Podcast

204: Ekrem ile Kemal Beyler | Bölüm 2: Kılıçdaroğlu

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Mini serinin ikinci bölümünde objektifleri Kemal Kılıçdaroğlu'na çeviriyoruz. Olası aday olarak Kılıçdaroğlu nasıl bir isim? Nasıl bir seçim süreci yönetmeyi vaadediyor? İmamoğlu'na göre avantajları ve dezavantajları ne?




Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.263 kelime · ~11 dk okuma

Herkese merhaba. İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu'nun adalet sürecindeki avantaj ve dezavantajlarını masaya yatırdığımız ikinci bölümü dinliyorsunuz. İlk bölümde İmamoğlu'nu ele almıştık. Üst düzeyde bir iletişim yeteneği, her kesime hitap edebilen bir politik değil, genç ve dinamik bir isim. Bunlar İmamoğlu'nu öne çıkaran özelliklerdi.

Altılı Masa'nın liderlerinden biri olmaması, karizmasına güvenmesine rağmen Altılı Masa'nın çizdiği çerçevenin dışına çıkamayacak olması ya da bu çerçevenin dışına çıktığında Altılı Masa'nın desteğini kaybetme olasılığı da İmamoğlu'nun eksileriydi. İmamoğlu'nun adaylığındaki en büyük risk ise Altılı Masa'yla seçim sürecindeki olası bir uyumsuzluktu. Bu bölümde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu konuşuyoruz. İmamoğlu'nda yaptığımız gibi önce Kemal Bey'in artılarını konuşacak, sonra eksilerine yoğunlaşacağız. Uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hadi başlayalım.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Aralık'ta düzenlenen 2. Yüzyıla Çağrı Etkinliği'nde konuşurken, Latince bir deyimi Türkçe ifade etti. Vox Populi, Vox Dei. Yani, halkın sesi Tanrı'nın sesidir. Kılıçdaroğlu bunu biraz yerelleştirerek, halkın sesi Hakk'ın sesidir diye çevirdi, referansını da İzmir İktisat Kongresi açılışında Atatürk'ün sözlerine dayandırdı.

Transkriptin tamamını oku

İzmir İktisat Kongresi'nin açış konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize miras olan şu cümleyi söylüyor. ''Halkın sesi Hakkın sesidir.'' Aynı dakikalarda salonda bulunan Ekrem İmamoğlu da Twitter hesabından ''Halkın sesi Hakkın sesidir.'' diye bir tweet paylaştı. İmamoğlu'nun bu tweeti 11 binden fazla kez retivit edilmiş, 115 bin kez beğenilmiş. Yani oldukça yoğun ilgi görmüş.

O kadar ki bu ifade Kılıçdaroğlu'ndan çok İmamoğlu'na mal edildi. Bu ilginin nedeni açık. Twitter'daki kamuoyu bu mesaj ile halkın dediğini yap, İmamoğlu'nu aday göster mesajı vermiş oluyor. İmamoğlu'na da bu paylaşımıyla halkın istediği benim dediği yakıştırılıyor. İmamoğlu da bu şekilde akıllarda soru işareti bırakmayı seven bir isim. Ben de bu tweetten böyle bir anlam çıkardım açıkçası.

Şimdi anlam çıkacak kadar da var. Kamuoyu araştırmaları ortada. Bu pazar seçim olsa diye başlayan anketlerde Erdoğan karşısında en çok oyu alan aday Mansur Yavaş. Hemen ardından Ekrem İmamoğlu geliyor ve sonra Kılıçdaroğlu geliyor. Yani gerçekten bu pazar seçim olsa bu üç isimden en az oyu alacak isim Kılıçdaroğlu.

Fakat bu anketlerin atladığı bir hakikat var. Seçim bu pazar olmayacak. Önceki bölümde Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul adayı olarak gösterildikten sonra sosyal medyada ne tip tepkiler geldiğini anlatmıştık. Büyük tepki çekmişti İmamoğlu'nun adaylığı. Ama o gün İmamoğlu'nu linç edenler seçim sürecinde pişman oldular. O günlerde İstanbul için bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz diye halka sorulsa

Herhalde Ekrem İmamoğlu çok düşük bir orana sahip olurdu. Dediğimiz gibi Ekrem Bey'i kimse tanımıyordu ama bugün İstanbul Belediye Başkanı. Bunu şu yüzden anlatıyorum. Kılıçdaroğlu'nun adaylığının muhalif kesimleri tedirgin ettiğini farkındayım. Ama bu tedirginlik ya da korku diyelim hadi, önceki bölümde bahsettiğimiz şekilde zihnimizin manipüle olmasına neden oluyor. Objektif bir karşılaştırma yapmayı zorluyor.

Şimdi burada Kılıçdaroğlu'nu övecek değilim ama iyi yönlerini, olumlu yönlerini de anlatmak borcumuz. O halde gelin, önceki bölümde söz verdiğimiz gibi bu bölümde Kılıçdaroğlu'nun adaylığını tartışalım. Elbette seçimin bu pazarı değil, 6 ay sonra olacağı gerçeğini de gözeterek yapalım bunu. Hadi başlayalım. İkinci bölümde adayımız Kemal Kılıçdaroğlu. Nam-ı diyar, dersin mükemmel.

Son günlerde CHP toplantılarında salon iktidar iktidar sesleriyle yankılanıyor. Parti iktidara hazırlanırken kimi CHP'li milletvekillerinin bakanlık beklediklerini duyuyorum. Yani parti hemen hemen ilk kez iktidara bu kadar hazır. Peki onu iktidara taşıyacak aday kim olacak?

Bu soruyu yaklaşık 4 yıldır soruyoruz. 31 Mart yerel seçimlerinin ardından Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu siyaset dünyasının en popüler isimlerine dönüşünce bu isimler üzerinde dönen adalet tartışmaları da hız kazandı. Erken seçim dedikoduları da 4 yıldır hiç bitmedi. Dolayısıyla kamuoyu, sürekli olarak bir seçim gündemine maruz kaldı. Böyle olunca adaylık tartışması hiç kesilmedi. 31 Mart seçimlerinin ardından kimse Kemal Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'ın karşısına çıkma olasılığından bahsetmiyordu. Çünkü zaten Kemal Bey ne 2014'te ne de 2018'de cumhurbaşkanlığına aday olmuştu. O halde CHP'nin adayı kim olacaktı? Muharrem İnce'de elendiğine göre geriye kalan adaylar arasında Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş arasında seçim yapacaktık.

İYİ Parti'nin de adayı belliydi, Meral Akşener. O halde 2020 yılı itibariyle muhalefet cephesinin 3 adayı vardı. İmamoğlu, Yavaş ve Akşener. CHP liderinin aday olmayacağı varsayımı ise CHP'nin yumuşak karnıydı. Genel başkan Erdoğan'ın karşısına çıkmıyordu. Yani daha önce iki seçimde hiç çıkmamıştı. Ta ki 2021 bütçesi görüşülürken, Yani iki yıl önce Kemal Kılıçdaroğlu mecliste konuşana kadar. Kemal Bey konuşmasının tonunu arttırdığı sırada, AKP'li koltuklardan aday oğlu sözleri duyulmaya başlamıştı. Değerli arkadaşlarım, hangi noktaya geldiniz? Benim aday oğlu olup olamayacağımı size kim söyledi? Kim söyledi?

Gerçekten de bir varsayımın üzerine hareket ediyorduk. Kemal Bey, zaten aday olmayacaktı, öyle varsayıyorduk. Kılıçdaroğlu bu ifadesiyle aday olmayacağı varsayımını sarstı. Ne dedi? Benim aday olup olmayacağımı size kim söyledi? Hayda.

Öyle umuyorduk, öyle varsayıyorduk ama bu cümle kafamızı karıştırdı. Tam iki yıl önce Kemal Bey'in ağzından çıkan bu ifadenin ardından kendisine sürekli aday olacak mısınız diye soruldu. O da hiçbir zaman aday değilim demedi. Böylece Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Meral Akşener'in ardından Pota'ya Kemal Kılıçdaroğlu da girdi. Bu dört isim de uzun süre yani yaklaşık 1-1,5 yıl kadar Pota'da kaldı. Derken Meral Akşener 24 Eylül 2021'de

Halk TV'de Suat Toktaş'ın konuğu oldu ve bu programda kendi isteğiyle potadan çıktı. Ben dedi, cumhurbaşkanlığına değil, başbakanlığa adayım. Siz bu akşam şu an bu röportajda aday değilim. Evet, ben aday değilim. Yani gönlümden geçer ama... Hayır, hayır, hayır. Bakın ben aday değilim. Ben başbakanlığa adayım.

Böylece geriye kaldı 3 aday. İmamoğlu, Yavaş ve Kılıçdaroğlu. Anketler bu 3 aday üzerine organize edilmeye başlandı. Hemen hemen tüm araştırmalarda Kılıçdaroğlu Erdoğan karşısında kazansa bile en az oyu alan aday olarak görünüyordu. Yani çok riskliydi Kılıçdaroğlu'nun adaylığı.

Bu anketleri görenlerin de yaptığı yorum netti. Kılıçdaroğlu'nun adaylığı seçimi riske atmak demekti. Böylece Kılıçdaroğlu'nun adı endişeyle, korkuyla anılmaya başlandı. Kendi fikrimi söyleyeyim. Ben 3 adayın da Erdoğan karşısında doğru yürütülürsek seçim kampanyası kazanacağını düşünüyorum. Hangisi daha çok oy alır sorusu talih bir soru ama bu sorunun cevabı bana kalırsa seçim sürecinde gizli. Yani bu pazar seçim olmayacak hakikatini hatırlatmamın nedeni o.

Kılıçdaroğlu'nun önemli dezavantajlarının yanında önemli avantajları da var. Bu avantajlarını kullanması halinde Kemal Bey ciddi bir fark yaratarak ipi göğüsleyebilir. Önceki bölümde İmamoğlu'nun aday olması halinde onun karizmasının masaya konacağını söylemiştik. Bu durumda Erdoğan'ın karizmasıyla İmamoğlu'nun karizması yarışacaktı. 6 liderin görünürlüğü azalacak, meydan İmamoğlu'nun muhteşem iletişim başarılarına bırakılacaktı. Fakat Kılıçdaroğlu'nda aynı metodun uygulanması mümkün değil. Ya da aynı metodun uygulanması halinde sonucun hüsranla biteceği ortada. İmamoğlu ne kadar alfa bir karakterse, Kılıçdaroğlu o denli beta bir karakter.

Fakat ilginç şekilde bu betalık onun hem avantajı hem de dezavantajı olabilir. Kılıçdaroğlu'nun adını duyunca benim zihnimde Melih Kibar'ın bestelediği Hababam sınıfı müziği geliyor. Nedenini bölüm sonunda açıklayacağım. Genç mi Kılıçdaroğlu? Hayır. Karizmatik mi? Hayır. İletişim becerileri üst düzeyde mi? Ona da hayır. Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan istifasının hemen ardından talihsiz biçimde genel başkanlık koltuğunda buldu kendisini. Genel başkanlığının ilk 7-8 yılında parti içi sert muhalefetten kafasını kaldıramadı.

Fakat günün sonunda kazanan o oldu. Adalet yürüyüşünün ardından partisinin lideri olabildi ve o tarihten sonra daha rahat siyaset yapmaya başladı Kemal Bey. Bu başarısı, yani CHP gibi yönetmesi zor bir partinin genel başkanlık koltuğunda 13 yıl boyunca durabilmesi, onun politik zekasına ilişkin önemli bir ipucuydu. Evet, İletişim yetenekleri üst düzeyde değildi. Hayatı boyunca bir şeyi pazarlamak zorunda kalmamış bir bürokrattan da üst düzey iletişim performansı beklemek hatalı olur. Fakat iletişim performansına bakarak politik zekası hakkında fikir üretmek de yanlış olur. Bugün Türk siyasetinde ittifaklardan bahsediyorsak bu büyük ölçü de Kemal Bey'in başarısıdır.

Bu konuyu Trent Topin, aday adayı Kılıçdaroğlu ve ittifaklar siyaseti başlıklı 155. bölümünde uzun uzadıya değinmiştik. Lütfen o bölümü dinlemediyseniz dinleyin. Kemal Bey kısa vadeli aktüel politikaya doğru müdahaleler yapamıyor ancak uzun vadeli stratejik zekası üst düzeyde. Bu bölümde onu işlemiştik yani. Şimdi bunun ne anlama geldiğini açıklayacağım ama ondan evvel bölüme kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Aradan önce Kılıçdaroğlu'nun uzun vadeli düşünen bir siyasetçi olduğunu söylemiştim. Ne kastediyorum bu ifadeyle? Demek istediğim şu. Kemal Bey hem kendi siyasi hattını uzun vadeli kurguluyor, hem de rakibinin uzun vadeli amaçlarını sezebiliyor. Erdoğan'ın arzularını bana kalırsa ilk gören liderlerden biriydi. Erdoğan'ı kimsenin tanımadığını iddia ediyor. Mesela Ekmenettin İhsanoğlu'nun adaylığında tıpış tıpış oy vereceksiniz diyordu ama öncesinde kritik bir cümle de kuruyor.

Efendim biz sandığa gitmeyeceğiz. Niye gitmeyeceğiz? E o da Erdoğan'a benziyor, bu da Erdoğan'a benziyor. Siz Erdoğan'ı hiç tanımamışsınız demek ki. Bu ülkede yaşıyorsanız çocuklarınıza karşı sorumluluğunuz var. Adam gibi tıpış tıpış sandığa gideceksiniz. Oyunuzu kullanacaksınız. Dedim ya iletişim performansı zayıf diye. Mesela tıpış tıpış yerine şurayı vurgulasa ve açsaydı bu konuşmayı çok daha farklı hatırlayabilirdik. E o da Erdoğan'a benziyor, bu da Erdoğan'a benziyor.

Siz Erdoğan'ı hiç tanımamışsınız demek. Uzun vadeli düşünen bir lider olarak 2017'de adalet yürüyüşünden hemen sonra dedikleri bana kalırsa tesadüfen edilmiş laflar değildi. 9 Temmuz 2017'de adalet yürüyüşünün finalindeki mitingte şu sözlerle başladı Kılıçdaroğlu. 15 Haziran 2017'de Sabah saatlerinde Ankara Güven Park'ta başlattığımız yürüyüşü Maltepe'de doktoradık. Ama kimse bu yürüyüşün bir son olduğunu düşünmesin. Bu ilk adım aslında CHP liderliğini üstlendim, bundan sonra çok daha cüretkar siyaset yapabilecek durumdayım demekti. İttifaklar siyaseti de, partiyi geniş kitleleri açabilmek adına başlattığı helallesme süreci de, çok önceden kurgulanmış, zamanı beklenen gelişmelerdi. Kılıçdaroğlu'nun talihsizliği, Erdoğan'ın krizleri yönetme konusunda son derece cesur adımlar atabilen bir lider olmasından kaynaklanıyordu.

Düşünün lütfen, Şubat 2018'deyiz. Seçimler Kasım 2019'da yapılacak diyebiliyoruz. Ve bir anda seçimler Haziran 2018 alınıyor. Seçime 3 ay var yani.

Biraz önce de vurgulamıştım. Kılıçdaroğlu'nun siyasi hayatı, Erdoğan'ı göndermek üzerine kurulu. Yerine kimin geleceğini umursamıyor. Ekmelettin İhsanoğlu'na da bu düsturla onay veriyor. Baskın seçimde de hızlıca, Abdullah Gül'ü öne sürelim teklifini götürüyordu. Çünkü onun siyasi hayatının manşet sözü bu. Siz Erdoğan'ı tanımamışsınız.

Siz Erdoğan'ı hiç tanımamışsınız demek ki. Ekrem İmamoğlu bugün aday olarak açıklansa, bu haber muhalif kamuoyunda coşkuyla karşılanır demiştik. Kemal Kılıçdaroğlu adaylığında böyle bir coşku oluşacağını sanmıyorum. Fakat bu durum, eğer doğru organize edilebilirse bir avantaja dönüşebilir.

Şöyle ifade edeyim. Kılıçdaroğlu'nun aday olması halinde, İmamoğlu'ndan farklı biçimde sahnede sadece Kılıçdaroğlu ve Erdoğan'ı görmeyeceğiz. Yani bir başrol olmayacak Kılıçdaroğlu İmamoğlu'ndan farklı olarak. 6 liderin eş dönemde olduğu, hatta 6 liderin İmamoğlu'nun adaylığına göre çok daha görünür olduğu bir seçim süreci yaşayacağız. İşte Kılıçdaroğlu'nun avantajı bu. Diğer 5 lideri görünür kılabilir.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'na karşı değil, altı lidere karşı yarışacak bu senaryoda. Kılıçdaroğlu, altılı masanın lideri gibi değil de koordinatörü olarak konumlanacak. Zaten Cumhurbaşkanlığı yetkilerini iki yıl içinde devretmeyi vaat edeceği için, seçim sürecinde büyük ölçüde diğer liderlerin parlatıldığını göreceğiz. Zaten Kemal Kılıçdaroğlu'nun tırnak içinde ifade edeyim betalığı, doğal olarak diğer liderlerin parlamasının da önünü açıyor. Kendisi de nasıl bir adalet süreci yaşanacağının tuşlarını veriyor aslında. 3 Aralık'taki 2. Yüzyıla çağrı toplantısında önce uzun uzun akademisyenler konuşuyor, bir vizyon ortaya koyuyorlar, ardından Kemal Bey kürsüye çıkıyor ve sözlerine şöyle başlıyor. Ben sizi bir adaya oy vermeye çağırmıyorum derken neyi kastettiğimi herhalde anlamış oldunuz. Net anlaşılsın istiyorum.

Türkiye'yi tek bir kişi değil, liyakate dayalı bir sistem yönetecek. Kafasında nasıl bir adalük sürecinin olduğu bana kalırsa açık. Erdoğan masaya sadece kendi karizmasını koyacak. Fakat karşısında onun karizmasıyla yarışacak bir ikinci aday olmayacak.

Bunun yerine Altılı Masa'nın çizdiği çerçeve tartışılacak. Halk, Kılıçdaroğlu'na değil, büyük ölçüde Altılı Masa'nın projesine oy verecek. Altılı Masa'nın başarısının sırrı da bu olacak. Bir adayı değil, Erdoğan'ın karşısında bir sistemi koyacaklar. Ve Altılı lider bu sistemin ilişimini kuracak.

Erdoğan daha önce hiç sınanmadığı bir sınava girecek eğer böyle gerçekleşirse. Başkanlık sisteminin nimetlerini anlatmaya kalktığı anda altılı masanın ağına düşecek ve kaybedecek. Çünkü başkanlık sistemi yıkımdan başka bir şey getirmedi bu halka. Şimdi, benzer şeyleri İmamoğlu'nda da yapmıştık. Önce avantajlarından bahsettik, sonra dezavantajlarına giriştik. Peki, Kemal Bey'in dezavantajları neler? Sırayla sayalım.

1. Bir kere olağanüstü bir medya propagandasıyla, 13 yıldır iktidar seçmenine çok kötü tanıtılan bir isim. Diğer adaylara kıyasla, halk nezdinde son derece yıpranmış bir figür. Fiyat pahalılığının sorumlusu kim sizce?

2. İletişim performansı eşine az rastlanır biçimde kötü. Prompter kullanmamakta kararlı. Konuşmasının vurguları sürekli yanlış yerlerde. Sokakta vatandaşla temasında bürokrat kimliği son derece belirgin biçimde hissediliyor.

3. Genç değil. Sağlıklı, dinamik olabilir ama 1948 doğumlu bir isim. 73 yaşında. İmamoğlu'ndan 21 yaş büyük. 4. Gaf yapma konusunda çok başarılı. Allah insanın yarattığı en değerli varlıktır. Bu ülkenin yüksek seçim kurulu söyleyemiyorsa, kimse cesaret edemiyorsa, kim cesaret edecek? Allah'tan korkmayan biz cesaret edeceğiz.

Benim adımı yolsuzlukla anarsan... 5. Kazanamaz algısı çok yüksek. Kendi başıma gelen şu, sokakta beni tanıyan insanlarla bazen konuşma fırsatım oluyor, zaman zaman seçimlerde ne olur diye soruyorlar, ben her şekilde Erdoğan kaybedecek diyorum, bunu deyince Kılıçdaroğlu'nun adamı kaybedecek diye soruyorlar. Yani muhalif kamuoyu Kılıçdaroğlu'nun kazanabileceğini düşünmüyor. Bu nedenle aday olarak halk lezzetinde pek bir heyecan yaratmıyor.

Seçim satına girdiğimizde seçmende bir heyecan yaratmak ve bu heyecanı sürdürmek hayli önemli olacak. Ve Kılıçdaroğlu'nun adaylığına muhalif kamuoyu ikna edilmediği takdirde seçim süreci akamete uğrayacaktır. Şimdi, Kılıçdaroğlu'nun adaylığına gördüğüm 5 eksi puan bu. Evet, bir 6. maddeyi eklemek gerekir belki. Nedir o? Kemal Bey'in Alevi inancına mensup olması.

Bunun ne derece büyük bir dezavantaj olduğunu emin değilim doğrusu. Alevidir diye cumhurbaşkanına oy vermeyecek biri, zaten sünni olsa bile CHP'li bir adaya oy vermeyecektir diye düşünüyorum. O yüzden sonucu etkileyecek bir değişken değil Kemal Bey'in Alevi olması bana kalırsa. Kemal Bey'i ele alırken aklıma hep Hababam sınıfı müziğinin geldiğini söylemiştim. Nedenini bölüm sonunda açıklayayım.

Kılıçdaroğlu'nun adaylığı tam bir fiyaskoya dönüşebilir. Bu geniş kitleleri tedirgin ediyor, korkutuyor. Eğer seçim çalışması Kılıçdaroğlu ve Erdoğan'ın karizmalarının yarıştığı bir sürece dönüşürse, sonuç muhalefet adına korkunç olacaktır. Fakat Kılıçdaroğlu'nun ön planda olmadığı, onun geri planda durduğu, diğer beş liderin ve HDP'nin aktif şekilde sahada olduğu, Erdoğan'ın karşısına altılı masanın vizyonunun konulduğu bir süreç yaşarsak, Kılıçdaroğlu diğer adaylara kıyasla çok daha iyi bir performans gösterebilir. Zaten kendi eseri olan ittifaklar siyasetini çok daha sağlıklı yönetebilir.

Diyelim ve bitirelim. Bu bölümü hazırlarken Türkiye 6 yaşında bir kız çocuğunun tarikat ağa içindeki istismarıyla çalkalandı. İlk bölüme korkularımızla girdik. Bu bölümü umutla bitirelim. Türkiye her ne olursa olsun Erdoğan'ın diktiği gömleğe sığmıyor. Türkiye ya kendisine giydirilmeye çalışılan gömleği yırtıp atacak ya da bu memleket yaşanmaz bir ülkeye dönüşecek. Ben bu gömleği yırtıp atacağımıza inanıyorum. Aday her kim olursa olsun.

Tren Topi'yi Pol B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar korkularınızın yerini umutla doldurun. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)