
3.230 kelime · ~16 dk okuma
Türkiye bir haftadır bir tarika taa içinde 6 yaşından itibaren başlayan ve yıllarca süren çocuk istismarını konuşuyor. Kan dondurucu detaylar, iddianamedeki ses kayıtları, her şeyin ama her şeyin gündelik hayatın sıradanlığı içinde yaşadığını gösteriyor. 6 yaşında başlayan istismarın mağduru HKG, durumun sıra dışılığını 2012'de doktora gidene kadar yıllarca anlayamıyor. Tıpkı Nazi subayı Eichmann'ın yargılanmasını takip eden Arendt'in tespit ettiği gibi. Bir soykırım suçlusu, binlerce insanın acı çekerek ölümüne neden olan bir katil. Hepimiz gibi sanık sandalyesinde öylece oturuyor. Bir canavara mı benziyor? Hayır. Hepimizden daha mı farklı konuşuyor? Ona da hayır. Kötülük, gündelik hayatın içine son derece sıradan biçimde nüfuz ediyor.
Arendt de kitabına bu başlığı atıyor. Kötülüğün sıradanlığı. İstismara uğrayan HKG de yıllarca normali, sıradan olanı yaşadığını zannediyordu. O, her kız çocuğunun benzer deneyimlerden geçtiğini düşünüyordu. Etrafındaki kimse tırnak içinde söylüyorum, kötü değildi. Her şey oldukça sıradandı. Kötülüğün sıradanlığı.
Bu bölümde Türkiye'yi sarsan istismar dosyasını açıyoruz. Bilmeniz gerekeni zaten bildiğinizi düşünüyorum. Biz bu bölümde meselenin sosyal ve politik yönlerini masaya yatıracağız. İslamcılığın geçmişini ve geleceğini konuşacak ve gerçek İslam bu mu diye soracağız.
Bölüm boyunca bizlere istismar haberini Türkiye'ye duyuran gazeteci yazar Timur Soykan da eşlik edecek. Kendisi her ne kadar iddianamede yazılanları sansürleyerek anlatsa da bölümde duyacağınız belli ifadeler kimileriniz için tetikleyici olabilir diyerek uyarımı yapayım. Tren Topi'yi dinliyorsunuz. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
Türkiye bir haftadır, 6 yaşında bir tarikat ağa içinde başlayan ve yıllarca devam eden bir istismarı konuşuyor. Konu gündemimizi 6 Aralık 2022'de Halk TV'de yayınlanan Kayda Geçsin programıyla birlikte girdi. Ertesi gün haberi ortaya çıkaran Timur Soyka'nın Bir Gün gazetesindeki yazısıyla sarsıldık. Mağdur HKG, henüz 6 yaşındayken evlendirilmiş ve yıllarca normal bir hayat yaşadığını zannetmişti. Bir Gün gazetesi yazarı Timur Soykan, bizlere istismarın ne zaman ve nasıl başladığını şöyle aktardı.
Diyor ki nikah kıyıldı. Nikahtan bir gün sonra abim beni elimden tuttu. Elimde oyuncak vardı. Beni Kadir İstekli'nin odasına götürdü. Kadir İstekli'yi odasına götürürken medresedeki diğer çocuklara artık hoca yasakladı. Kimse kardeşini söylüyor, ona bakmayacak dedi diyor. Odaya götürüyor. Kadir İstekli abisine çık dışarı diyor. Sen dışarı çık diyor. O çıkıyor. Böyle buzcağımlı bir oda kapısı var. O kapıyı havluyla örtüyor ve ilk çilseli sismar orada başlıyor.
HKG'nin yaşadığı şeyin adı aslında cinsel kölelikti. HKG'nin sosyal çevresindeki herkes, yani İsmaila Cemaati, her şeyi normalmiş gibi yapıyordu. Bizlerin cinsel kölelik olarak tanınmadığı şey, tiksinerek dinlediğimiz bu olay, onların değerler dünyasında sıradan bir olaydı. Zaten herkesi sarsan da bu oldu. Sıradan da her şey.
Kadir İstekli'ye bunu konuştururken yani delil toplamak için konuştururken kayıtta şunu çok açık söylüyor. Sen bir odaya geliyordun diye 7 yaşında, 8 yaşında, 6 yaşında benim odama geliyordun tabii ki biliyordu herkes. Herkes görüyordu noktasına getirecek ifadede bulunuyor. Bırakalım zaten 13 yaşında nişan yapılıyor, 14 yaşında düğün yapılıyor. 14 yaşında da bir çocuk binlerce tarikattan insan katılıyor. Yüzlerce o tarikattan insan katılıyor o nişana ve düğüne ve Hiranur Vakfı Külliyesinde yani babanın külliyesinde yapılıyor.
Şimdi bütün bunlar ne gösteriyor? Bunu zaten suç olarak algılanmadığı, bunun normalleştirildiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Dolayısıyla konu basit bir üçüncü sayfa haberi olmaktan çıktı ve bir toplumsallığı konuşmaya başladık. Nasıl normal karşılanıyordu? Nasıl biliniyor ve göz yumuluyordu? Aynı ülkenin insanı değil miydik biz? Eğer öyleysek değerlerimiz nasıl bu kadar farklılaşabiliyordu? Tarikat ve cemaatler tartışılmaya başlanınca, politikleşmiş İslami çevrelerden yükselen ilk tepki, bunların derdi İslam oldu. Yani konuyu tartışanlar aslında çocukları korumaya çalışmıyor, İslam'a karşı mücadele ediyordu.
Fakat olayın ortaya çıkmasını isteyen kişi aslında HKG'ydi. Yani mağdurun kendisiydi. Bugün 24 yaşında olan ve 18 yıl önce evlendirilen HKG, bundan 2 yıl önce yani 2020'de Sancaktepe'de tamamı cemaatin üyelerinin yaşadığı apartmandan kaçmıştı. Çünkü hayatı boyunca yapayalnızdı.
yaşadıklarını herkes normal karşılıyor, kimse onu anlamıyor, onun yaşadıkları gayrimeşru bulunmuyordu. Bir çocuk o dünyanın içerisinde yapayalnız. Bu çok önemli, bak yapayalnız. Koca bir tarikat var, bir medrese var, bir aile var, kardeşler var ve Herkesin tanıklığında bu olayın olduğunu görüyorsun ve orada yapayalnız bir kız çocuğu, minicik bir çocuk görüyorsun. Bu tabii beni çok sarstı ve iddianameden ilk haberi yazdık. Yani o iddianamede o kadar çok dramatik şey var ki tabii bir kısmını yazamıyoruz. Yani bir kısmı çocuğun üstün yıllarını gözeterek yazmamak gerekiyor. Ama orada şunu görüyorsun, oyun olarak gösteriliyor ona. Yani bunu bir oyun zannediyor. O kadar da kapalı bir toplum ki bu. kendi içinde böyle bir karanlık bir kutu ki yani çocuk bunu oyun zannedebiliyor ve yıllarca öyle zannediyor. 6 yaşında başlıyor ve yıllarca bunu bir oyun olarak zannediyor ve kimseye söylememesi tembihleniyor. Bu atmosferde yaşayan HKG ya bu şebekenin elinden kaçacak ya da cehenneme dönen hayatını kader bilip boyun bükecekti. O kaçmaya karar verdi. Belki yüzlerce çocuk HKG gibi yapmıyor ve kaderlerine razı geliyor. Ama o zor olanı yaptı.
2020'de sırra kadem bastı ve savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yani yaşadıklarını aslında HKG'nin kendisi anlatıyordu. Bunun için istismarcısı Kadir İstekli ile konuşmalarının da ses kaydını almış, iddianameye bu ses kaydını da sunmuştu. Ses kaydını dökümünü okuduğunuzda ortaya bir hakikat de çıkıyor. Tuhaf ama, istismarcı Kadir İstekli de olayın gayrimeşru olduğunu farkında değil, bir tecavüzcü olduğunu farkında değil. Dedim ya, irkildiğim nokta burası oldu. Herkes olayın son derece sıradan olduğunu düşünüyor.
Kadir İstekli, daha sonra evlendiği eşi HKG'ye, tamam yanlış ama sen de bizi tecavüzcü yaptın onların ağzıyla konuşuyorsun diyor. HKG, hadi nikahımız kıyıldı ama keşke 6 yaşında ilişkiye girmeseydik, belki de mutlu olurduk biz deyince Kadir İstekli, var mı yapabilecek bir şey söyle ya, keşke olmasaydı ama oldu işte dönebiliyor muyuz geriye diyor. Çok daha feci konuşmaları sizlere sunmuyorum. Arzu edenler Oda TV'den Can Özçelik'in derlediği 4 saatlik ses kaydının dökümünü okuyabilirler. Fakat yine de HKG'nin sesini duymak istemediler. Bir çocuğu korumak yerine önce kendi tarikatlarını korumayı istediler. İsmaila Cemaatinin önde gelen isimlerinden Cübbeli Ahmet Hoca, Lale Gül TV'de yani cemaatin kanalında cemaat üyelerine şunları söyledi.
tecavüz var mıdır, taciz var mıdır bu gibi konularda yorum yapmak için ya gözünle görmek ister, ya da deliller, dört şahitli, şunlu, bunlu deliller ister. Bu delillere sahip olmayanların internet haberleriyle hele bir de çarşafı çıkarmış, mini etek giymiş, iki senedir kimlerin elinde olduğu şu sabit olmayan LGBT'ci, MGB'ci, bilmem neci komünist, feminist derneklerin elinde bulunanların laflarıyla Müslüman aileleri zan altında bırakmak, Müslümanlara yakışmaz. Bunlara katılmak da vebal olur. Cübbeliğe göre HKG tarikattan kaçmış, feministlere sığınmış, çarşafı çıkarmış, yine etek giymiş. Dolayısıyla haramdan sakınmayan bir fasık haline gelmiş. Bir yandan da kendileri dışındaki toplumsal kesimlere ne gözle baktıklarını da öğrenmiş oluyoruz.
Bizleri fasık olarak nitelendiriyorlar. Yani kimin Müslüman olduğuna da bunlar karar veriyor. Yani ilahi emirlere itaat etmeyen, sınır bilmeyen günahkarlarız. Biz öyleyiz yani. Çocuk istismarı hemen her türlü sosyal ve politik çevrede görülebilir. Bunun altını çizelim. Bir solcu çevrede asla böyle bir pislik yaşanmaz diyemeyiz. Elbette yaşanır.
Fakat bu olayda bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Yaşanan şeyin bir cinsel köleleştirme, bir çocuk istismarı olduğunu farkında bile değiller. Toplumun ve dünyanın gerçeklerin tümüyle dışında kalmışlar. Dünyanın, Türkiye'nin farkında değiller. Nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin şeyhlerinden talimat alıyor ve bu talimatları harfiyen uyguluyorlar. Bu talimatları da zerre kadar sorgulamıyorlar.
ve yaptıkları şeyin dinen caiz olduğunu düşünüyorlar. Böyle bir yolu takip ederlerse cennete gideceklerini varsayıyorlar. Cübbeli Ahmet'in 3 yıl önce teke tekte söylediklerine kulak verelim. 9 yaştan da 10 yaştan da ergenlik oluyor. Çok fazla tartışma yok aslında. Zaten İslam'a göre evlenme şeyinde ne var?
Bulu erdikten sonra evlenmek serbesttir. Şimdi resmine 18 yaş mecburiyeti getirilmiş ama İslam'a göre, helal harama göre ergenlikten sonra bulu erdikten sonra... Ha nikahda bulu şartı da yok. Nikah peşif kelpmesinde olur. Çocukken de olur ama cima, duhul ve zifaf. Ergenlik şart vardır. Bu konuya ilişkin Türkiye'deki tarikat ve cemaatlerin fetvalarını araştırdım. Tablo şu. Hepsinin üzerinde uzlaştıkları konu şu. Bir kere nikah için herhangi bir yaş kriteri yok. Hemen her tarikatın vardığı sonuç bu. Yani bir çocuk kundaktayken bile nikahlanabilir. Peki yasak olan nedir bu yaşta? Yasak olan cinsel ilişkidir. Bunun için nikahlanan çocuğun bluığa ermesi beklenmelidir.
Bu konuda da kız çocuğu için kriter çocuğun regle olması. Kabaca 9-12 yaş arasına kadar cinsel ilişki doğru değil ama bu yaştan sonra serbest. Yani her yaşta nikahlanabilirsin, cima için ergenliği beklemelisin. Peki, 6 yaşında nikahlanan bir çocuk nerede yaşayacak? Kocasının yanında mı? Anne babasının yanında mı? İşte burada tarikatlar birbirinden ayrılıyor. Bir kısmı diyor ki, nikahlandıktan sonra anne babasının yanında kalır. Bülüğe erdikten sonra kocasına gönderilir. Bir kısmı daha da ileri gidiyor, nikahlandıktan sonra kocasına emanet edilir. Kocası cinse ilişki yaşarsa, bu kocasının günahıdır.
Nitekim HKG olayında da bu ikisinin arasında bir şey oluyor. 6 yaşında nikahlandırılıyor ve arada sırada kocası kader isteklinin yanına götürülüyor HKG. Timur Soykan'ın aktardığı gibi, elinde oyuncaklarıyla. Peki bu kız çocukları evli barklı biçimde sosyal hayata nasıl karışıyorlar? Yani düşünsenize, ilkokula gidiyorsunuz, sınıf arkadaşınız ben evliyim diyor. Bunu duyan öğretmen olayın peşine düşmez mi? Düşer elbette. Ama sorun da burada başlıyor.
Kız çocuklarının okula gönderilmesi yasak. İsmailağ Cemaatinin lideri Mahmut Usta Osmanoğlu'nun 90'lı yıllarda İsmailağ Camii'nde verdiği vaaza gidelim. İnşallah çocuklarınızı mutlu olan medreseye gönderirsiniz. Kızlar katiyen orta, lise, üniversiteye gitmez.
Bunu tekrar tekrar söylüyorum size, avanaklık etmeyin. 224 bin peygambere gidip tanışsanız, 104 kitabı arasanız bunun fetvası yoktur. Siz melek gibi, nur gibi çocuklarınızı, kızlarınızı nasıl o gibi yerlere teslim edersiniz? Görünen o ki bir İslami getto kurmuşlar ve İstanbul'un Fatih ilçesinde Çarşamba semtine yerleşmişler. Daha doğrusu yerleştirilmişler.
Çünkü 19. yüzyılda buraya Osmanlı Devleti tarafından yerleştiriliyorlar. Burada tümüyle kapalı bir biçimde, kız çocukların okula gitmesine izin vermiyor, çocuk yaşta nikahlandırılmasına karışmıyorlar. Sosyal hayattan tümüyle koparılan çocuklar, kendi cemaatlerinin dışındaki çocuklarla temas kuramıyor. Normalin ne olduğunu bilmiyor. Cemaat ve tarikatlara dair tablo bu. Burada bölüme kısa bir ara vereceğiz, aranın ardından meselenin politik boyutuyla devam edeceğiz.
Aradan önce cemaatler ve tarikatlara dair resmi özetlemiştik. Ama Türkiye'de konu tarikatlar veya cemaatler olunca mesele bir politik boyutta kazanıyor. Bu olayın teşhir olmasının ardından iktidar cephesi ilk etapta sessiz kalmayı yeğledi. Fakat ardından hem AKP sözcüsü Ömer Çelik hem de Aile Bakanlığı açıklama yaparak olayı doğruladılar.
İlk etapta iftira bu diyerek Timur Soyka'nın üzerine gidildi. Ardından iddianameye giren ses kayıtları deşifre edilince başta iftira bu diyenler özür dilemek zorunda kaldılar. İftira bu yalanı tutmayınca olay tarikatlardan çıktı artık İslam'a saldırılıyor yaygarasına dönüştü. AKP'li kalemşörler veya YouTube yayıncıları bu tekerlemeyi dillendirmeye başladı. Olayı kınıyoruz ama İslam'a saldırılmasın. Temel argüman bu. AKP'li YouTube yayıncısı Abdurrahman Uzun bu minvalde bir yayın yapmış 3 gün önce. Çocuk, gelinler, şunlar bunlar ve bizim ülkemizdeki ahlak kasıcıları hemen devreye girdiler. Hemen devreye girdiler. Fırsat bu fırsat. Buradan biz İslam'ın, dinin, Müslümanlığın, camilerin, cemaatlerin, sakalların, çarşafların, cübbelerin hepsinin canına okuruz düşüncesiyle futursuzca bir saldırı başladı. Bu arada HKG ile Kadir İstekli'nin imam nikahını da HKG'nin babası Yusuf Ziya Gümüşel kılıyor. Gümüşel, aynı zamanda İsmail Ağa cemaatine bağlı Hira Nur Vakfı'nın da kurucusu. Yani bizzat cemaatin lideri kendi kızını bir başka müridine teslim ediyor. Cemaat için de bu kişi önemli bir yere sahip. Yani onun damadı olunca cemaat yararçısı için de yükseliyorsunuz.
İşte bu kafa yapısı, bir çocuğa yapılan cinsel istismarı, ufacık yapışta evlendirilmesini, siz önce LGBT'yi ortadan kaldırın diyerek önemsizleştirebiliyor. İsmail Han'ın liderlerinden Mesut Demir, Yusuf Ziya Gümüşel'i savunurken şunları söylüyor. Onun için bak Hocaefendi 16 yaşında kızı evlendirmiş, 6 yaşında evlendirmiş diye yutturuyorlar değil mi millete? Büyük alimdir kendisi aslında. Hayatta öyle bir yanlış yapmaz. Ama bütün milleti inandırmaya çalışıyorlar. Onların dertleri hükümete 1 puanı indirelim. Dertleri o. Çünkü niye? Erbakan Hoca'yı neyle indirdiler aşağıya? Halil Kalkancı'yla indirdiler. Tamamiye tuzaktır, tezgahtır bu. Dertleri Hocaefendi kızını 6 yaşında evlendirmiş, 16 yaşında evlendirmiş. Sen git LGBT pisliklerini temizlesenize.
Erkekler erkeklerle evlenmek istiyor. Dünyamın en büyük ahlaksızlığı. Lüt kavminin helakı sebebi. Onlarla bahsetmiyorlar hainler. Onlar LGBT binaları mühürlemiyorlar. Dertleri İslam'a vurmak. İşçi gücü İslam'a vurmak. Ne kıyak iş değil mi? Nikahta yaş sınırı yoktur, cima için ergenliği beklemeniz gerekir diyen fetvalar havalarda uçuşacak, kız çocuklarının yeri okul değil medresedir denecek, tüm bu iklimde çocuk istismarları üreyince de dinimize saldırılıyor diye feveran edeceksiniz.
Diyorum ya teflon gibiler. Hiçbir şey yapışmıyor bunlara. Açık açık söyleyelim. Sizin din diye yaşadığınız şey bizleri cennete götürecekse cenneti de istemeyiz. Bu cesareti göstermek gerekir. Zira bu çevrelere İslam'ı temsil yükümlülüğü verdiğimiz sürece bunlara tek laf edemeyeceğiz. Bunlar gereğinden fazla kez İslam diyorlar diye halkımızın dini temsilcileri olmamalılar.
Buna itiraz etmek gerekir. Halkımızın yaşadığı sosyal İslam ile bunların din diye anlattığı şeyin arasında fersah fersah fark var. Ne Anadolu tasavvufuyla ilgileri var, ne ilahiyat ekolleriyle. Tümüyle dünya birleşmiş, tümüyle holdingleşmişler. Laf yediklerinde de İslam'a saldırılıyormuş. Ne büyük güç değil mi? Bizler fasık oluyoruz, bunlar Allah'ın yeryüzündeki temsilcileri oluyorlar. Bunlar karar veriyor kimin Müslüman olup olmadığını.
Buradan hareket edelim ve soralım. Gerçek İslam bu da, biz mi İslam'a saldırıyoruz? Yoksa bunların fikirleri İslam'ın bir yorumu mu? Bu konuya girmeden önce vurgulayalım. Burada İslam'ın gerçek mesajının ne olduğunu tespit edecek değiliz. Zaten bu bilgi birikimine sahip de değiliz.
Fakat şunu rahatlıkla söyleyelim. Bu cemaat ve tarikatların din diye anlattıkları şeylerin tam tersini savunan ilahiyatçılar da var. Yani cemaatler ve tarikatlar bunu savunuyor diye bu İslam'dır demeden önce biraz düşünmek gerekir. Marmara İlahiyat'tan, cemaatler tarafından hedef gösterildiği için ayrılmak zorunda kalan meşhur fıkıhçı Prof. Mustafa Öztürk de onlardan biri. Mustafa Hoca'ya kulak verelim.
Aslında bu uygulamanın fıkıh kitaplarında bir mesnedi var. Mesnedi de Kur'an-ı Kerim'den ziyade peygamberin Ayşe ile evlenmesi ve sahabe uygulaması ve sahabe icmasıdır. En büyük dayanak budur. Peki gel gelelim bu bugün kabul edilebilir bir şey midir?
Eğer bunu kalkıp siz sünnete ittiba etmek, peygamber ve sahabenin sünnetini yaşatmak adına yapıyorsanız çok amiyane, basit bir mantık yürüterek bu sünnetçilere şunu sormakta fayda vardır. Hz. Peygamber'in gündelik yaşam alışkanlıklarında şu tek göz odalarda yaşama sünnetine riayetiniz yok, deve sünnetine yok, çadır sünnetine yok, günübirlik yaşamın diğer koşullarına ait sünnetlerine yok. Onların yerine en lüks arabalara binmek var, en lüks rezidanslarda yaşamak var. Fakat çok affedersiniz, tırnak içinde kaba söyleyeceğim, karı kız meselesi olunca sünnete uymak aklınıza geliyor. Bence kendi cinsel
açlığınızı, kendi cinsel boşluğunuzu doldurmak, doyurmak için sünnet münnet deyip fıkıh kitaplarındaki bu çürümüş fetvaları kendi Arap toplumunun arkayık uygulamalarını getirip iki Arapça ibareyle, iki üç tane süslü rivayetle ciddi kitapla önümüze koyup bizim önümüze din, diyanet diye getiriyorsunuz ve bugün 6 yaşındaki çocuklara göz göre göre din adına tecavüz ettiriyorsunuz. Siz insan evladı filan değilsiniz. Bunun insan onuru, insan haysiyeti, insanlık vicdanı açısından hiçbir tonere edilebilir bir yanı yoktur. HKG'nin yaşadığı istismar olayından sonra sosyal medyadaki tartışmalarda sıklıkla rastladığım bir ifade var. Gerçek İslam bu. Bu ifadeyi birbirinin tam zıttı düşünen iki kesimden duyuyorum. Birisi tarikat ve cemaatçiler, diğeri ise bir takım ateistler.
Buna karşın Müslüman halk kesimleri de bunun tam tersini dile getiriyor. Onlar da çaresizce ''Gerçek İslam bu değil, biz böyle yaşamıyoruz'' diyorlar. Hangisi gerçek İslam? Bunu tespit edebilmek bize düşmez ancak geniş Müslüman kesimlerle empati yapmayı tercih ediyor. Gerçek İslam bu dediğiniz zaman dininde, diyanetinde samimi Müslümanlara çok büyük kötülük yapmış oluyoruz.
Bir kere kabullenmeleri zor bir şeyi onlara dayatıyoruz. Kabullenmeleri halindeyse istismarı normal karşılamalarına neden oluyoruz. O halde neden gerçek İslam bu diye iddialı laflar ediyoruz? Niye bu lafı etmeyi seviyoruz? Hakikat şu, cemaat ve tarikatlar din adı altında kendi dünya görüşlerini Müslüman halk kesimlerine dayatıyorlar.
Bu din değil, bu bir ideoloji. O yüzden politik İslam, siyasal İslam ifadesi doğru bir ifade. Bu dayatmaya karşı olmak da Müslüman kesimlerin en doğal hakkıdır. Bu nedenle Müslümanlar, gerçek İslam bu değil diyorlar ve emin olun, burayı vurgulayalım emin olun, iyi ki böyle diyorlar. İyi ki gerçek İslam bu değil diyorlar. Ya tersini söyleselerdi? Ancak sorun burada başlıyor. Cemaat ve tarikatların din diye pazarladığı şey aslında din değildir.
Bunlar 7. yüzyılda Arap toplumunun örf ve âdetidir. Bu örfü, bu âdeti 21. yüzyılda din diye anlatırsanız milleti de deist edersiniz diyen ilahiyatçılar yine bu cemaat ve tarikatlar tarafından linç ediliyor. Mesela Mustafa Öztürk, Marmale-i Hayat'tan fikirleri nedeniyle linç ediliyor ve gönderiliyor. Hâlbuki öyle olunca ateist ya da Müslüman tüm halk kesimleri İslam diye sadece bu çevrelerin yorumlarını dinliyor. Hâlbuki çok farklı yorumlar var.
Şimdi bir düşünelim ve bir takım ateistlerin de arzu ettiği gibi cemaat ve tarikatların anlattıklarının gerçek İslam olduğunu kabul edelim. Ne olur sizce? Söyleyeyim. Memleketin bir kısmı din diye küçücük çocuklara nikah kıyar, bir kısmı da böyle din mi olur deyip deist olur.
Nitekim bugün de böyle olmuyor mu? Dediğim gibi gerçek İslam'ın ne olduğunu ben veya bir başkası tespit edemez. Ama gerçek İslam budur dediğimiz anda bu halkın yaşadığı travma ortada. 6 yaşında cinsel köle yapılan bir çocuğun durumunu konuşurken bir takım haklı evveller dinimize saldırılıyor diye ortaya çıkıyor. Bu nedenle rahat rahat söyleyelim. En başta Müslümanlar söylemeli. Din buysa batsın sizin dininiz.
Bu noktada gazeteciliğin de ne kadar önemli olduğunu fark ettik. Haberin duyulmasının ardından Timur Soykan hedefe kondu. İslamcı misvak dergisi Timur Soykan tutuklansın diye kapak tasarladı. Açıkçası ben de Timur Soykan adına endişe ettim. Ona zarar verdiğinde cennete gideceğini düşünen belki de on binlerce insanla aynı havayı soluyoruz. Timur Soykan'a son bir haftada yaşadıklarını da sorduk. Dinleyelim.
Bir çocuğun anlattığı istismara rağmen gidip onun karşısına çıkmak, onu suçlamak, bunu haber yapan gazeteciyi suçlamak, tarikatı korumak için böyle bir reflekse girmek ahlaki olarak bittiğiniz anlamına gelir zaten. Bunu yaşadık, böyle zor mu geçti? Evet, tehditler geldi sosyal medyadan özellikle. Mesajlar atıyorlar, şey yapıyorlar, akla gelebilecek her türlü hakareti ediyorlar. Şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar. Ama ne iyi olur? Vızı gelir, tırıs gider yani. Bize ne olacak? Yani bize hiçbir şey yapamazlar. Bize bir şey olmaz yani o anlamda. Biz yazdığımız yolda yazmaya devam ederiz. Çünkü bir de şunu biliyorum. Bu toplumun tabii ondan sonra çok büyük bir destek gördük biz. Yani bizim yalnız olmadığımızı hissettiren binlerce insan oldu ve onlar çok güzel, aydınlık sanar ve kalabalık olan onlar biziz yani. Ya bu ülkede zaten 6 yaşındaki bir çocukla ilgili böyle veya 6 yaşında olmasın ya, 14 yaşında olsun, 15 yaşında olsun ne fark eder?
Bu ülke bu şeyi göstermiş vaziyette, bu duyarlılığa sahip bir ülke. Bu ülkenin çok büyük çoğunluğunun böyle bir vakada yüreği yanıyor. Bu tarikatlar azgın azınlıklar. Baktığınızda görüyorsunuz ülkede çeşitli araştırmalara göre tarikat mensupları %3, %4. Az mı yine çok. Ama ülkede anketler yapılıyor ki iktidar yakın anket firmalarının yaptığı anketlerde bile %70 tarikatlar kapatılsın çıkıyor.
Toplumun büyük kısmında bu yapıların sapkınlığının farkında, bu yapıların tehditinin farkında. Ama burada ana mesele, laikliğin boğulmuş olması Türkiye'den. Türkiye'nin şu an hava gibi, su gibi ihtiyacı laiklik. Buradan çıkışının tek yolu, bu ülkenin kurucu değerlerinde olan laikliğe dört elle sarılmak. Timur abinin dediğini vurgulayalım. Çoğunluk olan bizleriz, onlar azınlık.
Bu vurgu neden önemli? Bu sapkınlıklar yüzünden bu halkın ekseriyetinin böyle bir duyarsızlık içinde olduğunu düşünmeyelim. Neredeyse hiçbirimizin gidecek bir ikinci vatanı yok. Siyasi düşüncesi, sosyal statüsü, mesleği, dini inancı ne olursa olsun bir halkın bu olaya gösterdiği duyarlılık hepimizin ihtiyacı olan umudu verdi bizlere.
Bu tarikat ve cemaatler iktidar partisi tarafından destekleniyor diye, iktidar partisine oy verenlerin de bu olayı savunduğunu düşünmeyelim. Halkımızın yaşadığı İslam ile bunların dini bir değil. Bunu görelim. Politik anlamda İslamcılığın bu halkın bilincinde iflas ettiğini de kavrayalım.
iktidarda olabilirler. Ancak gelecek perspektifleri kalmadı. Bu halkın meşru saydığı her talebi gerçekleştirdiler ve ondan sonra tıkandılar. Akıllarından milyon tane fantezi geçiyor olabilir. Ama halkın kabul edeceği tek bir fantezileri kalmadı. Ne kaldı Allah aşkına? Başörtüsü sorunu çözüldü, Ayasofya ibadeti açıldı, taksi ve cami yapıldı. Ne kaldı? Hilafeti getirelim dense bu fikre halkımız iltifat eder mi? Vay bizim halifemiz diye ahvah eden bir toplum muyuz?
Bunca politik desteğe, bunca ekonomik imkanlara rağmen kamuoyunun çok büyük bir kısmı tarikat ve cemaatlere antipatiyle yaklaşıyor. Bu halkın vicdanında yerleri kalmadı artık. Geleceğe dönük bir talepleri de yok. Şeriat mı gelsin mesela? Şerri mahkemeler mi kurulsun? Hadi bir soralım, toplumumuzun kaçı bunları ister?
Hiçbirini savunacak durumda değiller. Türkiye, makulün tarafında saf tuttu ve kararını verdi. İslamcılar geleceğe ilişkin bir vizyon ortaya koyamadı. Bu bölümü uzatmayalım. İleride daha farklı boyutlarıyla konuyu ele alacağımızı düşünüyorum. Trend Topik'i Podbe Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar umudunuzu diri tutun. Çünkü bu cendereden kurtulmaktan başka çaremiz yok. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.