
6.064 kelime · ~30 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Oldukça ilginç bir hafta sonu oynandı ve büyüklüklerdeki büyük maçların tamamında 4 gollu galibiyetler oldu. Bunlardan tabii ki bize en yakın olanı Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi ve 4-2'lik çok çarpıcı, son yıllarda izlediğim en acayip maçtı. Konuşacağız derbiyi detaylı. Büyük maçları detaylı konuşacağız. Aynı zamanda Galatasaray Adana Demir Sporu kendi sahasında zorlansa da yendi. Bu maçı da konuşacağız. Avrupa Futbolu'na değineceğiz ve son olarak Euro Lig'de Fenerbahçe ve Efes'in durumunu değerlendireceğiz. Başlayalım.
Oğulcan, ne diyorsun bu Fenerbahçe-Beşiktaş derbisiyle başlayalım. Bu makus talihinizle ilgili düşüncelerini alayım. Sen de bir aile mutlusun, öyle bakıyorum. İşin şakası bir tarafa. Herhalde maçın başından itibaren konuşmaya başladığımızda Cesus'tan beklediğimiz o üçlü geldi. Her zorluk seviyesi nispeten yüksek olan maçlarda üçlü tercih yapıyordu. Fakat bence bu denemelerden en mantıksız olanıydı.
Çünkü Beşiktaş, hücum hattından ziyade merkezinde üstünlük kurman gereken bir takım. Amir Aziz Ahmet Hojic, Getson, Salih Uçan. Bunlara karşı merkez üstünlüğünü ele geçirdiğinde Beşiktaş'a da ciddi sıkıntılar yaratabilirsin ve Omar Koli gibi Sakar Bistoper varken karşında Onur Bulut ve Masuako gibi arka tarafında sürekli alanlar yakalayabileceğin bir savunma ekibi de varken hücumda olabildiğince kalabalık olmak istersin. Ama George Jesus burada. Ben yine savunma güvenliğini arkada alayım.
ama hücumda çok fazla yetenekli ayaklarıma güvenerek işlerimi yapayım dedi ama sorun şu ki yetenekli ayakta sadece bir tane vardı Fenerbahçe'de ki hücum planlarını düşündüğümüzde maç içerisinde Fenerbahçe'nin yakaladığı bütün iyi hücumları düşündüğümüzde sadece Artagüller'in ayağından çıkan şutlar ve paslar vardı. Maç içeri hamlelerde yine Giorgiosos mat olduğu bir maçı daha yaşadı diyebiliriz. Çünkü Sevilla maçlarını düşündüğümde, Galatasaray maçındaki sonradan değişiklikleri düşündüğümde, Beşiktaş maçındaki değişiklikleri düşündüğümde, Giorgiosos'un zaten üçlü başladıktan sonra çok iyi gitmeyen hücum planlarını bir de kendi değişiklikleriyle mat olarak bitirdiği birçok maç senaryosu gördük. Dün de böyle oldu. Tabii bu sefer çok fazla kırılma anı var. Yani Ener Valencia'nın kaçırdığı bir karşı karşıya var ki o ilk kırılma anıydı. 10 kişi kalındıktan sonra kaçan penaltı müthiş bir kırılma anıydı. Her zaman olduğu gibi. Sonrasında yine bir eşleşme problemi. Redmond'ın açtığı ortayla Cenk Tosun birbiri yakalatarak Beşiktaş'a. O dönüşün fitilini de ateşledi. Maç içerisinde anlamadığım çok fazla hamle oldu. Örneğin en son artık dakika 80 iken Diego Rossi sol kanat bek olarak oynamaya başladı Fenerbahçe'de.
ve artık işçiler iyicene tamamen ayağımıza ne gelirse atalım noktasına geldi. Tamamen hücum planlarından kopuldu ve Fenerbahçe başı kesilmiş horoz gibi açıkçası oyuncuların hepsi etrafta dolanmaya başladılar ve çok can alıcı bence, çok can alıcı ve çok radikal camiayı son yıllarda en negatif etkileyecek muhalifiyete de getirmiş oldu böylece. Ben açıkçası böyle bu tip konuşmalar yapmayı sevmiyorum ama hiç bu kadar inat, boşa yapılan bir inat görmedim. Ve hani bu inat dediğin zaman niyet okumaya geliyor. Adamın inatçılıktan mı yapıp yapmadığını veya rasyonel bir düşünceyle yapıp yapmadığını bilemiyorsun ama bunu kanıtlayan çok net istatistik veriler var. Fenerbahçe bu sezon Süper Lig'de toplam 4 tane derbe oynadı. 2 Beşiktaş, 1 Galatasaray, 1 Trabzonspor.
Bunlara denk dört tane de Avrupa maçı oynadı. İki tane Rennes, iki tane de Sevilla. Dinamo Kiev'i de Jorge Jesus buna katıyor ama Dinamo Kiev hiç de özellikle lige başladıktan sonraki Dinamo Kiev hiç de büyük maç seviyesinde değildi. Dinamo Kiev o Kıbrıs takımını bile geçemedi çünkü çok kötüydü. Onu böyle denk maç sayamazsın.
İki Rennes maçını mesela üçlü savunmayla beraber kaldığını iddia ediyor Georges Sus. Ama ilk Rennes maçı beşli savunmayla yani üçlü başlayarak yaptığında üç farklı bir mağlubiyet vardı Kadıköy'de. Dörtlüye döndükten sonra maç 3-3 bitti. Aynı şekilde Fransa'daki Rennes maçında da üçlü savunmayla başlandığında 2-0 mağlubtu Fenerbahçe. O maç da dörtlüye döndükten sonra 2-2 bitmişti. Yani iki rem maçı artı iki Sevilla maçı artı dört tane de lig derbisi. Toplam sekiz maçın tamamında, üçlü savunma oynayan Fenerbahçe sekiz maçın tamamında istediği sonucu elde edemedi. Ve maçlar birbirine inanılmaz derecede benzer şekilde oynanıyor. Ve sekiz maçın sekizi de bu şekilde devam ettiği halde, bu şekilde sonuçlandığı halde, Jorgesson yine de bu planla devam ettiriyor olması gerçekten akıl almaz bir inat.
8 kez aynı kuyuya düşülür mü abi? Yani bir kere iki kere hani diyorsun ya mesela. 8 kez aynı şey gerçekleşti. Ve dikkat et, Trabzon maçı 60'a kadar ortada, 60'dan sonra bir konsantrasyon kaybı, 2 gol. Galatasaray maçı 55-60'lara kadar 1-0, 60'lardan sonra 2 gol, 3. Beşiktaş maçı 55'lere kadar Fenerbahçe 1-0, 55'ten sonra 4 gol. Sevilla ilk Sevilla maçı 55-60'a kadar 0-0, ondan sonra yenen 2 gol. Bu üçlü savunmanın bir dezavantajı da bence 60'tan sonra ciddi bir konsantrasyon problemi. Çünkü çok bekleyerek oyun, çok konsantrasyon üzerine bir oyun. Ve son yarım saat oyuncular konsantrasyon olarak dağılıyor. Bu maçta da böyle oldu. Çünkü sadece üçlü değil, üçlünün önüne bir de Arao yapıyorsun. Yani aslında çok çakılı oyuncum var.
3 çakılı oyuncu artı bir de R.O.O. çakılı. O yüzden rakip 10 kişi kalsa bile sen rakiple oyuncuların çakılı geride tuttuğun için rakiple bir üstünlük kurmuyorsun ki eksik olduğunda da. Yani Beşiktaş'ın eksik kalmasını falan asla değerlendiremiyorsun. Hissedilmiyor sadece. Çünkü oyuncularını geride tutuyorsun zaten. Ve yani mesela 55'te Beşiktaş 10 kişi kaldı. Penaltı kaçabilir, kaçtı. 1-0 öndesin ve rakip 10 kişi hala. Ve Beşiktaş o anda groggy vaziyette, bokstaki tabirle. Yani yumruk atsan yıkılacak ve farka gidecek maç. O anda bir orta sağ oyuncusu almak, işte 3 stoperden bir tanesini çıkarıp bir orta sağ oyuncusu almak ve dörtlüğe dönmek, bence yine maçı Fenerbahçe ile yine farka götürürdü. Fakat 3 stoper geride bekle, önde ara o bekle,
Beşiktaş 10 kişi kalmış, penaltı kaçmış, morallendi zaten. Daha çok koşarak o eksiği fazlasıyla kapatmış oldular ve maç döndü. Yani bu hiç görmediğim derecede garip bir durum Süper Lig'de. Genelde yani Avrupa'da falan da görmedim. Bu tecrübeli teknik adamlarda oluyor kendine, kendi bilgisine inanç ama bu artık körü körüne bir durum. Akıl almaz yani. Ben senin dediğini şöyle destekleyeyim. Ben de bunun tam tersi bir tarafını düşünüyorum. Yani birazdan madde madde ekleyerek devam edeyim aslında. Şimdi üçlü çıkmak istiyorsun. Peki buna saygı duyuyorum. Üçlü stoper tercihlerinde oynuyorsan da bu kadar ağır stoperlerle bunu oynamazsın. Fenerbahçe hem üçlü oynuyor hem de üçlü oynadığı her an savunma çizgisini de bir o kadar önde kurmaya çalışıyor.
Hadi Atilla Salah'ı biraz ayırıyorum. Diğerlerine göre nispeten bir tık daha çabuk olduğu için. Fenerbahçe sezonun başından beri üçlüyü Gustavo Henrique, De Vrijs'in itibariyle Samet Akaydın, Serdar Aziz'le falan oynuyor. Bu kadar ağır oyuncularla üçlü oynanmaz. Samet Akaydın ortada oynuyor. Biraz daha süpürücü konumda. Ama biraz atletizm olan her oyuncu Samet Akaydın'ı direkt ekarte ediyor. Hatırlarsan bir tane arkaya doğru top atıldı. Samet orada gelen topa tepki veremedi. Altay'ın, Abu Bakır'ın ayağından aldığı hücumunda.
İlk golde Redmond'ın kanattaki en ufak hareketine Samet cevap veremediği için ortayı o kadar rahat açtı Redmond. Yine bir eşleşme problemi yaşadı. Yani bu kadar üçlüye takıntılıysanız bu kadar da ağır stoperlerle oynanmayacağını bilmeniz gerekiyor. Ayrıca söylediğim maçların %70'inde Fenerbahçe'nin yediği gollerin %90 hepsi savunma arkasına atılan toplar.
Sevilla maçında El Nesir'in attığı gol, savunma arkasına atılan top. Galatasaray'ın attığı goller, savunma arkasına atılan top. Dün Cenk'in attıkları, savunma arkasına atılan top. Yani bu kadar, tekrar diyorum, bu kadar ağır oyuncularla da oynuyorsan, hakikaten senin dediğin gibi çakılı, hiç orta sahayla çizgiyi yakınlaştırmadan oynarsın. Savunma güvenliğini o zaman alırsın. Ben şeye de katılmıyorum. George Jesus üçlü oynayarak cesur bir tavır sergilemiyor, korkak futbol oynatıyor. Korkak olan adam üç tane Kaan'ı gibi stoperi savunma çizgisini o kadar öne kadar kurmaz. Jesus yanlış bir cesaret peşinde bu üçlüde. Oyuncu tipolojileri buna hiç uygun değil. Sonuç olarak çıkan noktada korkak futbolu oynamış oluyorsun. Çünkü rakip 10 kişiyken bile üzerine gitmiyorsun. O evet, hamle olarak korkaklık evet. Ama yani maç planı çerçevesinde üçlüyü korktuğu için oynadığını ben çok fazla sanmıyorum. Korktuğu için değildir belki ama takım korkak bir pozisyon alıyor. Üzerine gitse dağıtabileceği bir rakibine karşı geri çekilip onların nefes almasına izin verebiliyor.
Bu arada hani hep savunma arkasına atılan goller dedin ya, Seseviye maçında yenen ilk golde Arao'nun ceza sahasının içinde olması ve adama şut pozisyonu yaratmış olmasıyla, burada Cenk'in kafa golünde Arao ile Cenk'in eşleşmesi de benzer. 3 tane stoper oynatıyorsun, hala da rakip forvetle Cenk'le önli baron eşleşiyor. Aslında ne kadar gömüldüğünün göstergesi. O Jordan'ın golünden bahsediyorum seviyede. O da aynı. Orada Arao çıkması gerekirken Jordan'ın şutuna, Arao içeride, ona çarpan top oldu. Yani aslında golleri yenişler falan, golleri yiyişler de hep aslında bunu yapmamak gerektiğini çok net gösteriyor yani. Dediğim gibi 8 kez aynı maçı oynayıp da hala bunu çevirmemek çok garip.
Ya bu arada şey de korkunç, lafını kestim pardon. Yani 51'de rakibin 10 kişi kalmışken, Şenol Güneş bile 10 kişiyken Cenk Tosun, Avubakar, hücum hattını bozmadı yani. Nasıl bir akılla, ne bileyim, Joao Dedeus'un kulaklığı falan bozuldu diye düşünmeye başladım yani dünden sonra. Dün kulaklık kulağında muhtemelen yukarıdan alıyordu talimatları. %100, %100. Ve nasıl? Ya bu adam kötü bir antrenör değil. Sorgulamak bazen haddim değil falan diye düşünüyorum. Şu konjonktürde getirebileceğin en iyi antrenör baktığın zaman. Top Class getiremeyeceğin. Bu Fenerbahçe'ye gelebilecek en iyi antrenörlerden biri. Nasıl olurdu üçlüyü bozmazsın ya?
10 kişi 50. dakika ve dediğin gibi bir yumrukla dağılacak bir rakip var karşında. Çünkü çok kötü oynuyor Beşiktaş. Beşiktaş'ın oyuncuları Jadson, izlediğim en kötü maçlarından biri. Abu Bakar çok kötü, Gezal berbat. Çıktı zaten ilk keri sonunda. Evelinton yine yakmış takımı olmadı, kırmızı kartını görmüş. Onur Bulut çok kötü. Masu Aku kötü. Masu Akku ve Onur'un saçma hareketleri, biri penaltı oldu, biri atlandı falan. Hani o penaltı konusuna da değinelim gelmişken lafı. Şimdi Arda Fenerbahçe için dün tek pozitif şey. Hatta bence en daha da pozitif olmasını sağlayan durum şu. Arda derbiye çok kötü başladı. 15-20 dakika içinde bir sürü top kaybı, gereksiz şut denemeleri falan, zayıf kalan. Beşinci dakikada kaçırdığı koliyenin üzerine vurduğu top, sağ ayağını kullanma zayıf noktası, onu geliştirmesi lazım mutlaka. Ama tüm bunlara rağmen gerçek bir on numara neden İrfan Can değil de neden Arda Güler olduğunu gösterdi. Bence çok ıskalanan bir şey. Bir on numara için, bir lider için en önemli şey sahadaki varlığını anbean hissettirmek. Büyük futbolculuğun bir numaralı kuralı bu. Kötü de oynasan 30. dakikaya kadar 50. dakikaya kadar neyse batırsan bile 51. dakikada yine sorumluluk almak zorundasın. Çünkü sen o takımın liderisin.
İrfan'dan neden hiçbir takıma lider olmaz ama 17 yaşındaki Arda'dan neden her takıma lider olurun göstergesi dünkü maç. Her zaman maça damga vurmak. Bu Sergen Yalçın'da da böyleydi. 18-20 yaşlarındayken 90'larda böyleydi Sergen de. Aynı Arda'nın gibi 17-18'inde bile böyleydi. Hacı da böyleydi. Bu adamlar, bilirdin ki mesela ilk 30 dakika Hacı 5 tane dağlara taşlara da vursa zımba gibi vururdu bazen. 15 metre yukarıdan da giderdi falan. Veya çalım denerdi, kaybederdi ama bilirdin ki geri kalan 60 dakikaya yine o adam damga vuracak.
Tam öyle bir maç oynadı Arda. İlk 20 dakika berbat olsa bile sonradan iki tane Valencia yüzde yüzlük gol pası, bir tanesini Cezson'dan çalıp atıyor. Maçı Fenerbahçe için almak adına her şeyi yaptı. Fakat diğer oyuncular ona maalesef eşlik edemedi. Penaltı pozisyonu var. Penaltı pozisyonuna da değineyim. Dün bunları yazdım. İrfan ve Arda vesaire tweet attım. Galatasaraylılar da tepki gösterdi. Hani böyle bir penaltıdan sonra bunları yazmak falanla ilgili. Şimdi penaltı pozisyonuyla ilgili ben her zaman bunu düşünürüm.
Burak Yılmaz'la ilgili de hep bunu düşünürdüm. Arif Erdem'le ilgili de hep bunu düşünürdüm. Bence bu oyun bir aldatmaca oyunu zaten. Ben hücum oyuncusuyum diyelim. Top bendeyken benim önüme ayağı çıkarıyorsan ve o topa vuramıyorsan ben o ayağın üzerine atlarım. Bunu büyük oyuncuların çoğu yapar. Yani Burak Yılmaz, büyük hücum oyuncuların çoğu bu hatayı değerlendirir. Çünkü orada Onur saçma bir hata yapıyor. Dikkat et böyle paralel gidiyor topla Arda.
İşte Salih sokmuyor ayağını. Masuaku sokmuyor. Herkes bekliyor. Çünkü orada ayak sokmanın hiçbir manası yok. Çünkü kaleye yan dönüyor. Yani vuruş yapabilecek bir pozisyon değil çok fazla. Yan yan gidiyor. Orada pozisyon alıp beklemen lazım. Eğer ayak sokuyorsan mutlaka topa vurmak zorundasın. Hem ayak sokuyorsan hem topa vurmadığında da adam o ayağın üzerine atlıyor.
Evet Arda kendini bıraktı ve evet bence de penaltı değil. Ama burada, bu pozisyonda ben Onur'un yaptığı saçmalığı daha çok bana etkettiği için çok fazla penalti alanı konuşmuyorum. Çünkü nasıl kaleci bir yan topa çıkarken dizini çıkarıp dağıtabiliyorsa birisini, bir hücum oyuncusunda savunmanın hatasını değerlendirmesi çok ayıp gibi gelmiyor bana. O yüzden çok şey yapmıyorum. Arda o penaltıyı almış. İşte atıyorum, ahlaksızmış, bilmem. Burak Yılmaz da yapıyor. Avrupa'da da görüyorum. Çoğu forvet oyuncusu. Savunmacılar böyle bir hata yaptığı zaman değerlendiriyor yani. O yüzden çok orasında değilim. Ama bence penaltı değil tabii ki. Şey daha penaltı, Osa Esemel'in sarı kart gördüğü. Arda'nın penaltısını verince orada Burak Osa Esemel de boşu boşuna sarı kart olmuş gibi oldu. Ona da penaltı verilir verilmez. Orada da ortadayım ama sarı kart asla verilmez yani.
Ben de şöyle düşünüyorum, O'sein'in pozisyonunun kesinlikle penaltıyla alakası yok. Ama yani ona aldatmadan sarı karda vermek de bir o kadar saçmalık. Arda'nın pozisyonuna göre daha penaltı. Ama ben de ikisine de vermem bu arada. Ama O'sein'in ise penaltıya daha yakın. Ben Arda'nın pozisyonu yakalı seninle de paralel düşünüyorum. Ne kadar penaltı olduğu tartışılır. Arda'nın kendini ayaklarının yerden kestikten sonra onurun müdahalesi var evet ama zaten kendini önceden bıraktı Arda.
Orada penaltı verimliyebilir ama dediğin gibi her akıllı hücum oyuncusu o ayak sokmayı kullanır. Bu arada Arda'nın ben neden kötü niyetli olmadığını düşünüyorum biliyor musun? Sen Salih ayağını takmadı dedin ama Salih çok net uzattı aslında ayağını. Arda takabilirdi istese o ayağı. Salih'inki Onur'a göre aslında daha netti bence ama Salih saniyelik uyandı ve ayağını geri çekti ondan sonra. Ama Arda'nın takmalık vakti vardı. Takmaya çalışan oyuncu, bence kötü niyetli olan oyuncu Salih'inkini çok net daha değerlendirirdi.
Bir de belki de daha net bir pozisyon yaratacağını da düşünmüş olabilir ikinci adamı da geçtikten sonra. Ama üç de artık iyice kalenin artık sol tarafına doğru gelmeye başladı Arda. Ondan sonra dedi ki Onur bu ayağı sokuyorsa ben sağdaki en akıllı, IQ'su en yüksek oyuncuyum. Bunu da kullanırım abi kimse kusura bakmasın deyip penaltıyı da aldı bence.
Mesela kimdi? Galatasaray'da geçen sene vardı böyle. Rakip ayağını sokuyor, düşmüyor. Düşmeyip ayakta kalmaya çalışıyor, pozisyonunu kaybediyor. Kerem. Kerem'de çok oluyor. Çok oldu bu mesela. E ne oluyor? Benim faydama olan bir şey değil ki. E düş, al penaltını. Yani adam penaltı hamlesi yapıyorsa, yanlış hamle yapıyorsa savunma oyuncusu, orada dengeni kaybedip top sürmenin bir manası yok ki. Uzaklaşıyorsun kalbden, bir de dengen kayboluyor falan.
O yüzden çok fazla herkesten bir ahlak beklentisi oluyor ama bu oyun özünde bir aldatmacı oyunu yani. Rakibin hatasını değerlendirme oyunu ve orada savunma oyuncusu hata yapıyor. Sen de orada penaltı alabiliyorsun. Bu arada Osa Enken sarı kart veriyorsa yaklaşık bir yarım saat sonra Salah'ın ve Abubakar'a yaptığı pozisyonda da Abubakar'a sarı kart vermesi gerekiyordu. Hatırlıyor musun ceza salsı içinde girdiğinde? O da normal. Bu standart meselesi yani. Ya üzgünüm, dünkü maç net bir eyyamcılık yani. Bu arada maçla ilgili periyodik bir çizelgesi çok garip maçın, onu özetlemek istiyorum. Çünkü bir pozisyon oluyor, iki dakika sonra başka bir şey oluyor ve maçın seyiri tekrar değişiyor. Şimdi ilk 20 dakika Arda çok kötü başlamış. Sonradan Arda bu kötü başlangıçtan etkilenmeyerek devam etti, yükselerek ve ilk 25 dakika hiçbir şey yok. 28'de Arda'nın pasıyla Valencia karşı karşıya kaçırıyor.
30'da o pozisyon kaçtıktan hemen sonra ben bununla Abubakar'ın binerek yaptığını düşünüyorum. Fenerbahçe baskı kurmaya başlamıştı ve ilk Valencia'yı karşı karşıya kaçırdı. Abubakar gitti taraftarla dalaştı. Orada Fenerbahçe taraftarı yine Sevilla maçında olduğu gibi gereksiz gaza geldi. Orada Fenerbahçe'nin baskısı küçük bir kırıldı. Corner, Mourner atıldı. Bir 5 dakika Işıktaş oradan kurtuldu. Stopper'i sararttı. Samet Akaycı'nı sarartmış oldu. Ben onunla hakemin hatalı karar verdiğini düşünüyorum. Sadece Abubakar'ın sadece kart görmesi gerekirdi. Sonradan tekrar bir baskı, Fenerbahçe baskısı. Orada da Gezal ve Cezso'nun çok akılsızca faulleri var. Taç çizgisinde ve Beşiktaş Kalesi'nin arkası dönük Fenerbahçelilere yapılan ard arda fauller. Mert Hakan'a. Biri Mert Hakan'a, diğeri de Ferdi'ye. Gezal da diğer tarafta Ferdi'ye. Ard arda o fauller tekrar Fenerbahçe baskısı ve Valencia'nın penaltı golü, az önce bahsettiğimiz gol. Daha sonra Beşiktaş devre bitene kadar tekrar pozisyonlar buluyor. Bir tanesi Wellington'un şutu, ceza yayından. Altay çok iyi çıkarıyor sahiliyle. Bir tane daha bu bakar karşı karşıya. Samet'in büyük hatası. Bu sefer soluna çok iyi uçuyor Altay ve devre bitmeden Altay alkışlanıyor da. Devreye 1-0 önde giriyorsun. Tartışılan Altay alkışlanmış. Her şey pozitif aslında.
İkinci yarı başlıyor. İkinci yarının başında yine Abu Bakar'ı savunma arkasına kaçırıyorlar. Aslında Fenerbahçe savunmasının çok kötü bir gününde olduğunu maç 1-0'ken de gösteriyordu. Orada Abu Bakar yine götüremiyor. Eski Abu Bakar'dan çok uzak. Ve Zalai'yi kaçırdığı adama tekrar yetişiyor ve pozisyon olmuyor. 47'de o pozisyonu Beşiktaş kaçırıyor. Tam tersi bu kez Arda, 50'de, 51'de. İki dakika sonra hemen. Getson'dan topu alıyor ve Valencia'yı kaçırıyor ve penaltı kırmızı kart 51'de. Daha sonra penaltı kaçıyor. 55'te Şenol Hoca hiç boş durmuyor. Maçın en kötüsü Getson'u çıkarıyor ve Necip'i alıyor stopere. Ve Maxim ile Salih orta sahası. Solda Cenk, sağda Redmond, ilerde Abubakar. İnanılmaz ofansif bir kadro. 10 kişi ama Jorge Jesus uyuyor o sırada.
Ve değişiklik yapmıyor. Jorges değişiklik yapmadıktan sonra ard arda 2 gol atıyor Beşiktaş 58 ve 60'ların başında. Sonra da 2 değişiklik geliyor Fenerbahçe'den. Ama ikisi de beşli savunmayı değiştiren değişiklikler değil. Ara oyu da savunma hattından çıkaran değişiklikler değil. Boşa değişiklikler yani. Ve Fenerbahçe'nin dörtlüye dönmesi 69-70.
O sırada da zaten Redmond atıyor, 3 oluyor. Ve Fenerbahçe'nin dörtlüğe dönmesi çok geç olduğu için de Fenerbahçe oyuna dönemiyor. Ben iddia ediyorum ki Necip girdiği zaman, Jesson çıkıp Necip girdiği anda, 55. dakikada, eğer Fenerbahçe, İsmail'i veya başka bir orta sahayı... Zayt'sı olur. Zayt'sı, İsmail'i, kim olursa. Bence İsmail'i alsaydı orta sahayı alıp dağıtırdı yine de.
Bir stoperi çıkarıp bir orta saha alsaydı Necip ile Cezson değiştiği zaman, orta sahada Maksim Salih ikilisini dağıtırdı. Çünkü Maksim Salih ikilisini hiç zorlamadı Fenerbahçe'ye. Maksim Salih kadar yumuşak bir ikiliği hiçbir derbide bulamazsın. 55-0 değişiklik gelmedi ve sonra da dağılan bir...
55'de yaptı o değişikliği, Şenol Hoca. 58-62'de direkt gol geldi zaten. Cesuz 63'de hani bari 2-1 olduktan sonra bu hamleyi yapayım dedi ama işte orada da Rossi'yi soktu, Samuel'i çıkarıp, Zeitz'i aldı. Serdar Aziz çıktı, Emre Mor girdi. Demek istediğim de şuydu, başı kesilmiş, horoz gibi koşuyor diye. Kimse nerede, nasıl oynadı ve ne yaptığını bilemeyecek bir konuma geldi Fenerbahçe'de. Zaten türbün homurdanmaya başladı.
Ya şeye çok etkilendim sabah abi biliyor musun? Özeti izledim baştan, kendime yine yaptım bunu yani. Dedim bir daha bir bakayım ne var ne yok diye. 51. dakika Wellington atılıyor, türbünde kameranın arkasına yansıyan coşkuyu, sesi görmen lazım. Uzun zaman sonra Kadıköy'de öyle bir ses gördüm. Tam yaklaşık 27-28 dakika sonra türbünler yarı yarıya boş ve yönetim istifa tezahüratı var.
Sadece Fenerbahçe'de olabilecek bir şey. Bu sadece Fenerbahçe'de olabilecek bir şey. Ben de o penaltıyı Valencia'ya gelirken 5 oldu maç diye geçiriyordum içimden. İnan bana ben de. Beşiktaş farkı yer. Dağılır çünkü dağılmaya o kadar müsait ki. Ama gerçekten çok acayip bir maçtı. Ama Beşiktaş-Fenerbahçe maçları hep böyle değil mi? Bu maçın tam tersi. 180 derecede tersi. İnönü'de. Almeyda karşı karşıya kaçırdı. Alex sonradan 2-3 tane attı. 4-2 idi galiba o maçta. 4-1 ya da 4-2. Rüştü Kale'deydi Beşiktaş'ta. Fenerbahçe'nin 10-11 miydi o sezon? 10-11 doğru.
Sonradan işte şampiyonluk. Sonra şampiyonluk geldi zaten. Beşiktaş Fenerbahçe maçlarında hep böyle acayip şeyler oluyor. O 4-2, Beşiktaş taraftarı 3-3 diye bağırdıktan sonra Alex 3 yaptı diye çok şey döner onun. Koyu koyu döner. Bankulu maç var, yine 10 kişiydi galiba Beşiktaş. Tabii tabii. Tabii kaleci atıldı zaten banku. Bir de bir maç daha var böyle ya.
3-3'lük maç var zaten. Beşiktaş'ın 3-0'dan, Fenerbahçe'nin 3-3. Kupada kavga çıkan maç, 3-1 Kamen'in kaleci olduğu maç var yine önünde. Van Persie'nin tostçu attırdığı maç var. Beşiktaş-Fenerbahçe maçı da inanılmaz oldu. Ufak bir ara verelim, ardından devam edeceğiz. Evet, Galatasaray.
Bence Galatasaray milli ara dönüşünde yorgunluktan çok etkilendi. Çünkü Galatasaray'ın bence tempo yapan oyuncuları iki beki ve iki kanadı. Çünkü Sergio Oliveira'dan çok tempo beklemiyorsun. Mertens yapıyordu bu arada iyi döneminde. Ama Mertens yorgun ve sakatlık dönüşü, yorgun demeyeyim pardon, sakatlık dönüşü ve ritimsiz olduğu için onu yapamadı. Ve Icardi de düşüşte. Yani tempo bekledikleriniz Saşaboy, Rashica, Kerem Akturkoğlu, Adekuk ve Torreira ve biraz Mertens'ten bekleyebilirsin. Şimdi burada Icardi-Torreira'da belli bir düşüşü vardı. Torreira'yı bu maç toparlamış gördüm.
daha iyiydi yani, maçın en iyilerinden olabilir. Endia'ya maçın en iyisi de Galatasaray tarafında en iyisi Torreira olabilir. Rashica milli maçlarda çok oynadı, Kosova'da falan güzel de oynadı, asistim asisti var. Ama yorgun, yani yarım saatten sonra yoruldu bayağı. Kerem aynı şekilde, ilk yarım saat çok etkili, çok zorladı, yarım saatten sonra çok yoruldu. Adekugbe zaten Kanada'ya gitti geldi, belliydi belli bir yorgunluk.
Yani dört kanat oyuncusunun önlü arkalı, üç tanesi milli takımdan dönüş olduğu için otuzdan sonra yoruldu. Bir Saşaboy, o Kasımpaşa ve Konya maçlarında kötü olan Saşaboy iyi buldum. Fiziksel olarak iyi buldum. Yine ortaları kesmek de kötüydü de final işlerinde kötüydü ama fiziksel olarak o eski boyu bulduk gene. Ve bu tip milli ara dönüşlerinde
Genelde Anadolu takımları avantajlı oluyor Dört Büyükler'e karşı. Çünkü Dört Büyük'ün çok daha fazla futbolcusu milli takıma gidiyor, yorgun dönüyor. Ama o sırada Anadolu takımı işte bir hafta, iki hafta birlikte antrenman yaptığı için ritmi yakalamış oluyor. Bence onun ceremesini Galatasaray çekti. Yoruldu takım, 30'dan sonra düştü biraz oyundan. Fakat bu kez Okan Hoca Konya'da yaptığını yapmadı. Yorgun Oluvera yerine Misio gibi. İşte yorgun Kerem yerine Yunus gibi. Icardi yerine Misio'nun yola falan hamleleri Galatasaray'ı yine canlandırdı.
Atik Hukbe çıktı, Kazım Can girdi. Kazım Can girdi, o da çok doğru. Bu değişiklikler takımı yeniden bir canlandırdı ve Misyon'un golüyle Galatasaray maçı kazanmayı bildi. Bado'yu çok beğendim, bunu söylemeden edemeyeceğim.
İnanılmaz bir maç oynadı, hakikaten. Yani dribling, pas, sırtı dönük, rahatlatma, her şey vardı. Ama tabii o da biraz nedense çok hakkı verilmedi. Çünkü herkes eski Galatasaraylı oyunculara çok fazla takıldı. O maç üzerinde Badun'un hakkı çok fazla verilmedi. Ama çok iyi isimlerden bir tanesiydi. Ben Galatasaray'ın yine Adana Demir gibi bir rakibe karşı sıkıntı çekmesini bekliyordum. Ama bu maçı Mitsuyo ile çözeceğini hiç düşünmezdim gerçekten baktığında. Diteratüre hakikaten Toni Kroos golü diye geçen inanılmaz bir vuruş yaptı.
Ben Galatasaray'ı yine çok beğenmediğim bir haftaydı aslında baktığında. Ben Galatasaray'da önemli bir zaaf görüyorum. Konya'dan mesela yenen iki gol merkezden oldu. Sivas'ta, Deplasman'da yenen ilk golü de hatırlarsan yine merkezden. Bu maçta da merkezden pozisyonlar verdi Galatasaray. Mesela dikkat ediyorum, Taç atılıyor. Torreira Taç'ta gidiyor korner direğinin oraya falan. Bir 6 numara pozisyon tutucusu yok ya Galatasaray'ın. Torreira'da çok geziyor, Oliveira'da zaten hantal bir oyuncu.
O yüzden Galatasaray merkezden delinmeye çok müsait ve ligde merkez orta sahadan dribbling atan oyuncular bu Galatasaray'a karşı net fark yaratabiliyor. Badoe Ndiaye'nin bu kadar fark yaratması o dribbling özelliği. Çünkü Sergio Oliveira'nın en büyük zaafı çok kolay çalım yemesi. Dönemiyor etrafında ve vurup gidebiliyorsun yanından. Ndiaye onu kullandı. O zaafını kullandı Galatasaray'ın ve merkez kolay delindi. Dediğim gibi Konya maçındaki iki gol, Sivas maçındaki gol, bu maçtaki verilen pozisyonlar Galatasaray orta sahasında belki de
Skor alınınca belki Kaan Ayhan amnesi gibi altı numaraya daha pozisyon tutucu bir orta saha Galatasaray'ın bazı sorunlarını çözebilir diye düşünüyorum. Bence orada bir Galatasaray zafiyeti var. Orta sahancıları biraz fazla geziyor. Bu arada çok pardon çok haklısın. Tehlikeli pozisyonları düşündü de hepsi merkez geçişinden geldi bu arada. Akintola'nın, Adeguk Bey'in engellediği şutu bir merkez geçişiydi. Nelson'un çizgiden çıkardığı top yine bir merkez geçişi sonrası geldi. Hatırlarsın maçın başında... Onyakur'un direkten dönen topu da merkezden atılan bir pas. Onyakur oraya koşu attı. Emrak Baba'nınki de yine merkezden geçirgen bir pastı. Bir de maçın başında Lucas Torreira'nın penaltı noktası üzerinde kayarak korner uzaklaştığı bir pozisyon var. Yine merkez geçişiydi. Yani Adana aslında sanki kale ağzında çok kötü kullanmamış gibi gözüküyor burada pozisyonları ama Galatasaray oraları iyi savundu gerçekten.
Doğru. Şimdi Başakşehir maçı var çarşamba günü. Bence orada biraz Galatasaray için biraz deneme maçı olabilir. Şöyle, Solbeck'te ben Kazım Can'ı deneyeceğini düşünüyorum, Okan Hoca'nın. Ve eğer iyi oynarsa Kazım Can'ın, bundan sonraki 8-9 lig maçında da Kazım Can'ın Solbeck oynayacağını düşünüyorum. İyi bir fırsat, biraz. Missio'yu daha çok görebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Missio'da çok duygusal bir adam. Gol attı, gol attıktan sonra müthiş oynadı. Golden önce çok kötüydü, geriliyordu. Çok duygusal, hiç öyle kuzeyli muzeyli diye buzadan falan değil, tam tersine çok duygusal bir adam. Yani işleri iyi gittiği zaman çok iyi, çok kendine inanarak oynuyor. İşler kötü gidince de hiç inanmayarak oynuyor.
Gol sevincinden de belliydi bu arada, ne kadar baskı altında oldu. Şimdi bence bu maçlar, yani Başakşehir maçı biraz daha Galatasaray için zorlu olur. Çünkü yine bir ritim kaybı var oyuncularda ve milli dönüşler falan. Şimdi yine 3-4 gün aradan sonra Başakşehir zorlu bir maç olur. Ama ondan sonra Galatasaray için bay haftası olması bir avantaj. Bence orada tekrar ertesi cumaya kadar 9 gün bir Galatasaraylı oyuncular birlikte idman yapabilecek.
O idman hem milyardan dönenleri toparlar, rahatlatır hem bu Torreira, Icardi gibi oyuncular tekrar Güney Amerika'ya yolculuk yapmazlarsa eğer. Birlikte bir idman yapıp orada bir toparlayabilirler. Başakşehir maçından sonraki lig dönüşünde Galatasaray'ın daha iyi olabileceğini düşünüyorum ben. Onun sinyallerini verdi çünkü Saşaboy'un iyi oyunu falan da verdi. Mertens de toparlar.
Sonraki durum Galatasaray için daha iyi olur diye düşünüyorum ama bu üç maç, Konya, Kasımpaşa ve Adana Demir, Galatasaray'ın ligin başından beri belki de en kötü üç haftasıydı yani. Sen Kazımcan'ı denemek üzere Başakşehir'e iyi bir maç dedin ya, Adekugbe sence gerçekten o kadar kötü müydü? Bence çok kötü oynamadı. Bence de çok kötü oynamadı. Biraz heyecanlı gördüm ben, bir de o Kanada'dan geldiği için de yorgun da gördüm. Ama mesela bir Akintoğlu'nun şutunu net engelledi, o gol olabilirdi yani, o pozisyon çok tehlikeli bir pozisyondu. Normalde de ayağı temiz bir oyuncu aslında. Sakin, oyun kuran bir oyuncu ama hiç 50 bin taraftar önünde oynamadığı için belki de Galatasaray'da daha heyecanlı görüyorum top kullanırken. Normalde Hatay'da çok daha rahat top kullanan, kolay kolay pasatası yapmayan, temiz oynayan bir oyuncuydu. Ama burada topları iyi kullanamadı. Ama ben mesela Fatih Fanonov'tan kötü olduğunu düşünmüyorum. Fanonov'ta 2 milyon euro veriyordun. Bu adama kaç para verir? 250 bin euro veriyorsun belki. Geçen seneki Ömer Bayramlar'dan falan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Geçen seneki Solbeck'lere bakınca şu an üçüncü Solbeck'in adı Kukbe hepsinin en iyi geliyor yani. Ama tabii Kazımcan'ın geleceği ve potansiyeli çok daha yüksek olduğu için bir de kendi oyuncunun yerli falan. O yüzden tabii Kazımcan'ın öncelik alması daha iyi olur tabii ki.
Bu arada Abdülkerim de Nelson döndükten sonra yine acayip bir maç çıkardı. İnanılmaz etkiliyor ya. İkisi de çok iyiydi. Yani Abdülkerim'in yokluğu bence Nelson'ın performansını negatif anlamda çok etkilemez ama Nelson'ın yokluğu Abdülkerim'i hakikaten çok etkiliyordu. Geçen hafta özellikle. Ama yani Abdülkerim çok iyiydi. Adana Demir'in maçında. Nelson da çok iyiydi. Nelson'un zaten artık istikrarı var yani. Nelson her maçı 7-8 puan, 9 puanla oynayan bir oyuncu yani. Eğer iyi ikisi toperi olmasaydı gerçekten Galatasaray'ın Adana Demir Sporu kazanırdı bu maçı. 1-2 tane pozisyon, yani gol pozisyonuna dönüşmeden önceki hamlelerle çok iyi süpürdükleri oldu.
Mesela Abdülkerim çıkıyor önde baskıya bazen, Nelson hemen dolduruyor oraları. Öyle birkaç pozisyon var. Tabii hani net pozisyona dönüşmediği için özetlerde de yok bu. Ama maçı 90 dakika dikkatli izleyince Nelson'un çok öyle engellediği pozisyon oldu. Zaten senin yorumunu düşündüğün zaman merkezi bu kadar geçirgen olan bir takımın savunmada tüm sezon bu kadar başarılı olmasının en önemli sebebi zaten Mustera'da çok iyiydi bu yıl. Abdülkerim ve Nelson ikilisi. Şu an ligde daha iyi bir tandem yok bence zaten. Doğru, bence de. Stopper ikilisi. Stopper ikilisi olarak açık ara.
Belki de hani yıl sonunda 6.11 falan yazılıyor ya, iki stop her Galatasaray'dan yazılabilir. Direkt yazılabilir, Ağustos'da öyle çok öne çıkan bir performans olmadığı sürece. Eşiktaş'ta da yok, Trabzon'da da yok.
Avrupa'ya geçelim mi? Geçelim. Başta söylemiştim, dört gollü galibiyetler. Sayayım, hangisinden başlamak istersin? Milan-Napoli'yi deplasmanı 4-0 yendi. Tek değildiniz bu hafta acı çekenler arasında, onu söyleyeyim. City Liverpool'u 4-1 yendi ve Bayern Münih yeni teknik direktörüyle Dortmund'u 4-2 yendi. Orada da yine Thomas Müller şovu vardı. Aynen. Bayan Mühil ile başlayalım. Çünkü Thomas Müller özelinde de biraz konuşmak istiyorum. Bu arada içeride de söyledim az önce de burada da söylemiş olayım. Gördüğüm TV çok hoşuma gitti. Dortmund'dan sonra. Öyle bir hafta sonu oldu ki aslında özüne dönmesi gereken takımların hepsi özüne döndü. Ferrari bir takımı. Şanlökler yarış dışı kaldı. Fenerbahçe öyle. Dortmund öyle. Yani o yüzden çok... Onlar adına kötü bir haftaydı denebilir. Müller şöyle. İzledikçe gerçekten sinirim bozuluyor Müller. yani. Maçta ikinci golü attı. Hemen şeye bakmak isterim. Yani bu adamın kariyerinde Bayern Münih'de nasıl bir istatistik olarak performansı var? 644 maç 489 gole direkt katkı. Atıyorum işte 200 bilmem ne kaç gol, 200 bilmem kaç asist. Abi bunların %70'i ve %80'i kurnazlık üzerine. Ön sezi. Ön sezi. Acayip, acayip bir performans. Korner yoluyor. Kafayı vuruyorlar. Arka direkte Müller tamamlıyor. İkinci gol. Kaleciden seki, uzaktan şut. Kaleciden dönen top mu? Müller tamamlıyor. Üçüncü gol. Atak yapıyorlar. İçeriye mülleri atıyorlar penaltı noktasına. Müller bacak arasından bırakıyor. Arka direkt de sahne. O şekilde tamamlıyor. Topa dokunmadan asist de yapmış oldu. Müthiş bir oyun zekası. FM'de böyle ön sezi, işte off the ball gibi özellikler var ya. Onların hepsi 20 üzerinden 20. Ve kazandılar. Bu arada Türkiye'de Bundesliga'yı en iyi bilen Orhan Uluca'yla bir program yapmıştık hatırlıyorsan. Geçtiğimiz hafta ve Nagelsmann'ın gönderilmesinin ardından göreve gelen Tuhel'le ilgili olarak herkes işte Nagelsmann niye gönderildi? Şampiyonlar Ligi'nde devam ediyor. Ligde zaten kafayı oynuyor. Hani haksız mı gönderildi falan denirken Orhan Uluca çok mantıklı bulmuştu gönderilmesini. Çünkü Bayern Münih baya kötü oynuyor diyordu. Ve Şampiyonlar Ligi'nde zaten hedef maçları bu kadar kariyerli ve güçlü oyuncular zaten iyi oynar diyordu.
O yüzden şampiyonlar liginde motive etmesi zor değil Bayern Münih ile oyuncular ama lige motive olmakta zorlanıyorlar ve Leverkusen'e karşı da berbat oynamışlardı ve önümüzdeki hafta çok kritik 3 maç var demişti. Bir ligdeki şampiyonluk için Dortmund maçı, bir Almanya kupası maçı, bir de şampiyonlar ligi. Bu üç maçı bu kadar kötü oynayan bir Nagelsman'ın Bayern Müniği ile girersen üç kupayı bir haftada kaybetme ihtimali var. Ve o yüzden tam da değişiklik için en doğru nokta demişti. Haklı da çıktı. İlk ayakta haklı. Kupa ve Şampiyonlar Ligi'nde göreceğiz. Ama yani çok daha iyi bir Bayern Münigi. Dolu dizgin, çok iyi bir oyun ve Dortmund'u daha da farklı kazanabilirdi. Üç gol iptal edildi baktığında. Yani 6'ya 7'ye giderdi. 6'ya 7'ye gidebilirdi. En net dominasyonla kazanılmış maçlardan biriydi.
Hocayı yiyen tayfanın performansını yine hocayla beraber görmüş olduk. Tam bir türkü basın yorumuyla beraber. Özellikle Müller'in o ekipte olduğunu söylüyorlardı ya. Müller'in bu performansı da çok enteresan. Peki Bayern Dortmund'u geçelim. City Liverpool mı Napoli Milan mı? Napoli Milan çünkü bence daha sansasyonel.
Rafael Leao Show var orada da. Yani Napoli'ye bir nazar boncuğu gibi olur. Zaten çok büyük bir puan farkı olduğu için bu maçlık şey olabilir. Ama Milan'da bence Manya'nın dönmesi, kaleci farkı da var. Yenen gol, kurtarılan gol. Manya'nın bir tane suratıyla çıkardığı pozisyon var. Meret çıkaramadı onu mesela. O yüzden Halil Manya'nın geçen seneki Milan şampiyonluğu zaten bir kaleci şampiyonluğu olarak yazılır yani. Avrupa Lig'lerinde böyle müthiş bir performans, kaleci performansıyla gelen şampiyonluklardan bir tanesiydi. Onun dönüşü Milan'ı belki biraz daha toparlayabilir ama Napoli için de biraz da daha listesiz bir maç diyelim.
Sen diyorsan inanırım çünkü senin olmadığın ortamlarda da söylüyorum. Sinan Yılmaz'ın kaleci gözüne her zaman güvenirim. Senin o klasik yorumların vardır ya, kaleyi doldurmayan kaleci. Fizik olarak, size olarak çünkü Mania'nın falan fiziğini kesin beğeniyorsundur yani. O yüzden sen diyorsan kesin bilen geçen yıl şampiyonun sadece kaleci sayısını almıştır yani. Öyle söyleyeyim. Sadece demeyelim de ya. Ama yok gerçekten ben de beğeniyorum.
Ve senin ne demek istediğini özeti falan izlerken de çok net bir şekilde gördüm yani. İşte Meret'in hakikaten şıtlara verdiği tepkilerle manyanın kapladığı yeri, birinin çömelip beklerken birinin daha büyüyerek beklediği falan değerli. Kaleci geçmişim falan yok ama yani bildiğim kadarıyla. Yok, ilk ortaokulda biraz yaptım da. Ya da çok iyi forvettin kalecilerin tüm şeylerini biliyorsun. İki pozisyonla oynadım sadece. Ortaokula kadar kaleciydim. Ortaokuldan sonra da center four. O yüzden ikisini de oynadım. Bir de ikisi de birbirine çok yakın pozisyonlar yani. İkisi birbirinin tezat karşılık pozisyonları. Center fourluk üzerine çok düşünen insan kalecilik üzerine de çok düşünmek zorunda. Veya tam tersi. Öyle o yüzden biraz onlara özel odaklı. İki pozisyona özellikle bakıyorum yani. Center fourlara ve kalecilere özellikle bakarım.
City-Liverpool, Jack Relish bir tane savunma hamlesiyle maçın başında, yani ilk bölümünde önledi Liverpool'un tekrar oraya geçmesiydi galiba. 1-1'di maç. Ve golü de var. City'nin net hak ettiğini düşünüyorum. Zaten pozisyonlar falan da ortada. İlk yarısını izlemiştim bu maçın. İkinci yarısını sonra özetlerini izledim. Hani ilk yarı bile Mahrez'in şutları falan üst tarafta vurduğu olsun, şey olsun, City daha üstündü yani. İkinci gole de inmek lazım. Orada da tam bir Pep Guardiola futbolu denebilir. Çok acayip bir hazırlanıştı gerçekten. Yine klasik içleşen bir back oyuncusunun baskıyı kıran pası. Mahrez'in yine içeri driblingi. İlkay'ın akıllı tersi çevirici debreyne. Zaten FIFA'da weak foot'u, zayıf ayağı, beş yıldız, sol ayağıyla beraber açtı ortayı. Orada da net bir gol geldi. Steele alakalı da şunu söylemek istiyorum, yani Haaland'ın yokluğu, bazı negatif tarafları var varlığının bence. Bununla alakalı bir yazı da gördüm, çok hoşuma gitti. Pozitif taraflara, pozitif tarafı bir maçta aniden beş gol atabilir ve Haaland'a odaklı oynamak zorundasın ama Julian Alvarez gibi daha mobil bir forvet oyuncusunun olması sanki set anlamında Steele'in daha çok işine yarayan bir nokta. Ben Julian Alvarez'in tam bir turnuva forveti olduğunu düşünüyorum ve Arjantin'e Dünya Kupası'nı kazandıran X faktör olduğunu düşünüyorum. Katılıyor. Gizli kahraman. Az kahraman Messi, ikinci. Kalecileri falan çok ön plana çıkıyor. Tabii ki penaltıları vesaire kurdular. Deponla Alvarez'dir yani. Ben Alvarez'i ikinci numaraya yazıyorum. Çünkü onun centre-forward'a geçmesiyle Arjantin oyun gücü müthiş arttı. Turnuva maçlarında, yani Şampiyonlar Ligi'nde böyle final gibi maçlarda ben Alvarez'in takım oyununu çok güçlendirebileceğini düşünüyorum. Ama uzunlu sezonlarda da özellikle kapalı rakiplere karşı yan toplarda vs. de halant tabi ki çok büyük bir silah. Bir de galiba ilk golde mi hatırlamadım tam tersi açtığı inanılmaz bir top var. Ben o yüzden o set hücumuna kalkmak işte rakip pressini dağıtmak falan çok başarılı buldum o konuda ya. Bu arada De Bruyne'in attığı gol de tam bir halant golü. Aynen. Offside'dan kurtulup kendini çekip ondan sonra koşuyu yapmak. Nerede koşacağını bilmek. Mahreze'de çok iyi çıkardı ama. Aynen öyle. O da tam bir Haaland golüydü. Premier League'de ilginç haberler var. Graham Potter nihayet gönderildi. Bekleniyordu zaten aylardır. Bu haftaya kısmet oldu. Boştaki hocalar, Conte tekrar Chelsea'ye döner mi? Eski takımına, şampiyonluk yaşadığı takıma. Ve Nagelsmann Bayern München'den ayrıldı. Tottenham'a mı gider, Chelsea'ye mi gider şeklinde bir düşünce var. Valla garip bir değişiklik olabilir yani. Conte tekrar Chelsea'ye, Nagelsmann'ın Tottenham'a gibi bir şey olabilir. Veya Conte belki tekrar Serie A'da da dönebilir. Orada Nagelsmann Tottenham yapabilir. Önümüzdeki haftalarda göreceğiz onu da. Bence Nagelsmann, Chelsea, Tottenham yine Pochettino. Conte de tekrar da Inter'e dönecekmiş gibi hissediyorum. Ama makul gibi gözüküyor. Güzel bir üçlü oldu. İyi dağıttık burayı.
Zaten şey için hep, Nagasman için hep şey diyorlar, yani Bayern Münch'tir, Real Madrid'tir değil de böyle başaltıda Tottenham gibi takımlar daha ideal ona gibi düşünülüyor. Olabilir yani, Chelsea, Tottenham falan daha mantıklı olabilir. Sana bir sorum var, Graham Potter overrated mıdır? Bilmiyorum ki ya. Mesela vizeyledikleri Östersun Usta, vizeyledikleri maçları çok iyi oynadı ama daha sonra böyle çok iyi takip edemedim yani. Premier League'deki ilk deneyimleri de çok başarılı. Düşük bütçeli takımları yukarıya çıkarma konusunda gerçekten adam kendini hem Brighton'da hem Östersun Usta kanıtladı. Ama işte bu çok büyük bütçeli takımları yönetmek olan bambaşka bir iş. İşte Nagelsmann için de onu zaten yapamıyor dediler.
Onu biraz zaman gösterecek herhalde yani. O kadar her maçını takip etmeden böyle keskin bir yorum yapmak istemiyorum. Evet. Eurolig'e geçelim mi? Geçelim. Euro League'de Premier League kadar karışık öyle söyleyebiliriz. Fenerbahçe-Beko'nun yine kötü gidişi sürdü. İspanya'dan 2-0 ile döndü. Önce Real Madrid, ondan sonra Baskonya mücadelesi. Hakikaten bir anda koptu Baskonya'da. Fenerbahçe-Beko'da yani düşük bir ihtimal olsa da play-off şansını zora soktu. Yani şu an 6. sıraya indi ve Partizan'la mağlubiyet-galibiyet sayıları eşit. 8. Baskonya'yla da bir mağlubiyet fark var. Ve bir Anadolu-Hefes mücadelesi var şimdi. Yani normal şartlarda Fenerbahçe bir galibiyet daha fazla alsa play-off garantilemiş bir takımdı ve Anadolu-Hefes maçı Anadolu-Hefes için çok önemli bir hal alacaktı. Ama şu an Fenerbahçe için de bir o kadar önemli.
Sekizinciliğe düşme şansı var. Düşük bir ihtimal olsa dediğim gibi playoff dışına gitme ihtimali var. Bu anlamda hakikaten garip bir hafta. Önce Andolu Efes de oynayacak içeride. Onun ardından bir kızı yıldız deplasmanı var. Fenerbahçe'ye bir galibiyet yetecek bu ortamda. Ama takım şu an öyle bir halde ki 2-0 olsa da şaşırmazsın ve diğer takımların sonuçlarına göre Fenerbahçe'nin kaderi belirlenecekmiş gibi hissedebilirsin.
Keza Andolu Efes'te de aynı şey geçerli. Fenerbahçe'ye göre fikstür biraz daha sert, son maç özelinde. Orada Monaco'yla oynayacak Andolu Efes. Yani her türlü iki de iki yapmak zorunda. Ama sonrasında diğer takımların ne olacağı biraz daha belirleyici olacak Andolu Efes için. Ama çok gergin bir Türk derbisi olacağını da söylemek lazım. Ağzına sağlık olacağım. Senin de Sinan abi. Gelecek hafta tekrar gündemle karşınızda olacağız. Dinleyicilerimize de teşekkür ederiz. Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.