rakibinizi PKK ile el ele vermekle suçluyordunuz. E siz görüşüyorsunuz Apo'yla milletvekiliniz söylüyor. Ama biz bilmiyoruz. Neden? Çünkü tecrit var. Peki bu tecrit hukuki mi? Hukuki de değil. Hukuki sınırların içinde kalın da ne konuştuğunuzu biz de bilelim. Utanmıyor musun ulan Apo itini savunmaktan? He?

Yahu apoyu savunmak değil ki ne ilgisi var? Hele bir durun. Bunlar siyasi jargonlar. Hukuki sınırları hatırlatmak ne zamandan beri suç oldu? Türkiye'de herhangi bir mahkumla ilgili hukuki sınırları hatırlatana bundan böyle suçlu mu diyeceğiz? Mesela Can Atalay'ın hapiste tutuklu bulunması ya da Orgeneral Çetin Doğan'ın ağır hasta olmasına rağmen cezaevinde bulunması. Bunları hatırlatmak da mı suçtur? Gazeteci Kemal Can da medyaskoptaki yayınında bundan bahsetmiş.

Şimdi hep söyleniyor ya, şöyle cümleler duyuyorum ben. Çok sık dile getiriliyor. İşte beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Aynı düşünmeyebilirsiniz. Ama Merdan Yanardağ'ın söylediklerinde ne var? Ya bu beğenip beğenmemekle ilgili bir şey değil ki. Basit bir şey. Diyor ki, yani bunda hakikat olmayan bir durum da yok. Çünkü tecrit uygulaması fiili bir durum zaten. Yani bu avukatlarıyla görüştürmediğiniz, ailesiyle görüştürmediğiniz birine yaptığınız uygulamanın adı nedir?

E tecrittir. Bu hakikati dile getirmek neden Öcalan'a övünmek ya da terör propagandası olsun ki? Siyasi konjonktüre göre Öcalan'a uygulanan tecriti gevşetip sıkılaştıracaksınız, yani kafanıza göre. Bunu kendi politik menfaatleriniz doğrultusunda yapacaksınız. Ses bile çıkmayacak. Yani siz Öcalan'la her türlü görüşmeyi gerçekleştirecek ve tüm bunları kamuoyundan gizli yapacaksınız. Peki biz nereden bileceğiz bu konuşmaların kirli bir şey olup olmadığını?

Gözümüzle şahit olmadık mı Öcalan'dan mektup getirilip yerel seçimden önce okutulduğuna? Teccid ifadesini bu zamana dek HDP'lilerden duyduğumuz için tecid dediğimiz anda terör propagandası diye zıplıyoruz hemen. Halbuki söz konusu bu ifadenin Türkçe karşılığı Türk Dil Kurumu'na göre şu. Ayrı bir yerde tutma, ayırma. Eee?

Öcalan tecritte değil midir demeliyiz? Ya da tecritte değilmiş gibi mi yapmalıyız? Ya da bunu dile getirmek neden suçtur? Bu kişi avukatlarıyla görüşebiliyor mu? Ailesiyle görüşebiliyor mu? Yani aynı lafı Galip Ensarioğlu dediğinde neden aynı tepkiyle karşılaşmıyor? Ham hakikat değil mi ya bu?

Mesela siyasi mahkum ifadesi. En çok tepki çeken ifadelerden olmuş. Twitter'da sordum. Nedir arkadaşlar Merdan Yanardağ'ın suçu? Ben göremiyorum da siz neye takıldınız? Bunu sordum. Gelen cevaplar için de gözlediğim kadarıyla siyasi mahkum ifadesine çok kızılmış. Anladığım kadarıyla halkımız siyasi mahkumu son derece iyi bir şey sanıyor. Halbuki burada da bir suç yoktur.

Çüş be çüş! Daha ne olsun? Siyasi mahkum değil, teröristtir hoca lan! İnşallah yakınların PKK tarafından katledilir de görürsün siyasi mahkumu!

Bu gerçekten bana yazıldı sevgili arkadaşlar. Yani bu böyle alelade uydurduğum bir şey değil. Bunu yazan da sözüm ona milliyetçidir. Kendisi muhaliftir bu arada. Anladığım kadarıyla siyasi mahkum ifadesine olumlu bir duygu yüklüyoruz. Siyasi mahkum deyince böyle masum fikirleri nedeniyle boş yere hapiste yatan bir kişiyi anlıyoruz. Biz böyle anlıyoruz diye Merdan Yanardağ'ı linç ediyoruz. Yani tepi gösterenler böyle anlıyorlar. Halbuki hakikat böyle değildir.

Nedir hakikat? Bakın, üşenmedim araştırdım. Türkiye Barolar Birliği dergisinde Faruk Tulinay imzalı Türk ceza hukukunda terör örgütü kavramı başlıklı makalede suç örgütlerini dörde ayırmış profesör. Bunlardan biri de terör örgütü. Peki terör örgütleri diğer örgütlerden hangi özelliği ile ayrılıyor?

Tülinay'ın makamesinden takip edelim. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlü başlıklı 7. maddesinde düzenlenen terör amaçlı örgütlenme suçu, diğer suç örgütü tiplerinden siyasi saik taşımasıyla ayrılmaktadır. Yani? Yanisi şu. PKK çek senet mafyası değildir. Ceza kanunlarına göre terör örgütüdür.

Öcalan da karın deşen Jack ya da Kasımpaşa canavarı değildir. Suçu bellidir. Kaonuna göre terör örgütü lideridir. Terör örgütleri de diğer suç örgütlerinden siyasi amaçları olduğu için ayrılmaktadır. Nitekim PKK'nın açılımı nedir mesela? Partiye Karkeren Kürdistan. Yani Kürdistan İşçi Partisi. Öcalan'a siyasi mahkum demek onu övmek değil, bir hakikati dillendirmek olur. Ona siyasi mahkum dediğinizde terörist değildir demiş de olmazsınız.

Siz siyasi mahkum ifadesini seviyorsunuz diye, bu sözü söyleyen gazeteci suçludur diyemezsiniz. Eğer siyasi mahkum değilse, Erdoğan neden İmralı'daki Edirne'dekine haddini bildirecek demektedir? Şu anda Edirne'deki en büyük hesabı İmralı'dakine verecek. Zannediyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onların da kendi içinde

Ayrı bir hesaplaşmaları var ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar. Hoşumuza gitsin gitmesin. Bir hakikati nasıl dile getirelim? Bu hareketin siyasi emelleri yok mu? Ulan utanmasan humanist diyeceksin bebek katiline. Ne demek olduğunu anlıyoruz siyasi mahkum derken. Seni de çözdük Ozan. Senin rengini de anladık.

Hain dedektörleri susmaz. Fakat sussa, bir sussa, oturup tartışırız, fikirlerimizi dile getiririz. Tartışamıyoruz ki. Diyebilirsiniz ki takma. Yahu benim takıp takmaman mesele değil. Ben takmasam ne olur? Sosyal medyada yürüyen bir lincin sonunda bir gazeteciyi hapse yollayabiliyorsunuz. Nasıl takmayalım? Televizyonda ters bir laf etsek? Ertesi gün kendimizi hapiste bulabiliriz. Kimse de demez ki, sen bunu derken ne demeye çalıştın? Bak,

Montajladık, çarptık, çırptık, buyrun, milletin önüne attık. Şimdi soruyorum, nasıl takmayalım bunu? Bu sadece benim de değil, bizzat halkın sorunudur. Gazeteciler, seçtikleri kelimelerden sorumludur. Bu kelimelerin nasıl anlaşıldığı, okuru ya da izleyiciyi bağlar. Üstü bunu sevmiyorsanız izlemezsiniz. Tutuklamak ne demek? Tutuklansın diye kampanyaya omuz vermek ne demek? Dücane Cündoğlu'nun bir tweeti bu süreçte ölüme düştü. Açıkçası çok hoşuma gitti. Şöyle diyor. Yani

düşünmek dediğiniz şey öyle kolay bir iş değildir. Yaygın kanıya göre yapmayacaksınız bu işi. Yaygın kanıya rağmen de düşünebilmelisiniz. Dün, yani 2 Temmuz'da. Sivas katliamının 30. yılını anladık. 30 yıl olmuş. Bununla final yapalım. Ben katliamın yaşandığı 93 yılında çocuktum. Üniversiteye başlayana kadar bu katliamın geniş kesimler tarafından amasız fakatsız lanetlendiğini düşündüm.

Ta ki 2007 yılında Ankara'da kaldığım öğrenci yurdunda Sivaslı oda arkadaşımı görene kadar. Bu genç kişi Sivas katliamında saldırganların suçundan çok etkinliği düzenleyenlerin suçlu olduğunu söylüyordu. Kışkırtma vardı. Kışkırtan suçluydu. Hapiste yatanlar da mağdurdu. O günden bu yana bu kafayı anlamaya çalıştım. İlk kez duyduğum bir argümandı bu. Kışkırtma vardı Sivas katliamında. Zaten katliam dememek gerekirdi. Sivas olayları daha doğruydu.

Kendisi dışındaki herkese sağır bir kafanın argümanıydı bu. Kendi fikrine tapan, kendisi dışındakileri tehdit olarak gören, bu memleketin asıl unsuru olduğunu iddia eden, kendisi dışındaki kimseyi gerçek anlamda tanıma fırsatı yakalamamış, kasabalı bir kafaydı bu. Sonuçları ortada. Tarihimizin en travmatik katliamıydı Sivas'ta yaşananlar. Onlar da ellerinde hain dedektörleriyle geziyorlardı.

İnanıyorsam ben ağlıyorum lan! Yahu lan yahu lan! Allah'ım o senin ateşin! İçeriye döndü! Hennem ateşi işte! Hafifleri yanacak ya işte!

Hain dedektörlerini susturun. Hain aramaktan vazgeçin. Cesaretiniz varsa oturup konuşalım. Trend Topi podbimedyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar kimseye hain demediğiniz günler dilerim. Geçmiş bayramınızı kutlarım. Hoşçakalın.

Bunları getirdiler, durdu nefesler ama...

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)