
3.069 kelime · ~15 dk okuma
COBI'lere özel akıllı finans çözümleri sunan Akbank, Trend Ekonomi'nin Teknoloji ve Ekonomi serisinin 4. bölümünü sunar. Trend ekonominin teknoloji ve ekonomi serisinin 4. bölümünden merhabalar. 4. bölümünün yayın tarihini 6 Şubat'ta Kahramanmaraş'ta gerçekleşen depremler nedeniyle biraz erteledik. Serinin ilk 3 bölümünü dinlememişseniz linklerine açıklamaları ekliyoruz. Bu seride amacımız teknolojinin insanlığın ekonomik faaliyetlerini nasıl şekillendirdiğini anlamak. Bu amaçla ilk 3 bölümde sırasıyla 1. ve 2. sanayi devrimlerini ve hala büyük oranda içinde yaşadığımız 3. sanayi devrimlerini işlemiştik.
Serinin dördüncü bölümünde ise biraz bugüne, biraz yakın geleceğe ve biraz da uzak geleceğe bakacağız. Artık bir teknoloji toplumunda yaşıyoruz ve dört bir yanımız birbirleriyle iletişim kurabilen elektronik aletlerle çevrili. Telefonumuz aracılığıyla kişisel bilgisayarlarımızı, televizyonumuzu, ev ışıklarımızı, beyaz eşyalarımızı kontrol edebildiğimiz teknolojik imkanlara sahibiz. İnsanlığın yarattığı yapay zeka, makaleler yazabilen, kodlama yapabilen, karmaşık matematik problemlerini açıklaya açıklaya çözebilen, hatta resim bile çizebilen seviyelere ulaştı. Veya en basitinden, ben bu bölümü Bulut teknolojisi üzerinde çalışan bir web uygulamasını kullanarak hazırlıyorum.
Teknoloji ve birbirleriyle irtibat kurabilen elektronik aletler giderek hayatımızın daha büyük bir parçası haline gelmeye başladı. Ve bununla birlikte kimilerinin sanayi 4.0 adını verdiği, kimileri tarafından da dijital dönüşüm olarak adlandırılan yeni bir atılımı da konuşma zamanı. Bu bölümde işte tam da bunu konuşacağız. Hayatımıza giderek daha entegre hale gelen bu dijital dönüşüm, yarının dünyasını ve bu dünyanın ekonomisine nasıl bir yön verecek?
Üretimin ve toplumun geleceğini şekillendiren teknolojiler ve trendler ne olacak? Büyük veriden, bulut bilişimine, nesnelerin internetinden, gelişmiş robot teknolojilerine kadar bu teknolojilerin geleceğin üretimini ve günlük hayatlarımızı nasıl şekillendireceğini birlikte anlamaya çalışacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. Serinin bir önceki bölümünde bilgisayarların ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte verinin öneminin artmasına değinmiş ve üretimin daha esnek bir yapıya evrildiğini konuşmuştuk. Sanayi 3.0 ve neoliberal ekonomi tezinin öne çıkması bir küreselleşme dalgasını da beraberinde getirdi. Esnek üretim, yalnızca fabrika içerisindeki iş bölümünün esnekliği anlamına gelmiyordu. Sermayenin hareketi de esneklik kazanmış ve mekansal sınırlarını aşmıştı. Farklı coğrafyalarda üretim yapabilmeye başlamıştı sermaye. Özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, fazlasıyla tartışmalı olan tarihin sonu tezleri de ortaya çıkmaya başlamıştı.
Bu teze göre neoliberal ekonomi modeli tarihin galibi olmuş ve dünya neoliberal bir modelle işlemeye başlamıştı. Küreselleşme dalgası yeni bir hız kazandı. Zaten hareket kabiliyeti yüksek olan sermaye, kârını maksimize edebilmek adına üretimi emeğin ucuz olduğu coğrafyalara kaydırabiliyordu artık. Bu tip hareketler sermayenin pek de umurunda değildi. Çünkü sermaye, karı nerede, hangi koşullarda fazla elde ediyorsa o şekilde davranıyordu. Sermayenin vatanı veya milliyetçiliği yoktu. Tek kaygısı karını maksimize edebilmekti. Bu sayede Amerikan borsasında işlem gören ve özünde Amerikan sermayesi olan Apple gibi birleşim şirketleri artık üretimlerini uzak doğuda yapabilir hale gelmişti.
veya hızlı moda firmaları üretimlerini Endonezya gibi ülkelerde ucuz ve denetimsiz bir şekilde yaptırabilmeye başlamıştı. Devir artık çok uluslu şirketler devriydi. Sermaye ve şirketler devletlerin önüne geçmiş ve emperyalleşmeye başlamıştı. Yepyeni bir küreselleşme dalgası tüm dünyayı sarsmıştı. ODTÜ profesörlerinden Erkan Erdil yaptığımız söyleşi de bu durumu şöyle özetliyordu.
Küreselleşme ile birlikte biz mekanın değişmeye başladığını görüyoruz. Tabi bu örneğin günümüze yakın geldiğimizde Trump'ın pek çok söyleminin de arkasında yatıyor. Yani küreselleşme ile birlikte merkezden çevreye doğru bir akış başlıyor. İşte sermaye akışı, teknoloji akışı ve yeni bir iş bölümü tanımlamaya başlanıyor dünya üzerinde. Tabii bu iş bölümüne baktığımızda yani bu küreselleşme ile yerelleşme birbirine zıtmış gibi geliyor bazı yorumculara ama birbirini besleyen süreçler. Ondan sonra işte bir localization diye bazı kavramlar da çıkıyor. bir ara. Buradaki temel sıkıntı, bu küresel iş bölümü üzerinde, her şey hareketli. Mal hareketli, diğer üretim faktörleri sermaye hareketli. Hatta sonra örneklerini görüyoruz, tarımda toprak hareketli. Yani sermaye üzerinden gidiyorsunuz, başka bir ülkede toprak satın alıp tarım faaliyetinde bulunuyorsunuz. Ama tek bir şey hareketli değil, emek. Şimdi emek hareket edilmediği için de burada sömürünün çok daha fazla arttığını emek sömürüsü görüyoruz.
Şimdi bu ne oldu geldiğimizde pek çok ülkede tartıştığımız yoksulluk vesairenin temelinde aslında bu süreç var. Hem ülkeler içinde hem ülkeler arasındaki gelir dağılımlarında ciddi sorunlar yaşanmaya başlıyor. Bu durum, çeper ya da çevre ülkeler ile merkez ülkeler arasında bir adaletsizlik yarattıysa da sermaye için herhangi bir sorun yoktu. Emeğin ucuz olduğu bölgelerde üretim yapmak, sermayenin giderlerini düşürebilmesi ve maksimum kar elde edebilmesi için avantaj sağlıyordu. Ta ki bir yere kadar.
İlkin emeğin ucuz olduğu yerlerde ücretler her yıl bir kademe daha artıyordu. Giderek daha pahalı hale geliyordu. Bu sorunu çözmek gerekiyordu. İkinci nedeni ise bize Erkan Hoca anlatsın. Kendisi Trump'ın Çin karşıtı politikalarıyla açıklıyor bu durumu. Trump'cım akıllı bir adam aslında, akıllı bir iş adamı. Kötü bir devlet adamı olabilir ama akıllı bir iş adamı.
Ve şeyin farkında, şimdi üretimin şefer ülkelere kaymasıyla birlikte üretimden gelen bilgi artık işte ARGE'ye akamıyor. Üretim yeri farklı bir yerde, ARGE farklı bir mekanda. Bunun arasındaki bağ kopmuş. Ve tabii bunu tekrar ülkeye gelip çağırmaya çalıştı Trump.
Üretim farklı bir coğrafyada, farklı bir ülkede yapıldığı için bu ülkelerin ARGE çalışmalarından öğrenme fırsatı doğuyordu. Sanayi 3.0'u konuşurken değindiğimiz bir konu vardı. Bilgi artık altın değeri görüyordu. Ve üretimin yapıldığı coğrafya, bu bilgileri kullanarak kendi sermayesini yaratma ve rekabet etme potansiyeline erişiyordu. İşte bu durum, sermaye için durumu endişe verici bir hale getirdi.
Sanayi 4.0'ı teknolojik gelişmelerin yanında sermayenin merkezi olan ülkelerin bu endişesi de hızlandırıyordu. Üretimin emeğin ucuz olduğu yerlere kayması bir bilgi ve arge sorunu doğuruyorsa o halde ne yapılabilirdi? Emeğin rolü bu resimden tamamen çıkarılabilir miydi mesela?
Yani bir takım soru alanları var. İşte hep konuşuluyor, üretim yeniden merkeze dönecek. Yani bu mesleğin interneti, akıllı ürünler ve sistemler gibi özelliklerle tanımladığımız bu süreç için yeni değilebileceğimiz özellik aslında iktisadi bir ürünün finans, enformasyon ve iletişim gibi hizmet sektörlerinden ise yeniden imalat sanayi üzerinden tanımlanması çabası. Yani işte bu da tabii merkez ülkelerde o üretim yeteneğini kaybetme korkusundan kaynaklanıyor ki, işte örneğin İngiltere bunun en önemli sorunlarını yaşıyor. Bir hizmet ekonomisi haline geldiler ama krizlere daha açık bir ülke haline de geldiler. Özellikle Brexit tabii ayrı bir politik şoktu onlar için. Tabii öngörülen de bu imalat sanayinin gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş kapitalist o merkez ülkelere kaydırılması.
Ve tabii burada nasıl yapacağız? Orada ucuz bir iş gücü var, işte mühendis de ucuz yetenekli. O zaman biz emek maliyetini azaltmalıyız. Nasıl azaltabiliriz? Yüksek düzeyli otomasyonla işlerli kazanması, işte akıllı fabrikalar, karanlık fabrikaların kurulmasıyla birlikte canlı emek istihdamının düşürülmesi, böylelikle toplam maliyetlerin düşürülmesi gibi bir sahayül var. İşte tam burada meselenin kalbine geldik. Sanayi 4.0 veya dijital dönüşüm ile birlikte hayatımıza giren yepyeni terimlere başladık. Nesnelerin interneti, yapay zeka tarafından kontrol edilen akıllı sistemler ve üretimin tam otomasyonla gerçekleştiği karanlık fabrikalar. Bu teknolojilerin bir kısmına henüz emekleme aşamasında olsalar da bugün bile sahibiz. Mesela nesnelerin interneti veya yapay zeka gibi. Bir kısmı ise örneğin tam otomasyonla çalışan karanlık fabrikalar, geleceğe dair hayaller. O halde gelin bu yeni sanayi atılımını hazırlayan teknolojilerden ve bu atılımla birlikte nasıl bir üretim süreci hayal edildiğinden bahsedelim. Biz de kurgusal olarak geleceğe ufak bir atılım yapalım.
Trend ekonominin sanayi serisindeki daha önceki bölümlerden de hatırlayacağınız üzere, sanayi devrimleri, üretim süreçlerinin gelişen teknoloji sayesinde büyük değişimler yaşamasıyla başlamıştı. Örneğin 1. sanayi devriminde üretim sürecine insan gücünün yanında buhar gücü eklenmişti. İkincisinde elektrik üretim sürecine girmişti. Sanayi 3.0 bölümünde ise elektronik ve bilgisayarların üretim sürecine nasıl dahil olduğunu anlatmıştık.
Böylece yaşanan her teknolojik gelişmede asırdan asıra üretim sürecine insan emeğinin yanında teknolojinin gücü de artarak eklenmişti. Günümüzde içinde bulunduğumuz Sanayi 4.0'ı daha iyi anlamak için sizlere örnek bir fabrika modeli hazırladık. Adı Fabrika 4.0. Gelin şimdi insansız yönetilen, üretim yapabilen, hatta lojistik süreci bile insansız üretilen bir fabrikaya gidelim. Böylelikle Sanayi 4.0'ın nasıl bir üretim modeli perspektifi sunduğunu anlamış olalım.
Sizden tamamen Sanayi 4.0 teknolojileriyle üretim yapan bir fabrik hayal etmenizi istiyorum. Sanayi 4.0, insan emeğine ihtiyaç duymayan ve tamamen otomatikleşmiş, ışıkları kapalı insansız bir fabrika. Işıkları kapalı diyorum çünkü gözün görmesine ihtiyaç yok. Yöneticisinden işçisine, mühendisinden güvenliğine bu fabrikada hiçbir insan çalışmıyor. Evinde oturan Fabrika 4.0'ın sahibi, evindeki bilgisayardaki Start komutuna tıklıyor ve üretimi başlatıyor.
Kapatma düğmesine basana dek müdahale etmeden üretim yapmaya devam edebilecek bir fabrika bu. Anında talep dengesine göre üretim yapıyor, aksaklıkları çözüyor ve fabrika sahibinin kârını maksimiz edecek şekilde kararlar alıyor. Üstüne üstlük bu fabrikada kimse yorulmuyor. Peki bu fabrika herhangi bir insanın varlığı olmadan tıkır tıkır nasıl işleyecek? Veya şöyle sormak gerekir. Sanayi 4.0 ile birlikte insanların yerini neler alacak?
Fabrika 4.0'da artık insan mühendislere ihtiyaç yok. Onların yerine sürekli çalışan yapay zeka mühendisler var. Bu yapay zeka mühendisler, büyük veri analizi ve öğrenme algoritmaları kullanarak sürekli kendilerini geliştirebiliyorlar. Piyasada neler olduğundan her zaman haberdarlar ve bu sayede üretim süreci her anda analiz edilebiliyor.
Zayıf noktalar tespit edilebiliyor ve anında hataları düzeltilebiliyor. Fabrikadaki tüm veriler bulut teknolojisi üzerinden saklanıyor ve fabrika sahipleri dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, fabrikalarını izleyebiliyorlar. Bu sayede üretim sürecinde tam kontrolü sağlayabiliyorlar. Yapay zekanın verdiği komutlar anında insan işçilerin yerini alacak gelişmiş üretim robotlarına iletiliyor.
Böylece akıllı üretim başlıyor. Neyi ne kadar üretmesi komutunu algılayan robotlar, üretim yaparken oluşabilecek herhangi bir aksaklığı bildirmek için gerçek zamanlı sensörlere sahip. Bu sayede sürekli yöneticilerine rapor verebiliyor, bu sayede yapay zeka yönetici üretim sürecinin her anını takip edebiliyor. Ayrıca bu akıllı üretim sistemi, Fabrika 4.0'ın müşterilerinin paylaştığı veriler sayesinde her ürünü kişiye özel üretme kapasitesine sahip. Bu sayede herkes kısa sürede ve düşük maliyetle kişiselleştirilmiş ürünlere sahip olabiliyor. Üstelik tarif etmenize bile gerek yok.
Büyük veri sayesinde müşteriye en uygun ürün tasarlanmış oluyor ve üretim bandına iletiliyor bile. Aynı zamanda bu insansız fabrikada her sorumlu birim, telefon, e-mail gibi vakit kaybettirici araçlara ihtiyaç duymuyor. Tüm ekipman ve makineler internet üzerinde kendi aralarında anında iletişim kurup üretim sürecinin her anında birbirlerine veri aktarabiliyorlar. Bu veriler yapay zeka mühendisler tarafından anında analiz ediliyor. Bu analiz sayesinde süreçlerin performansı sürekli olarak optimize ediliyor ve hatalar anında tespit edilerek düzeltilebiliyor. Sanayi 4.0, beraberinde getirdiği teknolojilerin kullanıldığı Fabrika 4.0'da insan emeğine gereksinim ortadan kalkıyor.
İnsan faktörünün ortadan kalkmasıyla, süreçlerin daha hızlı, daha esnek ve daha az hatayla gerçekleştirilir hale gelmesiyle, işletmelerin daha fazla kar elde etmesi gibi hedefleri var bu üretim modelinin. Yorulmadan, günün 24 saati komutlar alan, rapor veren, bir yandan da her ürünü müşteriye göre üreten bir işi insanların yapabileceğini düşünebiliyor musunuz? Üstelik robotlar maaş almıyor, yemek yemiyor, tatil yapmıyorlar. Hatta çok çalıştıklarından çiplerinde hasar oluştuğunda grev yapmıyorlar. Ve haklığını arayabilecek sendikaları bile yok. Fabrika 4.0'un ortaklarının işi epey kolay. Bölümün devamında imalattaki bu dönüşümün toplumsal yansımalarını odamıza alacağız. Ama önce burada bölüme kısa bir ara verelim. Serinin destekçisi Akbank'ın bir mesajı olacak. Döndüğümüzde tekrar birlikteyiz.
Serinin destekçisi Akbank Mobile'in size ve Kobiler'e bir mesajı var. Finansal işlemlerinizi yönetmenin en kolay yolu Akbank Mobile'de. Akbank Mobile'in kurumsal müşterileri için sunduğu işin için menüsü işletmenizin finansal işlemlerini tek bir ekranda topluyor. Akbank Mobile kurumsal müşteri bilgilerinizle giriş yapıp Ana sayfada bulunan İşin İçin menüsüne girerek bu ekrana erişebilirsiniz. Hem bireysel hesaplarınız hem de ticari hesaplarınız varsa, Akbank Mobile ile tüm hesaplarınızı birlikte görüntüleyebilirsiniz. Bireysel ve ticari ihtiyaçlarınız için sunulan farklı bankacılık ürünlerini aynı anda kullanabilirsiniz. Finansal işlemlerinizin takibini Akbank Mobile'e bırakın, siz işinize bakın.
En son tam otomasyona sahip, yalnızca makinelerin çalıştığı bir fabrik hayali kurmuştuk. Burada sorulabilecek önemli sorulardan biri şu, uzak gelecekte imalat sektöründen insan emeğini çıkardık diyelim, o halde biz insanlar ne yapacağız? Tüm üretim süreci tam otomasyona sahip robotlar, birbirleriyle ileşim kurabilen araçlar ve yapay zeka tarafından gerçekleştirildiğinde bu üretime katkısına ihtiyaç duyulmayan insan yığınları ne yapacak? Nasıl bir toplum hayal etmemiz gerek? Sanıyorum akla gelen ilk ihtimal, insan emeğinin imalat sektöründen hizmet sektörüne kayacağı yönünde.
Çünkü bu zamana kadar hep böyle oldu. İmalat sektörü uzak doğuya kaydıkça, batı toplumunda hizmet sektörünün iş gücünün sektörel dağılımındaki payı arttı. Ama sanayi 4.0 ile gerçekleşecek atılımda, çözüm muhtemelen hizmet sektöründe olmayacak. Çünkü teknoloji, özellikle de yapay zeka, hizmet sektöründeki insan emeğinin yerine de gözünü dikmiş durumda.
Yeme içme sektöründe gelişmiş robotik teknolojiler insan emeğinin yerini almaya başladı bile. Biz görür müyüz bilmem ama gelecekteki robotlar tarafından yönetilen mağazalar olması hayli olası. Peki ya zihinsel emek? İnsanlık, yaratıcı işlere yönenebilir diye düşünebiliriz. Ama bu olasılık da yapay zeka nedeniyle tehdit altında.
Son zamanlarda kendinden çokça bahsettiren ChatGBT'yi duyanlarınız olmuştur. Bu doğal dil işleme sistemi, sorulan bir sorunun cevabını anında verebilme yeteneğine sahip. Makale yazabiliyor veya zor matematik sorularını çözebiliyor. Hatta içeriğinizin konusunu güzelce anlatabilirseniz, size bir podcast bölümü bile hazırlayabilir.
Sanayi devrimleri, ilkinden bu yana insanın kas gücünün yerine makine dişlilerini geçirmeye çalışmıştı. Ama bu kez, belki de ilk defa, doğrudan insanın hem fiziksel hem zihinsel yetilerine topyekûn bir alternatif oluşturma iddiasını taşıyor. Basın yayın ve eğitim sektörleri gibi sektör çalışanlarının işini yapabilecek bir teknoloji tarihte ilk defa gündemimize girmeye başladı. Bu çok büyük bir şey. Sanayi 4.0'un etkilerinin yalnızca imalat alanında olacağını düşünmek yanıltıcı olur. Sanayi 4.0'un itici motoru olan teknolojilerin finans sektöründe de büyük kırılmalar yaşatacağı daha şimdiden öngörülebiliyor. Fintech'lerin gelişmesi, blockchain teknolojisi ve yapay zekanın kullanımının artması bu sektörün de sanayi 4.0 ile birlikte büyük çaplı değişmeler yaşayacağını gösteriyor.
Finansal dünyada bankalar ve diğer finansal kurumlar blockchain teknolojisi sayesinde güvenlik ve verimlilik açısında artan kazanç sağlama potansiyellerine sahip olacaklar. Blockchain teknolojisi aynı zamanda tüm finansal kurumlar arasındaki güvenilirliği ve verimliliği arttıracak. Yapay zeka finansal kurumların risk yönetiminde kullanılacak ve finansal kurumların yatırım algoritmalarını oluşturmalarına yardımcı olacak. Elbette bu bahsettiklerim yakın gelecekte olmasa da uzak gelecekte gerçekleşmesi muhtemel senaryolar. Yani işimizi hemen yarın kaybedeceğiz gibi bir sorun henüz o kadar da yakın değil. Ama Sanayi 4.0'la birlikte bu konular konuşulur hale de gelmedi değil. Zaten benim aklımda da tam olarak buradan yola çıkarak birkaç soru geldi.
Mesela, gelecekte işsiz mi kalacaktık? Üretimde maliyetler düşecek, ürünler bollaşacak ve sermaye zenginleşecek ve böyle bir kesimin işini daha verimli biçimde teknoloji yapacaksa, emeğini satarak gelir elde eden insanlar bu ürünleri nasıl tüketecekti? Daha önceki bölümlerde konuşmuştuk. Sermayenin yalnızca üretmesi yetmezdi, ürettiğini bile satması gerekiyordu. Gelecekte de böylesi bir ürün arzını karşılayacak bir talebe ihtiyaç duyulacak.
Hepimizin işini makineler yapacaksa bu talep nasıl yaratılacak? Cevabı Erkan Hoca'dan dinleyelim. Tabii bununla birlikte bu emek-sermaye ilişkisi de önemli. Şimdi emek maliyetlerinden tasarruf edilerek üretim maliyeti düşürülecek. Ama bir üretim var hala. Peki bunu kim tüketecek? Yani emeğe bu geliri vermeyecekseniz, işte o da bizi bu evrensel temel gelir tartışmalarına vesaire götürüyor. Aslında bu refah devleti uygulamalarının farklı bir biçimi. İşte hala Avrupa'da bunun örneklerini görürüz. Bir hanenin gelirinin belli bir düzeyini altına düşmemesi.
ki o üretimin bir şekilde de tüketilmesi gerekiyor ve tabii o aristodan beri gelen o altın ortalamanın da korunması yani ortasının korunmasına yönelik çok liberal dediğimiz devletlerde dahi gayet kamucu, devletçi olması gereken bir uygulama. Bunun bir versiyonu aslında evrensel temel gelir. İşte Kanada'da, Kuzey ülkelerinde çok konuşuluyor. Bir diğer şey de daha çalışma sürelerinin kısalması. Yani 30 saate kadar inen çalışma süreleri görüyoruz biz artık. Otomasyonla vesaireyle birlikte.
Ama bu geliri de bir şekilde veriyor olmanız lazım insanlara. İşte evrensel temel gelir de aslında bu paradoksun çözümüne hizmet ediyor. Yani hanelerin belli bir geliri elde etmesi mantığına dayanıyor. Bu tabii daha fazla kazanıyor olabilirsiniz niteliklerinizden dolayı ama minimum düzeyde herkesin bir temel geliri olması, bununla yaşamını sürdürebilmesi ve bir miktarda üretilen teknolojileri tüketebilmesi.
Anlayacağınız üzere sanayi 4.0 ile birlikte insan emeğine duyulan ihtiyaç, endüstri ve hizmet sektörlerine düşüyor, dolayısıyla sistem de şimdilik çözüm olarak işsiz kalan kitlelere çarkı döndürmek için onlara çalışmadan kazanacakları standart bir gelir sunmayı öngörüyor. Şimdi biraz bu konuyu araştırdım, dünyada birçok farklı ülkede evrensel temel gelir programları günümüzde denenmeye başlamış bile. Bu programlar, insanlara her ay düzenli olarak para ödenmesini ve böylece temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olmayı hedefliyor.
Aynı zamanda evrensel temel gelir, geleceğin alternatif bir sosyal yardım sistemi olarak da düşünülebiliyor. Örneğin Alaska'da petrol ve doğal gaz kaynaklarından elde edilen gelirlerin bir kısmı halka geri dağıtılıyor ve her yıl Alaska vatandaşlarına yaklaşık 1000 dolar ödeme yapılıyor. İkinci örnek olarak, 2017-2018 yılları arasında Finlandiya'da 2000 kişi üzerinde bir evrensel temel gelir pilot projesi gösterilebilir. Finlandiya'daki projenin sonuçları, katılımcıların genel refahlarının arttığını, çalışma motivasyonlarının azalmadığını ve sosyal yardım sistemlerinin değiştirilmesi konusunda potansiyel faydalar olduğunu gösterdi. Erkan Hoca'nın bahsettiği ikinci çözüm de çalışma saatlerinin kısaltılması.
Ülkeler, sanayi 4.0 nedeniyle insan emeğine olan gerekliliğin azalmasına çalışma saatlerini kısaltmak gibi çözümler sunuyor. Örneğin, İzlanda'da 2500 işçi üzerinde yapılan bir deneme üzerine haftalık çalışma saati 35 saate düşürüldü ve bu süre 4 güne yayıldı. Deneme sonuçları olumlu olduğu için İzlanda hükümeti 2021 yılı Temmuz ayında ülke genelinde 4 günlük çalışma haftasını yasal hale getirdi. Belçika'da ise Kasım 2022 yılından itibaren yürürlüğe giren yasal düzenleme kapsamında özel sektör çalışanları istekleri doğrultusunda artık 4 gün çalışabilecek. Öte yandan geçen aylarda da İngiltere'de haftada 4 gün çalışma denemesi yapılmış ve katılan şirketlerin %86'sı 4 gün çalışma politikasını sürdüreceklerini belirtmişti.
Sanayi 4.0'ı ve dijital dönüşümü daha çok geleceği bir bakış yoluyla anlatmaya çalıştık. Kulağa Ütopik mi geliyor? Herhalde ilk sanayi devriminden önce bir insana bugünleri anlatsanız kendisi de ona çizdiğiniz resmi Ütopik bulurdu. Ama insanlığın bilgi birikiminin hızı gün be gün artıyor.
Zaman artık eskisinden daha hızlı ilerliyor ve tüm bu teknolojiler henüz toplum yaşamına adaptasyon sürecindeler. Peki Türkiye olarak bizim bu hızı yakalamamız mümkün mü? Türkiye dijital dönüşümün neresinde? Böyle sordum Erkan Hoca'ya. Türkiye'nin Sanayi 4.0'u yakalaması mümkün mü yoksa o treni çoktan kaçırdık mı? Erkan Hoca'yı dinleyelim.
Biz bu çalışmaları yapmaya 2016'da başladığımızda ben şey diyordum hani tren kaçıyor diyordum. Araya pandemi geldi, tüm dünyada bir durulma oldu. Ve işte bu meseleleri konuşmadık. Pandemi üzerine daha çok konuştuk. Ama hala tren kaçmış değil. Ve şimdi yavaş yavaş yatırım yapmaya başladılar. Örneğin hani öyle dörtte bile yakın tedarikçi artık otomatik sektöründe örneğin. Bu teknolojilere karşı, uygulanmasına karşı
bir refleks geliştiriyor, işte belli yatırımları yapmaya başladılar. Ama tabii kamusal destekler olmazsa ki, biz kamu parasını çok daha etkiden harcayabilirsek, inşaat dışı sektörlere, başka çılgın projeler yerine bu tip alanlara kanalize edebilirsek çok iyi olur. Örneğin 2018'de bir Dijital Türkiye yol haritası yayınlandı. Gene içinde Yaset var, TÜSİAD var, MÜSİAD var, TTGV var, üniversitelerden de görüşler alındı. O yol haritasından sonra bir eylem planına geçirmek mesela nasıl devam edeceğiz?
Bunu artık yapıyor olması lazım. Kamunun da olabilir, özel sektörün üst duruşlarıyla birlikte bu politikanın bir eylem planına geçirilmesi, o eylem planının başlaması, artık basit RG projelerinin ötesine geçmesi, uygulama projelerine dönmesi gerekiyor. Örneğimizde 35.1 Dijital İnovasyon Merkezi kuruyoruz. Avrupa Birliği'nin de ve Sınay Bakanlığı'nın katılıyor ipo projesi olarak. Orada hem bu bilenin sorunlarına çözümler bulunacak, hem birtakım
Sonuç olarak henüz treni kaçırmış sayılmayız. Çünkü tren bir süre bekledi. Ama biz de uzunca bir süredir yerimizde saydık desek yanlış olmaz. Seri boyunca teknolojik gelişmelerin, başta ekonomiye, ardından toplumsal yaşama olan etkilerini konuştuk.
ve teknoloji her gün bir önceki günden daha yüksek bir ivmeyle değişmeye devam ediyor. Bugün, bu değişimdeki karakteristik bir kırılmanın eşiğindeyiz. Akbank destekleriyle hazırladığımız dört bölümlük teknoloji ve ekonomi serisinin sonuna geldik. Trend ekonomiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Yeni konularla ve yeni bölümlerle görüşünceye dek hepiniz hoşça kalın.
COBI'lere özel akıllı finans çözümleri sunan Akbank, Trend Ekonomi'nin, Teknoloji ve Ekonomi serisinin dördüncü ve son bölümünü sundu.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.