Podcast

227: Trend Spor: Galatasaray 11 maçtır kazanıyor, Fenerbahçe yara aldı, Avustralya Açık sona erdi

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Galatasaray galibiyet serisini 11 maça çıkarırken en yakın takipçisi Fenerbahçe, Adana'dan puan kaybıyla döndü ve çift maç haftasının ardından puan farkı 6'ya yükseldi. Futbol gündeminde Türkiye dışına çıktığımızda, İtalya Futbolu'nu karıştıran yolsuzluk davası ve Serie A'nın son durumu kendine yer buldu.
Spor gündeminin diğer maddeleriyse; dünyanın iki farklı ucundan geldi. Avustralya Açık'ta şampiyonlar belli olurken, Amerika'ya geçtiğimizde NFL'de Super Bowl'un ismi belli oldu.
Hepsi ve daha fazlası bu hafta Trend Spor'da. Keyifli dinlemeler!

Not:
Bölümde bahsedilen Travis ve Jason Kelce'in annesi Donna Kelce'nin maçlara gitme yolculuğu.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

7.157 kelime · ~36 dk okuma

Trenspor'dan herkese merhabalar. Gündemimiz oldukça yoğun. Süper Lig'de hafta arası mesaisi oynandı ve tansiyon yükseldi. Her zaman olduğu gibi Süper Lig'i konuşacağız ve onun dışında 3 tane konuğum olacak bu hafta. Bedran Kanşiyar ile Serie A'yı, Napoli'nin şampiyonluk yürüyüşünü ve Juventus'un aldığı cezayı konuşacağız. Ömer Şentürk ile tenisi Avustralya açığı konuşacağız ve son olarak da bu programın editörlüğünü de yapan Antla. Amerikan futbolunu ve 13 Şubat'ta başlayacak olan Sporbolu konuşacağız. Vakit kaybetmeden başlayalım.

Süper Lig'de hafta arası fikstürü benim beklediğim üzere oldukça zorlu geçti takımlar için. Sürprizli geçti. 3 günde bir maçlara geçildiği zaman beklenmedik puan kayıpları oldukça fazla yaşanabiliyor. Lider Galatasaray Lig sonuncusu Ümraniye karşısında Ecel terleri döküp kazandı mesela. Fenerbahçe adanı Demir Spor deplasmanında puan kaybetti ve hakemler gündeme oturdu. Beşiktaş Karagümrü'yü yenemedi ve Başakşehir'de Kayseri Spor'a kaybetti. Bu hafta yukarılarda kazanan sadece 2 takım var. Trabzonspor ve Galatasaray kazandılar. Pazar akşamı da iki takım karşı karşıya gelecek ve bu lig için son derece belirleyici bir maç olacak. 22. hafta sonu itibariyle puan durumunu kısaca özetleyip maçlara geçeyim. Galatasaray 51 puanla lider. Fenerbahçe 45 puanla 2. sırada. Başakşehir 40 puanda kaldı 3. sıradalar. Beşiktaş'ın bir maçı eksik 39 puanı var 4. sırada. Adana Demir Spor ve Trabzon Spor'da 38'er puandalar, 5. ve 6. sırada yer alıyorlar. Konya Spor'da yeni teknik direktörüyle birlikte bir kez daha kaybetti. 27 puandalar, 8. sıradalar ve düşüşleri sürüyor. Orada garip şeyler oluyor, ona da kısaca bir değinmek istiyorum. Bütücü gibi çok etkili bir sol kenar oyuncuları vardı ve onu 800.000 Euro gibi uygun bir bedelle Olympiakos'a sattılar. Amiradze Amatovic'i de apar topar gönderdiler.

Bunları hemen İlhan Palut'u gönderdikten sonra çok kısa bir süre içerisinde gerçekleştiler bu hamleleri. Ve İlhan Palut'u gönderirken hocayı genç oyuncu oynatmadığı için eleştirerek gönderdiler. Gönderme sebebi olarak genç oyuncuyu oynatmamayı söylediler ve bugün okudum ki Konya Spor Başkanı İSKO'nun peşinde olduğunu söylüyor. Real Madrid'den bildiğimiz veteran İSKO'nun peşinde olduğunu söylüyor. Gençleri oynatmıyor diye teknik direktör göndermesinden birkaç gün sonra.

Transkriptin tamamını oku

Devre arası transfer döneminde apar topar teknik direktör beklenmeden teknik direktör değişiklikleri ve sonuna gelen transferler bende şüphe uyandırıyor. Geçen sene Galatasaray'da görmüştük bunu hatırlarsınız. Sadece iş bilmezlikle açıklayamıyorum bu durumu. Ama kanıtlayamayacağım için de bir şey söyleyemiyorum. Ama bana normalde gelmiyor. Sadece iş bilmezlik olarak gelmiyor.

Bu kadar iş bilmemeleri zaten yeterince kötü ama sadece iş bilmezlik olmaması daha da kötü bir durum tabii ki. Ve Konya Spor gittikçe zor duruma düşüyor. İstanbul Spor sürpriz bir galibiyet aldı bu arada düşme potasında. Ve Giresun Spor ağır bir mağlubiyet aldı. Hatay Spor da kaybetti. Onlar da düşme potasına geriledi. Sivas Spor kazanınca da düşme potasının üzerine çıktı. Küme düşme hattında da oldukça çetin bir yarış var diyelim ve Adana Demir Spor Fenerbahçe maçıyla başlayalım.

Şimdi ben hakem konuşmayı pek sevmiyorum ve kolay kolay hakem kararları değerlendirmiyorum bildiğiniz üzere. Bu podcastta da hakem kararları üzerine çok fazla konuştuğum olmuyor. Çok nadir konuştuğumu hatırlıyorum ve bunlardan bir tanesi de sezonun ilk bölümünde Dünya Kupası'ndan önce oynanan Galatasaray Alanya Spor maçıydı. Hakem konuşmadan maçı konuşamayacağımız bir maçtı o. Ve maalesef o maçın hakemi de Ali Pala bıyıktı. Bu maçtan bir tane daha yaşandı bu sezon. Bu maçın da hakemi Ali Palabıyık. Yani olacak iş değil. Çünkü hani hakem kararının çok konuşulduğu bir diğer maç hatırlıyorum. Mesela Sivas Spor Galatasaray maçı. Orada çok ön plana çıkan bir o offside

kararı var işte bir saçmalık yaşanıyor ve acayip bir karar veriyorlar var hakemi o maçın var hakemi bir de o maçta Nenso'nun penaltı pozisyonu vardı öyle 2-3 pozisyon vardı yani bu maçtaki gibi 5-6 pozisyon veya o Galatasaray Alanya spor maçındaki gibi 5-6 pozisyon yoktu veya bir hakemin maçın önüne geçme çabası Sivas Galatasaray maçında yoktu daha çok var hakemlerinin saçmalamasıydı o maç Bu maçta ise Ali Palabıyık tıpkı daha önce konuştuğumuz Galatasaray Alanya spor maçındaki gibi resmen şov yapmaya çalıştı ve yine bu kadar güzel, bu kadar keyifli bir maçın önüne geçti. Hatırlarsanız o Galatasaray Alanya spor maçı da çok keyifliydi. Icardi'nin ayağın dışıyla verdiği Mertense pası olsun, aşırtma golü olsun sayılmadı gerçi offside olduğu için falan. Hani goller, pozisyonlar falan böyle güzel, keyifli futbol izlemek için gelmişti de o insanlar tribüne ve herkes kahır içinde dönmüştü stattan. Bu akşam da aynısı oldu. Mesela Fenerbahçeliler için yaşandı. Bu sefer de mesela Fenerbahçe çok iyi oynadı. Bir Adana Demir Spor deplasmanı için Fenerbahçe son dönemdeki en iyi maçlarından birini oynadı.

planları değiştiriyordu, gayet iyi mücadele de ediyorlardı, birçok pozisyonda bulmuşlardı. Fakat yine hakem maçın önüne geçmeyi başardı. Tıpkı Galatasaray Alanya sporu gibi. Ve bu iki rakip, yani Galatasaray ve Fenerbahçe, ezeli rakipler ve liderlik en üst sıradaki iki takım. En büyük hakem hatasının yapıldığı iki maç, aynı hakem aynı iki takıma yapıyor.

Yani birini kayırıyor, öbürünü kayırıyor falan gibi de olmuyor iş. Tamamen bu hakemin bireysel ego tatmini mi diyeyim ya da bireysel problemi mi diyeyim, ne diyeyim bilemiyorum ama çok garip bir durum bu açıkçası. Yani kararlarla ilgili tek tek konuşmak istemiyorum ama en altı pozisyonları bana çok bariz geliyor. Badu Endiaye'nin kündeye yatırması Batu Şahiyi çok bariz bence. Belhanda'nın yine Samet'in üzerine çıkması da

Bariz. Bence maçın ilk yarısında Ferdin'in Belhanda'nın topuğuna bastığı kendi Fenerbahçe ceza sahası içerisinde bir pozisyon var. Bana o da tekrar izleyemedim ama o da penaltı gibi geldi bu arada. El pozisyonunu bilmiyorum. Sanki topun yönü çok az değişiyor. Topun dönüş şekli değişiyor ve sanki o top ele temas ediyor gibi gözüküyor. Topun yönünden dolayı diyorum bunu. Ama net bir kamera açısı da bunu gösteremiyor. Net olması gerektiğini biliyorum. Varda kabul edilmesi için.

Var da, 16 tane de kamera olması lazım bu arada. Ama yayıncı kuruluş bir e-sports bize sadece 3-4 tane açı veriyor. Hiç 16 tane açı görmedim ben yani. O pozisyonun elle olup olmadığına dair. Var gördü mü? Gördüyse de onu da kanıtlanması lazım. O pozisyonda el, dediğim gibi topun gidişatına baktığınız zaman çok küçük topun dönüş şekli, hızı değişiyor gibi geliyor insana. Ama net şu açıda değdiğini de göstermedi yayıncı kuruluş.

Ve ben bu işin 16 kamerayla yapıldığına da nedense inanasım gelmiyor. Çünkü bu tip pozisyonlarda hiç yeterince açı göremiyoruz bence. O pozisyon da ayrıca sıkıntılıydı. Onun dışında bu kart pozisyonları, mesela Onyekuru'nun Altay'ın elindeki topa hamlesi ve kart görmemesi olsun, maçın son dakikasında Zeiss'e yapılan çok net faalün verilmemesi olsun, bunlar Yanlı kararlardı ve bence bu Ali Palabıyık'taki problem şu. Maçın başlarında, ilk bölümünde, ilk 15-20 dakika içerisinde bir takım aleyhine zor bir karar vermek zorunda kalıyor. Sevgili Hüseyin Özkök yazmış Twitter'da bu Mert Hakan'ın el pozisyonu için. Orada mesela ben VAR'a niye gitmedi diye veya VAR niye çağırmadı diye çok şaşırdım. Mesela çok daha açık olan İrfan Can pozisyonunda, penaltı pozisyonunda Fenerbahçe'nin, İrfan Can'ın kolu çok daha açık. Orada VAR'a gidip veriyor penaltıyı. E bu çok daha zor bir pozisyon dedim Mert Hakan'ın. Orada niye VAR'a gitmiyor dedim. Hüseyin Özkök tweet'te açıklamış, hücum eden takımda bir oyuncu tıpkı offside'larda olduğu gibi gol vuruşu yapmadan önce top eline çarparsa ve ardından gol vuruşu yaparsa orta hakem VAR tarafından çağrılmıyormuş. Bu el tespiti yapıldıysa orta hakeme bu söyleniyormuş ve hakem de iptal kararını bu şekilde uyguluyormuş. Yani VAR'a gitmesine gerek yokmuş.

Bu kural kitabında yazan açıklamayı paylaştı Hüseyin Özkök. Oradan okudum. Şimdi bu pozisyonda aslında Ali Palabıyıklık bir şey yok. Burada varlık bir durum var. Var diyor ki Mert Hakan'ın eline çarptı bu golü iptal et diyor. El gördük diyor ve Ali Palabıyık da bunu iptal ediyor. Aslında şu anda Ali Palabıyıklık bir durum yok. Fakat bu kararı verdikten sonra eyyam yapmayacağım diye kafasında mı kodluyor bilmiyorum. Hani Fenerbahçe mesela aleyhine kritik bir karar verdiniz.

Daha sonraki kararları hep böyle bütün hakemler senelerce şey yapardı ya hani bir takıma Fenerbahçe aleyhine verdiysen bir sonrakinde lehine vereyim de dengeleyim der. İşte eyyam dediğimiz. Yıllarca bütün hakemlerin yaptığı bir şey. Şimdi bu Ali Pahlavi da çok farklı bir şekilde işliyor bence. Hem o Galatasaray-Alanya maçında öyle gördüm ben, hem bu Fenerbahçe maçında öyle. İlk kararı, ortada olan zor kararı verdiği zaman, Alehde, bir sonraki kararlarda bana iyi amca demesinler diye mi ya da öyle mi pozisyonunu alıyor kendisine, ne yapıyor ya da ben cesurum, ben bunu veririm diye mi kodluyor?

Bir daha o takımı doğramaya başlıyor. Bütün ortadaki kararları hep o takım aleyhine çalıyor ve vücut dili de değişiyor adamın. Mesela o Galatasaray-Alanya maçında şunu çok hissetmiştim. İlk yarı bitti, işte Galatasaray taraftarı böyle şey yapmış, ıslık var, yuhalama var falan böyle hani sinirli herkes. Ama böyle bir yabancı madde atma veya sahaya girme gibi bir şey yok. Herkes sinirli ve yuhalama var sadece. Ali Palavik ilk kere bittikten sonra tribünün önünde durdu böyle bir 15-20 metre önde, durdu. İçeriye girmedi o soyunma şeylerine ve polis çağırdı. Polis hekibi toplandı. Hani bana zarar vermesinler diye polis kalkan oluyor ya. Onu bekledi, onu istedi ve böyle taraftar iyice delirdi. İyice kışkırtılmış oldu. Hani hiç normal değildi. Ben Ali Palavik'in normal bir psikolojide yönettiğini düşünmüyorum bunu. Ve dediğim gibi hem Belhanda'nın Samet'in üstüne çıktığı pozisyonda hem de Bacuain'in Endia'yı indirdiği pozisyonda bence penaltı vardı ve Mert Hakkı'nın el pozisyonu dediğim gibi eğer eline bir temas varsa ben topun gidişatından varmış gibi görüyorum ama bunun net olması gerektiği söyleniyor. Kesin olması gerektiği söyleniyor. Hatırlarsanız Konya Spor, Trabzonspor maçında çok benzeri olmuştu. Mamed Yuff'un eline top

Çarpar gibiydi ama kesin şu görüntüde çarpıyor da diyemiyordunuz. Ve orada Konya'nın golü geçerli sayılmıştı. Burada iptal edildi. O zaman iptal edildiyse nerede çarptığını net olarak göstermesi lazım. Bize bir kamera açsa ama göstermedi yayıncı kuruluşta. Öyle bir şey göremedik biz. Onun dışında maçla ilgili de şunu söyleyelim. İlk devrede 45 tane şut atıldı. Maç aslında oldukça keyifliydi. Oyuncular oldukça tempolu bir oyun oynadı. Mücadele gücü yüksek bir müsabakaydı. Fenerbahçe'de son haftaların bence en iyi oyununu oynadı.

Ama maalesef o Alanya maçında da Galatasaray çok iyi oynamıştı. Öyle olduğu zaman daha acı oluyor tabii o takımın taraftarları için. Ve hakem kendi bir şekilde bu maçın önüne geçmeyi başardı. Ve maç beraber sonuçlandı. Yani geçmiş olsun diyorum Fenerbahçe taraftarına da, emeklilerine de. Aynısını Galatasaray Alanya spor maçında da hissetmiştim ben. O maçta da tribündeydim. Ben hakemin çok net kendi egosunu tatmin ettiğini düşünüyorum iki maçta da. Doğru davranmadığını düşünüyorum. Bilhassa o Zayt frikiğini vermemesi, son dakikadaki frikiyi vermemesi bana hiç normal gelmiyor. O yüzden bu maçla ilgili de çok fazla da bir şey konuşmak istemiyorum saha içine dair. Çünkü gerçekten anormaldi. Galatasaray Ümraniye spor maçına geçelim.

Galatasaray yorgundu ve aslında Giresun Spor maçında 4-0 kazanılan Giresun Spor maçında bu maçın geleceği, böyle bir şey yaşanabileceğini sinyallerini vermişti Galatasaray. O maçta da 1-0'duken birçok Giresun Spor hücumu yemişti, baskı yemişti Galatasaray ve o maçta da Sergio Oliveira kötü gözükmüştü. Bu maçta da çok kötü gözüktü. Orta sahada bilhassa kaymalarda çok eksik kaldı Galatasaray. Torreira bir açıyı kapatmaya gittiği zaman onun boşalttığı merkez pozisyonu hiç doldurulamadı.

Oluvera oralara hiç gelemedi ve bence Torreira'nın yanında bir Berkan Kutlu gibi bir defensif ortasada birçok şeyi dengelerdi. Hem o sol kanatta Kerem Akturkoğlu'nun arkasını toplama konusunu dengelerdi hem de çok daha dinamik bir oyuncuya ihtiyacı vardı Yıldız Arayın. Çünkü hem Mertens yorgun gözüküyor hem Icardi benzer bir şekilde hem Sergio Oluvera. Ve Ümraniye Spor'un çok daha fazla istediğini, çok daha hırslı olduğunu gördük. Recep Uçar görevine çok iyi çalışmış, bu maça çok iyi çalışmış ve Galatasaray'ın beklerinin arkasını çok iyi değerlendirdi. İki kanadı ile birlikte, iki kanadı birden çizgiye bastı ve 8 numaraları da ceza yayına sürekli koşu attılar. Avonu'nun ceza yayına gelip iki tane şutunu üstlere çıkardı. Oğuz yine diğer sağ iç oyuncusu, sağ iç 8 numarası aynı şekilde golünü attı. İlk yarın da ikinci golü o şekilde attı.

Ve iki kanat sıfıra indiği zaman da sürekli dışarıya yaya top çıkardılar. Orada Torreira ve Olviera'nın bir türlü doğru yerlere gelemediğini gördük. Veya geldiği zaman da konsantre olamadığını ve doğru adamları tutamadıklarını da gördük. Yani geçişlerde ciddi problemler yaşadı Galatasaray. Ama ikinci yarıda da Yunus ve Dubois'ın girişiyle ikinci devreyi Galatasaray çok daha iyi oynadı.

Ve biraz da Ümraniye Spor'da skor koruma refleksiyle geri çekildi. Ve Ümraniye ilk yarı 5 tane net pozisyonuna girerken, 5 tane isabetli şut atarken, ikinci yarı da hiç isabetli şut atamadı. Galatasaray çok daha etkili oynadı ve maçı çevirdi. Ama Ümraniye Spor'un da her hafta neredeyse bunu yaşıyor. Yine bireysel hatalara kurban gittiler. En iyi oyuncuları Avonu'nun kırmızı kartı, en iyi oyuncularından bir tanesi olan Popov'un elleri açık şekilde yaptığı müdahale, Bunu biliyorsunuz Fenerbahçe maçında da konuşmuştuk. Ümraniye Spor Fenerbahçe maçında da konuşmuştuk. Geçtiğimiz hafta sonu Antalya Spor maçında da benzer şeyler yaşadılar. Maalesef verdikleri emeğinin karşılığında çok basit hatalarla puanlar kaybettiler. Ligin son sırasında olmalarına rağmen gerçekten son derece mücadele eden ve oynadıkları futbolla keyif veren bir takım görünümündeler. Onları da ekstra olarak

Diyorum Galatasaray için de Trabzonspor maçı belirleyici olacak ve bir rotasyonda bekliyorum açıkçası Galatasaray'dan. Bence orta sahada net bir rotasyona ihtiyaç var. Hem Mertens hem Oliveira oldukça yorgun gözüküyorlar. Icardi de müthiş bitiriciliğinin dışında, ön alanda çok hareketli ve yıpratıcı bir center forward değil. Yani Icardi'nin arkasındaki oyuncular biraz hareketli olmak zorunda. Çünkü Icardi çok böyle presçi veya hareketli bir oyuncu değil zaten.

E onun arkasındaki Mertens-Oliviera da yeterinli mücadeleyi yapmadığı zaman o problem daha da artıyor. Bence ön bölgede Galatasaray'ın Torreira'nın yanına ve önüne yapacağı değişikliklerle Trabzon maçında daha dinamik bir ilk on bir çıkartması gerekiyor. Ama göreceğiz bakalım. Son olarak Karagümrük Beşiktaş maçına da biraz değinmek istiyorum. Beşiktaş'ın bir de bir galibiyet serisi vardı ve bu galibiyet serisi Karagümrük deplasmanında son bulmuş oldu. Ama Beşiktaş'ta önemli eksikler de var. Hem Salih yok hem Joseph yok. Ve bu maçta Tayfur'la Cezson orta ikili de oynadılar.

Kenarlarda hep oynuyor, sol back oynuyor, sağ back oynuyor, sol açık, sağ açık oynuyor görüyoruz. Ama orta sahanın merkezinde çok yönlü bir oyuncu olsa bile orta sahanın merkezi biraz fazla pozisyon bilgisi gereken ve deneyim gerektiren bir pozisyon. Orada az oynadığı çok belliydi Tayfur'un ve Jetson'la ikisi. Jetson da çok pozisyon tutmayı seven bir oyuncu değil. Sürekli sağa sola gitmeyi seven bir oyuncu. Tayfur da öyle bir oyuncu. İkisi de çok koşuyor ama ikisi de pozisyon tutmuyor.

ve önlerinde de Delali zaten hani biraz veteran modda takılıyor. Öyle olunca Beşiktaş'ın orta saha merkezinde geniş boşluklar gördük. Net bir pozisyon tutucu olmaması, net bir merkez tutucu olmaması Beşiktaş'ın çok kolay 2-3 pasla ataklar yemesini ve tehlikeli ataklar yemesini sağladı. Karagümrük çok kolay hücumlar edebildi. İlk yarıda 3 tane net

fırsat kaçırdılar zaten sadece iki tane Colin Kazım'ın kendini dengeleyemediği ve o yüzden ıskaladığı top var bir tanesi kafayla bir tanesi ayakla hani Kazım'ı zaten gören o kilosunu ve ne kadar kalınlaştığını gören o pozisyonları neden gole çeviremediğini anlayabilir orada koordinasyonu ayarlayamadı açıkçası Bence maçın hakkı en azından beraberlikti ve öyle de oldu. Berabere bitti. Beşiktaş biraz çekirge gibi oldu yani sıçradı sıçradı ama sonunda 3. de sıçrayamadı gibi oldu. Aslında 3 değil 6 hani iyi bir seriydi Beşiktaş için ama bu seri gelirken iyi oynamadan kazanmak çok iyi ama

O kazanma serilerinin ardından oyun da gelişmeli. Beşiktaş'ta oyun gelişmedi. Ama gelişmemesinde de kadronun daralmasının net bir rolü vardı bence. Yani eksikler gerçekten Beşiktaş'ın belini büküyordu. O yüzden hani bu beraberliği de çok anormal karşılayamıyorum. Hatta bir önceki maç Alanya'da Beşiktaş 3 gollü net bir galibiyet aldı diyorsunuz ama 5 tane Mert'in karşı karşıya kurtarışı var. Yani pozisyonlar yine veriyordu savunmada yine SOS veren bir Beşiktaş vardı. Sezonun ikinci yarısında artık Beşiktaş'ın gelecek sezonun iskeletini oturtma, kazanabileceği oyuncuları kazanma işte Dellali gibi belki.

Amir Aziz Ahmetovic transferinin ben orta sahaya çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Onunla birlikte o orta sahayı oturtma gibi işlere bakması gerekiyor. Ben Şenol Hoca'nın belki de bu 5 ayda Mulyakay'ı olsun, Amir'i olsun, Jetson'u olsun bu gelecek sezonun takımını oturtma konusunda biraz elinin rahatladığını düşünüyorum. Belki daha kafası rahat bir şekilde, belki yarışmadan biraz daha uzaklaşmış bir şekilde. Artık daha kolay işleyebilir bu kafasındaki takımı. Aslında potansiyelli bir kadrosu da var Beşiktaş'ın ama biraz rahatlığa ihtiyaçları vardı ve biraz Senol Hoca'nın bir 5 ay çalışması lazım. Takımı yine ilk 4'te falan tutup gelecek sezon Avrupa Kupalarında olmak isteyecek tabi ki. Ama böyle şampiyonluk mücadelesi böyle hardcore bir şampiyonluk yarışı geçmeyeceği için gelecek sezonun takımını kurmak da belki biraz daha kolay olacak ve belki de daha iyi olacak.

Bazen 2-3 adım ileri gitmek için böyle 1-2 adım geri gitmeniz gerekebiliyor. Biraz dinlenmek ve daha sonra daha yüksek bir sıçrama yapmak belki Beşiktaş için daha iyi olacaktır. Bunu daha önce feda döneminden hatırlıyoruz. 2-3 senelik feda dönemi sonrasında Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'nden daha muhalif olduğu ve 2 sene üstünde şampiyon olduğu, Avrupa Ligi'nde de işte Lyon'la penaltılarda elendiği o çok iyi Beşiktaş dönemini yaşamıştık.

o başarıya ulaşabilmek için de 2-3 adım geri atmıştı feda döneminde Beşiktaş. Belki sezonun ikinci yarısındaki Beşiktaş da aynı şeyi yaşayabilir diyeyim ve seria konuşalım biraz. Avrupa futbolu konuşalım çünkü Türk futbolu şu hakem konuları yüzünden çok konuşulabilecek durumda değil. Bedirhan'a geçelim.

Bedirhan Kanşıra'yla birlikteyiz. Kendisi geçtiğimiz aylarda Bean Sports'tan ayrılığında gündeme gelmişti maalesef. Ben 12-13 yıldır bu sektördeyim ve bugüne kadar gördüğüm en acımasız işine son verilen kişi oldum Bedirhan. Geçmiş olsun diyorum öncelikle ve hoş geldin diyorum. Sağol abi teşekkür ediyorum, hoş bulduk. Herkese de buradan selamlar. Çok gençsin, daha kariyerinin başındasın. Çok uzun girmek istemiyorum seni bu konuda rahatsız etmek istemiyorum ama bir bahsetmek istiyorum bir yandan da. Yaşadığın olaylardan çok kısa değineceğim. Ondan sonra da futbolu konuşalım, daha güzel konuları konuşalım diyeceğim. Gerçi güzel bir konu değil, İtalya'daki şike sürecini konuşacağız yine ama yine de Napole'nin şampiyonluk yürüyüşüne de biraz değiniriz, güzel konuları da konuşuruz. Senin başına gelen olay yani pişmiş tavuğun başına gelmez denir ya hakikaten öyle bir olay. Bir arkadaşın mesaj atıyor sanırım Erzurum'dan bir karlı bir görüntü paylaşıyor. Bir manzara görüntüsü paylaşıyor sosyal medyada ve işte buraya gitmezdim gibi bir şey yazıyordu değil mi?

Evet, eşim Erzurumlu, o bile 3 gün orada yaşamaz diyor. Ben de normalde para verirse gitmem ama işte işte maçımız var, Erzurum bandırma maçı, o yüzden gidiyoruz dedim. Sonra işte TT oldu, küfürler, 2.3000 tane DM'ler, işte bir ay boyunca uygulanan mobbing ve hiçbir şekilde görev verilmeme, ondan sonra savunma isteği ve akabinde de işten çıkartılma, yeni yıl öncesi.

1 ay 35 gün civarında bir süreç sonrası da işinden oldun. Çok acımasız bir iş gerçekten. Büyük bir linç girişimi, kimin eline geçtiği 25 yaşında bir adamı işinden ederek bilmiyorum. Erzurum'u sevmeme hakkı olamaz mı bir insanın onu da bilmiyorum. Herhangi bir şehri sevmeme ve gitmek istememe hakkı olamaz mı yani? Ve bu yüzden işinden olur mu bir insan? Ya alın teri ve emek bu kadar değersiz bir şey mi? Ben bizim yani şahsi yorumum bu. Sen hiç şey yapma. Ben bizim toplumun ahlaken çürüdüğünü düşünüyorum. Sürekli de bunu yayınlarda yeri geldikçe söylüyorum.

Bir insanın emeği, bir gencin geleceği bu kadar saçma sapan ego tatminlerine kurban edilmemeli yani bu çok büyük bir ahlak problemi toplumsal yani. Adamın biri oradan sosyal medyadan şov yapacak, kendisini tatmin edecek diye yüzlerce binlerce mesaj attı diye bir insan kariyerinde böyle bir şey yaşamamalı diyorum ama Maalesef böyle bir linç kültürü gelişti ve kurbanlarından biri de sen oldun. Ama umarım daha yaşın çok genç ve kariyerinde çok başındasın ve gelecekte de çok güzel işlerin sahibi olursun diye düşünüyorum. Umarım da başarırsın. Sağ ol abi. Sağlık olsun. Zaten olayın üstünden epey geçti. Bununla zaten yaşanmıyor. Biz de önümüze bakacağız artık bir şekilde. O zaman geçelim Seri A'ya. Senin ilgi alanın. Yakın takip ediyorsun İtalyan futbolunu ve İtalyan futbolunda bitmek bilmeyen bir şike ve karanlık dosyalar haberleri var. Son olarak Juventus klübünün Financial Fair Play'i delme girişiminden kaynaklı bir yolsuzluk operasyonu yapıldı İtalya'da. Ve Juventus'un 15 puanı silindi. Geçmişte de şike operasyonundan dolayı hüküme düşürülmüştü. İşte malum herkes biliyor. Neden böyle bir olay yaşanıyor ve sürekli Juventus niye böyle bir şey yaşıyor? Ne dersin? Bu olay geçmişte de yaşandı ve açıkçası Juventus'un yaptığını diğer büyük kulüpler de yapıyor. Bunun örneklerini veririz.

Ama Juventus biraz işin cıvığını çıkardığı için yani bir kulüp bir transferden haksız bir mali kazanç elde ediyorsa Juventus bunu 5-6 yılda 50-60 transferden yaptığı için ve daha da sükse yarattığı için bunu da milletin önünde sunduğu için onların başına geldi. Aslında ilk soruşturma açıldığında aklanmıştı. Daha doğrusu aklanmadı da dava düşmüştü. Fakat sonrasında savcılar olayın üstüne gitti ve yeni belgeler ortaya çıkardı. Hatta işte bazı futbolcular da yöneticilerle beraber gelip ifadeler verdiler. Juventus'un Milano'daki, Torino'daki ve Roma'daki ofislerine baskınlar düzenlendi ve bütün o mali evraklara el konuldu.

Burada Juventus'un yaptığı nedir? Örnek veriyorum bir oyuncu transfer ediyor Genoa'dan. Transfer ettiği oyuncu 20 milyon euroya alıyor. Normalde 20 milyon euro yetmez. Gerçi bir oyuncunun ne kadar para edeceğine de nasıl ölçeceğiz, nasıl saplayacağız bilmiyorum. Oyuncuyu gidip de ekspertize sokacak halimiz yok sonuçta. Herkese göre değişir oyuncunun fiyat etiketi. Oyuncuyu alıyor, sonrasını hiçbir şekilde kullanmıyor ve aynı paraya başka bir kulübe satabiliyor. Bu esnada mesela bu oyuncuyu alırken aynı zamanda 4 tane de oyuncu gönderiyor Genoa'ya ve bu oyuncuları da mesela 5'er 6'er milyon eurodan gönderiyor. Genoa'nın hayatında veremeyeceği bir bon servis, bir transfer döneminde 4'er 5'er tane oyuncuya. Bunlardan 40 tane, 7 tane olunca da artık bu şekilde batmaya başlıyor yargının gözünde. Ve İtalya futbolunda da böyle sürekli 15-20 senede, işte bundan 15 sene önce karşıya böyle olmuştu. Bir savcı çıkıyor, bir tane yürekli bir savcı. Ben bir şeyleri değiştireceğim, temizleyeceğim diye bir operasyon başlatıyor. Sonra biri güme gidiyor. Burada da Juventus güme gitti. İşte haksız sermaye kazancından 15 puanı silindi mahkeme kararınca. Halbuki savcı 9 puan istemişti, 15 oldu. Tabii bu daha fazla da büyüyebilir. Burada finansal fair play değerlilikleri için transferdeki usulsüzlükler gerekçesiyle UEFA'dan ya da FIFA'dan da bir men ya da transfer yasağına da şarttırılabilirler. Dediğim gibi başka kulüpler de bunu yapıyor. Sadece İtalya'da değil, Avrupa'da birçok yerde yapılan vardır. Türkiye'de bile yapılıyor ara sıra. Ama kabak Juventus'un başına patladı. Onlar da biz bu şikeyi bir tek kendi başımıza mı yaptık?

Ya gerçekten öyle ya da gerçekten birileri güvensiz operasyon yapıyor. Burada bölüme bir ara verelim. Sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz. Türkiye'deki kulüplerinde kap bildirimlerinin eksik olduğunu biliyorum ben şahsen. Ama kanıtlayamazsın bunu da. Hani çok bariz artık ortaya çıksa. Çünkü hiç bonusu yok falan öyle olmazdı çünkü sözleşmeler genelde. Bonuslar eksik yazılıyor, imza paraları eksik yazılıyor falan çok belli. Türkiye'de de yapılıyor.

Ama çok üzerine gidilmiyor. Ama anladığım kadarıyla İtalya'da da ufak tefek yapan var da Juventus artık iyice gözüne sokmuş insanların. Diğer kulüplerin kat be kat fazlasını yapmış ve bu yüzden biraz artık dur cezası gibi bir şey o. Hatta bunun en bilindiklerinden bir tanesi Pjanic transferi değil mi? Yani Beşiktaş'a da geldi sonradan. Pjanic-Arthur transferi bütün Avrupa basında o dönemde yani transfer gerçekleştiğinde de gündem olmuştu. 70'e birini alıyorsun, 60'a birini gönderiyorsun gibi bir şey vardı orada değil mi? Evet, Pjanic'i 70 küsüre gönderiyor, Arthur'u 60 küsüre alıyor. Pjanic zaten en iyi dönemini geride bırakmış ki o zaman da Barcelona'da hala finansal sıkıntı var yıllardır devam eden. Arthur desen zaten antrenmana bile zor çıkabilen bir adam sakatlıklardan ötürü.

Ama dediğim gibi bunları çok fazla şişirdiği için ve bunun örnekleri de epey bir çoğaldığı için hem kulüp ceza aldı hem de bu süreçte dahil olan eski başkan ve eski yönetim kurulu üyeleri, sportif direktör dahil, futboldan men ve hak mahrumiyeti tarzında cezalar aldılar. Yani bir İtalyan futbol izleyicisi olarak bunun büyümemesini umuyorum. Çünkü hem diğer kulüplere de sıçrayabilir hem de zaten genel olarak Avrupa'nın diğer dört büyük ligi ile kıyasladığımızda her sene İtalyan devleri daha başarısız olma yolunda ilerliyor Avrupa'da. Bir de kendi yerel liginin içinde de bu tarz operasyonlar yapıldığında daha da güçsüz duruma düşecekler. Umarım daha fazla büyümez bu olay Juventus için. Umarım bu tip olaylara yeltenmez de aynı zamanda İtalyan kulüpleri. Sen Napoli taraftarısın ve İtalya futbolunda da bu sezon en dikkat çeken, en göze hoş gelen futbolda Napoli oynuyor haklı bir şekilde. Bileğinin hakkıyla diyelim, puan farkıyla lider. Ve çok uzun yıllardır beklenen şampiyonluğu da alacak gibi gözüküyorlar. Ben Luciano Spoletti'yi çok severim teknik direktörleri.

Bence Rusya'ya gereksiz bir şekilde gitti ve Rusya'da çok zaman kaybetti. Bugün ulaştığı saygınlık seviyesine çoktan bence ulaşmalıydı. Onun müthiş bir takım yarattığını görüyoruz. Tanıdığımız isimler de var Kim Min Jae gibi, Elif Elmas gibi Fenerbahçeden giden. Biraz Napoli yorumu alalım senden. Ne yaptılar bu senede bu kadar iyi gidiyorlar?

Öncelikle yaz transfer dönemi giden oyuncular açısından eğer düşünecek olursak bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü çok fazla saha içi ve saha dışı lider olan bayrak oyuncular gitti. Colubali, Fabian Ruiz, Mertens olsun, Insigne olsun. Onların yerini çok akıllıca hamlelerle doldurdular. Yapılan transferlerden bazıları hem geleceğe yönelik hem kendini kanıtlamış, bazıları da gerçekten olgunlaşmış ya da o seviyeye çok yaklaşmış oyunculardı.

Yedek favorit Giovanni Simeone, geçtiğimiz sezon 17 gol atmış bir oyuncu. Bu sezon sonradan giriyor ve dakika başına attığı gol sayısı neredeyse hağlandı ve o Simeone'nin istatistiğine çok yakın. Yani her bulduğu dakikada adam fırsatı geri tepmiyor. Ligde 8-9 golü var. Şampiyonlar Liginde yine 2-3 tane golü var. Raspador'u çok yönlü bir hücum oyuncusu, çok kullanışlı. Bir teknik direktörün elini çok güçlendirebilecek bir tarzda forvet ya da hücum oyuncusu diyelim. Kim Mincay'ı, Elif'i, zaten buradaki Fenerbahçe yatırımlarını biliyorduk Napoli'nin. Solbeki Uruguay mili takımından Matias Oliveira geldi. Onun dışında takımı değiştirmedi. Orta sahada bir Stanislav Lobotka etkisi görüldü. Zaten daha öncesinde Brozovic'e çok güzel bir dokunuş yapmıştı hoca. 8-10 tarzında bir oyuncuyken ondan bir regista çıkarmıştı. Lobotka da aslında direkt bu tarz bir oyuncuydu da patlamasına ya da hak ettiği değeri Spaletti ile yukarı çıkardı tam anlamıyla. Biraz geç de olsa. Ve ligde diğer takımların da biraz da kötü gitmesiyle Napoli de rüzgarı arkasına aldı. Baktığında Şampiyonlar Ligi'ne de damga vuruyor. Bence orada da çeyrek final, yarı final için ciddi bir yaday. Ben Frankfurt'u geçebileceğini düşünüyorum. Ligde de büyük maçlarda da artık eskisi gibi kırılma maçlarında kazanmayı biliyor. Daha doğrusu yenilmemeyi biliyor. Ve bu şekilde devam ediyor. Buradan da ben dönmez diyorum. Yıllar boyunca döndü ama bu sefer sanki dönmeyecektir. Ben en çok Center for Atta'nı beğeniyorum. Yani hem o Simon müthiş süratli, boyu da var. Burak Yılmaz modeli bizdeki. Zaten Lil'de, Burak onun arkasından gitmişti. Lil'de de ben çok beğeniyordum zaten. Şaşırtmadı beni yani bu çıkışı. Bir de üstüne Raspador var, bir de üstüne Simeone var senin dediğin gibi. Çok zengin bir hücumatta yani. Üçü de birbirinden farklı oyunları da oynayabiliyor.

Birlikte de oynatabiliyorsun, tek başına da oynatabiliyorsun falan. Müthiş bir zenginlik, hücum zenginliği. Lobotka'da benim scouting yaptığım 2015 yıllarından tanıdığım bir oyuncu. Bizim milli takımla Slovak milli takımının, Ümit milli takımının ya da U19 milli takımının bir maçında ilk izlemiştim. Orada çok etkilenmiştim. Sonra bizim o maçta oynayan Ümit milli futbolcularla da konuşmuştum. Abi çok iyi adam falan demişlerdi. Sonra izledim falan ama bizim Anadolu klübüne önerdim. Transferden dönemi gelene kadar zaten adam yıldızlaştı.

Piyasa değeri çok artmıştı, alınabilecek durumu geçmişti. O yüzden olmamıştı o iş ve Celtavigolar vs. yaptı zaten sonrasında. Ve şimdi nihayet Napoli de kendini gösteriyor. O dönem zaten altyapı da çok iyiydi, Lobotka. Ama sanki Spaletti gibi bir hocanın dokunuşuna ihtiyacı var gibiydi ve nihayet o büyük gelişimi Spaletti ile birlikte gerçekleştiriyor da. Onun dışındaki takımlara da, Napoli dışındaki takımlara da bir küçük değinelim istersen. Çünkü mesela son şampiyon Milan geçen hafta 5-7. Mourinho'yla büyük beklenti içindeydi Roma. İşte Zaniolo en son olarak kadro dışı falan. Roma hala böyle 5. 6. 4. Europa segmentte devam ediyor. Juventus zaten tarihinin en kötü derecelerinden bir tanesinde herhalde değil mi? Inter de yine 2. sıradaydı en son baktığımda ama puan farkı açılıyor. Ne dersin diğer takımlar için?

Son şampiyondan başlayalım. Milan'ın geçen seneki şampiyonluğu biraz mucizeviydi aslında. Çok ekstra bireysel katkılar aldılar. Lea, Theo Hernandez, Tomori, orta sahada Benazir Tonali ikilisi. Bu sezon o kadroyu geliştiremediler. Hatta geliştirmeyi bırakalım, yapılan hiçbir transferden en ufak bir verim bile alamadılar. Adli olsun, Dest olsun, Deketelari olsun, en büyük hayal kırıklığı 35 milyon euro verdiler ona. Forvet'e bir takviye yapılmadı. Origi geldi ama o da zaten bugüne kadar hem düzenli oynayan bir oyuncu değil, hem de bence bu tarz bir takımın ona kalmaması gerekiyor. Mesela az önce söyledik, Simeone'yi, Raspador'u, Napoli alabiliyorken son şampiyonun aslında bu tarz oyuncuları kaçırmaması lazımdı. İşte Gianluca, Scamagga, gözünüzün önünde. O da kalktı, West Ham United'a gitti. Kadroyu geliştiremediler ve bu sezonda hem artan tempoyla, Şampiyonlar Ligi'yle

Bir arada götüremediler ve belki de en önemlisi donorumundan sonra Menyen gelmişti. Ve geçen sezon müthiş bir performans çıkardı. Beni de çok şaşırttı. Öncesinde ben de çok bilmiyordum. Lille şampiyon bir kaleci olmasına rağmen ama gerçekten elit seviyenin kalecisi olduğunu gösterdi. Bu sezon en son Eylül ayında maça çıktı. Hala daha sakat.

Ve bu kadronun yetersiz olduğu gibi yedek kaleci de çok ekstra yetersiz. Tataruşanu. Yani çok vasat bir kaleci bile değil aslında. Vasatın altı olarak nitelendirebiliriz. Onun hataları ve savunmadaki dağınıklık, işte Simon Kea artık... yaşı belli bir noktaya geldi ve fizik olarak da yıpranmaya başladı iyiden iyiye. Ki bu seviyede yüksek bir şekilde devam etmesi de zor artık. Bütün bunlar Pioli de hep aynı taktik boyun formasyonunda biraz inat ettiği için Milan son bir aydır epey kötü gidiyor ve yarıştan da koptu. Hoca da zaten bizim için asıl hedef Çampiyonlar Ligi'deydi. Evet, Inter zaten bildiğimiz gibi şampiyonluktan sonra biliyorsun dağılmıştı. Kontesi, hakimisi gitmişti. Onlar da hala da transferde sıkıntılar yaşıyorlar ve hani bir kırılma maçı oluyor, bir derbi. Onu kazanıyorlar, sonraki hafta basit bir deplasmanda beraber kalıyorlar. Onlar için hep eskisi gibi biliyorsun, Inter tarihinde son dakikada verilen şampiyonluklar vs. Ölüm kalım maçlarında ölmeye devam ediyorlar. Biraz Fener maça gibi mi, Inter? Evet, Roma bir yatırım yaptı Mourinho'yla ve transferlerle ama hem onun da artık benimseydiği oyun anlayışı sadece İtalya'da değil Avrupa'da bile çok geriye gitti. O da seviyesini epey bir düşürdü. Ve ne olursa olsun kadro kalitesi diğerlerinin çok daha gerisinde. Diğerleri zaten Lazio, Atalanta bu saydıklarımızla kadro gücü olarak değil maddi olarak bile yarışamayan takımlar. Merih Demiral İnter'e gidiyor diye bir haber okudum geçen gün.

Evet, Şikrinyar sene sonu için anlaştı Paris'le. Onu da gerçekten, öyle bir oyuncuyu da bedavaya kaptırmak çok büyük bir hata. Onun yerini alacaklar muhtemelen Merih'i. Zaten geçen sene falan da aslında anılıyordu. Çünkü Şikrinyar'ın bu devam eden kontrat meselesi aslında geçen yıla dayanıyor. Yani bir yıldan fazladır bir ortak noktaya varamadılar. Adam en sonunda gitti.

Merih'i düşünüyorlar. Merih olmazsa da Udinese'den Rodrigo Beka söyleniyor. O da Fenerbahçe ile anılmıştı yakın transfer döneminde. Muhtemelen ikisinden birini alacaklar. Bugün Benjamin Pavar falan gördüm. Yani Şikrin yerden o seviyeye düşmek epey üzücü olur bence Inter için. Pavar gelirse. Ağzına sağlık. Teşekkür ediyorum. Sen de davet ettin abi. Güzel bir sohbet oldu. Eyvallah. Ne demek. Gelecek haftalarda da seni yine İtalya seria gündemi olduğu zaman da konuk etmek isteriz. Çok teşekkür ediyorum. Tabii. Ben teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere.

Evet, Sports Digital Editörlerinden Ömer Şentürk ile birlikteyiz yeniden. Daha önce Avustralya Açık başlamadan önce kendisini konuk etmiştik ve Snooker'da konuşmuştuk o bölümde. Tekrar Ömer'leyiz. Ömerciğim, selamlar. Selamlar Selim abi. Avustralya Açık sonuçlandı ve erkekler de açık favorinci zaten. Senin de Djokovic. Djokovic kazandı. Bir Grand Slam daha ekledi kariyerine, müthiş kariyerine. ve aynı zamanda Rafael Nadal'ı da yakalamış oldu. Onu da birazdan konuşacağız. Kadınlarda favoriler elendi ve sürpriz oldu aslında. Sabalenka ilk renslemini almış oldu Avustralya'ya çıktı. Teniste Avustralya'yı konuşacağız Ömer'le birlikte. İlk sorumla başlayalım o zaman. Şimdi Djokovic için ilk turlarda sakat göründüğüne dair yorumlar yapılmıştı fakat daha sonradan kendi gücünü gösterdi sanırım ve Çiçipas karşısında da kazanmayı bildi. Hem Çiçipas ile oynadığı finali hem de genel bir Djokovic'in turnuva performansını yorumuna alalım senden.

Finalden başlamak gerekirse, yani Çiçipas bu Next Gen dediğimiz yeni jenerasyon tenisçilerden çok öne çıkan bir isim olsa da bir istikrarsızlığı, özellikle Djokovic karşısında müthiş bir basiretsizliği var. Daha önce onlar Roland Garros finalinde de oynamışlardı 2021'de ve Djokovic 2-0 geriden gelip 3-2 kazanmıştı. Yine yani 3-2 biten maç da aslında rahattı bence Djokovic için. Bu da aynı şekilde ben finali izlerken bir saniye bile Çiçipas'ın kazanabileceğini düşünmedim.

Bunun tabii en büyük sebebi... Yani Djokovic gibi bir rakibe karşı kazanmak istiyorsanız Djokovic'in oynayamayacağı, yapamayacağı bir şeyleri yapmanız gerekiyor. Ve Çiçipas bunun için doğru bir aday değil maalesef. Djokovic müthiş bir baseline oyuncusu. Ve Çiçipas da aynı şekilde. Nasıl yenebilirsiniz Djokovic'i? Onu baseline'dan çıkartmanız lazım. Passing shot dediğimiz bu filoni toplarına başvurmanız lazım. Ama Çiçipas bu konuda çok yetenekli bir tenisçi değil. Ve aynı Roland Garros 2021'de Djokovic nasıl Çiçipas'ı hüsrana uğrattıysa bir kez daha uğrattı. Ve dediğin gibi

bir tane set kaybetti, o da ikinci turdaydı. Kweko'ya bir set kaybetti. Ve çok iyi gözükmüyordu gerçekten. Ama burada da 35 yaşlı bir tenisçiden bahsediyoruz. Biraz ritmini yakalaması da çok önemli. Ama o ikinci turda kaybettiği seti bir kenara koyarsak her maçını 3-0 ve çok rahat kazanarak şampiyonluğa ulaştı.

Seninle ilk programdan önce özel konuştuğumuzda birebir de Nadal'dan o kadar umutlu değildin. Fakat yayında ne olur ne olmaz diye biraz daha temkinli konuştun Nadal'dır ne de olsa belli olmaz gibilerinden. Fakat Nadal bu sakatlık belasından çok kurtulamıyor gibi gözüküyor ve ilk turlarda elenmişti. Gelecek sezon için 2023'te Nadal'ın performansını veya daha uzun vadeli performansını nasıl görüyorsun? Djokovic'le de eşitlemiş oldular. 22'şer Grand Slam ve şampiyonluğu. Ne dersin bu rekabet için ve Nadal için? Eşitlemiş olsalar da 2012'den beri sanırım hatta daha da eski olabilir. Hiçbir sert zemin Grand Slam'inde, buradaki kastım Amerika açık ve Avustralya açık. Nadal zaten Djokovic'i yenemedi.

Yani ben çok ortada artık bir rekabet kaldığını düşünmüyorum. Doğru, Djokovic'in hala bir Roland Garros gerçeği var ki belki Wimbledon'ı es geçip sadece Roland Garros'u da düşünebilir bu sene. Ama ben eğer kariyer sonlarında nasıl bir Grand Slam tablosu bekliyorsun dersen ben 3-4 farklı Djokovic'in kariyerini önde bitireceğini düşünüyorum. Yani Rafael Nadal da bence bu sene için sadece Roland Garros'a odaklansa kendisi için daha hayırlı olabilir. Tabii ki bir takım sakatlıkları var. Çok uzun süredir var. Ama Roland Garros tabağın başka birisine dönüşüyor. Ve o dönüşümü Avustralya çıkılığı bir ihtimal yapabilir diye düşünmüştüm. O yüzden çok da kestirip atmak istemedim Nadal'ı. Tüm zamanların en iyisi Djokovic olacak diyorsunuz.

Oldu bile aslında bence bu Avustralya açıklığı. Çünkü aralarında bir yaş var, Federer de bıraktı. Ve bildiğim kadarıyla bu head-to-head, birebir maçlarına baktığımızda Djokovic'in Nadal'a karşı da, Federer'e karşı da bir üstünlüğü var zaten. Ve Grand Slam'leri bir kenara koyarsak, Novak Djokovic bütün Masters turnuvalarında kazanan bir isim. Her Grand Slam'i de iki kere kazanan bir isim. Yani tenisin en büyüğü bence.

Eyvallah. Biraz da kadınları konuşalım. Çünkü orası biraz daha öngörülemez oldu. Favoriler elendi. Ve son Wimbledon'ı kazanan Ribekina ile Sabalenka finali oynadılar. Ve Belarus'lu Sabalenka ilk renslemini kazanmış oldu. Kadınlarda Avustralya açık nasıl kalacak akıllarda sence?

Kesinlikle erkeklerden daha keyifli kalacağı kesin. Çünkü çok daha iyi maçlar vardı. Yani tabii bence sürprizlerin yeniliyor olması da kadınlar turunu çok daha eğlenceli ve izlenebilir kılıyor bu ara. Tabii favorilerin elenmesinin en büyük sebebi de Rivekina aslında. Ben buradaki ilk yayında da Rivekina'dan bahsetmemiştim. Çünkü doğru bir Wimbledon galibiyeti var ve büyük bir potansiyel.

Ama Wimbledon'da da şöyle bir sorun vardı. O Wimbledon, Rusya'nın Ukrayna'yı açtığı savaş sebebiyle pek çok sporcudan mahrum bir turnuvaydı ve aynı şekilde o sporculara sıralamada bir puan da verilmedi. Yani Rybakin'denki biraz böyle sebeplerle gölgede kalan bir galibiyet oldu ki ondan sonra Amerika açıkta da çok erken turda sıralamanın alt sıralarındaki bir tenisçiye eğlenmişti. Sabalenka kısmı çok daha ilginç tabii. Yani çok büyük bir potansiyel olan bir isim. 2021'de ve 2022'de toplamda üç tane final oynadı Grand Slam'lerde. Kariyerine başladığında, şu an 1998'de olması lazım, 2018'den beri büyük bir potansiyel olan bir isimdi. Ben de 2019'dan 2020'den beri çok keyifle takip ediyordum kendisini. Ama dum diyorum çünkü bir süre sonra olmayacak sinyalleri veriyordu. Ama finalden sonra ben de bir iki üç damla gözyaşı akıttım.

O da çünkü çok duygu dolu sevindi. Müthiş bir finaldi o noktada. Kesinlikle benim takımım. Tur'da en çılgın takımım. Geçen yıl çok zorluklar yaşadık. Çok çalıştık. Bu trofiyi hak ediyorsunuz. Benden daha önemli. Benden yaptığın her şey için çok teşekkür ederim. Sizi seviyorum. Teşekkürler.

Bence Kadınlar Avustralya açık çok çok iyi bir turnuva oldu. Tabii Ribokin'in de şöyle hakkını vermek lazım. Sabalenka'nın evinin önündeki karları, tozları da Ribokin'e temizledi. Dördüncü turda Iga Chivion teki iki en büyük favoriydi. 2-0 yendi. Üçüncü turda Daniel Collins'i yine büyük bir Avustralya açık müdavimidir. 2-1 ile geçti. Osapenko, Azarenka derken Sabalenka için bayağı işleri kolaylaştırdı Ribokin aslında. Biraz yorgun çıktı galiba finali.

Doğru ama zaten Sabalenka her halükarda favoriydi ama kesinlikle Kort'ta çok daha fazla vakit geçirdi Sabalenka'ya göre. Sabalenka'nın kariyerinde muhteşem bir geri dönüş o zaman. Umarım yani. Tabii kadınlar tenisinde şöyle bir sorun var. Büyük bir istikrar sorunu var kadınlar tenisinde. Çok farklı isimler güvenseler kazanabiliyorlar, galibiyeti alabiliyorlar. Tabii Sabalenka için aslında asıl mesele bence şimdi başlıyor. Ki bu finalde de basireti bağlandı. Maç puanı kullanırken çift hata yaptı ve puan falan da kaybetti. Kaybetmesi bile muhtemeldi. Ben de bir korktum. Yine mi bu karabasını yaşayacak diye. Ama bilenin hakkıyla çıktı bu finalden.

Çok teşekkürler Ömer. Gelecek programlarda da seni yine görmek isteriz. Teşekkür ediyorum. Ben de aynı şekilde teşekkür ederim. Şimdi Ant'la birlikteyiz. Ant bildiğiniz gibi bu programın da editörü aynı zamanda ve Amerika'da bir çılgınlık. Biz ne kadar uzak olsak da kıta Amerika'sında en çok izlenen spor organizasyonu NFL ve

Pazarı pazartesiye bağlayacak olan gece, NFL'in finali, Spurball yani, oynanacak. Bu maçla ilgili Ant'tan haberleri alacağız. Ant'cığım selamlar. Selamlar Sinan, nasılsın? Teşekkür ederim, sen nasılsın? Ben de iyiyim, birazcık hastalık var. O yüzden dinleyicilerimiz de bu sese maruz kaldığı için şimdiden kusura bakmasın. Özrümü dileyerek başlamak istiyorum. Final takımlarını bize kısaca özetler istersen. Şöyle, iki takım da aslında bu seneye baktığımızda NFC ve AFC yani. NFL'in iki konferansının zaten en öne çıkan takımlarıydı. Philadelphia Eagles geçen sene white card oynamıştı ki bundan bir 4-5 sene önce farklı bir çekirdekle Spurball'u kazanmışlardı. 2017 ya da 2018'de. Tam tarihi şu an hatırlayamıyorum. Yanlış bilgi de vermek istemem.

Ama ondan sonra bir yapılanmaya girdiler ve o yapılanmanın ardından önce geçen sene bir wildcard yani playoff'un ilk aşamasında elendiler. Ve bu senede adeta paramparça ettiler tüm rakiplerini ve çok güçlü bir performans ortaya koydular. Ama yine de playoff o kadar belli olmayabilir diye biraz böyle insanların kafasında Belki normal sezon takımıdır. Birkaç sezon önceki Tennessee Titans vibe havası da vermiyor değildi. Ama o iş öyle olmadı ve playoff'larda da önüne geleni darmaduman etti. San Francisco 49ers finalde Dust Conference finalinde eledikleri takım iyi bir takım. Savunması da, hücumu da görecek dirençli bir ekibi. İkinci yarı itibariyle resmen sürklase ettiler ve hiç zorlanmadan neredeyse ikinci yarı itibariyle sürklase Spurball'da ettiler. yürümeyi başardılar. Kansas City çiftse geldiğimizde onların yolculuğu o kadar kolay olmadı. Kansas City, Patrick Mahomes'u NFL'de kadrosuna dahil ettikten sonra düzenli olarak Playoff'ta hatta Playoff'un üst turlarında yer alan takımlardan biri. Onlarda şöyle bir problem var, Patrick Mahomes Playoff'ların ilk maçında, ilk tur maçında

Sol ayağından bir sakatlık yaşadı ve işte o sakatlık onu sürekli aslında zorluyor ve bir nevi ayağında tam anlamıyla bir ket vuran bir mekanizmaya dönüştü. Ama o bu haliniyle bile takımını aslında playoff'un üst turlarına çıkardı ve yetmedi aslında. Son birkaç sezondaki en büyük rakibine dönüşen Cincinnati Bengals'ı çok ip üstünde giden ve sürekli ne olacak gerginliği içindeki bir maçla mağlup etmeyi başardılar. Sağlık durumu aslında biraz Kansas City Chiefs'in durumunu belirleyecek Super Bowl'da. Philadelphia Eagles her halükarda bir adım daha önde ama Kansas çok sağlıklı kalamazsa Philadelphia Eagles belki de tahmin edilenden daha kolay bir şampiyonluğa da ulaşabilir. Mahomes takımın koşucusu ve en önemli oyuncusu anladığım kadarıyla değil mi?

Takımın koşucusu değil abi. Şöyle söyleyeyim, futboldan örnek vermek gerekirse Prime Andrea Pirlo ya da Prime Xavi ile Iniesta'yı düşün. Onlar gibi tek quarter ve ki takımın saha içindeki beyin ağı tam anlamıyla kelimenin. Ve ama hani bunun dışında atletikte bir yapısı olduğu için ve sadece pas atma değil touchdownlar yapabilen ve Yarda kazanabilen bir oyuncu. Çok zeki sporcu. Bunlar da birleştiğinde ve şu an NFL'de belki de birkaç oyuncudan biri saha görüşünde rakipsizlikte. Belki de bir numarası. Benim çok hayran olduğum isimlerden biri. Hatta NFL'i izlemeyi başlamamı sağlayan birkaç isimden de biriydi kendisi. Yani sağlıklı bir Patrick Mahomes, hani bir şey, bir giyiği vardı ya. Diri bir bilmem ninin yapamayacağı bir şey yok. Diri bir Patrick Mahomes'un önünde durabilecek çok takım yok ama işte ne kadar diri, biraz aşil topu olabilir kansasın bu sorun.

Güzelmiş, hikayeleştirmek için güzel bir final o zaman. Sakat sakat kazanırsa iyice hikayeleştirilir. Bu finalle ilgili ben biraz yorumlarımı yaptım. Ben biraz şunu söylemek istiyorum. Benim hoşuma giden eğlenceli bir trivia keşfettim. Aslında bunu ben keşfetmedim. Final belli olduğu gibi benim Amerikan sporlarını takip etmekte bir numaralı kaynağım olan Bleacher Report. Hani orada dikkatimi çekmişti. Philadelphia Eagles'da oynayan Jason Kelsey ile Kansas City Chiefs'de oynayan Travis Kelsey aslında öz kardeş. Philadelphia'daki Jason, Kansas'daki Travis'den sadece iki yaş büyük. Biri 87, diğeri 89'lu.

Evet, bu senin annen. Nasılsın anne? Mutluyum ki geldin. Evet, biliyorum. Gerçekten geldim. Üzüntülü bir Tampa maçında.

Bu bir şanslıydı, bir toplantıda toplantıya ulaştığını görmek için. Aman Tanrım, ne kadar iyi hissettim. Ne kadar iyi hissettim, tüm bu yıllardan sonra. Aman Tanrım, sonunda bir toplantıya ulaştığımı, 5 yaşındayken anneme söylemiştim, sonunda bir toplantıya ulaştığımı söylemiştim, National Football League'de. Sonunda yaptım, sadece 9 yıldır kaldı.

Bu iyi bir soru anne. Bu harika. Çok tatlı bir videoydu. Onun linkini de bırakırız aşağıya. Belki ilgisini çeken dinleyicilerimiz olursa oradan ulaşabilirler diye ben bir minik trivia vereyim. Bir de Tom Brady emekli oldu. Tom Brady'de birçok sporla ilgili şöyle bir tabir vardır. Yani bu sporun keçisi kim? Bu oyunun GOAT'u kim? Mesela şimdi futbolda Messi şampiyonluğu aldıktan sonra hani hemen hemen hemfikirlik asla olmayacak ama biraz artık sesler kesilmeye başladı bu konuda. Mesela basketbolda Michael Jordan

Daha farklı bir yerde. Şimdi teniste Djokovic mi Nadal mı Federer miydi? Konusu dönüyor. Bu referansları vermemin sebebi şuydu. Biraz uzun tuttum hemen toparlayayım. Tom Brady belki de tüm sporlarda işte keçisi ya da Goat'unun kim olduğu konusunda hiç kimsenin tartışmaya girmediği tek spor figürü. NFL'e dahil oluşu 2001 yılında 200 küsürüncü sıradan seçilme. Hiç kimsenin hiçbir şeyi beklemediği tam bir nobody bu adam. Yani gelecekte ne yapacak diye beklenirken. Adam 7 kere Super Bowl kazandı. Bu Super Bowl'ların 5 tanesinde MVP oldu. Yetmedi 3 kere normal sezon MVP'li. Yani bunlar zaten tek başına kimsenin ulaşamadığı başarılar. Hani öyle bir nokta varken. Bireysel başarıya geldiğimizde de NBA'de All-Star vardır ya. NFL No Star olan Pro Bowl'a da tam 15 kere seçildi. 2 ya da 3 kere tek sezonda en çok yardaya pas atan Quarterback rekoru 10'da. Playoff tarihinde en çok yardayı bulan, pası atan Quarterback rekoru 10'da. Yani kendi oynadığı yerle ilgili ulaşılabilecek tüm rekorlara ulaştı ve başkalarının ulaşma şansının mümkün olamayacağı yerlere taşıdı.

İşte zaten bir insanı o sporun en iyisi yapan şeyler de biraz bunlar değil mi diye düşünüyorum. Tek üzüldüğüm nokta şu. Geçen sene aslında emekli olmuştu Tom Brady. Ama sonra dayanamadı emekliye ve geri döndü. Sonra karısı boşandı ondan Giselle Bündchen. Hani hem işinden oldu hem sporu bıraktı. Yani ne gerek vardı Tom Brady diye biraz böyle geyik bir yerden bitirmek isterim. Beni de ağırladığın için teşekkür ederim. Ne demek? Bu arada Super Bowl 13 Şubat pazarı pazartesiye bağlayan gece oynanacak. Yani biz bir sonraki bölümümüzü haftaya salı yaparız. Ondan sonraki haftadaki bölümümüzde de bizim futbol camiasından İlker Duralı var, Cüneyt Kaşeler var, onlar izliyor NFL'i. Onlardan bir tanesini bağlayıp onu da konuk etmek isteriz. Ve Super Bowl'da tekrar tren sporunun içinde değerlendiririz diye düşünüyorum.

Valla çok güzel olur. Yani sezon boyunca çok dahil edemedik NFL'i, Süper Lig gündeminden ama en azından buralarda yer bulabiliyor olmamız beni de bir editor olarak mutlu ediyor. Yani onu da söylemeden geçmek istemiyorum. Ağzına sağlık Ant. Çok teşekkür ederim ağırladığın için. Ben teşekkür ediyorum. Bu haftanın da sonuna gelmiş olduk böylece. Dinlediğiniz için çok teşekkürler. Gelecek hafta tekrar birlikte olacağız. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)