Podcast

267: Trend Spor: Fenerbahçe Beko Final Four'u kılpayı kaçırdı, Galatasaray şampiyonluk yolunda bir adım önde, Formula 1'de dominasyonlar

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yoğun bir spor gündemini daha geride bıraktığımız bu haftada Fenerbahçe Beko, Olympiacos karşısında elinden geleni ortaya koysa da kaybederek Final Four şansını kaybetti. Süper Lig'e geldiğimizde Galatasaray şampiyonluk yolunda Fenerbahçe'nin puan kaybetmesiyle çok kritik bir eşiği geride bıraktı ve son maçlara büyük bir avantajla girdi.
Formula 1'deyse Miami yarışına Red Bull ve Max Verstappen damga vurunca Formula 1 tarihindeki dominasyonlar bu bölümde kendine yer buldu.
Hepsi ve daha fazlası Trend Spor'da!



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.893 kelime · ~24 dk okuma

Trendspor'dan herkese merhabalar. Liglerin son haftalarına gelindiğinde heyecan artıyor. Bu hafta maalesef Fenerbahçe erkek basketbol takımı Olympiacos'a kaybetti Euro Lig'de. Sezon başındaki beklentileri karşıladı ama seriyi son maçta kaybetmek tabi ki üzücüydü. Real Madrid ile Manchester City çok heyecanlı bir, adına yakışır bir Şampiyonlar Ligi maçı oynadı.

Ligde Galatasaray çok ciddi bir avantaj yakaladı. Hem Süper Ligi, hem Şampiyonlar Ligi'ni, hem Fenerbahçe'nin basketbol macerasını, voleybolda finali ve Formula 1'de de önemli bir hakimiyeti konuşacağız. Oğuzhan selamlar. Selam abi. Tatilin umarım iyi geçmiştir.

İyi geçti, iyi geçti. Teşekkürler. Medeniyet gördüm, geldim diyorum böyle soranlara. Kültür karmaşısı yaşıyorum biraz ama olsun. O zaman seninle başlayalım. Bir hafta ant yerini doldurmuştu. Sağ olsun. Fenerbahçe, Olympiakos'a karşı son maça kadar sürüklediği seriyi 3-2 kaybetmiş oldu. Ben Real Madrid City'i izledim, sen de basketbol maçını izledin. Önce Fenerbahçe'nin performansını alalım.

Transkriptin tamamını oku

Genel seriyi böyle çok kısa değerlendirmek gerekirse, aslında şahsen gerçekçi olmam gerekirse ben kesinlikle 3-2'lik bir şey beklemiyordum. Olympiacos'un çok rahat bir şekilde Fenerbahçe'yi geçeceğini düşünüyorum. Hani maksimum olabilecek 3-1'di benim gözümde. Ama genel serideki basketbola baktığımız zaman hakikaten Fenerbahçe'nin sezonun en formda ekibi, açık ara en formda ekibi Olympiakos'u oyun anlamında ciddi bir şekilde sirklos ettiğini söylemem gerekiyor burada. Kesinlikle Fenerbahçe basketbol şubesi, erkek basketbol şubesi de gurur duyulacak bir seri. Her saniyesiyle beraber. çok önemli eksikleriyle oynadı. Bugün kağıt üzerine baktığımızda Fenerbahçe'nin en skorer oyuncularından olan, sağdaki belki de bir numarası skor opsiyonu Scottie Wilberkin olmadan oynadı bütün seriyi. Nemanja Bielissa kağıt üzeri takımın en önemli oyuncularından biri ama tüm sezon yoktu, geri dönmüştü Olympiakos serisinde yine oynamadı. Devin Booker uzun rotasyonda oynamadı, tüm sezonu neredeyse bençte geçiren Tonya Cechiri ekstra süreler aldı derken aslında çok güzel bir hikaye yazdı Fenerbahçe.

Lütfen bunu klasik kaybettik hakeme bağlı bir yorum olarak algılama abi ama ya bugün maçı izledim. Şöyle dördüncü periyodun artık ilk dakikalarında sinirden maçı kapadım. Ya bende son 8-9 dakikası yok maçın. En son böyle zalgerisi deplasmanını kapamıştım. Hakikaten korkunç bir hakem yönetimim vardı. Sen basketbolda hakemlik de yaptın bu arada değil mi? 3 yıl yaptım, evet. Hakikaten rezalet bir yönetim vardı. Zaten inanılmaz bir atmosfer var ve bu tarz bir yönetimde bekliyordum. Ama bu kadar fahiş, işte basketbolun varı olarak diyebileceğimiz, koçların challenge hakları oluyor, 2 tane hak kullanıldı. İkisi de %100 bariz ne olduğu, kararın ne olduğu çok açık olan pozisyonları Olympiakos cephesine verdiler. İşte maç berabereyken çok net bir hücum faulü ıskalayıp, onun dönüşü basket faul oldu ve Olympiacos oradan sonra momentumu eline geçirdi falan filan derken Fenerbahçe maalesef bu maçın belirli bir noktasından sonra artık kırıldı. Yani net olarak 5 tane fahiş hatanın olduğunu söyleyebilirim bu maçta. Zaten García González, Tomislav Hordo ve Milan Nedovic yönetti maçı. Hordov eşittir basketbol Euroligin en büyük eyyamcısı yani. Samimiyetle söylemem gerekirse. Hordov'u gördüğün zaman biliyorsun ki evet ev sahibi ekip bu maçta da şanslı. Maalesef öyle bir gün oldu ama özet olarak Fenerbahçe önümüzdeki sezon için iyi bir çekirdeği var Fenerbahçe'nin. Ituidis geldiğinde bunun 3 yıllık bir yapılanma gibi olabileceğini söylemişti. Çok uzun bir dağ var önümüzde ve biz onu yavaş yavaş tırmanıyoruz demişti.

Çok iyi mesajların alınabileceği ve önümüzdeki sezonun çok daha iyi hazırlanılabilecek bir riyolik tecrübesi oldu Fenerbahçe için. Tebrik ediyoruz Fenerbahçe'yi de. Zaten hani sezon öncesi bu şey söylense herkes okeydi herhalde anladığım kadarıyla. Olympiakos'ta son maça kadar zorladığı için Fenerbahçe'yi tebrik ederiz. Valla bu basketbol maçındaki gibi bir hakem Real Madrid vs. Manchester City maçında yoktu. Çok iyi bir hakem yönetimi vardı Şampiyonlar Ligi'nde ve maçı izlemekte o yüzden çok keyifliydi. Var kararlarına hemen karar veriliyor. Kartlık pozisyonlar, oynatmaya yönelik genelde faali mümkün olduğunca çalmıyor ve çok çok iyi bir maç izledik. ve Real Madrid'in çok iyi oynadığı bir maçtı açıkçası bunu beklemiyordum yani Manchester City bu kadar formda gelirken Premier Ligi dağıtırken işte Haaland rekorlar kararken falan daha iyi bir Manchester City bekliyordum ama ilk yarım saatin ardından maçta ağırlığını koyan topa sahip olan etkili geçişler yapan takım hep Real Madrid oldu. O açıdan şöyle garipti ilk 30 dakika City iyi başladı. Topla City oynuyordu bir geçişte Vinicius Junior

Müthiş bir cezasız dış şutuyla 1-0 öne geçirdi takımını. Madrid kötü oynuyorken 1-0 öne geçti. Ondan sonra Madrid golü bulduktan sonra çok iyi oynamaya başladı. 30'dan işte 70'lere kadar Kevin De Bruyne beraberlik golünü atana kadar ciddi bir Real Madrid üstünlüğü vardı. O sırada da bir anlık cezasız dışından bir pozisyon geldi ve De Bruyne bu kez mükemmel bir şut attı Vinicius gibi. Vinicius'tan daha da iyi vurdu hatta.

Çok sert vurdu ve aynı şekilde City golü bulmuş oldu. Yani City oynamazken City gol attı, Real Madrid oynamıyorken Real Madrid attı. Ve maç 1-1 beraber bitti. Tabii ki Manchester City için bu oyuna göre çok iyi bir sonuç. Deplasmandan eşitliği koparmış oldu ve artık bir önceki senenin aksine final maçı, karar maçı City'nin stadında oynanacak. Haalan çok etkisizdi.

Herkes milita anında yokluğunda halantın çok etkili olabileceğini, ceza sahası içinde ciddi bir üstünlük kurabileceğini söylüyordu. Ben de söylüyordum hep bunu. Çünkü Real Madrid kendi ikinci bölgesinde yeri geldiği zaman çok bekleyen bir takım. Oldukça geride kabullenebiliyor zaman zaman. ve Haaland oralarda çok üstün fizik gücünü kullanabilir diyordum ama Rudiger müthiş bir performans sergiledi. Ben zaten Rudiger'in çok underrated bir stopper olduğunu düşünürdüm. Yani Chelsea'deyken falan değeri bilinmiyordu bence. Kendi rüştünü ispatlayan bir performans sergiledi. Vinicius Junior çok iyiydi. Benzema yine çok iyiydi. Rodrigo ağırlığını ve şeyini koyuyor artık. O da geliyor yani.

O da etkili bir maç çıkardı. İzlemesi çok keyifliydi gerçekten. Alp abi de çok güzel anlattı. Ömer Üründül de güzel yorumladı. Bir futbol akşamı yaşadık. Sizin stresli geçen akşamınıza Aziz Yıldırım'ın sözü gibi bizim hayatımız daha rahattı. Keyifli bir Şampiyonlar Ligi akşamıydı. Üzüldüm şimdi senin için.

Ama yok abi ben şeyde çok rahatladım. Golleri gördüm tabii. De Bruyne'nin golündeki file sesi böyle bir... Oh be! Gerçekten çok rahatlattı. Vinicius'un golünü de gördüm bu arada. Hani jeneriklik anlamında hakikaten iyi akşam olmuş. Gerçekten. Ben şeyi merak ediyorum. Mesela Kamavinga mı Nacho mu oynayacak diye sol bekte beklerken oranın ciddi bir zafiyet yaratabileceğini düşünüyordum ama tweetlerden işte sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla Kamavinga bayağı iyiydi.

Bernardo'yu ezdi baya. Orada sol tarafta çok net üstünlük kurdular ama Vinicius da çok etkiliydi. Çok da iyi oynadı ama hakkını vereyim. Walker, Rhys James'lere göre çok daha iyi savundu. Chelsea'nin sağ tarafına göre Walker çok daha doğru derinli kaldı yani o alanları vermedi Vinicius'a. Vinicius yine çok iyi oynadı yoksa. Bir de Rodri ona sürekli yardıma gitti. Orayı iyi çalışmışlar. Yani Vinicius durdurulamaz derecede hızlı ve yetenekli bir oyuncu. Ve ne kadar durdurulabilir dersen bu kadar durdurdular. Yani Pep Guardiola oyun olarak oyunu alamadı bu akşam. Geçen seneki City daha iyiydi yani. Geçen seneki City Real Madrid teşhişleşmesinde City'e elenmişti ama. Oyun olarak daha iyiydi bu akşamdan. Ama bu akşam sonucu istedikleri gibi aldılar. Bu akşam Pep Guardiola oyun olarak çok memnun değildir ama Vinicius'u, Rodri ve Volker olabildiğince kapattılar o taraftan. Ama kapatsalardı golü attı adam yani. Çünkü çok iyi. Vinicius Jr. gerçekten dünyanın en iyi kanat oyuncusu olduğunu düşünüyorum. Her iki kanatta da yani. Sağ, sol. Her ikisinde de en iyi olduğunu düşünüyorum. Çok hızlı, çok dinamik, çok iyi bir takım oyuncusu. Ruben Diaz olmasaydı muhtemelen bir iki tane asisti vardı. Diaz onları çok iyi kesti. Benzemeyi boş kaleye attırıyordu yoksa yine. Keyifliydi onun dışında. Camavinga'nın sol back performansı da bayağı iyiydi gerçekten. Rodri kart görmeden çok iyi faaller yaptı orta sahada. Yugoslav oyunlarını yaptı diyorsun yani. Pep hocamla bir şeyi sevdiğimizi fark ettim. Ben 6 numara pozisyonda hep kalıplı stoper gibi olan uzun boylu, ebatlı orta saha oyuncuları kullanılması gerektiğini düşünürüm. Öyle isterim yani. Bir teknik direktör olsam muhtemelen... Hani mesela elimde Torreira gibi bir adam olsa, çok iyi bir orta saha...

Onu biraz daha öne atıp bir tane daha Joseph tipili bir adam arardım yani ikili yapalım falan. Tabii öyle olursa rakip yaradana gitmekte zorlanırız ama... Öyle bir adam arardım. Hoca da Stones artı Rodri ile iki tane ebatlı oyuncu koyup orayı olabildiğince kapattı. Bakalım İngiltere'deki maç da çok güzel olacaktır diye düşünüyorum. Aynen öyle. İstersen abi sen Torreira demişken... Lige geçelim değil mi? Lige geçelim. Aynen. O zaman hangisiyle başlayalım? Galatasaray mı, Fenerbahçe mi? Ben Fenerbahçe ile alakalı kısa konuşacağım. İstersen Fenerbahçe, Beşiktaş, en son Galatasaray'la gidelim derim ben. Ya şöyle, çok aslında biliyorsun kanalda da analiz videosu çekiyoruz. Çok kolay olmayacağını söylemiştim orada da.

Çok nettir çünkü her zaman. Teknik direktör değişimi eşittir, iyi yansımalar. İrfan Buz böyle çok çok beğendiğim bir teknik adam değil ama büyük maçları iyi hazırlandığını düşünüyorum. Özellikle Fenerbahçe'ye karşı iki maçını falan hatırlıyorum. Hakikaten her maçı da net olarak kitleyebiliyor. Bu maçta da çok fazla şaşırtmadı. Bir de bir buçuk senenin üstüne bir takım çalıştırıyor.

George Jesus yine saha içerisinde maalesef cevap veremedi. Hamleler aslında zamanında geldi ama Fenerbahçe'de son dönemde hissettiğim bir şey var, onu çok net bir şekilde görebiliyorsun. Bazı oyuncular hakikaten hangi pozisyonda ve oyun içerisinde ne amaçla, ne şekilde oynayabileceğiyle alakalı ciddi problemler yaşıyorlar. Yani bir ikilemde kalıyorlar aslında. Ferdi bir iç oyuncusu mu, back mi? Arda Güler sağ kenar oyuncusu mu, on numara mı? İrfan Can oynadığında işte sağ açık mı, on numara mı? Crespo giriyor altı mı, sekiz mi?

Maçta çok dengesizdi değil mi? Valencia mesela golcü değil de sol kanatlı oyuncusu gibi oynadı. Ceza sahası içinde neredeyse hiç görmeyip, kaleden çok uzak yerlerde top alıp bir de onları kaybetti. Ve Valencia'nın her top kaybı da Fenerbahçe kalesinde tehlike. Yani Giresun'un 12. oyuncusu gibi oynadı Valencia. Zaten bilmiyorum hocam, ben şöyle bir fikrim var. Yani adam 30 golü geçti. Ben geçen senelerde de çok beğenirdim, çok severdim Valencia'yı. Hani herkesin tartıştığı zamanda. Çünkü o zaman takım oyununa etkisi çok daha yüksekti. Adam tam tersi bir şekilde takım oyununa etkisini düşürüp golcülüğe olan etkisini 5'e katladı.

30 falan gol attı. Şimdi beğenemiyorum adamı izlerken. Geçmişte gol atmıyorken çok beğendiğim adamı şimdi takır takır gol atarken... Ben herhalde 30 gol atıp da bu kadar beğenemediğim bir performans... Yani utanmasam 6-11'e yazmayacağım Valencia'yı. Icardi Valencia olur 6-11'de. Oyuna etkisini beğenemiyorum adamın. Giresun maçında zararına falan oynuyordu. Şu konuda çok haklısın. Bunun ama ana sebebi şu.

Valencia'nın yani Forvet'te oynadığı zaman arkasında her zaman artı bir inisiyatif alacak bir oyuncu olurdu. Bu da merkez kalabalığına işaret eden bir şey. Biliyorsun seninle burada sürekli konuşuyoruz. Fenerbahçe'nin orta sahabe Forvet hattı arasındaki bağlantı sıfır. Ya kenarlardan gidiyorsun ya da beklerin bir şekilde topla dripling yapıyor ya da işte Salah'ın uzun toplarına kalıyorsun. O merkezdeki boşluk... Şimdi düşünsene mesela bazı maçlarda İsmail oynuyor, Crespo oynuyor, Arao İsmail falan oynuyor. Bu adamlar rakip ön sahada, merkezde topla inisiyatif alacak oyuncular değil.

Zaten farkındaysan o bölgeye ya sağ kenardan Arda girip top alıyor, ya sol kenardan Rossi içleşip alıyor. Bir noktadan sonra artık Valencia'da top almak için ya merkeze doğru kayıyor ya da kenarlara doğru kayıyor. Valencia'da öyle topla çok iyi bir oyuncu olmadığından dolayı ve Fenerbahçe o pas bağlantılarını merkez oyuncularıyla yapamadığından dolayı topla çok fazla vakit geçirmek zorunda kalıyor. Lütfen bir dikkat et, kenarlarda kim oynarsa oynasın. Ya da back oyuncuları, Fenerbahçe'de topu her zaman en fazla ayağında tutan oyuncular oluyor. Ki normalde merkez oyuncularının topu, hani oyunu kurabilmek sahayı daha geniş gördükleri için ayaklarını daha fazla tutan oyuncular olur. Ama Fenerbahçe'de iş böyle değil. Ve oynadığı partnerleri sahanın sürekli Valencia'nın üstüne doğru giderek, üstüne binerek oynadıklarından dolayı ben artık Valencia'nın ekstra kenara doğru kaçmaya çalıştığını düşünüyorum ki. Son 4 haftadır João Pedro ile beraber oynuyordu.

Bir İstanbul Spor Maçı'ndan sonra söylemiştim sana bunu. Pedro o kadar çok sağ tarafına doğru kayarak oynuyor ki. Sol forward Valencia'ya oynadığı zaman sırtıdırlık sağ kaydığında Valencia'yı ekstra kenara atıyor. Karar verme meziyetleri de çok düşük olduğundan dolayı, top kaybına çok meyilli olduğundan ve dengesiz olduğundan dolayı da top kayıpları yapıyor. Bu kadar inisiyatif almasına gerek yoktu geçtiğimiz sezonlarda. Sen de o yüzden beğeniyordun muhtemelen. Bu yıl öyle bir dezavantaj var maalesef.

Öyle görünüyor. Onun dışında da açıkçası Fenerbahçe'nin son 5 maça bakıyoruz. İşte Ankara gücü son dakika galibiyet, Başakşehir son dakika galibiyet, İstanbul spor maçında son dakika golüyle beraberlik, Giresun spor beraberlik ve Sivas spor galibiyeti. Bu 5 maçta maalesef bence Sivas spor dışında Fenerbahçe hep yetersiz bir oyun ortaya koydu.

Ben biraz bunları ligin sonuna gelmekte, hem kupada hem Avrupa'da hem ligde mücadele etmenin getirdiği bir takım yorgunlukların, sakatlıkların falan da etkili olduğunu çok düşünüyorum. Ve Fenerbahçe'yi şampiyonluk yolundaki, yani 3 takım arasında Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki en yıpranmış takım olarak görüyorum. Geçen Twitter'da Kaan'ın bir tweetini gördüm. Fenerbahçeli bir arkadaşımız. Şey diyor, ilginç yani geçmiş sezonlarda normalde Fenerbahçe böyle en kritik durumlarda kırılırdı. İşte Sivas Deplasmanı mesela herkesin puan kaybı beklediği maç çok rahat oynayıp kazandı. Gazisaray ve Beşiktaş derbilerinden sonra seriler yakaladı.

Hani kırılması gereken, işte puan kaybı beklenen maçları gayet iyi oynayıp puanları kazandı ama çok net galibiyet beklenen, 3 atar, 4 atar, rahat kazanır, bu maçı kazanmazsa olmaz denilen ilk haftalardaki Ümraniye maçı dahil, son dönemdeki İstanbul Spor ve bu Giresun Spor maçı dahil, bu maçları da bir türlü kazanamadı. O da ilginç oldu gerçekten. Ya şunun hiçbir açıklaması yok. Bu da son sözüm olabilir. Yani son 3 maçta İstanbul Spor ve Giresun'a 4 puan kaybetmek inanılmaz bir olay. Hem de öne geçmişken. Biri de evinde olmak üzere bu arada. Ve totalde 4 gol yiyorsun. Bu iki maçta normalde gerçekten maksimum 1 golle bitirmen gereken maçlar bunlar. Yediğin gol anlamında, rakip kalitelerini düşündüğümde. Ha bir Borussia Sainz ya da Riyad Bayić'ten beklerdim yani. Hatta İstanbul Spor'dan hiç gol yemeyi beklemezdim açıkçası. Korkunç, inanılmaz fırsat tepti Fenerbahçe. Bu saatten sonra da zaten yani mucizevi olur açıkçası diye düşünüyorum. Ben de öyle düşünüyorum. Ben zaten son haftaya kalmayacağını düşünüyordum çok uzun zamandır. Çünkü iki takım arasındaki performans ve ayakta kalma farkı yani daha dinçi olan, işte az önce bahsettiğim Avrupa ve Türkiye Kupası'nda da devam eden Fenerbahçe'nin sakatlıklarını falan da düşününce kırılmasını bekliyordum açıkçası. Ve Galatasaray böyle beklenmedik kara gümrük puan kaybını yaşamasa herhalde bitirmişti işi şu anda. Artı iki daha yazdığını düşünsen Galatasaray'a. Bitmiş oluyordu.

Tabii. Ben yine de Galatasaray bu seçimin ardından salı günü oynayacak tekrar İstanbul Spor'la. O maçı da kazanırsa Perşembe'de Trabzon Spor'la Fenerbahçe oynuyor. İstanbul Spor deplasmanından da Galatasaray kayıpsız dönerse herhalde çok çok büyük bir avantajı sağlamış olacak diye düşünüyorum. Ufak bir ara verelim ardından devam edeceğiz.

Galatasaray'da da şöyle bir durum vardı. Stad'tan izledim ben yine maçı. Son haftalarda biliyorsun Mertens ve Sergio Oliveira'nın performansının düşmesiyle ilgili bir gözlem söz konusu. Herkes tarafından kolayca gözlenebiliyor bu. Ben bunu biraz şeye bağlıyordum. İkisinin de yaşı da yüksek. 30'ları geçtiler. İşte Mertens 35-36 oldu. Yeni doğum günü vardı galiba hatta Mertens'in. Evet, aynen. Ve bütün sezon boyunca o sezonun yükünü taşıdılar. Son haftalarda da düşmüşlerdir diye düşündüm. Bunu da Okan Hoca'ya sordum. Yani bu takım ligin en az 3'te 2'lik bölümünde en iyi ön alan baskısı yapan takımlardan biriydi. Hatta en önemli özelliği buydu. Ama son haftalarda rakip kolay kuruyor bu ön alan baskısını dedim. Bu zayıflamayı neye bağlıyorsunuz? Mertens ve Oliveira'ya bağlıyor musunuz dedim. Hani performansı kötülerdi. Okan Hoca da biraz benim ufkumu açan, çok beğendiğim bir cevap verdi. Burada aslında yani ön alan baskısında öndeki oyuncuların, orta sahancıların rolü kadar savunmadaki oyuncuların da rolü var. Yani onların da takımı öne etmesi, takım boyunu kısaltması gerekiyor. Burada zaman zaman takım boyu uzadığı zaman özellikle orta sahancılar için çok büyük bir alan çıkıyor. Orada Icardi için de Mertens için de Torreira ve Sergio için de yüksek bazen fazla alanlar çıkıyor. Yani 1-0 önde olduğumuz bölüm

Den sonra Başakşehir aslında daha çok oyun kurmaya çalıştı. 1-0'a kadar çok oyun kurmadı. İkinci yarı daha çok pasla çıkmayı denedi. İlk yarı yapılan pas sonrası daha çok uzun topu, savunma arkası topları denediler. İkinci yarıda aslında doğru yaptığımız baskılar da oldu ama yani bu oyunu, pas oyunu iyi oynayan bir takım Başakşehir. Burada iyi oynadılar. İlk maçta onu kötü oynamışlardı. Çok fazla top kazanmıştık. Bugün de kazandığımız toplar oldu ama... Genel olarak baktığımızda 1-0'ın da önde olmanız... Arkada daha az risk aldık. 1-0 önde olduğumuz için. Önde zaman zaman baskılarımızı daha az kişiyle de yaptık. Daha kolay bir şekilde çıkmadık. Stop hayallerimizi oradan çok çıkartmadık.

Bunun neticesinde de ön alan baskısında kırılmalarımız olsa da pasta geçseler de dediğim gibi ana amaç rakibimize pozisyon vermemekti bugün. Yani maçın genelinde. Rakibimize pozisyon vermedik. Ama oyuncuların tabii ki sakatlık sonrası oluyor. İşte moral bozukluğu sonrası. Zaman zaman kendi oyunlarını tam olarak ortaya koyamıyorlar. Ama bugün maçın genelinde ben oynadıkları süre içerisinde Dries'in de %100'ünü verdiğini düşünüyorum. Sergio'nun da aynı şekilde. Yorulduktan sonra da ikisini de zaten oyunun dışına aldık.

Bu çok doğru. Çünkü ben maçta şunu fark ettim. Daha ilk Başakşehir uzun top atıyor, avut atışı kullanıyor Muhammed Kaleci. Abdülkerim'den sonra çık çık diyor öne kadar, orta sahaya kadar. Ondan sonra çıkmıyor. 30 metrede bekliyor yani ve takım boyu çok uzuyor. İcardi de çünkü stoperlere gidiyor o sırada, Muhammed pasta başlarsa diye. Ve çok uzun mesafede karşılıyor. O çok uzun mesafe karşıladığın zaman Mertens ve Oliviera'nın kaplaması gereken alanlar 30-40 metrelere çıkıyor.

Zaten atlet oyuncular değiller, yani Mertens çabukluğu iyi de hem uzun mesafe hızları yok hem Olivera'nın çabukluğu da çok kötü. Hem dar alanda yavaş Olivera hem geniş alanda yavaş. Mertens en azından dar alanda çabuk. İkisinin de böyle dezavantajları varken alanı genişlettiğinde tabi daha göze batıyorlar. Ama bu da şundan oluyor anladığım kadarıyla. Hatırlarsan Karigümrük maçında Cagney'nin attığı golde Galatasaray savunması öndeydi.

ve adekok beden seken topu böyle bertolatçı biraz gelişi güzel bir şekilde arkaya hemen atmıştı ve top ters falso alıp juggerinin tam önüne düşmüştü nelson da ona yetişemeyip golü yemişti galatasaray şimdiden sonunu yaşadığı için son haftalarda galatasaray o 1-0 lık modu biraz bundan açıyor daha temkinli Orta sahaya kadar çıkmayalım, bir serseri top arkada başımıza bela oluyor düşüncesiyle. Bir sıfırlık modu açmış gözüküyor. Çok daha temkinli. Mesela Abdülkerim'in önünde çok geniş boş alan var. Ligin ilk 30 haftasında oraları kat ederdi mutlaka. Orta keserdi, dribbling yapardı. Veriyor Kazımcan'a, duruyor stoper yerinde. Yani iki stoperden bir tanesi boş almıyor, iki stoper de yerinde duruyor mesela. Mesela Musiler'i sonra altı numaralara oynamamak için çok tedbirliydi. Gerekirse taça vurdu, backleri attı.

Böyle daha tedbir haftaları başlamış Galatasaray'da. O tedbir haftaları tabii böyle dolu düzgün, işte çok şiddetli 5 kişi, 6 kişi ön alan baskılarından kazanılan toplar ve atılan goller gibi renkli ve izlemesi keyifli Galatasaray'dan uzaklaştıracak biraz futbol severleri. Yüzde yüz, yüzde yüz. Daha pragmatist. Ben mesela aynı oyunu Başakşehir'e karşı oynadıkları oyunu Karagümrü'ye oynamış olsalardı o maçı da 1-0, 2-0 alabileceklerini düşünüyorum. Ama iki hafta önce öyle düşünmüyorduk Altı Saray takımı olarak. Biz basalım çatır çatır, Alanya'ya da 4 atmışlardı çünkü bir önceki hafta.

Burada da atarız 4-5 tane diye. Yine 3 tane attılar. Gerçi de işte arkadaki tedbiri bırakıyorsun önde şiddetli oynamak istediğinde. Şimdi o tedbiri arttırmışlar. O zaman da biraz Mertensler ve Oluveralar kötü gözükecek gibi. Ve belki son haftalarda biraz daha Oluvera yerine Mitsio gibi isimler görebiliriz. Mertens yerine de Zaniolo gibi isimleri biraz daha fazla süre alırken görebiliriz. Ama ben yine Galatasaray'ı diğer rakiplerine göre özellikle Fenerbahçe'ye göre çok daha önde gördüm açıkçası.

Şeyde biraz faktör oldu tabi ya, kupa maçındaki Başakşehir iyi bir donü oldu Galatasaray'ın oyununu yine Başakşehir'e karşı geliştirmesi adına. Çok doğru söyledin. Bir de aslında maçın başlarında yine Boyi ve Kazımcan biraz daha cesur oynuyordu ama böyle 2-3 tane, bir tane Deniz Türüç sağdan bir tane de Serdar Güller soldan pozisyon yakaladı. Çok doğru.

İlk 15 dakika 3 tane pozisyonu vardı Galatasaray'ın. Ondan sonra 3 kere sarttılar. 2 kere Serdar, 1 kere diğer Deniz sarttı. Yani 1 kere Kazımcan'ın, 2 kere Boyun'u arkasına sarttılar. Ondan sonra dediğin çok şey oldu. Bir de maçtan önce ben olacağını fark ettim. Isınmada Emre Hoca 4-3-3'ü dizdi takımı. Yarı alanda ve rakipsiz kontra atak geçişi oynadılar. Sağ bek, sağ açık, deniz. İşte Biglia falan kendi arasında küçük küçük eller yapıyor. Ondan sonra Biglia topu sol tarafa uzun çapraz atıyor. Serdar Gürler alıyor, orta kesiyor ve orada ceza sahası içinde arka direk falan kalabalıklaşma ısınması yaptılar. Hani bu direk Türkiye kupasındaki oyunun birebir aynısını taktiği. Galatasaray o şekilde elendiği için de artık biliyor onu. Bildiği için daha doğru oynadı. Yani rakibinin taktiğini bildi. Mesela o çapraz topları falan neredeyse hiç attırmadılar. Daha temkinli bir Galatasaray vardı. Zaten bir korner dışında da Başakşehir'in hiç tehlikeli bir pozisyonunu hatırlamıyorum yani.

bir denizin şutu vardı işte. Mustara bayağı Kontrpiye'de kaldı ama iyi çıkardı. O denizi ilk sarktığında mesela içeri Figeredo'ya biraz daha erken asla Abdülkerim yetişti yani o kadar ağır karar verdi orada. Bu arada ben Başakşehir'in pas sakinliğini falan da inanılmaz beğendim dün. Hani hiç öyle çok ezildi

ama tabii Galatasaray abi çok kaliteli kadro. Gerçekten çok kaliteli. Ne kadar penaltıyla skora gitmiş olsa da fark etmez yani. O kalenin içerisinden çıkan 3-4 pozisyonun hepsinde bir kalite söz konusu baktığında ve bu senin pragmatist dediğin artık ister istemez zaten oyuncuların biraz daha kendilerini geri çektiği oyunu da hem böyle kaliteli hem tecrübeli ayaklarla oynayabilirsin. Evet belki Olivier Raoult Mertens oyunun bazı anlarında defo yaratabiliyor ama herhalde buraları da

Bu son tüzlüğü de en iyi oynayan birkaç tane oyuncudur herhalde Galatasaray kadrosunda. Ligin boyu kısaldı, Galatasaray böyle oynamaya da devam edecektir. Önünde de aslında çok böyle oynamalık maçlar var zaten. Fatih Tekke böyle bir antrenör, Rıza Çalınbay Sivas'ı böyle, Tonlay Kafkas'ın Ankara gücü takımı böyle. Bakalım. Yani ben de Galatasaray'ın çok kolay puan kaybedeceğini düşünmüyorum bu şekilde.

Beşiktaş'a değinelim. Onlar da kolay kolay puan kaybetmiyor ve Antalya Spor karşısında da geriden gelip galibiyetlerini aldılar. Yine Cenk'in golü, yine Abu Bakar'ın golü. Beşiktaş'a ne diyorsun? Abi Abu Bakar diyorum. Yani hakikaten çok etkiliyor beni ya. Futbolu benim için çok basitleştiriyor Abu Bakar. Hakikaten üst düzey bir kalite. Ve aklımda hep aynı soru. Yani şu diz sakatlı olmasa acaba nerelerde olurdu düşüncesi. Ve Şenol Hoca'nın ben teknik adamlığını gerçekten çok fazla beğenirim. Ve kendini geliştirdiğini, yani bu tarz adamlar hani genelde daha eski kafalı olarak kalabiliyor ya abi özellikle de yaşında verdiği şeyle. Bazen Fatih Hoca'nın bile buna ayak uyduramadığını görüyoruz. Hatta Cesus'u bile bazen kendini değiştiremediği üzerinden eleştiriyoruz. Ama Şenol Güneş'te bu yok. Her zaman aynı hücum anlayışı, bunun üzerine tekrardan bir şeyler ekleyerek yaratmaya çalıştığı bir düzen var.

Ben daha çok Beşiktaş'ın bugünlerini önümüzdeki sezonun hazırlığı olarak görüyorum bir yandan da. Tabii ki hala bir ikincilik şansı var ama bu oyunun Şenol Hoca'nın da bazı maçlardaki maç sonu açıklamalarına da baktığımız zaman biz bir oyun inşa etmeye çalışıyoruz, bir kadro oturtmaya çalışıyoruz demeçlerinin aslında önümüzdeki sezonun hazırlık olduğunu görüyoruz. Karşısındaki rakip kırıldığı an bunu çok iyi bir şekilde kullanabiliyor ki Antalya maçında da Bünyamin atıldıktan sonra Durantop beraberinde goller gelmeye başladı. İyi oturan şeyler var o kadroda. Yani Cenk, Abubakar işte oynarsa sağ tarafta Gezal. Merkezini ben çok beğeniyorum Beşiktaş'ın. Redmond. Aynen Redmond. Gezayla inanılmaz bir yeme yakaladı. Merkezini çok beğeniyorum ki Mia Zaytz'ı almaya çalıştığı çok fazla yazılıyor.

Bu oyunda Zaits'i düşünüyorum. Hakikaten Beşiktaş'ın gümbür gümbür geldiğini de söylemem gerekiyor. Öyle çok mu dominant, işte vura vura mı kazanıyor maçlarını? Hayır. Ama en azından bir Teknik Adam değişikliğinin ardından, bir Abu Bakar eklemesinin ardından bir takım ne kadar iyi olabilirse Beşiktaş da o kadar iyi oynuyor.

Dikkat edersen hep böyle underrated oyuncuları alıyor Şenol Hoca ve aslında bunlarda çok daha fazlası var ve ben o fazlayı ortaya çıkaracağım planı yapıyor. Mesela Ammir Aziz Amatövüç öyle, Onur Bulut öyle, Miha Zaits dedin direkt öyle. En underrated oyunculardan bir tanesi. Yani içindeki cevheri çıkaramayan. Kesinlikle. Sanki böyle Salih'in derbiden sonra bir açıklaması vardı ya, Allspore'u izlemiş uzun süre. Şey demişler, bunlardan hangisini Galatasaray orta sahasına alırsın demişler. Salih de çok alınmış bu duruma tabii ve derbide Beçiktaş orta sahası net üstün geldi Galatasaray orta sahasına öyle kazandı. Tabii kanatlar da üstün geldi ama orta sahada üstün gelmişti yani. Şimdi sosyal medyada görüyorum insanlar, Salih kusura bakma da yine almayız diyorlar.

O da doğru. Ama gerçekten mesela Salih de öyle bir oyuncu. Underrated yani daha fazlası vardı kariyeri boyunca. Olmadı. Alanya'lar falan oldu. Ki en istikrarlı sezonlarından birinde yaşıyor bu arada ya. Ben beğeniyorum Salih'i yani. Evet. Tabii faydalı da oynuyor, iyi de oynuyor. Hatta çok daha büyük bir oyuncu olabilirdi tabii. Biraz öyle transferler yapıyor Şenol Hoca. Hani sanki işte böyle Amerikan filmlerinde olur ya böyle bekleneni veremeyen şeyi kurarsın. Ekibi kurarsın ve hepsinin içinden bir cevher çıkar modeli.

Belki seneye öyle Beşiktaş Amerikan filmi vari bir şey yapar. Bu arada hem diziler olsun filmler olsun benim en sevdiğim film bölümleri de öyledir. Yani takım toplama, ekip toplama bölümleri hep böyle çok keyifli olur. Meşhur işte o hırsızlık filmlerinde falan gidip herkesin en iyi olduğu tarafları falan toplarsın ya. Biraz Beşiktaş öyle bir ekip toplama fikrinde gibi geliyor bana. FMC ruhunu yansıtıyorsun abi. Bakış açına da hayatına da yansıtıyorsun diyebiliriz yani.

Eyvallah. O zaman voleybol ve F1 mi var önümüzde? Aynen. Amatör branş dedik mi sözü ben hemen burada alırım abi merak etme. Hangisini konuşmak istiyorsun ilk? Önce F1 ile başlayalım.

Orada çok büyük bir şey varmış, dominasyon varmış. Çok uzun yıllardır görülmeyecek derecede bir aracın, arabanın, Red Bull'un çok daha hızlı olduğu söyleniyor. Diğerlerinden, rakiplerinden. Öyle mi gerçekten? Doğru. Ben %50, %60 takip ediyorum yarışları. Ama sağolsun Ant muazzam bir rapor hazırlamış. Orada da bilgilendirmiş olalım izleyicileri.

Ama şunu söylemede edemeyeceğim. Ben bir Hamiltoncıyımdır her zaman. Şeye çok tutuluyorum. Hamilton şampiyonluklar kazanırken arabası çok iyi kardeşim diyenler şu an ortalıkta yok. Ama Max Verstappen böyle bir araba kullanınca çok iyi pilot oluyor. Orada hemen bir sistemimi araya sıkıştırmış olayım. Abi 5'te 5'de gidiyor Red Bull bu sezon ve bu 5 yarışın 4'ünde de 2 pilotunu 1. ve 2. yaptı. Podyuma sokabildi.

Bunun örneklerini tarihte araştırdı Ant. 1988'de 16 yarışın 15'ini kazanan bir McLaren var. 2004'de 18 yarışın 15'ini kazanan Ferrari var ki zaten miyaj şümer. O dönemi izliyordum ben de evet. Yaz arasına girmeden çıktı. 13 yarışın 12'sini kazanıp şampiyonluğunu ilan etti. Orada da Monaco'da duvara çarpıp fulleyememiş. Yani muhtemelen çarpmasaydı orada da fullü yapardı. İşte 2019-2020 benim az önce sitem ettiğim sezonlar. Mercedes, Hamilton çok acayip bir, çok dominanttı gerçekten o dönemde. Bu seneki Red Bull'da bu dominasyonu sağlıyor aslında. Burada güzel bir not

Düşünmüş hani büyük ihtimalle farkı erişilemez bir noktaya çektikten sonra Red Bull sezonun devamında. Gelecek sezonun aracına odaklanacaktır. Mühendislik biliyorsun F1'de çok çok önemli. Planlamı ve stratejiler, belli kurallar çerçevesinde. Ondan sonra rakiplerin yarış kazanacak hale geleceği biraz da düşünülüyor ama

Yani baktığım kadarıyla ve gördüğüm kadarıyla Aston Martin dışında da çok fazla Red Bull'u zorlayabilecek ve podyumdan indirebilecek bir ekip yok gibi gözüküyor. Valla aslında bu biraz reyting açısından ve izlenme açısından da çok sıkıcı bir nokta yabilebilir F1 açıkçası. Netflix üzülmüştür diye içimden geçirdim ben de az önce. Gerçekten Drive to Survive'e hiçbir şey çıkmayacak yani. Red Bull'un dominasyonu diye falan anca. Şeyi hatırlıyor musun? Ferrari bir ara her sene şampiyon olunca araca ağırlık takma gibi bir durum söz konusu olmuştu. Evet. Böyle bir şeyler hani engel olur mu bilmiyorum da hani gerçekten bir arabanın diğerlerinden çok daha iyi olması durumu biraz yarışların ruhuna aykırı geliyor bana da açıkçası. Evet burada şey var ama ya ben böyle çevremde espri seven ve hakikaten bunun mekaniğine kadar ilgilenen arkadaşlarım var.

Böyle kafalarına göre de tam değişim yapamıyorlar ya aslında bu rekabet unsurunu belli bir seviyede tutmak için belli kurallar var ama bazı takımların burada şey gibi bir düzen var galiba işte NBA'de en az galibiyet neredeyse alan takımların draftta öncelik alması gibi bir durum var galiba. Burada da ne kadar iyi bir takımsan arabaya yaptığın yatırımlar da sanırım o derecede büyüyor. Bu sebeple de mühendislikleri iyi olan, bütçesi iyi olan takımlar iyi bir şey yapıyor. Yani mühendis almak bile burada bir şey. Ama tabii 135 milyon dolarlıkta bütçe sınırı var her takımın. Fakat iki sezonu bir arada ilerletme şansları böyle bir rakip varken de yakalamaları imkansız bir halede geliyor. Ben valla bu sezonundan keyif almıyorum. Onu çok net bir şekilde söyleyebilirim. Ama inan bana bunun Hamilton'ın kötü olmasıyla hiçbir şey yok. Uyandık.

Yemin ederim. Teşekkürler. Eee böyle yapalım geçelim o zaman. Tamam, bugün Euroleague maçından önce de onu izliyordum. Bugün bol bol amatör branş aldık Dünya'ya. Hepsinde de Fenerbahçe var, tebrik ederiz. Hepsinde de Fenerbahçe var. Abi biliyorsun, dünyanın en büyük spor kulübü değil bu işin. Demiyoruz. Bak, burada da beklemediğim bir şey var aslında. Eczacıbaşı inanılmaz bir sezon geçirmişti. İlk mağlubiyetini zaten Fenerbahçe'den aldı bir önceki maçta. Burada net bir galibiyet gelmişti. Bugün de tiebreak sonunda 3-2 yendi Fenerbahçe.

Sultanlar Ligi'nde. Bir sonraki maç Perşembe günü oynanacak ve onu kazandığı takdirde de Fenerbahçe Sultanlar Ligi şampiyon olacak. Aslında kurulan kadro ve yapılan yatırımlar bunu hedeflemeye yönelikti zaten. Fakat genel kalite anlamında baktığında Eczacıbaşı'nın takım halinde çok iyi olduğunu, Vakıfbank'ın çok iyi olduğunu görüyorsun. Ama Fenerbahçe hakikaten wonderkitlerle bu yolda. Öyle söyleyeyim sana. Ana Cristina var Brezilyalı mesela 19 yaşında. Federosova var 19 yaşında. Melisa Vargas 22 yaşında. Hani böyle bir ekiple oynuyor Fenerbahçe ve hakikaten keyif de veriyor. Bu sebeple şampiyonluğa artık çok yakın diyebiliriz. Şampiyonlar Ligi'ndeki o mağlubiyeti Vakıfbank'a çok dramatik bir şekilde elenmişti Fenerbahçe. O finalinde Eczacıbaşı Vakıfbank finalinde Mayıs'ın sonlarına doğru oynanacağını söyleyelim bu arada.

Ama ligde bir teselli bulacak gibi duruyor. Ama burası Fenerbahçe tabii. 2-0'dan şampiyonluk kaybetse de kimse şaşırmasa herhalde. Ama ben yüksek ihtimal olarak görüyorum bu şampiyonluğu diyerek volleybolu da kapatabilirim.

Genç arkadaşlarımızı kutlarız. Voleybol da gerçekten Türkiye ciddi anlamda bir fark yaratıyor. Burada hem Eczacıbaşı hem Vakıfbank hem de Fenerbahçe'deki voleybolcu arkadaşlarımızı tebrik edelim. O şekilde kapatalım. Ağzına sağlık ol Can. Senin de abi çok teşekkürler. Gelecek hafta seçim var malum. Umarım orada da herkesi mutlu edecek bir sonuç çıkar ve ondan sonra da hafta arası maçlar oynanacak. Herhalde hafta arasındaki o Fenerbahçe-Trabzonspor maçından sonra yaparız bir sonraki bölümümüzü. Yani bir 10 günlük falan bir ara vermemiz gerekecek. Ondan sonra tekrar karşınızda olacağız. Dinlediğiniz için teşekkürler. Görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)