
1.788 kelime · ~9 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 10 Mayıs'ta alıyoruz. Bundan sonra eğer başarabilirsek Tren Topik'te konsepti biraz estetik, 10'ar dakikalık daha kısa ama daha kompakt bölümler hazırlamaya çalışacağız. Yine yarım saatlik daha uzun ve daha estetik Tren Topik bölümleri olacak ama Bu kısa kısa yorumlarla gündemden uzaklaşmamış oluruz diye umuyorum. Yani en azından öyle ümit ediyorum. Umarım becerebiliriz. Siz de daha sık dinleyebilirsiniz bu podcasti. Bu bölümün konusu ilk turda bitmesini istemeyenler olacak. Yani ikinci turda bitmesini isteyenler olacak. Bu konuyu seçtik çünkü Kılıçdaroğlu 9 Mayıs'ta ilk turda bitirelim mesajıyla bir video yayınladı. İnce ve Oğan'ın örgütlediği bu eğilim yani ikinci turda bitirelim, ilk turda bitirmeyelim eğilimi kimleri temsil ediyor?
Bu noktada anti-Erdoğancılığı biz bu zamana kadar çok konuştuk ama biraz da anti-Kılıçdaroğluculuğu konuşalım isterim. Bunların hepsini 3 Altın Mart krizini oda alarak yapacağız. O zaman uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hadi başlayalım.
3-6 Mart krizi seçim atmosferinde pek de konuşulmuyor. Pek hatırlanmak istemiyor anladığım kadarıyla. Ancak bence siyasi tarih yazınında üzerinde uzun tartışmalar yaratacak bir hadiseydi. Bu krizi yalnızca adaylık tartışması olarak çerçevelemek de bence doğru olmaz. Adaylaşma süreci diyelim hadi. Yani adayın arandığı süreçte en başta 3 aday vardı. 2020'den falan bahsediyorum bu arada. Kimdi onlar derseniz? Akşener, İmamoğlu ve Yavaş.
Kılıçdaroğlu'nun adaylığı ilk yıllarda, 2019'da, 2020'de o kadar dillendirilmiyordu. İlk defa 2021 bütçe görüşmelerinde, daha önce dinletmiştim size, nereden biliyorsun benim aday olmayacağımı demişti Kılıçdaroğlu, o zaman millet haa demişti Kılıçdaroğlu da aday olabilir. Kimse Kılıçdaroğlu'nun aday olacağını düşünmüyordu. Nitekim 2014 ve 2018'de aday olmamıştı. Dolayısıyla 2023'te de aday olmayacağı var sayılıyordu.
Fakat her iki seçimi de kendi içinde değerlendirmek gerekir. 2014'te başkanlık sistemi yoktu. Abdullah Gül yetkilerine sahip alelade bir cumhurbaşkanı seçiyorduk. Başbakanlık ise devam ediyordu. 2014'te Kılıçdaroğlu'nun adaylığı zaten politik olarak da doğru değildi.
CHP Genel Başkanı o sistemde Başbakanlık koltuğuna gözünü dikmeliydi. Yani beklenti oydu en azından. 2018'in hikayesi ise bambaşkadır. Daha önceki bölümlerde uzun uzun işledik. O seçim başkanlık sisteminin ilk seçimiydi ve bir baskın seçimdi. İlan edildiği anda bana kalırsa kazanılma ihtimalinin neredeyse olmadığı bir seçimdi. Ve Kılıçdaroğlu seçimi ilan edildikten haftalar sonra bile ortak aday görüşmeleri yapmıştı.
Hatta bu hızda bir seçim sürecinde ortaklaşılabilecek aday olarak Abdullah Gül'ü öneren de oydu. Belki Temel Karamollaoğlu önerdi, o kabul etti. Belki o önerdi, Temel Karamolloğlu kabul etti. Bunu bilmiyoruz. Abdullah Gül ise ortak adaylık dışındaki seçenekleri tümünü reddetti. YSK'nın seçim tarihini açıklamasının üzerinden iki hafta geçmişti ve kendisinin aday olması da tuhaf hale geldi.
Çünkü o iki hafta boyunca kamuya kapalı biçimde ortak adaylık görüşmeleri yapılmış. Bu süre içinde de Kılıçdaroğlu aday mı sorularına, hayır aday değil cevabı verilmişti. Şimdi Kılıçdaroğlu aday olması da o saatten sonra biraz zordu. Abdullah Gül adıyla konuşulan ortak aday planı patlayınca böylece geride muharebe ince kaldı.
Takip ettiğim seçimler için de muhalif seçmenlerin en coşkulu olduğu seçimdi diyebilirim. Muharrem İnce'nin İstanbul mitingi için 3-4 milyonlar falan konuşuluyordu. Yani muazzam mahşeri bir kalabalık Muharrem İnce için İstanbul'a toplanmıştı. Bu en son Erdoğan'ın yaptığı İstanbul mitinginden daha kalabalıktı 2018'de Muharrem İnce'nin mitingi. O kadar ki İnce'nin İstanbul mitinginden sonra Erdoğan seçmeninin böyle konsolde olduğu falan söyleniyordu. Bunun doğruluğunun yanlışlığını başka bir bölümde tartışırız ama bu kadar ileri gitti iş yani. Bu coşkunun nedeni neydi? Çünkü bugün peşimden gitmediğimiz, bugün unuttuğumuz bir tezin adıydı Muharrem İnce. Bu tezi unuttuğumuz için bugün değerlendiremiyoruz. Nedir unuttuğumuz tez? Şöyle izah edeyim. 2014'teki Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığı
Kılıçdaroğlu tarafından gerçekten çok kötü yönetildi. Ekmelettin İhsanoğlu 3 birimlik bir politik hataysa Kılıçdaroğlu'nun bu süreci yönetme biçimi veya CHP'nin iletişim stratejisi bu 3 birimlik politik hatayı 10 birim 15 birim haline getirdi. Bugün bile hala o Ekmelettin'e bile oy verdik diye Kılıçdaroğlu'na kızılıyor. Çünkü iletişimi doğru kurulamadı, doğru anlatılamadı. O kararın alınış biçimi falan hatalarla doluydu. Görüntü şuydu. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a karşı İslamcı bir adayın kazanacağına inanıyor, Atatürkçü aday istemiyor. Şimdi halk kesimlerinin dilindeki duygu buydu. Halbuki Atatürkçü bir aday olsa, hiç değilse kaybedersek de onurumuzla kaybederiz.
Muharif seçmenin duygusundan bahsediyorum yani. Ve 4 Mayıs 2018'de Muharrem İnce'nin adaylığı açıklandığında bu teze inanan milyonlar işte tamam dedi. Bitti bu iş. İşte istediğimiz aday. En azından seçime mutlu gidebileceğimiz bir aday. Erdoğan'a karşı onun diliyle konuşabilen. Bizim adayımız. Belki de işte bizim Erdoğan'ımız. Kitlelerle doğrudan iletişim kuruyor. Bana bak Muharrem deyince Erdoğan, eee sana baktım Recep diye cevap veriyor.
Kürsi'ye bisikletle gidiyor, çağdaş adam. Belli ki rakısını falan da içiyor. Atatürk'ü de sık sık övüyor. Hatta Zeybek falan oynuyor. İhsanoğlu'nun adaylığının yarattığı travma Muharrem İnce'ye sıkı sıkı sarılmasına neden olmuştu CHP seçmenin. 45 günde 107 miting. Anadolu mitingleri çok etkili değildi ama Metropol mitingleri, İzmir, Milyonlar aktı İnce'nin mitinglerine. Neyse. Muharrem İnce'nin 24 Haziran 2018'te ortalıkta olmamasına dönük tepki de bu nedenle patolojiktir. Çok büyük bir hayal kırıklığından bahsediyoruz. Yani bu hayal kırıklığı bir politik tepkiyle sonuçlanmadığı çok duygusal olunca insanlar duygusal tepkiler verdiler. Fakat altını çizmek gerekir. Bana kalırsa CHP tabanındaki bu coşkuya karşılık siyaseti takip edenler, Erdoğan'ı gözleyenler, 2018 seçimlerinin ilan edildiği gün muhalefetin kazanma şansının çok ama çok az olduğunu biliyordu. Sonuç olarak 2014'te de 2018'de de Kılıçdaroğlu'nun aday olmaması. Bu seçimde de olmayacak duygusunu pekiştirmişti. Peki neden olmayacaktı? Çünkü kazanamazdı. Halk arasındaki yaygın kanaat buydu. Çünkü daha önce kazanabilecek birisi olsa aday olurdu. E demek ki aday olmuyorsa kazanamazdı. Halbuki dediğim gibi 2014'e zaten geçiyorum aday olamazdı da 2018'in de hikayesi böyle. Kılıçdaroğlu bu ortak adaylık meselesine paktı kafayı sevgili dostlar. Yani bu ortak adayla Erdoğan'ın karşısına çıkmalıyız fikri, onda doğru olduğuna iman ettiği önemli bir fikir. Erdoğan'ın karşısında bir tezi olan birisi yani. Bu tez de mutlaka kurucu yeni bir tez olmalı. Yani neden kurucu bir yeni tez? Çünkü Cumhuriyet'in geleneksel lider parti devlet üçlemesi son 7 yılda özellikle tümüyle yeniden dizayn edilmiş.
Yani daha önce söylemiştim. Cumhuriyeti numaralandırmaya kalksak, Erdoğan'dan sonraki iktidarı yeni bir cumhuriyet olarak tanımlayabiliriz. Bu dizaynı değiştirmek istiyorsanız yeni bir tez ortaya atmalısınız yani. Ortak aday da bunu savunan kişi olmalı. Altını doldurabilen kişi olmalı.
Tüm siyasi liderler için de benim gördüğüm bu teyze en çok inanan iki lider vardı. Kimdir derseniz şaşırabilirsiniz. Biri zaten Kemal Kılıçdaroğlu, diğeri ise Temel Karamoğluoğlu. Yani ortak aday meselesinde, ittifaklar siyasi meselesinde en kararlı iki liderden ikisi.
Kılıçdaroğlu bu ortak aday ısrarına taktı da bu ortak aday ararken taviz vermek zorunda olmanız, uzlaşmak zorunda olmanız CHP tabanı tarafından çok hoş karşılanmadı. Orada da bir iletişim kopukluğu yaşandı tabanla taban arasında. Bu helalleşme tartışmaları falan mesela tabanda pek sindirilebilmiş değildir. Zaten Kılıçdaroğlu'na dikkat ettiyseniz seçim kampanya sürecinde helalleşme çıkışına devam etmedi. Böylece bu süreç için de Kılıçdaroğlu'nun adaylığı hiç tartışılmadı. Yani aday olmaz o zaten diye bekledik. Adaylığı gündeme geldiğinde ise kazanamayacak aday tartışması köpürtüldü. Fakat bu köpürmenin bir kısmı hakikidir. Yani çok samimi duygularla bu fikirde olan insanlar olabilir ancak bir kısmı da siyasidir. Özellikle Erdoğan karşıtı milliyetçi çevreler Kılıçdaroğlu'nun adaylığına son derece sert bakıyorlardı. Kazanacak aday tartışması da bu çevreler tarafından sık dillendiriliyordu. İşte 3-6 Mart krizi, kazanacak aday mı yoksa kazanması istenmeyen aday mı sorusunu beraberinde getirdi.
Hele ki depremden 10 gün sonra aynı tartışmanın yeniden başlatılması hayal kırıklığı yarattı. Oradan 2 ay geçti ve bugün bir takım çevrelerin Kılıçdaroğlu'nun kazanmasını istemediğini daha net görüyoruz. Yani kazanacak aday tartışması çok geride kaldı, artık aman ilk turda kazanmasın denmeye başladı. Ve kabul edelim, bu gerilimin açığa çıktığı dönem 3-6 Mart arası oldu. Anti-Kılıçdaroğluculuk diye bir şey açığa çıktı. Bu açığa çıkış hali, Kılıçdaroğlu'na tabiri caizse gıcık olan, ondan soğuyan bir kesimin oluşmasına yol açtı. İnce işte orada parladı.
Yani orada o anda spot ışıklarının altında İnce değil başkası olsa o parlayabilirdi. Tarihin o anında İnce oradaydı. O günden bu yana da oy kaybediyor. %10'lar konuşulurken 3-6 Mart'tan hemen sonra İnce için bugün 2 ile 5 arasında görünüyor. Çok ilginç biçimde aylar önce Kılıçdaroğlu kazanamaz, onu aday yapmayın diyen çevreler bugün Kılıçdaroğlu ilk turda kazanamasın, Muharrem İnce'yi veya Sinan Oğan'ı destekleyelim diyorlar.
Burada bölüme kısa bir ara verelim. Bir yere ayrılmayın. Döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz. 3-6 Mart kriziyle elimizde iki siyasi boşluk oluştu. Kılıçdaroğlu'na tüm bu anlattıkların nedeniyle gıcık olanlar... Gıcık olanlar diyorum çünkü çok büyük politik eleştirileri olmayan kesimler bunlar. İrite etti bu süreç onları. Bunlar Muharrem İnce'ye gittiler.
Bu grup için de bir kesim ideolojik argümanlar üretme gayretine girdi. Yani neden Atatürkçü değildir, neden Kılıçdaroğlu anti-Atatürkçüdür vesaire falan gibi böyle bir tez yaratma çabası oldu. İşte Atatürkçü adayı isteriz falan Kılıçdaroğlu güven vermiyor. Bunlar Kılıçdaroğlu'na varoluşsal bir gıcıklık içinde değillerdi. Yani böyle ideolojik bir argüman yaratma çabası görünüyordu orada. 2010'da Kılıçdaroğlu genel başkan olduğunda hatta sevinmiş insanlar bunlar yani. Fakat anti-Kılıçdaroğlu'lar için de bunların dışında bir de Kılıçdaroğlu kazansa bile istemesek mi, istesek mi emin değiliz diyen böyle aşırı milliyetçi bir çevre var. Bu kesimler sığınmacı karşıtlığının da sözcüsü olmuştu önceki yıllarda. Kendi çaplarında gurur sahibiler. Yani sadece sığınmacı karşılığı üzerinden siyaset yapmıyorlar. Bunlar MHP'nin içinde uzun zamandır yerleşik tipler, seküler milliyetçilik falan tartışıyorlar kendilerince. Yani bunların hepsini sadece onlar tartışıyor demiyorum. Erdoğan'a çok sert daldılar bunlar ama Kılıçdaroğlu da kötü seçenek.
İşte bu siyasi boşlukta Sinan Oğan'ı doğurdu. Muharrem İnce, ortak aday tezinin anti-tezi. 2018'deki hikayesi çünkü oydu. Yani ortak aday değil kardeşim. Biz karizmamızda Atatürkçü aday. Çat çat çıkarız, bam bam vururuz. Sinan Oğan ise Kılıçdaroğlu'na güvenmeyen aşırı milliyetçilerin mutsuzluğunu temsil etmeye adaydı.
temsil edilmemiz lazım, bizim de adayımız olsun istiyoruz." diyen gururlu bir tavır, bir romantik tavır var orada. Bu çevrelerde Kılıçdaroğlu'na dönük güvensizliğin ana nedenlerinden birinin kendisinin etnik mezhepsel kimliğinin etkisi olduğu bana göre açık. Bahsettiğim kimlik sadece Alevilik değil, Dersimlilik. Yani Dersimli Kemal diye hemşehrileri sahip çıkıyor Kılıçdaroğlu'na. Bu durumun irite ettiği daha sağda konumlanan kesimler muhakkak var. Tümü öyle demiyorum ama etkili olduğunu düşünüyorum. Başka sebepler de vardır muhakkak. İşte Sezgin Tanrı Kulu gibi isimlerin varlığı vs. Siyaset boşluk doğurmuyor ve bu boşluğu uan ve ince dolduruyor. Hakları, hakları. Fakat şimdi de uan ve inceye bol gelen bir başka sorunla karşı karşıyayız tarihin bu anında. O yüzden zaten oyları eriyor.
Sorumuz şu. Eee? İkinci tura kalmayacağınız ortada. Şimdi ne yapacaksınız? Siyasetiniz size ne yapmanız gerektiğini vaat ediyor.
Bu tavırlarını açıklamakta gecikmeleri kendileri açısından bence hatalı olur. Bugünden tavırlarını açıklamazlarsa İnce ve Oğan hakkındaki pazarlık dedikoduları ikinci turda alevlenir. Halbuki bugünden açıklasalar pazarlık dedikodularının önünü kesmiş olurlar. Ne diyecekler örneğin 17 Mayıs'ta, 18 Mayıs'ta, 19 Mayıs'ta Kılıçdaroğlu'yla veya Erdoğan'la görüştükten sonra ne diyecekler? Bu çok zor bir süreç onlar için. Daha önce de deneyimlemediğimiz bir süreç. Bu nedenle Kılıçdaroğlu
ilk turda bitirelim mesajında biraz da bu boşluğu görerek ince ve oana değil ama onların seçmenine sesleniyor. Birinçli oy kullanmanızı rica ediyorum. Haydi, ilk turda bitirelim bu işi. Sonra, Bay Kemal'e ne istersen de. Hatta aç ağzını, yum gözünü, başım üstüne. İlk durda bitirelim bu işi. Kılıçdaroğlu bu sefer ilk durda bitireceğiz demiyor. Hakiki bir çağrı yapıyor. Bakalım etkili olacak mı? Tren Topik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bu bölüm standart Tren Topik bölümlerinden biraz farklı oldu. Beğenirseniz bu bölümler aracılığıyla gündemi daha rahat takip ederiz. Beğenseniz de, beğenmeseniz de nedenlerini bana yazarsanız sevinirim. Hoşçakalın.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.