
3.627 kelime · ~18 dk okuma
CHP'nin en meşhur belediye başkanları kimdir diye sorulsa, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş'tan sonra üçüncülüğü kim alır? Tunç Soyer mi? Belki. Peki ya Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan desem? CHP'nin il belediye başkanlarının hiçbiri Tanju Özcan kadar ünlü değil. Onun nasıl bu kadar ünlü olduğunu sanırım biliyorsunuz. Bilmiyorsanız da biz bu bölümde detaylı olarak ele almaya çalışacağız.
Kendisi şu sıralar yine gündemde ama bu sefer onu gündem eden partisi CHP oldu. Tanju Özcan kesin ihraç talebiyle partisinin disiplin kuruluna gönderildi. Sürpriz bir gelişme olmazsa CHP Tanju Özcan'ı kovacak. Bu bölümde Tanju Özcan'ı ve onun siyaset etme biçimini konuşacağız. Ben Ozan Gündoğdu, kulağınızı dört açıp başlıyoruz.
Son yıllarda adından en çok bahsedilen isimlerden biri CHP'li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan. Kendisi 300 bin nüfuslu, mütevazi bir kentin belediyesini yönetmesine rağmen ülke gündemine girebilecek özellikli açıklamalar yapabiliyor. Sadece ülke gündemine girmiyor elbette, partisi CHP'de de tartışılıyor. 13 Haziran'da partinin MYK toplantısında konuşulan konulardan biri de Tanju Özcan'dı.
MHK toplantısından çıkan karara göre Tanju Özcan kesin ihraç istemiyle partinin disiplin kurulumuna sevk edildi. Bir sürpriz olmazsa Tanju Özcan partisinden ihraç edilecek. Tanju Özcan karakterini ve onun siyaset etme biçiminin derinlemesini ele almadan önce ihraç talebinin gerekçesini sunalım izin verirseniz. Sorumuz şu, Tanju Özcan neden ihraç ediliyor? Önce meşru gerekçeyi sunalım.
Tanju Özcan Mayıs ayının sonunda gündelik belediye işlerine ilişkin bir meclis toplantısı yönetirken bir açık oylama yapıyor. Biliyorsunuz bu şekilde yapılan oylamada el kaldırılıyor. Sayımı da Tanju Özcan gerçekleştiriyor. Sayımı yaparken Tanju Özcan AKP'li meclis üyesi Hacer Çınar'ı göremiyor ve Çınar görünmek amacıyla elini sallıyor.
Tanju Özcan ise, kendisini görmesi için elini sallayan Hacer Çınar'ın, el sallayarak, tabirimi bağışlayın, kendisine sulandığını ima ediyor. Dinleyelim. Evet, komisyona tekrar havalisini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler? Semih Bey de evet oyu kullandı. Kamuran Bey de. Etmeyenler? Evet, üç kişinin hayır oyuyla dört kişi bir de herhalde Hacer Hanım. El kaldırıyor mu, el mi sallıyor anlayamadım ama red olarak kabul ediyorum. Tamam. Bana niye el sallıyorsunuz hanımefendi?
Allah Allah. Ayıp oluyor böyle el sallamak falan. Bu olayın ardından sadece AKP'li değil CHP'li kadınlardan da Tanju Özcan'a tepki geldi. AKP sözcüsü Ömer Çelik de 31 Mayıs'ta konuya ilişkin şöyle bir tweet attı. Bu
çirkin saldırı tüm kadınları hedef alan bir ahlaksızlıktır. Siyasi ve hukuki olarak gereğini yapacağız. Şimdi AKP sözcüsü Ömer Çelik'in bu açıklamasının ardından ahlaksız Tanju Özcan hashtag'i tren topik oldu. Ömer Çelik'in bu açıklamasına CHP'den de cevap verilmedi fakat Tanju Özcan attığı tweet'te ateşe benzinle gitti. Kabul etmek gerekir ki Özcan'ın ifadeleri yani ben evli barklı adamım sözleri son derece seviyesiz bir şakaydı. Kendini savunmak için attığı tweet'te ise Tanju Özcan biraz önce dinlediğiniz konuşmasını paylaştı ve
ben iffetimi korudum dedi. Yani müstehzi bir sırıtmayla yaptığı ben evli barklı adamım açıklamasını ciddi ciddi iffetini korumak için yaptığını söyledi. Kendince AKP'li meclis üyesi Hacer Çınar'ın kendisine yürüdüğünü ima etti. Şöyle diyor tweetinde.
Yalan söylerken yüzü bile kızarmayan Ömer Çelik beni ahlaksızlıkla suçlayıp tehdit ediyor. Hodri meydan. Bu arada bahse konu video bu. Görüyorsunuz ben orada sadece iffetimi korumaya çalışıyorum. Bir daha izleyin Ensaroğulları. Anlayacağınızı sanmıyorum ama. Bir kadın belediye meclis üyesinin oy kullanırken elini kaldırmasını ben evli baklı adamım diye sırıtarak karşılayan Tanju Özcan savunmasında ben iffetimi korudum diyor. Bu bölümü hazırlarken bu tweeti okuyup şu soruyu gerçekten kendime sordum. Bu tweet şaka mı yoksa gerçek mi? Hani şakaysa hiç komik değil de gerçekse çok komik derler ya. Sanırım Tanju Özcan'ın tweeti bu sözde tam oturuyor. İki hafta sonra CHP'nin MHK toplantısında da bu konu üzerine Tanju Özcan'ın kesin ihraç talebiyle disiplin kurulundan sevk edilmesi kararı alındı.
Aslında bu Tanju Özcan'ın ilk disipline sevki değil. Henüz 9 ay önce yine disipline sevk edilmişti Tanju Özcan. 2021'in Eylül ayında Armağan Çağlayan'ın YouTube'da yayınlanan Gör Beni adlı programına konuk olmuş ve başından geçen bir anektodu anlatmıştı. Ben hiç yorum yapmayayım, o anektodu önce dinleyelim. Mesela başınıza gelen en eğlenceli anılarınızdan bir tanesini anlatır mısınız?
İlk aklıma şöyle geldi. Bir açılış yapıyoruz. Tesettürlü bir hanımefendi geldi yanıma. Bir konu var dedi. Konuşabilir miyiz dedi. Benim bebeğim olmuyordu dedi bana. Yardımcı olabilir misiniz dedi.
Hanımefendi dedim ben size nasıl yardımcı olabilirim o konuda dedim. Meğer kadıncağız tüp bebek tedavisi görmek istiyormuş. Ama direkt tabii konuya böyle girince baktım çevredekiler gülüyor. Bebeğim olmuyor bana yardımcı olabilir misiniz diye girince. Çok fazla anım var yani ama ilk şimdi bu aklıma geldi. Konu bugünkü gibi yine kadın meselesiyle ilgiliydi. Tanrı Özcan'ın bunu başından geçen komik olaylar bölümünde ilk akla gelen anekdot olarak anlatması çok tepki çekti.
Burada tekrar uzun uzadıya anlatmayalım ama yine kadın örgütlerinden tepkiler geldi. Yine Ömer Çelik açıklama yaptı. Tanju Özcan da o dönem yanlış anlaşıldığını söyleyerek tüm kadınlardan özür diledi. CHP Sözcüsü Faik Öztürak da Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan hakkında o dönem şu açıklamayı yaptı. Bolu Belediye Başkanı'nın bir kadın hemşerisi hakkında yaptığı
yakışıksız açıklamayı kabul edebilmemiz mümkün değil. Sindirebilmemiz de mümkün değil. Ama kendisi hatasını anlayarak kamuoyu önünde özür diledi. Bu özürü de dikkate alarak Bolu Belediye Başkanı'nın bir kadın hemşerisi hakkında yapmış olduğu yakışıksız açıklamalar nedeniyle yüksek disiplin kuralına uyarılması talebiyle sevkine, MYK'da oy birliğiyle karar verdik. O dönem uyarı cezası alması talebiyle MYK tarafından disipline sevk edilmişti ve uyarı cezası almıştı. Benzer suçun yeniden işlenmesi üzerine bu sefer 13 Haziran'da yine MYK tarafından bu sefer kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi. Yani uyarı cezasından kesin ihraca yükseldi ceza. Eğer bir sürpriz olmazsa Tanju Özcan partisinden ihraç edilecek.
Şimdi takip ediyorsanız biliyorsunuzdur Tanju Bey Twitter'ı aktif olarak kullanıyor. Kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesinin ardından Twitter'dan bir açıklama da yaptı ve şöyle dedi. Ben siyaseti hiç kıvırmadan yaptım. Atatürkçü, bütün etnik kimlikleri kucaklayan bir Türk milliyetçisi ve ülkesini çok seven bir anti-emperyalist olduğumu her fırsatta tekrarladım. Çizgim hiç değişmedi. Bundan sonra da değişmez. Cumhuriyet Halk Partisi'nin üvey değil öz evladıyım.
15 Haziran'da da belediye binası önünde basın mensuplarının karşısına çıktı ve partiden ihraç edilirsem sadece hukuki bağım kopar, gönül bağım kopmaz dedi. Başka partilere gideceğime ilişkin dedikodular çıkıyor, hiçbir partiye geçmeyeceğim, bağımsız olarak yoluma devam edeceğim ifadelerini kullandı. Ama bu basın açılamasını bitirirken birazdan dinleyeceğiniz sözleri bence dikkat çekiciydi. Arkadaşlar, benim böyle ihraç istemiyle disiplin kurumuna gitmeme sebep olan konu bu falan değil. Bunu herkes biliyor. Buna en çok kim seviniyor? O yönüyle bakmak lazım. Beni duygulandıran şeyler oluyor. İşte partililer arayıp ağlıyorlar. Üzüntülerini dile getiriyorlar. Bizimle birlikte yol yürümüş, bu mücadeleyi karda kışta vermiş olan insanlar üzüntülerini ifade ediyor. Kim mutlu bundan? İşte AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik gayet mutlu.
Kim mutlu bundan? HDP'liler mutlu. Kandil'dekiler mutlu. İmralı'daki cani emin olun mutlu. Bunları mutlu edeceğini düşünmüyorum ben partimin. Öz evladına sahip çıkacağını düşünüyorum. Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Tanju Özcan konunun aslında bu olmadığını yani kadın meselesi olmadığını bunu herkesin bildiğini söylüyor. İma yoluyla söylüyor ama iması açık. Sığınmacı karşıtı çıkışları veya milliyetçi çizgisi nedeniyle cezalandırıldığını düşünüyor Tanju Özcan.
Çünkü CHP-MYK'nin ihraç istemiyle disipline gönderme kararının gazetelere düşmesinin ardından bu karara siyaseten tepki gösterenler de oldu. Mesela sığınmacılara ilişkin hazırladığı sessiz istila kısa filmiyle gündeme gelen gazeteci Hanide Karacasu, Tanju Özcan bu memleketin kanayan bir yarası için rüzgara karşı tek başına mücadele ediyor CHP içinde. Ödülü de bu oldu, yorumunu yapmış. Zafer Partisi Başkanı Ümit Özdağ ise HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun kendisini eleştiren bir tweetini alıntılayarak, ''Zafer Partisi'nin senin tehditlerinle belediye başkanını görevden alan partiyle karıştırma.'' demiş. CHP mahallesinde karara büyük oranda destek veriliyor fakat parti üyeleri ve yöneticileri için değil ama seçmen gruplarında Tanju Özcan'a sahip çıkanların olduğunu da belirtmek gerekir. Şimdi...
Buraya kadar anlattıklarımız meselenin meşru gidişatının özetiydi. Bir parti, kendi dünya görüşüne uygun olmayan bir açıklaması nedeniyle bir üyesine uyarı cezası vermiş, benzer nitelikte bir açıklama aradan bir yıl geçmeden tekrarlanınca bu sefer ihraç edilmesi istenmişti. Şimdi zamandan, mekandan ve kişilerden bağımsız olarak böyle bir karara hiçbir şey denemez. CHP'nin hukuken Tanju Özcan'ı ihraç etme hakkı var. Sonuçta aynı suç tekerrür etmiş, disiplin cezası ardından ihraç talebi söz konusu olmuş. Üstelik soruşturma konusu edilmeyen onlarca gafı da var Tanju Bey'in.
Bulu Belediye Meclisi'nde Şahin Kağlı, Başak Sinemalı, Gazozlu imaları anladınız. Böyle diyaloglar bile kayda geçiyor. Mesela AKP'li meclis üyesi bu durumu belediyenin bütçe görüşmelerinde eleştirince şöyle bir diyalog da ortaya çıkıyor. Gerçekten ilginç.
Iki bin yirmi iki bin yirmi dört. Allah'ım yarabbim Şahin Kaya konu nereden geldi ya? Iki bin yirmi iki. Bütçeyle Şahin Kağan'ın ne alakası var? Pardon performanslı konuşuyoruz doğru. Şahin Kaya sen oradan şey yaptın. Sizin performansınızın tabii nerelerde aktif olduğunun kanıtı bu. Iki bin yirmi iki bin yirmi dört sıntık planlamada başlayan yanlışlar geçen de söylediğimiz gibi. Bunu bir açıklar mısın? Her mecliste
Yok Başak Sineması, yok Gazoz, yok Şahinkağ, yok bilmem ne bunları söyleyen sizsiniz. Biz hiç dile getirdik mi? Bizim hiç ağzımızdan duydunuz mu? Ya konu Şahinkağ'nın performansı mı, belediyenin performansı mı? Sen ona bak ya. Bunları yapamadığınız diye ben dile getirdim Sayın Başkan. Sinirlenmeye gerek yok. Şimdi birçok insan Şahinkağ diye bakıyor. Kim diye?
Uğur Bey'in arkadaşı. Yani bu gayri ciddi üslup birkaç kez tekrar ediyor ve partinin kadın üyelerinin de tepkisini çekiyor. Kadın hareketinin bu denli muhalif ve görünür olduğu böyle bir atmosferde Tanju Özcan ciddi anlamda tepki çekiyor. CHP hukuken haklıdır ya da hakkıdır diyelim ihraç etmek de Özlemimiz Tanju Özcan olunca, peki siyasi olarak kararın anlamı nedir sorusu da düşüyor akıllara. O halde Tanju Özcan'ın Türkiye siyasi yelpazesinde nereye denk düştüğünü daha derinlemesini ele alalım.
Sanırım bunun için kavram setimizi biraz açmamız gerekiyor. Tanju Özcan deyince akla gelen ilk kavram nedir diye sorulsa, herhalde akla gelen ilk sözcük popülizm olurdu. Gerçekten popülizm ete kemiğe büründü, Tanju Özcan olarak göründü desek, bize sadece sanırım hayır Tayyip Erdoğan olarak göründü diyenler karşı çıkabilir sanırım. Ülkemizde son yıllarda hızla artan popülist politikacılardan biri. Belki de en semboliği Tanju Özcan. Çokça kullanırız da nedir bu popülizm? Kelimeyi bir olumlu bir de olumsuz yüklemelerle dolu iki sözcükle Türkçe'ye çeviriyorlar. Olumlu çeviri halkçı. Halkçı. Olumlu çeviri bu. Olumsuz çeviri ise çoğunlukçu.
Kelimenin evrensel kökenine baktığımızda ise çok çeşitli örneklerle karşılaşıyoruz. Kavramı 19. yüzyıla kadar götüren, oradan hareketle bugünkü hareketleri yorumlayan bir eğilim var akademide. Mesela Prof. Evren Balta popülist dalgaları şöyle tanımlamış.
Temelde üç dalgası var. 19. yüzyılın sonunda Amerika'da ve Rusya'daki halk hareketleri, 1950-60'lı yıllardaki Latin Amerika'daki popülist hareketler. Üçüncü dalga da aslında 2000'li yılların başından, 90'lı yılların sonundan itibaren hem Avrupa'da hem de çeper ülkelerde gördüğümüz Batı'da temelde iktidardan dışlandığı düşünülen ve o daha önceden iktidarda bulunan grupların yeniden bir statü arayışı söz konusu. Çepere baktığımızda hiçbir zaman ayrıcalık sahibi olamamış aşağıda kalan grupları iktidara taşımak iddiasında olan populist hareketler olduğunu ve bu iktidara taşıma iddiasının belirli bir liderle kurulan duygusal bir ilişki üzerinden olduğunu söylemekteyiz.
Türkiye'de siyaset bilimi literatüründe bu kelimeyi en geniş anlamıyla kullanıp erken dönem resmi halkçı politikaları da yani erken cumhuriyet dönemindeki halkçı politikaları da popülizm olarak değerlendirenler var. Fakat bunun yanı sıra Çağlar Keyder, Nuray Mert gibi pek çok siyaset bilimci Türkiye'yi ele alırken popülizm kavramını çoğunlukçuluk anlamıyla kavruyor. Gazeteci yazar Taha Akyol'da bu kavramı halk dalkavukluğu ya da çoğunluk dalkavukluğu olarak çeviriyor. Ben de yarattığı hissi kelimenin anlamına daha yakın bulduğum için böyle demeyi tercih ediyorum. Yani ne demek? Halk dalkavukluğu veya çoğunluk dalkavukluğu popülizmin Türkçe çevirisine daha uygun bana kalırsa. Böyle tanımlamak daha doğru çünkü gerçek anlamda halkçı hareketleri yani halk dostu hareketleri sağ popülist liderlerden ayırt etmek gerekiyor.
Çünkü popülizm derken, çoğunluğun gündelik fikirlerine yaslanan ve fakat asıl derdi çoğunluğun da menfaatleri olmayan, aslında küçük bir azınlığın çıkarına hizmet eden bir akımdan bahsediyoruz. Popülistin asıl gayesi koltuk, güç, iktidar vs. Kapitalist üretim ilişkileriyle neredeyse hiçbir zaman sorunu yok. Yani samimi olarak halkçı değil, güç devşirmek için halkın onayına ihtiyacı var o kadar. Dolayısıyla olumsuz bir anlamda kullanıyoruz popülizm sözcüğünü.
Zaten popülist siyasetçiler de siyaseti bir kariyer yolu olarak görüyorlar. Bu nedenle çoğunluk dalkabukluğu bu şekilde tanımlanırsa popülizmin Türkçe karşılığına bence daha yakın. Popülist retoruya göre halk kutsal sayılıyor, ona övgüler düzülüyor. Ama hangi halk? Elbette çoğunluk olduğu varsayılan bir halk kesimi. Yalınalpa'ya kulak verelim. Popülist liderlerin ortak tanımlaması şudur. Halk kutsaldır ama hangi halk? Gerçek halk. Şunu ifade eder. Sizin ve benim dışımdaki bütün kimlikler bizim bir olmamızı engellemeye çalışan haydutlar, teröristler, içten pazarlıklılar, ülkeyi dışa karşı satmaya çalışanlar, sizin emeklerinizi eline geçirip boğazda viski içenler. İşte siz bu hainler gibi değilsiniz. Siz gerçek halksınız.
ve ben de sizin temsilciniz olarak sizin bütün iradenizi burada eyleme geçirmezsem bana da lider demesinler. Ve böylece bu dışlanmış, modernitenin ezmiş olduğu, horlamış olduğu kitleler kendi kimliğini başka bir yerde ilk defa görmektedir. Bundan sonra ekonomi kötü gidiyormuş, kültür politikaları berbatmış, bunlar umursanmaz. Neoliberalizmin derinleştirdiği sınıfsal eşitsizlikleri manipüle etmek üzerine kuruluyor popülist siyaset. Popülist bir politikacı çoğunluğun yargılarını aynen benimsiyor. Buradan aldığı güçle de demokratik kurumları eleştiriyor. Demokratik kurumların bir grup elitin, seçkinin tahakkümünde olduğunu anlatıyor. Yani tek bir demokrasi tanımı yok.
Popülizme göre birkaç demokrasi tanımı yapılabilir. Türk tipi, Çin tipi, İngiliz tipi vs. gibi. O yüzden buradan hareketle evrensel demokratik kurumlar eleştirilebiliyor. Bu anlatımda çoğunluğun değer yargıları kullanılıyor. Özellikle Müslüman ülkelerde din burada son derece işlevsel bir araca dönüşebiliyor. Dini söylem retorikle buluşuyor ve kitlelerle lider arasında romantik, akıl dışı bir ilişki tesis ediliyor. Sakın kader deme!
Popülist liderin kitlelerle kurduğu ilişki irrasyonel, romantik ya da akıl dışıdır. Lider nutkunu atarken gözyaşları sel olur, çoğunluğun neden ezildiği, gündelik gerçeklerden bağımsız olarak ele alınır. Kapitalist üretim ilişkilerinin doğurduğu sonuçlar popülist siyasetçiler tarafından ustaca çarpıtılır. Bunun için hakikati de eğip bükmek gerekir. Zaten post-truth kavramı da bu popülist siyasetin büyümesiyle beraber yaygınlaştı. İçeride ya da dışarıda tanımlanması pek de mümkün olmayan bazı yel değirmenleri bulundur.
tümüyle masalsı bir anlatım değil. Gerçekle bağı var ama hamgerçek diyemiyoruz. Mesela nasıl örnek verebiliriz? Söyle diyelim, derinlemesine bir emperyalizm tanımı yapılsa, emperyalizmin kapitalizmle ilişkisi tarif edilse belki kendisine de zarar verecek. O halde ne yapacağız? Emperyalizmi son derece sığ biçimde tanımlamak gerekiyor. Mesela üst akıl deniyor. Ne demek o? Belirsiz. Üst akıl. Üstlerdeki akıl.
dünyayı yöneten, kökleri sadece düne değil, binlerce yıl geriye giden, yakan, yıkan, aç bırakan, savaştıran, devrimler, darbeler yapan, devletler içinde devletler kuran akıl. Çoğunluğun değer yargılarına yaslanarak yönetmekten bahsettik. Ne vahsuru var bu durumun diye sorabilirsiniz. Çoğunluğun değer yargılarına göre yönetilmek neden yanlış olsun ki?
O halde tam burada bir hakikatle yüzleşmemiz gerekiyor, bir yüzleşme yaşamamız gerekiyor. O da şu, çoğunluğun değer yargıları içinde son derece insani olanları olduğunu kabul etmek gerekir. Fakat aynı değer yargıları içinde eşitsizliği besleyen, halkın çıkarına olmayan değer yargıları da var kabul edersiniz. Geçmişte bambaşka üretim ilişkileri hakimken, mesela toprağa bağımlı yaşarken, toplumun bünyesinde hortlayan kültürel saydığımız bazı fikirlerimiz. Ne gibi mesela? Mesela cinsiyetçilik ya da ıhçılık. Eşitsizliğin kutsanması mesela. Çoğunluk dalkabukluğu bugünün hakikatine bilimsel yaklaşmak yerine geçmişin hakikatinden doğan kültürel hastalıkların da dalkabukluğunu yapıyor.
Mesela kadının yeri ayrı, erkeğin yeri ayrı diyor. Ya kentte yaşıyoruz, ne ilgisi var deseniz, elit olabiliyorsunuz, seçkin olabiliyorsunuz. Yani kral saydığı çoğunluğun iyi ve kötü özelliklerinin de dalkabukluğunu yapıyor. Sadece iyi değil, kötü özellikleri de kaşıyor. Bu duruma karşı çıkanlar ise ahlaki özelliklerden yoksun olarak tanımlanıyor. Bunlar böyle. Bunlar çürük.
Bunlar sürtük. Çoğunun karşısına ahlaksızlar, elitler, asıl ikinci sınıf olması gerekenler konuyor. Halkın müesses nizamı karşı lider etrafında ya da parti etrafında harekete geçmeye çağırır. Bu anlamda popülizm toplumu iki tane farklı gruba ayırır. Halk ve onun karşısındaki elitler.
Tehlikeli olan şu, bu anlayış o kadar hakim hale geliyor ki, orada çoğunluk dalgabukluğu olan anlayış, hegemonyayı devralarak bir rejime dönüşüyor. Bu rejimede pek çok siyaset bilimci neofaşizm diyor. Tek bir neofaşizm yok elbette. Her neofaşist deneyim her ülkede farklı yaşanabiliyor. Çünkü o toplumun kültürel dokusuna uygun değer yargıları her ülkede farklı. Mesela kızını dövmeyen dizini döver. Karının sırtından sopayı, karnından spayı eksik etmeyeceksin gibi ata sözleri olan bir kültürel tarihimiz varken çoğunluk dalgabı, siyasetçi doğal olarak varoluşu gereği cinsiyetçi oluyor.
Dolaylı yoldan kadın düşmanlığı, doğrudan LGBTİ düşmanlığı son derece yaygın ve kolay bir popülist dile dönüşüyor. Veya beyaz üstünlükçü bir tarihi olan ABD'de siyah azınlığa ya da İspaniklere dönük söylemler prim yaptırırken bizim Türkiye'de böyle bir dil çok tutmaz. Biz de başka başka örnekler görebiliyoruz. Popülist lider tüm bunları yaparken çoğunlukla, halkla aracısız ve doğrudan ilişki kuruyor.
ve bu ilişkiyi kurarken genellikle güçlü olduğunu iddia ettiği bir azınlıktan bahsediyor. Popülist lider seçkinlerin koruduğu, bütün müesses nizamın bu seçkinlerin kontrolünde olduğu fikrine yaslanıyor. Ardından çoğunluğun değer yargılarını manipüle etmeye başlıyor, bu seçkin azınlığa karşı bir Don Kişot dövüşü başlıyor. Çünkü ortada anlatıla geldiği gibi bir eşitsizlik durumu da yok aslında. Yani eşitsizlik var da bağlamı çok farklı. Mesela ABD'de siyahların gizli bir el tarafından haklarını aldığı yalanı uyduruluyor. Siyahlar pek çok hakkını alıyor çünkü ABD'nin küçülmesini isteyen bir takım güçler devrede. O halde ABD'yi yeniden muhteşem yapmanın zamanı gelmedi mi? Gibi nutuklarla başlayan bir hareket, ABD'de hızlıca Kongre binasını işgal edebiliyor.
Bugün Amerikalı bir muhabirin de söylediği aslında çok basit gibi görünen ama çok derin bir cümleyle başlayalım. Evet, bu gördüğünüz yer Bağdat ya da Kabi değil, Amerika'nın başkenti Washington ve demokrasinin beşiği kongre binası. Evet, dünya demokrasisinin bekçiliğine soyunan Amerika kongre binasının işgaliyle şokta. Giderayak ülkeyi kaosa sürükledi. Seçilmiş başkan Biden'ın zaferinin ilan edileceği oturumu sabote etmek için destekçilerini ayaklandırdığı kongre binasını işgal eden Trumpçılar dehşet saçtı. Kanlı gecede dört kişi öldü.
Popülizm deyince akla gelen ilk isimlerden olabilmeyi başardı. ABD'de öyle bir toplumsal bunalım ortaya çıkarttı ki bir yıl içinde hem George Floyd eylemlerine hem de kongre binasının basılmasına şahit oldu ABD. Geçmişte büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelerde görülen popülist liderler 2008 küresel finans krizinin batı dünyasının yoksulları arasında yarattığı hayal kırıklığı sonucu batıda da görülmeye başlandı. Trump onların ilki değildi. Mesela Macaristan'da Viktor Orban 2008 küresel finans krizinden hemen sonra iktidara geldi. Yani Trump'tan çok önce. Fakat dünyada bu akımın ilk örneği kimdir diye sorulsa, ya da üçüncü popülist dalganın ilk örneği kimdir diye sorulsa, Türkiye'den Recep Tayyip Erdoğan diyenler de olacaktır.
Dünyadaki emsallerine göre siyaset ediş tarzı oldukça popülist, çoğunlukla doğrudan ilişi kuruyor ve krizlerden bu çoğunluğa yaslanarak kurtuluyor. Ekranları başında bizi izleyen milletime özellikle sesleniyorum. Biz size aşığız. Biz sizin dertliniz olan bir iktidarız. Ve biz terör örgütlerine karşı olan mücadelemizi
Bu can, bu tende oldukça sonuna kadar vermekte kararımız. 1980'li yıllardan itibaren tüm dünyada uygulanan neoliberal politikalar sınıflar arası uçurumu büyütünce sosyal kamplaşmada derinleşiyor. Durum böyle olunca sınıfsal uçurumların yarattığı yani aslında kapitalizme içkin çatışmayı manipüle etmek için popülizm sadece Türkiye'de değil, dünyada da yükseliyor. Manipülasyon aracı olarak din ve milliyetçilik bir koçbaşı olarak kullanılıyor.
Bulu Belediye Başkanı Tanju Özcan da bu açıdan değerlendirildiğinde, küçük ölçekli de olsa, mütevazı bir belediyenin başında da olsa, popülist bir siyasetçi. Tanju Özcan, sığınmacı karşıtı açıklamalarıyla gündeme geliyor ama o sadece siyasi söylemin bir ayağı. Açıklamaları popülizm bağlamında değerlendirildiğinde tümüyle bir bütünsellik arz ediyor. Hurumları da ciddiye almıyor. Patronajı önemsiyor. Plandan ziyade patronaj önemli. Kendisini protesto eden kadınları görünce mesela dans ediyor. Birkaç örnekle Tanju Özcan'ın siyaset ediş biçiminin popülizme nasıl örnek oluşturduğunu ifade edeyim. Mesela, Zina'nın yeniden suç kapsamına alınması gerektiğini savunuyor. Zina, suç olmaktan AK Parti döneminde çıkartıldı.
Zinanın suç olmaktan çıkartılmasından sonra da Türkiye'deki boşanma oranları hızlı bir şekilde arttı. O yüzden tekrar zina suçu bu ceza kalemde olunmalıdır. Sadece zina meselesi değil, belediye başkanı olurken mevzuatta olmamasına rağmen Kur'an'a el basarak yemin ediyor. Tecrübeli bir siyasetçi olarak çoğunluğun dini değerlerini arkasına almayı hedefliyor. Canlı müziğe de karşı. Henüz bir hafta önce, canlı müzik mümkün olduğu kadar yapılmasın diye de açıklama yapıyor. Elbette sığınmacılara ilişkin de gündem yaratacak açıklamalar yapıyor.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın yabancılar için hazırladığı nikah ve su ücreti tarifesi oy çokluğuyla kabul edildi. Özcan, sığınmacı kardeşlerimiz bundan rahatsız oldularsa, Şam'da nikah da su da daha ucuz dedi. Tartışmalı karara Adalet Bakanı Abdülhamit Gülden tepki geldi. İki yabancının Bolu'da evlenmeleri halinde nikah ücretini 100 bin lira olarak belirledik. Şunu belirtelim, Tanju Özcan'ın bu çıkışlarını herkes yutmuyor. Yani onun ne yapmak istediğini, nasıl bir siyaset etme biçimi olduğunu bir kesim insan kavruyor. Tıpkı Tayyip Erdoğan'da olduğu gibi. Gerçeği görenler, asıl amacın koltuk, güç veya iktidar olduğunu fark edenler popülist siyasetçilere şüpheyle yaklaşıyor.
Ama popülist için bunun bir önemi olmuyor. Önemli olan kendisine muhalif olanlar değil, kendisini destekleyenler. Muhalifler zaten kirli odaklarla işbirliği halindeler, terör örgütleriyle işbirliği halindeler, fonlarla işbirliği halindeler, yani üst akılla işbirliği halindeler veya yani bir kirli odağın parçası zaten muhalifler. Yani öyle anlatılıyor.
Bu anlatıma Tanju Özcan da uyum sağlıyor ya da uyum sağlamak zorunda hissediyor. Mesela Osman Kavalan'ın tutukluluğuna karşı çıkan AB elçilerini azarlıyor. Erdoğan'a destek veriyor. Öte yandan son derece iddialı Tanju Bey. Cumhurbaşkanı olmak istiyor, hatta o kadar ki Kılıçdaroğlu'nun bu işi bilmediğini ima ediyor.
Siyaset iddia işidir diye ders veriyor CHP liderine. Mesela 6 Haziran'da Kemal Kılıçdaroğlu'na seslenerek şöyle bir tweet atmış. Bir hafta önce kibir abidesi size, yüreğin yetiyorsa ada yol demişti Sayın Genel Başkanım. Sizden ses çıkmadı. Siyaset iddia işidir. Yol verin ben bu resti göreyim. Hazırım inan olsun.
sandıkta dürüvereyim defterine, güvenin bana, yenerim." Yani Kemal Kılıçdaroğlu'na diyor ki, sizden bir ses çıkmadı ama siyaset iddia işidir. Bu haliyle Bolu'nun belediye başkanı olarak Erdoğan'ın karşısına aday olabileceğine inanıyor ya da takipçilerini buna inandırarak reytingini arttırıyor. Tabii diğer taraftan da parti tabanında Kılıçdaroğlu'na şüpheyle yaklaşanların sempatisini kazanmaya çalışıyor. Bu tweetin de CHP genel merkezinde öfkeyle karşılandığını duyuyoruz.
Bu haliyle Tayyip Erdoğan'ın siyaset etme biçimiyle Tanju Özcan'ın siyaset etme biçimi arasında çok ciddi benzerlikler göze çarpıyor. Söylem aynı değil, bakın bu farklı. Hatta iki ayrı kutupta görünseler de siyaset etme yöntemi aynı. Yöntemde bir benzerlik var. Erdoğan'la muhalif popülist siyasetçiler arasında sadece sığınmacı meselesi bir nüans olarak göze çarpıyor.
Erdoğan da muhalefette olsa muhtemelen bu sığınmacı sorununa Tanju Özcan'la benzer yaklaşırdı diye tahmin ediyorum. Bu benimki tahmin sadece. O halde bir soruyla bitirelim. Siyaset bilimcilerinde çok sorduğu bir soru bu. Erdoğan gibi popülist bir lideri, yine onun gibi başka popülist bir lider mi devirecek? Yoksa Erdoğan'ın karşısına popülist bir liderle değil, bir demokrasi paradigmasıyla mı çıkmak gerekir?
Bana soracak olursanız, sağ popülist eğilimlerin hepsi günün sonunda memlekette büyük fayatları açarak ilerliyor. Bugünü ele alalım. Erdoğan'dan sonra toplumsal barışın tesis edilmesi bile yıllarımızı alacak. Yıllarımızı alacak. Üstelik muhalef görünen popülist liderlerin Erdoğan'ı yenebilecekleri de şüpheli. Yenseler de hayırlı bir sonuç çıkmıyor yani onu demeye çalışıyorum. Erdoğan'ı deviren bir başka popülist aslında Erdoğan'ı pek de yenmiş sayılmıyor yani.
Paul B. Maydale ile beraber hazırladığımız trend topiğin sonuna geldik. Bir sonraki bölüme kadar siyasetçiler tarafından manipüle edilmediğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.