Podcast

130: Bugün 1 Mayıs!

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bugün İşçi Bayramı. Türkiye'deki emekçilerin durumunu gözden geçirmek için güzel bir gün. Servet bölüşümünde adaletsizliğin arşa çıktığı bu dönemde, 1 Mayıs gereken heyecanı yaratabiliyor mu? Hepsi bu bölümde.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.581 kelime · ~8 dk okuma

Bugün 1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramı. Sadece bayram değil, tüm dünyada işçi sınıfının birlik, mücadele ve danışma günü. Bu haliyle resmi tatil olan, enternasyonel içerikli tek bayramımız bizim. Bunun yanında 1 Mayıs, aynı zamanda Türkiye Sol Sosyalist Hareketlerinin de sözünü meydanlara taşıdığı politik bir gün.

Türkiye'nin derin bir ekonomik bunalımdan geçtiği bu günlerde 1 Mayıs'ın anlamı daha da derinleşiyor. İşçiler, emekçiler yani sabit ücretli kesimler günden güne yoksullaşıyor. Fakat farkında mısınız? Geçmişe nazaran cılız geçiyor 1 Mayıslar. Halbuki tam tersinin olması gerekmez miydi? Bu bölümde işte bu yüzden 1 Mayıs'ı konuşuyoruz. Ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre ülkede 21 milyon kişi ücretli çalışıyor. Buna karşılık bu kişilerin sadece 2 milyon 189 bini sendikalı. Yani 100 işçiden 90'ı sendikalı olmadığı gibi TÜİK verilerine göre bunların 25'inin sigortası bile yok. Üstelik bu verilere göçmen işçiler dahil değil. Türkiye'de kayıt altındaki Suriyeli sayısı 3 milyon 750 bin.

Transkriptin tamamını oku

Peki çalışma izni olan Suriyeli sayısı? Sadece 38 bin. Bu haliyle Suriyelilerin binde biri kayıtlı çalışıyor demek yanlış olmaz. Yani güvenceli çalışamıyoruz. Sigorta bile lüks sayılabiliyor. Sendika ise ara ki bulasın. Anadolu'daki küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde çalışanın güvencesinin sınırını patronun vicdanı belirliyor. Kural kaide yok.

Sendikalar da büyük ölçüde belediyelerde örgütlü. En çok üyesi olan sendikalar da bu iş kollarında örgütlü. Mesela Türk işe bağlı belediye işin 116 bin üyesi var. Aynı iş kolunda hak işe bağlı hizmet işin 244 bin, diske bağlı genel işin 120 bin üyesi var. Yani zaten 2 milyon küsur sendikanın da 480 bini belediyelerdeki çalışanlardan oluşuyor.

Belediyeler, sendikaların en rahat örgütlenebildiği yerler olduğu için belediye başkanının partisi burada önem kazanıyor. Eğer başkan AKP'li ise çalışanların hak işle örgütlü olması sağlanıyor, CHP'li ise diskli. Hal böyle olunca, örneğin disk içindeki en güçlü sendika, belediyelerde örgütlü olan genel iş oluyor. Sendikalarda durum bu. Emekçiler birlik olamayınca, hakkını arayacak bir kanalı olmayınca sırtlarındaki sopada kalınlaşıyor. Avrupa İstatistik Ofisi verilerine göre haftalık çalışma ortalaması en yüksek ülke, Avrupa için söylüyorum Türkiye. Bizim ülkemizde bir işçi haftada ortalama 48.7 saat çalışıyor. Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde bu rakam 40 saatin altında.

Peki 50 saate yakın çalışıyoruz ama çalıştığımızın karşılığını alıyor muyuz? Cevabı biliyorsunuz elbette. Valla şöyle açıklayalım, asgari ücret yaklaşık 300 dolar civarında. Bu haliyle Avrupa'da Arnavutluktan sonra en düşük asgari ücret bizde. Kişi başına düşen gelirimiz ise 1,5 milyarlık Çin'in bile gerisine düşmüş durumda.

Durumumuzu koruyabiliyorsak ne âlâ. Ancak enflasyon nedeniyle her geçen gün tükeniyoruz. Konut masrafları aylık gelirin üzerine çıkmış halde. Kira, faturalar ve gıdadan sonra elde avuçta bir şey kalmıyor. Üstelik gün geçtikçe hayatımız daha da kalitesizleşiyor. Haftada 50 saat çalışmaya karşılık sağlıklı beslenebilecek kadar bile para kazanamıyoruz.

Türk işin açıkladığı nisan ayı açlık sınırı 5323 lira. Bu haliyle asgari ücretin 1070 lira kadar üzerinde bir açlık sınırımız var. Bu açlık sınırını hep duyuyoruz da nedir bu sınır derseniz tanımı şu. Biri 4-6 yaş arası, diğeri 14-18 yaş arası iki çocuğu olan 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcaması tutarı. Yani bu açlık sınırı içinde kira yok, faturalar yok, giyim kuşam yok. Sadece gıda masrafı. Dolayısıyla Türkiye işçi sınıfı, Avrupa'nın en uzun çalışan ama en az kazanan işçi sınıfı.

O kadar ki sağlıklı beslenme imkanından bile mahrum. Buna karşılık iktidar, ekonominin sermaye tarafını düşünüyor ama emek kesimlerine sıra gelmiyor. Asgari ücrete Temmuz ayı düzenlemesi beklentisi yerini hayal kırıklığına bırakmış durumda. Emekliye bayram ikramiyesi, %61'lik enflasyona rağmen bir kuruş arttırılmadı. Her geçen gün gelen zamlar ise halkın belini büküyor.

Ekonomi yönetimi ise sermaye sahiplerine ucuz kredi kullandırarak sorunları ekonomik büyümeye odaklıyor. Yoksulluğu azaltmak değil, yönetmek istiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati de son dönemde sık sık sermaye sahipleriyle bir araya geliyor. 27 Nisan günü İstanbul Sanayi Odası temsilcileriyle buluşan Bakan Nebati, ''Ne istediniz de vermedik, daha ne istiyorsunuz?'' diyecek kadar ileri gitti. Sayın Sanayi Odası üyelerimiz,

Yüz elli milyar lira. Elli milyar lirası turizm, yüz milyar lirası imalat. Size verdiğimiz bir krediden bahsediyorum. Akşam uyuşukluğu yüzde dokuza kadar. Daha ne istiyorsunuz?

Siz istiyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde sizlere arz ediyoruz. Siz istiyorsunuz, biz yapıyoruz diyor bakan nebati patronlara. Fakat işçinin emekçinin istekleri duyulmuyor. İşçi deyince beyaz yakalılar, bu kaydı metoda dinleyen bankacılar, belki eve dönüş yolundaki mühendisler, özel okullardaki öğretmenler genelde pek üstüne alınmıyor. Halbuki bu kesimler de giderek işçileşiyor. Eskiden orta sınıf olarak tanımlanan bu kentli, meslek sahibi, ücretli kesimlerin sınıfsal konumları tümüyle tükenmiş durumda. Hem ekonomik olarak, hem sosyolojik olarak.

Orta tabaka ev araba satın alabilen, tatile gidebilen, mobilyasını yenileyebilen bir kesimdi eskiden. Şimdi kış aylarında kombiyi kısmaya, yemeklerindeki kaliteyi düşürmeye başladı. Peşrevi geçelim, halimiz ortada. İyi de böyle bir atmosferde sol hareketlerin, sol partilerin güçlenmesi, taleplerin daha görünür olması gerekmez mi?

İşçinin emekçinin hakkı üzerine kurulu sınıf siyasetinin güç kazanmasını beklemek yanlış mı olurdu? Sanırım hak verirsiniz bana, Türkiye Solu uzun zamandır siyaset sahnesindeki yerini giderek kaybediyor. Parlamenter siyasetin 1980'den sonra neredeyse hiç öznesi olamadı Türkiye Solu. Ama toplumsal muhalefetin başat gücü uzun yıllar Türkiye Soluydu. 2000'li yıllardaki 1 Mayıslar 100 binlerle kutlanıyordu. Taksim tartışmaları günlerce sürüyordu.

1977 1 Mayıs katliamının 30. yılında Taksim'e çıkalım demişti disk. Hükümet 1 Mayıs'ı Taksim'e kapatınca da olaylar büyümüştü. Görüyorsunuz göstericilerle polis arasında sadece birkaç metre var. Ne zaman nasıl müdahale edileceği henüz belli değil ama polisine gaz maskelerini hazırladı. Her an yeni bir göz yaşartıcı bomba ya da gaz bombası atılabilir.

Ertesi yıl emek güçleri Türk İş, DİSK ve KESK, Taksim'i İstanbul valiliğinden yeniden talep etti. Bunun ardından dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın sözleri emekçilerin hafızalarına kazındı. Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar diyordu 2008 Nisan'ında Tayyip Erdoğan. İstediğiniz yerde yaparız anlayışına olumlu bakmaz. Niye bakmaz? Çünkü bugün bu böyle başladığı zaman yarın bunun arkası farklı bir şekilde gelir. Değerli arkadaşlar,

Ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar. Taksim tartışması 2009'da da devam etti. 2010'da hükümet Taksim'i nihayet 1 Mayıs kutlamaları için açtı. Taksim Meydanı'na 3 ana yoldan giriş yapıldı. Gümüşsuyu, Mecidiyeköy Şişli ve Tarlabaşı Bulvarı. Türkiye genelinde 1 Mayıs emek ve dayanışma gününü tam bir bayram havasında kutladık.

32 yıl aradan sonra dün Taksim Meydanı 100 bine aşkın işçiyi memuru ağırladı. Bu yıllar, özellikle 2011 ve 2012 yılı, 1 Mayıs'ların tarihi içindeki en coşkulu kutlamaya tanık oldu. Küba'nın ardından en yüksek katılımlı 1 Mayıs, Taksim'de kutlandı. Keza 2012'de aynı şekilde. Fakat 2013'te, geziden bir ay önce, Taksim yine işçilere kapatıldı. İstanbul valisi Hüseyin Avni Mutlu, inşaat gerekçesiyle Taksim'in kutlamalara kapalı olduğunu açıkladı.

Taksim yolu yine çatışmalara sahne oldu. 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlandığı son yılda böylece 2012 oldu. Yani 10 yıl olmuş. Peki bugün, Nakliyat İş, Umutsen, İnşaat İş, Halkın Kurtuluş Partisi, Mücadele Birliği Platformu, Devrimci Gençlik Dernekleri, Gençlik Komiteleri, Emeğin Gücü İşçi Temsilcileri Konseyi 1 Mayıs'ta Taksim'de olacaklarını açıkladı. Bu gruplar Taksim'e yürümeyi deneyecekler ve muhtemelen polis müdahalesiyle karşılaşacaklar ve gözaltına alacaklar. Listerin uzun olduğuna bakmayın, çok kalabalık gruplar değiller.

Emekçilerin ana gövdesini oluşturan DİSK, KESK, TUMO ve TTB ise İstanbul-Maltepe'de olacak. Buna karşılık her yıl olduğu gibi Taksim'e çıkan kazancı yokuşunda 77.1 Mayıs'ta kaybedilenleri andılar. DİSK Başkanı Arzu Serkezoğlu buradaki konuşmasında bu seneki 1 Mayıs'ı Maltepe'de kutlayacaklarına ama Taksim kararlılığından da vazgeçmeyeceklerini duyurdu.

Mayıs meydanı Taksim meydanıdır. Bir Mayıs'ta sadece İstanbul'un değil dünyanın Türkiye'nin gözü kulağı bir Mayıs meydanındadır. Ama bu yıl İstanbul'da bir Mayıs meydanında bir arada yan yana olmamız yine yasaklandı, yine engellendi. Hep birlikte aldığımız kararla evet, bu yıl bir Mayıs'ı Maltepe Meydanı'nda kutluyoruz. Ama buradan çok açık bir biçimde söylüyoruz. Bütün dünyanın gözünün kulağının olduğu 1 Mayıs Meydanı, Taksim Meydanı olduğu gerçeğinden, bu irademizden ve kararlılığımızdan asla vazgeçmiyoruz. DİSK, KESK, TUMOP ve TTB 1 Mayıs'ın ana örgütleri. Bu özelliklerini yaygınlıklarından ziyade Türkiye solunun hakim parçaları olmalarından alıyorlar.

Buna karşılık iktidara yakın HAKİŞ, 1 Mayıs'ı 25 Nisan 1 Mayıs arasında Türkiye'nin her yerinde kutlayacağını bildirdi. TÜRKİŞ ise büyük kentlerde, alanlarda olacağını söyledi ama bu kentler içinde İstanbul ve Ankara bulunmuyor. Öne çıkan taleplere bakalım. Öne çıkan talepler içinde enflasyon bir numara. Enflasyona karşı ücretlerin korunması bu haliyle dikkat çekiyor talepler içinde. Fatura zamlarının geri çekilmesi ve asgari ücretin yeniden düzenlenmesi en popüler talepler. Fakat bunun yanı sıra her sendikanın kendi iş koluna ilişkin kendi has talepleri de var.

Hak İş ve Türk İş'in mitinglerinde değil ama DİSK, KESK, TUMUP ve TETB'nin bir araya geldiği Maltepe'de Gezi tutuklularına selam gönderilmesi de bekleniyor. Bu haliyle 1 Mayıs'ı günün sonunda gene de bırakmış olacağız. Bir günde olsa emekçi halkın sorunları gazetelerde, televizyonlarda dile getirilecek. Fakat emekçi halkın sorunlarını gündemine taşımış bir siyasi hareket Türkiye'de gündem olmayı başarabilmiş değil.

Derin bir ekonomik krizden geçmemize rağmen, Türkiye Solu son 50-60 yılın en zayıf yıllarını yaşıyor. Bunda ülkedeki baskı ikliminin elbette payı büyük. Fakat Türkiye Solu'nun da artık şapkasını önüne koyması, silkinip kendine gelmesi, nerede yanlış yapıyoruz diye düşünmesi gerekmez mi? Bu bölümde Türkiye Solu'na ilişkin daha detaylı bir analiz yapmak da mümkündü ancak bugün 1 Mayıs.

İşçinin, emekçinin bayramı. Türkiye'nin siyasi yelpazesindeki hemen tüm partilerin sahada konumlandığı bu günlerde solun siyasetteki eksikliği çok hissediliyor diyerek bu konuyu geçelim. Bugün tozkondurmayalım keyfimizi. Bu arada Disc Taksim'de olmayacak ama Disc'in 1 Mayıs sergisini merak edenler Taksim'e bir uğrasın diyelim. Bunu da hatırlatalım. Malum bugün ulaşım ücretsiz. Belki bir uğrar. 1976'dan bugüne Disc'in 1 Mayıs afişlerinden oluşan bu sergiyi gezersiniz. İlgilenenler için dergi Taksim Metro İstasyonu'nda.

Bir hatırlatma daha, 2 Mayıs günü Gezi davasından tutuklanan Mücella Yapıcı'nın doğum günüymüş. Mücella Hanım, ''72 yaşında kadın cezaevine konulur mu?'' sözüne içerliyormuş. Şöyle diyormuş, ''Henüz 71 yaşındayım, 2 Mayıs'ta 72 olacağım, öyle demeyin.'' Bu şekilde bizim yüzümüzü güldürdü Mücelle Hanım. Biz de bu vesileyle Kent Hakkı Savuncusu, Mimar Mücelle Yapıcı'nın doğum gününü kutlamış olalım. Tren topi podb media ile beraber hazırlıyoruz. Yakasının rengi fark etmeksizin tüm ücretlilerin, çalışanların, emekçilerin 1 Mayıs'ını kutlarım. Bir sonraki bölüme kadar hakkınızı tas tamam alabildiğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)