
6.250 kelime · ~31 dk okuma
Annem! Trenspor'dan herkese merhabalar. Hem Süper Lig takımları lige yeniden başlamadan önce son hazırlık maçlarını oynuyor. Galatasaray Adana Demir Spor'la oynadı ve Fenerbahçe'de Salernitane'yi yendi. Hem bu maçları biraz konuşacağım hem de Dünya Kupası'nda da çeyrek finaller tamamlandı. Oldukça heyecanlı, sürprizli, keyifli maçlar oynandı. Bu maçlara da değinmek istiyorum. Son podcast bölümümüzden çok da bir zaman geçmemişti aslında ama gelişmeler oldukça fazla olduğu için yeni bir bölüm çekmek istedim. O zaman Galatasaray'la başlayalım.
Galatasaray'ı Adana Demir Sporlu oynadı ve yine sakatlıklarından ve Dünya Kupası'na giden oyuncularından dolayı oldukça yedek ve genç ağırlıklı bir Galatasaray izledik. Kalede Jankat vardı. 18 yaşındaki kaleci Jankat ile ilgili pozitif şeyler duyuyordum. 6 yaş milli takım kategorilerinde yaptığı güzel kurtarışlar, iyi refleksler zaman zaman klip olarak önüme düşüyordu. Bu maçta ilk kez 90 dakika izlemiş oldum kendisini. Birazdan değineceğim. Savunmada Dubois, Metehan, Emin ve Kazımcan şeklinde bir dörtlü vardı. Onların önünde Baran, Mata. Mata, Baran'ı bir İspanyol orta sahay olarak tanımlıyor. İki İspanyol vardı. Biraz fazla yumuşaklardı ama. Onların önlerinde Barış sağda, Kerem solda ve Yusuf Demir on numarada. En ileride de Gomis'le başladı Galatasaray. Bu maçta ve son Galatasaray maçlarının neredeyse hepsinde gördüğüm bir Galatasaray problemi var. Bu maçın da 10. dakikasında oldu. Barış Alper kafasını kaldırmadan bir orta kesti. Kötü bir ortaydı bu ve o sırada yayda yakın dönemde half space denilen Avrupalıların half space dediği bölgede yani bu ceza sahasının köşe girişleri diyebiliriz.
Half Space için. O bölgelerde Galatasaray'da boş oyuncu vardı. Genelde 4-2-3-1 sistemlerinde oynadığınız zaman on numaralar kanattaki topla buluşan oyuncuya yaklaşıp o Half Space pozisyonda boş kalabiliyor. Yanılmıyorsam bu pozisyonda da yine Yusuf Demir boşta kendini Half Space'te konumlandırmıştı. Fakat Barış Alper kafasını kaldırmadan ezbere bir orta kesti. Defalarca bekler bindirdiğinde hem sol bek hem de saçaboy bindirdiğinde
O da genelde buradaki yaydaki boş oyuncuyu bulmuyor ve sıfıra inmeye zorluyor. Önünde adam varsa top kaybıyla da sonuçlanabiliyor veya zorlama bir orta yapıyor. Onlardansa bu yaydaki oyuncuya top çıkarmak gol öncesi en ideal yerlerden bir tanesi half space. Çünkü orada topla buluştuğunuz zaman hem şut çıkarabiliyorsunuz Ayak içiyle uzak direğe vuruşlar yapılabiliyor. Hem arka direğe etkili orta yapılabiliyor hem de kilit bas atılabiliyor. Halfspace gol çıkarmak için en ideal boşluklardan bir tanesi. Orada Galatasaray oyuncu bulunduruyor. Mertens de oralara gitmeyi çok iyi biliyor. Çok zeki bir oyuncu olduğu için. Ama Galatasaray bekleri ve kanatları oraya top çıkarma konusunda dikkatsizler.
Bence bu antrenmanlarda çok daha fazla tembihlenmeli. Oraya çünkü Mertens gitmeyi çok iyi biliyor. Sol bek bindirdiğinde Kerem kendini oraya atmayı çok iyi biliyor. Ama hem bekler hem kanatlar oraya top çıkarma konusunda sanki böyle bir ezberden yoksunluk yaşıyorlar. Bence bunu Okan Hoca'nın görmesi lazım maçları çok izleyerek ve antrenmanlarda bu konuda çalışma yapılması lazım. Bunu söyleyeyim öncelikle. 13. dakikada Adana Demir Spor golü geldi. Jankat hatalı bir çıkış yaptı. Ama o pozisyonda ve daha sonra bir tane daha kaleciyle karşı karşıya pozisyon oldu. Her ikisinde de Jankat kalesini terk ettikten sonra, rakiple karşı karşıya kaldıktan sonra yere kapaklanmıyor. Dizlerini yere koymuyor. Ve çalım yese bile açı vermiyor şut için. Bu önemli bir özellik. Ama Gould Brunsen çok iyi bitirdi o pozisyonu ve gol yaptı. Üstünden aşırtma vurdu çünkü Jankat'ın. ve zor bir pozisyon olmasına rağmen çok iyi bir bitiricilik yaptı. Daha sonraki karşı karşıya pozisyonda mesela Jankat çalımı yemeyip kurtarış yaptı. Bu ikinci yarının sonlarında oldu bu pozisyon. Jankat için hatalı bir çıkış. İlk golde bir hata var ama henüz 18 yaşında olan ve resmi maçı çok az olan bir kaleci için anlaşılabilir bir hata. Özellikle savunma arkasına atılan toplarda kaleyi doğru zamanlarda terk edip terk etmemek çok fazla maç ve çok fazla tekrar yaptıkça gelişen bir konu.
O yüzden Jankat nihayet belki sezonun ikinci yarısında veya en geç gelecek sezonun başında devamlı ilk on bir oynayacağı bir profesyonel takıma kiralanırsa yani resmi maç oynayabileceği bir takıma kiralanırsa bu konularda gelişebileceğini düşünüyorum. Fiziğini beğendim, reflekslerini beğendim. Genel olarak kalede küçülmüyor birebirlerde, büyümeye çalışıyor. Bu gibi özelliklerini beğendim. Bence çok net bir potansiyeli var ama mutlaka devamlı oynayacağı bir takıma kiralanması gerekiyor diye düşünüyorum. Galatasaray onun dışında savunma arkasına çok top attırdı.
Bunda Mata ve Baran ikilisini yan yana oynaması bence bir problemdi. Mata sonuçta çok çok az savunma yapıyor. Neredeyse hiç savunma yapmıyor. Baran'ın da en önemli eksiği yumuşak kalması ikili mücadelelerde. O yüzden hem Bado Endia'ya gibi dribbling yapmayı da seven oyuncular dribblingle de kolay çıktı o merkezden. Hem de kolay top da attırdı bu oyuncular. Hemen baskı yapamadılar çünkü. Ve bu yüzden savunma arkasına çok top atıldı. Ama Galatasaray'da çok pozisyon buldu. Belki 5-5 bitebilecek bir maçtı yani. Ama Adana Demir Spor'da biraz rehavet vardı. Yani biraz dikkatsiz oynadı maçı. Rahat oynadı. Galatasaray'da da dediğim gibi yedek ve genç ağırlıklı oyuncu çok olduğu için biraz böyleydi. 5-5 bitebilecek maç. 2-2 bitti diyebiliriz. Baran için savunması eksik dedim ama arda arda oynadıkça özgüveninin yükseldiğini görüyorsunuz ve hatta sahadaki duruşu bile değişti. Üç hazırlık maçında arda arda oynadı Galatasaray formasıyla ve ikinci yarının ortalarında kendi savunmasının önünde, ceza sahasının önünde baskı yedi iki Adana Demir sporlu oyuncudan ve Zidane'la özleşleşmiş olan roulette'i yaptı ve çok şık bir hareketle iki kişinin arasından çıktı. O bile hani o pozisyon sadece tek başına Baran'ın ne kadar özgüvenini yükselttiğini de gösteriyor. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde de sürekli söyledim bunu. Podcast'ta da söylemiştim sanırım bir önceki bölümde.
Baran 20 yaşına girecek önümüzdeki ayda ve 20 yaşına kadar oynadığı resmi maç sayısı 0. Sadece 2 tane Türkiye Kupası maçında süre aldı sonradan girdi oyuna. Toplam 16 dakikası var sadece Baran'ın ve bu Baran'ı maalesef çok fazla sınırlandırmış. Jankat şu anda ondan 2 yaş küçük ve umarım Jankat bu 2 seneyi Baran gibi 6 yaş kategorilerinde doğru düzgün resmi maça bile çıkmadan Boşu boşuna geçirmez. Baran geçen seneyi en azından bir 25-30 maç devamlı oynadığı bir takımda, bir alt dik takımında bile olsa devamlı oynadığı bir takımda çıkarsa bugün çok daha iyi olabilirdi. 3 maç üst üste oynadığında bile net bir mental gelişim fark edebiliyorsunuz. Özgüven gelişimini çok net fark edebiliyorsunuz. Bu açıdan yine ekstra üzdü beni bu durum.
Gerçekten çünkü yetenekli bir çocuk ve 20 yaşına kadar onu göz ardı etmemiz gerçekten büyük bir haksızlık. Şimdi gençler demişken bir de Barış Alper'e değinmek lazım. Şimdi Mata'nın bir pası var ikinci yarının yine ortalarına doğru. Ceza sahası içinde Galatasaray çok net bir pozisyon yakaladı. Arda arda paslar geldi ve Mata da ekstra bir pasla Barış'ı karşı karşıya bıraktı kaleciyle ve Barış da topu o kadar kötü vurdu ki top taça doğru gitti. Şimdi Barış'la ilgili
Hep şunları söylüyoruz, işte Barış çok potansiyelli, Barış hızlı, güçlü vs. Burak Yılmaz olabilir falan diyoruz. Hep böyle potansiyel bir beklenti var. Ama golcülük konusunda hep böyle bir son final pas, final şut gibi konularda mental olarak o zincirlerini kırması lazım. Maçı yerinde izleyen gazeteci arkadaşlarımdan bir tanesi yazdı Twitter'dan. Okan Hoca sağ kenarına gelmiş ve Barış'a bağırmış. Küsme be oğlum, bir kere de küsme diye bağırmış sağ kenarından.
Bir forvetin, bir hücum oyuncusunun saha içinde küsme ve mental olarak düşme gibi bir zaafı olmaması lazım. Ve maalesef böyle bir problem var. Bu pozisyon beni biraz düşündürdü. Aklım şuraya gitti. Biliyorsunuz dünya kupasında Belçika hepimizin tarafından çok ağır eleştirildi ve büyük potansiyelli bir ülke bir kez daha hayal kırıklığı yarattı. Gruplardan bile çıkamadı.
Ama Belçika gruplarda son maçı Hırvatistan'la oynamıştı ve özellikle son yarım saatte bir sürü kale ağzından gol kaçırdılar. Sadece Lukaku 3 tane kale ağzından gol kaçırdı. Ve Lukaku o gol pozisyonlarından bir tanesini bile atmış olsa bugün Belçika o kadar yerden yere vurduğumuz Belçika Hırvatları elemiş ve gruplardan çıkmış olacaktı. Ve bugün Brezilya'yı eleyen dünya kupasında yarı finalist olan Hırvatlar gruplardan bile çıkamamış olacaktı.
Bazen böyle bizim spor medyasında hep birbirimize skor yorumcusu falan diyoruz işte. Küçümsüyoruz bazen bu skor yorumcusu deyimiyle birbirimize ama futbol aslında köküne kadar skor oyunu. Yani futboldaki en önemli şey skor. Çünkü çok az sayı oluyor futbolda. Yani basketbol gibi handbol gibi daha çok sayı olan sporlara benzemiyor futbol. O yüzden skor şansı elinize geçtiği zaman bunu değerlendirebiliyor olmanız inanılmaz derecede önemli. Hatta bir futbolcu için skoru koruma kabiliyeti veya skoru gerçekleştirebilme, golü yapabilme kabiliyeti her şeyden önce geliyor. Sonra diğer özellikler geliyor.
Bu maalesef benim geç öğrendiğim bir futbol yazarı olarak, spor yazarı olarak ama ağırlıklı olarak futbol yorumcusu olarak geç öğrendiğim bir konu oldu. Yakın döneme kadar benim mesela en büyük beklenti içinde olduğum oyuncu ve en çok yanıldığım oyuncu Halil Dervişoğlu oldu Galatasaray'daki. Çünkü baktığınız zaman helva yapmak için her şey var. Yani tekniği çok yüksek. Top kontrolleri çok iyi, sakin bir oyuncu heyecan yapmıyor, panik yapmıyor. Dribblingleri çok iyi ve bu ham maddelerden dolayı bu çocuk büyük potansiyel diyorsunuz. Çok ciddi bir yükseliş bekliyorsunuz ama skor yapamıyor. Kale ağzına mıy mıylanıyor ve keskinleşemiyor.
Avrupalılar falan köpek balığına benzetiyor ya bazı center for'ları yani. Çok keskin olmak lazım orada. Mental olarak çok güçlü olmak lazım. Ve Barış Alper'de de sanki bu tip bir sorun var. Halil Dervişoğlu ve Barış birbirlerinden çok tesad oyuncular. Çok farklı oyuncular. Halil tekniğiyle çok potansiyelli. Barış da fiziğiyle çok potansiyelli oyuncu. Ama bir eksikleri benzer. O da kale ağasındaki pozisyonları bitirememek. Yani şimdi mesela Barış Alper'e herkes Burak Yılmaz olabilir falan diyor. Çünkü onun gibi hızlı olabilir, onun gibi patlayıcı deparları var. Ve işte Burak da Barış gibi genç yaşlarında kanat oynuyordu ağırlıklı olarak. Ama sonra Center 4'e geçti ve bambaşka bir kariyer yaptı. Ama sanki hep bunu şey söylüyoruz yani. Aslında yanlış yerde oynuyordu. Center 4 oynayınca özünü buldu ve uçtu. Aslında belki de şunu söylemek lazım. Burak gol atmayı öğrendi. Skor yapmayı öğrendi. Burak'ın bir tane öğrendiği şey varsa hani kafa vuruşlarını övüyoruz işte ne bileyim doğru yere koşmasını övüyoruz vs. Bence en çok övülmesi gereken şey Burak'la ilgili gol sezisini müthiş bir şekilde keskinleştirmesi oldu. Gol vuruşunu ve sezisini. Yani hem golün nerede olacağını seziyor hem de nasıl vurması gerektiğini şüphe götürmeyecek şekilde net vuruş.
Tabii ki goller kaçırdı oluyor. Bütün büyük golcüler gol kaçırdı. Ama bir golcünün her sezon işte 3-4 farklı sezonda 20 gol üzerine çıkması bir kere sakatlanmamak için kendinize çok iyi bakmanız lazım. Veya cezalı durumlara düşmemek için devamlı oynayabilmek için mental olarak güçlü ve aç olmanız lazım. Sürekli gol istemeniz lazım. Hem de saha içinde de işte oyundan böyle düşmemeniz lazım. Hocanızın size küsme be oğlum bir kere de küsme diye bağırmaması lazım. Yani golü düşünmeniz lazım. Kafanızda sadece gol olması lazım. Ve bu yakın dönemde işte bakıyorsunuz işte Cagnes'inden Tanju Çolak'ına kadar hepsi manyak manyak adamlar aslında. Golcülere baktığınız zaman. Çok gol atan golcülere baktığınız zaman. Yani özel hayatıyla çok tartışılır, bir sürü açıklaması yerden yere vurulur vs. Ama hepsinde dikkat edin özgüven tavandır yani. Bir gol kaçırdım diye küsmez hiç biri veya özgüvenini kaybetmez.
Büyük bir ego sahibi olmalı, golcü dediğin egolu olmalı demek biraz ondan kaynaklanıyor. Biraz son dönemde Galatasaray'daki Icardi'de gördük sanki bunu. Ama Barış Alper'de de hani işte hızdır, tekniktir, top kontrollüdür, tüm bunların dışında bir golcülük sezisi başka bir şey. Bunları düşünürken tabii Aziz Yıldırım'a döndüm iyice. Aziz Yıldırım'ın biliyorsunuz bir sözü vardı. Basketbolcular üçlük atsın, futbolcular da gol atsın diyordu. Ben diyorum ki gol atsın.
Bu çok basit bir şey yani gol atsın ama basit olduğu kadar da önemli. Bunu bir kez daha bence Dünya Kupası'nda Belçika ve Hırvatistan örneğinde görmüş olduk. Bu arada pozitif olarak da Bu maçla ilgili Gatı sırayla ilgili Yusuf Demir'e değinilebilir. İki tane gol attı. İkinci gol öncesi sakatlanma pahasına cesur bir hamleydi o, yaptı. Güzel bir şekilde o golü tamamladı ve ilk golde de iyi bir cezasız dışı vuruşu geldi. Golleri attıktan sonra da onun da biraz o üzerindeki ölü toprağına attığını ve daha özgüveni yükselen bir görüntü çizdiğini fark ettim açıkçası. ona da öyle bir gol gerekiyordu. O da mental olarak bir düşüştü aslında. Zaten yeteneklerinden şüphe yok onun da ama o da bir mental olarak problem yaşıyor gibiydi. Onun için de bu goller iyi oldu. Gol demişken de tabii Fenerbahçe'nin Salernitana maçında İrfan Can'ın attığı gole de değinmek lazım. Olağanüstü bir gol attı. Alanya maçında da çok güzel bir gol atmıştı İrfan Can. Kahveci ve Salernitana'ya da
İnanılmaz bir gol attı. İrfan müthiş bir dönem geçiriyor. Belki de kariyer sezonu olacak bu sezon. Daha önce de Okan Hoca ile iyi bir dönem geçirmişti. Belki de İrfan Can'a böyle hedefli takım lazım. Başakşehir'de de şampiyonluğa gidilen ve Avrupa'da iyi işler yapılan sezonda mesela İrfan Can'ın çok iyi oynadığını hatırlıyoruz. Fenerbahçe'de de en iyi sezonu böyle şampiyonluk yarışında geçen bir sezon oldu. Takım iyi olunca, etrafı güzel oynayınca, İrfan da daha da böyle kendini veriyor ve parlıyor belki de diyebiliriz. Çok iyi oynuyor, umarım böyle devam eder. Fenerbahçe tabii Dünya Kupası dönemini çok iyi geçirdi. Oynadıkları bütün hazırlık maçları çok gollü ve
galibiyetle geçiyor. İrfan Can'ın yükselen formu dışında sakatlıktan dönen Mert Akan Yandaş ve Joshua King'in de çok iyi bir hazırlık dönemi geçirdiğini söylemek lazım. İlk bölümde oynamayan, ağırlıklı olarak yedek kalan Serdar Dursun'un da müthiş bir hazırlık dönemi geçirdiğini söylemek lazım. Jorge Jesus bu Dünya Kupası'nda 3 yeni transfer yapmış gibi oldu. Hem Mert Akan hem Joshua King sakatlıktan dönenler yeni transfer gibi oldular. Hem de uzun süredir oynatmadığı Serdar Dursun'u da yeni bir transfer gibi kadroya katmış oldu. Belki Pedro'yu kaybetti ama. Üç yeni oyuncu kazanmış gibi oldu Fenerbahçe. Aynı zamanda ara öncesinde zaten iyi giden İrfan Can Kahveci ve Ferdi Kadoğlu gibi iki oyuncunun da arada da performanslarının daha da yükselttiklerini görüyoruz. Dünya Kupası sonrasında Fenerbahçe gerçekten çok güçlü giriyor. Galatasaray için ise bir şey söylemek zor. Çünkü Mitsio de son yarım saat oyuna girdi. 16'sında bir hazırlık maçı daha olacak Galatasaray'ın. 13'ünde de olacak diye biliyorum, duydum ama kesin mi bilmiyorum. Son 1-2 hazırlık maçı sonra da bir Türkiye Kupası maçı olacak. Ayın 16'sındaki maçta Torreira ve Dünya Kupası'ndan gelen oyuncuların oynamasını bekliyoruz demişti Okan Hoca. Hani onların oynaması ve Türkiye Kupası maçıyla Galatasaray adına daha net konuşulabilir ama Galatasaray'da bu Dünya Kupası arasında baranı kazanmış oldu. Genç oyuncuları biraz daha kazanmış oldu. Bu maçta tabii atladım. Esas Dibua da çok iyi oynadı. Onun da hakkını vermek lazım. Dibua bilhassa sezonun ikinci yarısında kapanan rakiplere karşı Galatasaray için çok önemli olacaktır. Onun da zaten çok net bir maç eksiği vardı ve bu hazırlık maçları biraz onun işine yaradı. Arda arda yarım şar yarım şar gerektiği kadar dakika alarak biraz ritmini arttırmış gibi
Gözüküyor. Süper Lig takımlarını böylelikle bitirmiş olduk. Şimdi biraz Dünya Kupası arasına geçelim. Ama öncesinde ufak bir aramız olacak. Döndüğümüzde Dünya Kupası çeyrek final eşleşmelerini denerlendireceğiz. Dünya Kupası'nda önce büyük sürprizle başlayalım.
Ronaldo'nun yine yedek başladığı maçta FAS Portekiz'i de gol yemeden geçti, 1-0'la geçti ve tarih yazdılar. Bir Dünya Kupası'nda yarı finale yükselen ilk Afrika ülkesi olduğu FAS ve Afrika kıtası için büyük başarıları ilk olarak elde eden ülke olmaya devam ediyorlar. Afrika'nın gururu konumundalar tam olarak. 1978'de Dünya Kupası'na katılan ilk Afrika ülkesi de onlardı. 1986'da gruptan çıkmayı başaran ilk Afrika ülkesi de onlardı.
Ve 2022'de de yarı finale çıkmayı başaran ilk Afrika ülkesi oldular. Biliyorsunuz geçen bölümde de söylemiştim. Daha önce çeyrek final oynamayı başaran 3 ülke daha vardı Afrika'dan. 1990'da Kamerun, 2002'de Senegal ki Türkiye'ye karşı elenmişlerdi. Ve 2010'da da Ghana bunu başarmıştı. 2022'de FAS bunu bir kademe daha yukarı götürdü ve yarı finale yükseldi. Peki nasıl başarıyorlar bunu?
Anlatmak gerçekten biraz zor. Çünkü çok çok iyi bir savunma yapıyorlar. Büyük bir savunma takımı. İşte geçen maç savunmada 5-3-2'ye dönüyorlardı falan ama bence onun özündeki en önemli bir numaralı olay müthiş derecede kompakt durmaları. Maçın her bölümünde böyle bir 20-25 metrede, 30 metrede falan savunuyorlar. Stopper ile Centrefour arasındaki mesafe böyle 25 metrelerde duruyor.
Bu kadar birlikte oynama başarısı, bu kadar kompak oynama başarısı gerçekten takdire şayan. Bu arada FAS'ın teknik direktörü de Walid Regragüi çok bilinen bir teknik direktör de değil. Yani turnuvanın en büyük sürprizini imza atmış olmalarına rağmen ve müthiş bir savunma yapmış olmalarına rağmen tam 5 maçta gol yememiş olmalarına rağmen turnuva başladığından beri dikkat ederseniz herkes bizde dahil olmak üzere. Japonya'nın teknik direktörünü birçok yerde birçok kez konuştuk. Suudi Arabistan'ın teknik direktörü Herbert Reynald ki zaten çok karizmatik bir adam. Ünlü oldu. Beansports'a yorumcu bile oldu Fransa'da turnuva bitmeden. Yani birçok kişi ön plana çıkarıldı ama bu adamın yaptıkları bence yeterince övülmedi. İsmi yeterince geçmedi. Çok da Avrupa Futbolu'nun, Dünya Futbolu'nun tanıdığı bir isim de değil. Yerel bir isim Fast'lılar içinde. Ama gerçekten çok büyük bir başarı.
İspanya'ya karşı 120 dakikada gol yemediler. Penaltılarda da gol yemediler bu arada. 3-0 kazandılar. Kanada'ya karşı 2-1 kazandılar. Grupta Belçika'yı 2-0 yendiler. Hırvatistan'la da 0-0 beraber kalmışlardı gruplarda da. Ve Portekiz'de 1-0 yenmiş oldular. Hırvatlar'da bir kez daha final oynama ihtimalleri de bulunuyor bu arada. Bir kez daha karşılaşma ihtimalleri bulunuyor. Düşük bir ihtimal bile olsa sürpriz yapmaya devam edebilirler. Neden olmasın yani. Beş maçın dördünde gol yememiş olmaları gerçekten büyük bir iş. Gol yedikleri takım da Kanada. Bu kadar büyük dev takımlardan gol yemeyip Kanada'dan yemeleri de ilginç olmuş ama gerçekten müthiş bir savunma yapıyorlar. Bu arada maç sonunda Portekiz'de de mağlubiyet biraz sıkıntılı yaşanıyor. Pepe maç sonu açıklamada bulunmuş ve bu maçın hakeminin Arjantinli biri olmasını eleştirmiş. Maçı faullerle birlikte fasa doğru kaydırdığına değinmiş.
Yani bilmiyorum, çok dikkat etmedim. Böyle bir şey gözüme çarpmadı. Ama İsviçre'ye 6 tane gol atan Portekiz'in FAS'a karşı üretkenliğinin ne kadar zayıf kaldığını da kendi aralarında bir konuşmaları gerekir. Yani bir özelleştiri yapmaları gerekir diye düşünüyorum. Ve Ronaldo'nun oynayıp oynamamasıyla da çok alakalı olmadığını gördük aslında. Ronaldo erken girdi oyuna. 52. dakikada girdi. Ve Ronaldo girdikten sonra da çok bir etkileri olmadı açıkçası. İngiltere-Fransa maçına geçelim.
Yine penaltılar ve yine İngilizler yıkıldı. Aslında Harry Kane ilk penaltıyı attı ama ikinciyi kaçırdı. Ve ikinciyi de yukarıya doğru vurmaya çalışırken 2022'nin baciosu oldu ve üstten avuta attı. Şimdi Dünya Kupalarında atılmış penaltılarla ilgili bir istatistik görmüştüm geçtiğimiz günlerde. Bir arkadaşım paylaşmıştı. Kendisi de bu podcast'ın dinleyicilerindendir Hasan Hüseyin. Selam olsun buradan. Dünya Kupalarında atılmış tüm penaltıları gösteriyor çizelgede.
Ve kaleyi 16 parçaya ayırmışlar. Aşağıdan yukarı 4 ve soldan sağda 4 eşit çizgi olarak düşünün. Ve kalenin üstünde kalan 4 kutuya yani 90 diye tabir edilen 2 köşeye üst direk ve yan direklerin birleştiği yerlere ve kalenin ortasındaki yukarıda olan 2 bölüme vurulmuş bütün penaltılar Dünya Kupaları tarihinde %100 ile gol olmuş. Yani üst direk altına vurulmuş kalenin ortasına bile vursanız üst direğin altına vurduğunuz bütün toplar gol oluyor. Bunun sebebi kaleciler penaltılarda uçuyorlar yani ya sağa ya sola ve yerden şutları çıkarmaya veya ortaya gelen şutları çıkarmaya meyilliler ama üstte vurulan topları kalecinin kurtarma ihtimali yok. Yani dünya okpalarında hiç olmamış. Leaguelerde falan olmuştur tabi ki ama dünya okpalarında örneği yok. Fakat o yüzde yüzü yakalamak için yukarıya vurulmaya çalışılan ve üst direkte patlayan veya üstten avuta giden kaç penaltı var bunu da o istatistikte görmek isterdim tabi ki.
bu. Yani üst direk altına vurmanın başarı oranı %100 ama üst direk altına vurmak kolay değil diyebiliriz ve Harry Kane de ikinci penaltıda bunu denedi ama üstten avuta gönderdi. Fransa'da tabi Conde, Varane ve Upamecano oldukça iyi savunma yaptılar. Ama takım arkadaşları da çok amatör iki penaltı yaptı. Hem Theo Hernandez'in hem Xhuamany'in hareketleri biraz amatör oldu. Xhuamany'in attığı mükemmel golle o hatayı telafi etti ama Hernandez'inki gerçekten çok çok amatör bir penaltıydı. Ve bu iki penaltı dışında duran toplarda yine Maguire'in kafalarıyla falan etkili olan bir İngiltere gördük. Onun dışında Akan oyunda durdurmayı başardı Fransız savunması bunları. İngilizler de Euro 2020'yi kazanamadılar ama daha iyi savunma yapıyorlardı, daha güçlü savunma yapıyorlardı. Yani İran'dan da iki gol yemişlerdi biliyorsunuz. Bu maçta da özellikle Giroudan yedikleri ikinci golde çok kolay orta kestiriyorlar. Yani orada Volker belki maç boyunca Mbappe'yi bu Dünya Kupasındaki en zayıf maçını oynattı, en etkisiz maçını oynattı. Ama mesela orada belki de Mbappé'yi tutmak için çok basit bir ortayı bıraktı. Yani orta kesmesine izin verilmiş gibi oldu. Ve Giroud'a girdi iki stoperin arasına ve kafayla golünü attı. Ondan bir dakika önce yine bir gol atabilirdi. Hani o kenar ortaları bu kadar kolay yaptırmak da doğru değildi. Belki Dembele ve Mbappé'yi birebirde yakalamamak için hani Beckler onlara çok yapışık savunma yaptılar da onların açtığı alandan Fransız Beckler'i ortalar yapabildi de diyebiliriz buna. Ve Giroud'a onlardan bir tanesini de affetmedi. Bir de Chouameini'nin çok ekstra golü gelince Fransa bu turu geçmiş oldu. Tabi son dünya şampiyonu olmasına rağmen ve belki de kadrosundaki en iyi 5 oyuncudan 3 tanesini sakatlıklar yüzünden oynatamıyor olmasına rağmen. Pogba'yı, Kante'yi ve Benzema'yı oynatamıyor olmasına rağmen. Yarı finale kalmış olmaları da Fransızlar için çok büyük bir başarı. Çünkü günümüz futbolunda, modern futbolda en büyük problem doymuşluk biliyorsunuz. Hatta bunun da çok net bir dünya pasi istatistiği var. 1998'de Fransa dünya şampiyonu oluyor. 2002'de gruptan çıkamıyor.
2002'de Brezilya Dünya Şampiyonu oluyor. 2006'da yakın dönemin en zengin Brezilya kadrosu işte Ronaldinho'nun prime dönemi, Robinho'nun prime dönemi, Kaka'nın prime dönemi, Adriano'nun prime dönemi olan o en şaşalı Brezilya çok erken turda Fransa'ya elenmişti Zidane'a. 2006'da İtalya almıştı o kupayı. 2010'da gruptan çıkamamışlardı. 2010'da İspanya almıştı. 2014'de gruptan çıkamamışlardı. 2014'te Almanya almıştı, 2018'de gruptan çıkamamışlardı. Ve 2018'de Fransa aldı ve bir sürü eksikle yeniden yarı final oynadı. Ama belki de zaten eksilmek lazım. Yani belki de doymuş olan Pogba yerine aç olan Şuamen'i oynamalı. Belki o basit hatayı yapacak ama o şutu o inançla da vuracak veya daha çok koşup daha çok isteyecek. Gerçi yani Giroud da aldı o turnuvayı. İşte Babbel'de kazandı. Griezmann da kazandı. Kadroda kazanan da çok aslında. Hani varan da işte o kadroda.
Upe Meccano yeni diyebiliriz. Xuanyu yeni. Dembele'yi yeni olarak sevebiliriz. Çok da yeni oyuncu da değil ama yine de hırslı ve iştahlı bir Fransa gördük. Belki de Euro 2020'de biraz kolay elenmişlerdi İsviçre'ye karşı. Hatta rehavetle elenmişlerdi. Aldık maçı derken oradan çok gollü bir maçta biliyorsunuz İsviçre elemişti Fransa'yı. Belki de orada sütten ağzı yandı Fransızların ve bu Dünya Kupası'nda belki biraz daha dikkatli bir Fransa'da izliyor olabiliriz.
Evet biraz da Cuma günkü maçlara değinelim. Öncelikle Hollanda-Arjantin maçıyla başlayalım. Bu maçın sonu bana 3-4 sezon önceki şampiyonlar ligi yarı finali Tottenham Ajax maçını hatırlattı. Hatırlarsınız Tottenham Lucas Moura'nın son dakikada, son saniyelerde attığı golle 3-2 kazanmıştı Ajax deplasmanında ve finale yükselmişti. Çok dramatik bir maçtı.
O maçta da Ajax'ın savunması kısaydı. Yine Blindwald vardı savunmada ve Tottenham teknik direktörü Pochettino devre arasında 1.93'lük Fernando Llorente'yi, İspanyol pivot Llorente'yi oyuna almıştı ve onun indirdiği toplara Lucas Moura'nın hareketlenmeleri sonucu ayaksı 2-0'dan çevirip 3-2 yenmişlerdi ve büyük bir sürprize imza atmışlardı. Hatta o dönem Jose Mourinho yorumculuk yapıyordu, teknik direktör değildi ve Pochettino'nun taktiğini överek futbolun bir tezatlık oyunu olduğunu ve gerektiği zaman rakibinizin eğer savunması kısa kalıyorsa sizin de pekala Oyun şablonunuzu değiştirip, belki old school olan, belki eski diyebileceğiniz bir taktiğe dönüp de bir tezatlık yaratmanız ve buradan sonuç elde etmenizin aslında son derece doğru bir iş olduğunu çok güzel anlatmıştı Mourinho. Bu maç da aslında ona çok benziyordu. 73. dakikaya kadar her şey Arjantin'in istediği doğrultuda gidiyordu. Messi her istediğini yapabilmişti. Bir gol bir asistle maçı 2-0'a getirmişti ve çok kolay bir tur görünümündeydi. Açıkçası çok daha dengeli bir maç bekliyordum ben ve fakat Arjantin
Maçı çok net üstünlüğünü koymuştu o dakikaya kadar. Gerçi 2-2'den sonra da uzatmalarda Arjantin'in daha iyi olduğunu ve turu Arjantin'in daha çok hak ettiğini söylemek lazım. Arjantin 5 isabetli toplam 14 şut atmış. Hollanda'nın ise sadece 2 isabetli şutu var ve toplam 6 şut. 2 isabetli şuttan da 2 gol çıkardılar. Ama bu Louis van Gaal'in çok büyük bir teknik adam olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hollanda kadrosu gerçekten eski Hollandalara, benim çocukluğumdaki, gençliğimdeki Hollandalara hiç benzemiyor.
Hatta 2002 yılındaki Hollanda forvetlerine bakıyorsunuz. O dönemde Patrick Kluivert var, Ruud van Nistelrooy var, Van Hooydonk var, Jimmy Floyd Hasselbank var ve Roy Mackay var. Centerfour'da 5 tane müthiş isim var. Bu turnuva ise Antwerp'in Centerfour'u, Belçika Ligi takımı Antwerp'in Centerfour'u. Vincent Jansen'le başlamışlardı mesela. İşte Beşiktaş'tan Weghorst giriyor vs.
Yani küçümsemek için demiyorum ama 2002 yılındaki Santerforları gördüğümüz zaman Hollanda'daki hücum değişimini çok net görebiliyorsunuz. Kaleci de aynı şekilde. Kalede senelerce Wandersaar vardı. Müthiş bir kaleciydi. Buradaki kaleci Nopel Goehegg takımında oynuyormuş mesela 2 sene öncesi. Şimdi Herenven'de falan oynuyormuş. Yani Hollanda Ligi'nin
seviyesi tartışılır ama yani Hollanda'daki Ajax, PSV falan bile değil yani bu oyuncular. O yüzden Hollanda milli takımda net bir kalite düşüşü, en azından isim düşüşü de vardı. Fakat ona rağmen Fanghal teknik direktörlüğünü gösterdi. Birazdan değineceğim zaten Tite'ye. Tite'nin elindeki kadro
ve yapamadığı teknik direktörlükle Fangal'in elindeki kadro ve yapabildiği teknik direktörlük arasında gerçekten çok büyük bir fark var. Fangal böyle bitti denilen, kaybedilmiş denilen turu geri çevirdi. Bir de son saniyede o çalışılmış duran topu eklediler oraya. O da yine antrenmanlarda ne kadar doğru çalışıldığının bir göstergesiydi ve old school taktiğiyle birlikte Fangal ölüyü diriltti. Maç uzatmalara gitti fakat sonra penaltılardan Arjantin maçı aldı. Messi bu arada
Her iki penaltıda da kalecinin erken yattığına bence önceden iyi çalışmış ve her iki penaltıyı da çok kolay bir şekilde gole çevirdi. Bir önceki penaltıyı Şezni'ye karşı kaçırmıştı biliyorsunuz ama bu maç öncesi bence çalışmış bu kaleciye ve kalecinin erken uçtuğunu görerek duraksayarak iki penaltıyı da çok iyi bir şekilde attı. Messi geçtiğimiz programda da söylemiştim. daha güçlü olduğu, daha atlet olduğu, daha çabuk olduğu Dünya Kupalarında bu kadar etki etmemişti. Bu Dünya Kupası'nda hatta bir önceki Kopa Amerika'da da öyleydi. Son dönemde artık çok daha winner bir Messi var, çok daha lider bir Messi var. Belki saha içindeki görüntüsüne henüz böyle yansımıyor ama saha dışındaki açıklamaları da çok değişti Messi'nin. Hollanda maçından sonra Fangala'da söylendi ve Gorsa'da kızdı, bağrındı falan böyle. O
agresifliği taşıyor ama daha ziyade saha içinde de çok daha fazla maçı etki ediyor. Her maçta açıkçası etkisi oldu. Yani turnuvaya belki çok kötü başladılar Suudi Arabistan mağlubiyetiyle birlikte ama ondan sonra oynadığı bütün maçlarda bir Messi damgası görüyorsunuz. Hem goller hem asistler. Mesela Neymar bence yapamadı onu. Çok güzel bir gol atmış olmasına rağmen yapamadı. Ona da birazdan değineceğim.
Bu maçla ilgili yani Hollanda-Arjantin maçıyla ilgili geriye kalan bence en önemli nokta. Evet, Arjantin turu aldı ve çok güçlü silahları var. Daha iyi oynadılar, hak ettiler. Ama Hırvatistan Teknik Direktörüne Luis Vangali'den güzel bir çözüm kağıdı sunuldu. Eğer uzun boylu center for'ları top şişirdiğiniz zaman Arjantin'in kısa boylu stoper'leri buna çözüm üretmekte çok zorlanıyor. Lissandro Martinez var çok kısa, Niklas Otomendi çok kısa. Bir Romero ortalama boydaydı ve 78. dakikada Arjantin'in teknik direktörü de aslında Scalaoni de gördü Fangal'in Weghorst'u da almasını ve Weghorst'la birlikte aynı anda oyuna Real Betis'in stoperi Pezella'yı da soktu.
Pezella yedek kulübesinde uzun denebilecek nadir stoperlerinden bir tanesi Arjantin'de ama o da 1.87-1.88 yani Vegos'tan yine bir 7-8 cm kısa. O bile çok karşı cevap değil ama diğer stoperler o kadar kısa ki Pezella'yı soktu ama o da çok fazla etki edemedi. Yani Arjantin'in en uzun stoperi bile aslında çok uzun değil ve Hırvatlar'da da Livaya gibi işte Petkoviç gibi
Uzun denebilecek santır for'lar var ve Luis Vanhal bence Hırvatistan teknik direktörü Dalic'e bir çözüm anahtarı sundu. Arjantin'le yarı finalde karşılaşacaklar ve o maçta artık Petkoviç-Livay'a birlikte mi oynar? Ya da bir tanesine uzun toplar indirerek mi bir oyun planı düşünülür onu bilmiyorum. Ama bu konuda Arjantin'in büyük bir dezavantaj yaşadığını Vanhal ortaya çıkarmış oldu. Ama tabi Dalic de üçlü savunma anlayışından çok
vazgeçmiyor. Orta üçlüsü çünkü müthiş Brozovic, Modric ve Kovacic üçlüsü var. O üçlü de kolay kolay değişecek bir üçlü değil. Bir kenarda da Perisic gibi çok önemli bir oyuncu var. Hani bu üçlüden vazgeçmez herhalde. O yüzden tek center four'la devam eder ama uzun center four'u kullanma konusunda Arjantin'in problemini değerlendirebilir. Yalnız yine de Scaloni'nin burada elinden geleni yaptığını düşünüyorum ben.
Çünkü Hollanda'nın üçlü savunmasına karşı üçlü savunmayla oyuna başlamak, ilk 73 dakika oyunu net şekilde ele almak, Hollanda'ya karşı hiç oyun oynattırmamak Hoca açısından başarılı hamlelerdi. Belki Pezzella'yı oyuna soktuğunda Romero'yu değil de daha kısa olan Martinez veya Otomendi'yi çıkarsa belki biraz daha uzun kalabilirdi. Ama o hamlelere de hiç cevap vermedi değil. Elinden gelebildiği kadar cevap vermeye çalıştı. Turu zora soktu belki elenseydi bugün eleştiri yağmuruna tutulacaktı. Ama bence o elindeki imkanlar doğrultusunda yapabileceğini yaptı diye düşünüyorum. Ve penaltılar sonucunda Arjantin hak ettiği bir galibiyet aldı bence. Şimdi geçelim Brezilya-Hırvatistan maçına.
Bu daha da çarpıcı bir maç. Daha da çarpıcı deme nedeni açıkçası teknik direktörlük açısından daha da çarpıcı bir maç. Bu maçta da aslında Brezilya çok daha üstündü Hırvatlara karşı ama Hırvatistan'a karşı işte gol kaçırmamanız gerekiyor. Son derece konsantreler ve ne olursa olsun kırılmıyorlar. İşte 1-0 yenik duruma düştüler.
kaldı yine de son derece doğru konsantrasyonla, doğru oyunla, doğru kontra hata yaptılar. Sadece bir isabetli şutları vardı ve 120 dakika boyunca bir isabetli şuttan da o gereken golü çıkardılar. Brezilya'nın ise 11'i isabetli 21 şutu vardı. 11 şuttan sadece bir gol çıkardılar. O da kalede kaleci yokken yani Neymar en sonunda kaleciyle geçip boş kaleye vurdu. Muhtemelen kaleci olsa onu da atamayacaklardı. Bitiricilik olarak kötüydüler Brezilya.
Ama bir de Neymar'ın Messi'nin aksine çok fazla verkaç zorlaması ve çok fazla kendini bitirme çabası vardı açıkçası. Messi'nin yaptığı saha içi liderliği Neymar bence yapamadı ki kendilerini tam tezat yönde bu şekilde eleştirdiğim çok oluyordu. Zorlu maçlarda daha fazla sorumluluk aldığını, tipine, imajına göre aslında o kadar da böyle sorumluluktan kaçan bir oyuncu hiçbir zaman olmadığını ve sorumluluk alan bir oyuncu olduğunu hep söylüyordum. Hatta bu hatırlarsınız Barcelona'nın Paris St. Germain'i 6-1 yendiği ve inanılmaz bir şekilde elediği bir maç var.
O maçta mesela Barcelona'yı ayakta tutan ve o maçı çeviren oyuncu bir numara Neymar'dı. Messi'den çok daha fazla oyunun içindeydi ve sorumluluk alan adam oydu. Normalde şu ana kadar hep Neymar'ın Brezilya milli takımında da hep sorumluluk almaktan hiçbir zaman kaçmayan lider yapısından vs. bahsedildi ama bu turnuvaya baktığımız zaman öyle bir şey söyleyemiyoruz. Mesela Messi Arjantin milli takımında asistleriyle de iş yapıyordu ama bu maçta çok net bir pozisyon var 55. dakikalar civarındaydı. Vinicius Neymar'a verdi ve tekrar penaltı noktasına koştu. Neymar'ın kaleye arkası dönük, kalesasının hemen önünde. Ve penaltı noktasında bomboş Vinicius Junior var. Ona sadece dokunsa, Vinicius Junior boş kaleye golü atabilecekken, Neymar dönüp vurmaya çalıştı ve o golü kaçırdılar mesela. Ve Messi'nin Molina'ya yaptığı asist gibi, ilk goldeki asisti gibi bir Arapas'la takım arkadaşlarını gol pozisyonuna sokan bir Neymar'dansa, hep attığı goldeki gibi verkaçlar ve kendi bitirme üzerine hamleler yapan bir Neymar vardı.
Burada mesela Vinicius'la ayrılıyorlar. Vinicius çok daha fazla etrafını besleyen bir kenar oyuncusu iken Neymar çok daha fazla kendi bitirmeye çalışan roldeydi. Ben bunu biraz Barcelona ve Real Madrid'in kültür farkına da bağlıyorum açıkçası. Vinicius geldiği zaman 18-19 yaşında Real Madrid'e bencil hareketler yaptığında Benzema ona çok kızıyordu ve hatta bir maçın devre arasında takım arkadaşlarına Vinicius rakip takımdan oynuyor ona pas atmayın gibi böyle iğneliyici laflar da söylüyordu.
Ve biraz zorlamayla, biraz oradaki Real Madrid'deki yıldız ve lider oyuncuların, tecrübeli oyuncuların da zorlamasıyla, belki biraz zorbalık da yaparak, Vinicius'u öyle bir dönüştürdüler ki Vinicius şimdi inanılmaz faydacı bir oyuncuya dönüştü ve her zaman doğru oyunu oynamaya programlı. Ne kadar yetenekli olursa olsun, ne kadar iyi çalım atabiliyor olursa olsun, çalım değil pas atması gerekiyorsa pas atmayı öğrenen bir oyuncuya dönüştü. Neymar ise Barcelona'ya gittiği zaman bence Benzema gibi bir liderlik merhumundan yoksun kaldı. Yani orada o kadar büyük figürler yoktu. Belki Messi zamanında Neymar'ı doğru bir şekilde yönlendirmedi. Ve Neymar yani hep böyle bir kendi bitirmeye ve fayda ile şovu ayırt edememeye devam ediyor. Belki işte şeyde Vinicius da Brezilya'dan çıkıp Avrupa'ya geldiğinde öyleydi. Ama Neymar hala orada Vinicius kadar net ayrılmış değil ve o pozisyonda mesela çok daha net bir gol pozisyonda o golü çıkaramadılar. Pası vermedi çünkü Vinicius'a. Devamında da bir sürü gol kaçırdılar ve 90 dakika içinde almaları gereken maç aslında uzatmalara kaldı. Bu savurganlık yüzünden. Bir de mesela sağ açı Anthony girdi işte Ralpinha yerine 56. dakikada. Bence Vinicius Junior'da çok erken çıktı 64'te. Rodrigo girdi yerine ama Vinicius çok daha olgun bence Rodrigo'ya göre. Real Madrid'i çok izleyen biri olarak bunu net fark ediyorum. Vinicius kalsaydı ben 90 dakika içinde bu turu alabileceğini de düşünüyorum açıkçası. Ama Anthony'de girdikten sonra o da çok fazla bir şovman. Yani faydacılıktan çok daha fazla şova kaçıyor. Ve hep taç çizgisinde bir bacak arası atıyor. Orta sahanın oralardalar, 40 metrelerdekiler. Rakip kaleye 40-45 metre uzaklıktalar. Ve yaptığı bacak arası sonrası Hrvat bir oyuncu geliyor bir tekme atıyor ona. Taç çizgisinin dışına gönderiyor onu. Orada 1-2 dakika oyun duruyor. Oradan tehlikesiz bir duran top kullanılıyor falan. Hani akılda kalıyor Anthony'nin müthiş çalımları ama fayda yok. Çünkü kaleye çok uzak. Kaleye çok uzak topla buluştuğunuz zaman dünyanın en iyi çalımının açısındanız hiçbir işe yaramıyor. Geçtiğimiz günlerde bir pozisyon gördüm mesela. Yine Dünya Kupası'nda mıydı? Şimdi tam hatırlayamıyorum. Bir oyuncu taç çizgisinde rakip sağ beke bir bacak arası attı. Sol açık oyuncusu. Sağ bekte işte full hızla geri dönüyor tekrar yetişmek için. Sonra topu ile bir daha topa vurdu. Yine bacak arası atmış oldu sağ beke ve geri döndü. Taraftar coştu ama bu aksiyon sonrasında sol açık aynı pozisyonundaydı. Topu ile buluştuğu, aksiyon öncesinde buluştuğu yerdeydi.
Sağ bekle yine aynı pozisyondaydı. Yani sağ bekle iki tane bacak arası attı ama başladığı yere geri döndü. Fayda sıfır. Şov %100 belki taraftar coştu falan ama fayda sıfır. Ve en nihayetinde işte Anthony gibi oyuncular, Neymar, müthiş çalımlar vs. ama gel gör ki sonuca
yansımıyor. Yani 105. dakikada müthiş bir gol attı Neymar ve belki yarı finale kalmış olsaydı o hatayı yapmamış olsalardı yine de bir sorun yoktu çünkü ne olursa olsun Neymar maçı fazlasıyla isteyen, sorumluluk alan, liderlik etmeye çalışan bir karakterdi. Karakter olarak bir eleştirimi yok kendisine kesinlikle ama oyun aklı olarak Vinicius Junior'ın geliştiği gibi bir türlü gelişmedi Neymar ve çok daha yaşlı olmasına rağmen hala faydayla şovu birbirine karıştırabiliyor ve o yüzden çok daha erken bitirmeleri gereken maçı bitiremediler. Ben ama burada yine de Tite'yi çok sert eleştiriyorum. Twitter'dan da yazdım. 105. dakikada skoru aldıktan sonra yaptığı oyuncu değişiklikleri gerçekten çok garipti. Son çeyrek işte son 15 dakikaya girilirken
Militao'yu çıkardı ve Aleksandro'yu aldı. Sabek oynuyordu Militao, stoper biliyorsunuz. Güçlü bir stoperback, atlet. Ve skor korumaya çalıştığınız zaman böyle bir stoperback ile oynamak çok daha iyi zaten. Ve Aleksandro da iki tane maç oynamamış, sakatlıktan dönmüş, maç ritmini kaybetmiş bir oyuncu.
Son 15 dakikaya maç limplik kaybolmuş bir oyuncuyu sokuyorsunuz. Ve o dakikaya kadar sol back oynayan Danilo sağ back'e geçiyor. Millie Tao çıkıyor, sol back'e Sandro geçiyor. Savunmanın sağını ve solununu son 15 dakika kala kendi kendinize durup dururken karıştırmış oluyorsunuz. Oyuncular ritim kaybediyor, uyum kaybediyor. O 105'e kadar birlikte oynamaya alışmış işte. Millie Tao yanındaki stoperle uyumlu bir şekilde gidiyor falan. Orada bir değişiklik geliyor ve Militao çıktıktan sonra bakın Hırvatistan'ın sol tarafını çok daha etkili kullandığını görüyoruz. Gol de zaten oradan çevrilen topla falan geldi. Daha da garibi aynı dakikada son 15 dakika kala Paqueta çıkıyor orta sahadan ve Fred giriyor oyuna. Ve ya Paqueta'nın çıkmasında değilim. Paqueta zaten yorulmuştu orta sahada kreatif bir oyuncu. Casemiro'nun çıkmaması zaten çok normal 6 numara kesici.
Ama Paqueta'nın yerine Fred'in girmesi tam evlere şenlik bir olay. Çünkü yedek kulübesinde Fabinho da var. Fabinho çok daha net bir tutucu, çok daha net bir savunma orta sahası. Yani Casemiro'nun yanına Fabinho'yu alarak bu oyunu çok çok daha net tutabilirsiniz. Fakat Fred'i aldığınız zaman Fred de Paqueta gibi hücum oynayacağını zannediyor. Daha çok ileri çıkacağını zannediyor ve 117. dakikada golü yemeden önce artık 3-4 dakika kalmış yani maçın bitmesine. Ve 20 yıldır da bekliyorsunuz 2002'de son dünya şampiyonluğu Brezilya'nın. 3-4 dakika kala, Brezilya'dan 7 oyuncu rakip yara alanda hücuma çıkıyor. Fred en önde. Hırvatistan'ın golü başlamadan önce Fred hücuma çıkmış, topu kaybetmiş, en önde kalmış. Neymar zaten yorgunluktan bitmiş durumda. Bunda bir sakatlık dönüşü falan oldu. Hani son 15 dakika zaten yürüyerek oynadı. Hadi Tite'nin onu çıkarmaya, hele o golden sonra, güzel golden sonra hadi Tite onu çıkarmaya cesaret edemedi, anladık. Neymar çıkmıyor ve son 15 dakikaya 10 kişi savunuyorsunuz. Onu anlıyorum, hadi bir derece. Ama Paketa yerine Fred'i sokmak ve Fred'in de gidip de Forvet'e gol atmaya giderken top kaybedip de orta sahayı bomboş bırakması 7 kişi rakip yaralanda kaldılar ve kaleci hariç 3 savunmacıyla o kontrayı savunmaya çalıştılar. Hırvatlar daha kalabalık hücum etti. Sanki gole ihtiyacı olan Brezilya'ymış gibi kontra atak yediler. 3 dakika kala ve çarptı da birine işte top. Futbol sonuçta bu. Petkoviç vurdu, önündekine de çarptı, köşeye de gitti ve tek isabet düştü 118. dakikadakiyle. Hırvatlar penaltılara götürdü. Psikolojik olarak da zaten çok şey gittiler penaltılara. Avantajlı gittiler ve penaltılarda da kazanmış oldular. İlk penaltıyı Rodrigo'nun kullanması da yani tam olarak tüy dikmek oldu taktik değişikliklere. Ama yani Fangali'nin ne kadar bitmiş ölmüş bir maçı ne kadar güzel çevirdiğini görüyorsunuz. Bir de Tite'nin elindeki maçı ne kadar kötü bir şekilde alamadığını görüyorsunuz.
Vinicius Junior'ı çıkararak ilk bir hata yaptı. Anthony'yi alıp da orada bir şovu arttırarak bence hata yaptı. Neymar'ı 1-0'dan sonra çıkarmaya cesaret edemeyerek hata yaptı. 10 kişi oynadılar, Neymar artık yorgunluktan bitmişti. Ama hepsinden öte, Militao'yu çıkarıp Beckler'in yerini değiştirmek çok saçma bir işti. Karambol yarattı savunmada. E hepsinden de öte, Paketay'ın yerine Fred'i sokmak da gerçekten çok saçma bir işti. Fabinho yedek kulübesinde dururken
Bu arada Firminho'yu da almadı ve Pedro oyuna girdi. Bence Firminho girse burada kapalı savunmaları aşma konusunda çok çok daha etkili olurdu. Etrafındakileri de çünkü çok oynatıyor. Firminho'yu biliyorsunuz kadroya almamıştı. Tite'ye zaten istifa etti ama gerçekten bu turnuvada bu kadar güçlü bir Brezilya'nın, bu kadar etkili bir Brezilya'nın
Bu kadar erken elenmesinin bir numaralı sebebiydi Tite. Benim de favori takımımdı. Bu turdan da net bir Brezilya bekliyordum ama oyun olarak da çok net bu arada. 1 isabetli şuta karşı 11 isabetli şut atmak ve karşılığında penaltılarla elenmek zaten bir şeyleri gösteriyor. Ama teknik direktör farkı da çok belirleyiciydi. Hollanda belki penaltılarla kaybetti ama teknik direktörü büyük iş yaptı. Brezilya'da penaltılarla kaybetti ama Tite gerçekten maçı veren isimdi bence. Bugünlük bu kadar. Yarı finallerde de umarım çok güzel maçlar izleriz. Bence keyifli bir turnuva oluyor bu arada. Tüm bu şeylere rağmen işte Katar'ın düzenlemesi ve bir sürü probleme rağmen. Uyunlar, saha içindeki oyunlar en azından heyecanlı ve keyifli geçiyor. Dinlediğiniz için teşekkürler. Gelecek hafta görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.