
2.809 kelime · ~14 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 9 Mayıs'ta alıyoruz. Seçime sadece 5 gün kaldı. Ve önceki gün, yani 7 Mayıs'ta, Ekrem İmamoğlu'nun Erzurum mitinginde yaşananlar gören gözlere önemli bir manzara sundu. Nefret kampanyasının ucu mu kaçtı, yoksa planlı bir provokasyon mu yaşandı, henüz belirsiz ama işaretlerini görüyoruz.
İşin faili siyasi hareketler kimlerdi ve saldırının ardından gelen tepkiler nasıldı? Bunların hepsini konuşacağız ancak Tren Topi'yi uzun süredir takip eden dinleyicilerin bildiği iki duygu arasındaki ilişkiyi yeniden ele alacağız. O iki duygu nedir diye sorarsanız, korku ve nefret. Bunların hepsi bu bölümde. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
7 Mayıs günü nasıl geçti? 7 Mayıs günü Fox TV'deki yayından çıkıp eve geldikten sonra Ali Yeşildağ'ın ifşaatlarını anlatan bir tren topik bölümü hazırlamaya koyuldum. Bir yandan da haber akışını takip ediyorum. Böyle saat öğleden sonra iki suları falan. Ekrem İmamoğlu'nun da o sıralarda Sivas'ta mitingi var. Oradan da Erzurum'a geçecek. İşte Kılıçdaroğlu'nun mitingleri, Akşener'in mitingleri falan var.
Fakat Erzurum belli ki gerilmiş. Gerilimin konusu miting alanı. Şimdi Erzurum'daki miting meydanı yani diğer tüm partilerin toplandığı meydanın adı istasyon meydanı. Dolayısıyla CHP yetkilileri de miting için istasyon meydanı talep ediyor fakat daha sonra bu talep reddediliyor.
Ve miting için şehrin dışındaki yaklaşık 200 bin kişilik yeni miting alanı gösteriliyor. Gazeteci İsmail Saymaz bu durumun nedenini 7 Mayıs'ta Sözcü TV'de şöyle açıklıyor. Bunun da gerekçesini şöyle izah ettiler. Bu 200 küsur bin kişinin alabileceği bir miting meydanı. Dolayısıyla bu miting meydanını CHP'ye vererek hem alandan uzak hem şehirden uzak tutmak hem miting meydanı içerisinde bir avuç kalabalık toplanmış görüntüsü ve fotoğrafını verdirmek için buraya yönlendirmeye çalışıyorlar.
Halbuki AK Parti'de, MHP'de, diğer partilerde hep istasyon meydanında toplanır. CHP birdenbire böyle bir muameleye maruz bırakıldı. Dolayısıyla miting gününe özel değil, arka planı olan bir gerilimden bahsediyoruz. Bu arada hiçbir mitingi baştan sona takip ettiniz mi bilmiyorum ama Anadolu'daki miting süreci şöyle oluyor. Önce seçim otobüsü şehirde turluyor böyle kornalar, müzikler vs. Bu esnada partililer konvoy yapıyor.
Kentte dolaşılıyor yani. Yer yer duruluyor ve otobüsten konuşmalar yapılıyor. Yetmiyor esnaf ziyaretleri yapılıyor. Bu esnada kalabalığın coşkusuna göre biri kürsüden halka hitap ediyor.
Bunların hepsi ana hatlarıyla önceden planlanıyor. İmamoğlu'nun konuşma yapacağı yerlerden biri de Havuzbaşı Kent Meydanı. Yaklaşık 3-4 bin kişilik küçük bir meydan. Fakat İmamoğlu'nun Erzurum'a gelmesine saatler kala bu meydan Erzurum Belediyesi'ne ait otobüslerle doldurulmuş, miting alanı bu şekilde kapatılmış. Millet Tifakı'nın il başkanları da bu görüntü karşısında bir basın araması yapıyorlar. Ya burada bizim mitingimiz var diye.
Açıklamayı takip eden Sözcü Muhabir'i Orhan Bozkurt'tan dinleyelim. Kübret Halk Partisi İl Başkanı Suat Tülger ve Dikine Demokrat Parti İl Başkanı Oğuzhan Kaya ve Deva Partisi İl Başkanı Emre Okumuş, okunca burada bir ortak basın açıklaması yaptılar ve bu alanın aslında bugün için özellikle kepaklı bir durum yaratılarak Sayın İmamoğlu'ndan halkın buluşmasını engellemek için bu alanı bu şekilde kapattıklarını belirtiyorlar. İmamoğlu'nun geleceği meydan, belediyenin otobüsleriyle doldurulmuş belediye kaynakları da diyor ki bunlar bizim yeni filomuz, halkımıza tanıtıyoruz. E iyi de neden İmamoğlu'nun geleceği meydanda tanıtıyorsunuz? O konuda bir açıklamaya rastlamadım. Bu esnada İmamoğlu da sosyal medya hesaplarından, miting alanındaki bu görüntüye ilişkin açıklama yapıyor ve şunları söylüyor. Erzurumlu hemşerilerinle saat 18'deki buluşmamıza engel olunmaya çalışılıyor.
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, bu nezaketsizliğin kara lekesini ömrün boyunca taşıyacaksın. Saat 18'de tüm Erzurumluları Havuzbaşı Kent Meydanı'na bekliyorum. Haydi Erzurum! Şimdi Erzurum'da yerel ölçekli bir gerilimden bahsettik. Şimdi odamızı Erzurum'dan İstanbul'a çevirelim.
Çünkü tüm bunlar yaşanırken İstanbul'da Erdoğan'ın mitingi var. Ciddi bir kalabalık toplanmış, büyük bir kalabalık Erdoğan'ı dinliyor. Erdoğan da açıkçası aslında bu kalabalığa bakarak moral depoluyor. Fakat siyasi tarihimize geçecek bir an, bu mitingin en dikkat çeken enstantanelerinden biri oldu. Yıllarca unutulacağını düşünmüyorum. Erdoğan, miting meydanına ne yaptı biliyor musunuz? Dev bir sinevizyon kurdurdu. Bu sinevizyondan çeşitli videolar izlettirdi insanlara. Ne mahsuru var diyebilirsiniz. Anlatayım. Bu videolardan biri, Kılıçdaroğlu'nun Haydi dediği kampanya videosu.
Kılıçdaroğlu haydi diyor, sonra ne oluyor biliyor musunuz? Ardından PKK yöneticilerinden Murat Karayılan görünüyor ve o da sanki haydi deyip alkış tutuyormuş gibi montajlanmış. Sanki Murat Karayılan ile Kılıçdaroğlu bir araya gelip kampanya videosu çekmiş gibi görünüyor. Erdoğan da bu anları, bakın burası çok önemli diye tanıtıyor milyonlara.
Bunlarla beraber, omuz omuza bu PKK'larla beraber yürüyoruz. Benim dinli ve yerli olan vatandaşım bunlara oy verir mi? Bu çok önemli. Böylece Kılıçdaroğlu ve diğer başkanlar, PKK yöneticileriyle yan yana servis ediliyor. Hep bir ağızdan haydi diyorlar. Peki nasıl yapılmış bu video? Teyit Org bunu araştırmış ve ilginç bir sonuca ulaşmış. Murat Karayıla'nın eski bir görüntüsü kesilmiş ve Kılıçdaroğlu'nun videosuna eklenmiş. Eski video, Karayıla'nın 15 Ağustos mesajı için 2021'de çekilmiş.
Diyebilirsiniz ki 15 Ağustos neyin nesi? 15 Ağustos PKK için önemli bir tarih. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik 1984'te Eruh'ta gerçekleşen ilk silahlı saldırının yıl dönemi. İşte bu videodan bir parça kesiliyor ve Erdoğan'ın videosuna ekleniyor. Bunu da Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan milyonlara izletiyor.
Erdoğan'ın bu çok önemli dediği yerde, Murat Karayalan ve diğer PKK kurmayları tıpkı Millet Tifakı Genel Başkanları gibi alkışla tempo tutuyor ve hayd ediyor. Kalabalıklar yuhalıyor, Kılıçdaroğlu'nu destekleyenler terör sevici hale geliyor. Bu esnada, miting alanında yapılan röportajlar da Erdoğan mitinglerinin artık bir nefret seansına dönüştüğünü gösteriyor. Ağabey, biz küffarın karşısında olanın yanındayız. Allah yar ve yardımcımız olsun. Biz gönül verdik. Rabbim onlara ömür versin. Ya Allah! Aynı dakikalarda Erdoğan nefret seansında milyonları kışkırtıyor. Bayraksızlar, vatansızlar, dinsizler... Hakaretler havada uçuşuyor. Bunların bayrağı var mı? Var! Bunların ezanı var mı? Var! Bunların dini var mı?
Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor Baybay Kemal'i? Bu teröristler. Öyle mi? Kalabalık kendinden geçiyor. Tekbirler havada uçuşuyor. Derken nefret seansına eşcinseller de meze ediliyor. CHP LGBT'ci mi? İyi Parti LGBT'ci mi?
Hadep LGBT'ci mi? Yanındakiler LGBT'ci mi? Şimdi gelelim bize AK Parti'ye LGBT girebilir mi? MHP'ye girebilir mi? Cumhur İttifakı'nın diğer ortaklarına LGBT sızabilir mi? Çünkü bizde aile kurumu kutsal.
Aile kurumumuza bu tür lekeyi sürdürmeyin. Kalabalık iyice coşuyor. Kadınlar kocalarıyla, kocalar erkeklikleriyle gurur duyuyorlar. Eşcinsel olmamakla övünen kalabalıklara arzu nesneleri tanıtılmaya başlanıyor. Silahlar, TCG gemisi, tok, köprüler, yollar, havalimanları... Türkiye, Kazakistan ile Pakistan'dan rengini alan, kendine özgü bir tür faşizmi deneyimliyor.
Faşizme karşı direnen halk kesimleri ise bu düzenin kurumsallaşmaması için sandığı bekliyor. Şunun altını çizelim. Daha önce de söylemiştik. Faşizm aşağıdan yukarıya arzu edilir ve yukarıdan aşağı örgütlenir. Faşizmi arzu edecek bir halkı yaratmanın yolu halk kesimlerine korku pompalamaktır.
Faşizmin üstüne yükseldiği, faşizmin üzerine bina edildiği duygu korkudur. Zaten güvencesizleştirilmiş, yoksullaştırılmış, geleceksizleştirilmiş kitleleri korkutmak, onların zihnini manipüle etmek de kolaydır. Şartlar olgunlaştığında bu kitleler bir güvence arayışıyla faşist mekanizmaya yaslanırlar. Önce en yoksullar yanaşır faşizme. Kontrol ise para babalarındadır.
Faşizm, eşitsizlik kusan kapitalizmin halk kesimlerine zorla dayatılmasıdır. Öyle veya böyle. Sen işine gelen köprüden geç. O pahalı olandan geçme. Onu biz özel sektöre yaptırdık. Bu kaynakların çeşitlendirilmesidir. Grev, toplu sözleşme, sigorta, sendika, bunlar emekçi sınıfların güvencesidir.
Güvenceli emekçi ise korkmaz. Dolayısıyla faşizme payanda olmaz. Buradan da emekçilerin ellerindeki güvencelerin bir bir alınması gerekir. Olağanüstü hali biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum, iş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, bir aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde 15 sene önce Türkiye'de olağanüstü hal vardı. Ama bütün fabrikalar hep grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri.
Ama şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine. Şimdi grev tehdidi olan yere biz o halden istifade ile anında müdahale ediyoruz. Güvencesi elinden alınan halk kesimleri gücün peşine sürüklenir. Güç, onların hayatta kalmasının yegane yoludur. Süreç içinde bu kitleler lümpenleşir, yozlaşır ve güçle özdeş hale gelir. Ve bir süre sonra kendisi dışındaki halk kesimlerini bir canavar olarak görmeye başlar.
Sonuna kadar reis. Neler yaptı. Bir yirmi beş sene önceki hatırlamazsınız siz. Benim eşim devlet hastanesinde çalışırken... ...sigortada ben çocuğumu gösteriyordum. Birimiz bir kuyruk da biliyorsa bir... ...doktor beni azarladı. Hadi dedi, yürü dedi, git fakültede uğraş dedi. Böyle bir muamele görüyorduk. Şu an biz doktor dövüyoruz. Şu an doktorları beğenmiyoruz, doktor dövüyoruz. O rahatlı.
Güvencesizlik, faşizmin pınarıdır. Fakat faşizmin çarkları neredeyse hiçbir zaman kendiliğinden işlemez. Şartları olgunlaştırmak, bizzat devlet mekanizmasının sorumluluğundadır. Buna benzer dönemlerde siyaset yapan Bülent Ecevit, 1977'de Şiran'da yaşanan saldırının ardından başbakan sıfatıyla konuyu araştırıyor ve bir yere gelince tıkanıyor. Ve bu aşamada ilk kez bir şeyin varlığından bahsediyor Ecevit.
İşte aldığım bilgilere göre Türkiye'de devlet içinde ama devletin denetimi dışında bir örgütlenme var deyip bundan duyduğum kaygıları. Anlattım. O arada tabii kontrgerilla açıklamaları geldi. Tabii kontrgerilladan kastedilen büyük bir olasılıkla o Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısıydı. TSK'ya bağlı Özel Harp Dairesi'nin adı 12 Eylül'den sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak değiştirildi. Bu birim, Türkiye'nin olası bir işgale uğraması halinde sivil halkı ayaklandıracak işgale önleyecekti.
Bu şekilde meşru hale getirilen faaliyet, sivil unsurlarla ilişki haline geçti. Ta 1950'li yıllarda. Fakat bu işgal, her zaman yabancı bir devlet gücünün Türkiye'yi işgal etmesi şeklinde algılanmıyordu. TSK'nın politikleşmesiyle birlikte Özel Harp Dairesi uzantıları iç siyasete de müdahale olmaya başlamıştı. Ecevit'e ülkeyi yönettirmek istemiyorlar, mitinglerini provoke ediyorlardı.
Ecevit'in başına bunların geldiği tarih Mayıs 1977'dir. Yani 1 Mayıs 1977'de gerçekleşen katliamın ardından yaşanır tüm bunlar. 5 Haziran'da da seçimler yaşanacaktır. Fakat tıpkı bugün olduğu gibi saldırılar seçim atmosferini belirler. Tokat Niksar'da otobüsü kurşunlanır Ecevit'in. Sonra Şiran'da bitingi taşlanır. Oradan İzmir'e uçan Ecevit'e havalimanında suikast girişiminde bulunur.
seçime 10 gün kala öyle bir atmosfer yaratılır ki Ecevit'in mitingine katılmak cesaret isteyen bir işe dönüştürülür. Aynı değil ama benzer bir süreçten geçiyoruz ve bunların örgütsüz, organize edilmeden olduğunu düşünmek hatalı olur. Burada bölüme kısa bir ara verelim. Malumunuz bu şekilde finanse ediliyoruz. Aradan sonra Erzurum'a geri döneceğiz.
Şimdi odağımızı yeniden Erzurum'a çevirelim. Miting saati yaklaşıyor. Miting başlamadan önce Erzurum Ülke Ocakları binasına dev bir pankart asılıyor. Pankartta şunlar yazıyor. Her gittiği yerde Selahattin Demirtaş'a özgürlük isteyen Ekrem. Erzurum'da da istesene. Yanlış yerdesin Ekrem.
Bu pankart sosyal medyadan da paylaşılıyor. Bu esnada ilginç bir şey yaşanıyor. İmamoğlu miting alanına geliyor ancak ona sadece bir trafik polisi eşlik ediyor. Miting alanının karşısındaki havuz çevresinde de Erdoğan'cılar toplanıyor. Erdoğan'cılar deyince sadece AKP'leri düşünmeyin, MHP filan alı birçok kişi. İmamoğlu'nun otobüsünün önünde de 1000-2000 kadar İmamoğlu taraftarı var. İmamoğlu otobüsün üzerine çıkınca terörist tekrem tezahüratları başlıyor. Derken taş yağmuru. Erzurum! Her şey! Her şey! Göreceksiniz bu insanları! Polisler hala takip ediyorsunuz, bak seyrediyorsunuz! Polisler! 200 kişiyi seyrediyorsunuz polisler!
Emniyet müdürü, vali, belediye başkanı hakkınızda suç duyurusunda bulunacağız. Bakın, sizin zarar görmemeniz için... Hayır, cevap vermeyin sevgili gençler. Hayır, sevgili gençler.
Provokasyon ve buradaki bir avuç insan tehlikeye atıyorlar sizi. Biraz geriye doğru geçin. Biraz geriye! Biraz geriye! Taş yağmuru esnasında bir taş, İmamoğlu'nun korumasına gelince, İmamoğlu'nu alelacele otobüsün içine indiriyorlar. Bu esnada otobüsün camları da patlamış. Şoför panikle otobüsün gazına basıyor ama bu sefer de taş yağmuru ile İmamoğlu taraftarları baş başa kalıyor. Durumu fark eden İmamoğlu, otobüsü durduruyor ve dışarıya şu konuşmayı yapıyor. Ne?
Emniyet Güdürü Vali, biz bu güvenliği sağlayana kadar burada duracağız. Vatandaşın güvenliğini sağlayana kadar Burada duracağız, bir yere gitmiyoruz. Sizler, sizler burada provoke edilmiş kadınların başına, elinde Türk bayrağı olan insanlara taş attırıyorsunuz. Bunun ardından iki adet toma yol açıyor ve İmamoğlu'nun Erzurum'u terk etmesi sağlanıyor. Takip edemeyenler için söyleyeyim, bu olay sosyal medyada ciddi bir infiale neden oldu.
Saatler boyunca AKP'li yetkililerden açıklama bekledik ama gelmedi. Bu esnada AKP'lilerin bir kısmının yazdıkları tweetleri sildiği birkaç saat yaşadık. Ne diyeceklerini bilmiyorlardı. Mesela AKP MKYK üyesi Emre Cevil Ayvalı, Demokrasilerde terör yandaşları vatandaşlarla eşit muamele görmezler dediği ve 10 dakika içinde sildi. Silinmeyenler de var tabii. Mesela Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, Erzurum'da şeytan taşlamışlar diye tweet attı. Henüz silmedi. Ülke Ocakları Genel Başkan Yanlışı Burak Kılıç, çakallara haddini bildiren tüm vatandaşlarımıza bin selam diye tweet attı ve henüz silmedi. Gözler İçişleri Bakanı Süleyman Soğlu'ya çevrilmişti.
Soylu, akşam Ülke TV'ye bağlanarak Erzurum olaylarına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamasına İmamoğlu'nun terör seviciliği imasıyla başladı. Aynı şahsın, yani kendini devletin üzerinde gören ve devletin kendisini ikaz etmesine rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni terör örgütü elemanlarıyla dolduran, Soylu'ya göre suçlu İmamoğlu'nun kendisiydi. Polis son derece doğru yerde duruyordu. Yapılması gereken her şeyi yapmışlardı. Hiçbir emniyet yetkilisinin suçu yoktu. Valide görevini yapmıştı. Zaten yaralanan da yoktu. Hepsi tiyatroydu.
Halbuki çocuklar ve kadınlar da dahil olmak üzere çok sayıda yaralı vardı. Fotoğraflar korkunç. Tek bir işi vardı soylunun. İtidal çağrısı yapmak ve yaralılara geçmiş olsun dilemek. Onun yerine nefret diline devam etti.
Ona göre olayların kışkırtıcısı İmamoğlu'nun kendisiydi. AKP'nin Erzurum Belediye Başkanı Mehmet Sekmen'e göre de olayları kışkırtan CHP'lilerdi. Taş atanlar da kendileriydi. Korkuyorlar sevgili arkadaşlar. Yanlış anlamayın. Bu rant saltanatı bitecek diye iktidardakiler korkuyor.
alternatif bir gerçeklik evlerine hapsettikleri gençleri ise korkutuyorlar. Masum gençlerin kanına giriyorlar. Biz gidersek insanla hayvanlar evlenecek demeye kadar vardırdılar işte. Bizlere bakınca bir canavar görüyorlar. Hayatlarında kötü giden her şeyin ama her şeyin sorumlusu olarak hiçbir sorumluluğu olmayan bizler hedefe oturtuluyoruz.
LGBTİ bireyler endişe için de seçimleri takip ediyor mesela. Kılıçdaroğlu taraftarları her gün yedikleri hakaretler karşısında sessizce seçimi bekliyorlar. Sadece hakaret de değil, tehdit son derece açık şekilde zikrediliyor artık. Mesela Devlet Bahçeli, Yalova mitinginde Kılıçdaroğlu'nun ittifak ortakları alsa alsa vücutlarına mermi alırlar diyebiliyor.
Kılıçdaroğlu'nun ittifak ortakları Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kaldıracaklarını vaat ediyor. Afrin'i geri alacaklarını söylüyorlar. Bu hainler alsalar alsalar ağırlaştırılmış müebbet ceza alırlar da ya da vücutlarına mermi alırlar. Pek açık ki bu dil normal şartlara özgü, alelade bir seçim gerginliğine ilişkin bir dil değil. Bu tehdit diliyle arzu onan muhalif halk kesimlerinin zihnini manipüle etmek, değişim coşkusunu son hafta sindirmek, olası provokasyonlarla muhalefetin üzerine polisiye tedbirlerle gitmek için fırsat kollamak. Peki ya halk kesimlerinin bu olaya tepkisi ne oldu?
Şimdi bu konuya ilişkin tek verimiz, bizlere sokaktaki gazeteciler tarafından sağlanıyor. Bu noktada konuştuğum gazeteciler, halkın büyük çoğunluğunun olayı kınadığını, hele hele Karadenizlilerin, İmamoğlu hassasiyetinin kabardığını anlattılar. Yani sokakta namus tutan isimlerin bana aktardığı bunlar. Önümüzde böyle bir ampirik veri yok. Fakat sadece bunu söylemek de iyimser olur. Medyaskoptan Ali Deniz Çakır, AKP'nin kalesi Esenler'e gitmiş.
onlarca kişiye mikrofon uzatmış. Bu kişilerin pek çoğu Erzurum olayını kınıyor. Ancak bir kesim de var ki onlar kör kuyuya hapsedilmiş gibiler. Ramon ile yapılan saldırı benim açımdan normal yani. Hak etti çünkü. Bana gidip de Zafer İşareti'ye PKK destekleyen adama ülke düşmanına ne denir?
Bazı vatandaşlar yaralanmış taşlardan dolayı. Demek hak ettiler de yaralandılar. Oraya gelen vatandaşlar? Evet. Sizce bunu yapanlar tutuklanmalı mı? Bunu yapanlar kusurlu değildi. Oraya gidenler kusurlu. Bu zamana kadar dinledikleriniz içinizi mi parçaladı? Umutsuzluğa mı düştünüz? Halbuki buna hiç gerek yok.
Erdoğan'ın iktidarının tesis edilmesi ve 20 yıllık yolculuğu, niyetini, nasıl bir ülke hayali kurduğunu net şekilde gösteriyor ama bu hayali gerçekleştirecek gücü var mı? 2014 seçimlerindeki oyu 51.8'di. Yanına %15'lik MHP'yi alırsam, nizamın tamamını stressiz biçimde elimde tutarım diye düşündü ama... 2018'de MHP ile birlikte ancak %52.5 oy alabildi. 2019'da ise büyük şehirleri kaybetti.
O günden bugüne yaşadıklarımız da bir kabustan farksızdı. Orman yangınları, sel felaketleri, depremler bunların doğal olanlarıydı. Hayat pahalılığı, enflasyon ve işsizlik ekonomik felaketlerdi. Eğitim, sağlık ve barınmada yaşadıklarımız sosyal felaketlerdi. Türkiye'nin dış politikasının bir devletin âli menfaatleri ölçüsünde değil de Erdoğan'ın âli menfaatleri ölçüsünde yapılması da diplomatik felaketimiz oldu.
Ve felaketler peşi sıra giderken Erdoğan makulü kaybetti, marjinale yaslandı. Absürde tutundu. Balıkesir mitinginde Devlet Bahçeli bu absürdün mini bir temsilini sunmuş oldu bizlere. İki keklik bir hayat kayada ötüyor. Ötme de keklik derdim, bana yetiyor.
1840'tan bu yana seçim yapan bir ülkeyiz. 1876'dan bu yana anayasal bir düzenimiz. 1923'ten bu yana ise cumhuriyetimiz var. Bunların hepsi halk kesimlerinin güvencesini arttıran gelişmelerdi. Türkiye, Kazakistan ya da Pakistan değil, yüzünü batıya dönmüş, sırtını doğuya dönmüş, Roma'nın mirasını üstlenen büyük bir imparatorluk bakiyesi olan ve büyük bir medeniyetiz.
Konu demokrasi olunca belki bir İskandinav ülkesi sayılmayız ama İslam toplumları için de demokrasinin tadına bakmış tek ülkeyiz. Bugünlerde elimizde demokrasi namına kalan tek şey ise sandık. Esenler röportajının Erdoğan'ın kemik kitlesi olduğunu, bu kitlenin de %50 etmediğini bilmek gerekir. İktidarı gözlediğinizde hissettiğiniz temel duygu panik havasıdır.
Bugün itibariyle artık konuştuğumuz, Kılıçdaroğlu'nun ilk turda mı yoksa ikinci turda mı kazanacağıdır. Panik durumda olan ise iktidar çevreleridir, bu gözle bir göz değil isterseniz. Sinanoğan ya da Muharrem İnce taraftarları içindeki makul kesimler de değişim rüzgarını hissetmiş ve Kılıçdaroğlu'na yönelmişler. Son anketlerde Kılıçdaroğlu %50'nin üzerinde görünüyor. Dolayısıyla sevgili arkadaşlar, samimiyetle söylüyorum, çok az kaldı. Buna inandığım için söylüyorum. Birkaç gün sonra derin bir nefes alıp tekrar yan yana yürüyebileceğimiz günlerin hayalini kurabileceğiz. Arzu ettiğimi değil, inandığımı söyleyeyim, bu iş ilk turda bitecek.
Bu bölümü hazırlarken sevgili arkadaşlarım Ozan Çoban ve Güneş Demir'in son şarkılarını dinleme fırsatı buldum. Kendilerinin de izniyle sizlere bu şarkıdan bir parçayı dinletmek isterim. Böyle gidecek değil bu işler. Biz şimdi yan yana gelip çoğalıyoruz demiş Cemal Süreya. Onlar da bu güzel dizeleri bestelemişler.
Altyazı Yan yana gelip çoğalma fikri alelade bir fikir değil. Bu fikri Wundan 10 sene önce Taksim Meydanı'nda Gezi Parkı'nda öğrenmiştir. Aynı toplumsal kesimler şimdi sandık başında M.K. bir araya geliyorlar. İnsanlığın tüm birikiminin bizlere öğrettiğini tatbik ediyor ve faşizme karşı en geniş cepheye omuz veriyoruz. Az kaldı dostlar.
Tren Topi'yi Podlimedia ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar çok beklemeyeceksiniz bu sefer. Bu hafta kısa kısa bölümler sunmayı planlıyorum. Umarım bu haftayı atlatacağız. Hoşçakalın. Benle gidecek demek değil bu işler Biz şimdi yan yana gelip çalıyoruz Hep yazdan tutturduğumuz gürbürlüğün havasını O gün sizi tanrılar bile kurtaramaz
Bu işler biz şimdi yan yana gelip çoğalıyoruz. Hep bir ağızdan tutturduğumuz güldürdüğüm ağzını bugün sizi tanrılar bile kurtaramaz. Böyle gidecek demek değil. Bu işler biz şimdi yan yana gelip çoğalıyoruz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.