
2.925 kelime · ~15 dk okuma
Şimdi Ege ya da Akdeniz sahillerinde çok da büyük değil. Böyle mütevazi bir tatil köyünün plajında güneşlenip, şöyle soğuğundan bir bira açıp, lıkır lıkır içmek, üstüne bir de deniz sularını atlayıp serinlemek vardı. Hatta belki de vardır. Bayramda tatil yaptıysanız, Hatta tatiliniz hala devam ediyor. Üstüne bir de bu bölümü tatilde dinliyorsanız, valla ne diyeyim, keyfinizi çıkarın, benim için de yüzün. Ama diyorsanız ki, ya ne tatili? Bu fiyatlara tatil mi yapılır Ozan? Ya da lıkır lıkır içilen bira dediğimde aklınız önce cebinize gidiyorsa, e siz de haklısınız. Ama bir yere ayrılmayın, siz de doğru yerdesiniz. Çünkü Tren Topu'nun bu bölümünde, Türkiye'de bugün turizmin hali ne ne değil bunu konuşuyoruz.
Tabii şu sıralar kulağımıza sıkça çalınan orta sınıf, artık tatil yapamıyor ifadesinde masa yatıracağız. Kim bu orta sınıf? Ne zamandan beri tatil yapıyordu da şimdi yapamıyor? Ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım.
Artık sadece zenginler ve fakirler var, orta sınıf eriyor, orta sınıf bitti vs vs. Belki de son yıllarda en çok duyduğumuz önermelerden biri bu. Son günlerde ise bu ifadeyi biraz da tatil bağlamında duyar olduk. Nedeni belli. Orta sınıf olarak ifade edilen kesimler artık tatile çıkmakta zorlanıyor. Zorlanıyor ne kelime, hatta çıkamıyor belki de.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'nin ya da kısa adıyla TÜRSAB'ın Haziran ayı sonunda Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamaya göre fiyatlara şöyle bir tatil yapmak için gereken fiyatlara şöyle bir göz atalım. Şöyle diyor TÜRSAB. Ege ve Akdeniz kıyısındaki tesislerde konaklama tercih edenler için 3 yıldızlı otellerde gecelik oda fiyatı 800 lira, 4 yıldızlı otellerde 1400 lira, 5 yıldızlı otellerde ise 2000 TL seviyelerinden başlıyor. Bu fiyatlar tesisin niteliğine ve hizmet kaddesine göre daha yüksek seviyelere çıkabilir. Bayram döneminde bir haftalık villa kiralama fiyatları da ortalama 15.000 TL'den başlıyor. Bununla birlikte bayram döneminde çadır, kamp, karavan tatili, butik otel, yat turları ve günübirlik turlarda ilgi görüyor. Böyle demiş TÜRSAP. Yani otelde konaklayayım diyorsanız gecelik 800 lirayı gözden çıkaracaksınız.
Ailecek tatile çıkmak gibi bir niyetiniz varsa yani bir haftalık bir tatilin sadece konaklama bedeli 10 bin liradan fazla bir tutarı harcamayı gerektiriyor. Çocuk sayınıza göre bu tutar katlanarak artacak. Üstelik bu 3 yıldızlı mütevazi bir otel için geçerli. Yani siz konforunuzu arttırayım 4 yıldızlı 5 yıldızlı oteli gideyim diyorsanız çok daha büyük paraları gözden çıkartmanız lazım.
Fakat sadece bu değil tabii. Tatil lokasyonuna gitmek için de binlerce lirayı bulan harcamalar yapmak zorundasınız. Niye? Çünkü akaryakıt fiyatları belli. İstanbul'dan İzmir'e gitmek için otomobille gidiş geliş 2000 TL'yi gözden çıkartmanız gerekir. Sadece benzine vereceğiniz para bu. Bu tutar yolun durumunu arabanıza ve sürüş yönteminize de göre artabilir. Uçak ya da otobüsle gittiğinizde de tatile çıktığınız kişi sayısı arttıkça katlanmak zorunda olduğunuz masraf da artabilir. Tatildeki gıda harcamalarını hiç saymadım bu arada. Yani anlayacağınız tatil yapamıyor orta sınıf. Yapsa da biliyorsunuz tadını çıkaramıyor. Yani gidiyor da kuru kuru eğlenmeden geliyor.
Bu tartışmalar sırasında düşünme patikamızda farkına varmadan bir acımasızlık da yapıyoruz bu arada. Önce, vatandaş tatile gidemez diye düşünüyoruz. Kimsenin tatile çıkamayacağını düşünüyoruz. Sonra zaten alt gelir grupları için tatil hayaldi de orta sınıflar tatil yapabilirdi diyoruz. En sonunda orta sınıf tatil yapamıyor sonucuna ulaşıyoruz. Yani zaten alt gelir gruplarının tatile çıkamadığını sorun etmiyoruz. Sorun orta sınıfların geriye düşmesi. Peki kim bu orta sınıf? İsterseniz önce onu bir tanımlayalım. Çünkü ne olduğu belli olmayan bir kavram. Biraz mulak bir kavram orta sınıf.
Şimdi sınıflı toplumun iktisat literatürüne girmesi klasik iktisatçılar tarafından ilk defa değerlendirmeye alınıyor. Adam Smith, David Ricardo ve Karl Marx bu iktisatçıların başında geliyor. Klasik iktisat deyince bu üçlü önemli güçlü. Fakat bu Ecole'e göre adına orta denen bir sınıf yok. Yani sınıflar böyle hiyerarşik bir şekilde alt, orta, üst diye ayrılmıyor. Bunlar bir toplumsal sınıfı değil, gelir gruplarını temsil ediyor daha çok. Yani
üst gelir grubu, orta gelir grubu, alt gelir grubu gibi tanımlayabiliriz. Peki sınıf ne? Onu da şöyle tanımlayabiliriz. Hangi üretim ilişkisi hakimse, o üretim ilişkisinin etrafında ortaya çıkan toplumsal farklılaşma. Mesela, feodalizmin hakim olduğu bir düzende dere beyleri, köleler ve serfler birer toplumsal sınıfı ifade edebilir. Elbette feodalizm ve sınıf kelimeleri birlikte kullanılınca şu meşhur sahneyi hatırlamak mümkün. Hoş gelmişsin ağam. Bütün marabaların yolunu bekledik.
Bu nedir lan? Neye yarar ki? Aptal sana haşa huzurdan ağam. Kim sıcacak içine? Parayı basan herkese serbest. Yalnız ağamıza beleş. Buyur, sana beleş ağam. Beleş ya mı? Ulan hiç aklınız da yok sizin muhanatlar. Aga'ya beleş. Burada ağa, feodal düzenden kalan hakim sınıfı ifade ediyor.
Bizim topraklarda bu düzendeki ezilen sınıf maraba ya da ırgat olarak ifade ediliyor. Hepsine köylü diyoruz ama. Tabi cumhuriyetle birlikte feodalizmin tasfiye süreci başlıyor fakat toprak ağalığını tasfiye edebilmek uzun yıllar alıyor. Bu nedenle Türkiye'nin toplumsal yapısı uzun süre feodalizmden kapitalizme veya feodalizmden sanayi toplumuna geçişin sancılarını yaşıyor. Peki sanayi toplumlarında sınıflar nasıl organize oluyor? Burada iki sınıf var.
çalışanlar, emekçiler ya da proleterya. Bir de çalıştıranlar, yani kapitalistler ya da sermayedarlar. Bu gruba bourgeoisi demek de mümkün ama bizim dilimizde bourgeois'a bambaşka anlamlar da yüklendiği için bu kelimeyi tercih etmiyorum. Dünyayı sarsan 10 gün filminde iki sınıftan oluşan toplumsal yapı, bir Sovyet askerinin ağzından bir anarşiste şöyle anlatılıyor. Düşüncem sabit. Ama eğitim almadım. Ve bildiğim tek şey var. O da iki sınıf olduğu.
San ne saçmalayıp duruyorsun böyle? İki sınıf var. Eğer birinden değilseniz, öbüründen olmanız gerekiyor. İki sınıf var. Eğer birinden değilseniz, öbüründen olmanız gerekiyor. Bu haliyle orta diye bir sınıf aslında bulunmuyor. Bugün orta diye ifade ettiğimiz sınıflar, aslında büyük ölçüde emekçi sınıfların bir parçası.
Fakat yine de orta sınıf deyince gözümüzün önünde bir şey beliriyor. Tarihin çeşitli dönemlerinde farklı orta sınıf tanımlarından bahsetmek mümkün. Yani gelirinden bağımsız olarak, sosyal statüsü, toplumsal yararçının ortasında bulunan bir kesimden bahsediyoruz. Fakat evrensel tanıma baktığımızda orta sınıfı bir gelir grubu olarak tanımlamak da mümkün. Mesela ünlü Fransız iktisatçı Tom Piketty 3 gelir grubu tanımlıyor. En alt %50'lik gelir grubuna halk sınıfı, en üst %10'luk gelir grubuna da üst sınıf olarak niteleyen Piketty, arada kalan %40'lık grubu orta sınıf olarak tanımlıyor.
Fakat 21. yüzyılda Capital adlı ünlü eserinde Piketty bu tanımlamaların tartışmaya muhtaç olduğunu da belirtiyor. Yani bu tanım bir mutlak kavramı ifade etmiyor. Gelir cinsinden tanım yapmak mümkün olabildiği gibi tüketim kalıpları üzerinden de bir tanıma kavuşmak mümkün bu arada.
Mesela bizdeki orta sınıf deyince, geliri dinsinden değil, şöyle de tanımlayabiliriz. Evi arabası olan, mobilyalarını, beyaz eşyasını seçebilen, senede birkaç gün veya hafta da olsa tatile çıkabilen, kentte yaşayan, meslek sahibi bir kesimden bahsediyoruz. Bize de bu sınıfı orta direkt olarak terimleştirebilmek mümkün. Fakat şimdi kim kaldı evi arabası olan, mobilyasını seçen, tatile çıkabilen derseniz haklısınız. İşte bu yüzden orta sınıflar eriyor diyoruz. Ne zamandan beri?
Böyle 1-2 yıldır değil, yaklaşık olarak 1980'lerden beri süren bir fenomenden bahsediyoruz. 1987 yılında çekilen Kemal Sunal'ın başrolünü oynadığı kiracı filmi bu erimeyi net biçimde resmediyor. Bugünlere de ışık tutuyor. Dairemiz ufaktır ama kullanışlıdır. Kirası ne kadar? Yüz elli bin. Yüz elli bin lira mı? İyi ama benim ailem yüz otuz beş bin lira. Hadi senin hatırın için yüz otuz beş bin lira olsun. Peki ama ben nasıl yaşayacağım? Orasını bilmem. Eğer ayda yüz otuz beş bin lira alıyorsan... ...beş kuruş kira vermeden yine yaşayamazsın zaten. Sen ne diyorsun arkadaş? Bu memlekette kırk altı bin iki yüz lira asgari ücretle geçinmeye çalışanlar var. Öyle mi? İnanılır gibi değil. Onlar temelli ölmüşler.
Bir daire aylığından çok daha fazla kiraya getiriyorsa... ...demek ki bir daire kadar bile değerimiz yok. Okumuş yazmış bunca yıllık devlet memuru... ...üç çocuk, bir karı ve bir kaynana sahibi... ...aklı başında bir adamın... ...bir apartman dairesi kadar değeri olmasın.
Kiracı filminden dinlediğiniz bu parçadaki ayrıntıya dikkat edelim. Ne diyor? Asgari ücret 46.200 lira. Bir memuru canlandıran Kemal Sunal'ın ise 135.000 lira maaşı var. Yani filmde Kemal Sunal asgari ücretin hemen hemen 3 katını kazanıyor.
Bugünkü asgari ücretle kıyaslansa kiracı filmindeki Kemal Sunal'ın bugün 16.500 lira kadar geliri olması gerekirdi. Peki bugünkü kamu çalışanları ne kadar kazanıyor? Temmuz'da yapılan son zamların ardından öğretmenler 12.282 lira, polisler 13.752 lira, hemşireler 11.833 lira, vaizler ise 12.756 lira maaş alacak.
Buna da verdiğimiz rakamlar en kıdemliler için geçerli. Yani mesleğe yeni başladıysanız bu tutarları da kazanamıyorsunuz. Günden güne bir ereme olduğunu söylemek dolayısıyla yanlış olmaz. En iyi ihtimalle 35 yıldır, yani Kemal Sunal'ın kiracı filminden bu yana bir şey değişmedi diyebiliriz.
Şimdi 1980'lerden beri orta sınıf eriyor diyoruz da, eri eri bitmedi mi bu orta sınıf diye de sorabilirsiniz. Gelir olarak hemen hemen bitti demek bence mümkün. İstihdamın %42'sinin asgari ücretli olduğu bir toplumdan bahsediyoruz. Memurların durumunu da anlattık. Yani doktor emeklisini bu durumda orta sınıftan saymalı mıyız bilemiyorum. Şimdi fotoğrafa bir daha bakalım. Piketinin halk sınıfları olarak tanımladığı en alt %50 gelir düzeyini koruyor. Ne zenginleşiyor ne yoksullaşıyor. Orta sınıf olarak tanımlanan
Halk sınıflarının üzerindeki %40'lık kesim ise yoksullaşıyor, tamam. İyi de ekonomi yıllardır büyüyor. O halde kim zenginleşiyor? İstikrarlı biçimde en tepede yer alan ve %10'u oluşturan üç sınıfların zenginleştiğini tespit ediyor Piketty.
Fakat Piketty bu %10'luk grubu da ikiye ayırıyor. En üst %1'lik kesimi hakim sınıf, geri kalan %9'u ise müreffeh sınıf olarak bölüyor. Piketty'nin tanımadığı orta sınıf için 1945-80 arası altın yıllar olarak anılırken, 1980'lerden bu yana gelir ve servet bölüşümündeki payını düzenli olarak geriletiyor orta sınıf. orta sınıfı da türkiye'nin yani bitiyor falan da diyemeyeceğiz. orta sınıfı bitti türkiye'nin. orta sınıf zaten eridi eridi eridi bitti. orta alt sınıf resmen fatura ödemeye çalışır hale geldi yani. hiçbir gün yüzü görmeyeceğiz kardeşim yani. türkiye'de orta sınıfın hem artık sayısının çok azaldığını hem de gelir seviyesinin düştüğünü ve bir fakirleşme süreci içerisinde olduğunu rakamlarla da görebiliyoruz. İyi de böyle derinleşen eşitsizlik karşısında siyaset kurumu nasıl tepki geliştiriyor? Yani birçok siyaset bilimciye göre sağ popülizmi yükselmese neden olan bir gelişme bu. Yani en alt yüzde 50'lik halk sınıflarının rızasını almak için popülist liderler tarafından yeniden bölüşüm vaat ediliyor. Yani zenginleşen sınıflardan yoksullaşan sınıflara kaynak aktarmaktan bahsediyoruz.
Şimdi bunu duyduktan sonra kulağa fena bir önerme gibi gelmiyor diyebilirsiniz. Ancak çoğu zaman %1'lik hakim sınıfa dokunmak mümkün olmuyor. Dolayısıyla hedefe orta sınıflar alınıyor. Halk sınıfları da orta sınıflara karşı popülist siyasetçiler tarafından kışkırtılıyor. Siyaset bilimci doçent doktor Seda Demiralp bu durumu 9 Temmuz'da medyaskop yayınında şöyle özetlemiş.
Türkiye'ye gelince ama daha da dramatik bir tablo karşımıza çıkıyor. Çünkü Türkiye'de biz daha neoliberal popülist politikalar şeklinde gördük. Popülizmin Türkiye'deki tezahürü bu oldu. Böyle olunca batıdaki gibi daha çok en üst sınıfı karşısına alan anti-elitist politikalar değil de hem üst sınıfın hem alt sınıfın rızasını alıp maliyetleri orta sınıfa yükleyen türden popülist politikalar gördük biz son 20 yılda Türkiye'de.
O yüzden Türkiye'de başka ülkelerden de, dünyadaki trendlerden de daha ağır yaşanan bir zayıflama sürecinden geçti orta sınıf. Bir de bunun üzerine Türkiye'de zaten orta sınıfın geleneksel olarak hiç güçlü olmamasını bekleyelim. Zaten daha güçlü olmuş olsaydı bunlara izin vermeyecekti, mani olacaktı. Şimdi erimeyi sadece gelir düzeyinin gerilemesi olarak düşünmemek gerekir. Toplumsal itibarı da zarar görüyor orta sınıfların. Doktorlar, öğretmenler, mühendisler halk sınıflarının karşısına konuyor, sanki bu iki kesim arasında bir çıkar çatışması varmış gibi algı yaratılıyor ve orta sınıflar elit diye resmediliyor.
Böyle olunca Türkiye'de çok daha ağır bir zayıflaması var orta sınıfın. Pek çok şekilde karşımıza çıkıyor. Sesini duyuramıyor, politikalara şekil veremiyor. Nedir orta sınıfın önemsediği politikalar değil mi? Mesela eğitim.
eğitimimin bağımsızlığını yitirmesi, yerilemesi, eğitime harcanan paranın ciddi şekilde azalması. Politikalara yön veremiyor, kamu harcamalarına yön veremiyor. Keşfikler çok rutin olarak üst sınıfa gelip ki konut üreticilerine giden keşfikler yerine, bunun alternatif maniyeti orta sınıf için eğitime harcanması olurdu paranın. Eğitim sadece küçük bir örnek ama önemli bir örnek. Eğitimin nicelik olarak görülmesi sonucu üniversite sayısı son 20 yılda 73'ten 207'ye çıkıyor. Fakat aynı dönemde üniversite eğitimindeki niteliksizlik de göze çarpıyor. Üniversitelere atanan rektörler akademik birikimlerine, projelerine göre değil, iktidar partisine yakınlığına göre seçiliyor.
Bu durumu farkına varan orta sınıflar itirazlarını yükseltiyorlar ancak halk sınıfları iktidar medyası tarafından kışkırtılıyor. Günün sonunda eğitimin daha da kalitesizleşmesi halk sınıfları tarafından ilginç biçimde talep edilmeye başlanıyor. Daha netelikli eğitim talebi büyük oranda orta sınıfların talebi. Çünkü sınıfsal ayrıcalıklarını korumanın yolu olarak eğitimi görüyorlar. Sadece bu değil, orta sınıflar aynı zamanda tüm ülke için iyi bir eğitim sisteminin faydalı olduğu görüşündeler. Fakat popülizm tarafından zihinleri manipüle edilen halk sınıfları bu meseleye daha farklı yaklaşıyor.
Sade Vatandaş adlı YouTube kanalının kaydettiği bir sokak röportajı bu haliyle ibretlik. bir tane profesör atacağım ve adam diyor ki beş yıl içinde diyor bir tane icat yapmazsam diyor tamam mı? Ben diyor bu görevden alın beni diyor. Ve diyor maaş aldığım maaşların hepsini diyor bir dakika bir dakika sözümü bitirmeden kesme. Hepsini iade edeceğim diyor. Ondan sonra oradaki belli grup görüşteki insanlar toplanıyorlar ve dıştaki belli gruplar dışarıda toplanıyor. Onu atmak için bütün eee sivil toplumları da eee engaja ederek eee yürüyüş yapıyorlar, yorum yapıyorlar ve
Aynı bağlamda sağlık sistemini de ele alabilirsiniz. Sağlık sistemindeki krizler yöneticilere, siyasetçilere değil, doktorlara yönelen bir öfkeye dönüşebiliyor. Tüm bunlar yaşanırken vergi ve kamu harcamaları politikaları da orta sınıfı tasfiye etmek üzerine kuruluyor. Orta sınıfın sürekli düşmanlaştırılması yetmiyormuş gibi bu sınıfın yaşam tarzı teşvik edilmiyor. Üzerine vergilendiriliyor.
Türkiye'nin kentli meslek sahibi kesimleri hayat pahalılığı altında ezilmesine rağmen Beyaz Türk olarak resmediliyor. Sadece gelir düzeninin gerilemesi ya da toplumsal itibar kaybının dışında bir de çalışma şartları da ağırlaşıyor orta sınıfların. Son zamanlarda sıkça konuşuluyor. SALT'ta performans sistemi nedeniyle bir doktor, doktor örneği veriyorum çünkü orta sınıfı resmeden bir meslek grubu olduğu için, Bir doktor günde 100'den fazla, branşına göre bazen 300 hastaya bakabiliyor. 36 saate varan nöbetler tutabiliyor. Ama biz bölüme girerken tatilden bahsederek başladık. Şimdi konuyu tekrar oraya getirelim. Bu koşullar altında orta sınıfın tatile çıkamamasının bir nedeni gelir düzeninin gerilemesi, tamam. Fakat bir nedeni de tatil hakkının gasp edilmesi. Yani çalışma şartları da kötüleşiyor derken bundan bahsediyorum.
Giderek daha zor koşullarda çalışılıyor. Giderek daha uzun çalışılıyor. Ve giderek tatillerde çalışma sürelerine ekleniyor. Ya Allah aşkına 9 günlük bayram tatilinin tümünde dinlenen, 9 gün boyunca işe gitmeyen kamu çalışanları dışında kim var? Tamam hediyeler hazır karınca. Bayramın ikinci günü de misafirleri atladıktan sonra Antalya'ya gideriz. Tamam mı? Bayramın tadını çıkaralım. Güle güle. Adam olun adam. Tamam mı?
Ben gidiyorum! Sırayı temizlemeyi de unutma! Patron haklı! Bayram bizim neyimize? Bayram patronun halkı. Elbette kimse tatile çıkamıyor, orta sınıflarda hiç tatil yapmıyor diyecek değilim. Elbette giden gitti yine tatiline. Ama bu tatilin bedeli de ağır oldu. Dönüş yolunda eğer bir hesap yaparsanız asabınız bozulabilir. Sevgili arkadaşlar böyle durumlarda olan olmuş demek iyidir. Aklınızda kalacağını midenizde kalmış doya doya eğlendiyseniz ne güzel.
Tatile gitmeyenleriniz de üzülmesin, bayağı bir paranız cebinizde kalmış. Diyebilirsiniz ki zaten paramız yoktu, cebimizde de bir şey kalmadı, tatile de gidemedik. Siz de yalnız değilsiniz. 85 milyonluk Türkiye nüfusunda hemen hemen 80 milyon sizinle aynı kaderi paylaşıyor. Saydım Mozan nereden biliyorsun diye sorabilirsiniz. Bu hesabı TÜİK'in geçen yıla ilişkini açıkladığı hane halkı yurt içi turizm verilerine dayandırıyorum.
İzin verin geçen yılki yerli turist verilerini sunayım. TÜİK'in verilerine göre geçen yılın 3. çeyreğinde yani Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında 18.786.000 yurttaş seyahate çıkmış. Bakın seyahat diyorum tatile çıktılar demiyorum. Fakat bu seyahatlerin sadece %39.9'u
Gezi, eğlence ve tatil amaçlıymış. Yani geçen yılın yaz aylarında 3 ay içinde bir gün bile olsa tatile giden yurttaş sayısı 7,5 milyon kadar. Peki nereye gidiyor bu insanlar? Verilere göre %53.8'i akraba ziyaretlerine gidiyor.
sağlık, kültür, iş gibi nedenlerle yapılan seyahatler toplamını ancak %7'sini oluşturuyor. Yani diyeceğim o ki, 85 milyon ülkede en iyimser tahminle 80 milyon kişi bu bayramda zaten tatile çıkamadı. Hayır pahalı değil de, pahalı da millet neden tatillere gidiyor? Neden neden? En lüküs otellerde kiralıyorlar.
Güzel otellerde duruyorlar, yan gelip yatıyorlar. Kulaklık kulağında deniz sayelerinde. Bize niye yapamıyorum? Neden yapamıyorsunuz? Biz idareciyiz. Yemesini de biliyoruz, gezmesini de her şeyi yerine göre. İyi para alamadığın için gidemiyorsun. Yeter ne olacak? Nankörlük yapmayacağız. Kime nankörlük yapıyoruz? Bundan sonra bunun şeyini, nabalini boynunu çekeriz, çekeriz. Tatile çıkan 5 milyon. Onların da büyük kısmı bu işin hakkını veremiyor. Turizm sektörü ise para harcarken endişe duymayan üst gelir gruplarına göre organize oluyor. Gerçekten bu memleketteki lüks ve şatafat pek çok Avrupa ülkesinde de yok. Eğlenebilen gerçekten eğleniyor.
Halbuki orta sınıfların turizme dahil olması çok önemli. Aksi halde bir müstemleke memleketini andırıyor ülke. Sadece yabancı turistlerin ülkenin tadını çıkardığı, geri kalan halk sınıflarının tatil yüzü görmediği bir tablo daha ne kadar sürdürülebilir bilemiyorum. Aslında turizm denen kavram da 17. ve 18. yüzyıllarda batıda gelişen yükselen bourgeoisi ile beraber ortaya çıkıyor. Yani bundan 200-300 yıl önce turist deyince son derece erit birinden bahsediyoruz.
20. yüzyıla kadar turist denince sadece elitlerden oluşan bir gruptan bahsederken 20. yüzyılla beraber orta sınıflar da turizme dahil oluyor. Bu iki döneme modern öncesi turizm paradigması ve modern turizm paradigması adı veriliyor. Yani orta sınıfın turizme dahil olmasıyla beraber sektörde bir paradigma değişimi başlıyor.
Fakat bugün sadece üst gelir gruplarının hakkını verdiği turizm sektörde de değişimlere neden oluyor. Lüks tesisler hınca hınç doluyken halk kesimlerine hitap eden daha mütevazi oteller veya pansiyonlar boş kalabiliyor. Veya mesela Bodrum'da bir arkadaşımızın gözlemi 200 liraya lahmacun yenen yerler doluyken 20 liraya lahmacun yenen yerlerin boş kalması gibi bir durum söz konusu. Fiyatların nispeten uygunluğu nedeniyle kampçılığa ve çadıra olan ilgi de bu yıl oldukça artmış görünüyor. Devrilen haber ajansı, çadır satan esnafla geçen hafta konuşmuş. İnsanlar genelde günübirlik yerlere, tatile giriyorlar mesela. Böyle durumlarda önceden otel tercihleri yapanlar çadırı istemezlerdi. Ama şu anda otel fiyatlarının belki de arttığından dolayı, bilemiyorum orasını, çadıra olan talep bu sene biraz daha fazla.
Geriye dönelim ve bitirelim. Evi arabası olan, mobilyasını, beyaz eşyasını yenileyebilen, yaz aylarında tatile çıkabilen, aslında her insanın hakkı olana sahip olan kentli meslek sahiplerine orta sınıf denirdi. Ev araba hayal oldu, tatile çıkmakta lüks hale geldi. Halk sınıflarıyla hakim sınıfın yani en tepedeki %1'lik sınıfın Aynı anda rızasını alabilen siyasi iktidar, orta sınıfları karşısına almakta bir mahsur görmüyor. Halk sınıflarını da orta sınıflara karşı kışkırtarak iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Bugünlerin geride kalmasını umarak sona gelelim. Tren Topi, Pod B Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar, hayatınızdan güneş, kum, deniz eksik olmasın diyeyim hadi, hoşçakalın.
İzlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.