Podcast

110: Muhalefetin 6'lı fotoğrafı bize neler anlatıyor?

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Muhalefet liderleri, nihayet bir çalışma yemeğinde bir araya geldi ve beklenen fotoğraf medyaya verildi. Peki beklenen fotoğraf, beklendiği etkiyi yarattı mı? Buluşmaya yönelik neler söylendi? Fotoğraf muhalefetin durumuyla iligli neler anlatıyor? Detaylar bu bölümde.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.151 kelime · ~16 dk okuma

Altı muhalefet partisi lideri 12 Şubat'ta Ankara'da bir araya geldi ve ilk kez birlikte görüntülenmiş oldu. Beklenen fotoğraf. Buna böyle deniyordu. Nihayet medyaya verildi. Trend Tupi'nin 110. bölümünde muhalefetin bu fotoğrafını ve yarattığı ya da yaratamadığı etkiyi konuşuyoruz. Biraz muhalefeti masaya yatıracağız bu bölümde. Bize siyaset bilimci Burak Bilgehan Özpek de eşlik edecek. Ben Ozan Gündoğdu. Hadi başlayalım.

Muhalefetin buluşmasının gündem maddesi uzun süredir zaten diyaloğu sürdürdükleri güçlendirilmiş parlamenter sistemdi. Fakat enflasyonun sert şekilde yükselmesiyle birlikte ekonomik sorunlar kendisini çok daha sert dayatmaya başladı. Durum böyle olunca eleştirilerden muhalefet cephesi de nasibini alıyor. En sert eleştiri ise muhalefetin belirsizliklerle dolu görüntüsü.

Ortada bir güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışması dönüyor. Ancak hala cevaplanmayı bekleyen bir torba dolusu soru da var. Kabul edersiniz bunu. Cumhurbaşkan adayı kim olacak mesela? Bu en büyük belirsizlik. Bu iktidar cephesinin de üzerine çok oynadığı bir belirsizlik. Bir gölge kabine var mı peki? Mesela alternatif bir ekonomi bakanı, alternatif bir dış işleri bakanı, alternatif bir iç işleri bakanı. Böyle bir şey de yok.

Transkriptin tamamını oku

Kürt sorunu laiklik, dış politika, AB gibi temel meselelere bakış açısı ne? Yani hoş son tutum belgesinde AB'ye ilişkin olumlu bir bakış açısı olduğu yönünde böyle bir izlenim edindik ama geri kalan konularda ciddi bir belirsizlik var. Her şeyden evvel Türkiye ekonomisinin içine düştüğü bu bunalımdan Türkiye ekonomisini kurtarabilecek, çıkarabilecek bir program var mı? Bu programın da olmadığı yönünde ya da iletişiminin yapılmadığı yönünde ya da partiler nezdinde yani ortak bir program olmadığı yönünde bir izlenim var. Son soru belki de en önemlisi çünkü Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yıllık enflasyon %48.7.

Bu oran AKP tarihi döneminde kaydedilmiş en yüksek yıllık enflasyon. Bunun altını çizelim. An itibariyle dünyanın en yüksekte 8. enflasyonu.

Şimdi bu yıllık bazda değerlendirdiğimiz zaman ama sadece son 3 aydaki enflasyona baktığımızda Venezuela hariç tutulduğunda bu dünyada fiyatları daha hızlı artan bir başka ülke yok. Yani rekora koşan bir enflasyonla karşı karşıyayız. Özellikle son 3 aydır halkın neredeyse tüm gündemi bu ekonomik bunalım. Bunda faturalar ve kiraların etkisi büyük. Şimdi fatura kira dedik diye gıda fiyatlarını unuttuğumuzu düşünmeyin. Et ürünleri halkın sofrasını terk edeli bayağı oldu. Sebze meyvede ise fiyat artışları astronomik rakamlara ulaşmış durumda. Pazar yerinde bile salatalığın kilosu 20 liranın üzerinde. Son olarak bir pastanede boş baklava satılmasını görmüşsünüzdür. Sosyal medyada da baya viral oldu bu boş baklava.

Akaryakıt fiyatlarını da unutmayalım tabii. 4-5 ay önce 7-8 lira bandında olan benzin mazot artık 15 liranın üzerine çıkmış durumda. Özellikle çiftçiler, mazot kullanmak durumunda kalan çiftçiler son derece zor durumda. Bu da bize gelecekteki gıda enflasyonuna ilişkin fikir veriyor.

Halkın gündemi ekonomik bunalımdan bir biçim ile kurtulmak. Evet yani 1 yıl önce de hatta 2 yıl önce hatta 3 yıl önce de en önemli gündem ekonomiydi diyebilirsiniz, haklısınız. Ancak ekonomi son 3 yıla kıyasla hiç şimdiki kadar sert şekilde dayatmamıştı kendisini. Bu kadar sert bir ekonomik krize rağmen muhalefetin oylarında da son aylarda belirgin bir artış gözleyemiyoruz. Mesela metropol araştırmanın araştırma sonuçlarına göre Erdoğan'ın görev onayı Aralık ayında %38.6 idi. Ocak ayında bu oran %40.7'ye çıktı.

Yani böyle de bir tabloyla karşı karşıyayız. İktidarım oylarındaki erinme durmuş ya da hiç değilse yavaşlamış görünüyor. Hala muhalefet önde görünse de değişimin ivmesi eskisi kadar görünür değil. Buna karşılık muhalefete dönük eleştirilerin tonu da bu nedenle artıyor. Muhalefetin gündeminde ise 12 Şubat toplantısı vardı.

İçlerinde CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti'nin bulunduğu 6 lider, Ankara'da Çankaya Belediyesi'ne bağlı ahlaklı bir el tesislerinde bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda oturma düzeninin nasıl olacağı bile merak konusuydu. Sorun bir yuvarlak masa çözümüyle giderilmiş oldu. 6 genel başkan yuvarlak masada eşitler düzleminde konumlandı.

Toplantının yapıldığı yer ise Çankaya Belediyesi'nin bir sosyal tesisi. Bu haliyle toplantı için mütevazı bir yerin seçildiği söylenebilir. Zaten masa da böyle büyük ve gösterişli bir masa değil. Onun altını çizelim. Hepi topu 6 kişilik bir masa. Zaten 6 tane de lider var. Liderler bu masada toplam 5 saat 15 dakika boyunca görüştü. Hiç de az zaman değil.

Ev sahibi konumunda olan kişi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu. Bunu nereden biliyoruz derseniz, gelen 5 lideri kapıda karşılayan kişi Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Oradan anlıyoruz. Zaten sosyal tesislerin yapıldığı Çankaya Belediyesi de CHP'li bir belediye.

Bu arada davetin kendisi de zaten yine Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapılmıştı. Dolayısıyla ev sahibi pozisyonda CHP lideri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak masada bunlar konuşuldu, bunlar oldu. Fakat olanlardan çok olmayanlar da konuşuldu. Masada kim yoktu?

fotoğrafa bakan herkesin ilk dikkat ettiği HDP'nin yokluğu oldu. Demokrat Parti, Saadet Partisi, Deva ve Gelecek Partisi'nin toplam oyundan daha fazla oyalabilen parti, yani HDP'nin masada bulunmaması, eş genel başkan Pervin Buldan tarafından 13 Şubat'ta şöyle yorumlandı. Dün altı siyasi partinin genel başkanları bir araya geldiler ve bir toplantı gerçekleştirdiler. toplantıdan sonra sosyal medyadan kıyamet koptu. Niye bu altılının içerisinde HDP yok diye soranlar oldu. Sevgili arkadaşlarım, sevgili halkımız, bizi tanımayanları biz hiç tanımıyoruz. Bu da

yok sayanları yeri geldiğinde zamanı geldiğinde biz de yok saymasını iyi biliriz. Bu da böyle bilirsin. HDP tabi sert tepki veriyor bu şekilde yok sayılmayı ancak aynı zamanda kendi tabanlarına yaptığı bir açıklama olarak da değerlendirmek faydalı olacaktır. HDP'nin varlığı, daha doğrusu yokluğu tartışılmaya devam edilebilir. Ancak iktidar cephesi için HDP'nin masada yer almaması bir şey değiştirmiyor. MHP lideri Devlet Bahçeli'ye göre HDP masanın gizli ayağı.

Masa dörtgen olsaydı dört ayağı olurdu Kare olsaydı dört ayağı olurdu Ama yuvarlak masa olunca ayak bir O da gizli ayak Yani HDP Şu hale bakın Şurada Altılıganyan Ortada HDP Yanında Avrupa Konseyi Amerika Birleşik Devletleri Avrupa Birliği Yani masa aynı anda hem HDP'nin hem de MHP'nin tepkisini çekmiş durumda. Başka bir yerden bakarsak MHP için masada HDP olsa da bir, olmasa da bir. Ama öte yandan iktidar cephesi bu yorumlarında haksız da sayılmaz. Nasıl diyeceksiniz? Şöyle diyelim. Millet İttifakı HDP'nin oyuna talip mi? Talip. Tamam. Hatta CHP, DEVA ve Gelecek Partilerinin Genel Başkanları, HDP ile Genel Başkanlar düzeyinde görüştüğü, bunu da biliyoruz, fotoğrafları var. Diğer partilerin de HDP ile Genel Başkanlar düzeyinde olmasa da görüştüğü biliniyor, bunu da biliyoruz. Bu haliyle oyuna talip oldukları HDP ile aynı kareye girmekten imtina edilmesi muhalefetin iktidar tarafından bir samimiyet testine sokulmasına neden oluyor. O yüzden bir yumuşak karın. Burada siyaset yapmaktan çekiniyor muhalefet. Bir şekilde kaçak dövüşüyor. İktidar da buradaki boşluğu görüyor ve sürekli bu boş yumuşak karına oynuyor. HDP ise iktidarın nefret objesi konumunda.

tüm muhalefeti bu parti üzerinden dizayn etmeye çalışabiliyor iktidar. Muhalefet ise buradan bu cendereden bir çıkar yol bulabilmiş değil. Yani HDP ile de olmuyor, HDP'siz de olmuyor. Bu krize ilişkin bir siyasette üretilemiyor dediğimiz gibi. Peki heyecan yarattı mı bu 6 partinin bir araya gelişi derseniz? Elbette demokrasi tarihimizde eşine çok rastlanan bir durum değil bu. Yani muhalefetin topyekun şekilde neredeyse birleşmesi.

Bu haliyle tabi muhalif kamuoyunda genel itibariyle keyifler yerinde. Tamam, muhalif kamuoyunda keyifler yerinde fakat çatlak sesler de yükselmiyor değil. Çünkü kamuoyu araştırmalarında yine bir tıkanma mevcut. Ekonomideki bunca kötü gidişe rağmen anketlere göre muhalefet hızı kesilmiş durumda.

Siyaset bilimci Burak Bilgehan Özpek de medyaskoptaki adını koyalım programında tam da buraya parmak basıyor. Özpek, Millet Defakı'nın 2019 yerel seçimine göre daha geniş olduğunu söylüyor ama daha zayıf olduğunu da vurguluyor. Açık konuşmak gerekirse 2019'da CHP ve İYİ Parti'nin HDP seçmeninin desteğiyle ortaya koyduğu birliktelik bence şu andaki birliktelikten çok daha güçlüydü. Şu anda genişledikçe daralan, genişledikçe zayıflayan, genişledikçe hakikaten siyasetin doğasına uymayan önerileri muhalefete zerk etmeye çalışan, sadece öneriler değil, aynı zamanda muhalefetin doğasına uymayan profilleri de muhalefete dayatmaya çalışan bir siyaset anlayışı görüyoruz, göreceğiz de.

Yani dün Etian Mahcupyan, Sezen Aksu'yla Ekrem İmamoğlu bir tuttu. Burak Bilge Han'ın yorumları dikkat çekici. Çünkü kendisi iktidara karşı eleştirer yorumlarıyla bilinen bir siyaset bilimci. Öte yandan muhalefetin bu bir aradalığını da olumlayan bir pozisyondaydı. Ancak son 2-3 aydır yaşanan tıkanmanın belli ki Burak Bilge Han özellikle farkında ve buraya ilişkin değerlendirmeler yapıyor kendisi.

Biz de muhalefetin neyi yanlış yaptığını kendisine soralım istedik ve Burak Bilgehan Öspek'le mini bir söyleşi gerçekleştirdik. Evvela şunu sorduk. Muhalefete dönük eleştiren bakış açısı çok çeşitlenebiliyor. Bunlardan ilki, muhalefetin karşısında ancak iktidarın yanında konumlanan bakış açısı. Zaten bu durumda Cumhur İttifakı'nın parçasısınız. Bunu geçiyoruz.

Ancak ilgi çekici başka bir şey var. Hem iktidarın karşısında konumlanan hem de muhalefeti yeterli bulmayan bir bakış açısı da var. Daha doğrusu birden çok bakış açısı da var. Burak Bilgehan Özpek de bu bakış açılarını maksimalistler ve minimalistler olarak ayırıyor. Gerisini kendisinden dinleyelim. İki şekilde ortaya çıkıyor. Daha doğrusu kendisini iki şekilde teşhir ediyor, öyle söyleyeyim.

Bunlardan birincisi daha ideolojik bir noktada konumlanıyor. Ben bunlara maksimalistler diyorum. Maksimalistler seçimden sonraki döneme odaklanıyorlar. Yani seçimin kazanılması artık Türkiye'de bir teferruat haline geldiği için, hani Tayyip Bey bu ekonomik performansla seçimi kazanamayacağı için asıl konuşulması gereken konu seçimden sonra nasıl bir Türkiye kurulacağı.

olduğu konusunda odaklanıyorlar. Dolayısıyla onlar seçimden sonraki dönem için yeni gelecek hükümetin politika içeriklerine daha çok odaklanmış durumdalar ve herkes kendi ideolojik noktasına göre bir görüş ortaya koyuyor. Bunda bir sakınca yok. Ama işte burada da ikinci gruba geliyoruz. Onlar ise seçimi kazanma olgusuna daha çok odaklanmış durumdalar. Dolayısıyla seçimi kazanma sürecini inkitaya uğratabilecek, zayıflatabilecek herhangi bir hamleden dolayı

Mutsuz oluyorlar. Onları memnun etmek için ciddi anlamda maksimalist hedefler ya da ütopyalar yerine minimalist seçimi kazanmaya yönelik pragmatik ittifaklar, ülkenin sorunlarını ibedi şekilde çözebilecek, somut meseleleri ibedi şekilde çözebilecek söylemler gerekli. Bunun içerisinde etkili bir lider var, etkili bir söylem var, etkili bir politika var ve hepsinden önemlisi parçalı muharefetin bir arada duruma iradesi var. Muhalefete eleştiren yaklaşan iktidar karşılıklarını bu şekilde kategorize etmek işimizi kolaylaştırıyor. Bir tarafta iktidar değiştikten sonraki programa odaklanan maksimalistler, diğer tarafta iktidar değiştikten sonraki programa odaklanmayıp iktidarı değiştirme sürecine odaklanan minimalistler. Burak Bilgehan Özpek, minimalist kampa daha yakın bir isim. Konumuz tam da seçim sürecinde muhalefetin başarısı olduğu için Burak Bilgehan'ın eleştirileri değerli.

6 genel başkanın 12 Şubat'ta bir araya gelişi muhalif kamuoyunda belli bir heyecan yaratmış olsa da bu heyecan seçimin kaderini belirleyecek kararsız seçmenlere o kadar da yansıyamadı, kararsız seçmenleri içine alamadı. Tamam bir ortak fotoğraf ilk kez verildi, tamam temel hedef güçlendirilmiş parlamenter sistem, tamam bunların hepsine tamam. Peki ama Bunlar seçimi kazanmaya yetecek ortaklığı barındırıyor mu? Burak Bilgehan Özpek bu tabloyu Trendtopia'ya şöyle yorumladı. Bir anayasa taslağı ya da parlamenter sisteme geçiş için önerilen yol haritası insanlar için talih öneme sahip. Yani çok öncelikli bir gündem maddesi değil. İnsanların öncelikli gündem maddesi bir an evvel ortaya siyasi bir irade koyulup bu krizin çözülebilmesi, çözebileceğini muhalefetin göstermesi açıkçası. Dolayısıyla ortak fotoğraf ya da

parlamenter sisteme geçiş meselesi önemli olmakla birlikte, gündemi tamamen değiştirecek bir siyasi birlikteliğin resmi değil maalesef. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Siyasi birlikteliğin resmi değil. Ancak insanların ihtiyaç duyduğu şey, muhalefet partilerinin yani iki tane de olabilir, on iki tane de olabilir. Bu sayı hiç önemli değil. Ama orada güçlü bir alternatifin kendisini göstermesi ve siyasi irade ortaya koyulması. Ben cumartesi günkü fotoğrafta

Doğru bir metnin üzerinde uzlaşan siyasi parti liderleri gördüm, evet doğru. Ancak bu bana bir siyasi iradenin orada mevcut olduğunu ya da ortak bir aday, ortak bir program, ortak bir siyasi amaç için bir arada bulunmadıklarını gösterdi. Bulundularsa bile ben göremedim. Yani bize onu hissettiremediler. Bunun da tabii bazı sebepleri var. Ancak altta çizilmesi gereken bir kısım daha var. Muhalefet bloğu 2019'daki yerel seçimlerde önemli bir başarı da elde etti. Yani aslında referansları kuvvetli Millet İttifakı'nın. O başarının üzerine çok ciddi bir ekonomik bunalım baş gösterdi. Yani aslında objektif şartlar muhalefetin daha da lehine hale geldi. Muhalefetin oyları da 2021'in Eylül-Ekim ayına kadar da yükseliş trendindeydi.

Ne oldu da muhalefet teklemeye başladı? ÖSBE'ye göre çok iyi giden anketler, bir süre sonra muhalefet cephesinin seçimleri cepte görmesine, Böylece seçim süreci yerine seçimlerden sonraki iktidarın belirlenme yarışına evrildi. Baktığınız zaman 2021 Ağustos ayı anketlerine, yani biz onu Eylül'de öğrendik zaten, İyi Parti'nin %18'lere, %19'lara çıktığı, CHP'nin %25 civarında oyunu muhafaza ettiği ve Millet İttifakı'nın HDP'nin katkısı olmadan dahi Cumhur İttifakı'nın rahatlıkla geçtiği bir dönemden bahsedebiliriz. HDP'nin katkısının buna eklenmesi seçimi nihayet olarak seçim yapılmadan bir zafer havası içerisine sokabilirdi. Bu da karşı tarafın daha çok çözülmesini beraberinde getirebilirdi. Fakat bu hava yani seçimin kazanılacağına dair bu inanç bence muhalefetin aktörleri arasındaki ilişkileri ziyadesiyle bozdu. Eğer Tayyip Bey seçimde kesinlikle mağlup edilecekse öncelikli olarak

aday profili önemsizleşmeye başladı. Yani minimalizm dediğim, söylem, aday profili, siyaset yapma yeteneği, bütün bu konular talih hale gelmeye başladı. Yani ikinci öneme sahip olmaya başladı. Bu da beraberinde muhalefet içerisindeki gücü, ağırlığı fark etmeksizin isimlerin, grupların, kliklerin kendi adaylarını Cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkartmasını beraberinde getirdi. Bu iktidara gelmenin en kısa yoludur aslında Türkiye'de, mevcut sistem içerisinde. O yüzden yeni bir zaferin, yani bir başkanlık zaferinin

açıkçası paylaşılması gerekiyordu. Bu paylaşma süreci çok iyi idare edilemedi bana sorarsanız. Muharifetin aktörleri siyaset yapma alanı olarak iktidarı değil birbirlerini belirlediler. Peki suç kimde? Burada elbette CHP'den Saadet Partisi'ne kadar her muhalif partiye bir sorumluluk düşüyor.

Ancak Burak Bilgehan Özpek, özellikle ittifakla flört halinde olan, yani ittifakın içine dahil olmadığı için böyle bir isim kullandım, flört halinde olan deva ve geleceğin yanlış tutumunu vurguluyor. Buna göre bu iki parti, ılımlı görünebilmek adına ya da CHP ve İyi Parti'den farkını ortaya koyabilmek adına muhalefetle rekabete giriyor. Ilımlı ama samimiyetsiz bir dil ortaya çıkıyor. Millet İttifakı'nın kitleler nezdinde radikalleşmesine sebep oluyor bu durum.

günün sonunda hiçbir muhalif unsurunda işine gelmiyor bu durum. Biraz da eskiden bu yana muhalif olanlarla sonradan muhalif olanlar arasında bir frakans uyumsuzluğu ortaya çıkıyor. Denklemde bir de tabii o meşhur muhafazakar seçmen belirsizliği var. Kimdir bu muhafazakar seçmen? Herkes onu tanımlamaya çalışıyor. Öspek durumu şöyle ifade ediyor. Anketlerde böyle bir şey görmüyoruz. Yani ciddi anketlerde görmüyoruz. Çok manipülatif anketlerde biraz daha yüksek çıkartıyorlar ama

Ciddi anketlerde görmüyoruz. Dolayısıyla var olmayan bir temsiliyet söz konusu. Yani var olmayan bir destekten dolayı bu insanlar temsilci olarak muhatap alınıyorlar ve bence rahatsız edici bir şey bu insanların hani o toplum kesiminin temsilcisi olarak gözükmesi ve temsilci sıfatını elde edebilmeleri için de sürekli sekülerlik karşıtı açıklamalar yapmak zorunda kalmaları. Yani o temsilci sıfatını kimse kimseye durduk yere vermiyor. Yani bu insanlar kendilerini temsilci olarak gösterebilmek için CHP karşıtı bir yol izlemek zorunda kalıyorlar. İşte İYİ Parti karşıtı, milliyetçilik karşıtı bir yol izlemeye çalışıyorlar. Ama böyle bir temsiliyet yok.

İkincisi, muhafazakar seçmen yanlış kavramsallaştırılıyor bence oy verme davranışı açısından. Çünkü muhafazakar seçmenin sembollerle alakalı ya da kimliklerle alakalı bütün ihtiyaçlarını zaten hali hazırda Tayyip Bey ve Devlet Bey gideriyor. Yani farkında mıyız bilmiyorum ama Tayyip Bey Ayasofya'yı açtı. Ayasofya'yı cami yaptı.

Yani eğer bu insanların bir kimlik ihtiyacı varsa, bir güvenlik ihtiyacı varsa, bunu Tayyip Bey'den daha iyi sergileyebilecek başka kimse yok. Muhafazakar seçmenlerin oyu, aslında muhafazakar olmayan partilerin muhafazakarmış gibi yapmasından mı geçiyor? Ya da daha farklı ve basit ifade edelim, CHP ve İYİ Parti muhafazakarlaşarak muhafazakarların oyunu alabilir mi? Burak Bilge Han'ın üzerine eğildiği konu bu. Bir yandan İYİ Parti, Ömer'in yolu kampanyasıyla bunu deniyor.

Diğer yandan deva ve gelecek muhafazakarları temsil etmek adına CHP ve İyi Parti'ye yükleniyor. Yani ortaklık dediğimiz şey beraber fotoğraf vermek kadar basit bir şey değil. Bu frekans uyumsuzluğu muhalefetin önünü tıkayan en önemli gündemlerden biri. İyi de bu düğüm nasıl çözülecek? Yani bir biçimiyle AKP ve MHP'nin blok halinde kendine bağladığı muhafazakar seçmenler muhalefete nasıl oy verecek?

Burak Bilge Han'a göre bunun yolu muhafazakarmış gibi yapmaktan geçmiyor. Doğru yol, rasyonel bir iktidar seçeneği olduğunu ortaya koyabilmekte. Semboller ve kimliklerin dışında başka bir şey var. Onlar kazanan tarafta yer almak istiyorlar ve bu yüzden muhalefetin içerisinde güçlü bir sağ parti, aslında muhafazakarlar için önemli bir kaçış planı.

develi reklam çekmenize gerek yok. Ya da Davudi sesle bir reklam filmi çekip Menderes'ten, Erbakan'dan falan bahsetmenize gerek yok. Siz kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilsiniz. Türkiye'de Meral Akşener'in gayet milliyetçi, gayet vatansever, gayet muhafazakar olduğunu Türkiye'nin tamamı biliyor. Yani Meral Hanım'ın bunu ispatlamasına gerek yok. İyi Parti'nin içindeki kadroların da genel olarak profilinin sağcı olduğu ve insanlara sağcı olduklarını ispatlamalarına gerek yok. Ama İyi Parti'nin

ülkeyi yönetebilecek iradeye sahip olduğunu, bu işin ortaklarından birisi olduğunu söylemesi, o kararsız seçmenin daha fazla cezbedecek bir faktör. O yüzden diyorum ya, Ali Bey'in ve Ahmet Hoca'nın muhalefetle tartışmak yerine muhalefetin bir parçası olmayı seçmeleri, yani Millet İttifakı'nın içerisine girmeleri, kazanacak tarafta olduklarının sinyalini göndermeleri, o kararsız seçmenin daha fazla cezbedecek bir faktör. Bu arada konusu açıldığı için ekleyelim. İlahiyatçı profesör Mustafa Öztürk de muhafazakar seçmen konusunda Burak Bilge Han'ın yorumlarına denk düşen bir bakış açısına sahip. Muhafazakar camianın içinden yetişen Mustafa hoca Mustafa Öztürk önce Türkiye'deki tarikat cemaat iklimine hakim olan bu Nakşibendi tarikatı Halidiye kolunu anlatıyor. Nakşihalidi kolu diye kısaltıyor. Bu kolun Türkiye muhafazakarlığına itkin hale geldiğini altını çiziyor.

Mustafa Hoca medyaskopta Ruhşen Çakır'a verdiği röportajda konuya ilişkin, bu muhafazakar seçmen ya da hali hazırdaki düzene ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor. Yapının da karakteristiklerini söyleyeyim. Şimdi bugün esip gürlüyorlar değil mi? Yapının karakteristiği şu. Sağcı, sünni, muhafazakar. Bu üç kavramın bunların hali hayatlarında simbiyotik bir ilişki içerisinde. Sağcılık sünniliği, sünnilik muhafazakarlığı, muhafazakarlık sağcılığı sürekli besleyen, iç içe geçmiş, etle tırnak olmuş, göbek bağıyla birbiriyle ilişkisi olan şeyler. Karakteristiği nedir? Güce taparlar. Gücün yanında saf tutarlar. Güçlünün diliyle konuşurlar. Güçlü gücünü kaybettiği anda bir çırpıda satarlar. Tırnak içinde tabir caizse belki ağır bir kelime, Allah'ları kitapları güçtür ve aynı zamanda o güçten elde ettikleri çıkar ve menfaattir. Bu haliyle muhafazakar seçmenin oyunu alabilmek, Burak Bilgehan Üspen'in de dediği gibi ortak bir siyasi irade oluşturmaktan geçiyor fakat böyle bir irade henüz oluşabilmiş değil. Muhalefetin durumu sadece entelektüel çevrelerce de eleştirilmiyor bu arada.

Artık ana akım bir komedi şovu olan Güldür Güldür'e de muhalefetin durumu bir skeç konusuna dönüşmüş durumda. Skecin sonunda enflasyondan bunalan bir çiftçi, muhalif siyasetçinin işte programımız diye gösterdiği bir kağıdı alıyor ve büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Ver lan şunu! Dur, bir beş dakika daha ört beni, beş dakika. Ver lan şunu! Neymiş bakayım? Bu ne lan? Ne yazıyor?

parlamenter sistem yazmış, etrafına da çiçek dizmiş. Bu ne ya? Bu ne ya? Bu mu lan bütün program? Yok, tabii değil, değil. Yani biz ortaklarımızla netleştikçe kalemleri arttıracağız tabii ki. Yani hata yarın buluşuyoruz, kahve içiyoruz. Kahve içiyoruz. Afiyet olsun. Ama siz netleşene kadar bizim de bu tarlamızı

Ama resmen siz muhalefete muhalefet ediyorsunuz ya. Eee muhalefet muhalefetlik yapsa, biz muhalefete niye muhalefetlik yapalım? Hayret bir şey. Muhalefet muhalefetlik yapsa, biz muhalefete niye muhalefetlik yapalım?

Bu ifadenin geçtiği güldür güldür skeci sosyal medyada trend topik oldu. Kimi ekibe kızdı, kimi güldür güldür ekibini iktidar yandaşlarıyla suçladı. Ama hakkını verelim daha önce iktidara da skeçlerine yer vermişler, onları da TI'ye almışlardı. Üstelik bu skeç muhalefete dönük aslında bir yapıcı eleştiri de barındırıyor. Ama videoyu paylaşanların ekseriyeti

Bu skeci yapanlara hak verir nitelikte. Muhalefet eleştirden azade değil. Üstelik muhalefete bakınca büyük bir belirsizlik bulutuyla karşılaşıyoruz. Dediğimiz gibi ekonomi programı ne olacak? Kürt meselesine, bakış açısına, dış politikada nasıl bir yol haritası takip edilecek? Her şeyi geçtik. Bu güçlendirilmiş parlamenter sistem tam olarak nasıl bir parlamenter sistem? Muhalefetin ekonomi bakanı kim olacak? Aday dayı belli değil. Çözüm ne diye yalvarıyor insanlar.

Sorun da burada başlıyor zaten. Henüz ortaya derli toplu bir çözüm konulabilmiş değil. Bu da Türkiye'nin geniş halk kesimlerini büyük bir umutsuzluğa düşürüyor. 110. bölüme böyle noktayı koyalım. Muhalefete muhalefet yapılır mı sorusu üzerine biraz daha düşünmeye davet ederek bitirelim bu bölümü. Bir sonraki bölüme kadar elektrik faturalarınıza karşı asabınızı diri tutun. Çünkü çok kötü geliyor. Hadi görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)