Podcast

127: Sığınmacılara dair tartışma siyaset gündeminin ortasında

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Suriyeli sığınmacılara dair siyasette bir ağız birliği var. Bu kez tartışma "göndereceğiz-göndermeyeceğiz" değil, tüm liderler "göndereceğiz" diyor. Bu bölümde hem siyasette bu söylem değişikliğinin dinamiklerini inceliyoruz, hem de "göndereceğiz" söylemi üzerine en önemli soruyu soruyoruz: Nasıl?



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.746 kelime · ~9 dk okuma

Düzensiz göçmenler sorunu yeniden gündemde. Konunun çözümü bir mutabakata dönüşmüş durumda. Türkiye'nin sığınmacı sorunu ve yükselen yeni milliyetçilik bölümünde konuyu siyasi akımların tarihselliği içinde ele almıştık. Bu haliyle siyasi yelpaze içinde iktidar bloğu sığınmacıları göndermeme taraftarıydı. Tartışmada gönderilmeli mi yoksa gönderilmemeli mi ikiliği üzerinden yürüyordu. Ancak son gelişmelerden sonra ortaya yeni bir tablo çıktı. an itibariyle Türkiye'de siyaset yapan neredeyse tüm partiler sığınmacıları göndereceğiz diyor. Güncel siyasi gelişmeler ve bu gelişmelerin anlamına ilişkin konuşacağız bu bölümde. Bir de madem herkes göndereceğiz diyor, o halde daha gür biçimde sormanın zamanı geldi. Nasıl göndereceğiz? Bu soruyu da detaylandıracağız. Ben Ozan Gündoğdu, hadi başlayalım.

Çeviri Sığınmacı sorunu yeniden gündemde. Peki ne oldu? Son haftalarda özellikle sosyal medya platformlarında sığınmacılara ilişkin görüntüler kamu vicdanını harekete geçirmeye başladı. Nedir onlar? Örneğin Pakistanlı bir erkeğin yolda yürüyen kadınların videosunu çekip TikTok'ta yayınlaması. Bu çok ciddi infial yarattı. Ya da bir başka Suriyeli esnafın yola sandalye atarak, erkek olan gelsin kaldırsın beni buradan şeklindeki ve Altyazı M.K.

ifadeleri yine viral oldu. Bu videolar ve bu videolara yapılan yorumlar sosyal medyada infial yaratıyor. Tabii durup dururken viral olmuyor. Ortada hemen hemen 80 milyonun tepi gösterdiği, tedirgin olduğu bir zemin var. Bu ve benzeri sosyal krizlere bir de siyasi kriz eklendi. Zafer Partisi en sağ kulvardan bir çıkış yaptı ve Cumhur İttifakı'nı zayıf noktasından vurdu.

Transkriptin tamamını oku

İktidar daha çok soldan gelen kroşelere hazırlıklıydı ama sağdan bir aparkat geldi. Güncel haber akışını sunmaya Zafer Partisi Başkanı Ümit Özdağ'ın Cumhurbaşkanı adayını açıklayarak başlayabiliriz. Ümit Özdağ, Nisan ayı başında katıldığı İsmail Küçükkayla Çalar Saat programında Cumhurbaşkanı adayımız Mansur Yavaş dedi. Biz Zafer Partisi olarak Türkiye'nin gerilime girmeden düzgün parlamenter demokrasiye geçiş sürecini yönetebilecek ve halkın her kesiminden hangi siyasi partiden olursa olsun oy alabilecek kişinin Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş olduğunu gördük. Burada biz Mansur Yavaş'ı Zafer Partisi olarak göreve çağırıyoruz. Bu çıkış zekice tasarlanmış bir politik ifadeydi. Bu sayede halihazırda Ümit Özdağ'a sempati beslemeyen ama Mansur Yavaş'ın cumhurbaşkanı olması gerektiğini savunan muhalif milliyetçi çevreler Ümit Özdağ'ın arkasına dizilmeye başladı. Bu çevrelerin büyük ölçüde Özdağ'ın eski partisi İyi Parti tabanı olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Özdağ böylece İyi Parti tabanını da dağıtmayı hedefledi.

Ümit Özdağ, Türk milliyetçiliği içinde yeni ve önemli bir damarı temsil ediyor. Trendtopik'in 119. bölümünde tam da bu konuyu işlemiştik. Yükselen yeni milliyetçiliği masaya yatırmıştık. Bu haliyle yeni Türk milliyetçiliği, namusu korunması gereken vatan toprağı uğruna, eskiden Moskovlar, Rumlar, Ermeniler, Komünistler, Kürtlere karşı nöbet beklerken, artık sığınmacılar için teyakkuzda.

Özdağ ya da bir başkası gelecekte çıkacak ve en azından %7-8'lik bir kemik oy kitlesine ulaşacak. Siyasetin öznesine dönüşecek. Bu artık bir realiteye dönüşmüş durumda. Özdağ'ın popülaritesini arttırmasının ardından Altılımasa muhalefeti de harekete geçti. Hem Kılıçdaroğlu hem de Beral Akşener grup toplantılarında sığınmacılara ilişkin birbiri ardına açıklamalar yaptı. Altılımasa'nın liderlerine mikrofon her uzatıldığında bu sorda soruldu. Muhalefet bu meseleyi topyekun biçimde gündemine alınca iktidarda pes etti.

ve yakın tarihimizin en büyük çarklarından birine tanık olduk. Hatırlarsınız, 15 Mart'ta Tayyip Erdoğan, Diyanet'in düzenlediği iyilik ödülleri töreninde sığınmacı çıkışıyla gündem yaratmıştı. Göndermeyeceğiz demişti Erdoğan. Peygamberi bir metot olarak, biz ensar olmayı iyi biliriz demişti. Ana muhalefetin başındaki ve yanındakiler ne diyorlar? Biz seçimi kazandığımızda

Bu ülkedeki mültecileri ülkelerine göndereceğiz diyorlar. Biz göndermeyeceğiz. Biz göndermeyeceğiz. Çünkü biz Ensar'ın ne olduğunu, muhacirin ne olduğunu peygamberi bir metot olarak çok iyi biliriz. Ancak tarihi çark 18 Nisan'da geldi.

Türkiye 3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere yaklaşık 5 milyon yerlerinden edinmiş kişiye geçici ev sahipliği yapmaktadır. Tek başına bırakılmış olsak da Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve onurlu geri dönüşleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. 15 Mart'ta göndermeyeceğiz, 18 Nisan'da geri göndereceğiz. Bu ne yaman çelişki? İlk açıklamanın tarihi önemli. Avrupa'ya Ukraynalı sığınmacıların dağılmaya başladığı o günlerde Erdoğan, göndermeyeceğiz çıkışını aslında içeriden çok dışarıya mesaj vermek üzere yapmıştı. Pek çok yorumcuya göre Erdoğan bu çıkışıyla Batı'ya kıymetimi bilin demiş oldu.

Fakat aradan geçen bir ayda artık içeriye de bir açıklama yapmak gerekti. Çünkü memleket sığınmacı gündemi nedeniyle huzursuzdu. Böylece geri göndereceğiz çıkışı geldi. Gönderecek mi göndermeyecek mi? Bu soru ertesi gün yerini MHP lideri Bahçeli'nin açıklamasına bıraktı. Türk Milliyetçiliği'nin Merkez Partisi MHP, bu konuya ilişkin suskunluğuyla köşeye sıkışıyordu giderek, 19 Nisan'da Bahçeli'nin grup toplantısına deyim yerinde ise sığınmacı açılımı yaşandı.

Bir defa, düzensiz göç adı konmamış bir istiladır. Mutlak surette önüne geçilmeli, yakalananlar derhal gönderilmelidir. İkinci olarak, vesasen Suriyeli sığınmacıları sabahtan akşama ülkelerine göndermek hem doğru hem de mümkün değildir. Uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarımız vardır.

Fakat Suriyeli sığınmacıların ülkelerinden ayrılış ve kopuşlarına neden olan ağır şartlar ortadan kalkar kalkmaz, güvenli ve gönüllü bir şekilde geldikleri gibi uğurlamak da bizim asıl önerimiz, asıl önceliğimiz ve şaşmayacağımız hedefimizdir. Misafirin ve misafirliğin süresi sınırlıdır. Türk milletinin mevcut nüfus dokusunun, toplumsal huzur ve güvenliğinin sağlam esaslara bağlanması vazgeçilmez amacımızdır. Her insanın kendi yurdunda Emniyetli ve senlik içinde yaşamaya hakkı vardır. Özellikle önümüzdeki bayram günlerinde ülkelerine gidebilen Suriyeli sığınmacıların tekrar geri dönmelerine de hiç gerek yoktur. Suriye'de ateş söner sönmez herkes evine barkına Türkiye'nin güvencesi altında kavuşmalıdır. Dikkat ettiyseniz temkinli konuşuyor Bahçeli. Uluslararası hukuk diyor, zorla gönderemeyiz demeye getiriyor. Sığmacı meselesindeki en popüler söylemlerden birini, bayramda Suriye'ye gidebilenler geri dönmesin söylemini tekrar ederek aslında biraz da ısınan ortamı yumuşatıyor. Topu göğsünde yumuşatıyor aslında. Eskilerin deyimiyle idare-i maslahatçılık yapıyor.

Ama günün sonunda bu mesele eğilmek zorunda kalıyor. Yıllardır yaptığı gibi sığınmacı sorununu görmezden gelerek siyaset yapamayacağını farkına varmış görünüyor. Peki bundan sonra MHP'den sığınmacı meselesine ilişkin daha sert çıkışlar görecek miyiz? Eğer böyle yaparsa ittifak zora düşebilir. Zira sorunun kaynağının AKP olduğu açık seçik ortada. Dolayısıyla MHP'de ittifakın fayatları üzerinde durmayacaktır. Bunu bu şekilde açıklamış olabiliriz. Bahçeli'nin açıklamasının ardından bu sefer Erdoğan'dan da ikinci bir açıklama geldi. Gönüllü olarak dönecekler diyor Erdoğan.

Bu haliyle Millet Tifakı'nın önerisiyle aynı çizgiye çekilmiş oluyor. Gönüllü şekilde gönderme. Süleyman Bey'in dediği doğrudur. Biz sığınmacıları kovan değil, kucaklayan bir iktidarız. Ve onlara bütün Kuzey Suriye'deki biriket evlerin bitişiyle birlikte onları oralara

dönüşünü sağlayacak ve huzurlu bir ortamı sağlayınca zaten kendileri de gönüllü olarak oraya dönecektir. Aktüel siyasette görüntü bu fakat resme uzaktan baktığımızda yeni bir tabloyla karşı karşıyayız. Öyle ya da böyle siyasetin tüm bileşenleri sığınmacıları göndermekten bahsediyor. Pekala. Sorunun çözümü konusunda böyle bir uzlaşma varsa nasıl sorusu önem kazanıyor?

Bu sorunun muhataplarından biri Zafer Partisi lideri Ömit Özdağ. Özdağ aynı zamanda Şam hükümetiyle sığınmacılara dair görüşme sürecini Zafer Partisi olarak başlattıklarını, ilk görüşmenin ise 20 Nisan tarihinde gerçekleştiğini dile getirdi. Zafer Partisi Anadolu Kalesi projesiyle Türkiye'de yaşayan ve sayıları 8 milyona aşan sığınmacı ve kaçağı bir sene içerisinde Çünkü biz Hazırlıklarımızı yaptık Yapmaya devam ediyoruz Bu çerçevede Zafer Partisi olarak Şam hükümetiyle Sığınmacı ve kaçakların Geri dönüşü için Görüşme sürecini Başlatıyoruz Adana mütabakatını imzalayan hükümetin Devlet ve Dışişleri Bakanı olan Sayın Şükrü Sina Gürel Zafer Partisi'ne katılmıştır. Yarın Dışişleri Bakanlığı ile Suriye İşleri Genel Müdürlüğü ile Partimizin yetkilileri bilgi vermek için ilk görüşmeyi yapacaklardır. Bunu takip eden süreçte Sayın Bakanımızın Başkanlığında

Bununla birlikte Ümit Özdağ hem iktidarı hem de muhalefete karşı sığınmacı politikası konusunda sert eleştiriler de yapıyor. Bu eleştirilerden nasibini alanlardan biri de Kılıçdaroğlu. Özdağ, Kılıçdaroğlu'nun konu hakkındaki söylemlerini de en hafif tabiriyle desteksiz yalan olarak nitelendirdi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Zafer Partisi'nin tavizsiz, kararlı, sistemli, sığınmacı ve kaçakları vatanlarına geri yollayacağız politikasından korkmuştur. Ve bu korkuyla ben de yollayacağım, ben de yollayacağım diyerek el kaldırdı. Birkaç gün sonra da

Nereden çıktı bu iki yıl? Daha bir hafta öncesine kadar Göç ve Entegrasyon Bakanlığının nasıl kuracaklarına dair 150 sayfa rapor hazırlayan bir parti Nasıl oldu da bir hafta içerisinde 2 yıl içinde yollayacaklarına dair bir plan hazırladı. Hazırladı mı gerçekten? Hayır böyle bir plan yoktu. Ama Kılıçdaroğlu'na hazırlanmış bir mektup vardı ve bu mektupta

2 sene hazırlık sonrasında geri dönüş başlayabilir yazıyordu. Raporu iyi okamayan Kılıçdaroğlu, o 2 sene hazırlığı, 2 senede geri dönüşü olarak kamuoyuyla paylaştı. Özdağ'ın hedef aldığı konuşmayı Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısına gerçekleştirdi. Sığınmacıları gönüllü bir şekilde ülkelerine göndereceğiz diyordu Kılıçdaroğlu. Bu haliyle Ümit Özdağ ile siyasetin geri kalanı arasındaki tek fark, zorla göndereceğiz söylemine sadece Özdağ'ın kullanması. İktidarı da muhalefeti de gönüllü göndereceğiz diyor artık.

Nasıl sorusunu siyasi liderler zorla ya da gönüllü olarak şeklinde ikiye ayırıyor? Ancak nasıl sorusu biraz daha detayı hak etmiyor mu? O halde gelin biraz daha derinleştirelim bu soruyu. 1. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesi kayıt dışı çalışan yabancılar sınır dışı edilir diyor. İçişleri Bakanlığı bu konudaki son açıklamasını 2019'da yapmış. Buna göre sadece 31.185 Suriyeli'ye çalışma izni verilmiş durumda. Tekrar ediyorum.

sadece 31.185 Suriyeli. Bugün sayının 38.000 dolayında olduğu söyleniyor. O halde soru. 2 milyon Suriyeli çalışan kayıt dışı çalıştırılıyor. Bu kişiler sınır dışı edildiğinde ortaya çıkacak ekonomik tabloya ilişkin bir B planı var mı? 2. Ticaret Bakanlığı'nın verilerine göre en az 1 Suriyeli ortağı olan şirket sayısı 15.159 olarak açıklandı. Burada şirket ortağı olan Suriyeliler ülkelerine nasıl geri gönderilecek?

Bu konuda tatmin edici bir açıklama duydunuz mu? 3. Sadece kayıt altında olan Suriyeliler içerisinde 18 yaşını doldurmamış 1.077.268

çocuk bulunuyor. Bu çocuklara kayıt dışı göçmenler de dahil edildiğinde sayı artıyor. Bu çocuklara Suriyeli diyoruz ama onların bir kısmı Antepli, bir kısmı İstanbullu. 800 bine aşkın Suriyeli çocuk son 10 yılda Türkiye'de dünyaya geldi. Türkiye doğumu çocuklara ne yapacağız? 4. Senaryoların hemen hepsi Esad'la anlaşıp göndereceğiz şeklinde ifade ediliyor. Peki Esad milyonlarca, çoğu kimliksiz Suriyeli'yi almak istemezse ya da Avrupa gibi seçici davranırsa B planımız nedir?

5. Zorla gönderme konusunda İngiltere ve Denmark'a örnek gösteriliyor. Fakat bu ülkelerde deport edilen kaçak göçmen sayısı 10 bini bile bulmuyor. Milyonlarca olduğu tahmin edilen kaçak göçmenleri deport ederken, Türkiye'nin uygulayacağı yöntem, yol haritası nedir? 2-3 milyon kişi deport edilirken, çocuklar ve aileleri de hesaba katılmış mıdır?

6. Avrupa ile imzalanan geri kabul anlaşması gereğince, Avrupa'ya sığınan göçmenler Türkiye'ye iade ediliyor. Böylece Türkiye, Avrupa'nın göçmen deposu haline geliyor. Geri kabul anlaşmasına ilişkin bir yol arzası var mı? Yoksa Avrupa'nın göçmen deposu olmaya devam mı edeceğiz? 7.

Halihazırda gönüllü geri dönüşün önü kapalı değil. İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre bu yılın Şubat ayında 8583 Suriyeli gönüllü biçimde geri döndü. Gönüllü geri dönüşü teşvik etmek için önümüzde bir yol artası var mı? Başka bir ifadeyle bugünden farklı ne yapılacak?

Bu sorular en basit, ilk akla gelen sorular. Üstelik sadece Suriyelileri konuşmuyoruz. Başta Afganistanlılar olmak üzere, sayıları yine milyona aşkın diğer sığınmacılara henüz sıra gelmiş değil. Afganları da Taliban'la anlaşıp mı göndereceğiz? Yanlış anlaşılmasın, amacımız göndermek imkansızdır demek değil. Esaslı bir programla bu sorun çözülebilir elbette.

Ancak siyaset kurumu tüm partileriyle birlikte işin gerektirdiği ciddiyete uygun açıklamalar yapmıyor. Seçimler yaklaşırken derinlik bir yana sığ tartışmalarla halkın sempatisini kazanmaya çalışıyorlar. Ortada nasıl sorusu etrafında yürütülen kamusal bir tartışma maalesef yok. Bölümün burada sonuna gelelim. Sığınmacılar sorumluluğu ileriki bölümlerde daha da detaylı işlemeye devam edeceğiz. Trend Topi'yi Poppy Mayday'la beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar barışın kıymetini bildiğiniz günler dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)