
4.744 kelime · ~24 dk okuma
Trendspor'dan herkese merhabalar. Bu hafta yine Dünya Kupası gündemimiz ve ikinci maçlar sonuçlandı. Grupta artık son maçlara girildi ve gruplardan çıkacak bir üst durağa yükselecek takımları önümüzdeki birkaç günde tamamlamış olacağız. Dünya Kupası'ndan haberleri de değerlendireceğiz ve yakın dönemde Türkiye'de bir İzmir derbisi oynandı. Göztepe ile Altay arasında bu maçta
Maalesef çok kötü olaylar yaşandı. Bu olaylara dair de birkaç şey söylemek istiyorum ve daha sonrasında da biraz basketbol konuşacağız. Sevgili Anıl Uysal'dan yorumlar aldım. Eurolik'te Anadolu Efes ve Fenerbahçe'nin bu hafta oynadığı dört maçta da takımlarımız galip ayrıldı. Aynı zamanda Fenerbahçe Galatasaray'la Deplasman'da karşılaştı erkek basketbolda ve o maçı da kazanmayı bildiler. O maçı da biraz Anıl'dan da aldığım yorumlarla birlikte değerlendirmek istiyorum ve başlayalım.
Öncelikle biraz sitemlerle başlayayım. Genel bir alışkanlık oldu bu. Dünya Kupası maçlarının yayıncılığıyla ilgili maalesef çok geriye gidiş görüyoruz TRT'de. Yani benim çocukluğumdaki Dünya Kupalarında bile bir sürü komik skeçler de olur, yorumcular da çıkar, müthiş yayınlar yapılırdı. Ve fakat bu Dünya Kupası'nda son derece sönük bir yayıncılık görüyoruz.
Doğru düzgün yorumcu bile yok. TFF birincilikte bile iş bulamayan işte Fuat Çapa gibi ismi adı sana unutulmuş teknik direktörlerin yorumcular yapmaya çalıştığını falan görüyorum televizyonda. Hiç böyle büyük bir yorumcusu falan bile yok yayıncı kuruluşun. Daha da garibi Dünya Kupası maçlarını çoğunlukla stüdyodan dinliyoruz. Ankara'dan anlatıyorlar spikerler maçları. Katara bile gidememişler. Yani bir hünkar mutlu gitmiş anladığım kadarıyla. Bir de bu son olarak Portekiz-Uruguay maçını anlatan bir spiker vardı. O zaten tam Evler-i Şenlik'te onu göndermişler herhalde Katara. Veya oralarda gezinen bir arkadaşa spiker mi yaptılar onu anlayamadım. Son derece kötü bir maç anlatımıydı. Ama ağırlıklı olarak bu TRT'nin kadrolu spikeri, bildiğimiz senelerdir dinlediğimiz spikerler Ankara'dan anlatıyor. Ve işte bazen offside oldu mu olmadı mı, gol oldu mu olmadı mı onları bile anlatamıyorlar aslında. Çok kötü bir durum bu. Ve bu durumu böyle üzücü bir şekilde izliyoruz günlerce. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde, geçtiğimiz hafta içerisinde bir deprem gerçekleşti. Ve işte gece yarısı gerçekleşmişti deprem. Sabah uyandığım zaman da işte televizyonu açtım. Normalde televizyon açtığımda yok da. Televizyonu açtım ve televizyonda da TRT açıktı işte. Bir önceki Dünya Kupası maçını izlediğim için. Zaten televizyonu bir tek maç izlemek için izliyorum. Onun dışında da bir şeye bağlı yani bir uygulamaya bağlı televizyon. Uzun bir zamandan sonra haber izlemek için televizyon açtım ve televizyonda da işte depremle ilgili havadisleri alayım diye bir yandan yataktan televizyon izliyorum. Ve TRT Spiker'i ilginç bir şekilde biraz yaşlı bir spiker sunucu işte oraya gitmiş olay yerine ve olay yerinde AFAD yardım ekiplerinin faydalarından bahsediyor. 1999 depremini de ben yaşadım diyor. O dönemde AFAD yoktu diyor. Birçok yardım kurtarma ekibi eksikti diyor. İşte biz İsrail'den Amerika'dan yardım beklemek zorunda kaldık diyor. Bu bolluk, bu güzellik yoktu diyor. Şimdi her şey hazır diyor.
her şey çok güzel diyor falan ve böyle deprem üzerinden bir güzelleme yapıyor TRT'de yani şey demiyor mesela deprem toplanma alanlarına bina diktik yarın öbür gün büyük bir deprem olsa insanların gidecek yeri yok demiyor da her şey güllük gülistanlık artık çok güçlü bir devletiz vs. anlatıyor bu tabi insanın kanına dokunuyor yani Katara bile bir önceki akşam izlediğiniz maçlarda Katara bile spiker gönderemeyen TRT'ye yıllardır vergi ödüyorsunuz bu podcast'ı dinleyen sizler de ödüyorsunuz ben de ödüyorum ve bu vergilerimizle Katara, hepimizin senelerdir takip ettiği, çocukluğumuzdan beri izlediğimiz Dünya Kupalarına spiker bile gönderemeyen TRT, sabah deprem üzerinden güzellemeler yapıyor ve biliyorsunuz ki bu bizim verdiğimiz vergiler işte Diriliş Ertuğrul, bilmem ne Osmanlı falan, kılıçla milletin birbirini kestiği eski cehaleti körükleyen tipte dizilere gidiyor bu bizim vergiler anladığım kadarıyla. ve oradan bazı insanların avantajına rantına olan aksı alıyor. Bu tabi çok can sıkıcı bir durum. İşte maçları anlatanlar senelerdir aynı spikerler bu arada. İşte Kerem Öncel'in maç anlatımı mesela son derece kötü. Fenerbahçe'den Kim Minjae biliyorsunuz Güney Kore'de oynuyor. Adını Minjae olarak biliyoruz. Yani bizim Fenerbahçe'den daha yeni gitmiş Kim Minjae bile herkesin bildiği şekilde telaffuz edilemiyor mesela. Uruguaylı stoper Gimenez'e Jose Mari deyip durmuştu.
En basitinden George Veah'ın oğlu işte Timothy Veah gol atıyor. Onun George Veah'ın oğlu olduğunu bile söylemiyor. Yani son derece bütün dünyanın bildiği bir bilgi. Bir hakkını vereyim. Oradaki spikerler arasında Hünkar Mutlu'nun çok daha işini yapmak için çalıştığını görüyorum en azından. İşte mesela şeyi güzel söyledi. Upeme Kanu'nun savunmada sesini duyurması için tenor bir müzisyenden şan dersi alması hakkında bir bilgi verdi mesela.
Güzel yani araştırıyor, okuyor. Tabi bu bilgiler bazen maçın dışına da götürebiliyor sizi, maçın konsantrasyonunuzdan kopmasına da sebep olabiliyor ama en azından emek veriyor adam yaptığı işe ve Hünkar Mutlu'ya çok iyi bir spiker diyemem. Sesi çok kaliteli bir ses değildir belki, atıyorum güçlü bir ses değildir. Ama işini yapmak için son derece emek harcayan bir adam olduğunu görebiliyoruz Hünkar Mutlu'nun.
Yaptığı işten keyif alan bir adam olduğunu da görüyoruz ama diğer spikerler tam bir devlet memuru ve yaptıkları işten nefret ediyorlarmış gibi maç anlatıyorlar. Halbuki bir eğlence sektörüne dair bir oyun anlatıyorsunuz ve sizin o heyecanı taşımanız gerekiyor. Tabi bunu göremiyoruz ve yani Hünkar Mutlu'nun da sesi çok güçlü değil falan dedim mesela bağırdığı zaman sesi biraz cılızlaşıyor vs. Yani hani böyle bir güçlü bir ses beklemek de belki adil olmaz ama bir sürü seslendirme sanatçısı var bizim ülkemizde.
birçoğu futbolla ve sporla da ilgileniyordur diye tahmin ediyorum. Onlar iyi bir eğitim alsa ve bize çok çok güzel maçlar sunsalar, dinlesek, izlesek. Bundan niye mahrum kalıyoruz onu çok anlamıyorum. Yani bu kadar milyonlarca insanın talep ettiği bir sporu bu kadar kötü sunmak sebebini anlamıyorum yani. İşte geçtiğimiz gün Almanca bilen bir arkadaşımla konuşuyorum. Mesela diyor ki, işte ben Alman kanallarından izlediğim zaman orada işte Mert Esaker çıkıyor,
Schwansteiger çıkıyor, son derece ünlü eski futbolcuların hepsinin yorumları var. Çok daha güzel bir yayıncılık var. İsviçre kanalını açıyorsun, orada başka bir büyük futbolcu var. Avusturya kanalını açıyorsun, orada başka bir büyük futbolcu ve çok daha güzel sunumlar var diyor. Bizde mesela ne Fatih Terim var, ne Mustafa Denizli var. Boşta da büyük teknik direktörler var, büyük futbol adamları var, eski futbolcular var. Onlar yerine mesela Fuat Çapa falan dinliyoruz.
O da bir şey yani. Hani yorumculuk açısından da zaten çok kötü. Spiker ve sunum açısından da çok kötü. Son o Portekiz-Uruguay maçında zaten Spiker bütün isimleri yanlış söylemeyi başararak adeta destan yazdı. Hani şöyle düşünün bir ara, isimlerin tamamını yanlış söylemeye çalışsanız bile bazı isimleri yanlışlıkla doğru söyleyebilirsiniz yani. O kadar mükemmel bir sunumdu ki hiç doğru söylemedi, hiç hata yapmadı kendi açısından. Tüm isimleri yanlış söyledi. Müthiş de bu gerçekten.
Bu sitemimi burada uzattım, kapatıyorum. Bu hafta Göztepe-Altay olayları vardı, biliyorsunuz. Ona geçeyim. Göztepe ile Altay maçında bir taraftar sahaya indi ve kalecinin kafasında korner direğinin sopasını kırdı.
Bir problem var taraftarlar arasında ambulans o noktaya doğru gidiyor. Güvenlik önlemleri biraz fazlaydı karşılaşma öncesinde. Gerçi iki tribün şu anda ekranlarınıza yansıyor. Biraz yakın birbirine yani o güvenlik boşluğunun biraz daha geniş tutulması gerekirdi diye düşünüyoruz.
Eyvah eyvah eyvah eyvah eyvah. Yani hiç hiç olmaması gereken şeyler oluyor şu anda. Altay Kalevi'si Ozan Evrim'e bir müdahale var. Yani ne söyleyeceğimizi de gerçekten bilmiyorum. Bu inanılmaz bir vicdansızlık örneği. Onun dışında da bu taraftarların sürekli olarak her koşulda, her konuda haklı görülmesinin bir yansıması bence. Bence büyük bir ikiyüzlülük var bu işin temelinde. Onu söylemek lazım.
Bu olaylar da bu kadar işte kan akmasa, olaylar bu kadar büyümese, vay be Göztepe taraftarının işte agresifliğini, şiddetini vesaire övecek bir sürü insan çıkacaktı veya işte Altay'ın deplasman tribünü övülecekti falan ama övülen sürekli bir agresiflik ve sürekli bir kavga gürültü ortamı oluyor. Eğlence hiç övülmüyor. Ne eğlenmiştik denmiyor yani. Nasıl bir öfke kusmuştuk, nasıl bir stres atmıştık, sinirimizi dökmüştük, övülüyor sürekli olarak. Burada ben büyük bir ikiyüzlülük görüyorum. Adam o öfkenin boyutunu biraz kaçırıp kafada korner direğini kırınca ne kadar cani bir insan olduğunu o zaman mı fark ediyoruz? Yani korner direğini kafasında vurmasaydı da küfürler yağdırmaya devam etseydi o zaman normal bir insan evladım olacaktı.
Mesela ya ben de işte çocukluğumdan beri sürekli işte maçlara giden biriyim. Hem altdiklerde de işte Luleburgaz'da doğup büyüdüm ben. Luleburgaz maçlarına gitmiştim. Deplasmanlarına da gittim. Hem de İstanbul'a yerleştikten sonra da üç büyüklerin tüm maçlarını, statlarını izledim. Diğer takımlara da gittim. Altdiklerdeki maçları da izledim. Orada tabii deplasman türbününü anlıyorsunuz ve mesela şey olurdu. Volkan Demirel Fenerbahçe'nin kalecisiyken Galatasaray maçlarında Volkan Demirel kaleye daha geçmeden, yerleşmeden
Ana avrat küfür edilirdi adama kale arkasından. Aynısı Galatasaray kalecisi için Fenerbahçe stadında da yapılıyor ve aynısı Beşiktaş için de geçerli. 80 dakika boyunca küfür ediyorsun diyelim 70 dakika boyunca küfür ediliyor Volkan Demirel'e ve Volkan Demirel dönüp de bir hareket yaptığı zaman bütün tribün böyle Aşağı inecek gibi oldu Ali Samiyan, eski Ali Samiyan statında böyle infial çıktı falan ve ondan sonra da hepimiz Volkan Demirel'e yine yüklendik işte. Onun yüzünden stat çöküyordu, yüzlerce kişi ölebilirdi vs. Evet, kasıklarını tutmuştu Volkan Demirel Gaz Saray taraflarına karşı. 12 sene, 13 sene önce bu. Fakat ne hikmetse o maç boyunca işte Volkan Demirel kasıklarını tutana kadar 70 dakika boyunca adamın ısınmaya çıkmasından maçın 70. dakikaya kadar Volkan Demirel'in anasına avradına küfür etmeyi insanlar bir hak olarak görebiliyor ve Volkan dönüp de kasıklarını tuttuğu zaman Volkan kışkırtmış oluyor taraftarı. Yani taraftarı o dakikaya kadar kışkırmamıştı. Küfür etmiyordu, iyi davranıyordu. Ve Volkan o hareketi yaptıktan sonra sanki kışkırtılmış oldu. Bu arada Volkan Demirel karşılık veriyor, evet. Ve yaptığı da çok yanlış, doğru. Ama mesela hiç karşılık da vermeyen Mustara'ya da aynısı yapılıyor bu arada. Veya Ergün Pembe gibi bir kibarlık abidesi geçti biliyorsunuz Türk futbolundan. Hiç unutmam bir Fenerbahçe Galatasaray maçında Ergün Pembe Fenerbahçe taraftarına, yan top tribüne gitti. Taç çizgisinde. ve Ergün Pembe Fenerbahçe taraftarından topu istedi ve Fenerbahçe taraftarı da top yerine orta parmağını göstermişti Ergüne. Mesela şimdi Ergüne bile yapılıyorsa ve bu olaylardan hiçbir zaman taraftarlar haksız çıkmıyor Türkiye'de. Hep taraftar haklı. Hakemlere sürekli küfür edebilirler, teknik direktörlere edebilirler, futbolculara edebilirler, yöneticilere edebilirler. Ve kendilerine bir şey yapıldığı zaman da kışkırtılıp sahaya da girebilirler. İşte Josep de Souza'ya oldu. Ve futbolcu onlara karşılık verirse futbolcu ceza alıyor. Ama taraftarlara hiçbir şey olmuyor.
İşte bir dönem mesela şey yapılıyordu, ısrarlı ve uzun küfürler edildiği zaman saha kapatma cezası geliyordu. Şimdi o saha kapatmayı da kaldırdılar. İşte blok kapatma dediler. Blok falan kapandığı yok, tekrar girebiliyorsunuz. Ve bu saha kapatma iptal edildiği için son dönemde bakın hem Fenerbahçe'nin hem Galatasaray'ın maçlarında, özellikle Fenerbahçe'nin son haftalarında çok oldu. Uzun uzun maçın hakemine uzun böyle 5 dakika 6 dakika küfür ediliyor. Bu 10 sene önce olsaydı mesela sağ kapatma oluyordu en azından ve bu uzun bir şekilde hakeme küfür etme olayı biraz bu ceza yüzünden kaldırılmıştı. Ama biliyorsunuz bu yaptırımlarla kapatılabiliyor bu vicdansızlığın önü. Bu acımasızlığın önü ağır cezai yaptırımlarla kapatılabiliyor. Ve bu ceza da kaldırıldı. Şimdi artık hakeme çok daha kolay küfür edebiliyorsunuz. Ceza kaldırıldığı için. Yeniden o uzun uzun 5 dakika 10 dakika hakeme küfür etme dönemleri başladı. Galatasaray da yapıyor tabi de. Fenerbahçe'nin son iki hem Başakşehir maçından hem de bir tanesinde de stattaydım. O uzun uzun tezahüratı o yüzden duydum. Burada ne olursa olsun tribünde yapılan taşkınlıklardan taraftarın zararlı çıkmaması tribünde her türlü canavarlığın yapılabilmesine sebep oluyor. Gerçekten böyle şımarık çocuklar var ya sanki o şımarık çocukları beslermiş gibi o taraftarın o canavarlık hissiyatını besliyoruz biz. Ben burada biraz sosyo-kültürel bir problem de görüyorum açıkçası. Mesela Dünya Kupası'nda haberler çıktı biliyorsunuz. Birazdan değineceğim onlara da. Haberlerden bir tanesi de işte statta bira içilmesinin yasak olması. Onunla ilgili bir haberi televizyonda eşimle birlikte izlerken, eşim işte şaşırdı nasıl yasak vs. Türkiye'de de yasak olduğunu söyledim. Yani Türkiye'de de statlarda içki satılmıyor. Niye dedi? İşte bunun tam nedenini bilmiyorum ama belki işte bira şişesini sahaya atılmasın diye olabileceğini söyledim ama tam sebebi o değil. Sonuçta işte Almanya'da da pet bardaklarla bira servisi yapılıyor. Siz de pet bardakla su alabiliyorsunuz Türkiye'de ama bira alamıyorsunuz mesela. Burada tabii şey dedi mesela eşim hemen, Türkiye'de ama bira satılsa çok büyük olaylar olur, kavgalar çıkar falan dedi.
Bu mesela aslında mesela Almanya'da veriliyor, Türkiye'de verilmiyor. Türkiye'de daha fazla kavga çıkıyor mesela Almanya'da verildiğine göre. Ve biz bira içmeyi işte o ataerkillikten kurtulamadığımız için hep böyle bir taşkınlıkla, kavga ve gürültüyle özdeşleştirirken Almanya'daki insan bira içmeyi gülmekle özdeşleştiriyor, rahatlamakla özdeşleştiriyor, eğlenmekle özdeşleştiriyor. Sen eğlenmekle özdeşleştirmiyorsun. Ya bizde de statlarda bira satılsa ama büyük taşkınlıklar olur, büyük kavgalar çıkar diyorsun. Bu da aslında o taraftarın her şeyi yapabilme şımarıklığına, o agresifliğin beslenmesine sebep olan düşünceden bir tanesi. Yani düşünürsek biliyoruz ki aslında Mustafa Kemal yaşasaydı çok büyük ihtimalle şu anda bizim ülkemizde de Almanya'daki gibi pet bardaklarla işte eşimle birlikte biz mesela Galatasaray maçını izlerken bira içip eğlenebilirdik veya arkadaşlarla. Ama bunu yapamıyoruz veya Atatürk'ün fikirlerini gerçek manada yaşatabilseydik şu an Almanya'daki gibi hep birlikte arkadaşlarla birlikte maç izleyip bira içebilirdik. Tabi bu taşkınlıkların ve agresifliğin daha körüklenmiş olduğu kale arkalarında kadın taraftar sayısının da çok daha az olduğunu görüyoruz.
Mesela işte kadın erkek maçlara gitmek, eğlenmek, stadyumda bira içmek, bir şeyler atıştırmak, yemek vs. işte biliyorsunuz bu İngiltere'de falan böyle şeyler de var. 1 Euro'ya işte hot dog artı bira vs. gibi böyle kampanyalar da var ve insanlar hem bir öğlen yemeği yemeğe hem işte maç izleme eğlenme kültürü olarak görüyor bunu. Amerika'da falan biliyorsunuz çok gelişmiş durumda. Bizde ise eşinizle maça gitmek hala biraz sıkıntılı bir durum. Mesela kale arkasına gitmek o kadar nezih olmuyor. E kale arkasına gitmezseniz de çok pahalı oluyor. Yani hem çok parası olacak adamın, işte daha nezih yerlerde maç izleyebilecek. Hem de gidene kadar zaten bir sürü ulaşım sıkıntısı da var. Metro ile tıklım tıklım gidecek. Normal işte metrobüsle gidecek veya Fenerbahçe-Kadıköy'e gitmek istiyorsanız metrobüsle tıklım tıklım gidiyorsunuz. Galatasaray stadına gitmek istiyorsanız metro ile tıklım tıklım gidiyorsunuz.
Yakınlarda stat yakınlarında Fenerbahçe'nin var ama atıyorum Galatasaray'ın çok böyle bir şeyler yiyip içme yeri de yok. Beşiktaş biraz daha avantajlı maça gitmek adına. Ama gerçekten bizde bir İstanbul'da maç izleme kültürünün gelişmesi gerçekten çok daha zor. Ve ne zaman değişecek? Yani mesela bira içmeyi yasakladın. E bu insanlar daha yumuşak olmuyor ki. Aksine daha sert olmaya devam ediyor. Yasaklarla gelişemeyeceğimiz ve bu cehalet kültürünün körüklenmemesi gerektiğini, aslında o özgürlüklere izin verilmesi gerektiğini düşünemiyoruz. Yani aslında zihnimizde bile, bakış açımızda bile, ya evet Türkiye'de biraya izin verseniz o zaman daha çok olay çıkardı ya dönüyor iş.
Cezai yaptırımlarla bu canavarlıkların engellenmesi ve özgür olmak isteyenlerin de özgür olamaması kendimize yaptığımız büyük bir ceza maalesef ve Dünya Kupası'ndan haberlere geçeyim buradan. Gençler Birliği'nin eski sosyal medya yöneticisi Hakan Karakoca, Dünya Kupası'ndan çok güzel haberler veriyor Twitter sayfasında. Bir flood'u var. Onu tavsiye edeyim öncelikle. Oradan bazı haberler aldık. Dünya Kupası'ndan ilginç haberler. Onlardan biraz bahsedelim.
Kamerun'un doğumlu bir isim olan Breal Embolo İsviçre formasıyla Kamerun'a gol attı. Embolo'nun annesi Fransız babası da Kamerunlu. Embolo küçük yaşlardayken annesi İsviçreli biriyle evlenip oraya taşınmış ve Embolo'nun hikayesi de bu şekilde başlamış. İran Galler maçı öncesi geçtiğimiz hafta biliyorsunuz okumamışlardı milli marşlarını. Bu kez okudular çünkü İran'da bir futbolcu tutuklanmıştı. Biraz sanki göz korkutma gibi oldu İranlı milli futbolcuların. ve bu kez İranlı futbolcular milli marşlarını okudu. O sırada tribünde bulunan İranlıların gözyaşlarına hakim olamadığı da görülüyordu. Tabi büyük bir duygu yoğunluğu var. Gallerliler de İran milli marşını ıslıkladı bu arada. O da ilginçti. Katarlı güvenlikler Masha Amini'yi anan İranlı kadın bir taraftarı zorla stadyumdan çıkardılar. Katarlılar da bu işi güzel bir şekilde sıvıyor.
Bu arada Sırbistan soyunma odasında bulunan ve Kosova'yı Sırbistan'ın parçasıymış gibi gösteren bir flama dolayısıyla FIFA, Sırbistan Futbol Federasyonu'na disiplin soruşturması başlattı. ABD, İran bayrağında İslam Cumhuriyeti'ni temsil eden bölümü kaldırarak puan durumu ve maç görselini de kullandı. İran bu durumu FIFA'ya şikayet etti ve Amerika 24 saat sonra normal bayrağı kullanmaya başladı ve kadın hakları adına bir protesto için bu yola başvurduk dediler. Son olarak Portekiz-Uruguay maçında bir taraftar elinde LGBTI sembolü gökkuşağı bayrağıyla sahaya girdi. Protestoyu gerçekleştiren kişinin tişörtünde İranlı kadınlara saygı yazıyordu ve önünde de Ukrayna'yı kurtarın, save Ukraine yazıyordu. Kanada teknik direktörüyle ilgili bir gelişme var. Şimdi Kanada, Belçika karşısında oldukça iyi bir futbol oynayıp biraz da tecrübesizliğinden kaybedince Kanada teknik direktörü de büyük bir tecrübesizlik yaptı ve heyecanına yenik düşerek son derece saçma bir açıklamada bulundu. En yapmaması gereken şey de bu. Ve Belçika maçından sonra anladık ki Hırvatistan'ı bir sonraki maçta Hırvatistan'ı turnuvadan
bu açıklamanın üzerine hırvatistandaki gazeteler coştu tabi yaylım ateşi kanada teknik direktörüne büyük bir eleştiri yağmuru vardı ve hırvat oyuncular da bilendiler tam anlamıyla kelimenin tam anlamıyla ve bunu kanada teknik direktör niye yapmamalıydı esas konuda şurda Hırvatistan çok tecrübeli bir takım ve çok kaliteli bir takım. Ama çok da doymuş bir takım işte. Son Dünya Kupası'nda da zaten final oynamışlardı, yaşlı bir takım, biraz doymuş, yıldızların olduğu bir takım ve bu takıma karşı yapmamanız gereken şey onları iştahlandırmak. Zaten en önemli eksikleri iştah ve Kanada Teknik Direktörü'nün bu saçma sapan açıklamalarıyla bu Modric gibi Perisic gibi belli bir yaşı geçmiş, doymuş, tecrübeli oyuncu grubu iştahlanmak için bir sebep buldular ve iştahlanınca da sürüklese ettiler Kanada'yı 4-1'lik skorla.
Bu da turnuvanın önemli bireysel hatalarından bir tanesiydi. Kanada Teknik Direktörü'nün yaptığı hata. Ayrıca turnuvanın saha dışı olaylarıyla ilgili olarak sevgili Ozan Gündoğdu 90. bölümde bu yine Dünya Kupası'yla ilgili saha dışı olayları konu etti. Bu bölümün konusu da Dünya Kupası olacak. Ancak sizlere coşku dolu bir hikaye sunamayacağız. Dünya Kupası'nı ele alacağız ama futbol konuşmayacağız. Konuşacağımız konu çocukluğumuzun en güzel anılarından nasıl gölge düşürüldüğü olacak.
bir sportif etkinliğin ne boyutta kirlendiğini ele alacağız. Orada da detaylıca dinlemenizi öneririm. Çok güzel bir bölümdü. Katar'ın Dünya Okupası ev sahipliği yapmayı hak edip hak etmediğini, gerçekten bunu hak edip hak etmediğini sorguladı ve Katar'ın ev sahipliğiyle Müslümanlar gurur duymalı mı bu soruyu güzel bir şekilde sordu. O bölümü de ayrıca dinlemenizi öneririm. Biraz da sağ içine geçelim şimdi.
İsterseniz birlikte tüm gruplarda ikinci maçlar oynandı ve son maçlar öncesi hem takımları biraz değerlendirelim hem de kimler çıkar kimler çıkamaz biraz öngörüde bulunalım ve yanılalım. Futbol yanıltsın bizi. Şimdi A grubunda Hollanda ve Ekvador'un dörder puanı var. Senegal 3 puanda ve Katar'da elendi puansız. Ve son maçta Ekvator'la Senegal karşı karşıya geliyor. Hollanda'da Katar'la gösteri maçına çıkacak. Bu arada yine günde 4 maç oynanıyor ama aynı zaman diliminde 2 saatte olacak. Yani 18 ve 22 seansında maçlar oynanacak. Bu bence iyi oldu biraz. Çok maç izlemek de bir yerden sonra yorucu oluyordu. Benim için en azından, işi bu olanlar için. Şimdi işte Hollanda ile Katar bir gösteri maçı yaparlar. Hollanda'da yedek kulübesi de zengin olduğu için kazanır diye tahmin ediyorum. Ekvator ile Senegal açısından da Ekvator şanslı. Ekvator beraberlik de alırsa gruptan ikinci olarak çıkmayı başarabilir. 4 puanları var. Senegal kazanmak zorunda.
İlk iki maçta hem Katar'a karşı hem özellikle Hollanda'ya karşı ekvatorun iyi savunma yapabildiğini düşündüm ve fizik kalitesinin olduğunu geçen haftaki programda da bahsetmiştim. İyi bir takım bence. Boşu boşuna Kolombiya gibi, Paraguay gibi, Şili gibi birçok Güney Amerika ülkesinin önünde bu dünya okuluna katılmayı hak kazanmaları boşu boşuna değil diye bir cümle kurmuştum. Bence Hollanda maçında da bunu destekleyen bir oyun oynadılar. Ben bu maçta da Senegal'e karşı kaybetmeyeceklerini ve ikincilik bileti alacaklarını düşünüyorum. 22 seansında İngiltere, İran, Galler ve Amerika'nın olduğu grup var. B grubu var. İngiltere Amerika'yla beraber kaldı ve 4 puanda. İran'da Galler'i işte son dakika golleriyle yendi ve 3 puanda. Amerika'nın 2 puanı var, Galler'in de 1 puanı var.
Amerika aslında çok genç bir takım, çok dinamik bir takım, sempatik bir takım ve İngiltere'den de puan almaları aslında biraz şaşırtmadı. Ama aynı toylukla, aynı tecrübesizlikle de Gallia'ya karşı öne geçtikleri ve ilk yarıda çok daha iyi oynadıkları maçta basit bir bireysel hata yüzünden skoru koruyamadılar ve orada puan kaybettiler. O yüzden de şimdi İran maçında avantajlı olan taraf İran oldu. İran beraberlik almayı bilirse Amerika'ya karşı İran gruptan çıkacak gibi görünüyor. Galleri'nde bir puanı var ama İngiltere'yi yenmelerini beklemiyorum. İngiltere büyük ihtimalle Galleri yener ve lider olarak çıkar. Bu İran-Amerika maçı belirleyici olacak birçok açıdan. İran'ın da savunmasını çok beğenemedim ben. Zaten İngiltere'den de 6 tane yediklerinde biraz kolay pozisyonlar da verebiliyorlardı. Ama Amerika dinamizmine, gücüne, fizik kalitesine rağmen biraz toy davranıyor.
kazanmak zorunda oldukları maçta nasıl davranacaklar ondan çok emin değilim. Bu maçla ilgili açıkçası çok ortadayım. Yani İran'da beraberlik koparabilir ama Amerika'da daha güçlü olduğunu düşünüyorum açıkçası İran'dan. Biraz tecrübeli bir takım olabilseydi Amerika derdim ama sanki İran biraz da duygusal bir şeyi de var İran'ın. İran herhalde kaybetmez diye düşünüyorum. Orada da Ekvator gibi İran'ın beraberlik koparabileceğini düşünüyorum.
C grubunda Polonya'nın 4 puanı var, tam bu karmaşık grup. Arjantin'in 3 puanı var, Suudi Arabistan'ın 3 puanı var, Meksika'nın da 1 puanı var. Burada Polonya ile Arjantin karşı karşıya geliyor ve Suudi Arabistan da Meksika ile karşı karşıya gelecek. Bu grupta her şey olabilir yani özellikle Suudi Arabistan mesela Meksika'yı yenerse büyük bir avantaj elde edebilir. 6 puana çıkabilir. Polonya, Arjantin beraberlik durumunda Arjantin ve Polonya'da çıkabilirler. Suudi Arabistan Meksika maçının skoruna göre.
Her şeyin olabileceği bir grup Meksika'da kazanabilir gibi geliyor bana Suudi Arabistan karşısında. Çünkü Suudi Arabistan çok iştahlı, çok arzulu olsa da Polonya maçındaki gibi basit hatalar kadro kalitesinden dolayı kaynaklanabilecek durumlar yaşayabilir. Sanki bana Polonya-Arjantin maçından bir beraberlik çıkacak ve Arabistan-Meksika maçının sonucuna göre de belki o maç beraber biterse Arjantin'in oradan bir şansla çıkabileceği yönünde bir senaryo sıcak geliyor açıkçası. D grubuna bakalım. D grubunda Fransa, Avustralya, Danimarka ve Tunus var. Danimarka ve Tunus birer puanda kaldılar. Avustralya'nın 3 puanı var ve Fransa'da 6 puanla gruptan çıkmış oldu. Fransa, Tunus'la karşı karşıya geliyor.
kazanabileceğini çok zannetmiyorum açıkçası. Danimarka ile Avustralya arasında maç belirleyici olacak. Danimarka'nın çok daha güçlü bir takım olduğunu düşünmekle birlikte set oyununda ve kazanmak zorunda olduğunda biraz problemli bir takım olduğunu düşünüyorum ama yine de bence Avustralya'yı yeneceklerdir ve 4 puanla herhalde Danimarka gruptan 2. olarak çıkan takım olur ama ilk 2 maçları itibariyle de Danimarka'nın o Dark Horse olarak gösteriliyordu ama öyle bir performans sergilediğini açıkçası düşünmüyorum. Fransa'da onca sakatına rağmen işte Kante'sidir, Benzema'sıdır, Pogba'sıdır. Aslında İskelet'ten 3 tane oyuncu kaybettiler ama Fransa'nın da yine çok güçlü bir oyuna sahip olduğunu söylemek lazım. Özellikle Mbappe 2 maçta da çok fit ve çok dominant bir oyun sergiledi. Yani çok genç yaşında bu milli takımdaki liderliği ele alabiliyor olması Fransa adına önemli bir şans.
E grubunda İspanya, Japonya, Kostarika ve Almanya var. Almanya biraz şanslıydı, Japonya Kostarika'yı kaybetti. Japonya Kostarika'yı yenseydi işler çok başka olacaktı gerçekten. Onlar da Almanya'yı yenip Kostarika'yı kaybederek ortalığı karıştırdı. Almanya'nın Kostarika'yı yeneceğini düşünüyorum ve orada 4 puanı yakalayacaklardır. Japonya-İspanya maçında da İspanyolların Japonya'ya karşı kazanmasını bekliyorum ben açıkçası. İspanya'nın lideri Almanya'nın da ikinci olarak bu gruptan çıkacağını düşünüyorum. F grubunda Hırvatistan 4 puana yükseldi, Fas 4 puana yükseldi, Belçika 3 puanda kaldı ki Belçika'da karıştı biliyorsunuz ortalık. Kevin De Bruyne takım çok yaşlı Dünya Kupası'nı kazanmak için dedi ve savunmadan da tepki geldi. Hücumda çok yaşlı hareket edemiyoruz dediler.
Valla orada Eden Hazard'ı oynatma çabasının Belçika'yı da çok durdurduğunu düşünüyorum. Bence Mertens girdikten sonra mesela son 30 dakika Belçika'nın ön tarafı daha da hareketli hale geldi. Bu arada Kanada da puansız ve elenen takımlar arasında yerini aldı. Ben FAS'ın elenen Kanada karşısında en azından bir puan çıkaracağını ve gruptan çıkacağını düşünüyorum. Hırvatistan-Belçika maçında da aslında iki tane tecrübeli takımın maçı ve Belçika'da bu işler bu kadar kötüye girdikten sonra Hırvatistan'ın o maçı kazanacağını ve gruptan lider olarak çıkacağını düşünüyorum. Son olarak da cuma günü oynanacak bu maçlar ve gruptaki son maçlar tamamlanacak. G grubunda Brezilya, İsviçre, Kamerun ve Sırbistan var. Kamerun ve Sırbistan 1'er puanda. Sırbistan açıkçası Kamerun maçında çok güzel goller attı ve hücumda. Oldukça iyi ayaklara sahipliler. Milinkovic-Savic çok formda. Mitrovic'i var, Kostic'i var. Yani çok iyi oyuncuları var ama savunmada çok problemliydiler. Ve Kamerun'da Vincent Abubakar girip oyuna 5 dakikada Sırp savunmasını hallaç pamuğu gibi dağıttı. Çok epik bir maçtı. 3-3'lük maç çok keyifliydi gerçekten.
Brezilya'da İsviçre'yi yendi. Brezilya bence turnuvanın en güçlü oyununu oynuyor. Özellikle savunmadaki oyunları da güçlü ve yetenekleriyle de birleşiyor. Neymar'da yoktu belki İsviçre maçında ama İsviçre oldukça sağlam bir takım. Golü atan oyuncuları 6 numara Casemiro. Ceza sahasının köşesine yaptığı koşu, topsuz koşu. Topu orada aldıktan sonra yaptığı vuruş.
Bir rakibin altı numaralarına bakıyorsun, bir işte Brezilya'nın altı numarasına bakıyorsun. Hem teknik hem oyun kalitesi farkı gerçekten çok yüksek. Ve rakiplerine çok az pozisyon veriyor. Yani Brezilya oldukça iyi de savunma yapıyor. Geçtiğimiz Dünya Kupalarında Brezilya hep yetenekli, hep kaliteliydi ama savunmada problemler yaşıyordu. Ama bu Brezilya'nın çok da iyi savunma yapabildiğini de görüyoruz. Her iki maçta da en çok o dikkat çekti ve işte gruptan da çıktılar. Cameroon'la oynayacaklar. Bence Cameroon'a karşı... Cameroon da kötü savunma yapıyor.
Cameroon'a karşı Brezilya gruptan çıkmış olmasına rağmen yedekleri de çok kaliteli olduğu için Gabriel Jesús'ları falan izleyeceğiz büyük ihtimalle. Hani onlarla da kazanmalarını bekliyorum. Sırbistan-İsviçre maçında da ben açıkçası İsviçre'nin bir beraberlik koparabileceğini düşünüyorum. Takım savunmasında Sırbistan'dan daha iyi İsviçre ve İsviçre'nin alacağı beraberlikle de gruptan ikinci olarak çıkacağını düşünüyorum. Sırbistan'da Dark Horse'lardan bir tanesiydi ama bu takım savunmasıyla biraz zor o iş gibi geliyor bana. H grubuna geçelim.
Son grup bu. Portekiz Uruguay'ı da yendi ve 6 puanla gruptan çıkmayı garantileyen bir diğer takım oldular. Ghana 3 puanda çünkü Kore'yi yendi. Kore ve Uruguay'ın da 1'er puanı var. Ghana ile Uruguay karşılaşacak. Güney Kore'de Portekiz ile oynayacak.
Güney Kore karşısında belki biraz yedek ağırlıklı bir takımla çıkar ama yine de kaybetmez diye düşünüyorum. Ghana Uruguay maçında da Uruguay kazanmak zorunda ama Uruguay kazanmak zorunda olma işini pek yapamıyor sanki. Yani çok yetenekli oyuncular olmasına rağmen De Areciata gibi işte Pellestri gibi. Çok iyi oyuncular olmasına rağmen sanki senelerdir böyle Güney Amerika'nın Atlético Madrid'i havasında oynuyorlar oyunu ve çok kısır bir oyun oynuyorlar ve dolayısıyla da ben Uruguay'ın bu turnuvada bir yine kadro kalitesine rağmen bir hayal kırıklığı yarattığını düşünüyorum işte az önce saydığım Sırbistan gibi onlarda da çok özel oyuncular var ama işte mesela onlar iyi savunma yapamıyor Uruguay'da yaratıcılık ve set oyununda çok eksik kalıyor yani Güney Amerika'nın Atlético Madrid'i olmuş durumdalar Ben orada da Ghana Uruguay maçında Ghana'nın en azından bir beraberlik alıp Portekiz ile birlikte gruptan çıkmasını bekliyorum. Bakalım gruplar nasıl sonuçlanacak. Önümüzdeki 3-4 günde bunu da görmüş olacağız. Dünya kupası ile ilgili yorumları tamamlayalım ve şimdi basketbola geçelim.
Anıl'la konuştum, sevgili Anıl Uysal'la. SporCGT'nin basketbol yorumcusu Anıl Uysal. Geçtiğimiz bölümlerde de kendisini konuk etmiştim basketbolla ilgili olarak. Bugün maalesef ofise gelmediği için okulundan dolayı kendisini bağlayamadım bu haftaki programa.
Ama ondan yorumlar aldım telefonda. Hem Fenerbahçe hem de Anadolu Efes, Euro Lig'de bu hafta oynadığı 4 maçı da kazandılar. Fenerbahçe aynı zamanda Galatasaray'ı da deplasmanda yendi. O maçla ilgili biraz yorumlarını aldım Anıl'ın. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın ligin aslında savunma istatistiklerinde en güçlü takımları olduğunu söylüyor. Tabii Fenerbahçe'nin bu konuda zirvede olduğunu ama Galatasaray'ın da en iyi takımlardan bir tanesi olduğunu söylüyor savunmada. O yüzden aslında daha düşük skorlu bir maç beklenirken çok skorlu bir müsabak olduğunu söylüyor ki Galatasaray'ın çok güçlük soktuğunu ama Fenerbahçe'nin de buna karşılık verebildiğini söyledi. Galatasaray, Fenerbahçe'nin oyun kurucusu Kalates'e iyi baskı yaptı dedi ama bu sefer diğer oyuncular biraz özgür kaldı. Kalates'e, Galatasaray çok baskı yapınca ve diğer oyuncular da sonuca gitmeyi bildi. Galatasaray ikinci yarıda Kalates'e baskıyı biraz daha düşürdü ama bu kez de Kalates'i biraz boş bırakmak, Kalates'in kolay asistler yapabilmesini sağladı diyor Anıl ve Wilbeck'in ile Dibos arasında, Galatasaray ile Dibos arasında bir tartışma yaşandı ve
Bu tartışmadan sonra 3. çeyrekte Wilbeck'in de sazı eline aldığından bahsediyor. Fenerbahçe'de Nigel Hayes de, ki kendisi Galatasaray'ın eski basketbolcusu, son haftalarda formdaydı zaten, onun da bu maçta iyi oynadığından bahsediyor. Galatasaray'la ilgili problemse uzunlardan hiç istikrarlı katkı alamadılar, diyor. Colarado'nun ilk yaradaki dış atışları hariç ve Sadık da pas trafiğine katkı sağladı ama şut sokamadı, diyor. Onun analizlerinden biri de bu.
Fenerbahçe'nin ikinci yarıda 3 uzun tercihine geçmesi de galibiyette kilit rol oynadı diyor. Tabi iki takım arasında ciddi bir kadro ve bütçe farkı da var ve Fenerbahçe sonuçta bir Euroleague ekibi ve Galatasaray taraftarının da desteğiyle mücadelesini etmiş olmasına rağmen Fenerbahçe yine de sıkı tuttu işi ve kazandı. EFES ve Fenerbahçe Euro Lig'de de kazanmaya devam ettiler. EFES, İtalya çıkartmasından 2'de 2 ile döndü. Önce Milano'ya gittiler ve Milano'yu orada geçtiler. Sonra da Bologna'yı yendiler. 2 deplasman galibiyeti geldi. Fenerbahçe de önce Monaco deplasmanına gitti ve orada 3. çeyreği çok iyi oynamasına rağmen son çeyrekte aslında ciddi bir fark atmışlardı ama 15-16 sayı farklılık sonuç eridi ve son toplam Fenerbahçe kazandı, yine de kazanmayı bildi. Milano'ya geçti onlar da ikinci maçta ama Milano'da tam tersi oldu. Bu kez Milano önemli bir fark atmış olmasına rağmen büyük bir geri dönüş imza attı Fenerbahçe ve son çeyreklerdeki oyunla Fenerbahçe rakiplerini geçmiş oldu. Milano'nun da çok iyi bir kadrosu olduğunu söylüyor Anıl ama Euro League'de çok kötü
gidiyorlar. Ciddi paralar harcamalarına rağmen başarıları yok. Aynı zamanda Itiudis'in bu Milano maçını çok iyi çözdüğünü de söyledi Anıl. Ona da teşekkür ediyorum. Basketbol yorumlarımızı da böyle Anıl'ın desteğiyle yapmış olalım. Bu hafta biraz uzattım. Kusura bakmayın. Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Gelecek hafta yine Dünya Kupası ve spor bindemiyle birlikte karşınızda olacağım. Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.