Podcast

140: Cem Uzan neden Cumhurbaşkanı adayı?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Cem Uzan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla 2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı. Gençler onu "Mazot 1 lira olacak" vaadiyle tanıyor. Ancak Uzan ailesinin geçmişi çok daha karışık. Öyleyse Cem Uzan ne diye yeniden siyasete giriyor?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.309 kelime · ~22 dk okuma

2000'lerin başında siyasetçi gömleğiyle seçim meydanlarını sallayan Cem Uzan şimdilerde konuk olduğu canlı yayınlarla ses getiriyor. Üstelik 10.000'leri ekran başına çekerken döner pilav dağıtması da gerekmiyor. Peki, keramet Uzan'ın dijital çağa ayak uyduran şovunda mı yoksa Türkiye 20 yıldır yerinde mi sayıyor? Mehmetcan Demiray gazete penceredeki yazısında bu soruyu sormuş.

Biz de Trentopik'in bu bölümünde geçen hafta Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayan Cem Uzan'ı masaya yatıracağız. Bugüne kadar Trentopik'te birçok siyasetçiyi masaya yatırdık. Fakat hiçbirinde aile ön planda değildi. Ne Putin'de, ne Zelenski'de, ne Tansu Çiller'de, ne Abdülhamit Gül'de. Hiçbirinde aileden bahsetme ihtiyacı hissetmedik. Fakat Cem Uzan denince adından önce belki de soyadından bahsetmek gerekecektir. Zira Uzan hanedanlığının prensinden bahsediyoruz.

Türkiye'nin aynı anda hem siyaset tarihinin hem de ekonomi tarihinin en nevi şahsına münhasır ailesi uzanlar. Gelin bu hanedanlığın geçmişinden bugünle daha yakından bakalım. Ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım. Sınıflı bir toplumda yaşadığımızı kabul edelim. Bir yanda çalışanlar, diğer yanda çalıştıranlar. Arada sınıf atlayanlar. Çalışırken çalıştıran olanlar. Aile bu aşamada çok daha önemli bir hale geliyor. Çünkü aile, aynı zamanda miras hukukunun da omurgasını oluşturuyor. Alt soylara bırakılan mirasın büyüklüğü, aile bağlarının maddi temellerini de oluşturuyor. Böylece sermaye sahipliği, alt soylarla üst soyları birbirine bağlayan bir zincire dönüşüyor.

Transkriptin tamamını oku

Bu açıdan değerlendirildiğinde, aileye sınıf atlatan reis, ailenin tarihinde önemli bir yere kavuşuyor. Mesela Sabancılar. Sabancı ailesi için bu isim Hacı Ömer Sabancı. İlla ki Hacı Ömer Sabancı'dan önce de birçok Sabancı vardı ama ailenin kurucu babası Hacı Ömer Sabancı. Eczacıbaşı ailesi için mesela Necat Eczacıbaşı. Koç ailesi için bu isim Vehbi Koç.

Bu açıdan sermaye sahibi ailenin bu topraklardaki kökenlerini 20. yüzyılın ilk çeyreğinde aramak yanlış olmaz. Ticaret sermayesinin gelişme imkanı bulduğu dönem bu sürece rastlar. Ardından ticaretten sanayiyeye adım atabilen aileler bugüne dek sermayedar olarak yaşama şansı bulurlar. Bunlar bizdeki kapitalist ailenin ilk ve en köklü örneklerini oluşturuyor. Peki ya uzanlar? Koçlar Sabancılar kadar eski değil ama...

Kalyonlar Cengizler kadar da yeni değil. Aileye sınıf atlatan kurucu baba Kemal Uzan. Rumeli göçmeni bir ailenin çocuğu olarak 1935'te Sakarya'da dünyaya gelmiş. 87 yaşında ve hala hayatta. Koç ailesinin ikinci kuşak babası Rahmi Koç'la Akran sayılır. 1930'larda, 40'larda hatta 50'lerde yoksul bir ailedir Uzanlar.

Vehbi Koç, General Electric'in ampul fabrikasını Türkiye'de açtığında, Kemal Uzan, İstanbul-Sakarya Tirer Hattı'nda sakız satmakla meşguldür. 2002 yılına gelindiğinde ise Kemal Uzan, 1.3 milyar dolarlık servetiyle, Forbes'un listesine göre dünyanın en zengin 312. kişisi haline gelecektir. Bu hızda zenginleşmenin köklerine ilişkin rivayetler de dolaşır.

Kimi Yugoslavya'nın ünlü lideri Tito'nun servetini uzanların işlettiğini iddia eder, kimi Sovyetlerin altınlarının uzanların eline geçtiğini söyler. Fakat bunların hepsi iddia. Kemal Uzan iş hayatına inşaat işleriyle başlar. Aslında bu Türkiye'nin sermayedar aileleri için alışılageldik bir başlangıçtır. Ailenin ilk şirketi 1956 yılında kurulan Yapı Ticaret Anonim Şirketidir. 1962 yılına gelindiğinde ise şirket ilk büyük ölçekli işini alır.

Galatasaray'ın Mecidiyeköy-Büyükdere Caddesi üzerinden inşa edilecek Ali Samiyen Stadı Uzanlar tarafından inşa edilecektir. Ailenin zenginleşme tarihi de Ali Samiyen Stadı ile böylece başlatılıyor. Fakat ne 1960'larda ne de 1970'lerde uzanlar, dönemin büyük sermaye sahibi aileleriyle yan yana alınacak kadar büyüyememiştir. Uzanların altın çağı 1960'lar 70'ler değil 80'lerdir. Türkiye'nin aileyi tanımaya başlaması da bu yıllara denk gelecektir. Denebilir ki 20. yüzyılın ilk yarısında sermaye birikiminin lokomotifi sanayi değil ticarettir yani alsatçılıktır. O yıllara kadar yani 1950 öncesinde sanayi büyük ölçüde kamu yatırımlarından oluşur, devlet baskındır.

1950'lerle birlikte özel teşebbüs sanayiye girmeye başlar. Vehbi Koç da anılarını yazarken bu bölüme tüccarlıktan fabrikatörlüğe başlığını atar. Ancak 1980'lerle birlikte artık lokomotif finanstır. Büyük sermaye artık fabrika açmaktan çok fabrika açmak isteyenleri veya devleti finanse etmek ve payını almakla ilgilenir. Böylece hemen her sermaye grubu bu yıllarda bankacılık işine girerler, bankacılık.

Uzanların Bankası da 1984 yılında kurulan İmar Bankasıdır. Bir sene sonra da Ada Bank satın alınır. Tasarruf ve yüksek kazanç. Herkes bunun arayışı içinde. İşte bu arayışa cevap veren bir banka. İmar Bankası. Bankacılık sektöründeki hızlı sermaye birikimi birçok sektöre de kapı aralar. 1989'da Özal'ın serbestleşme programıyla döviz işlemleri serbest bırakılır, TL Convertible hale getirilir. Devletin devasa bütçe açıkları özel bankalardan alınan borçla döndürülür.

Böylece vatandaştan toplanan mevduatlar devlete verilen kredileri finanse eder. İnşaatla başlayan yolculuk bankacılığa ardından da enerjiye sıçrar. Uzanlara ait Çukurova ve Kepezelektrik şirketleri Türkiye'nin dört bir yanında barajlar ve hidroelektrik santraller inşa eder. Bir baraj hokus pokusla yapılmıyor. Üfürükle de yapılmıyor. Parayla yapılıyor. Yatırımla yapılıyor.

Neyimiz varsa neyimiz yoksa bu ülke için yaptık, bu ülke için mücadele ettik, bu ülkede istihdam yarattık, iş ortamı yarattık, bu ülkeye hizmet etmek için siyasete girdik. Başka hiçbir şey yok. Fakat uzanları Türkiye'ye tanıtacak yatırım, star televizyonudur. Bir ABD gezisi sırasında Cumhurbaşkanı Turgut Özal, anayasa gereği Türkiye'de devlet dışında televizyon yayını yapılamayacağını ama yeni teknolojilerle yurt dışından yapılacak bir yayını engelleyecek yasanın da olmadığını açıklar.

Bu demeç adeta bu işi yapmak isteyenlere verilen bir tiyo gibidir. Nitekim bundan kısa süre sonra 1 Mart 1990'da Türk ekranları Magic Box adlı kuruluşun deneme yayınıyla tanışır. 31 Mart 1990 tarihinde de yani bir ay kadar sonra Magic Box'ın Star 1 adını verdiği kanal tüm gün yayına başlar. Magic Box yurt dışında bir şirkettir ama Türkiye'den bol bol reklam toplar. Hatta kısa sürede TRT'nin reklam gelirlerinin yarısını almaya başarır.

Star Televizyonu'nun gizli ortağı ise Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'dır. Ahmet Özal bu aralar yeniden parti kurdu, tek parti, bunu da hatırlatalım. Dediğimiz gibi siyaset dünyasıyla hep iç içeydi uzanlar. Parayı dağıtan kaynağın siyaset olduğunun bilincindeydi. Star TV'nin merkezi Lichestein olduğu için ne Türkiye'ye vergi veriyorlardı ne de denetlenebiliyorlardı.

Böylece TRT'nin kamu yayıncılığının karşısına denetimsiz eğlence imkanı sunuluyordu. Denetimsiz ve tırnak içinde sansürsüz. Sadece denetimsiz eğlence değil, bu yeni televizyon kanalı futbolda ön verecekti. Futbol kulüpleri oynadıkları maç başına yayın gelirleri elde edebileceklerini yeni yeni kavramaya başlamıştı. Dünyada da endüstriyel futbol yükselişteydi. TRT kulüplerin maçlarına yayınlıyor ama kulüplere para vermiyordu. Cem Uzan ise kulüplerle yayın gelirini paylaşmayı vaat ediyordu. Armağan Çağlayan'a kulak verelim. Magic Box, futbol kulüplerine cazip teklifler iletti. O günün tabiriyle her kulüp bu işten Tanju Çolak'ı transfer edebilecek kadar bir para kazanabilecekti. Ve Magic Box şirketi, Star 1 adıyla 13 Mart 1990 günü deneme kart yayınına başlayarak uyduya sinyali gönderdi. Basına yolladıkları bültende sansürsüz içerikler, eğlence kuşağı, alternatif haber bültenleri ve canlı maç yayınları olacağı yazıyordu.

Erotik içerikler, video klipler, canlı maç yayınları. TRT'nin kamu yayıncılığı çizgisi böyle bir kanalın karşısında dayanamazdı, dayanamadı da. Ardından Türkiye'nin ilk müzik kanalı Kral TV'nin kurulmasıyla eğlence dünyasına da yön vermeye başladı uzanlar. Bir döneme bangasını vuran Kral TV video müzik ödülleri uzanların PR gecelerine dönüşür. Türkiye'nin en meşhur isimleri uzan ailesine teşekkür etmeden ödül alamaz. Gerçekten basit bir televizyon kanalı değildir Kral. 90'lar Türkçe pop diye bir şey varsa bunda büyük oranda Kral TV'nin de payı vardır. 96 Kral TV müzik ödüllerinde Cem Uza'nın yaptığı konuşmaya kulak verelim.

...1996'nın en iyisini açıklaması için... ...Sayın Cem Uzan'ı alkışlarınızla sahneye alıyoruz. Nereye

gidiyorsunuz ya? Beni yalnız bırakıyor musunuz? Ben heyecanlıyım. Bir şey diyeyim de, buraya alıyoruz o zaman. İyi geceler. İzninizle şimdi sizlere yalnızca 7 yıl öncesini... ...1990 yılını hatırlatmak istiyorum. Türkiye'nin ilk özel televizyonu olan Star... ...yayın hayatının henüz yeni başlamıştı.

Çalışma arkadaşlarıma müzik programlarının haftada iki güne çıkarılmasını önermiştim. Aldığım cevap çarpıcıydı. Türkiye'de müzik sanatçılarının sayısı onu aşmadığı için bu mümkün olamıyordu. Ama asıl gerçek şuydu. Yeterli olmayan sanatçı sayısı değil, bakış açısıydı.

Çünkü Türkiye'de müziğin bestesinden, sözünden, yorumcunun giysisine kadar belirleyici olan tek bir otorite vardı. Müzik denetleme kurulu. Müzikseverlerin ve sanatçıların kendi tercihlerini özgürce oluşturma hakları yoktu. Ama artık her alanda olduğu gibi müzik dünyasında çok şey değişti.

1996 yılı içinde yalnızca Kral TV'de yayınlanan yeni klip sayısı tam 1500 adet. Evet, Türkiye'de sanat var, sanatçı var. Üretimin her alanında inanılmaz bir potansiyel var. Türkiye'nin eğlence sektörü. Türkiye'nin meşhur sanatçılarını görmek için eskiden gazinoların kapısında sıra beklemeniz gerekirdi. Fakat artık Kral TV vardı. Gazinolar bir bir kapanırken gazinocular kralı gibi lakaplar da geride kalmıştı. Artık sahnede uzanlar vardı. Cem ve Hakan Uzan kardeşler de bu sektörün patronu haline gelmişti.

Kral TV'deki Top 10 listelerine girmek için yarışan şarkıcılar Uzan kardeşlerin rızasını almak zorundaydı. Hakan Uzan'ın eski eşi Yeşim Salkım'dan Yeniden Başlasın klibinin nasıl yükseldiğini dinleyelim. Ben Hakan Uzan'la tanıştığımda sene 1995. Yeniden başlasına klip çekmişim. Şimdi o zaman Kral TV'deki klipler yükselmeye başladı mı ve bu kadınsa bil ki üst düzey yöneticilerinden birileri o kadını beğeniyordur.

Öyle yükselir klipler. O zaman için söylüyoruz. O zaman için söylüyoruz. Şimdi değil. O zaman öyleydi. Ya Cem beğenmiştir ya Hakan beğenmiştir. Ve bir numaraya ben hayatım boyunca Hakan'ı tanıyana kadar hiç klibim bir numaraya çıkmamıştı. Bir gün kanalı açtım ve yeniden başlasın klibimi bir anda bir numarada gördüm. Hikayenin devamında Hakan Uzan, Yeşim Salkım'ı yemeğe davet eder. Uzun süre direnen Yeşim Salkım, Hakan Uzan'ın ısrarlarına dayanamaz vs. vs. Buraları geçelim. Televizyon, Türkiye kamuoyuna yön veren büyük bir sektör. Mesele para ya da cinsellik değil. Tüm Türkiye'nin düşünce yapısına yön verebilecek güçte olmak.

Bu sayede siyasetle de temaslanır uzanlar. Gelin sizlerle hem banka hem medya patronu olmanın yaratacağı güce ilişkin bir anekdot paylaşalım. Kulağınızı dört açın. Uzanlar için 90'lı yıllar altın yıllardı. İmar Bankası resmen para basıyor. İnşaat işleri aynen devam ediyor, enerjide patlamalar yaşanıyor, Star TV'de daha görünür olmak isteyen siyasetçiler de uzanların kapısını çalıyordu. Gazeteci Orhan Uğuroğlu 15 Mart 2022'de yani birkaç ay önce son derece önemli bir yazıya imza attı.

Uğuroğlu, Tansu Çiller ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı iken Star TV'nin Ankara temsilcisiydi, yazısında da Çiller ve uzanların ilişkisini anlatıyordu. Tansu Hanım Diyarbakır gezisine çıkmış o yıllarda fakat bu gezi Star'da görülmemiş. Devamını Uğuroğlu'nun yazısından sizlere okuyayım. Çiller'in Diyarbakır gezisini izleyip haber yapmama rağmen, Star TV ana haberde yayınlanmadı ki Tansu Hanım o gece beni arayarak çok kızdığını söyledi. Ertesi gün arayan bakan Çiller, Kemal Uzan ve Cem Uzan'ı yarın sabah makamıma bekliyorum. Sen de gel, konu çok önemli." dedi. Kemal, Cem ve Hakan Uzan'la birlikte Çiller'in yeni başbakanlık binasındaki makamına gittik.

Tansu Çiller Cem Uzan'a dedi ki, benim haberler neden yayınlanmıyor? Cem Bey bana aynı soruyu sorunca haberleri yapıp Ardan'a veriyorum ama yayınlanmıyor dedim. Çiller, ben kimin kiminle iş birliği yaptığını biliyorum diyerek masanın gözünden bir belge çıkartarak şöyle sordu. Siz bu belgeyi biliyor musunuz? Uzattığı belgeyi Kemal Uzan okuyunca Cem ve Hakan Uzan'a da verdi ve üçünün de yüzleri kıpkırmızı oldu.

Burada Uğuroğlu tarihi belgeyi okuyucularıyla paylaşıyor. Belgeye göre devlet bakanı Orhan Kilercioğlu, ekonomi bakanı Tansu Çiller'den, İmar Bank ve Ada Bank'a el konulmasını istiyor. Çünkü mürakiplerin raporlarına göre bu bankalar hortumlanıyor. Tansu Çiller de Cem ve Hakan Uzan'a elimde bankalarınıza el koyacak yetki var imasında bulununca salon buz kesiyor.

Cem Uzan da bu tehdit karşısında Çinlilere şu cevabı veriyor. Özetle banka ve medya patronu bir aile ekonomi bakanı tarafından tehdit ediliyor, sonuçta banka patronu parasına para katıyor, ekonomi bakanı da başbakan oluyor. Tüm bunlara aracı olan sektör ise medya. Uğuroğlu'nun yazısı, Tansu Çiller siyasete hangi yüzle dönülecek diye son buluyor. Bakın, yıl 1990. 32 yıl önce. İmar Banka da, Ada Banka da Çiller döneminde el konulmadı. Ama 90'lı yıllar boyunca İmar Bank sayesinde uzanlar paralarına para kattı.

Çiller de uzanların tüm yayın organlarında boy gösterdi, parlatıldı. Derken cep telefonu teknolojisinin yaygınlaşmasıyla telekomünikasyon işine de girdi uzanlar. Türkiye'nin TÜKSEL'den sonraki ilk GSM operatörü TELSİM'i kurdular. Sansasyonel reklam kampanyalarıyla girdi Türkiye'ye TELSİM. Cem Yılmaz'ın reklam filmleri de bu dönemde sektöre damga vurdu. Askerden yeni dönmüşüm. Herkes peşimde.

Reklama çıkarmak istiyorlar. Telsimi tercih ettim. Neden telsim dersen, özel bir nedeni yok. Tamamen duygusal.

Bu reklamı hatırlıyor musunuz? Eğer yaşınız 30'un üzerindeyse hatırlamamanız mümkün değil. Bu reklamlar televizyonda döndürüldüğünde evin içinde durun durun şu reklamı izleyelim denirdi. Böyle bir etkisi vardı. Tamamen duygusal ifadesini dilimize kazandıran Cem Yılmaz'ı da saygıyla anmak gerekir. Türkiye bu tamamen duygusal ifadesini öyle benimsedi ki bugün bile kullanıyoruz. Bu ve benzeri reklamların da etkisiyle Telsim Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birine dönüştü.

2004 yılında TMSF tarafından el konulan Telsim'i, 2005 yılında Vodafone satın aldı. Bugün Vodafone diyoruz ama altyapı Telsim'di. Buralara geleceğiz. Genç kuşaklar Cem Uzan'ı büyük ölçüde siyasetçi olarak tanıyor. Fakat Cem Uzan öyle bir hayat hikayesine sahip ki, ticaret nerede bitiyor, siyaset nerede başlıyor buralar belirsiz. Mesela futbol. Siyasetten ne kadar ilgisizdi? Star TV'nin yayın haklarını eline tutmasıyla birlikte futbola da yön vermeye başlamıştı Uzanlar. Kemal Uzan'ın oğulları Cem ve Hakan, babalarından çok daha meşhur isimlerdi. Hakan Uzan, Yeşim Salkım'la evlenmiş, Cem Uzan futbola girişmişti. Hem de ne girmek? İstanbul sporu satın almış, Türkiye'nin ilk şirket kulüplerinden birini yaratmak istemişti.

İstanbul Spor bir semt takımı değildi. 1926 yılında İstanbul Erkek Lisesi'nin futbol takımı olarak kurulmuştu. Tek destekçisi de lisenin mezunlarıydı ve alt liklerde top koşturuyordu. Endüstriyel futbolun hızla büyüdüğü yıllarda Cem Uza'nın İstanbul Spor'a el atmasıyla birlikte takım birinci likte üç büyüklere kök söktürmeye başladı. Fakat Cem Uza'nın hedefi şampiyonluktu. Başarı gelmedikçe Cem Uzan öfkeleniyordu. 1998'de takım yine beklenen performansı gösteremeyince, Cem Uzan maç çıkışı futbolcularının kariyerini bitirmekle tehdit ediyordu. Bizim futbolcular için söyleyecek bir laf yok.

Bu taraftarsa da maçtan sonra onlara yeteri kadar ne oldukları da gayet güzel laflarla ifade ettiler. O laflar benim ağzıma yakışmayacağı için ben şu anda o lafları söylemiyorum kendime. Ben söyleyeceğim bir şey var. İstanbul Sporcu'nun transfer sezonu bugün başlamıştır. Bu takım en az yarısı gidecek. Ve burada turist ömer gibi sahada gezinenler futbol kariyerlerini ben onların bitireceğim. Çünkü hiçbir kulübe satmayacağım.

Hiçbir kulübe satmayacağım ve futbol hayatlarını bitireceğim. Cem Uza'nın fanatik Galatasaraylı olduğunu bilenler biliyor. Peki neden İstanbul Sporu satın almış, hatta Galatasaray'a rakip olmak istemişti? Bu hikayede Cem Uza'nın karakterinin ne derece rekabetçi olduğuna ilişkin bizlere fikir veriyor. Star TV 1992'de maç yayın haklarını almıştı. Bunu zaten söyledik. Bu konuda Cem Uza'nın üyesi olduğu Galatasaray Kulübü ile yaptığı anlaşma yıllık 800 bin dolar olmak üzere 3 yıllıktı ve Galatasaray'ın yani takımın yurt içi maçlarını kapsıyordu.

Fakat yurtdışı maçların yayın halkları starda değildi. Bu esnada takımın başkanı Alp Yalman. Galatasaray'ın 90'lı yıllardaki maçlarını gözünüzün önüne bir getirin. Takımın göğüs reklamında kim var? Şöyle biraz düşünün.

Show TV var. Şimdi tuhaf bir durum ortaya çıkıyor. Hem Galatasaray'ın maçları Star'da gösterilecek, hem de Galatasaray Show TV reklamı yapacaktı. Anlaşmayı duyunca tabii Cem Uzan çıldırdı. Çünkü bu durum Star'ın sahibi Cem Uzan'ın kabul edebileceği bir şey değildi. Cem Uzan Galatasaray'a ödeme yapmayı durdurdu ve kulübü mali açıdan zora düşürdü. Ödeme için Alp Yalma'nın istifasını şart koştu.

O dönem takımın genel sekreteri Mehmet Cansun iddiasına göre Cem Uzan takımı yöneticilerine o maymun suratlı başkanınız istifa etsin 4 milyon dolarınız hazır deyince Galatasaray'da işler karıştı. Takım Cem Uzan'ı üyelikten ihraç etti. O da bir ışımla 4 milyon dolara İstanbul Sporu satın aldı. Galatasaray Cem Uzan'ı ihraç etmişti ama burası Türkiye. Burada paranın açmayacağı pek az kapı vardır. 2000'de Galatasaray'ın UEFA kupasını kazandığı dakikalarda Cem Uzan neredeydi biliyor musunuz?

takımın soyunma odasındaydı. Hayvan kupası kazanıldı. Takım sahada. Ben oğlumla birlikte soyunma odasındayım. Kupa soyunma odasına geldiğimde ben soyunma odasındaydım.

Gerçekten bu büyüklükte sermaye sahiplerinin futbol taraftarlığını ben anlayamayanlardanım. Ali Koç'u da anlayamadım. Cem Uzan'ı da kurcaladım, onu da anlayamadım. Maddi menfaatleri yok. Gerçekten fanatik düzeyde taraftar bunlar. İlginç. Bu bölümde sizlere siyasetçi olmayan Cem Uzan'ı tanıtmak demeyelim de özetlemeye, hatırlatmaya çalıştık diyelim.

Çünkü uzanları bilmeyince, Kral ve Star TV'yi bilmeyince, Ali'nin gazetecilerle kurduğu ilişkileri bilmeyince, Türk siyasetinin sermaye sahipleriyle kurduğu ilişkileri değişmeyince, inşaat, enerji ve finans sektörlerinin büyük patronlarının nasıl bir ilişki içinde olduğunu da kurcalamayınca, siyasetçi Cem Uzan'ı da anlamak mümkün olmuyor. O halde sıra geldi siyasetçi Cem Uzan'a. Artık yıl 1990'ların sonu. Ne zaman girmek istemişti siyasete Cem Uzan? Ben ilk siyasete 1999 senesinde girmeye kaldım.

Tanrı'yı aldım, Tanrısalık'a gittim. Dedim ki, ben siyasete girmek istiyorum. Ben dedim, bütün imkanlarımla, bütün gücümle, bütün her şeyimle size destek olmak istiyorum. Siz seçimleri kazanırsınız dedim. Ben doğru yol partisinden milletvekili olacağım. Siz başbakan olacaksınız. Dışişleri Bakanlığı istiyorum dedim. Bir sene sonra cumhurbaşkanlığı seçimleri var dedim. Siz cumhurbaşkanı olursunuz, ben de partinin genel başkanı olarak başbakan olurum dedim.

Bu tip insanları sadece maddi menfaatleri ölçüsünde değerlendirmek doğru değil. Tutkulu bir adam Cem Uzan. 1999'da siyasete girmek istiyor ama basit bir milletvekilliği onun egosunu tatmin etmiyor. Başbakan olmak istiyor. 1999'daki bu girişimi olumlu sonuçlanmayınca 2002'de bizzat kendi partisini kuruyor. Genç Parti. Türkiye'nin ekonomisinin büyümesi için vergilerin indirilmesi şart. Şart ki ne şart? KDV inecek. Hele hele gıda maddelerinde KDV sıfıra inecek. Bütün

Türk milletine sesleniyorum ve söz veriyorum. Asgari ücretten kesilen vergi sıfır olacak. Sıfır. Yeterli miktarda paranız varsa siyasette ne kadar popüler olunabileceğinin kanıtı edeceğimize.

Bizde Allah korkusu var Allah! Bizi başkalarına benzetmeyin sakın! Devletin güç ve yetkilerini yalnız ve yalnız milletin çıkarları için kullanacağıma namussum ve şerefim üzerine söz veriyorum! Yakışıklıydı, kadın seçmenlerin ilgisi yüksekti, miting meydanlarını da doldurmakta başarılıydı. 2001 krizinin halk kesimlerinde yarattığı travmayı politikleştirmeye çalışıyoruz. Fasiretsiz, beceriksiz, güreysiz yönetime sesleniyorum. Bir şans daha istemeyin, verilmeyecek. Çekilin, açın Türkiye'nin önünü. Durduramazsınız, Türkiye geliyor.

Yıl 2002, eski bitmiş yeni doğmayı bekliyordu. 2001 krizinin etkileri sürerken siyasete atılmıştı Cem Uzan. 2002 Kasım ayında 12 Eylül'den sonra kurulan partilerin tümü baraj altı kalacaktı. Cem Uzan ise 23 Ağustos'ta kurduğu partisini 3 Kasım'daki seçimde %7.25 oy oranına taşıyabilmişti.

Sırrı neydi? Bana kalırsa birçok faktörün yanında, IMF'e karşı olan neredeyse tek partinin genç parti olması büyük bir faktördü. Yabancılar diyor ki, idamı kaldıracaksın. Bizimkiler, emredersiniz efendim. Şu, şu, şu zamları hemen yapacaksın. Yapmadılar mı? Yapmadılar! Emriniz olur demediler mi? Demediler! Biznesini verdiğin tarım ürünlerinin ekimini azaltacaksın. Peki efendim, demediler mi?

Mazot 1 lira olacaktı. IMF borçları ödenmeyecekti. Tabii Türkiye'nin meşhur şarkıcıları da genç parti mitinglerinde boy gösteriyor, şarkı söylüyor, kalabalık topluyorlardı. Genç parti sadece 3 aylık çalışmayla 2.2 milyon seçmenin oyunu alabilmeyi başardı.

Bu esnada uzanların medya şirketleri de çok sert bir propaganda apartmana dönüşmüştü. Bu arada hatırlatalım, o yıllarda bir medya grubunun bir siyasi parti lehine taraflı yayın yapması yasaktı. Bu nedenle Star TV'ye RTÜK tarafından sık sık karartma uygulanıyordu. Daha sonra bu yasağın kaldırılmasıyla, iktidar kendi medyasını kurabildi. Cemuzanlı Genç Parti'nin 2002'de aldığı %7'lik oyun, TBMM koltuk dağılımında önemli bir etkisi oldu. O seçimlerde barajı yalnızca iki parti geçebilmişti, AKP ve CHP. Bu iki partinin toplam oyu %54'tü.

Yani baraj altında kalan partilerin toplam oyu yüzde 46 ediyordu. Bu sayede sadece yüzde 34 oy alan AKP, meclisteki koltukların yüzde 65'ini elinde tutabildi. İktidarın ilk icraatlarından biri de uzanların üzerine gitmek oldu. Cem Uzan bu süreci iki hafta önce Dörçevelle Türkçe'ye anlatmış. Türkiye'nin en karlı iki şirketi, Halka Açık 2 şirketi, 11 barajıyla birlikte polis baskınıyla gasp edildi.

11 baraj. Bir tanesini de düşünün ki bir sene evvel bitirmişiz, 8 senelik inşaat yapım sürecinin sonunda. O zamanın parasıyla bir küsur milyar dolar bu aile Türkiye'ye kendi cebinden yatırım yapmış. Türkiye'ye inanmış, Türkiye'ye güvenmiş. O kadar ki bunun el konulması için bakanlar kurulu kararı gerekiyor.

Bakanlar Kurulu kararında o zamanki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından imzalanması gerekiyor. Baktılar ki Bakanlar Kurulu kararı almamışlar bunlar. Birisi talimat vermiş polise, polis de Allah Allah sesi duyuyor. Gelmiş, girmiş, herkesi yakmış, çıkmış, atmış, biz buraya oturduk. 2003 Haziran, 12 Haziran 2003. Murat Bey, Bakanlar Kurulu kararı 7 gün sonra imzalandı. Bu zamanlar temiz değildi. Biraz önce anlattık. Ta 1990'da İmar Bank ve Ada Bank'a el konulması için murakup raporları bulunuyordu zaten devletin elinde.

Bir bilgi daha, İmar Bank'ın nasıl hortumlandığı bugün, günümüzde, bankacılık eğitimlerinde ders diye okutuluyor. Yani özel bir teknik kullanılmış, oralara da geleceğiz. Konuyu o dönem yakından takip eden gazetecilerden biri Nedim Şener'den sürecin özetini dinleyelim. ÇHKPZ'in elektriğin imtiyaz sözleşmelerini bir anda iptal ediverdi 2003 yılında. Yani bu çok ani bir karardı. Mevduat sahiplerine bir panik başladı ve İmar Bankası'nın önüne yığılmalar baş gösterdi. Bunun üzerine uzanlar Çağrı'yı Merkez Bankası'na hoyazini etmekte buldular. Dediler ki bize para verin. Çünkü banka gidiyor yoksa, batacak. Tabii o sırada bile yaptıkları usulsüzlüğü aslında gizliyorlarmış. Uzanlar umulmadık bir şey yaptılar ve İmar Bankası'nın yönetim kurulundan tamamen istifa ettiler.

Bu sefer banka sahipsiz kaldı. Belediye ekranı elemanları bankaya geldiler. Bir inceleme yaptılar ki meğer 10 liralık mevduatın yalnızca 1 lirası merkez bankasına. gösterilmiş yani 750 trilyon lira gibi görünen mevduat riski bir anda 7,5 katrilyon lira olduğu ortaya çıktı. Ama bunu da bir bilgisayar programıyla yapmışlar ve bu öyle bir yolsuzluk ki dünya yolsuzluk literatürüne girdi bu ve IMF bunu incelemek üzere uzman ekip gönderdi. Yani bunu nasıl yapmışlar diye. O ortaya çıktı ve ondan sonra biz hakikaten bir imar bankası yolsuzluğundan söz eder hale geldik. Tabi o 3 Temmuz 2003 tarihinden sonra da

Uzanların hiçbirisinden haber alınamadı. 3 Temmuz 2003 tarihiyle birlikte uzanlara artık Türkiye'de yaşamanın mümkün olmadığını fark etti. Fakat 2003 Haziran'ında başlayan operasyon o kadar da temiz değildi. Tamam, ortada büyük yolsuzluklar vardı. Ama uzan hanedanlığının milyarlarca dolarlık serveti de 2000'li yıllarda büyüyecek sermaye gruplarının iştahını kabartıyordu. Nasıl kabartmasın? Bir yağma başlasa inanılmaz gasplar gerçekleşebilirdi. Operasyonun yöntemi açıktı. Önce bakanlar kurulu kararıyla şirketler TMSF'ye aktarılıyor.

Ardından TMSF'nin açtığı açık ya da kapalı ihalelerle daha önce uzanların olan şirketler, iktidara yakın ya da iktidarın kontrolü altında olması istenen sermayedarlara satılıyordu. Uzan İmparatorluğu herkesin gözü önünde Türkiye'nin sermaye sahipleri tarafından iç edildi. Bugün adını duyduğumuz kelli felli patronlar, uzanların şirketlerini satın alabilmek için sıraya girmişlerdi. Mesela Star TV, 2005 yılında Aydın Doğan tarafından satın alındı. E tabii Cem Uzan, Aydın Doğan'ı hayırla iade etmiyor. Hakeza, bugün Star TV'nin sahibi olan Ferit Şahinki de. Çok enteresan bir taraf onlardır.

Benim ahım tutar. Aydın Doğan her şeyini satmak zorunda bırakıldı. Eğer bunu Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptırttıysa ben Sayın Cumhurbaşkanı'nın iki yanağından öperim. bakınız doğuş grubu 6 milyar dolarlık yeniden borçlandırma, yeniden yapılandırma bilmem neleri konuşuyorlar. star tv benim göz nurumdur. ben onu türkiye'de kimse özel televizyon özünü düşünemezken kablolarını çekerek kurdum. böyle alın telimdir o benim. sana da yar olmaz o. ferit çayek efendi.

Tabii şöyle bir şey oluyor 15 Temmuz'dan sonra. Cem Uzan kendisinin FETÖ mağduru olduğunu söyleyerek iktidar basınında boy göstermeye başlıyor. Uzun yıllardır suskunluğun ardından 2013-2014'ten itibaren A Haber'de boy göstermeye başlıyor Cem Uzan. Ben cemaat demem.

Çünkü cemaatin tek başına buna gücünün yeteceğini düşünmüyorum. Paralel yapı daha doğru bir tabir. Çünkü orada değişik mekanizmalar giriyor ortaya. İşin bir basın ayağı giriyor ortaya. İşin bir yargı ayağı giriyor. Bir avgulama ayağı giriyor.

Tabi FETÖ mağduru olduğunu iddia ederek iktidar basınına çıkarken Tayyip Erdoğan adını hiç ağzına almıyor. Hatta Erdoğan'dan bahsettiğinde onun hakkında olumlu ifadeler bile kullanıyor. BBC Türkçe'ye verdiği, 2018'de verdiği röportajda ilginç bir çıkış yapmış. 10 cephede, 20 cephede aynı anda savaşamıyorsun. Karşında müttefiklik yapmakta olan belli güçlere karşı sonuç olarak mağlup oluyorsun. Bu belli güçlerden kastınız nedir? O da bende kalsın. Daha fazla birilerini kızdırmayayım. Birilerini kızdırmanız durumunda

başınıza daha farklı şeyler gelebileceğini mi düşünüyorsunuz? Aksine, ilk önce birilerini kızdırmayayım, ondan sonra da o birilerinin dostluğunu kazanayım. Ki eskiden olduğu gibi birlikte hareket ederim. Bunun için bazen susmak gerekiyor. Bu tabiri bir maruz görsünler. Bir nevi kar koca kavgası gibi de bakabilirsiniz buna.

Cem Uzan bu konuşmayı yaptığı tarihlerde aktif siyasetten elini eteğini çekmiş durumda. Sık sık iktidar medyasına çıkıyor, FETÖ kumpasına kurban edildiğini anlatıyor ve Erdoğan'ı övüyor. Siyasete yeniden dönmesi, YouTube kanallarına konuk olmasıyla Erdoğan karşı söylemleri paralellik oluşturuyor. Yıllardır aktif siyasinin içinde olmayan, Erdoğan'a karşıt söylemleri bulunmayan, hatta susmak en iyisi tadında açıklamalar yapan Cem Uzan, ne olmuştu da bir anda muhalif mahallede aktif konuşan bir siyasiye dönüşmüştü. Habertürk'ten Fatih Altaylı da bu meseleyi kurcalıyor ve bir iddiada bulunuyor. Altaylı, Cem Uzan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı kararı almasında, iktidarla anlaşma yollarının tıkanmasının etkili olduğunu 13 Haziran'daki yazısında söylüyor. Buna göre Hakan Uzan, yani Cem Uzan'ın kardeşi, İtalya'da Erdoğan ailesi hakkında dava açmış. Bunun üzerine Erdoğan ile Uzan kardeşlerinin arasındaki köprüler tamamen çökmüş. Zaten daha önce Erdoğan ile Cem Uzan aracılar vasıtasıyla görüşüyorlarmış. Fakat son davayla beraber bu ilişi kopmuş.

Böylece Cem Uzan yeniden Erdoğan'ın karşı söylemleriyle piyasaya çıkmış. Fatih Altay'ın iddiası bu. Bizim TV adlı YouTube kanalında gazeteci Saban Sevinç bu soruyu Cem Uzan'a yöneltiyor. Henüz 17 Haziran'dayız bir dinleyelim. Yani Erdoğan'la anlaşmaya çalışıyordu ama Hakan Uzan bozdu işte. Erdoğan aynısı hakkında suç duyurusu yaparak girdi.

Hakan Ozan benim kardeşimdir, benim her şeyimdir. Ben demek o demektir. Bugün Genç Parti'nin genel başkanıdır. İsmini bahsettiğiniz kişinin ismini ağzıma bile almam. Yorum yapacak olsam bir hareket yapardım, o da müstehcen olur şu anda.

Elbette Cem Uzan bu iddiaları yalanlayacaktı, öyle de oldu. Tabi kendi üstü bu ile yalanlıyor. Ha tabi Altaylı'nın iddiaları da doğrudur diyemeyiz. Bu tartışmayı sunmuş olduk sadece size. Tabi uzanlar tartışıldıkça gazeteci camiasından da ilginç çıkışlar izliyoruz. Çünkü eskinin önemli bir medya patronu mesela Yılmaz Özdil yine bizim TV'ye bağlanarak eski patronu Cem Uzan'dan övgü dolu sözlerle bahsediyor. Aslına bakarsanız bugün itibariyle Cem Uzan itibarlı bir iş adamı, itibarlı bir siyasetçi olarak Türkiye'de hukuksuzluk mağduru olmuş, hatta FETÖ'cülerin ilk kurbanlarından biri olmuş insan olarak yurt dışında hayatına devam ediyor. Yarın da Türkiye'ye alnı açık dik gelecek. Şimdi bu kadar övgü dolu sözlerle bahsedecek bir şey olduğunu ben sanmıyorum. Uzanlar hakkında ortaya çıkanlar basit dağlar değil. Üstelik uzanların ayıma açtığı davalar da düştü. Ama burası Türkiye. Bakarsınız Cem Uzan gerçekten Türkiye'ye geri döner. Şu anda Fransa'da yaşıyor. Eyfel Kuleli bir manzaralı evi var. İşte arada sırada fotoğraflarını paylaşıyor. Twitter'ı aktif kullanıyor. YouTube kanallarına konuk oluyor. Cumhurbaşkanı adayı olduğunu söylüyor. Ya peki neden?

Her türlü spekülatif iddiadan kendimizi bir arındıralım, en azından şunu söyleyebiliriz diye düşünüyorum. Türkiye'de eski bitti. Tıpkı 2002'deki gibi. Yeni ise henüz doğmadı. Bu ara dönemin sancılarını yaşıyoruz. Birçok siyasi parti kuruluyor. Bu partilerin her birinin iddiası iktidar olmak değil, yeninin kurulduğu masada olmak yalnızca. Cem Uzan da işte bu masada olmak istiyor. Çünkü iktidar değişiminin aynı zamanda sermayenin de el değiştirmesi olduğunu yaşayarak öğrendi, gözledi.

Türkiye sermaye sınıfı son 20 yılda zenginleşenlere karşı iştahını kabartıyor. Cemuzan da tıpkı zamanında kendi imparatorluğuna karşı iştah kabartanları gözlediği gibi bugün de acıkanları, iştah kabartanları gözlüyor. Türkiye'deki sermayedarlarla konuşuyor, arkadaşları onlar, onların gözlemlerini dinliyor. Değişim sancılarının farkında ve bu süreçte görünür olmanın kendisine avantaj sağlayacağını biliyor.

Masada kalabilecek mi? Bilmiyoruz. Ama önümüzdeki aylarda Cem Uzan'ı daha fazla konuşacağımız kesin. Medya gücünün etkisini bilen Cem Bey, yakın zamanda yeni medya düzenine yatırım yaparsa şaşırmamak gerekir. Bazı gazetecilerin ekranlarda, gazetelerde Cem Uzan'a metiyeler düzdüğünü görürsek de şaşırmamalıyız. Bunun zaten sinyallerini görmeye başladık.

Neler olacak göreceğiz. Ama hayatının 60 yılını geride bıraktı Cem Uzan. Son derece ilginç bir hayat hikayesiyle birlikte. Şu saniyede takdiri ilahi tecelli etsem ve ifade etsem ben söyleyeceğim son bir laf vardır. Ey yüce yaratan bana fantastik bir hayat yaşattın. Pod B Media ile beraber hazırladığımız trend topiğin sonuna geldik. Bayağı uzattık artık bitirelim. Özet niteliğinde bir Cem Uzan portresi sunmak istedik sizlere. 2002'den önceki Cem Uzan'ı hatırlatmanın önemli olduğunu düşünerek. Bir sonraki bölüme kadar sizin de fantastik bir hayat yaşamanızı dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)