
2.176 kelime · ~11 dk okuma
Günden belli, tarihimizin en büyük felaketiyle uyandık 6 Şubat 2023'e. İlk gün önümüze düşenleri tarihe not düşmek adına kayda geçirelim istedim. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım. Abi selamlar. Malatya'dayım ben. Burada yaşıyorum. Dün gece evimiz deprem altında kaldı. Göçükten zor kurtardık kendimizi. Kafamız falan yaralıydı ama çok şükür şu an iyiyiz. Yukarlarda Toki'nin konutlarına doğru ilerledik. Bizim evimiz yıkıldığı için. Teyzem gidin evi Toki'de. Burada da yaklaşık 120 kişi var. Hiç yardım falan ulaştırabilecek kimseye ulaşamadım sabahtan beri.
İnternet zaten çok zor çekiyor. Şarjımız da çok az kaldı. Arabaların yakıtları da bitiyor. Benzinliklerde yakıt da bulamadık. Tokin, Gelincik konutları, Gelinciktepe konutları, Malatya. Abi, buna bir şekilde ulaşabilirsen çok iyi olur. Çünkü burada yaklaşık 120 kişi var. Çocuklar var, kundakta çocuklar var. Daha bizim gibi yaralı insanlar da var.
İnsanların yiyecek bir lokma ekmeği yok. Aşağıya da inanmıyorlar. Sadece 2-3 tane ateş yaktık. Dayanıyoruz abi. Dayanmaya çalışıyoruz yani. Yakın Türkiye tarihinin en büyük travması hangisidir diye sorsak ilk 3 sıraya mutlaka 99 depremini yazarız.
24 yıl önce, 17 Ağustos'ta, Gölcük'te, sonra ardından 12 Kasım'da Düzce'de yaşanan iki depremde on binlerce insanımızı kaybettik. Marmara'nın hemen hemen tümünü etkileyen devasa bir faciaydı. O günü Marmara'da yaşayanlar, depremin psikolojik etkilerini aradan çeyrek asır geçmesine rağmen atlatabilmiş değiller. Aradan 24 sene geçti ve 6 Şubat 2023'te, bu sefer Maraş'ın Pazarcık ilçesinde 7.7 şiddetinde bir depremle sarsıldık.
Depremin büyüklüğüne göre farklı yorumlar mevcut. Ama biz büyüklüğü 7.7 olarak kabul edersek, bu, 1939 yılında 32 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine, 100 binden fazla insanın yaralanmasına neden olan 7.9 büyüklüğündeki Büyük Erzincan depreminin ardından, Cumhuriyet tarihinde gerçekleşmiş en büyük deprem haline geliyor.
Ardından sadece birkaç saat geçtikten sonra bu sefer de yine aynı bölgede Elbistan'da 7.6 şiddetine bir deprem daha meydana geldi. 6 Şubat 2023 günü saat 16 itibariyle ölü sayısı 1500'e dayanmış durumda. 2800'ün üzerinde bina ise enkaz halinde. Enkaz altında kaç kişinin olduğunu bilmiyoruz. Yaralı sayısı 10 binlerle ifade ediliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk açıklamasında ölü sayısını 912 olarak ifade etti ama toplam ölü sayısına ilişkin tahmin yürütmek bile zor dedi. Bilemiyoruz. Temennimiz en az can kaybıyla bu felaketi atlatmış olmamızdır. Böyle anlarda olabilen en hızlı medya aparatlarını kullanmak gerekiyor. Bu noktada Twitter oldukça etkili ama biri o kadar da dezenformatif.
Bu nedenle güvendiğiniz gazeteciler ya da kurumsal hesaplar dışında söylenti düzeyindeki haberlere itibar etmemelisiniz. Televizyonlar çok daha güvenilir bana kalırsa, sürekli geçtikleri son dakika bilgileriyle gelişmeleri aktarıyorlar. Bu yüzden hızlı gazeteciliği sosyal medyaya, televizyonlara bırakalım, ben de edindiğim haberleri çalıştığım kurumlara aktarıyorum. Bölgede tren topuyu takip eden dinleyicilerimizin Allah yardımcısı olsun. Haberlerin hiç iyi olmadığını farkındayım. Aklımız fikrimiz sizlerle. Bu bölümü ne zaman dinlersiniz bilmiyorum ama dinlediğinizde ilk verilerin çok daha ötesine geçen bir bilançoyla karşılaşacağımız açık. Ölü sayısının binlerle ifade edildiği büyük bir faciadan bahsediyoruz. Bölgeden gelen haberler, durumun şu anda kavradığımızdan çok daha ağır olduğunu ortaya koyuyor.
Hatay Spor Teknik Direktörü Volkan Demirel'in sabah saatlerinde sosyal medya üzerinden paylaştığı video mesajı durumun ne kadar ağır olduğunu ortaya koyuyor. Lütfen, yardım. Yardım. Ne kadar imkan varsa hepsini göndermenizi istiyorum, lütfen. Çevreciler de aynı şekilde, sadece Hatay Antakya değil. Lütfen. Rica ediyorum, lütfen. Lütfen. Allah rızası için buradayız, Allah'a şükür. Allah rızası için.
Tabii üzgün olduğumuz kadar da öfkeliyiz sanırım. Bilim Akademisi üyesi ve deprem uzmanı Profesör Naci Görür'ün 24 Ocak 2020'de yani 3 yıl önce yaşanan Elazığ depreminden sonraki uyaraları sosyal medyada en çok paylaşılan videolardan oldu. Naci Hoca bundan 3 yıl önce, tam da bugün facianın gerçekleştiği noktayı işaret ediyor CNN Türk'teki yayınında. Bu depremin de olmasıyla belki yani akıllarda düşünülmesi gereken bir şey var. Uyarmak istiyorum yetkilileri. Bu depremden sonra özellikle Palu ve Bingöl arasına veya Sivrice Gölü, Malatya, Adıyaman, Çelikhan yöresine veya hatta Kahramanmaraş yöresine artık dikkatli bakmak lazım, özenli olmak lazım. Oralara da stres transferi olmuş olabilir. Naci görüresi yenen Türk'teki uyarısı yetmiyor, bir de gidiyor Demirören Haber Ajansı aracılığıyla da yapıyor uyarılarını.
Anadolu fayı üzerinde Erkenek, Çelikan, Maraş-Türkoğlu yörelerinde yani ben bundan sonraki depremleri o yörelerde olacağını düşünüyorum. Haber arşivini karıştırdım, o tarihlere baktım. Hemen hemen tüm gazeteler Naci Gürür'ün bu yarısını haberde yapmışlar. Geliyorum diyen bir faciadan bahsediyoruz yani. Ve Naci Hoca 6 Şubat sabahını uyanıyor ve Twitter'dan şu mesajı paylaşıyor. Arkadaşlar çok üzgünüm ama Maraş'ın Pazarcık göresinde 7.5 büyüklüğünde bir deprem oldu. Çok büyük bir deprem. Umarım zayiatımız az olur. Bu depremin gelmekte olduğunu yerbilimciler olarak söyleye söyleye yaza yaza dilimizde tüy bitti. Hiç kimse ne diyorsunuz diye tepki bile vermedi. İşte böyle demiş Naci Gölür. 6 Şubat 2023 gününün onlarca yıl daha unutulmayacak bir felaket olduğunu şimdiden söylemek mümkün. Dolayısıyla son 5 yılda yaşadığımız İzmir, Silivri ve Elazığ depremleriyle kıyas kabul etmeyecek bir felaketle karşı karşıyayız.
Yani bakanlarımız için şov yapılacak bir durum yok. Biliyorsunuz bizde bakan dediğiniz, bina çöktükten sonra köken binanın yanında poz vermeye bayılır. Ölü kurtarmakla övünür devletimiz. Halkımız ise devletimizin haşmeti karşısında hayranlıklarını belirtir ve bir sonraki orta boy faciaya kadar kulağımızın üzerine yatarız. Depremlerde de maden facialarında da devletimizin tavrı budur.
Henüz enkaz başında şov yapmaya kalkan bir bakanla çok şükür karşılaşmadık ama bunun nedeni bakanlarımızın tineti değil. Bunun nedeni binlerce binanın çökmesinden kaynaklı. Yani her bir binanın başında bekleyecek bakan yok. Bakan az geliyor binalara. Yoksa İzmir depreminde enkaz altındaki Buse ile konuşan Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli'yi göremedik yani.
Tamam bu sebep. Çok güzel bir fikir. Köpekleri salacağız, sen de kedi sesi çıkartacaksın. Moralini böyle yüksek tutmanı istiyorum. Moralini böyle yüksek tutmanı istiyorum.
Tamam, tamam. Biraz sabret. Biraz sabret. Biraz sabret. Pakdemirli gibi siyaset profesyonellerini göremedik çünkü bu tip siyasetçilerin şov yapabileceği tek bir enkaz yoktu. Binlerce enkaz vardı. Ulaşılamayan mahalleler, çaresizce enkazın başında yardım bekleyen aileler. Twitter gün boyu çaresizce yardım talep eden insanların mesajlarıyla dolu taştı. CNN Türk muhabiri Fulya Öztürk, faciaya ilişkin izleyimlerini şöyle paylaşmış. Şimdi ben Adıyaman'dan çıkmak zorunda kaldım ama şunu söyleyeyim size arkamda yüzlerce enkaz bıraktım. Buradan Adıyaman'daki son durumu Adıyaman'da kalarak anlatmayı çok isterdim ama şebeke çöktüğü için, yayın cihazlarımız çalışmadığı için daha uzak bir noktaya Maraş'a doğru şimdi gitmeye çalışıyoruz ama gerçekten 7,6 o ikinci depremi de Adıyaman'da yaşadık. Maraş'a çok yakın bir yer biliyorsunuz ki yüzlerce diyorum. Yüzlerce enkaz var Adıyaman'da. Sadece Adıyaman'da yüzlerce enkaz var. Maraş ve Atay'ın durumu ise çok daha kötü. Bir yandan da ülkedeki politik fanatizmin geldiği noktayı iğrenerek gözledik 6 Şubat 2023'te. Devletten istenen yardım, ulaşılamayan yerlerin paylaşılması bile iktidara yakın hesapları rahatsız etti.
Uyanır uyanmaz siyaset zamanı değil uyarılarıyla kendimize geldik. Yeterince uyarılmamıza rağmen hala siyaset merakınız varsa devletimiz görevinin başındadır haberiniz olsun. Yani sosyal medyada nerede bu devlet falan derseniz aklınızda bulunsun, devletimiz görev başında. Neden rahatsız peki iktidara yakın toplum kesimleri? Çünkü yıllarca ama yıllarca yaşanan her orta ölçekli depremden sonra 99 depremini hatırlattılar bize.
Devlet 17 ağustos 1999'da çökmüştü ama bakın şimdi bankalar enkaz başındaydı. Ne devlet be? Yıllarca bu iğrenç propagandaya maruz kalmıştık. Onların iyi dediği Türkiye, 1999 depreminde aylarca yıkıntılara dahi ulaşmayı başaramayan bir Türkiye'ydi. Biz sulamadan modernizasyona, tohumdan gübreye kadar, her alanda aldığımız tedbirlerle, tarımsal hasılada, Avrupa'da ilk sıraya, dünyada ilk ona çıkarmış bir Türkiye inşa ettik. Evet 99 depreminde devlet resmen çökmüştü. Gerçekten büyük rezillikte ama aradan çeyrek asır geçtikten sonra neredeyse bir arpa boyu yol alamadığımızı da anlamış oldu.
Aradan 24 yıl geçmiş olmasına rağmen bu 24 yılda en hızlı büyüyen inşaat sektörü sağlam bina yapmayı öğrenememişti. Devlet de pek sevdiği inşaat sektörünü sağlam binalar yapmaya zorlayamamıştı. Halka kurt, müteahhitlere kuzu olmuşlardı. Ne diyelim, Allah bütün sorunluları kahretsin. Peki ne yapmalıydık da yapmadık?
Tren topuyu takip eden dinleyicilerimiz, İstanbul depremi bugün olsaydı sorusu üzerinden Avcılar Belediye Başkanı Turan Ançerli ile röportajımızı dinlemiştir. O röportajda Turan Bey'in aktardıklarını sizlere yeniden hatırlatıyorum. Biz deprem eşittir, afet diye tarif ediyoruz. Deprem eşittir, afet değil. Deprem başka bir şey. O depremin afete dönüşmesi başka bir şey. Dolayısıyla deprem gerçek, realite. Bir doğa olayı. Ve buna müdahale etme şansımız yok. Depremin odağını değiştirme, depremi uzaklara gönderme... Hani şimdi hazırlıklar yapıyoruz özellikle göktaşı düşme ihtimaline karşı. Göktaşın yörüngesini değiştirecek ve dünyaya çarpmasını engelleyecek. Filmler falan oluyor ama depremde böyle bir şey yok. Deprem bilemiyoruz ne zaman olacak ama biliyoruz olacak. Bunun afete dönüşmemesi lazım. Dönüşmeyen ülkeler var. Bizde de dönüşmeyebilir. Yani çözüm var. Çözüm mümkün. Hem de bu ekonomik koşullarda ve ülkemiz bu haldeyken çözüm mümkün.
Her deprem afet değildi. Tuğran Bey de haklıydı. Dünyanın çeşitli yerlerinde görüyoruz, imreniyoruz. Siddetli depremler yaşanıyor ama bizdeki gibi enkazlarla uğraşmıyorlar. İlla ki yıkıntılar oluyor ama bir kentin neredeyse dümdüz olduğunu görmüyoruz. Yani depreme dayanıklı konutlar inşa edebiliriz. İnsan sinirlenmeden duramıyor ama 23 yıl önce, bakın 23 yıl önce depremde de lakaplı birisi vardı hatırladınız mı? Ahmet Mete Işık Ara. Işık Ara Hoca 23 yıl önce söylüyordu bunu.
Şöyle söyleyeyim, zeminin koşullarına göre yapının dizayn edilmesi lazım. Deprem mühendisi yumuşak bir zeminede deprem güvenli konut yapar ve hiçbir şey olmaz. Yeter ki o koşulların yerine gelmesi lazım. Bu kadar yıl önce Ahmet Mete Işıkara bizlere depreme dayanıklı konut yapabileceğimizi söylüyordu. Üç yıl önce Naci Görür Maraş bölgesinde deprem beklediğini söylüyordu. İkisini de duymadık, ikisini de duymadılar.
Bugün binlerce insanımız öldüyse bilime değer vermeyen bir toplum olduğumuz içindir. Evet, toplumuz da kabahatli. Evet, böyle bir toplumuz ve biz bilime önem vermediğimiz için böyle iktidarlar seçiyoruz. Acaba insan hak ettiğimiz kadar mı yönetiliyoruz demeden edemiyor. Bir de tabii şu var, bir Marmara depremi yaklaşıyor. 6 Şubat'ta yaşadığımız büyüklükte bir depremin İstanbul yakınlarında meydana gelmesi halinde nasıl bir felaketin içine sürükleneceğimizi sanırım anladık.
Kışın yaşanırsa soğuktan ölenler, yazın yaşanırsa salgın hastalıklar olacak diyordu Turan Ançerli. Marmara depremi değil ama Maraş depremi kara kışın ortasında oldu. Bizim kültürümüze, değerlerimize, inançlarımıza uyumlu olmayan şeyler olabilir. Niye olabilir? Çünkü çaresizlikten olur. Başka çare olmadığından olur. Ve doğa kuralları sizin hesaplarınızı beklemez ki.
beklemez, yapmak durumundasınız. Yani eğer belli bir süre uygun koşullarda cenazeyi bekletmezseniz, uygun koşulda değilse artık çevreye de zarar vermeye, koku vermeye ve başka sıkıntılar yaratmaya başlar, sorunların artmasına vesile olur. Bu kapsamda şunu söylüyorum, kış ayı ise eğer depremde ölmemiş birçok insanın soğuktan ölme riski çok yüksek. Yaz ayı ise eğer deprem nedeniyle ölmeyen, yıkıntı nedeniyle ölmeyen insanlarımızın, önemli bir sayıda insanımızın salgın hastalık nedeniyle ölme ihtimali yüksek.
Tarihe küçük de olsa bir kayıt düşmek için söylüyorum. Bölgede şebeke suyunun içilmemesi uyarıları yapılıyor. Çünkü şebeke suyuna her tür kimyasalın bulaşma olasılığı var. Botaş bölgeye güvenlik amacıyla doğal gaz iletimini durdurdu. Evlerde olanlar da ısınamıyor, yemek pişiremiyor. Dolayısıyla gıda desteğinin günlerce sürmesi gerekiyor.
Hatay'da devlet hastanesi çöktü çünkü eskiymiş, bakımı da yapılmamış. Kentteki havalimanı kullanılamıyor çünkü zamanında fay hattı üzerine yapılmış. Adana havalimanında kullanıma kapatıldı. Kentlerde depremin ardından 12 saatin geçmesine rağmen ulaşılamayan mahalleler var. Telekomünikasyon hatları da yetmedi. Bölgeyle telefon görüşmelerinde zorlandık. Bölgenin sanayi bölgelerinde, Mesailer durduruldu. Akşam 18 sularında ise Diyanet İşleri, hayatını kaybeden vatandaşlarımız için yatsı ezanından önce ülke genelindeki camilerden eş zamanlı olarak salağa verileceğini duyurdu. Hiçbiri, ama hiçbiri, konutlar sağlam hale getirilseydi yaşanmayacaktı. Ve bunların hepsi, eğer konutlar sağlam hale getirilmezse İstanbul'da da yaşanacak. Allah kahretsin ki 25 yıldır biliyoruz bunu.
Gördük ki ortada hiç de parlak bir durum yok. Devlet, bu tip bir felakete 24 yıldır hazır hale getirilmemiş. Deprem anında çök-kapan-tutun tatbikatı yapılmış bundan 3 ay önce ama hepsi bu kadar. Ne konutlar için bir deprem seferberliği hazırlanmış, ne de olası bir depreme ilişkin ilave tedbirler alınmış. Öylece beklenmiş ve kriz çıktığında krizin politik maliyeti olmaması için uğraşılmış acz içinde.
Yayınhaber'den Mirgün Cabas'a bağlanan bölgedeki gazeteci Serkan Köybaşı, İskenderun'daki izlenimlerini paylaşmış. Nasıl durum Hatay'da genel olarak ve siz ne yaşıyorsunuz şu an? Kabus diyebiliriz. Herkes kendi göbeğini kendi kesmeye çalışıyor. Kurtarma hiçbir şekilde yok. Hasat hiçbir şekilde yok. Personel, devlet adına söylüyorum, hiçbir şekilde yok.
İnsanlar kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Daha şöyle değilmiş, makineleri bile. Çoğu burada şahısların kendilerinin kullandırmaya açtığı makineler. Onlar da birkaç saattir sahaya çıktılar. Yani düşünün yaklaşık 7-8 saat hiçbir şekilde kurtarma olmadı. İnsanlar enkaz altında kaldı.
Öyle hesap edin. Son 1-2 saattir kurtarmalar başladı ama benim şu an olduğum yerde Paci Meydanı, İskenderun'da sağım solum yıkılan 5 apartman var şu an tam görüş açımda. Tam ortadayım şu an. Yaklaşık olarak 300'ü yakın daire. Düşünün artık en az 2 kişi deseniz 600 kişi yapar. Kurtarmaya gelen bir tane AFAD görevlisi yok. Tek. Bir tane. Gazeteci Fatih Altaylı da depremin ardından Naci Görür'le telefonda görüşmüş. Görür'ün Altaylı'ya söyledikleri hepimizin düşünmesi gereken cinsten. Diyor ki, ''Gece dörtte uyandırıldım. Bir saat ağladım. Hâlâ ağlıyorum. Yıllardır uyardığımız yer. Tek bir yerel yönetici arayıp ne yapalım demedi. Bunca uyarıyı niye yaptık?'' Öyle demiş Naci Görür.
Bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz mutlaka ama bölümü bitirirken dayanışmaya ihtiyacımız olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Peki ne yapabiliriz? Bir kere kışlık ihtiyaçları olduğu açık. Bunu söylemeye gerek bile yok. Bölgedeki en büyük sorun kış şartları. Bu nedenle giysi kıyafet dışında cep ısıtıcıları gönderenler gördüm.
Bence son derece mantıklı. Bunun dışında cep telefonu şarjına ihtiyacı olduğu için powerbank gönderebilirsiniz. Yani genel anlamda gördüklerinizin dışında ilave olarak söylüyorum bunu. Cep ısıtıcıları ve powerbank ihtiyacı bence önemli. Yardımları organize eden resmi kuruluşlar, varlıklar ve belediyeler. Bulunduğunuz yerden bu kurumlara ulaşabilirsiniz. Bunun dışında sivil toplum kuruluşları da devrede.
Mesajlarınızı SMS servisiyle göndermeniz, hatları boşuna meşgul etmemeniz için görüşmelerinizi kısa tutmanız uyarısı da yapılıyor. Eğer afet bölgesine yakın yerlerden yardım götürme niyetiniz varsa, kişisel araçlarla yolları meşgul etmemeniz de yapılan uyarılardan. Trendtopik'i PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar bu rezilliğin sorumlularının ağır bir bedel ödemesini dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.