Podcast

109: Pekin Kış Olimpiyatları nasıl bir siyasi arenaya dönüştü?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Pekin Olimpiyatları, siyasi bir tartışmanın gölgesinde sürüyor. ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zellanda, Pekin Kış Oyunları'nı boykot ediyor. Ancak Olimpiyatlar, Çin lideri Xi Jinping için de ayrı bir önem taşıyor. Detaylar bu bölümde.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.217 kelime · ~11 dk okuma

Bilmem takip ediyor musunuz? Pekin kış olimpiyatları Şubat'ın 4'ünde başladı. Ayın 20'sine kadar sürülecek. Takip etmiyorsanız en azından akşam saatlerinde verilen günün özetlerine bakın derim. Çünkü sporcular arasında gayet keyifli bir rekabet var. Keyifli müsabakalar dönüyor.

Fakat bu bölümde Pekin olimpiyatlarını işlemekle beraber olimpiyatların bu keyifli müsabakalar kısmına odaklanmayacağız. Odaklanacağımız konu olimpiyatların sahne olduğu bu siyasi rekabet. Pekin olimpiyatları yalnızca bir spor müsabakası olmasının ötesine geçeli bayağı oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İngiltere, Avustralya olimpiyatları boykot ediyorlar ve Pekin'e resmi bir komite göndermediler. Bunun gerekçelerini konuşacağız. Pandemi dönemine rastlayan olimpiyatlar, Çin lideri Şii için de ayrıca bir öneme sahip. Çünkü olimpiyatlar Şii'nin sıfır covid politikasını sergileme şansı olarak değerlendiriliyor ve bu fırsatın hem iç hem de dış siyasete etkileri olacağı konuşuluyor.

Sıkı giyinseniz iyi olur. Çünkü Trend Topik'in 109. bölümünde 2022 Pekin Kış Olimpiyatları'na gidiyoruz. Siyaset üstü olması gereken olimpiyatların nasıl bir siyaset alanına dönüştüğüne, ulusları birleştiren bir etkinliğin nasıl bir ayrışmaya sahne olduğuna bakıyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Takvimler Temmuz 2015'i gösteriyordu. Uluslararası Olimpiyat Komitesi 2022 yılında gerçekleşmesi planlanan kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak olan şehri belirlemek için toplanmıştı. Son adaylar iki tane. Bunlardan bir tanesi Kazakistan'ın başkenti Almat'ı, yani 2017'de değişen ismiyle Nur Sultan, böyle anmak gerekir belki de. İkinci aday Çin'in başkenti Pekin ve nihayet kazanan şehri açıklamanı gelmişti. Beijing! Kazanan kent Pekin oldu. Duyuru Çin halkı tarafından coşkuyla karşılandı. Ama tabi Pekin için ilk deneyim değil bu. Pekin daha önce de 2008 yaz olimpiyatlarına ev sahipliği yapmış, bu sorumluluğun altından da başarıyla kalkmıştı.

2008 olimpiyatlarında stadyumlar coşkulu kalabalıklarla dolmuştu. 2022 kış oyunlarının ev sahibi açıklanınca da yetkililer veya yorumcular Çin halkının spor müsabakalarını ne kadar sevdiğini vurguladı. Tüm stadyumların tıklım tıklım dolu olacağına dair öngörülerde bulundular bu anlamıyla yorumcular ve etkililer. Ama hatırlayın tüm bunlar 2015 yılında her şeyin daha güzel olduğu zamanlarda yaşanıyordu ve kimsenin tahmin bile edemediği Bazı şeyler yaşanacaktı. Nedir o bazı şeyler? Bunlardan ilki tahmin edersiniz ki iki yıla aşkın süredir bizi toplu etkinliklerden alıkoyan Covid-19 pandemisi. İkincisi ise Covid-19'u Çin ile Amerika arasında siyasi bir malzemeye çevirecek olan, 2015 yılında kimsenin başkan seçilmesine ihtimal bile vermediği Donald Trump.

21. yüzyılın ilk yarısında Çin'in küresel ekonomideki ağırlığı her geçen gün artıyordu ve Amerika'nın küresel egomonyasına karşı bir alternatif doğuyordu. 2018 yılında başlayan ticaret savaşlarıyla da çok kutuplu dünya tasarımı iyice netlik kazandı. Koronavirüs pandemisiyle başlayan bu süreç çok kutuplu dünyanın yeni soğuk savaşına tanıklık etmeye başladı.

ABD Başkanı Trump, koronavirüsü Chinese Virus ya da Kung Flu, Kung Flu diyordu. Kung Flu olarak anarak Çinlileri alaya alıyordu. Tüm isimleri var. Wuhan... Wuhan'dan başladı. Koronavirüs değil mi? Kung Flu. Kung

Flu. Trump'ın bu alaycı üslubu sadece ıkçı olmasından kaynaklanmıyordu. Trump bir yandan da kendince Çin sistemini dünya karşısında küçük düşürmeye çalışıyordu. Çünkü özellikle de 2012'de Çin Komünist Partisi Genel Sekreterliğine gelen Xi Jinping'den sonra Çin'in yükselişi daha da hızlanmaya başlamıştı. Ülke ekonomik olarak büyümekle kalmadı. Uluslararası siyasette de pozisyonunu giderek güçlendirdi.

Bu durum tek kutuplu dünyanın geride kaldığı, artık Çin-Rusya hattının yeni bir kutup olarak sahneye çıktığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Çin'in Trump'ın Çin'e karşı kullandığı dile karşı tepkisi son derece sert oldu ve bugün sıfır covid politikası olarak bilinen bir politikayı uygulamaya koydu. Tüm dünya normalleşmeye giderken, Çin hala koronavirüsün kökünü kazanmak için bu stratejiye devam ediyor. Sıfır Covid politikası, olimpiyatlar sürecinde de uygulanmaya devam ediyor. Örneğin, yol sormak için 5 yıldızlı bir otele giren bir kişi, konuklardan biri koronavirüsle temas ettiği için 2 hafta karantinaya alınıyor. Çok sert uygulamalar var. Başka bir örnek mesela,

hızlı tren görevlilerinden birinin hasta biriyle yakından temas kurduğu anlaşılınca bir tren dolusu yolcu toplu halde test yapılması için karantinaya alınıyor. Şangay'daki Disneyland Eğlence Parkı'nda tam 33.863 kişiye bir gün önce parka gelenlerden birinde enfeksiyon görüldüğü için topluca koronavirüs testi yapıldı. Bu, Çin'in koronavirüs konusunda ne kadar sert olduğunu ilişkin böyle birkaç örnek sadece. İşte bu koşullar altında yapılıyor Çin'deki kış olimpiyatları. Bu sporcular ve olimpiyat komitesi için büyük zorluk demek, tahmin edersiniz. Ama diğer yandan da Xi Jinping'in tüm dünyaya karşı sahnelediği bir gövde gösterisi. Sıfır COVID. Sen misin Kung Flu diyen, sen misin Çin virüsü diyen der gibi Xi Jinping.

Ancak, Xi'nin tek gövde gösterisi dünyaya karşı değil. Xi'nin Çin Komünist Partisi içindeki desteğini son dönemde kaybetmeye başladığı da söylentiler arasında. Çin Komünist Partisi içinde muhalif sesler artıyor ve Xi'nin lider kişiliğine karşılık konsensüse dayalı politbüroyu öne çıkaran bir alternatif arayışı var. Dolayısıyla, kış oyunları gibi büyük bir organizasyondan Başarılı bir sıfır covid politikasıyla çıkılması önemli. Yani Şii liderliği için önemli. Çünkü sıfır covid daha çok Çin'in lideri, Şii'nin projesi olarak biliniyor. Projenin başarılı gerçekleşmesi halinde Şii

Çin Komünist Partisi içindeki elini güçlendirebilir. Bu yüzden de olimpiyatlar hazırlık aşamasından beri oldukça yakından ilgileniyor Xi'nin kendisi. Ancak tek sorun bu değil. Çin ile Amerika arasındaki problem de yalnızca Trump dönemiyle sınırlı kalmış değil. Biden hükümeti, 2022 yılında Beijing'de yıl olimpiyatı ve paralimpiyat oyunlarına ulaşamayacak. PRC'nin çatışması ve

Biden yönetimi de yani Trump'tan sonraki yönetim de 6 Aralık'ta Beyaz Saray basın sözcüsü Jen Psaki'nin yaptığı açıklamayla 2022 kış olimpiyatlarını boykot edeceğini açıkladı. Birleşik Devletler Pekin'de düzenlenen olimpiyatlara sporcularını gönderse de bunları ülkeyi temsil eden resmi bir komite adı altında göndermedi. ABD'nin aldığı bu kararı İngiltere, Kanada ve Avustralya'da takip etti. Aslında bir blok halinde bir boykot söz konusu. Batıdan doğru Çin'e gösterilen tepki ise Çin'in Uygur politikası. Aslında Uygur meselesi yeni değil. 10 yıllardır süre gelen bir mesele. 1980'lerde de buna benzer sorunlar vardı Çin masaya yatırıldığı zaman.

Ama yeni olan batanın tepkiselliği. Bugün kış olimpiyatlarını boykot eden ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya 2008'de yine Çin'de gerçekleşen Pekin Yaz olimpiyatlarını boykot etmemişti. Çin'in Uygur politikası 2008'de de böyleydi. Demek ki bu Çin'in Uygur politikası bir bahane. Dolayısıyla Çin'in Uygur politikası 2008'de de aynen bugünkü gibi olduğunu kabul ediyorsak eğer

Bu, Batı'nın ikilicikli duruşuna ilişkin bir eleştiri konusu oluyor. Çin'in dış ilişkiler sözcüsü Zhao Lijian boykot kararını sert şekilde eleştirenler arasında. Zhao konuşmasında olimpiyat oyunlarının bir siyaset sahnesi olmadığını söylüyor ve Amerika Birleşik Devletleri'nin tam da böyle bir politik manipülasyona kolları sıvadığını öne sürüyor. Şimdi Zhao konuşmasında olimpiyat oyunlarının bir siyaset sahnesi olmadığını söylüyor ama madalyonun bir yüzünde görünen resim bu. Fakat diğer yüzünde olimpiyat ruhu var. Spor severlere göre 2022 kış olimpiyatları bu gerilimler yüzünden oldukça tatsız geçiyor. Seyircisiz, sessiz ve gergin. Fakat olimpiyat oyunlarında bu gibi gerilimlerin ilk kez yaşandığını düşünenler büyük bir yanılgı içinde.

Olimpiyat oyunları uzunca bir süredir aslında bir siyaset sahnesi. Eğer uluslararası politik bağlamda olimpiyatlara mercek tutarsak, bugün nasıl bir dünya siyasetiyle karşı karşıya olduğumuzu daha net fotoğraflayabiliriz diye düşündük ve olimpiyatların tarihine şöyle bir dalalım istedik. bilim insanları tarih yazıyla başlar diyor. Bu açıdan dünya tarihi Sümerlerle başlamış denebilir. Yunan tarihi ise bu tarife göre M.Ö. 776'da başlamış. Çünkü eldeki en eski yazılı belgeler bu tarihlerde saptanmış.

O belgeler de olimpiyatlara ait. Ancak bu olimpiyatlarla bugünkü modern olimpiyatları bir tutmamak gerekir. Bir tarihsel referans var elbette ama aynı değil. Bu anlamda ilk modern olimpiyatlar 1896 yılında yine bir tarihsel referansla Atina'da gerçekleşiyor. Olimpiyatların yaratıcısı Pierre de Coubert, olimpiyat oyunları için 1904'te söyle demiş. Erkek sporcuların katıldığı, belirli aralıklarla yapılan, kadınların da alkışlarıyla katılım gösterebileceği ciddi bir spor festivali. Bu, 1904'te böyle tanımlanmış.

Bu, Kubert'in kadınlara sadece oyunları alkışlama görevi vermiş olması, işlerin pek onun istediği gibi yürüdüğü anlamına gelmemeli tabii. Artık kadınlar da yarışıyor ve onları izleyen erkekler tarafından alkışlanıyor. Yani... Politik gibi görünmese de politikanın hep nüfuz ettiği bir etkinlik oluyor olimpiyatlar. İlk çıkarken bile kadınlar olacak mı olmayacak mı diye tartışılmış. İşler Avrupa'da faşizmin rüzgarları nesli 1930'lu yıllara gelince bu kavga siyasi kavgalar boyut değiştiriyor.

13 Mayıs 1931'de Uluslararası Olimpiyat Komitesi 1936 yaz olimpiyatlarının Berlin'de yapılmasına karar veriyor. O tarihlerde bu arada hatırlatalım Almanya'nın iktidarı nazilerde değil. Ancak aradan geçen zamanda naziler iktidar oluyor Almanya'da. Berlin'in yaz olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yaptığı Ağustos 1936'da iki hafta boyunca Adolf Hitler Yahudi karşıtı ve yayılmacı gündemini gizliyor.

tüm dünyaya gövde gösterisi yapıyor. Oyunlar için Almanya'da olan birçok yabancı ziyaretçiyi etkileme umuduyla Hitler, Yahudi karşıtı faaliyetlerinin bir derece hafifletilmesine izin veriyor. Mesela Yahudilerin kamuya açık alanlara girmesini yasaklayan işaretler kaldırılıyor. Aslında bir şov yapıyor Hitler 1936 olimpiyatlarına dünyaya.

Ancak 36 Berlin Olimpiyatlarından sonra 2. Dünya Savaşı nedeniyle oyunlara tam 12 sene ara verilmek zorunda kalınıyor. Tarihin bir cilvesi mi yoksa politik atmosferin bir gereği mi bilinmez. 48 Olimpiyatları bu sefer savaşın galibi İngiltere'de yapılıyor, Londra'da gerçekleşiyor.

Yani olimpiyatların tarihi içinde oyunlara ev sahipliği yapmak prestije dönüşüyor. Düşünün, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Zafer'in sahibinin ülkesinde, Zafer'in sahibinin yerinde böyle bir olimpiyat gerçekleşiyor. 1952'ye gelelim. Hemen Londra'dan bir sonraki olimpiyatlar. Bu sefer sahneye olimpiyatlara damga vuracak bir aktör dahil oluyor. Nedir o da aktör derseniz? Sovyetler Birliği. Sovyetler Birliği'nin katıldığı ilk olimpiyatlar. 1952 olimpiyatları. O tarihten itibaren 1988'e kadar gerçekleşen tam 10 yaz olimpiyatı ve 10 kış olimpiyat oyununa Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Soğuk Savaş damga vuruyor.

Olimpiyatlarda bugün gördüğümüz ilk boykotlar da soğuk savaşla beraber yaygınlık kazanıyor. Aslında olimpiyat tarihi irili ufaklı pek çok boykota sahne oldu. Mesela 1936'da Nazi Almanya'sına düzenlenen olimpiyatları İspanya'daki halk cephesi hükümeti, antifaşist bir hükümetti bu, halk cephesi hükümeti boykot etmişti. Ama büyük ölçekli ilk boykot 1976'da yaşandı.

Afrika'daki beyaz üstünlükçü ırkçı ve Birleşmiş Milletler'in bile tanımadığı Rhodesia'yla Yeni Zelanda bir rugby maçı yapınca tam 22 Afrika ülkesi olimpiyatlardan çekilme kararı aldı. Bu sadece ırkçılık karşıtı bir bilinci yükselmesi anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda üçüncü dünyanın artık sahnede olduğunu gösteriyordu bizlere ve biz bunu nerede gördük? Tabii ki olimpiyatlarda gördük.

Üçüncü Dünya demişken, 1972 Münih'e de ayrı bir sayfa açmak gerekir. Modern olimpiyat tarihinin en kanlı oyunları. Kendilerine Kara Eylül adını veren bir grup gerilla, İsrail'de tutuklu bulunan 200 Filistinli'nin serbest bırakılması için İsrail'li sporcuların kaldığı binayı bastı, Bu olayın ardından Alman polisinin binaya düzenlediği operasyonda oyunlar kana bulandı. Çıkan çatışmada 11'i İsrailli sporcu, 5'i gerilla ve 1'i de Alman olmak üzere 17 kişi yaşamını yitirdi. Tüm insanlığın gözü önünde gerçekleşen her etkinlik aynı zamanda silahlı ya da silahsız fark etmeden

politikanın da dahil olduğu bir gösteriye dönüşüyordu. Yani 2022 kış olimpiyatları olimpiyat tarihindeki ilk politikleşme dalgası değil, olimpiyat tarihi buna benzer politikleşme hamleleriyle dolu. Olimpiyatlar ve boykot denilince 1980 ve 1984 oyunlarında atlamamak gerekir, sırasıyla Moskova ve Los Angeles'ta düzenlenen yaz olimpiyatları, Önce kapitalist blok, sonra sosyalist blok ülkeleri tarafından boykot edildi ve çok geniş kapsamlı boykotlardı bunlar. Aralık 1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgalin ardından ABD Başkanı Jimmy Carter'ın yaptığı olimpiyatları boykot çağrısına tüm batı bloğu, neredeyse tüm batı bloğu diyelim, tüm batı bloğu eşlik etti. 1980 Moskova olimpiyatlarını Türkiye'de dahil tam 62 ülke boykot etti.

Bunu takiben, 84'te Los Angeles'ta düzenlenecek olan yaz olimpiyatları da bu sefer, Sovyet-Sosyalist Cumhuriyetler Birliği öncülüğünde 14 ülkenin katılımıyla boykot edildi. Yani, Soğuk Savaş, olimpiyat tarihine boykotlar dönemi olarak aslında damga vurdu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte oluşan tek kutuplu dünya, olimpiyatlarda da kendisini hissettirdi. 1992'den itibaren oyunlara ABD'li sporcular damga vurmuş durumda.

Modern olimpiyat tarihinde ABD 976 altın madalyayla lider konumda. Ancak madalya sayısı giderek artan Çin sadece sportif rekabetin değil, politik rekabetin de motivasyonunu yansıtıyor artık. Kış olimpiyatları her zaman yaz olimpiyatlarının gölgesinde yaşandı, bunu takdir edersiniz. Ancak 2022 kış olimpiyatları politik önemiyle bu ezberimizi bozuyor. Öncelikle artık tek kutuplu bir dünyada yaşamıyoruz.

Bunun en net göstergesi 2022 Kış Olimpiyatları oldu. Boykotlar uzunca bir süredir olimpiyatlara damga vurmuyordu ama Çin'e karşı en net tavrı Anglo-Sakson kökenli ülkelerin göstermesi altı çizilmesi gereken bir konu. Yani ciddi bir blok halinde Çin'deki Pekin Kış Olimpiyatları boykot ediliyor. Bu artık tek kutuplu bir dünya değil, çok kutuplu bir dünyada yaşadığımıza ilişkin bir delil. Yani kıta Avrupası ile Anglo-Sakson Batı ülkeleri arasında bir tavır farklılığı var. Anglo-Sakson Batı Çin'e karşı daha sert ama kıta Avrupası bu haliyle Çin'e karşı sert olmakla beraber Anglo-Sakson kardeşleri gibi de aynı sert tavrı göstermiyor.

Peki bu tabloda Türkiye ne yapacak? 200 yıldır yüzünü batıya çevirmiş ve aslında batılı da sayılabilen bir ülke Türkiye. Sadece cumhuriyetle birlikte değil, 19. yüzyılın başından bu yana batıyı uygarlık referansı olarak kabul ediyoruz. Bu, kurumlarımızdan tutun da sosyal ekonomik hayatımıza kadar işlemiş durumda. Buna karşılık uzunca bir süredir batırı değerleri tukaka ilan ediyoruz.

Son olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kavala davasına ilişkin onlar bizim mahkememizi tanımıyorsa biz de onların mahkemesini tanımıyoruz diyerek ayım kararlarının çöpe attığını, tanımadığını duyurdu. Çok kutuplu bir dünyada yaşadığımızın delili 2022 kış olimpiyatları. Ancak bu çok kutupluluk hali Türkiye'nin batıdan kopması anlamına geliyor mu? gazeteci Ruhşen Çakır medyaskoptaki yayınında Osman Kabala davası üzerinden Erdoğan'ın söylediklerini şöyle yorumladı. Erdoğan'ın söylediği onlar tanımıyorsa biz de onların mahkemelerini tanımayız lafı aslında Türkiye'nin sadece cumhuriyet değil Osmanlı'nın son yıllarından itibaren içine girdiği yörüngenin külliyen reddi anlamına geliyor. Zira biz Türkiye olarak

batıllaşmayı tercih etmiş bir ülkeyiz. Sadece Türkiye değil, Osmanlı son derimden itibaren ve bu anlaşmaların hepsine imza atmış ülkeyiz. İlk kurucularından birisiyiz ve hep bunda da övünmüşüz. Onlar bizim mahkememizi tanımıyorsa biz de onları tanımayız deme hakkı ülkeyi yönetenlerin, henüz de en tepesindeki kişinin söylemeye hiçbir şekilde hakkı yok. Türkiye'nin kurallarına, kanunlarına da aykırı bir şey olduğu kesin. Türkiye imzaladığı bütün sözleşmelerde bunların hepsini kabul etti. Bu bölümde 2022 kış olimpiyatları üzerinden artık çok kutuplu bir dünyada yaşadığımızı kanıtlamaya çalıştık. Zira artık uluslararası organizasyonlarda

Kutuplar arası gerilim bitmek bilmiyor. Tıpkı 20. yüzyıldaki olimpiyatlar gibi. Türkiye ise yönünü kaybetmiş durumda. Bir diplomatik çizgiyi takip ediyor ama o diplomatik çizginin ne olduğuna ilişkin gerçekten uzmanların bir fikri yok. O halde üzerine düşünmeye değer bir soruyla bitirelim.

Türkiye batılı bir ülke mi yoksa doğulu mu? Siz ne dersiniz? Trend Topi'nin 109. bölümünün finalini böyle yapalım. Ben Ozan Gündoğdu. Trend Topi'yi POGV Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar hayatınızdan spor hiç eksik olmasın. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)