Podcast

213: Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş'i Kim, Neden Öldürdü? | Bölüm 1

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş'in 30 Aralık'ta Ankara'da uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü. Cinayetinin ardından MHP yönetiminin ve MHP'ye yakın yayın organlarının sessizliği dikkat çekti. Peki kimdi Sinan Ateş? Neden öldürüldü? Ve MHP yönetimi bu süikast hakkında neden susuyor?




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.501 kelime · ~13 dk okuma

30 Aylık 2022 Cuma günü, gündüz saatlerinde Ankara'nın Çankaya ilçesi Kızılırmak mahallesinde bir cinayet işlendi. Öldürülen kişi, 2020'de Ülke Ocakları Genel Başkanlığı görevinden istifa eden Sinan Ateş'ti. Yani, bir önceki Ülke Ocakları Genel Başkanı suikasta uğramıştı. Ateş, yakını Selman Öztürk ile beraber ofisinden çıkmış, bu sırada yanına yanaşan bir motosikletten Sinan Ateş'e doğru toplam 7 el ateş edilmişti.

Bu kurşunlardan beşi, Sinan Ateş'in bedeninde baş, karım ve bacak bölgesine isabet etti. Biri de Sinan Ateş'in yanında bulunan Selman Öztürk'ün omzuna geldi. Eski ülke ocakları Genel Başkanı kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı ve hayatını kaybetti. Başkent'in göbeğinde güpegündüz işlenen bu cinayetin perde arkası henüz aydınlatılamadı. Dahası, ne İçişleri Bakanı'ndan ne de Adalet Bakanı'ndan tek bir açıklama geldi. MHP ve AKP de konuya ilişkin bir açıklama yapmadı, taz diye bile yayınlamadı.

Geriye, Sinan Ateş'in cenazesinde baba diye haykıran evlatları ve cenazeye katılan ülkücülerin manidar sloganları kaldı. Bu sloganlar manidardı çünkü yaşananlar ülkücü camianın yakından takip ettiği bir gerilimin finaliydi. Senateci tanımayanlar, ülkücüleri bilmeyenler için alelade bir cinayetti belki ama bu cinayet tüm ülkücülerin gözü önünde işlenmişti. Senateç aylardır tehdit ediliyor ve yakınlarına vurulacağını söylüyordu. Adli değil siyasi bir suikast gerçekleşmişti. Ülkücüler de cinayeti, davaya ihanet eden odakların yani yine kendisine ülkücü diyen kişilerin işlediğini biliyordu. Cenazeye katılan öfkeli kalabalık, bozkurtlar burada, çakallar nerede diye bağırıyordu.

Transkriptin tamamını oku

Tüm ülkücü camianın gözü önünde işlenmişti cinayet. Tetikçilerin kim olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Peki ya emri verenler, azmettiriciler? Kim, neden öldürmek istemişti Sinan Ateş'i? Sorunun cevabı ve suikastın perde arkası bu bölümde. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Aslında dağının kuyruğu bir grup ülkücünün 4 yıl kadar önce MHP'den ayrılıp İyi Parti'ye katılmasıyla koptu. Gazeteci Cengiz Erdinç, sosyal medya hesabından o tarihten itibaren yaşanan saldırıları paylaşmış. 10 Mayıs 2019'da Yeni Çağ yazarı Yavuz Selim Demir Ağa evinin önünde 6 kişinin saldırısına uğradı. Yeni Çağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demir Ağa katıldığı bir televizyon programı sonrası evinin önünde sopalı saldırıya uğradı. 25 Mayıs 2019'da gazeteci Sebahattin Önkibar Ankara'da evinin önünde saldırıya uğradı.

Evet, Oda TV yazarı gazeteci Sabahattin Önkibar Ankara'da Beysükent'teki evinin yakınlarında saldırıya uğradı. 3 kişilik saldırgan grubu Önkibar'ı yere yatırarak tekmeledi. 20 Kasım 2019 gazeteci Ahmet Takan, Bahçeli Aralık ayı sonunda genel başkanlığı ve aktif siyasi bırakacak diye yazdığı için MHP Genel Sekreteri İsmet Ataman tarafından hedef gösterildi ve evinin önünde saldırıya uğradı. 28 Aralık 2019, gazeteci Murat İde, Bahçeli'yi eleştiren yazısından 3 gün sonra İstanbul'da evinin önünde saldırıya uğradı. 6 saldırgan yakalandı ama serbest bırakıldı. İde'yi de MHP Genel Sekreteri Büyük Ataman hedef göstermişti.

Yazılarla ilgili bir takım tehditler geliyor. Yeni Çağ gazetesinde yazdığınız. Bunları çok önemsemiyorum ama hoş olmayan fikri bir mücadelenin bu şekilde sokağa düşürülmüş olduğunu, hoş bir durum değil. 25 Mart 2020'de yine Yeni Çağ'da Bahçeli'yi eleştiren İsrafil Kumbasar'da Sentpazarı'nda 6-7 kişinin saldırısına uğradı.

14 Ocak 2021, KRT televizyonunda program yapan avukat Afşin Atipoğlu, evinin önünde maskeli saldırganlar tarafından saldırıya uğradı. Saldırganlar, yazdıklarına dikkat et diye bağırdı. 15 Ocak 2021, Devlet Bahçeli'ye sert eleştiriler getiren Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, evinin önünde 5 kişinin saldırısına uğradı ve aralandı. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ'a yönelik saldırının görüntüleri ortaya çıktı. Aynı gün Yeni Çağ yazarı Orhan Uğuroğlu da yine evinin önünde saldırıya uğradı. Uğuroğlu'na saldıran 4 kişi yakalandı ama serbest bırakıldı. Uğuroğlu ifadesinde saldırganların MHP'den geliyoruz, MHP'yi eleştirme, ülkücüler bunun hesabını sorar dediğini söylemişti. 8 Mart 2021'de yine hedef gösterilen gazeteci Levent Gültekin saldırıya uğradı. Gazeteci Levent Gültekin bir televizyon programının canlı yayınına giderken yolda saldırıya uğradı. Gültekin'i ablukaya alan kalabalık grup onu darp ettikten sonra kaçtı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Tüm bu saldırıların ardından gözaltına alınan isimleri MHP'li avukatlar savundu.

Saldırganların tümü Ülke Ocakları bağlantılı şahıslardı. Ne iktidar partisinden ne de iktidar ortağı MHP'den konuya ilişkin tek bir açıklama yapıldı. Saldırılar yaralama kasıtlıydı. Sıraladığım 8 saldırının 4'ü, Sinan Ateş, Ülke Ocakları Genel Başkanı iken düzenlenmişti. Ve 30 Aralık 2022, Ülke Ocakları Esi Genel Başkanı Sinan Ateş, uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti.

Bunca saldırı haberinin ardından kendimce kamu vicdanının reaksiyon vermesini bekledim. Ama her biri basit yaralama vakaları olarak kavrandığı için büyük bir tepi gelişmedi. Ülkücü camia da adlarının böyle saldırılara karışmasından pek rahatsız olmadı. Halbuki hepsi politik içerikliydi. Fakat son saldırının ölümle sonuçlanması sanırım bardağı taşıran son damla oldu.

Ülkücü camia, bu zamana kadar kendi dışındaki kesimlere yapılan saldırılara ses çıkarmamıştı. Hatta biraz önce de söyledim, saydığım saldırıların yarısında ülke ocakları genel başkanı Sinan Ateş'ti. Ama bir biçimde çeteleşmeye başlayan bir politik klik, sonunda Sinan Ateş'in de hayatını kaybetmesine neden oldu. Buraya kadar anlattıklarıma bir şüphe tohumu ekelim. Nereden biliyorsun Sinan Ateş'i öldürenlerle daha önceki saldırıların aynı güç tarafından, yani MHP'li çevreler tarafından tezgahlandığını, diye sorsanız haklısınız. Adam öleli daha bir hafta olmamış. Ne belli Sinan Ateş'i MHP'lilerin öldürdüğü deseniz de haklısınız.

Sinatist suikastiyle ilgili size bir hakikat sunabilecek done elimizde yok. Suikastın arka planını size detaylarıyla sunabilecek delillerimiz de yok. Ama ne var? Herkesin konuştuğu. Fısıltı gazetesinde yazanlar var. Bu nedenle bu bölümde anlatacağımız hikayeye hakikat gözüyle bakmayın lütfen. Hakikat bambaşka olabilir. Günün sonunda fısıltı gazetesinden bahsediyoruz.

Suikastın olduğu günden bu yana ülkücü isimlerle konuşuyorum. MHP'nin tabanını oluşturan kişiler de var bu isimler içinde. Partide an itibariyle yetkili isimler de var. Ya da eskiden partide önemli görevlerde bulunmuş fakat son 3-4 yıldır partiyle ilişkisi kalmamış isimler de var. Öncelikle saldırı hiçbiri için beklenmedik türden bir şey değildi. Nitekim Ruşen Çakır da Medyascope yayınında benim bu tespitimi destekleyen türden şeyler söylemiş.

Sinan Ateş'e saldırılmasına neden diye soran kimseye rastlamadım. Çok sayıda ülkücü hareketle ilişkisi olan kişiyle görüştüm. Bunların büyük bir kısmı şu anda ülke ocaklarında değiller. MHP'den kopmuş durumdalar ya da dışlanmış durumdalar.

Ama hepsi bunun beklendiğini söylüyor. Benim konuştuğum isimlerin hepsi hemen hemen tek bir hikaye anlatıyor. İsim de vererek anlatıyorlar ve hiçbiri ama hiçbiri kendi adlarının verilmesini istemiyor. Herkes anlattığı hikayeye inanıyor ve bu hikayelerin hepsi neredeyse aynı. Bu kadar insanın tek bir tutarlı hikayede buluşması bana göre haber değeri taşıdığı için bu hikayeyi size sunacağım. Ama bu hikayelere hakikat muamelesi de yapmayın lütfen.

O halde hikayeye başlayalım. Biraz geriye gitmekte fayda var. 1960'lara kadar gitmek de mümkün ama oradan alırsak hikayeyi anlatmak için saatlerimiz gerekir. Ama siz bilin ki hikaye 1960'lara kadar uzanıyor. Sonraki 50 yılı ben ileri sarıyorum. 2019'a geldik.

Tam 4 yıl önce, 9 Ocak 2019'da, uzun zamandır boş bekleyen Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı koltuğuna genç bir akademisyen olan Sinan Ateş atandı. Selefi olacağı kılavuz, MHP'nin Mersin Milletvekili olmuş, 6 yıl boyunca istikrarlı biçimde sürdürdüğü Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevinden 2018'in sonunda ayrılmıştı. Bunun üzerine eski genel başkanların ortalama kaç yıl görevde kaldıklarına göz attım. Türkeş'ten sonraki 25 yılda 7 genel başkanı olmuş ülke ocaklarına. Her başkan ortalama 3,5 yıl görevde kalmış. Bu haliyle 6 yıllık olacak labuz için istikrarlı bir başkan demek bence yanlış olmaz. Sinan Ateş'in ise tam tersine genel başkanlığı çok daha kısa sürüyor. 9 Ocak'ta Devlet Bahçeli tarafından ülke ocakları genel başkanlığına atanan Sinan Ateş, 2 Nisan 2020'de yine Devlet Bahçeli'nin talimatıyla istifa ediyor.

Yani merhum Sinan Ateş'in görev süresi 1,5 yıl kadar. Nitekim MHP cephesinden gelen ilk açıklamayı yapan Mersin Ülke Ocakları da tam olarak bu 2 Nisan tarihindeki istifaya atıfta bulunan bir açıklama yayınlıyor. Ve yeni başkan Akgül biliyorsunuz Mersin Ülke Ocakları'nın ve Ateş için biraz sorgulayın, biraz olayın iç yüzünü araştırın. Neden bir gecede liderimiz Sayın Devlet Bahçeli tarafından görevden alındı, neden MHP ve Ülke Ocakları çatısı altından uzaklaştırıldı diyor.

İstifanın nedenine geleceğiz. Ama önce burada kısa bir ara verelim, aranın ardından önce Sinan Ateş'in kim olduğunu ve neler yaptığına bakacak, ardından onu istifaya götüren süreci konuşacağız. Anlatılanlara göre Sinan Ateş başarılı bir genel başkanlık dönemi geçiriyor. Ama şunu da belirtmeliyim, konuştuğum isimler zaten Sinan Ateş'i tanırken de seven ya da saygı duyan isimlerdi. Ama herkesin anlattığı şu, aktif bir genel başkanlık dönemi geçiriyor Ateş. Aynı zamanda genç bir akademisyen, 1984 Balıkesir doğumlu. İlkokul, ortaokul ve liseyi ise Bursa'da okuyor. Bu arada Sinan Ateş'in babası Musa Ateş de eski bir ülkücü.

Bu ortamda zaten daha lisedeyken ülke ocaklarında yetişiyor Senen Ateş. Ülkücülerin kalesi diye bilinen Gazi Üniversitesi'ne sosyal bilgiler öğretmenliğine giriyor. Ardından aynı üniversitede yüksek lisans, oradan da Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi bölümünde doktoru derken 2018'de genç bir akademisyen olarak göreve başlıyor Senen Ateş. Bu haliyle gelecek vaat eden, entelektüel birikimiyle öne çıkan, üniversiteli ülkücülere de cesaret veren bir genel başkan. O halde neden istifa ettirildi? Görünen neden şu. Olay Sinan Ateş'in Twitter'da Yavuz Bahadıroğlu'nun bir Twitter'e tepi göstermesiyle patlıyor.

Yavuz Bahadıroğlu, bu arada muhafazakar camiada tarihçi diye bilinen bir kişi. Oğul da, yani Mücahit I. de, AKP'de MKYK üyesi. Yani kendi çapında önemli bir çevre bunlar. İşte bu Yavuz Bahadıroğlu, TRT'deki Atatürk'ü öven bir diziye, TRT'ye bu dizi kimler tarafından dayatıldı bilmiyorum ama hesabı iktidardan sorulur diye imalı bir tweet atıyor. Yani bu Atatürk falan bize gelmez. Bunları bize MHP'liler dayatıyor demeye getiren imalı bir tweet bu.

Bunun üzerine Ülke Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş son derece sert tepi gösteriyor ve diyor ki... Of... Tabi bu ağır ifadelerin ardından ortalık karışıyor. Bu olay 29 Mart'ta oluyor ve 2 Nisan'da yani 3 gün sonra Sinan Ateş görevden alınıyor.

Bu iki olay arasında ilişki olduğu söyleniyor. Fakat bir de bu olayın bir bahane olduğunu söyleyenler var. Yani bu yüzden aslında görevden alınmaz bir ülke olacaklar genel başkanı ama zaten bir bahaneye ihtiyaç vardı diyenler var. Sinan Ateş genel başkanlığı döneminde deyim yerinde ise zehirli elmayı ısırıyor. Devlet Bahçeli'den sonraki MHP'yi tartışan çevrelerle adı beraber anılmaya başlıyor. Devlet Bey'in sağlığının bozulması halinde MHP'yi nasıl idare ederiz?

Bu soru 53 yıllık geleneği olan bir parti için cevaplanması gereken bir soru fakat bir yandan da lider doktrinin teşkilat eleştirilmez kuralını da estetiyor anlaşılan. Yani Bahçeli'den sonra ne yapacağız biz sorusu aslında MHP'lilerin bir kısmının kafasını karıştıran bir soru. Günün sonunda bu soru partinin temel ilkesine de aykırı sonuçlanabiliyor. Ama bu haliyle bizzat Devlet Bahçeli tarafından MHP'nin yönetici görevinden uzaklaştırılmış bir isim Sinan Ateş. Tecrit edilmiş yani, atılmış. Bir çatışmalı durum Sinan Ateş'in ki. Hem camia tarafından gelecek vadeden bir genç olarak saygı görüyor, hem de partinin yöneticileri arasında yok.

Ama elbette Bahçeli'nin liderliği de sorgulanmıyor. Zaten Sinan Ateş de istifa ettiğini şöyle duyuruyor. Bu ortamda Ülke Ocakları'nın eski genel başkanı sıfatıyla hayatına devam ediyor. Fakat siyasi iddiasını da saklamıyor. Eski ülkücülerle bir araya geliyor, toplantılar düzenliyor. E tabi bu eski ülkücüler için de iyi partiyle olanlar da olabiliyor. Fakat Sinan Ateş, MHP'li ve devlet bahçeliye her zaman itaat ediyor. Hani o kadar değil ama bir tür Şehzade Mustafa hikayesi Sinan Ateş'in.

Çok yok, o kadar değil. Bahçeli'den sonra genel başkanlığa oynuyordu falan diyecek değilim. Yani Bahçeli bir rakibini eledi falan diyecek de değilim. Zaten Bahçeli'nin de kendisini bu kadar ciddiye alacağını da düşünmüyorum. Ama genç kuşaktan kim var dendiğinde MHP için de parmakla gösterilen bir kişiden bahsediyoruz. İşte bu kişi Yavuz Bahadıroğlu'nda sataşınca görevinden oldu. Ama hiç Devlet Bahçeli'ye ihanet etmedi. Hatta ölmeden 3 gün önce Oda TV bir haber yapıyor. Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş iyi parti ülkücülerle buluştu diye. Sinan Ateş bu haberi Twitter'dan alıntılıyor ve çok sert dilli eleştiriyor. Liderimiz Devlet Bahçeli'dir diye de vurguluyor.

Yani öyle ya da böyle öldürülen bu kişi MHP'den ayrılmış bir isim değil. Beyanı MHP'li olduğu yönünde. Öldüğünde MHP'liydi yani. O yüzden bu durum MHP camiası için, ülkücü camiası için özellikli bir durum. Ülkücülerin yaşadığı öfke de anladığım kadarıyla biraz buna. Daha önceki saldırıların hiçbirinde ülkücü camiadan tepi gelişmemişti. Ama onların hepsi

MHP lideri Devlet Bahçeli'yi açıktan eleştiriyordu. Bu nedenle lider, doktorin teşkilat eleştirilmez kuralına da aykırı davranmış oluyorlardı ama Sinan Ateş öldüğü güne kadar ülkücülük iddiasını korumuştu. Ama bu şekilde bu yıl ölen ilk ülkücü Sinan Ateş değil. 9 ay önce, Mart 2022'de yine bir ülkücü, yine bir başka ülkücü tarafından öldürüldü.

Bu süre içinde Senat Aş'ın doğrudan kendi atadığı, ona sadık yöneticiler de bir bir değişmeye başladı. O yöneticilerden biri de Çağrı Ünel'di, Mersin Ülke Ocakları Başkanı. Fakat bu kişi de görevden alınmasına rağmen siyasi iddiasından bir şey kaybetmemişti. Mahcup biçimde yaşaması gerekirken, tam tersine ülkücülük iddiasını sürdürüyordu. Doğalında Mersin'deki yeni yönetimle, istifa ettirilen eski yönetim arasında hayatın olağan akışı gereği bir gerilim oluşuyor. Zaten eski ülke ocakları başkanı, daha doğrusu Sinateş'ten önceki ülke ocakları başkanı, 6 yıllık başkan Bolcay Kılavuz'da Mersin milletvekili. Tahmin edersiniz ki her partide olabilir böyle şeyler. Aynı şey CHP'de de olabilirdi.

CHP'de de gençler arasında sorun çıkıyor ya da AKP'de de çıkabilir. Fakat burada işler anladığımız kadarıyla daha sert ilerliyor. 14 Mart 2022'de Mersin'in Toroslar ilçesinde bir bankamatikten para çektikten sonra Çağrı Ünel'e dört ülkücü genç bıçakla saldırıyor. Çağrı Ünel de gerilimin farkında olacak ki silahla dolaşıyor. Ardından ne mi oluyor? Dinleyelim.

Ülkücüler arasındaki kavga cinayetle son buldu. Mersin Ülke Ocakları eski il başkanı Çağrı Ünel yine Ülkücü Camii'den olan dört isimle şehir merkezinde bilinmeyen bir nedenle tartıştı. O tartışmada silahına sarılan eski başkan karşı tarafa kurşun yağdırdı. Mermilerin isabet ettiği Emrullah Kaplan kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Onu vuran isim ise polisten kaçamadı.

Böylece Sinan Ateş'in istifasının ardından yaşanan gerilime kan bulaşmış oluyor. Evrullah Kaplan'ın katili eski Mersin Ülke Ocakları Başkanı Çağrı Ünel an itibariyle cezaevinde. Tabii bir ülkücü öldürülmüş tartışmalı bir durum çünkü katili de ülkücü. Yani her ne kadar MHP Çağrı Ünel'e sahip çıkmasa da katil Çağrı Ünel MHP'li biri. Bu çatışmalı durum çatlak seslerin de çıkmasına neden oluyor. Hal böyle olunca Mersin Ülke Ocakları üzerinden bu tartışmalara bir bildiri ile nokta konuyor.

Mersin Ülke Ocakları'nın o dönem yani 9 ay önce yayınladığı bildirinin sonunda şöyle deniyor. FETÖ'cü bir hainin Mersin'de tetikçiliğini yapan bir katili kamuoyu nezdinde aklamak için yapılan akla ziyan açıklamaları ise akılla izahı mümkün olmayan bir durumdur. Şimdi böylece doğrudan teşkilatın ağzından Sinan Ateş FETÖ'cü bir hain olarak anılmış oluyor. Çünkü Çağrı Ünal hakkında Mersin'de tetikçiliğini yapan deniyor FETÖ'cü bir hainin. Şimdi dolayısıyla artık bu saatten itibaren Sinan Ateş ocak dışı kalıyor.

beraber yol yürüdüğü arkadaşı ya da adamı Çağrı Ünel Mersin'de bir ülkücü genci öldürmüştü. Zaten hapisteydi. Böylece Sinan Ateş'e dönük tehditler çoğalmaya başlıyor. O da bir süre Balkanlarda yaşıyor fakat daha sonra Türkiye'ye geri dönüyor. Yakın çevresine tehdit aldığını, kendisini vuracaklarını söylüyor. Hatta bu nedenle yeğeni Selman Öztürk'le birlikte dolaşıyor. Selman Öztürk biraz da Sinan Ateş'i korumak adına yanında duruyor. Çünkü o da eski bir özel harekat polisi.

İşte Çukur Ambar cinayeti böyle bir atmosferde işlendi ve geride olağan şüpheliler bıraktı. Senateçin çok daha derinlerde bir bağlantısı mı vardı, bilmiyoruz. Sedat Peker, Senateçin ölümünün ardından bir taziye mesajı yayınladı ve sildi. Yani üzerine uygulanan tecriti bir süreliğine gelecek kadar ileri gitti Sedat Peker.

Acaba Sedat Peker'le bir ilişkisi mi vardı? Çünkü, Sinan Ateş'in genel başkanlıktan görevden alındığı tarihlerle, Sedat Peker'in yurt dışına çıktığı, Alaaddin Çakıcı'nın da tahliye edildiği tarihler aynı döneme denk geliyor. Bu iki gelişmeyi de birbiriyle ilişkilendirenler var. Onların da kendi içinde tutarlı hikayeleri var. Hakikat hangisi? Siyaset daha şeffaf olmadığı sürece bunu anlamamız maalesef zor görünüyor. MHP'den hiçbir açıklama yapılmadı. Grup toplantısında konuşacak denen Devlet Bahçeli bu konuya üstün körü değindi ya da hiç değinmedi.

Sinanteç ismi, 3 gündür belli alıklarla Trend Topik listesinde duruyor. Buna karşın ne MHP'den ne AKP'den tek bir açıklama gelmiş değil. Soruları da cevaplamıyorlar. Henüz kimse kamuoyunun sorularını cevaplamaya tenezzül etmiyor. Peki, tetikçiler kimdi? İşte o da önümüzdeki bölümün konusu olsun. Trend Topik'i Pol Bi Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar yüzünüzün asık olmadığı günler dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)