Podcast

148: Trend Ekonomi: Türkiye iflasın eşiğinde mi?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu BB-‘den B+’ya indirdiğini, görünümünü ise “negatif” olarak teyit ettiğini açıkladı. Davutoğlu ve Babacan ise "iflas ihtimalini" merkeze alan açıklamalar yaptı. Tüm bunların ne anlama geldiğini finans yazarı Murat Kubilay'la konuştuk.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.492 kelime · ~22 dk okuma

Piyasalarda ipler oldukça gergin. Üstelik piyasaları tutan ip de artık kopmaya başladı. Ülke risk birimi CDS 900 puanı geçti. Uzmanlar kapıda bir döviz likidite tehlikesinden bahsediyor. Peki neler oluyor? Bütün bunlar ne demek? Nedir bu CDS birimi? Döviz likidite krizi ne anlama geliyor?

Böyle bir krizin gerçekleşme olasılığı gerçekten nedir? Daha önce benzer bir kriz yaşadık mı ya da buna benzer bir dizi soru akla geliyor tabi. Trend Topik çatısı altında başladığımız ekonomi odaklı yeni serimiz Trend Ekonomi'nin ilk bölümünde tüm bunlara beraber cevap arayacağız. Bu bölümde bir de uzman desteği aldık. Sizlerin de tanıdığınızı düşündüğüm finans uzmanı Murat Kubilay'la PodB Media Stüdyolarında sohbet etme imkanı bulduk.

Ben Ozan Gündoğdu, asabınızı diri tutun, hadi başlayalım. Ekonomi basınını takip etme imkanınız oluyor mu bilmiyorum ama bu sıralar sıkça duyduğumuz bir riskten bahsediliyor. Nedir o? Döviz-likirte krizi riski. Normal şartlarda bir ülkenin böyle bir krize girmesi için pek çok değişkenin aynı anda bir araya gelmesi gerekiyor. Yani her zaman gördüğümüz türden bir krizden bahsetmiyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Fakat bugünlerde tam da o bir araya gelmesi gereken değişkenler Türkiye'de gözleniyor ya da gözlenmeye başladı diyelim. Sözü sevgili Murat Kubilay'la gerçekleştirdiğimiz sohbete bırakmadan önce neden bu konuyu gündeme aldığımızdan kısaca bahsedeyim. Bildiğiniz gibi Ukrayna-Rusya savaşının patlak vermesiyle birlikte, dünya emtia fiyatlarındaki yükselmeye bağlı olarak bir enflasyon krizi yaşıyor. ABD enflasyonu son 40 yıldır görülmeyen bir oranda yükseldi. Haziran ayı enflasyonu %9.1 olarak açıklandı.

Şimdi bu da bir şey mi demeyin. Biz çok daha yüksek enflasyonlara şerbetli olabiliriz fakat ABD için bu oranlar ciddi bir stres olarak gözleniyor. Enflasyondaki gelişmeyle birlikte kapitalizmin merkezlerinde de para politikası sıkılaşmaya başladı. Yaşayan enflasyon karşısında Mayıs'ta 50 bas puan faiz arttıran Amerikan Merkez Bankası FED, Haziran'da da 75 puan faiz arttırdı.

Şimdi son zamanlarda kürede yaşanan tablo özetle bu. Yani küresel çapta para politikası özelinde bir enflasyonu düşürme programının tam ortasından geçiyoruz şu anda. Yani başka bir ifadeyle küre kemer sıkıyor ya da bizdeki ifadeyle acı ilacı içiyor. Fakat bir de Türkiye'nin durumu var tabi.

Eylül ayında başlayan politika faizini düşürerek ekonomide gaza basma adımı, Kobe ölçeğinde üretim yapan sanayiciye yaradı. İhracat arttı, büyümede gaza basıldı, işsizliğin yükselişi durdu. Tamam, fakat tümüyle öngörülemez finansal piyasalar meydana getirdi. Aralık ayında yaşanan kur şoku ancak kur korumalı mevduat adında bir korumasız opsiyonla frenlenebildi. Buna karşılık kurdaki yükseliş de Ocak ayından bu yana devam ediyor.

Merkez Bankası yetkililerinin bizzat şirketleri arayarak döviz satmaları yönünde ricacı oldukları dedikoduları giderek artıyor. Son olarak dedikodu olmaktan da çıktı ve bir habere dönüştü bu dedikodular. Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, 14 Temmuz'da Blümberg HD'de katıldığı programda şunları anlatıyor. Türkiye'de her şeyi çok açık açık konuşması lazım. Çok net konuşması lazım. Bugün telefon ediliyor. Gene bir iş insanı, genç bir iş insanı, dostumuz dedi ki konuşuyoruz sohbet sırasında, ben dedi geçenlerde telefon aldım dedi, ben şaka sandım dedi. Ne telefonu? Merkez Bankası'nda. Ya şaka falan mı? Şaka filan değil. Şaka filan değil. Arıyor mesela diyor biz polisiz arkadan telsiz falan. Ben duyuyordum ama diyor bunu da bilmiyor. Yani böyle de başıma gelmemişti diyor. Ama arandım. Ve denildi ki bana bir kısım dolar satmanızı istiyoruz. Ya bizim işte ihracatımız var biliyorsunuz. Biz sizi çok iyi biliyoruz. Takip de ediyoruz. Gayet de başarılı ihracat yapan bir firmasınız. Ama şu sıralar lütfen bununla ilgili bir sıkışıklık var. Bir kısım doları satın. Ya işte önümüzdeki hafta alımlarımız var vesaire. Yok sizden özellikle istirham ediyoruz. Bir kısım satın. Şu aralarda bir sıkışıklık var. Diyor ki ben de ne yaptım ettim diyor. Küçük de olsa bir şey sattım diyor. Ah telefon geldi diyor. Çok teşekkür ederiz. Aman iyi ki bunu yaptınız. Size minnettarız diye telefon geldi dedi. Şimdi bu bana işlerin çok düzgün gittiğini anlatmıyor bu tablo.

Ben burada iş insanlarının bana anlattıklarını aktarıyorum. Üzerine ne bir şey ekliyorum, ne bir şey çıkarıyorum. Şimdi Merkez Bankası tarafında tablo bu. Enflasyona bakalım Merkez Bankası'nın görevi olan. Sadece Ocak, Şubat ve Mart aylarındaki fiyat artışları karşılaştıysa dünyadaki enflasyon liginin şampiyonu biz oluyoruz.

İtidarın eylül ayında başlattığı bu yeni ekonomi programının çok riskli olduğu zaten belliydi. Bu risklerin tümünden çıkış planı olarak cari açığın kapanması hatta cari fazla verilmesi öngörülüyordu. Plana göre faizlerin aydan aya düşürülmesi döviz kurunu kontrollü biçimde yükseltecek. Bu esnada kontrol, Merkez Bankası rezervleri kullanılarak sağlanacak. Döviz kurlarındaki yükselmeye bağlı olarak ithalatın yerine, burası kritik, yerli üretim alacak. Yani döviz kurları yükselince ithal etmek yerine içeride üretmek daha az maliyetli hale gelecek ve böylece yerli üretim artacak. Yerli üretimin de finansmanı kim sağlayacak? Düşük faizli bankacılık sistemi tarafından sağlanacak. Yani böylece bir zincir tarif edilmişti bize yaklaşık 8-9 ay önce. Böylece kısa süre sonra da Türkiye cari fazla verecekti.

Yani bir döviz likidite krizi yaşamamamız için gerek koşul cari açığın kapanmasıydı. Tüm bunlar nasıl olacaktı? Faizleri düşürerek olacaktı. Fakat bu plan daha ilk aylarda patladı. Cari fazla bir yana cari açıkta rekorlar kırılmaya başlandı.

Çünkü Türkiye ekonomisi düşük faize, ithalat yerine yerli üretim diyerek değil, daha fazla ithalat diyerek cevap verdi. Finansal istikrarsızlık, kredi faizlerindeki yükselme, döviz kurlarındaki oynaklık başlarda keyifli olan sanayi kesimin de yavaş yavaş germeye başladı. Sadece bu değil, bir de üstüne Mart ayında patlayan Rusya-Ukrayna Savaşı'nın enerji fiyatlarını sert şekilde yükseltmesi cari açığı iyice köpürttü. Bu haliyle Merkez Bankası rezervleri kontrolü döviz kuru için kullanılıyorsa cari açık nasıl finanse ediliyor? Normalde yabancı sermaye akışıyla dememiz lazım ama yabancı sermaye girişleri de yok. Yani cari açık nedeniyle sürekli ülkeden döviz çıkıyor, bunun telafisi Merkez Bankası rezervleri fakat bu rezervler de döviz kuru için kullanılıyor. O halde dışarıdan para girmesi lazım fakat para da girmiyor.

Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen fonlar rekor seviyede faiz istiyor. Ülke risk firmi CDS 900'ü aştı. Başka bir ifadeyle ABD'nin %3 ile borçlandığı doları tüm bu riskler nedeniyle biz %12 ile borçlanıyoruz. Şimdi neyse ki yaz aylarındayız. Turizm dövizleri var. Fakat gözler sonbaharda sandı bu yüzden. Piyasalardaki gerginliğin konusu döviz likidide krizi. Bu konu son olarak siyasetin de gündemine girdi. CDS priminin 900'e çıkması tüm partilerin ekonomi kurmayları tarafından gündeme taşındı.

Gelecek ve Deva özellikle bu konuyu gündemlerinde ilk sıraya yerleştirdiler. Genel başkanlar düzeyinde açıklama yaptılar. Mesela Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu'nun Twitter hesabından 15 Temmuz'daki paylaşımı şöyle. Davutoğlu bu mesajı paylaşırken, DEVA'nın lideri Ali Babacan, 15 Haziran'da yaptığı konuşmayı sosyal medya hesaplarından tekrar paylaşarak sözlerini tazeleti.

Tarih şahit olsun ki ben bugün buradan uyarımı yapıyorum. Ülke olarak uçurumun eşine geldiğimizi söylemek ve hükümeti derhal göreve çağırmak üzere karşınızdayım. Ekonomik ve finansal bir beka sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum. Kaygılıyım çünkü ülkemizin temel riski yani iflas riski bugüne dek görmediğimiz bir seviyeye ulaşmış durumda.

Türkiye'nin temerlüt riskinin yani iflas riskini gösteren 5 yıllık CDS yani kredi temerlüt takas oranı tam 836 bas puana çıkmış durumda bugün. Şu anda ülke tam bir çakılmaya doğru gidiyor arkadaşlar. İnanın an meselesi, an o uçurumdan aşağıya düşmek, o temerrüt ve iflas çukuruna düşmemiz an meselesi. Bir gecede olur ya, bu işin şakası yok. Ben gördüm çünkü bunu dünyada pek çok ülkede gördüm. O iflasın temerrütün ne olduğunu biliyorum. Perişan olur herkes. İnanın yaşanacak bir ülke olmaz Türkiye ondan sonra. İflas demek benzin gibi, mazot gibi temel ihtiyaç maddelerinin parayla bile bulunamaması demektir. Paranız var, yarım depodan fazla alamıyorsunuz.

Tablo Ali Babacan'ın anlatımıyla bu şekildeydi. İlla ki işin içinde politikanın getirdiği köpüklü anlatım olacaktır. Peki ya biraz daha objektif baksak? Gerçekten nedir tablo? Bu krizin anatomisini, nedenlerinin, sonuçlarını, olası senaryolarını uluslararası finans uzmanı Murat Kubilay ile konuştuk. Sizleri Galata Kurulası'na nazır yaptığımız o söyleşiye götürmeme izin verin.

Sevgilim, merhaba. PodB Media Stüdyolarına hoş geldin. Şimdi ciddi bir gerginlik yaşıyor piyasalar. Bu ciddi gerginlikte başrol oyuncularını söyleyeyim ben sana. Mesela CDS diye bir şeyden bahsediliyor. Çok fazla adını duyduğumuz artık, çok fazla bunu duyduğumuz bir döviz likidite krizi diye bir şey var. Ya bu döviz likidite krizine önce odaklanalım. Nedir döviz likidite krizi ve Türkiye neden böyle bir krizin eşiğindedir diye yorumlar duyuyoruz.

Şimdi fırtına öncesi son sessizlik vardır derler ya işte tam da öyle bir durum. Bu biraz teknik kaldığı için insanlar hayatını doğrudan vurduğu zaman ancak itirak edebildikleri bir şok oluyor. Öncesinde bir tam olarak döviz likidesi nedir diye ondan bir bahsetmek isterim. Bir ülkenin, bir ulusal ekonominin elinde döviz varlıkları var.

Nakit cinsi bunlar çoğunlukta. Bir de tabii dövize ihtiyacı olduğu alanlar var. Nedir? Dış borcu vardır. Dış borcunun vadesi geldiği zaman ödemek zorundadır veya yeni borç bulmak zorundadır. Veya ithalat yapacak. İthalat yapabilmek için karşı tarafa bir bedel ödemesi lazımdır. İthalat bedelleri de anlaşma döviz cinsi olduğu için çoğu da dolar ve avro cinsidir. O şekilde yapılır.

Şimdi sizin ülkenizin içerisindeki döviz miktarı bunları karşılamakla... ...kıyaslandığı zaman yetersiz kalmışsa veya kalacak gibiyse... ...o zaman bir risk teşkil etmeye başlar. Normal şartlarda bir ülke düzenli olarak dış ticaret... ...hatta işte buna hizmetleri de katalım, cari açık verirse sürekli... ...bir yerden döviz bulması lazım. Sermaye girişinin olması lazım, döviz girişinin. Olmuyor.

Türkiye'ye sermaye girişi olmuyor. Hatta Türkiye'den sermaye çıkışı oluyor. O zaman bunu dengelemek için Merkez Bankası'nın döviz rezervlerini kullanmamız lazım. Ama Merkez Bankası döviz rezervlerini tüketmiş. Bir de piyasadan geri borç çalmış, ödünç almış. Onu bir daha satmış bize. Orada da yok. O zaman çok sıkıştığımız anlar, biz dış borçları nasıl ödeyeceğiz? İthalatı nasıl yapacağız diye bir sorun ortaya çıkıyor. Bunun sonuçlarında en iyi hasasında geçtiğimiz günlerde yaşadık. Sri Lanka'da gördük.

Bir anda elde para olmayınca dışarıdan mal alamıyorsunuz, dış borçlarınızı ödeyemiyorsunuz. Yani önce bir moratoriuma giriyorsunuz, onları yeni bir ödeme planına bağlamak zorunda bırakıyorsunuz. Bir de zorunlu gıda veya yakıt gibi maddeleri alamıyorsunuz, enerjiyi alamıyorsunuz. Biz bunu en son aslında bu kadar net 1978-1980 arasında gördük. 70 cent'e muhtaç kalmak diye bahsedilen dönemde öyle döviz yok. Yani burada bir şey karıştırılıyor. Bahsettiğim insanların Türk lirasını bırakıp dövize gitmeleri değil.

dövizin hiç olmaması, dövizin bir nevi gerektiğinde kara borsaya düşmesi, yurt dışında bulunması. Öyle olunca ehaliyle döviz olduğundan daha değerli bir hale geliyor ve eldeki o son döviz varlıklarını daha verimli, daha zorunlu alanlara kullanılabilmesi için, örneğin İngiltere'de birer lüks İtalyan marka araba alması yerine daha acil ülkenin ihtiyaçlı olması için devlet döviz varlığını yönetmeye kendisi karar veriyor. İşte orada zaten sermaye kontrolü diyoruz. O sermaye kontrolü geldiği zaman bambaşka bir panik dalgası oluşuyor. Yatırımlar duruyor, ediyor. Yani sadece işte istediğiniz malı bulamamak değil, tam derse acaba artık paranız olmayacak. Belki iş bulamayacaksınız, işinizi kaybedeceksiniz. Veya o esnada işte döviz inanılmaz derecede patlayacak. Ahaliyle bir enflasyon dalgası daha olacak. Böyle bambaşka bir yere gidiyorsunuz. Böyle bir risk sence Türkiye'nin önünde var mı? Yani dövizli kitle riski diye ifade edilen şey gerçekten yaşanabilir mi? Böyle bir kriz yaşanabilir mi? Şimdi 1930'larda Türkiye çok ciddi cari fazla verdi. Kırklardan itibaren, İkinci Dünya Harbi'ne itibaren bunları bir kısmını harcadı. Kırk yediden itibaren de çok fazla açık vermeye başladı.

Kore Savaşı esnasında Kurum satarak bunu bir süre daha idare etti. Bütün rezervleri bitirdi. 58'de dış borçlarını ödeyemez hale geldi. Yani böyle bir hikaye yaşandı. Daha farklısı 1970'lerde oldu. Enerji krizi yaşandı dünyada 1973'te. Türkiye çok daha fazla enerjiye para ödemeye başladı.

Diğer taraftan Kıbrıs Barış Harekatı oldu. Yurt dışından, batıdan paralamamaya başladı. Bu esnada işçi dövizleri vardı. İşçi dövizleri de yetmemeye başladı. İşte o dövize çevirebilir mevduatlar da o dönem çıkmıştı. Sonunda 77'de borçları ödemekte zorlandık. 78'de ödeyemedik. Paris Kulübü'ne yani bunların... ...böyle o dönem daha tabii mütevazı bir ülke olduğumuz için... ...böyle alacakların, bizi küçümsedikleri masalara düştük. 80'de de İMF anlaşması yaptık. Ancak öyle ödeyebildik. Yani geçmişimizde bunlar oldu. Şimdi dönüp dolaşıp bakıyorum. Türklere güveni tamamen yük edecek bir enflasyon döngüsü içerisindeyiz. Evet içerisindeyiz. Türkiye'ye giren sermaye ile çıkan sermaye baktığım zaman çıkan sermaye çok daha fazla. Doğru. Hatta kur yukarı doğru gitse dahi sermaye girişi artmıyor. Çare açık devam ediyor.

Caracık devam ediyor. Bu enerji fiyatları da düşmesi çok mümkün değil. Dünya durgunluğa girer. Böyle bir ihtimal var. Enerji fiyatları düşerse bir açıdan lehimize gelir ama diğer açıdan biz ihracata da bağlı bir ülkeyiz. Kime ihracat yapacağız? Böyle bir sorun var.

Dünya yoksullaşırken bize turist olarak kim gelecek? Böyle bir sorun da var. Yani ithalatımızı kısarken ihracatımız da kısılacak. Dolayısıyla ülkedeki döviz varlıkları çok kısıtlı hale geliyor. Bir yıldan kısa vadeli dış borç ödemeniz de 182,4 milyar dolara gelmiş. Nasıl ödeyeceksiniz? Merkez Bankası'nın da kasasında böyle bir döviz yok.

Yurt dışından yeni bir kaynak da bulamadınız. En azından şu anda bize açıklanan böyle bir şey yok. Kayıt dışı yöntemlerle gelen paralar işte 3 ayı 5 değil, 3-5 haftayı ancak kurtarır diyelim. Bu ortamda evet böyle bir risk var mı? Var. Zaten bunun sağlamasını yapmak da çok kolay. Kredi derecelendirme kuruluşları, 3 tane işte Batı Finans Kapitali'nin ana kuruluşlarına baktığımız zaman artık neredeyse iflas diyeceğimiz durumun 2 tanesinde 2 not, bir tanesinde de 3 not üstünde.

S&P bir tık daha iyi. O da muhtemelen birkaç ay içerisinde o da not düşürecek. Belki o zamana bile kalmaz. Yani böyle bir risk olduğunu onlar da söylüyorlar. Dahası işte çok popüler oldu. ABD yargısına tabi olan Türkiye'nin beş yıl vadeli Euro tahvilleri var. Yani döviz cinsi borçlanma senetleri. Bunlar Güney New York'taki mahkemeye bağlıdırlar. Yurt dışı borsalara da kot edirler. Bizdeki borsaya da kot edirler.

Bunların bir sigorta risk primi var. İşte o CDS dediğimiz şey bu oluyor. Onlar da %8,5-9'a gelmiş prim. Yani siz her yıl %8,5-9 kadar prim ödeyip ana parasını kurtarmak için sigorta alıyorsunuz. Demek ki orada da çok büyük bir rahatsızlık var. Çünkü normalde Türkiye'nin düzeyindeki ülkelerin olması gereken şey %150-200 bas puan. Yani %1,5-2.

Buradaysınız, hiçbir şey lehinize gelişmiyor. Yurt içerisinde daha güvenli bir ortam olacağına inanıp da yurt dışından para getiren, kirli para da yok. Varlık barışları yapıyorsunuz sürekli, gelmiyor. Sürekli hayali para kaynakları arıyorsunuz. İşte yok Rusya'dan şu geliyor, bu geliyor. Belki de geliyordur da. Ölçemiyoruz, gözlemleyemiyoruz. Ama yetmiyor. Sonuçta Bakü'ye açıklanıyor. Türkiye'nin cari açığı çok büyük. Türkiye'nin dış borçları çok kısa vadeli. Ve neticesinde evet, böyle bir risk maalesef var mı? Çok ciddi şekilde var.

Şimdi bu riskin daha önce gerçekleştiği tarihleri elli sekiz ve yetmiş sekiz olarak söyledin ama elli sekizde de yetmiş sekizde de Türkiye'de kambiyo denetimi vardı. Yani TL convertible değil. Sermareketleri tümüyle serbest artık. Bin dokuz yüz seksenden sonra böyle bir şey yaşamadı.

Yani sermarketlerin tümüyle serbest olduğu bir dönemde bir temel rüt yaşanmadı Türkiye'de. Depreme benzetelim hadi bu döviz likitler riskini. 58-78'deki bir temel rüt mü çok daha yıkıcı olur yoksa bu dönemde 2022'de yaşanacak bir temel rüt mü daha yıkıcı olur? Şimdi eskiden Türkiye ekonomisi dünyadaki birçok ekonomiyle birlikte kendi içine kapalıydı.

Dünya da böyleydi. Bu kadar küreselleşme denilen bir şey yoktu. Döviz kurları da sabitti. Böyle piyasalarda dalgalanmada yoktu. Yani bunlar Türkiye finansal açıdan geriydi, Türkiye'de yoktu da dünyada var dedik. Dünyanın hiçbir yerinde yoktu. Yetmiş birden önce zaten kurlar sabitti. Onun öncede altın standardı vardı. Yani şu Asya'ya yaşadığımız birçok şey, sonra otuz kırk yıllık mevzular.

Fakat öyle bir açık ekonomiye geçtik ki ve gümrük birliği içerisine girilmiş. Mesela bizim son rakama da dün bakmıştım. Türkiye ekonomisinin yüzde otuz dokuzu kadar ithalatımız var. Otuz biri kadar da ihracatımız var. Şimdi böyle bir ortamda o kadar çok döviz girişi oluyor ve çıkışı oluyor ki bunları durdurursanız, engellerseniz ekonominizin normal hareketlerini, dinamizmini korumanız mümkün olmaz.

Eskiden, bu 70'li yıllarda nasıl olurdu? Top var, işte odalar ve borsalara bağlı olan kurumlar döviz tahsisatı yaparlardı. Yurt dışına gideceksiniz, öğrencisiniz, Amerika'ya giderdiniz, belli bir miktar döviz tahsisatı verirlerdi. İşte kabul yazınızı falan vereceksiniz, edeceksiniz, niye gidiyorsun, nasıl gidiyorsun, hangi okulun, hep kanıtlamanız gerekiyor. İyi de şu an Türkiye çok büyük. Nüfusa sahip bir ülke. Küreselleşmeden ötürü ihracat yapan şirketlerin bile devasa ithalatı var. Ham maddeleri alıyor, önemli kritik elektronik maddeleri alıyorlar, enerji maddeleri alınıyor. Bu bir tek petrol, doğalgaz veya kömür alımı gibi büyük, az sayıda şirketin yaptığı işler değil ki. Sürekli para giriş çıkışı var. Şimdi kim bunun tahsisatıyla uğraşacak? Kim bunları denetleyecek? Bakın en basit bir kararı aldı BDDK. Dedi ki, işte toplam varlıklarının veya satışlarının yüzde ondan fazla döviz olan bağımsız denetime tabi şirketler... Ucuz kredi alamazlar dedi. Ya bu sonrası da geri adım atmaya başladı. Çünkü bunun denetimin çok zor olduğunu gördüler. Bir de Türkiye çok kayıt dışısında olduğu bir ekonomi. Yani dünyaya iyisiyle kötüsüyle doğru veya yanlış hiç bunlara girmiyorum. Aşırı entegre olmuş bir ekonomimiz var. Dolayısıyla böyle bir şeyi yani böyle bir ödemeler dengesi krizi diyoruz biz buna işte. Olursa arkasından bir sermaye kontrolü gelirse Türkiye ekonomisi ayakta kalamaz. Şimdi ayakta kalamaz da kalıyor yani. Kalıyor derken, iki bin on sekizde Rahip Brunson şokunu yaşadık. İki bin on dokuzda sert faiz artışı, iki bin yirmi pandemi. Şimdi giderek dibe doğru batan ama günün sonunda bir bankaların önünde mudiler görmüyoruz. İki bin birdekine, doksan dörttekine benzer bir şok, büyük bir şok yaşamıyoruz. Ekonomi dayanamaz deyip duruyor. İyi de dayanıyor işte. Bir gecede olur bunlar. Bir gece de yani işte bir cuma akşamı olağanüstü bir toplantı yapılır. Cumartesi sabahı banka genel müdürü ve yönetim kurulu başkanları acil toplantıya çağrılır. Sonra akşam saatlerinde onlar kendi yöneticilerine durumu beyan ederler. Millet bu ıslarda bankamatiklere gider. Herkes parasını çekmeye çalışır.

Bankamatiklerin şubelerinin önüne jandarma, polis konmak durumunda kalır. Pazar sabahı bütün banka personelleri gelir. Eğitim alırlar. Ne yapacaklarını onlara anlatırlar. Bütün elektronik sistemler bunlara göre oluşturulur. Pazartesi günü hayatımıza devam ederiz. Şimdi bunlar böyle olur yani. Böyle bir durumda daha önce buna benzer şeyler yaşadık. Doksan dörtte, iki bin birde kez daha. Böyle bir durumda İMF'ye giderdi. Türk hükümetleri. Şimdi ne yapabilir? İMF'ye gitmeyeceğini varsayıyor.

Yani zaten İMF'ye Türkiye'ye gidemez. Bir kere şimdi orada bir bilgi hatası var. Türkiye İMF'nin bir üyesi normal şartlarda. Tabii ki İMF'nin çok eleştirme tarafları var ama o ayrı bir konu bugün konusu değil. Gayet girip de isteme hakkı var ama... ...İMF'de kararlar, büyük kararlar yüzde seksen beş çoğunlukla anılıyor. Ve yüzde on beşin üzerinde oy oranı olan bir tek ABD var. Yani ABD isterse veto koyabilecek tek ülke. Bir de bütün olarak Avrupa Birliği koyabiliyor. Ama Avrupa Birliği'nde böyle karar almak çok zor.

E peki ABD vetosu var mı? Evet var. Çünkü S-400 sistemlerine ötürü ABD kongresi, ABD hükümetini de bağlayacak bir şekilde katsa yaptırımlarını uyguladı. Yani Türkiye uluslararası finansal kuruluşlardan, resmi kuruluşlardan para alamaz.

Bu kanunun değiştirmesi lazım. Kongre böyle bir karar aldı. Bunu da S-400'lerin varlığına bağladı. Yani bizim hükümet ister miyim efe, istemez miyim, geçti mi istese bile... ...bunu alamaz şu koşulları altında. Sevgili Murat, bir cisim yaklaşıyor. Ve bu cisim bizim gemiyi paramparça edebilecek büyüklükte olduğu düşünülüyor. Böyle bir risk var en azından. Peki bizim kaptan ne yapabilir? Yani şu saatten sonra... Ondan önce şöyle diyeyim, bir örnek de şu olsun. Şimdi bu Armageddon ve derin darbe filmleri vardı. Bu tüp şeyler filmlerde oluyor gibi geliyor. Ama bazen hayatta gerçek de oluyor. Şimdi 99 depreminde Tüpraş patlaması, İzmit rafinerisi patlamasıyla İzmit'in havaya uçabileceği söyleniyordu.

Olmadı. Hiç bu tür şeyler olmuyor zannettik. Yine rehavete kapıldık ama 2011'de Japonya'da Fukushima nükleer santrali patladı. Tsunami sonucunda bambaşka bir olaylar yaşandı. Yani bunlar olabiliyor. Her zamanda biz şanslı olacağız diye bir durum yok. Dolayısıyla olabilir. Şimdi bizim burada ilk yapmamız gereken şey şu. Sermaye çıkışını bir kere durdurmak zorundayız. Sermaye çıkışı güvensizlikten oluyor. İkincisi, dış açığımızı hemen kapatabilmemiz için kurun yukarı gitmesi gerekiyor. Tabi kurun yukarı gitmesi demek şu, yoksullaşmak demek. Çünkü ithalat yapamayacağız ki dış açığımız az olsun. Yani daha az olacak. Üşüyeceğiz kışın, daha az doğal gaz yakacağız. Zaten öyle oluyor da daha da bir öyle olması gerekiyor. Yapacak bir şey yok. Sert şekilde küçülmesi anlamına geliyor. İşte yani zaten yıllardır şişme bir şekilde büyüyorduk. Şimdi o büzülmesi gerekiyor üzücü bir şekilde. Ha bu arada bunu çok sert büzersek gemi karaya bir kere vurursa deflasyon dediğimiz ve artı işte derin durgunluk girerse onu durdur geri suya sokmak çok zordur. Ben bunun taraftarı değilim. Şu kemer sıkmalar falan olursa daha kötü olur bu iş.

Ama ne gerekiyor çok acil bir şekilde? Sermayenin de yeni girmesi gerekiyor. Bunun için de faizi arttırmanız gerekiyor. Hem Türk Lirası'nın daha istikrarlı hale gelmesi ama o istikrar gelmesinden önce bir belli bir yere çıkması. Çünkü on yedi liradan istikrarda gelemiyor. Belki yirmi üç liradan gelecek. Bir bırakmanız gerekiyor. Bu bir. İkincisi...

İşte yeni parayı çağırabilmeniz gerekiyor. İki, sadece getiriye gelmiyor para. Riskten de korkuyor. Sizin risk içeren enteresan finansal teorileri, ekonomik teorileri bırakmanız gerekiyor. İşte enflasyon, faiz arasındaki çılgınlıkları bırakmanız gerekiyor. Bir de tabii insanları nasıl ikna edeceksiniz? Bu işi her seferinde bozan kişi kim? Cumhurbaşkanı Erdoğan. Demek ki onun olmaması gerekiyor. Yine doğru kararları alabilmek için güçlü bir siyaset ve

Bürokrasi gerekir. O zaman sizin Hazine ve Maliye Bakanınızın, Merkez Bankası Başkanınızın ve üst yönetimlerin bu kişiler olmaması gerekiyor. Bunları da değiştirmeniz gerekiyor. Kamu bankaları, yöneticilerin de bunlar olmaması gerekiyor. Sonra kamuya ait olan mali verileri bir daha gözden geçirmesi gerekiyor. Daha şeffaf, gerçekten. Mesela kamu özel işbirlikleri çerçevesinde ne kadar döviz cinsi taahhütte bulunduğumuzu bilmemiz lazım. Çünkü dövizin bir kısmı da oraya gidiyor. Şimdi IMF'den veya başka herhangi bir kaynaktan diyelim ki Türkiye'ye para gelecek.

Yatırım yapacak yani. Bedavadan hibe vermiyor. Şimdi bu parayı veren kişi bu paranın hangi deliklerden sızabileceğine dair önden bilgi almak istemez mi? Oraları tıkamak istemez mi? İster. Bu şeffaflığı sağlamanız lazım. Bunları yapmanız lazım. Ama dediğim gibi Türkiye o kadar çok üretmeden büyüdü ki hayali büyüme, şişme bir büyüme, hormonlu bir büyüme.

Şu saatten sonra ekonomisinin yavaşlamadan bunu çözmesi çok zor. Ha, Türkiye'nin potansiyel büyüme oranı yüzde üçtür. Yani Türkiye'nin illa batıdaki ülkeleri gibi eksi büyümesi, küçülmesine gerek yok. Yüzde birle büyürsünüz, o da bir nevi küçülmedir. Yani çünkü yüzde birlik büyürseniz işsizlik artar bu ülkede. Yüzde üçte bile artıyor da neredeyse. Yani dolayısıyla bu. Yoksulluk, zorunluluk haline gelmiş durumda.

Peki şimdi politikayı takip edenler ekonomiyi takip etmeyince politikayı doğru değerlendiremiyorlar. Ama sen hem ekonomiyi takip ediyorsun hem politikayı dolayısıyla takip edebiliyorsun. Daha sağlıklı takip edebiliyorsun. Böyle bir riskin gerçekleşmesi halinde bu henüz risk gerçekleşecek diye bir şey söyleyemiyoruz. Ama gerçekleşmesi halinde bir sene içinde yaşanacak seçimlere etkisi ne büyüklükte olur? Yani bunu sadece şu yüzden sormuyorum. AKP'nin oranı düşer vesaire bağlamında değil. Hayatımızda politik manada ne değişir?

Yani şöyle söyleyeyim, böyle bir olay gerçekleşirse en kötüsünden ortada bir AKP ve Erdoğan kalır mı? Ondan emin değilim. Yani bu iş bambaşka bir noktaya gider. Yani şu anda biz mesela ciddi derecede iktidardan rahatsızız. İşte ekonomi politikalarını beğenmiyoruz, hayatımıza müdahale ediyor diyoruz, şunlar bunlar. İşte herkes kendi istediği partiye oy verebilir. Ama o esnada Amerikan filmlerindeki gibi bir tane bir meteor geliyor, çatlıyor ülkeye çarpıyor.

Şu an o konular gündemden düşüyor. Evet, bu metuara karşı yeterince önlem almayan veya metuara asıl nedeni olan yönetim gider ama bizim öyle büyük problemlerimiz olur ki. Arkasından gelen hükümetin de altından kalkması çok zor bir duruma iter bunu. Çünkü az önce de bahsettim, ekonomi bir kere tam durursa, karaya oturursa onu yeniden suya çekmek çok zor bir şey. Çok maliyetli bir şey. O esnada bir sürü batık kredi olacak.

Sağlıklı firmalar bile karşı taraf battığı için, alacaklarını tahsil edemediği için batık hale gelecek. Bu insanlar işsiz kalacaklar. İşsiz kalınca insanlar tüketimi daha az yapacaklar. Tüketim azalınca üretim bir daha azalacak. Aynı zamanda batık krediler bankalara birikecek. Bankalar bir kısmı belki kurtarılması gerekecek. Devlet bolunakları elindeki maliyetleri buraya kullanmaya başlayacak. O zaman sosyal devlet daha zayıflayacak. O zaman toplum daha mutsuz olacak. O zaman toplum sokağa çıkacak. İnanılmaz bir döngüye giriyoruz. Bu olursa bizim için çok feci yerlere gider.

Ben bu olayın inşallah yaşanmayacağını ve son anda Türkiye'nin oradan döneceğini düşünüyorum. Ama yaşanırsa eğer Türkiye'nin bir Erdoğan ve AKP'ye ilişkin artık bir derdi kalmayacaktır. Ama Türkiye'nin kendi bekasına ilişkin bambaşka dertler olacaktır. Çünkü o krizlerden çöle kolay çıkılmaz. Yani bu bir İMF anlaşması olur. 50-100 milyar dolar gelir. Yok. Yani o duvara o kadar sert vurduktan sonra olmuyor. Hatta demin bir vermiş olduğun örneğe de yanıt vermek istiyorum.

Şimdi 2018'den itibaren biz üç tane şok yaşadık. Bir Temmuz 2018'de, sonra bir Ekim 2020'de, bir de Kasım 2021'de başlıyor. Üç şok yaşadık. Kasım 2020'den sonra boksörün çoktan yere düşmesi gerekiyordu. Damardan KKM, Kuru Krolu'nun mevduatı verdik. Yani bir nevi şey gibi düşünelim buna. Bir tane de doping maddesi, yasal olmayan. Şu an boksör öyle, ayakta duruyor ama boş bakıyor. İlk orta şiddetli bir yumrukta boksör tamamen hayati tehlikeye girecek kadar kötü durumda. Yani çoktan bizim düşmemiz bizim legimize gelirdi. Şimdi bir yumruk daha yiyeceğiz, belki de oralara gideceğiz. Umarım sonunda vuranlar bu yumruğu çok çok ağır...

...yapmazlar şu an gittiğimiz yerde. İşte ağır yaparsa dediğimiz gibi ödemeler dengesi krizi. Sonra zorunlu sermaye kontrolleri, kıtlık ve kargaşaya kadar gider. Eğer bu kadar olmazsa yine ağır bir yoksullaşmayla atlatma imkanımız olabilir ama... ...işler belli bir yerden sonra kendi kendini kötüleştiren yola girdiği için yani bereketsiz bir döngü haline geldiği için... ...sanıyorum o bir duvara çarpmadan böyle yumuşak inişte bitmeyecek gibi.

Birçok insanın şöyle bir beklentisi de var. İktidar değiştikten sonra, bugünkü muhalefet iktidar olduktan sonra... ...hukuk ve demokrasi tesis edilecek ve yabancı sermaye akacak memlekete. Bu, bu kadar hızlı mı olacak? Yani gerçekten iktidar değişimiyle beraber ekonominin kendiliğinden, kendiliğindenin altını çiziyorum, kendiliğinden düzelmesini beklemeli miyiz?

Yani yeni iktidar bir istikrar sağlayabileceğini görürlerse, iktidar değişiminin sorunsuz yaşanacağını görünürse... ...ciddi bir sıcak para akışı olur. Çünkü Türkiye'deki varlıklar çok ucuz kaldı. Ama bu yeni fabrikalar korumak, etmek, Türkiye'yi kalkındırmak değil. Sadece istikrar oluşturmak için olur. Dış politik sorunlarda ilerleme kaydedilirse bir İMF anlaşması olur. Tabii o İMF anlaşmasının uzun vadeli bırakabileceği kalkınmaya ve yoksullaşmaya ilişkin olumsuz sonuçlar bambaşka. Ama onları bir kenara bırakıyorum. Kısa vadelik istikrardan bahsediyorum.

Bu istikrar çok muhtemelen sağlanır. Yani şu yayını yaparken dolar kuru 17.50 idi. Biz 27.50 lira olabilir midense asla olamaz diyemeyiz. Ama o iş olduktan sonra artık tamam daha fazla gitmez diyebiliriz. Bir istikrar beklentimiz oluşur.

Beklendiğimiz olunca tasarruflar, üretim, yatırım, tüketim bunların hepsine dair kararları daha olağan bir şekilde alabilir hale geliriz. Bunları sağlarlar. Ama Türkiye'nin dertleri o kadar büyük ki. Yani mesela bizi aşan mevzular var. Dünya genelinde yüksek enflasyon var. Yani 1978-82 arasında sırasıyla Brezilya, Arjantin, Meksika iflas ettiler. Yani bu yüksek ABD enflasyonu Türkiye istese bile kolay bir şekilde normalleşmesini zorluyor. Bunun haricinde Türkiye'nin mesela kalkması için en büyük problemlerden biri gençliğini iyi yetiştirememesi. Müthiş bir gençsizlik var. Gençler de iyi yetiştiremedi. Onlar bunu suçlusudur veya mağdurdur. Ayrı bir konuya girmiyorum orada ama...

Ne yapacaksınız? İhtihar değişince bir anda bütün gençler yabancı dil mi öğrenecekler otomatikman? Öğrenmeyecekler. Herkes yazılım mı öğrenecek? Olmayacak. Yine ÖSS'de üniversite sınavında girenlerin elli bini sıfır çekecek. Yani dolayısıyla bazı şeyler kısa vadeli hemen değiştirilemez. Ağır bir dış borç yükü bırakılmış, kamu özel işbirliği üzerinden bırakılanlar yükler var. Kur korumalı mevduat üzerinden bırakılan yükler var. Bunların da tabii ki Türkiye'nin hızlı bir şekilde toparlanmasını engelleyecektir. Yani özetle...

Kısa vadede eğer iktidar değişiminden sonra istikrar sağlayacak ve temel bazı doğruları yapabilecek bir iktidar oluşursa, evet bir nefes alınır. Yine bu esnada temel hak ve hürriyetler geri geleceği için, demokrasi ve adalette iyileşimler olacağı için bir yüzümüz gülümsemeye başlar. Ama orta vadede bir enkaz bırakılacağı için çıkış o kadar kolay değil. Küresel koşullar o kadar iyi olmadığı için kolay değil. Uzun vadede ise çok çok daha radikal dönüşümler yapmamız lazım. Yani bizim bu eğitim sistemini, vergi sistemini... Bazı sanayi sektörlerindeki özelin kamunun payını nasıl gelişeceğini bunun hepsini tartışmamız lazım. Bunlar olmadan büyük dönüşümler gerçekleşmeden istediğimiz hedefe ulaşamayız.

Murat Kubilay'la yaptığımız söyleşiyi dinlediniz. Çok uzatmadan, kapanış adına ben kısacık yorumumu ekleyeyim. Bir cisim yaklaşıyor. Belli ki bir cisim yaklaşıyor. Fakat büyüklüğünü, küçüklüğünü kestiremiyoruz. Fakat iyimsel bir tablo da çizemedik gördüğünüz üzere. Tablo fena görünüyor. Trend topiği ve trend ekonomiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar insan onuruna yaraşır bir hayatınız olsun. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)