Podcast

281: Trend Spor: Fenerbahçe kupa hasretini sonlandırdı, Avrupa'nın en büyüğü Manchester City, Djokovic tarihe geçti

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Spor, futbolda 2022/23 sezonunu tamamlarken Roland Garros ve NBA'i de konuşmayı ihmal etmiyor. Keyifli dinlemeler!




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.695 kelime · ~28 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Türkiye Kupası'nı Fenerbahçe kazandı. Başakşehir'le karşılaştılar İzmir'de ve Fenerbahçe baştan sona üstün götürdüğü müsabakadan 2-0'lık galibiyetle ayrıldı. Arda Güler de gerçekten maça damga vuran oyunculardan bir tanesi oldu. Batu Şahin'le birlikte bu maçı konuşacağız. Oğulcan Akça'yla birlikteyiz. Oğulcan selamlar. Selam abi. Bu maç dışında tabii City'nin Şampiyonlar Ligi finalinde konuşacağız. NBA'de final var, onu da konuşacağız. Ama önce Türkiye ile başlayalım ve Fenerbahçe'yi tebrik ederek başlayayım. Seni de tebrik edeyim. Teşekkürler abi, çok teşekkürler. Kupa almayalı bayağı olmuştur. Lisedeydim işte ben en son. Evet. 10 sene oldu. Hayırlı olsun.

Nasıl kutlayacağımı sonunda başladı gerçekten. İnanılmazdı. Keyifliydi ama bak. Öyle uzun zaman sonra böyle bir şey görmek hakikaten iyi hissettiriyormuş yani. Oyuncuların gözünde de o vardı. Kupayı bırakmadılar yani iki saat boyunca. Rahat maç oldu aslında Fenerbahçe için. Yani daha birinci dakika dolmadan bir gol bulmak zaten tüm gidişatı değiştirdi neredeyse. Başakşehir'i çok uzun süredir ben formsuz kadrosunda baya bir kalitesiz buluyordum. Bu kadar erken koptuktan sonra da hiçbir karşılık veremedi.

Emre'nin tercihlerini tartışabiliriz burada, özellikle Caner Erkin'in tercihini. Çok belirleyici oldu. Fenerbahçe Caner çıkana kadar zaten Ardogüler'i sürekli birebir bıraktı. Ferdi'nin bindirmelerine de diğer oyuncular eşleşince hakikaten tam olarak bir birebir kalmayla orada çok ciddi bir etkinlik gösterdi Arda. Zaten maçın merceğini tuttuğunda da orada sadece Ardogüler performansı

Transkriptin tamamını oku

Parıl parıl parlıyor. Çok iyi asistler, yani asit olabilecek pas opsiyonları yarattı. Yine toplu oyunda bambaşka şeyler yarattı. Ya kısacası Fenerbahçe, Batu Şah'a iki tane gol bulmuş olabilir ama çok net bir şekilde performanslı sahaya damgasını vurduğunu söyleyebiliriz herhalde. Batu Şuaya'ya geliriz. Benim de onunla ilgili söyleyeceklerim var. Maçla ilgili şu yorumu yapmak istiyorum. Emre Belezoğlu bence Okan Buruk'tan biraz feyiz almaya çalıştı. Derbi performansından ve Fenerbahçe'ye karşı çift santırfor çıkmak istedi. Kenny ve Figueiredo. Çünkü Fenerbahçe savunması özellikle çift santırforu savunurken ikili mücadeleleri biraz fazla kaybeden Bilal Sezai tarafından. ve çok fazla karambole top düşüren, savunma arkasına çok top yiyebilen bir takım. Ve bunu Başakşehir'de işlemek istedi. Kenny de arkaya koşu atabiliyor ama Kenny çok daha fazla offside'a kalıyor Galatasaray forvetlerine göre. Çok daha az top tutabiliyor vs. Ve Fenerbahçe'ye karşı bu sezon sonuç alan takımların Galatasaray haricindeki hepsi orta sahayı kalabalık tutarak Fenerbahçe'nin ikili orta sahasına karşı bir fazlalık oluşturarak kazandı. Yani Sevilla turları atlarken öyleydi, Dinamo Kiev'de biraz öyleydi, Beşiktaş'ta biraz öyleydi. Ve Fenerbahçe hep konuşurken şey diyorduk işte, Jesus'un en büyük hatası orta ikiliden oluşturması, orta ikiliyi kaybetmesi vs. Şimdi Okan Hoca, Fenerbahçe'yi bunu kullanarak yenmedi iki maçta da. Hem de plasmanda hem de iç sahadaki galibiyette. Fenerbahçe'nin iki orta sahasına karşı kendisi de iki orta sahale çıktı. Okan Hoca daha çok center forlarının, forvetlerinin gücünü kullandı. Benim forvetlerim bu savunmayı yıpratır, ikili mücadelelerde dağıtır, ben orta sahada direnç göstereyim, denk olayım, benim hücum kalitemle bu savunmaya üstün gelirim zaten diye düşündü ve bunda da başarılı oldu.

Jesus'u herkesin yendiği orta saha zafiyetinden yenmedi de savunma zafiyetinden yendi. Bence Başakşehir'de Emre Belazoğlu da bu maçı izledi derbiyi ve ben de çift center forward çıkayım, ben de bu savunma zafiyetini kullanayım dedi. Fakat Galatasaray'ın Torreira'sıyla Berkan'ın ikilisi direnç gösterebilirken Başakşehir'in orta sahasında Biglia artık çok direnç gösterebilecek hali kalmış bir oyuncu değildi. Forvetleri de o kadar etkili olamadı. Serdar Aziz bence çok uzun süreden sonra ilk defa oynadı. Hatasız oynadı. Zalai de fena değildi bu maçta. Ve savunma da o çift forvete karşı Galatasaray maçındaki gibi büyük hatalar yapmadı. Veya Başakşehir forvetleri zorlayamadı diyelim. Orta sahayda bence Başakşehir hep üçlü yapıyordu sene başından beri. 4-3-3 yapıyordu her zaman. Ama zaten Big D'ye yaşlanmış, zaten düşmüş güçten. Bir de o üçlü orta sahayı ikiye düşürünce daha ilk dakikadan orta sahayı da kaybetti. Ve senin de az önce söylediğin gibi Caner tercihi çok çok belirleyici oldu. Çünkü şöyle, Arda bütün maçlara neredeyse damga vurabiliyor.

Arda'nın en etkisiz kaldığı maç Galatasaray maçı. Galatasaray Arda'yı hem Berkan hem Kazımcan gibi çok koşan, çok pres yapan, çok çalışkan oyuncularla hemen basarak pasifize etmeye çalıştı. Ve bir tane çalım yeseler bile hemen ardından bir tane daha hızlı gelip hemen onu tekrar bozabiliyorlar. Böyle oyuncular Arda'nın fiziksel bazı eksiklerini iyi kullanabiliyor. Çok atlet oyuncu, çok agresif oyuncu. Arda'nın çok hızlı olmamasını, çok güçlü olmamasını biraz kendi avantajı olarak kullanabiliyor. Fakat Caner gibi veteran, artık böyle birebir yapışamayacak, alan bırakarak savunma yapmak zorunda kalan ağırlaşmış oyuncular Arda'ya karşı çok büyük problem yaşıyor. Çünkü Arda'ya o alanı ve zamanı verdiğin anda, artı bir saniyeyi verdiğin zaman Arda hemen kafasını kaldırıp görebiliyor, boş arkadaşlarını ve döktürüyor o maçlarda. Dribbling yapıyor, çalım atıyor. Tehdit fazla zaten. O Antalya maçında yaptığı asist gibi. Bir anlık Fredy'nin bir top kaybı, bir alan verdiler. Yine Güray vardı biraz daha yaşlı. Oradan alandan top çıkarıp yapabiliyor. Ve bu maçta da damga vurdu. Ben açıkçası Emre Belezoğlu'nun, hep burada arada konuşuyoruz, Başakşehir sezonu çok çok iyi başladı. Çok iyi gitti. Avrupa'da da çok iyi gitti. Likte de ilk üçte kafaya gidiyordu. Fakat o dönemlerde de hep söylüyordum, bu abicilik belası Başakşehir'de çok fazla var. Şu anda bence ligde en fazla Başakşehir'de var.

Bu yüzden mesela Volkan Babacan çok kötü oynarken kalede hem transfer yaptırmadı onun yerine devre arasında hem de Volkan Babacan 8-10 tane maç kaybettirene kadar çok kötü performansını haftalarca devam ettirene kadar onu kesemedi kaleden. Ve o tip değişiklikleri yapamaması onu ligden kırdı. O değişiklikleri erken yapsaydı bence kafada kalmaya devam edebilirdi. Ve bu maçta da birden şapkadan tavşanı çıkarmış bir şekilde Caner'i ilk 11 gördük. Caner devre arası geldi Karagümrük'ten. Bu maça kadar sadece 3 kez ilk 11 başlayabilmiş. Ve en önemli maçta, bu maçta birden kesemiyor, oturtamıyor kenarda. Takımdaki ağırlığı yüzünden, o abicilik belası yüzünden. Ve oturtamadığı için 2-0'dan sonra geri 30. dakikada çıkarmak zorunda kalıyor. Bu sefer bir de trip yiyor. Daha beter yani. Bu sene Emre Belizoğlu'nu zora sokan durum bu abicilik olayını yapamaması oldu. Çünkü eskiden takım arkadaşıydı ama şimdi hocaları ve bu sorunu biraz fazla hissettiler bence. Aslında maçla ilgili de bence öyle çok detay ineceğimiz bir noktada yok. Başakşehir hakikaten hiçbir varlık gösteremeyince Fenerbahçe için benim beklediğimden çok daha rahat bir maç oldu. Belki bu maçla beraber Batu Şahid 2 gol atmışken işte Arda zaten son haftalarda iyice ilk 11'e monte olmuşken biraz daha genel sezonun istersen özetini çıkaralım.

Batu Şuay ile ilgili bir cümle koyayım mı? Batu Şuay'ı hem geç geldi Fenerbahçe'ye, çok geç yapıldı transfer. Aslında o kadar geç yapılacak bir durumda da değildi bence. Onun daha erken bitirilmesi lazımdı. Orada da bir yönetimi eleştiri yapalım yine. Nereden tutsak zaten Fenerbahçe yönetiminin elinde kalıyor. Batu Şuay Beşiktaş'ta istenmeyen adam olmuş. Sen istiyorsan onu al temmuz ayında yani. Senin için önemli bir parça çünkü. Hocanın sistemine çok uygun. O transfer çok uzadı. Çok uzadığı için ilk 11'e oturması çok uzadı. Eylül aylarını falan buldu. Tam oynamaya başladıktan sonra da bir de sakatlandı. Tüm bunlara rağmen hem geç oturması Icardi gibi, geç başlaması. Ama bir de üstüne ikaret sakatlanmadı. Maalesef Batshuayi uzun süre sakatlandı. Bunlara rağmen Batshuayi'nin alabildiği dakika 1.860 dakikada kaldı tüm kuluvarlarda. Ve 1.860 dakikaya 20 gol sığdırmak müthiş bir başarı. 20 gol, 2 asistle tamamlıyor sezonu tüm kuluvarlarda. Mesela Valencia'nın 3.235 dakikası var. 33 gol, 7 asist. Batshuayi dakika başına golde Valencia'yı geçti bu maçla birlikte. 93-95 dakikalara falan indirdi. Bu arada bu 1860 zaten dakikaya vurduğunda 90 dakikadan tam 20 maç ediyor aslında. 20 maçta 20 gol, 2 asist, çok acayip performans. 90'lara falan indirdi onu işte. Ve bence şu çok net, Baçuay bu sakatlıkları yaşamasa ve ilk 11'e erken otursa, Birinci penaltıcı da o olduğu için 12 tane penaltı golü var Valencia'nın. Hatta 2 de kaçırdığı var. Onları Batu Şuay'a atmış olsa tam tersi olacak. Batu Şuay 32 golle, Valencia 20-21 golle falan bitirecekti. Valencia'yı tabii ki doğal olarak hepimiz konuşuyoruz, hepimiz 6-11'e falan yazıyoruz ama... Tam tersi, Batu Şuay bugün 30 küsur gollerde olup, gol kralı ve hatta Fenerbahçe'nin rekortmen golcüsü vs.

olabilirdi. Ligin en underrated oyuncusu, en şanssız oyuncusu olarak da Batu Şahin'i söyleyebilirim. Ben katılıyorum kesinlikle. İlk geldiği andan itibaren... Ben bu arada yani Beşiktaş taraftarının da geçtiğimiz sezon her fırsatta çok haksız bir şekilde, fazla abartarak eleştirdiğini düşünüyordum Batu Şahin'in. Gerçekten kötü bir oyuncu olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. İyi bir oyuncu olduğunu düşündüm aksine. Bazen tek forvet oynamanın onu zorladığını, oyuncu tipinin yani santraför özelliklerinin çok fazla belki tek forvet uygun olmaması da bir tür olabilir, hepsi olabilir. Geçen yılkında ondan fazla direği falan vardı belki. Bu sezon konuştuğumuz gibi geçen sezonda konuşabiliriz. Bir yarısı içeri girse bambaşka bir senaryo oluşabilirdi onun için. Şöyle bir tweet atmıştım Batuş Ağa'ya açıklandığında.

Bu kadar fazla forvetle ilgilenip, beklentiyi bu kadar yükselttikten sonra, transferin son günlerin geldiğinde gidip Beşiktaş'ın büyük eleştirilerle yolladığı bir oyuncuyu açıklarsanız ve alırsanız, bu kesinlikle oyuncunun kabahati değil, yönetimin kabahatidir. Çünkü ne isimler geçti, beklentiler yükseldi. Sonra bir anda Batuşay transferi bitti. Bu takımın da şu an en çok kazanan oyuncusu bu arada. 3,5 milyon euro kazanıyor yıllık. O da çok çarpıcı ya. Ve en fazla kazanan açık ara... Zaten bir de bir maaş stratejisi vardı Fenerbahçe'nin. Her yıl maaşlar ciddi bir şekilde düşerken Batuşay'a bu kadar para verildi ve bonservisi alınarak geldi. Ama her fırsatta Georges'in oynadığı çift forvetli sistemde, baskı oyununda, savunmayı yıpratmaya yönelik olan oyunda Batuşay hakikaten bulunmaz bir nimet oldu her zaman. Ve şunu her zaman düşündüm, sakatlanmadığı ve oynadığı evrelerde. Bence Ener Valencia bu kadar gol attıysa bunun en temel sebeplerinin başında Michy Batuşa ile partner olması geliyor. Bu sebeple Valencia'nın Batuşa'ya fazlasıyla teşekkür etmesi, hep ona uygun alanları yaratması için yanında boğuşan bir oyuncunun olmasına teşekkür etmesi gerekiyor. Batuşa'nın oyunda her maçta Fenerbahçe daha rahat hücum etti çünkü duvar olmasını çok iyi bildi.

Pas bağlantılarını da çok iyi yaptığını düşünüyorum. Orta sahada geldiği zaman Driplink'le bile oyun açtığı anlar var. Bu sebeple Batu Şahi Fenerbahçe'nin hücumlarında yaratıcı oyuncuları bir kenara bırakırsam, forvetler içerisinde bence sezonun en verimli oyuncusuydu. Bundan sonraki planlaman ne olur bilmiyorum. Batu Şahi'yi tek forvetle değerlendirmek yeni bir riski de beraberinde barındırır mı? Emin değilim. Yeni gelecek teknik direktör çift forvetle oynar mı? Bence çok uzak bir ihtimal bu. Çok az hoca var zaten. Çok az hoca var, aynen öyle. Mesela Jacku adı geçin, Batuşay gibi 3-3,5 milyon euro yıllık kalan bir oyuncu Jacku'nun yedeği mi olacak gelirse? Burada soru işaretleri var. Batuşay da hakikaten tek center four'a pek uygun bir profil değil ya. Yani bitiricilik bazen soru işareti oluyor. Çift center four da çok etkili, çok iyi bir yardımcı, çok çalışkan, fizik gücü çok yüksek olduğu için her türlü dağıtıyor falan ama

Tek center forward için bitiricilik gibi özellikler de gerekiyor. Onlarda da eksik kalıyor gerçekten. Veya ceza sahası içi golcülüğü, sezileri, ön direk, arka direkler onları Icardi gibi yapamıyor mesela. Veya bitiricilik Abu Bakar gibi üst seviye değil. O yüzden tam bir ikinci forvet, çift forvet oynamama oyuncusu aslında. Orada %100 doğru 3,5 milyon yöre veriyorsun. Çift forvet oynamazsan yedeğini 3,5 milyon euro falan. Bunlar biraz şey olabilir. Öte yandan Jorge Sute veda etti.

Fenerbahçe'ye. Hatta biz podcast hazırlanırken İrfan Cankaviç'in nişi de Fenerbahçe'ye veda eder gibi bir açıklamada bulundu. Tüm zafer için teşekkürler, hatırlanacaksın. Fenerbahçe gibi bir şey yapmış. İrfan'ın eşi bu. Belki çeviri hatası olabilir mi diye düşündüm ama sanmıyorum. Evet. Bilmiyorum, ilginç. Zaten Beşiktaş iddiaları geçiyordu İrfan için. Hulsti de hep geçiyor. Olabilir. Dün de çok kötüydü bence. Zaten genelde... Son dönemde psikolojik olarak da baya düşmüş gözüküyor. Bu arada, çok pardon, orayı da eklemek isterim. Michy Batuşay'la alakalı Arabistan'dan teklif aldığına yönelik de zaten 7,5 milyon euro civarı bonservis. Bir haftadır bir haber dolaşıyor. Fenerbahçe'nin zaten Santrafor bölgesinden biraz tasarruf etmesi lazım. Tek forvet oynayacaksa eğer. Yani yeni gelecek teknik direktör tek Santrafor isteyecekse muhtemelen Batuşay'dan böyle bir parayı getirin, güzel bir tek Santrafor alın diyebilir.

Bu arada Arabistan'dan yıkardığı için de hani 20-30 milyon euro maaşlar... Her yere salça olmaya başladı. Evet, yani Avrupa liglerini kırabilir. Çünkü şöyle, eskiden şöyle oluyordu Oğuzcan. Türk takımları ekonomide bu kadar kötü olmadığı için 6-7 milyon eurolara kadar çıkabiliyordu maaşlarda. İşte Arabistan'dan da 10 milyon euro gelse, hadi 3 milyon azalayım ama Avrupa'da kalayım, Avrupa'da şampiyonlar ligi oynayayım falan şeklinde ikna edebiliyorduk onları. Ama şu anda Türkiye'de benim hatırladığım bir futbolcuya verilmiş maksimum yıllık maaş 6,5-7 milyon euro bandında.

Robin van Persie'ye bu para verildi. 6,5'tu diye hatırlıyorum. Drogba'ya 6,5 verdik 6 sıray. Falcao'ya 7 verdi yıllık. Maksimum bunlar. Hiç 7'nin üzerine çıktığımızı hatırlamıyorum. 7,5-8 şimdi dinleyenlerimiz belki hatırlatır bize. Sosyal medyada falan yazar. Bugün hiç çıkamadım. Ama yani evet şu anda hiç çıkamazsın. Hani yedilere versen bile adam o kadar 30 veriyor artık 10 vermiyor. Yani onlar piyasayı çok yükseltti. Şu anda hani Arapların istediği bir oyuncu mesela şimdi Icardia'ya 20-30 verirlerse gerçekten o iş çok zor Galatasaray için. Batu Şah'a da benzer bir kaderi paylaşabilir. Jesus'u konuşalım istersen. Şöyle söyleyeyim, yani George Jesus gelmeden önce de her zaman çok beğendiğim ve benim için özel bir hocaydı. Fenerbahçe'ye bir Roger Schmidt, bir George Jesus'u çok isterdim her zaman. Bir tanesi nasip oldu, diğeri nasip olmadı istenmesine rağmen. Bu saatten sonra da çok zor. Fenerbahçe taraftarına ve şahsen bana da sezonun içerisinde yaşattığı negatif düşüncelerin, üzüntülerin ana sebebi hep inatlarından geçti aslında baktığın zaman.

Bunları törpülesin çok isterdim ama bu konuda çok başarılı olamadı maalesef. Fakat iyi bir Fenerbahçe kariyeri geçirdiğini düşünüyorum ben. Dün biraz Fenerbahçe için sezon mözesine baktım. Tabii bu sadece rakam üzerinde, kimilerini tatmin etmeyebilir ama 56 resmi maçtan bahsediyoruz bu yıl. 38 galibiyet, 10 beraberlik sadece 8 mağlubiyet var. Hep kendi de diyordu bunların zaten yarısı 10 kişi kaldı.

126 gol Fenerbahçe tarihinde en çok gol atılan sezonun resmi maçlarda. Artı 38 galibiyette Fenerbahçe'nin bir sezonda resmi maçlarda en çok aldığı galibiyet sayısı. 2 tane rekor. 2.25 maç başına gol ortalaması. Süper Lig'de ikincilik, Türkiye Kupası zaferi, UEFA'da son 16.

Buna baktığın zaman bir antrenöre, teknik direktöre, bir Türk klübüyle başarısız oldu demek çok zor. Puan ortalamasını da hesaba kattığımızda gayet iyi gözüküyor. Ama çok pardon şunu da ekleyeyim. Burada ana sorun şu. Fenerbahçe'nin 56 resmi maçta yediği 58 gol. Bu problem. Ben de o tweetini görmüştüm ve daha kısa özeti de iyi hücum, kötü savunma demiştim. Bunu zaten haftalardır konuşuyoruz. Maalesef Kim Minjiye'den Samet'e düşmek. Burada Jorge Susu'da çok eleştiriyoruz transferlerde büyük hataları olduğu ama bu transfer dediğin sadece hocanın yaptığı bir şey değildir, olmamalıdır. Büyük takımlar sadece hocaya bırakmaz. Scout ekipleri vardır, sportif direktörleri vardır. 50 tane

filtreden geçer, ona göre alırlar. Fenerbahçe'de böyle bir filtre delik deşik olduğu için, daha ilk komollilerden itibaren laçkalaştığı için ne geldiği, ne gittiği belli olmuyor. O yüzden Kim Münchel'i gönderip Gustavo'yu transfer edebiliyorsunuz. Bu yüzden de Fenerbahçe çok fazla gol yediği için de ben de bu yarışta kaldıklarının arkasında kaldığını düşünüyorum. Bir numaralı etken, kötü savunma olduğunu düşünüyorum. Ben de şu istatistiğe baktım dün akşam, aklıma geldi bu maçı izlerken. Şunu düşündüm, bu Jorge Jesus, Ne kadar ağır mağlubiyet alırsa alsın, bir sonraki maçta oyuncuların %100 motivasyonla sahaya sürmeyi beceriyor. Bu inanılmaz bir karakter kalitesi, özelliği. Jorge Jesus'ta böyle bir teknik adam, güçlü karakteri var. Çok güçlü bir karakter bu. Şöyle, Beşiktaş'a karşı, kendi evinde 10 kişi kalmış Beşiktaş'a karşı 1-0 önden 4 tane yiyorsan, 4 gün sonraki maç çok sancılı geçer. Taraftar en küçük hata da ıslıklar, yuhalar ki bunlar da oldu 6 ay ıslıklar falan yaşandı. Ve o maçların kırılması son derece muhtemeldir. Ersun Yanal kırıldı gitti. Ersun Yanal sezonun ilk yarısında müthiş top oynatıyordu, liderliğe gidiyordu. İki tane maç arda arda kaybetti, dağıldı takım. 8-10 maç kaybetti, dağıldı. Ersun Hoca da kalmadı. 19. haftada Palanya maçıydı, dağılmıştı.

Bir sürü hoca var bu şekilde bunu yaşayan. Fakat o Beşiktaş maçından sonra hoca Jogcasuz galiba Kayseri ile oynanan Türkiye kupasıydı 4 attı. Trabzon'u Deplasman'da kaybetti. 3 gün sonra Hatay ile oynadı 4 attı. Galatasaray'a İçsağ'da 3-0 kaybetti. Berbat bir maç Fenerbahçe açısından. Gitti Gaziantep'i Deplasmanlı'na yendi. Bu maç öncesinde işte Galatasaray'a şampiyon olmuş. Rahat Galatasaray'a hiç diş geçiremedi, şut atamadı. 3-0 çok kötü, berbat bir mağlubiyet. Herkes çökmüş durumda. Başakşehir'i top göstermeden yendi, ezerek yendi. Şunları da ekleyeyim mi? Büyük maçlar dışında Fenerbahçe'nin bence şampiyonluğu kaybetmesindeki en büyük sebep olan iki maç. 3-3'lük İstanbul Spor Maçı. Türbün sahiğini yuttu. Neredeyse maç sonu. Ben stattaydım. Ondan sonra gitti Sivas Deplasmanlı da 10 kişiyi 3 attı. Bu da çok çarpıcı. Giresun'la bir bir beraber kaldı. Ondan sonra gitti Trabzon'u çattı saha içinde. İnanılmaz. Bunu gerçekten hiç bir, neredeyse bu şekilde bir hoca da görmedim. Çünkü bir de şöyle Oğulcan, yumuşak bir adam falan da diyemezsin ki hani bazen oyuncuların çok sevdiği yumuşak karakterler olur. Böyle biri de değil ki çok höt zöt yapan, herkese kızan, kafanı kullan diye gösteren, sahanın içine giren. Normalde böyle höt zöt yapan hocaları, oyuncular daha hızlı özellikle böyle ağır mağlubiyetlerden sonra daha çabuk bir sonraki maç daha berbat geçer. Hiç kimse yiyemedi adamı. Yani hepsini öttürdü yani sağda. Bak Serdar Aziz'i kesti aylarca. Serdar hoca yeme potansiyeli çok yüksek bir oyuncu geçmişten bilinen. Hiçbir şey yapamadı. İrfan Can Kahveci hiçbir şey yapamadı. Hadi İrfan oynattı ağırlıklı olarak ama. Mert Hakan'ı hiç oynatmadı, hiçbir şey yapamadı Mert Hakan. Hatta dün bir video gördüm. Dün Jesus'a istifa et falan diye bağırıyor taraftarlar arkada kulübeden. Mert Hakan da susun, maç bitsin, final oynuyoruz falan diye taraftara kızıyor. Yani nasıl bu oyuncuları, aylarca yedek bıraktığı oyuncuları nasıl hem de ağır mağlubiyetlerden sonra kafayı sıfırlayıp yüksek motivasyonla bir sonraki maça hazırlıyor? Ama bakıyorsun, Jesus'un tüm kariyerinde

Adam finali kaybetsin, kazansın. Çok da final kaybediyor. Benfica'da da çok final kaybetti. Ama hepsini de finale kadar götürüyor adam. Çünkü ard arda iki maç, istediğini alamadığı Fenerbahçe'de hiç olmamış. Bu çok çarpıcı. 56 resmi maç. Ard arda iki kez Fenerbahçelerin mutsuz olduğu maç yok. Yani üç kez var ard arda iki maç kazanılmayan. Onlara da baktım. Bir tanesi işte ilk maçlar, Dinamo-Kiev maçları. Ama ilk maçta Kiev deplasmanından beraberlik alıyor. İyi sonuçla ayrılıyor. Sonra kazanamıyor. Oyun da tatmin ediyor bu arada. Bir sonraki Ümraniye ile 3-3 sezonun ilk haftası. Üzücü bir beraberlik ama sonra Slovaçka'yı da kazanamıyor ama Slovaçka beraberliğiyle tur atlıyor yine. Bir de Sivas'ı yenemedikten sonra, yarı final kupanın ikinci maçında Sivas'ı yenemedikten sonra Giresun'la da beraber kalıyor. İki beraberliği var ama Sivas beraberliği de yine tur atlattı. Yani üçünde de aslında yine istediğini alabildi. İstediğini alamadığı iki maç üst üste olmaması da çok çarpıcı bir durum bence. Jesus garip bir karakterdi, ilginç bir karakterdi. Kadrosu bana göre Galatasaray'ın altındaydı ve kadrosu altında olduğu gibi Galatasaray'dan çok daha fazla maç oynamak zorundaydı. Bu iki handikap, kadro kalitesizliği ve Avrupa'da maça çıkma handikapları bence Jesus'u geride tuttu. Ama ben başarısız bir sezon geçirdiğini düşünmüyorum. Derbiler de başarısızdı. O bence en büyük defosu. Bence Fenerbahçe şampiyonluğunu derbilerle kaybetmedi.

O da doğru. Düşme hattındaki takımlar. İstanbul, Ümraniye. İki, dört, orada kaç? Altı puan ediyor. Giresun'da zaten. Giresun tabii bir malbebi, bir beraberlik. İki maçta da yenemedi mesela. Evet, orada beş puan gidiyor. Giresun beş puan kaybetti. Beş, yedi, dokuz puan ediyor işte yani Ümraniye sporu falan düşündüğümüz zaman. Kötü. Son olarak çok kısa sana soracağım. Montella, Abdullah Avcı, Sergen Yalçın, İsmail Kartal, Mirçel Üçesko. Sinan Yılmaz kimi getirirdi? Bunlar orasındaki en iyi teknik direktörün, teknik direktörlük olarak üç eski olduğunu düşünüyorum. Ama yaşından dolayı eski konsantrasyon ve devamlılığını sağlayabilmesi zor olabilir. Çünkü 60-70 yaşında değil bu adam. 80'lere geliyor artık. Fatih Hoca, Şenol Hoca gibi değil. Hani bunlara da veteran diyoruz da. 70 hala adam. Bu 80'e gidiyor. Yarın öbür gün... Çünkü ben onu Falk Kamp'ta hatırlıyorum Galatasaray'da. Soğuk diye Ankara deplasmanına gitmedi adam. Yani böyle yaşlıydı bayağı Falk Kamp'ta.

Yani bilmiyorum, uzun maraton Avrupa oynayacaksın, konferans oynayacaksın, o tempoyu kaldırabilir mi? Emin değilim. Ama bence içlerinde en iyi hoca Luchescu. Geçelim. Luchescu yaşından ve şeyinden dolayı olmuyor diyelim. Ondan sonra en iyi teknik direktör. İşte en iyiyi seçmek mesele değil orada. En uygununu seçmek mesele. O yüzden söylüyorum.

En iyi ikinci hoca onların arasında bence Abdullah Avcı. Ama Abdullah Avcı da bence Fenerbahçe ateşine en uymayan adam. Çok huysal yani. Doğru. Gerçi bunu ben Trabzon için de böyle söyleyeyim. Büyük yanıldım. Şöyle, Trabzon'un o aşırı fırtınalı durumunda, işte herkesin 3-5 haftada kovulabildiği Trabzonspor'da, Abdullah Avcı gibi en sabır gerektiren teknik direktörün yapabilmesini hiç beklemiyordum. Herkes böyle yorum yapıyordu sadece ben değil. Adam bir şekilde orada başardı 35 yıl sonra şampiyon yaptı. Belki de Fenerbahçe ile de başaracak ama şu anda dışarıdan baktığımda bu kadar kaotik bir Fenerbahçe'yi tek başına yönetmenin çok zor olduğu bir Fenerbahçe'yi

Abdullah Hoca'nın yönetebilmesini çok zor görüyorum. Bir de Abdullah Hoca zannedilenin aksine her şeye karışmayı çok seven bir teknik direktör. Mesela Fatih Hoca için derler ya, Florya'daki çay içeceğe bile karışır. Abdullah Hoca da öyledir aslında. Bunu farklı metotla yapıyor. Fatih Hoca, Jesus gibi biraz zöt zötle yapıyor. Abdullah Hoca daha kibar ama o da hep karışır. Yani kim girmiş, oradan kim gelmiş. Belki şu işe yarar, en büyük hayali bence Fenerbahçe'yi çalıştırıp şampiyon olmak. Abdullah Hoca'nı öyle duydum. Allah Allah!

Evet. Çok garip. Niye Fenerbahçe acaba? Bence şuradan Fenerbahçe, Galatasaray'da altyapıyı, hocalığı vesaire yaptı ama Galatasaray'dan ayrıldı gönderildi ya ve Başakşehir'de Galatasaray'a karşı şampiyonluğunu kaybetti. Onu bence çalınmış bir şampiyonluk olarak görüyor. Öyle söylüyor. Ve Fenerbahçe'nin başına geçip Galatasaray'dan sonra işte şey olarak hani en büyük iki kulüp Türkiye'nin Galatasaray'ı Fenerbahçe'yle geçip şampiyon olmak bence bir öcalma gibi bir durumu var. Öyle bir hissiyatı var bence Abdullah Hoca'nın. O yüzden bence en büyük hayali onu gerçekleştirmek. Lüçescu'da da üç büyük takımla şampiyon olma motivasyonu olur mu acaba? Yani Lüçescu'da şey motivasyonu, garip bir motivasyon, en çok kupa alan dünyadaki aktif teknik direktörler arasında zaten hani ilk üçlerde falan diye, bu arada yola önünde. İkinci mi? Aktif olması da ikinci, Sir Alex Ferguson. 2. şey. Aktifte birinci o zaman. Aktifte birinci evet. Yani bu adamın motive olmaya ihtiyacı yoktur zaten yani o kadar kup alıp doymuyor 77 yaşında hala hocalık yapıyorsa yani bir şeye motive etmeye gerek yok yani. Ben açıkçası tüm bunlar dışında Sergen Yalçın'ın ilginç bir karakter olduğunu düşünüyorum. Sergen Yalçın'la da ilgili şunu söyleyeceğim.

Bu kadar garip bir ülkede, bir takımdan bir takıma gitmenin bu kadar zor olduğu ve taraftarların asla kabullenmediği ülkede bir tane insan evladına imtiyaz tanınmış. O da Sergen Yalçın. Hiç kimse kızmıyor. Galatasaray'da oynuyor, oradan Fener'e gidiyor, oradan Beşiktaş'a gidiyor. Hiçbir takım taraftarı da ya Sergen niye gittin demiyor. Öyle bir medeniyet, sadece Sergen böyle bir bilet almış yani.

Geri kalan herkes yani takım değiştirse herkes ana avrat küfür edilir, tümere falan öyle oldu ya. Sergen gidiyor, gitsin ya Sergen bir sorun değil. Beşiktaş tarafları mesela Sergen çalıştırsa Fenerbahçe'yi küfür etmeyecek herhalde. Hiç etmez bence. Hiç etmeyecek yani çok büyük ihtimalle. Ama bir tek Sergen'e tanınıyor bu imtiyaz. O rahatlıktan mı geliyor bilmiyorum. O da mesela Fenerbahçe camiasını bence en kaldırabilecek karakter.

Yani hocalık olarak bence Abdülhamid'in gerisinde ama karakter olarak o Fenerbahçe'nin yangın yerinde en rahat takılacak belki o yangını söndürecek karakter de bence Sergen Yalçın gibi gözüküyor. Bakalım göreceğiz. Ya ben sana saydığım isimlerin hiçbirini şahsen Fenerbahçe'nin başına getirmezdim. Bu arada Edin Cekolli ilgileniyor ya Fenerbahçe'ye. Birkaç işte Twitter'da gördüm arkadaştan. Edin Cekolli'yle Montella'nın da aynı menajer. Menajeri aynıymış. Aynıymış. Abdullah Avcı'nın Vişça'dan sonra Reynkent'i Başakşehir'e getirmek istediği haberi var. Herkesin bir bağlantısı var abi. İşin içinden çıkamayız ama. Antönür piyasası inanılmaz. Gallardo boşta, Rudi Garcia boşta. Bir sürü isim var aslında baktığında. Hadi ütellerinden tut, bimlem bimlem. Bakalım. Ben de merak ediyorum. Biraz hızlanalım.

Bir final daha vardı, Türkiye Kupası'nın gölgesinde kaldı falan diye ben düşündüm şimdi. Manchester City'nin sonunda, sonunda diyeyim. Sonra öyle paslayayım yani. Ben 3-4 gündür tatildeydim ve Çanakkale, Asos falan gezdik. O yüzden gece 22'de anca işte 8-10 saatlik yolculuktan sonra televizyonun başına oturdum ve çok odaklanamadım finale. Çok da odaklanılacak bir final değildi. Ben de, ben de. Ama valla öyle. Olimpiyat stadı da bir de zaten odaklayamıyor insanı. Ona ekstra sinir oluyorum. Odak, kamera da mı uzak geliyor bilmiyorum yani. Maçın içine giremiyorum ekranın başındayken de. Ama çok da iyi bir maç olmadı bence. Ben şuna da bağlıyorum. Manchester City oyuncularının ne kadar şampiyon, lig şampiyonu olurlarsa olsunlar, ne kadar büyük maç kazanırlarsa kazansınlar ligde, Premier Lig'de. Şampiyonlar Ligi finali oynamak, Dünya Kupası finali oynamak, bunlar çok başka tecrübeler gerektiriyor. Çok daha sakin kalmak gerektiriyor. Ben City ile oyuncuların sakin kalamadığını düşünüyorum. Başta Kevin De Bruyne. Oyunculuk kalitesi olarak en üst düzey futbolculardan biri olabilir. Ama mesela Modric kadar bu tip finallere damga vuramamasında bence heyecanlığını yönetememek gibi bir problem var. Hatta bu tip sakatlıkların biraz gerginlikle arttığını düşünüyorum. İki finalde birden sakatlandı. Hem Chelsea hem. Gerginlik çünkü kası gerer ve kas sakatlıklarına sebep olabilir.

İkisinde de sakatlık yaşadı. Diğerlerine baktığın zaman Fodenlar, Haalandlar zaten genç sayılabilecek oyuncular. Bu finalleri daha yaşamadılar. O yüzden vasatıyla Manchester City şampiyon olmayı başardı. Bu bana hemen Real Madrid, Atletico Madrid finalini aklıma getirdi 2014'te. Orada hatırlarsın, Real Madrid az daha Atletico Madrid'de kupayı kaptırıyordu. 1994'te Ramos'un kafası uzatmalar dağıldı, zar zor. 2016'da yine Atletico Madrid'de final oynadı Real Madrid. Yine penaltılarla yine zar zor aldı. Ama o iki finali aldıktan sonra, o tecrübeyi edindikten sonra Juventus'a dört attılar bir sonraki finalde. Bir sonraki finalde Liverpool'a üç attılar. Daha sonraki sonuçta iki yıl önceki finalde de yine Liverpool'u rahat geçtiler. Yani o finalleri oynama tecrübesi çok başka hale getiriyor. Hatta benim iddiam şu, Inter ile City yarı finalde karşılaşsaydı, Real Madrid de bir şekilde finale çıksaydı, City bu topu Madrid karşısında oynasa, Madrid o kupayı çok rahat bir şekilde alırdı. Real Madrid'den o maçı, Olimpiyat Stadı'nda Real Madrid'de olsa tek maç, o 4 yiyen, City'den 4 yiyen Real Madrid o finale alırdı.

Ben bu Haaland'lar, Foden'lar bu finalleri oynasın. Birkaç Şampiyonlar Ligi finali sonrasında çok çok daha başka bir Manchester City olacağını düşünüyorum. Yani çok daha güle oynaya. Bu Real Madrid'in 3 sene üst üste Şampiyonlar Ligi şampiyonu olması vesaire gibi rekorları da kırabilecek, o tip hegemonyayı kurabilecek bir takım olduğunu düşünüyorum. Inter, İnzaghi'nin iyi bir maç planı olduğunu düşünüyorum ama sana şöyle yönelteyim ben soruyu.

Biraz da bu finalin bu kadar oyun anlamında kötü olmasının ana sebebi biraz Inter'in tutumu olabilir mi? Yani evet ama mecburdu biraz onu yapmaya zaten. Pistiyi pasifize edebilmek için biraz gücünü kurdu. Bence Inter'in planları doğruydu ve iyi de işledi. Gerçekten iyi işledi.

Ama şunu da söyleyeyim, Rodney'nin golünden sonraki bölümde zaten maç öyle oynanır. Başka türlü oynanmaz yani. Skora göre oynanır finaller zaten. Hani Lukaku'nun kaçırdığı, Martinez'in kaçırdığı falan deniyor da... Zaten hani 1.5-2 pozisyon verilebilir. O kadar da Inter 50 tane gol falan kaçırmadı yani. Ve maç 0-0 olsa muhtemelen City'nin pozisyonları olacaktı, Inter'in değil. Maç eşitken City'nin çok daha hakim olduğu, City'nin öne geçtikten sonra da Inter'in biraz pozisyon bulduğu bir maçtı. Ama Inter'in yine de doğru ve iyi oyun oynadığını düşünüyorum. Abi futbolu kapatmadan bir konu daha var aslında, belki konu diyebiliriz burada.

Şimdi Fenerbahçe'nin puan ortalamasıyla şampiyon olamamasından bahsediyoruz. Galatasaray rekor kırdı. Beşiktaş'ın da puan ortalaması şampiyonluk puan ortalaması. Ben de aynı şeyi düşünüyordum ama sen bunu çok uzun süredir söylüyorsun ve sana burada kesinlikle katılıyorum. Anadolu takımlarının en

En kötü sezonu muhtemelen. Evet, gerçekten. Kuvvet anlamında. Yani ben 25 yıldır falan takip ediyorum devamlı Süper Ligi. Bu kadar kötü Anadolu takımını hiç hatırlamıyorum. 25 yıldır hiç hatırlamıyorum. 9. olmuş Kayseri Spor. Normal bir sezonda Kayseri çok net güme düşerdi. Oyun falan öyle, Çağdaş Hoca'yı övüyoruz imkansızlıklarından, transfer yapamamasından falan ama ben mesela fazla övemedim Çağdaş Hoca'yı. Çünkü bence iyi oynamıyorlar yani. Çok eksikleri var. Biraz kötü sezonundan dolayı ilk on yapabildiler.

İstanbul Sporu gibi bir takımın ligde kalabilmesi inanılmaz bir iş. Başka bir sezon olsa 20'li puanı bulamadan düşerdi. 10 küsur puanlarla yani dibin dibi yaparak düşerdi. Ben Antalya Sporu da ekleyeyim. O çok kötü oynuyor. Berbat oynayıp ligde kaldılar. Bir de düşme korkusu yaşamadan ligde kaldılar yani. O kadar berbat oynamalarına rağmen. Aynen öyle.

Bir tane takım var sadece, EU Anadolu takımı, Adana Demir Spor. Onlar da Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası'nı almasıyla Avrupa yapacaklar. Hak ettiler. Onlar Adana'da çok sevindim. Belhan'da mükemmel bir sezon geçirdi.

Ona vurguyu mutlaka yapalım. Umarız Anadolu takımları güçlenir. Çünkü Anadolu takımları güçlenmezse ligin üst sırasında kalitesini arttırması çok zor. Çünkü güçlü rakipler arttırıyor o şeyi. Ve zaten bu sene gelecek sene. Sadece dört takımla Avrupa'dayız. Onların üçü konferans. Çok düşük seviyede. Bunlar gerçekten çok çarpıcı şeyler. Bunu mutlaka önümüzdeki senelerde düzeltmek lazım. Bir de ben bu sene özellikle şunu çok net öğrendim. Son iki senedir şunu çok net öğrendim diyebilirim. Futbolda yıllarca sıkı atlık vesaire de yaptık. Futbolda oyun içiyle ilgili özellikler çok değerli. Hep onları konuşuyoruz zaten. Tekniğini, fizik kalitesini vesaire çok konuşuyoruz. Ama bu sene bana şunu gösterdi. Saha içi özelliklerinden çok bazı futbolcuların karakter, gücü futbolculuğu daha çok etkileyebiliyor. Hatırlarsan Erden Timur sezon başında

karakter testine sokuyoruz transferlerimizi. Bir şirketle anlaştık ve onlar bize karakteriyle ilgili sunumlar yapıyor vs. demişti. Bunun ne kadar önemli olduğunu geçen seneki Galatasaray ve bu seneki Galatasaray'a baktığında öğrenebiliyorsun. Örneğin bence Çıkıldağ oldukça zeki bir oyuncu. ama karakteri çok zayıf olduğu için, sönük bir karakter olduğu için ve fizik gücü düşük olduğu için o oyun zekası yeterli kalmıyor. Geliştirmesine engel oluyor ve 2-3 yıldır hiç gelişemedi. Yine Halil Dervişoğlu mesela. Tekniği ve yeteneği çok etkileyici, çok potansiyelli ama yine karakteri zayıf olduğu için ve fizik kalitesi de zayıf kaldığı için o da mesela 2 senedir kendisini hiç geliştiremedi. Beşiktaş'taki Güven Yalçın öyle. Potansiyeli, vuruş tekniği falan gayet iyiydi ama karakteri zayıf ve gelişmiyor.

Tam tersine bu sene alınan Rashissa'dır, Toreira'dır, Icardia'dır bunların hepsinin karakteri güçlü. Ve aslında en güzel örnek mesela Kerem'in top kontrolü zayıf diyoruz Erzincan'da vesaire öğrenemedi. Halil ise Hollanda'da çok iyi öğrendi. Halil'in top kontrolü çok daha iyi. Ama Kerem'in Halil'e göre veya işte Çıkıldağ olarak göre çok çok çok güçlü bir karakteri var. Eleştirilse de çok inanarak çok hırslı oynuyor. İyi oynadığında da çok hırslı oynuyor. Güçlü karakter bazen o saha içindeki yeteneklerin de çok çok daha önünde değerde. Bence bu sene

Bunu çok gördük. Şimdi sen söyleyince bir düşündüm de Barış Alper Yılmaz falan kendini yırtıyor gol kaçırttıktan sonra. Kazımcan öyle. Öyle. Bak evet Galatasaray, Berkan öyle. Mesela Berkan Taylan örneği de çok şeydir. Taylan'ın tekniği Berkan'dan daha iyidir ama Taylan Galatasaray'da kalamadı, kırıldı. Berkan yediği tüm dayağı rağmen geçen sene üstünden geçtiler adamın. Evet gerçekten öyle. Üstünden geçildi. Ama kaldı, ayakta kaldı. Karakter olarak güçlü kaldı çünkü. O yüzden ben de hani bu iki senede futbol adına şunu öğrendim yani. Daha önce bu kadar farkında değildim. Oyuncu karakterini. Tabii burada karakterden kastım şey değil yani. Kızınıza damat seçme değil yani. İyi huylu anlamında demiyorum. Pep Guardiola'nın bir sözü vardı John Stones için. Çok eleştiriliyordu o zaman da. Basın toplantısında da muhabirler de eleştirdi. Burada söyleyemiyorum ki Türkçe'de küfür olarak geçiyor çünkü. Johnny Stones'ın bu daha odada çok olduğumuzdan şahsiyeti var. Buradaki herkesin. O çok mesela çarpıcıydı ve o Stones'la şimdi mesela... Bambaşka bir şey yarattı. Bambaşka bir şey yarattı. O da karakter gücünü gösteriyordu. Bu da son iki senede bence Türk futbolunda öğrenilmesi gereken en çarpıcı örnekti.

Evet, hakikaten şimdi sen dedikten sonra bazı oyuncuları düşündüğünde çok net sivrilenlerin nasıl karakter olduğu, kaybolanların nasıl karakter olduğunu hakikaten çok net bir şekilde görüyorum. NBA finalleri. Sert bir geçiş oldu. Denver Nuggets Miami'nin karşısında 3-1 öndü abi. Yine şu mağazamı açsam mı bilmiyorum. Bir basketbol mucizesi olmazsa Denver Nuggets artık şampiyon oldu diyebiliriz. Öyle bir totem yapayım çünkü ben Miami'nin şampiyon olmasını istiyorum. Nikola Jokic tabi ki seriye damga vuruyor herkesin beklediği gibi Antla sohbet ediyorduk. Yani ben Jokic için kalkıyorum şahsen. Wyoming'in kazanmasını istesem de. Dört maç geride kaldı, üç kez triple double yaptı. Final serisinde yapıyor bunu. İzlemesi biraz sinir bozucu, onu çok net bir şekilde söyleyebilirim ama Dan Murray'i bence iyi kılan şey yine Antla sohbet ederken uzun zaman sonra

basketbol oyunu anlamında beni Denver kadar tatmin eden bir takım olmamıştı. Jamal Murray, Aaron Gordon her parçasıyla hakikaten bambaşka bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Denver kazanır ve şampiyon olursa bu arada içinde bulunduğu Kuzeybatı grubundan 46 sene sonra ilk kez bir şampiyon çıkacak iddialı bir sayı. Kuzeybatı'dan çıkan son şampiyon da 76-77 sezonunda Bill Walton ile Portland Trail Blazers olmuştu.

Yine benim basketboldan sonra herhalde en çok sevdiğim spor tenis, Roland Garros. Maalesef çok iyi bir şekilde takip etme fırsatım olmadı bu yıl. Nadal olmayınca çok takip edesim gelmedi Roland Garros'a ama orayı da Novak Djokovic kazandı beklenen gibi. Bu Djokovic çok sevilemiyor bir türlü ya. Şimdi cümlelerimin devamında onu söyleyecektim. Yine sen gelmeden biz Ant'la offline bir program çektik aslında tenis üzerine. Ben Djokovic'i hakikaten hiç sevmiyorum. Ama sosyal medyada şeyi gördüm maç oynarken, 3-0 geriye düşerek başladı maça. Yanımda da bir arkadaşım vardı, işte Roland Garros kaçırdık ya falan dedim. 3-0 olmuş ama buradan dönebilecek tek ruh hastası da bu Djokovic dedim yani. Sinir, çünkü çelik. Herif de mimik oynamıyor.

Saçma sapan bir adam. Aynı zamanda da 23. zaferi oldu bu. Erkek tenisler arasında da tarihin en çok Grand Slam kazanan ismi oldu. Nadal'ı geçerek. Djokovic'in rakibi Root'ta geçen seneden sonra bu sene de Roland Garros'la finale çıktı ama yine kaybetti. Kendisinin bir suçu yok. Djokovic'le vs. karşılaşması bir problem diyebiliriz. En büyük hayal kırıklığı da Mad Medev oldu. Onu da burada.

Ekleyelim. Kadınlarda da Iga Şiviyon tek rüzgarı esti. Roland Garros boyunca tek set kaybedip şampiyonluğa yürüdü. Kadın tenisini çok takip etmiyorum. Serena'dan, Şarapova'dan sonra. Bu sebeple bunu da eklemiş olayım. Ayrıca bu zaferle beraber de kadınlarda Roland Garros üst üste ikinci toplamda da üçüncü kez kazanmış oldu diyelim ve sıradaki büyük turnuvaları bekleyelim teniste.

Önümüzdeki haftalarda tabi daha çok transfer konuşacağız. Trendspor'da. Fenerbahçe'de hoca konuşacağız. Hoca konuşacağız. Fenerbahçemiz sağolsun gündemsiz bırakmayacak bizi yani. Her zaman. Rykent açıklandı bugün bu arada. Evet. Onu da araya eklemiş olalım. Hocasız yine bir transfer. Steven Coker. Kaossuz bir Fenerbahçe hayal edemiyoruz. Evet. İlla konuşacak bir konu bırakıyorlar bizi sağolsun. Kupalı da hayal edemiyorduk bak oldu sonunda.

Belki kaoslarda biter ama ilk kez sezonu başladığı teknik direktörle bitiren Fenerbahçe yönetiminde. Doğru. Tebrik ederek kesinlikle işte iktidar olunca belki kupada geliyordur diye düşünüyorum. Aziz Yıldırım da böyleymiş ya ilk 4-5 yılında. Yollamış yollamış. Sonradan bütün sezonu tamamlamaya çalışıyordu. Aynen öyle. Bundan sonra %90 Fenerbahçe konuşuruz herhalde.

Tüm programlarda. Yok, şimdi diğer takımlar da transfer yapmaya başlar. Gidenler, kalanlar vs. onları bol bol konuşuruz. Çoğu insan zaten transfer dönemini normal sezondan daha çok seviyor. Daha çok dinleniyor, daha çok izleniyor programlar. O yüzden biz de dinleyenlerimiz tarafından yalnız bırakılmayız diye düşünüyoruz. Bizim de daha çok mesai yaptığımız bir dönem aslında. Oyuncu izlemek, maç izlemekten daha zor. Daha insanlar merak ediyor yani. Nasıl oyuncu, gelecek oyuncular, nasıl futbolcular, nasıl ayak uydurur vs. Hayal kuruyorsun çünkü. Geleceğe dair pozitif

Hayaller. Ağzına sağlık oğlum. Senin de abi. Bu sezon için teşekkürler. Sezonu kapatmış da olduk bitirdik. Gelecek hafta o zaman transferlerle devam edeceğiz. Görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)