Podcast

198: Teknoloji & Ekonomi Serisi: Sanayi 1.0

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Çağımız, teknolojinin geldiği aşamayla birlikte hızına erişilmez bir noktaya geldi. Üretim ve tüketim de bu değişimden payını aldı. Akbank Mobil'in desteğiyle, Trend Ekonomi çatısı başlattığımız 4 bölümlük "Teknoloji & Ekonomi" serisinde, birinci sanayi devriminden başlayıp günümüze uzanan bu serüveni takip ediyoruz. İlk bölümde sorumuz: Birinci sanayi devriminde ne olmuştu?

Bu podcast Akbank Mobil hakkında reklam içerir.
İşletmenizin finansal işlemlerini tek bir ekrandan takip edebileceğiniz yepyeni bir deneyim Akbank Mobil’de sizleri bekliyor. Finansal işlemlerinizin takibini KOBİ’lere özel geliştirilen Akbank Mobil teknolojisine bırakın, siz işinize bakın. Akbank Mobil'i indirmek için tıklayın.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.769 kelime · ~14 dk okuma

COBI'lere özel akıllı finans çözümleri sunan Akbank, Trend Ekonomi'nin teknoloji ve ekonomi serisinin ilk bölümünü sunar. Gündelik hayatımızın diyalogları küçük sorular etrafında şekilleniyor. Ekmek kaç para? Çocuklar nasıl? Neden geç kaldın? Bugün ne yaptın? vs. Bu küçük soruların peşinde günler, haftalar, aylar hatta yıllar birbirini kovalıyor. Ama bir de gündelik hayatımız akıp giderken üzerine durup düşünmediğimiz büyük sorular var. Uygarlığımıza dair büyük sorular. Mesela, Mesela kırlarda yaşarken neden kentlerde yaşamaya başladık? Neden Avrupalılar Amerika'yı keşfetti de Amerikalılar Avrupa'yı keşfetmedi? Zorunlu eğitime, kamusal sağlık hizmetine, asgari ücret düzenlemesine ya da emeklilik sistemine neden ihtiyaç duyduk? İhtiyaç demişken, ihtiyaçlar icadın anasıdır derler. İcatların temelinde ihtiyaçlar yatar.

Bu önermeden hareketle bu podcast dizisinde uygarlığımıza ilişkin bir büyük soruyu cevaplamaya çalışacağız. Soru şu, interneti neden bulduk? Nasıl bulduk değil, neden bulduk? Hangi ihtiyaç bizi internete ve dolayısıyla sanayi 4.0'a götürdü? Neden her geçen gün daha da dijitalleşiyoruz?

Bu soruyu yanıtlayabilmek adına içinde yaşadığımız uygarlığın siyasal ve ekonomik kökenlerine mini bir yolculuk yapacağız. Ekonomik gelişme, büyüme, refah ile teknoloji arasındaki ilişkinin 500 yılını beraber inceleyeceğiz. Bu yolculuğun sonunda hepimizin 3 aşağı 5 yukarı fikir sahibi olduğu sanayi 4.0 hakkında daha derinlikli düşünme fırsatımız olacak. Girişimcilik denen şeyin teknoloji ile nasıl iç içe olduğunu kavrayacağız.

Transkriptin tamamını oku

Dört bölümlük bu serinin sonunda sanayi 4.0'a varacak olan bir yolculuğa çıkacağız. 500 yıl öncesine Manchester'a gideceğiz. Seri boyunca yer yer ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Bilim ve Teknoloji Politikaları programında eğitim veren iki hocamız da bize eşlik edecek. Girişi uzatmadan bitireyim. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Etrafınıza şöyle bir bakın. Beni nerede dinliyorsunuz? Mesela spor yaparken mi? Otomobilinizde yoksa ev işleriyle mi uğraşıyorsunuz? Cevabınız ne olursa olsun insanlık hayranlık verici bir uygarlık inşa etti. Bunu farkına varmalıyız. Devasa binalar, yollar, köprüler, telefonlarımız, bilgisayarlarımız, otomobillerimiz, hızlı trenlerimiz, uçaklarımız, Whatsapp, Twitter... İnsanlar arası iletişim hiçbir uygarlığın hayal dahi edemediği bir aşamaya ulaştı. O kadar ki artık kendi yarattığımız uygarlıktan korkmaya başladık. O kadar karmaşık bir uygarlık inşa ettik ki... Bu uygarlığa adapte olabilmek için yıllarca eğitim görmek zorunda kalıyoruz. Temel düzeyde matematik bilmeden, okuma-yazma bilmeden hayatta kalmanın imkansız olduğu bir uygarlık bu. Hatta iş bölümüne katılmak için temel düzeyin de ötesinde bir eğitime ihtiyaç duyuyoruz. Belli bir uzmanlaşmaya sahip olmadan hayatta kalabilecek konforu elde edemiyoruz. Fakat yine de gündelik hayatımızda sürekli kullandığımız aletlerin nasıl çalıştığını bilemiyoruz.

Diğer canlılardan alet yapabilme yeteneğimizle ayrılıyoruz. Telefon mesela. İnsanlık 200 yıldır telefonun ne demek olduğunu biliyor bilmesine de siz bir telefon yapabilir misiniz? Ya da televizyon, bir otomobili ya da bir treni yapabilir misiniz? O halde kim yapıyor bunca aleti?

Cevabı verelim. Hepsini ama hepsini biz, hep birlikte biz yapıyoruz. İşte içinde bulunduğumuz uygarlığın sırrı da bu. İş bölümü ve uzmanlaşma. Anlamlandıramadığımız aletleri kullanıyoruz. Bu aletler sayesinde doğaya karşı verdiğimiz mücadelede üstünlük bizde. Bu aletlerin nasıl çalıştığını bireysel olarak bilmiyoruz. Ama toplumsal olarak bu aletleri hepimiz yapıyoruz. Bu aletlerin yapımına farkında olmadan katkı sunuyoruz.

Örnek verelim. Diyelim ki doktorsunuz. Bu aletlerin yapımında çalışan işçiler hastalandığında onları tedavi ediyorsunuz. Belki mimarsınızdır. Bu aletlerin fabrikasını inşa ediyorsunuz. Belki mühendissinizdir. Bu aletleri tasarlıyorsunuz. Belki de işçisinizdir. Bu aletlerin fabrikasında çalışıyorsunuz. Bir komedyenseniz tüm bu sürece katılanların gerginliğini azaltıyorsunuz. Yani uzatmayayım, her birimiz bir alanda uzmanlaşıyoruz ve uygarlığımız akıl almayacak büyüklükte bir iş bölümünü dayatıyor bize. O yüzden iş bölümü ve uzmanlaşma diyorum. Her birimizin değişen önemlerde katkısı var hayatımızın.

Mesela bin yıl önce nasıl yapıldığına ilişkin hiçbir fikrimizin olmadığı aletlerimiz yoktu. Aletlerimizi bir, iki, bilemediniz üç kişinin dayanışmasıyla yapıyorduk ve bu aletleri onları yapanlar kullanıyordu. Başkasının aletlerini kullanmazdık. Bunun için piyasa adı verilen alıcıların ve satıcıların bir araya geldiği mekanizmanın gelişmesini bekledik. Peki ne zamandan beri böylesine yoğun iş bölümü ve uzmanlaşma gerektiren aletlere sahibiz?

Ne zamandan beri anlamlandıramadığımız aletlerimiz var? Bu soruyu cevaplayabilmek için birkaç yüzyıl kadar geriye gideceğiz. Endüstri denen şeyin başladığı yere, İngiltere'nin Manchester kentine. Bu dizinin ilk bölümünde sizlere Manchester'ın hikayesini sunacağız.

Değer yargıları birbirinden ne kadar farklı olursa olsun muhafazakar, radikal veya sosyalist gözlemcilerin hepsi önümüze aynı denklemi koyuyor. Buhar gücü artı tekstil fabrikası eşittir sanayi devrimi. Fakat sanayi devrimi dediğimizde net bir tarih veremiyoruz. Kabaca 18. yüzyıl İngiltere'sinde yaşandı diyoruz da neden 18. yüzyılda ve neden İngiltere'de? Bu soruyu biraz basitleştirelim.

1500'lü 1600'lü yıllarda İngiltere'de geçen bir role-playing oyunu yapmaya kalksanız karakterlerinizi üç toplumsal sınıfı gözeterek oluşturmanız gerekirdi. Birincisi soylular. Doğuştan gelen ayrıcalıklara sahipler. Atalarından kalan çok büyük toprakları var ve hayatları boyunca çalışmadan yaşıyorlar.

Hatta çalışmayı avamın yapacağı aşağılık bir iş olarak görüyorlar. Bu sınıfın oyundaki en önemli kozu, doğuştan gelen ayrıcalıkları. Aileleriyle gurur duyuyorlar. Kanlarının kutsal olduğu düşünülüyor. Bir diğer toplumsal sınıf, soyluların topraklarında yaşayan köylüler. Tarımla uğraşıyorlar. Hiçbir mal varlıkları yok, oy bile kullanamıyorlar. Karın tokluğuna yaşayıp gidiyorlar.

Peki bu oyundaki avantajları ne? Bireysel olarak çok zayıflar, güçlü değiller ama nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturuyorlar. Üretici güç onlar. Tarımsal üretimi omuzlamış durumdalar. Henüz sınavî bir üretimde söz konusu değil ama. Bir de giderek güçlenen bir toplumsal sınıf var. Tüccarlar. Ama böyle kent merkezindeki bakkaliye dükkanından bahsetmiyorum tüccar derken. Kastettiğim şey uluslararası ticaret. Kentlerde yaşıyorlar ama hayatlarının önemli kısmı denizlerde, ticaret yaptıkları gemilerde geçiyor. Oyundaki avantajlarına gelince bu sınıf

Borç buluyor, yatırım yapıyor, para kazanıyor, borcunu ödüyor ve daha fazla yatırım yapıyor. Hayatta kalmasının sırrı sürekli büyümesinde. Hayatta kaldığı sürece büyüyor. Büyümediğinde de ölüyor. İşte 16. ve 17. yüzyıllardan başlayacak şekilde tüccar sınıfı giderek büyümeseydi, 18. yüzyılda sanayi devrinin patlamasını sağlayan sermaye birikimi olmazdı.

Otdüden profesör Teoman Pamukçu, bu sermaye birikiminin önemini bize şöyle anlattı. gelen kaynaklarla sağlanan bir sermaye birikimi vardı. Hatta buna bazı iktisatçılar Marks dahil ilksel sermaye birikimi diyorlar. Sonuçta teknolojik gelişmeler olduğunda yatırım yapmak için sermaye teşhizat yatırımı yapmak için sermaye gerekiyor. Bu sermaye birikiminin de ilksel sermaye birikimini de İngiltere büyük ölçüde sağlamıştı. Teknolojileri de

Sanayi devrimi diyoruz buna, devrim kelimesi radikal ve kısa sürede gerçekleşen olaylara atıfta bulunuyor. Bu anlamda sanayi devrimi tam bir devrim değil. Yüzyıllar boyunca bir takım birikimler oldu, sermaye birikimi. aynı zamanda kıta Avrupa'sından özellikle bu din savaşlarından dolayı İngiltere'ye göç eden önemli bir nitelikli iş gücü oldu, nitelikli iş gücü akımı oldu. işte zanaatkarlar alanlarında deneyimli olanlar, becerili olanlar İngiltere'ye göç etti. bunların da çok büyük katkısı oldu birinci sanayi devriminde. işte sömürgeler, sömürgelerden gelen sermaye birikimi ve

Devrim deyince aklımıza Fransız devrimi, Rus devrimi gibi politik devrimler gelmesin. Sosyolojik, ekonomik ve politik bir dönüşümden bahsediyoruz. Başlaması için bile 100-200 yıl gerektiren bir dönüşüm. İngiltere'de 100-200 yıl içinde bu toplumsal sınıflardan biri olan soylular ayrıcalıklarını kaybederek tüccarlaşacak, bir diğeri olan köylüler kentlere göç edip işçileşecek, tüccarlar ise fabrikatörlere dönüşerek hakim sınıf haline gelecek. Yani oyunun kazananı tüccarlar olacak. İlerideki ismi kapitalistler. Peki nasıl? Hayal edin, 1500'lü yıllarda tüccar olsanız geminizin ambarına ne yüklerdiniz? Ne alıp satardınız? Çok fazla seçeneğiniz yok. Piyasa o kadar gelişkin değil. İnsanların da ihtiyaçları belli. Yiyecek ve giyecek. 16. yüzyılın Britanyalı denizcileri gemilerin ambarlarına pamuk ve yün doldurup yola koyuldular. Aylarca haftalarca yola çıktılar. Bu yollara soğanlar dayanamazdı o yüzden pamuk ve yün son derece işlevseldi. Çoğunun ilk durağı Hindistan'dı. Burada ambarlardaki pamuk ve yünü satıp yerine Hindistan'ın baharatlarını aldılar.

Sonra geriye ana vatanlarına dönüp baharatları satıp daha fazla pamuk ve yün, sonra daha fazla baharat, sonra daha fazla yün, her seferinde daha fazla zenginleşiyorlardı. Zenginleştikçe güçleniyor, güçlendikçe daha fazla ayrıcalık elde etmeye başlıyorlardı. Önce onlarca gemi, sonra yüzlerce ve binlerce gemi, İngiltere ile Asya arasında mekik dokudu. Pamuk ve yün giderek daha fazla para ediyordu. Bu gelişme, İngiltere'nin kırsallarında bir değişime yol açtı. Soylular, sahibi olduğu geniş arazilerde tarım yapmak yerine bu arazileri geniş meralara çevirmeye başladılar.

Soğan yetiştirmektense koyun otlatmak daha kazançlı olmaya başlamıştı. Çünkü para eden yündür. İngiltere'nin her yanını koyunlar basmıştı. Peki ya köylüler? Onlar ne yapacaktı? Tarımsal üretim için yüzlerce köylüye ihtiyaç vardı da bir otlattaki koyunların bakımı için tek bir çoban yeterdi. O halde artık köylülere gerek yoktu. Soylular, büyük toprak sahipleri köylüleri kovup koyunları aldılar.

Ütopya'nın yazarı Thomas More, bu büyük değişimi bir kardinale çarpıcı ifadelerle şöyle anlatıyor. Bütün İngiltere'yi saran koyun sürüleri, başka yerlerde o kadar tatlı, o kadar tok gözlü olan bu hayvanlar sizin memleketinizde öyle açgözlü, öyle doymak bilmez olmuşlar ki insanları bile yiyorlar. Kırları, köyleri, evleri silip süpürüyorlar. Böyle ifade etmiş Thomas More. Tarihsel bir dönüşümü anlatan çarpıcı bir ifade. Köylüleri yiyen koyunlar. 20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden Karl Polanyi'de Büyük Dönüşüm adlı eserinde kumu altına dönüştüren koyunlar ifadesini kullanıyor. Şimdi burada bölüme kısa bir ara verelim. Teknoloji ve ekonomi serisinin destekçisi olan Akbank'ın size ufak bir mesajı olacak. Döndüğümüzde soyluların bu tarihsel dönüşüm içindeki rolünü konuşacağız.

Serinin destekçisi Akbank Mobile'in size ve Kobiler'e bir mesajı var. Finansal işlemlerinizi yönetmenin en kolay yolunu Akbank Mobile'de deneyimleyebilirsiniz. İşletmelerinizin finansal işlemlerini tek bir ekrandan takip edebileceğiniz yepyeni bir deneyim Akbank Mobile'de sizleri bekliyor. Akbank Mobile'e kurumsal müşteri bilgilerinizle girip, ana sayfada bulunan İşin İçin menüsüne basarak işinizin finansal yönetimi için kullanabileceğiniz araçlara ulaşabilirsiniz. Genel Bakış bölümünden hesaplarınız ve kartlarınızın günlük bakiyesini, nakit akışını grafiklerle inceleyebilir, finansal durumunuzun gelecek günler için tahminlerini görebilirsiniz.

Ayrıca Nakit Akış Özeti bölümünden aylık gelir ve giderlerinizi kategori bazlı listeleyebilir, kişiselleştirilmiş düzenlemeler yapabilirsiniz. Finansal işlemlerinizin takibini COBI'lere özel geliştirilen Akbank Mobil Teknolojisi'ne bırakın, siz işinize bakın. Devam edeyim, soylularda kalmıştık. Uluslararası ticaretin gelişmesiyle birlikte soylular, tarlalarını meralara dönüştürdü. Burayı anladık. Peki köylüler ne olacaktı? Yüzyıllardır hizmet ettikleri soylu aileler, onları topraklarından kovuyordu. Hiç değilse karınlarını doyuracak iaşeleri artık yoktu. Madem trend yün ipliklerdi, o halde köylüler de bu yün işine eğildiler.

Küçük tezgahlarla, el yordamıyla evlerinde yün eğirmeye başladılar. Tüccarlar onlara pamuk ya da yün veriyor, onlar bu ürünü işleyip tüccara geri veriyor. Karşılığında da para alıyorlardı. Profesör Teoman Pamukçu bu süreçte köylülerin tekstil üretimine katkısını bize şöyle anlattı.

Bunlar daha çok hırsal kesimdi ki köylülerin evlerindeki üretimdi. İşte dışarıdan gene o zaman da tüccarlar, sanayiciler vardı. Ham maddeyi ve bir takım malzemeleri köylülere veriyorlardı. Köylüler de belli bir süre sonra bu spesifikasyonlara uygun tekstil ürünlerini tüccarlara ya da sanayicilere teslim ediyorlardı. Böyle şey tabii burada işte

Evde oluyor her şey. Girdiler tüccar ya da sanayici tarafından. Tüccarlar bu süre içinde gemi filolarını büyütüyor, her seferinde daha fazla malı dünyaya satabiliyorlardı. Köylüler ise el yordamıyla evlerinde ya da küçük atölyelerde son derece yavaş bir üretim sürecinin içindeydi. Tüccarlar ise daha hızlı olmalıydı.

Üstelik köylülerin üretimlerini, nasıl çalıştığını denetleyemiyorlar, günde kaç saat emek harcadıklarını da kontrol edemiyorlardı. Henüz 1600 yıllardaydık. Girişte, ihtiyaç icadın anasıdır dedik. Tüccarların daha ucuz ve daha çok ipliğe ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç, bugün her şeyin temelini sarsan bir icadın anası oldu.

Gördüğünüz her şey. Spor ayakkabılarımız, düdüklü tencerelerimiz, mikrodalga fırınlarımız, konservelerimiz, otomobillerimiz, telefonlarımız. Bugün nasıl yapıldığını bilmediğimiz, uygarlığımızın eseri olan milyonlarca şey. Kısacası sanayi toplumunun bize verdiği ve belki de bizden aldığı her şey ama her şey bu icatla başladı. İcadın temelinde insan gücünü buhar gücüyle desteklemek yapıyoruz.

Thomas Savery adlı genç mucit ve girişimci, madenlerde yaşanan bir soruna çözüm arıyordu. Yerin metrelerce altından maden çıkarmaya çalıştığınızda kaynak sularıyla mücadele etmek tam bir işkenceydi. Kazdıkça su çıkıyor, bu su el yordamıyla kovalarla tahliye ediliyor, bu nedenle madencilik faaliyeti son derece zahmetli bir işe dönüşüyordu. Thomas Savery, buhar gücünden faydalanarak bu suyun tahliye edilmesini sağlayan bir makine geliştirdi.

Yıl 1698. Tarihte ilk kez madenlerde bu makine suyun tahliyesi için kullanılmaya başlanmıştı. Tarihe sevri makinesi olarak geçen bu mekanizma son derece ilkeldi. Geliştirilmeye ihtiyacı vardı. Sevriden sadece 14 yıl sonra Thomas Newcom'ın aynı işleve sahip fakat daha verimli çalışan bir başka buharlı makineyi geliştirdi.

Nimcom'un makinesi. Nimcom'un makinesi Sevrink'inden daha verimliydi ama yine de buharın %97'si boşa harcanıyor, sadece %3'ü kullanılabiliyordu. Üstelik bu makinenin tekstilde kullanılabilmesi de mümkün değildi. Verimli bir muharlı makinenin sanayi devrimi yaratabilmesi için insanlığın tarihini değiştirecek büyük mucit James Watt'ı beklemek gerekecekti.

Eğer sanayi devrine bir tarih vermek gerekirse bu tarihi veri kabul edebiliriz. Yani 1764. Bu tarihte James Watt, buharı son derece verimli biçimde kontrol etmeyi başarabilmişti. Böylece ateşten sonra ilk kez insanlık kendi emeğine katkı sunacak, kendisinin yapabilmesinin imkansız olduğu bir işi bir makineye yaptırabilmeyi başaracaktı.

Fakat vatın buharı kontrol edebilen makinesi hidrolik gücüyle çalışıyordu. Bunun için tonlarca ağırlığa sahip bu makinenin suya yakın bir yerde bulunması elzemdi. İngiltere'de bu makinenin yaygın şekilde kullanılabileceği en uygun şehir ise Manchester'dı. Manchester böylece tarihin ilk sanayi kenti olacaktı.

Böylece köylüler evlerinde iplik üretmek yerine biraz daha fazla para karşılığında Manchester'daki atölyelerde çalıştırılmaya başladılar. Tüccarlar da fabrikatörlere dönüşmeye başlıyordu. Böylece 1800'lere gelindiğinde her şey ama her şey değişmeye başladı. Kırdan kente göçe zorlayan ekonomik şartlar Manchester'ı hızla büyüyen bir şehre dönüştürüyordu. Teoman hocaya kulak verelim.

tabii proleterleştiği zaman köylüler ve fabrikalarda çalışmaya başladıklarında bu bitti. oradaki işverenin ve ustabaşların kontrolü altında 7-24 çalışıldı. iktisat tarihçileri o dönemi şey olarak tarif eder, hiç soğumayan yataklar işte yatak halinlerde kalıyor işçiler. çocuk işçiler, erkek işçiler, kadın pek yok. yani yattıkları yataklar hiç soğumuyor çünkü vardiyayla çalışıyorlar işte. 12 saat, 10 saat, 11 saatlik vardiyalarla çalışıyorlar. yani o daha evvelden

köydeki üretim sürecindeki o özellik, zamanı biraz istediği bir kullanma tamamen bitti. Sonuç ne oldu? Sanayileşmeden önce de, sanayileşmenin ilk dönemlerinde de uluslararası tekstil sektöründe piyasa büyük ölçüde Hindistan'da üretilen Hint tekstil ürünlerinin kontrolündeydi. İşte Osmanlı da tabii üretim yapıyordu ama büyük ölçüde hint tekstil ürünleri, dokunma ürünleri piyasaya ele geçirmişti. ucuzdu, kaliteliydi. işte talep görüyordu avrupada. ilk baştaki teknolojik gelişmeler bu üstünü kıramadı hint ürünlerinin. ama bir yerden sonra o raddeye geldi ki teknolojik gelişmeler hem hintlilerden daha ucuzu üretti ingiltere dokunma ürünlerini hem de en az onlar kadar kaliteli. tabi böyle olduktan sonra kısa bir süre içinde hindistan'ı, hint ürünlerini piyasadan sildi ve üstünü ele geçirdi.

İngiliz tarihçi Simon Schama, Manchester'ı gezen bir Amerikalı'nın gözlerine inanamadığını anlatır. Yatakların hiç soğumadığı koğuşlar. Aynı yatağı bir diğer işçiyle paylaşan bir düzen. 12 saat bir işçi, 12 saat bir işçi. Vardiya sistemiyle çalışan yüzbinlerce insan. 12 saat çalışma, sonra yemek ve uyuma. Sonra gece vardiyası. Her gün, her hafta, her ay. Emeklilik yok, asgari ücret yok, sosyal güvenlik yok. Hastalansanız şifacıya gideceksiniz, hastane bile yok. Bu durum fabrikatörün de işine gelmiyordu. İlerleyen zamanlarda sağlık hizmetinin kamusal olarak verilmeye başlamasını fabrikatörler de isteyecekti. Tabii emeği daha nitelikli hale getirmek için kamusal eğitim hizmetini de. Devam edelim. Kente göçle birlikte artık tekstil ürünleri evlerde değil, büyük atölyelerde üretilmeye başladı. Fabrikatörler üretim sürecine giderek daha fazla hakim oldular ve gündelik hayatta zaman giderek önem kazandı. İşe giriş saati, işten çıkış saati, yemek saati, dinlenme saati… İşte modern hayatımızın temelleri sanayi devrimiyle böylece atılır.

Kent merkezlerinde saat kuleleri yükselmeye başlar. Fabrikatörlerin cebinde de köstekli saatler görürüz. Üretim sürecinde denetim artar. Kaytarma yok, hastalanırsan para yok. Ne demişler? Vakit nakittir.

Buharın kontrol altına alınması sayesinde tekstil ürünleri çok daha ucuz üretilmeye başlar. Ne demiştik? Denklem belli. Buhar makinesi artı tekstil fabrikası eşittir sanayi devrimi. Çünkü ürünün içine giren teknoloji, yani buhar makinesi sayesinde ürün için gereken emek gücü azalır.

Daha doğru ifadeyle, emek gücü toplumsallaşır. İşçi verimliliği görülmemiş oranda artar. Sadece birim maliyetler düşmez, aynı zamanda ürünlerin kalitesi de artar. Ürünler standart kaliteyi korumaya başlar. Böylece Hindistan pazarı İngiltere'ye taşınır. Biri maliyeti düşürüyor ama kaliteyi de yani işte Hint ürünleriyle ilk başta rekabet edememesinin istediği kadar İngiltere'nin sebebi maliyeti düşürmesi ama o ürünün kalitesini de Hint ürünlerinin kalitesini yakalayamamasıydı. Maliyet düşüyordu ama Hint ürünlerinin kalitesini yakalayamıyordu. İşte teknolojik gelişmenin iki yönü var iki boyutu. Maliyeti düşürüyor bir de ürünün niteliğini değiştiriyor.

o niteliği de yakaladığında İngiltere'deki sermayedarlar, iş insanları Hint ürünleriyle rekabet ettiler, işte bir süre sonra onları piyasadan sildiler. Osmanlı da bundan etkilendi tabii, olumsuz etkilendi. Yani teknolojik gelişme, girişimciler, işte uygun bir kurumsal ortam bunların hepsi bir araya geldiğinde sonuç bu oldu. 1800'lerin ortalarına gelindiğinde Manchester'da buhar gücüyle çalışan tekstil fabrikası sayısı yüzü geçer. Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler buhar teknolojisi sayesinde görülmemiş hızlarda büyürler. Nüfus artışından yola çıkarak ekonomik büyümeyi hayal edebiliriz. İsa'nın doğduğu sıfır yılında insanlık nüfusunun 300 milyon olduğu tahmin ediliyor.

1500 yıl sonra nüfusun 500 milyona çıktığı hesaplanıyor, yani 1500 yılda %66 büyüme. 1500 yılında 500 milyon olan nüfus, 1750 yılına gelindiğinde 800 milyona yükseliyor. Yani, 1500 yıllık büyüme sadece 250 yılda gerçekleşiyor. Sanayi devrinin 1750 yılında başladığını varsayalım, insanlık nüfusu bu tarihte 800 milyon. 1900 yılına gelindiğinde, yani sadece 150 yıl sonra, nüfusumuz 1 milyar 600 milyona dayanıyor. 150 yılda %100 büyüme.

Bu tarih itibariyle yani 1900 yılında dünya pamuklu üretiminin yarısını sanayi devriminin ana vatanı Manchester kenti gerçekleştiriyor. İşte birinci sanayi devriminin kentinin hikayesi budur. Kraliçe Victoria'nın Manchester'a verdiği isim bu yüzden Kotonopoli'dir. Yani eski Yunanca pamuk kenti. Bu bölümde buhara neden ihtiyaç duyduğumuzu konuştuk.

Fakat buhar teknolojisi hidrolik gücünden besleniyordu. Dolayısıyla buharlı makinelerin su kenarlarında olması elzemdi. Bu nedenle bir liman kenti olan Manchester, sanayi devrimi için son derece elverişliydi. Peki ya suya yakın olmayan kentler? Bunun için bir başka teknolojiye ihtiyaç vardı. Elektriğe.

Bir sonraki bölümde liman olmayan kentlerde sanayinin gelişmesini sağlayan elektriği konuşacağız. Yani ikinci sanayi devrimini. Trend ekonomiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Teknoloji ve ekonomi serisinin destekçisi Akbank'a teşekkürlerimizi buradan da ileteyim. Bir sonraki bölüme kadar lüzumsuz ışıkları söndürmeyi unutmayın.

COBI'lere özel akıllı finans çözümleri sunan Akbank, Trend Ekonomi'nin teknoloji ve ekonomi serisinin ilk bölümünü sundu.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)