Podcast

107: Kurye eylemleri ve "Gig" ekonomisi

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

"Esnaf kurye" eylemleri dağıtım şirketlerinin tamamına yayıldı. Talepled ne, çalışma şartları nasıl? Bu bölümde konuya yönelik daha geniş bir perspektif sunuyoruz.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.064 kelime · ~10 dk okuma

Tren yol kuryeleriyle başlayan eylemler hızla diğer firmalarda yayıldı. Yemeksepeti, Skati, Hepsijet ve neredeyse tüm kargo firmalarının işçileri hak ve zam talebinde bulunuyor. 107. bölümde bu eylemlere odaklanıyoruz. Ancak bu eylemlerin arkasında yatan teknik sebeplerle ilgilenmeyeceğiz. Daha geniş bir perspektif sunmaya çalışacağız. Konumuz bu eylemlerin derininde yatan çalışma biçimi olacak. Çalışma şartları sadece bu işin küçük bir kısmını oluşturuyor. İngilizcedeki ifadesiyle Geek Workers, bizde ise kelimenin tam karşılığı olmasa da son zamanlarda eylemlerin öznesi olan esnaf kuryeler.

Bu bölümün konusu olacak. Ben Ozan Gündoğdu, son derece önemli ve aslında küresel bir sorunun kutusunu açıyoruz. Pandemiyle birlikte kuryeler gündelik hayatımıza daha fazla dahil oldular. Bu hepimizin gözlediği bir gerçek. Hemen her gün bir marketin veya bir lokantanın veya bir kargo şirketinin kuryesi kapımıza geliyor. Hayatımızı büyük oranda değiştirdiklerini de söylemek mümkün. Ancak 24 Ocak'tan beri iş bırakma eylemleriyle de gündemimize girmiş durumdalar. Önce trend yolla başladı, ardından sektörün tüm firmalarına yayıldı bu eylemler.

TGT Haber spikeri Ekrem Açikel, kuryelerin hak talebini şu şekilde duyurdu. Haklarının bilincinde her şey değişti. Eski bildiklerinizi unutunuz. Şimdi ne istiyorlar? Son durum ne? Bir son durum fotoğrafı ve sonuç alınanları da anlatayım. Bu bir bilinç ateşi ve her tarafa yayılıyor. Doğru olan da bu. İşçilerin temel talebi enflasyona karşı eriyen gelirlerini koruyabilmek. Ne kadardır enflasyon derseniz, TÜİK'in 3 Şubat'ta açıkladığı Ocak ayı enflasyonu %48.7. Önceki ağı %36 idi. Ondan önceki ağı %20'lerdeydi. Çok ser şekilde enflasyon tırmanıyor. Gıda enflasyonu ise %55. Buna karşı kuryelere teklif edilen zam, %10 ile %20 arasında değişiyor. Mesela trend yolda ilk zam teklifi %11 idi, iş bırakma eyleminin ikinci gününde %38 olarak güncellendi. Yani bir nevi trend yolu eylemi aslında kazanımla sonuçlandı diyebiliriz. Eylemlerin yapılma biçimine bakalım. Yapılma biçimi son derece basit.

Transkriptin tamamını oku

Önce kuryeler whatsapp grupları üzerinden organize oluyorlar. Sonra iş bırakıp toplu halde şirketin genel merkezine gidiyorlar. Şirketten bir temsilci ile görüşme talep ediyorlar. Tabi bu görüşme hemen gerçekleşmiyor.

Bazen saatler bazen günler süren bir bekleyişin ardından pazarlık başlıyor. Mesela yurt içi kargo işçileri günlerdir genel merkezinin önünde bir pazarlık sürecinin içindeler. Pazarlığın ardından çeşitli kazanımlar da elde edilmiş durumda. Peki bu kazanımlar gerçek mi yoksa bir aldatmaca mı?

Yani elbette işçiler başlattıkları bir mücadeleyi kazanan taraf konumundalar ve talep ettikleri zamları aldılar. Ve muhtemelen de almaya devam edecekler. Ancak işin iç yüzü o kadar da basit değil, o kadar parlak da değil. Mesele sadece ücretlerde yaşanan zam değil. Tüm sendikaların ve tüm emekçilerin şapkasını önüne koyması, emekçi kesimlerin bir durup yeniden düşünmesi gerekiyor. Bugün size özel bir kavramdan bahsedeceğiz.

Geek ekonomi ya da platform ekonomi denen yeni bir çalışma modeli Türkiye'de de yaygınlık kazanmaya başlamış durumda. Bu şekilde çalışan işçilere dünyada Geek Workers adı veriliyor. Dünyada Uber, Glovo, Fever gibi dev şirketlerdeki çalışma biçimi bu modele örnek verilebilir. McKinsey'in 2016 tarihli raporuna göre ABD ve Avrupa'da toplam 162 milyon kişi bu şekilde çalışıyor. Yani ciddi bir yaygınlık kazanmış durumda. Dünyanın son 10 yıldır geliştirdiği pandemi ile beraber ancak çok ciddi yaygınlık kazanan bir model bu. Türkiye'de tabii 10 yıllık bir geçmişi yok. Son 2 yıldır özellikle pandemiden sonra yaygınlık kazandı. En yaygın olduğu iş kolu ise e-ticaret sektörü.

Sektör özellikle pandemiyle birlikte kuryelik sistemini tümüyle değiştirdi ve bahsettiğimiz bu geek ekonomiye dahil oldu. Peki nedir bu geek? Redesign kurucu ortağı Yiğit Kulabaş, 2018'de gerçekleşen Future of Work zirvesinde geek ekonomisinden şöyle bahsediyor. Geek kelimesinin anlamını söyleyerek başlayalım aslında başta. Geek, İngilizce engagement kelimesinin kısaltılmış hali ve müzik dünyasından geliyor.

Yani siz bir gitaristseniz, bir şarkıcıysanız, herhangi bir enstrüman çalıyorsanız, o gece bir iş aldıysanız diyorsunuz ki, I have a gig tonight. Şimdi bu gig ekonomisi dönüyor, dolaşıyor ve bizim dünyamıza geliyor. Ve bizim dünyamıza geldiğinde aslında bence Türkçe'ye birey ekonomisi diye çevirmek çok daha önemli. Her bireyin şirketleştiği bir düzene doğru gideceğiz.

Yavaş yavaş, adım adım. Bizler de şirketleşeceğiz, çocuklarımız kesinlikle şirketleşecek. Şirketleşmek kulağa güzel geliyor. Zaten gig ekonomisi içindeki şirketler de iş gücü talebini bu şekilde pazarlıyor. Kendi dağıtım işini kuracaksın, kendi işinin patronu ol, aracını al gel. Bizim için değil, bizle birlikte çalış gibi böyle mottolarla emek piyasasına duyuru yapıyorlar. Aslında parlatıyorlar işi. Yani hikayeye göre siz işçi değil, şirketin iş ortağısınız. Kulağa bu yüzden güzel geliyor. Sosyalist yönetmen Ken Loach'un Sorry We Missed You Türkçe çevirisiyle Üzgünüz Size Ulaşamadık filmi tam da bu konuyu hem de bir kurye üzerinden anlatıyor.

Film kahramanımız Ricky'nin bir e-ticaret firmasıyla yaptığı iş görüşmesiyle başlıyor. Ama yine de işin başında bazı şeyleri netleştirelim. Seni işe almıyoruz, sen bize katılıyorsun. Buna katılmak diyoruz ve bizim için değil bizimle çalışıyorsun. Yani bizim için araç kullanmıyorsun ama hizmet ediyorsun.

İşe alım sözleşmesi yok. Performans hedefleri yok. Sadece teslimat standartlarından sorumlusun. Maaş yok ama ücret var. Anlaşıldı mı? Evet. Net mi? Tabii, tabii, tabii. Sorun yok. İyi, evet. Evet. Mesai saati yok. Müsait olman yeter.

Bize katılınca markamızda kendi dağıtım işini kuruyorsun. Kendi kaderini kendin belirliyorsun Rukiye. Aptallarla savaşları ayırabileceksin. Anlaştık mı? Bugün Türkiye'de direniş başlatan kuryeler işte bu soruya anlaştık cevabını vermişti.

Çünkü bizdeki esnaf kurye sisteminde de süreç 3 aşağı 5 yukarı benzer işliyor. Ne yapıyorsunuz? Öncelikle bir şahıs şirketi kuruyorsunuz. Şirketsiniz yani siz. Daha sonra piyasadaki bir e-ticaret şirketi ya da bir kargo şirketi ile sözleşme imzalıyorsunuz. Siz artık bu şirkete hizmet veren bir işçi değil, bir başka şirketsiniz. Dolayısıyla kendi işinizin patronu gibi görünüyorsunuz. Ne güzel ifade. Kendi işinizin patronu. Yani siz aslında bir şirketsiniz. Dolayısıyla geliri olduğu gibi giderleri de olan bir iş ortağısınız. Sorumluluğunuz çalıştığınız şirkete değil, kendi sorumluluğunuz var. Hizmet verdiğiniz, baisi olduğunuz şirket

Sizin işinizle ilgili hiçbir masrafa karışmıyor. Aracınızı siz getirmelisiniz. Aracın tüm masrafları size ait. MTV, kasko, sigorta vs. Bunların hepsi size ait. Diyelim ki kaza yaptınız. Aracınızın onarım masrafları yine size ait. Elbette akaryakıt masrafları da size ait. Yani son zamlarla beraber aslında gelirin ne kadar azaldığını buradan anlayabilirsiniz. Sigortanız da yok bu arada. Sigortanızı siz karşılıyorsunuz.

Merak edenler için söyleyelim, sigortanızda da işçi değilsiniz. Yani SSK değil, bağ kurulusunuz. Parça başı ücret alıyorsunuz. Kuryeler için parça başı iş, teslim edilen paket başına para almak anlamına geliyor. Her şirket için paket başı ücret değişiyor tabii. Ne kadar çok paket teslim edilirse, o kadar çok para kazanıyorsunuz. Kazanılan para da, tırnak içinde eğer çok çalışırsanız, fena değil.

Haftada 40-50 saat çalışırsanız, aylık elinize geçen para çalıştığınız bölgeye göre değişmekle birlikte 10.000-12.000 TL arasında değişiyor. Çok ciddi para diye düşünebilirsiniz ama biraz sabredin. Ancak günlük 12 saatten haftada 70 saatle çalışabilirsiniz. Bu durumda işlek bir bölgede çalışıyorsanız, aylık 20.000 TL de geçebilir elinize. Yine güzel para diyebilirsiniz ama acele etmeyin.

Fakat bu paralardan bir de biraz önce saydığım masrafları düşmeniz gerek. Konuştuğumuz kuryelerden edindiğimiz bilgiye göre masrafların oranı gelirinizin yüzde 40 ila 50'sini buluyor. Yani 10 bin TL'lik fatura kesen bir kuryenin eline geçen net ücret 5-6 bin TL ediyor. Buraya kadar saydıklarımız gig ekonominin bize anlattıklarıydı. Ancak gelin yaklaşan tehlikeye biraz daha yakından bakalım, biraz daha derinlemesine inceleyelim bu işi.

Esnaf kuryeleri iş veren büyük şirketler onlara işçi olmadıklarını, kendi işinin patronu olduklarını söylüyor. Ancak esnaf kuryelerinin işçiden farkı da son derece belirsiz. Bu şekilde çalışan bir yemek sepeti kuryesi bulunduğu düzeni şöyle anlatmış. Bizim talebimiz kuryelerin hakkının verilmesi. Maddi haklar var, manevi haklar var. Öncelikle kuryelerin üzerinde süre baskısı var. Nasıl bir süre baskısı var? 15 dakikada bu paketi atacaksın. Eğer 20 dakika sürdüyse senin üstün seni arıyor. Güzel bir sözle, güzel bir dille değil. Nasıl oldu değil.

Esnaf kuryeler aslında tıpkı birer işçi gibi denetleme mekanizmasının içindeler. Bu kuryelere bir iş ortağı oldukları söyleniyor ancak bir iş ortağı gibi çalıştırılmıyorlar. Örneğin her bir araçta GPS cihazı bulunuyor ve şirket kuryeleri an be an takip edilebiliyor. GPS cihazına dair tüm masraflar da kuryenin cebinden karşılanıyor. Bu cihaz bozulduğunda veya çalındığında yeni cihazda yine kuryeler almak zorunda. Tüm gün trafikteler bir kere, türlü trafik cezalarıyla baş etmek zorundalar. Trafik cezalarını da yine kuryeler ödüyor. Çünkü kuryeler birer işçi değil. Onlar birer şirket artık. Onlar kendi işinin patronu. Sanırım bu kelimenin başta ifade ettiği olumlu anlam biraz olsun değişmeye başladı. Günün sonunda ben parama bakarım. Elime geçen para hiç değilse asgari ücretten fazla denebilir. Ancak emin olmayın. Kuryenin hastalanması halinde ücretli izin diye bir şey yok. Hastalık halinde kurye para kazanamaz.

Hastalık demişken, kuryenin çalışırken kaza geçirdiğini ve hayatını kaybettiğini varsayalım. Sorumluluk kuryeye aittir. Şirketten kuryenin ailesine herhangi bir ödeme yapılmaz. Hayat sigortasını da kuryenin kendisi yaptırmalıdır. Çünkü kurye bir işçi değil, bir şirkettir. Ölüm mü oluyor? Tabii ki oluyor. Bakın İzmir Motokuryeler Derneği Başkanı Burhan Akgül ne diyor?

Pandemi sürecinden bu yana 200'den fazla motosikletli kurye arkadaşımızı kaybettik. Ortalama günde iki motosikletli kurye maalesef hayatını kaybediyor. Sadece İzmir geneline baktığımız zaman onlarca da motosikletli kurye arkadaşımız yaralı, kalıcı hasarlı hayatına devam ettiriyor. Maalesef motosikletli kuryenin yaptığı işten kaynaklanan bu kaporta vücudunun tamamıyla kendisi olduğu için İster istemez kalıcı hasarla sonuçlanabiliyor. Hatta birçok sigorta şirketi kuryeyin sigorta, yani motora sigorta yapmak istemiyor. Günde ortalama iki kuryenin hayatını kaybettiğini söylüyor Akgül. Aslında ortada olan biten şey oldukça açık. Böylesi riskli bir iş kolunda çalışanların güvencesizleştirilmesi gerekli ki işveren şirkete maddi bir yük olmasın. Yoksa maazallah günde iki kuryenin hayatı şirketlere pahalıya mal olabilir. Dolayısıyla

Bu modelde şirketler bütün sorumluluğu üzerlerinden atmış durumdalar. Bunun dışında kuryelerin çoğu aracını kredi karşılığında aldığı için borçlu aslında. Yani bir borç yüküyle çalışıyorlar. Bu nedenle taşıt kredisi borcunu ödemek için hastalandıklarında da çalışmak zorundalar. Üstelik araçları da yüksek kilometreler yüzünden hemen eskiyor. Bir getir kuryesi bu durumu YouTube kanalında şöyle anlatmış.

10.000 km'de satın aldığınız 2. ebi motorun değeri 10.000 liraysa örnekle şu an o fiyatlara motor kalmadı. Siz bu işin sonunda daha fazla paket edeceğim, daha fazla paket edeceğim diye bir kilometre yaparken motorunuzun bir sonraki satış değerini düşürüyorsunuz. O 10.000'de aldığınız motor 60.000 km'ye geldiğinde belki aldığınız fiyatı anca satabiliyor olacaksınız fakat o dönemde 10.000

Kilometrede olan bir motorun fiyatı artık 10 değil belki 15.000 lira olacak. Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Attığınız o her paketteki 3 lira var ya içerisinde sadece benzin olarak düşünmeyin. Yaptığınız kilometreden motorun yıpranma payını da düşür. Bunun kayışı var, bunun yağı var, bunun lastiği var, varolu var. Motor sürekli masraf çıkaran bir şey.

ve eğer ki bu kadar yüksek kilometrelerin içerisinde motorunuza bakmazsanız ekmek teknenize bakmıyor olacaksınız ve iki gün sonra kontak açamayacaksınız. Bu da ne demek oluyor? O gün hiçbir şekilde saatiniz işlemeyecek ve para kazanamayacaksınız demek oluyor. Alan razı veren razı Ozan. Bize ne oluyor diyebilirsiniz. Ancak konu bu kadar basit değil. İş hukuku yapısı gereği iki eşitsiz güç arasındaki yani işçi ile işveren arasındaki ilişkiyi inceler. Bu haliyle güçsüz olanı yani işçiyi korur. İşçi gerekçesiz olarak işten çıkartamaz. Ancak gig ekonomide siz işçi statüsünde değil şirket statüsündesiniz. Bu nedenle iş hukukunun koruyucu düzenlemeleri sizi bağlamaz.

Siz iki eşit güçmüş gibi dev bir şirketle sözleşme imzalarsınız ve bu sözleşme iş hukuku kapsamında değil, borçlar hukuku kapsamındadır. Borçlar hukuku iki eşit güç arasındaki ilişkiyi belirler. İki eşitsiz güç arasında değil. Yani sizi koruyan bir hukuk değildir. İki tarafı da korur. Dolayısıyla Geek Worker'ın, örneğimizde olan esnaf kuryenin, herhangi bir güvencesi bulunmaz. Ne demek o?

Sözleşme tek taraflı feshedilirse hakkınızı arayacağınız bir iş mahkemesi bulunmaz. Sendikanız da yoktur, sendikalı değildir çünkü işçi değilsiniz, siz şirketsiniz. İşe iade davası bile açamazsınız. Dolayısıyla ücretler cazip diyenler bir de büyük şirketlerin gözünden meseleye baksınlar. Madem ücretler cazip, neden bu büyük şirketler bu yüksek ücretleri ödemeyi kabul ediyor?

Çünkü tümüyle güvencesiz bir iş rejimi yaratmış oluyorsunuz. Bu rejim yarın öğretmenleri, doktorları, hasta bakıcıları ve birçok sayacağımız birçok mesleği de içine alacak. Yavaş yavaş almaya başladı bile. Yarın siz de böyle çalışmak zorunda kalacaksınız. Ne diyordu redesign kurucu ortağı Yiğit Kulabaş?

Bizler de şirketleşeceğiz. Çocuklarımız kesinlikle şirketleşecek. İşçi diye bir şey kalmayacak. Herkes sözleşmelere bağlı çalışacak. Güçlü olan zayıfı ezecek. Trend yol kuryeleri kazanım elde etti diyoruz. Fakat kazanım dediğimiz şey, Paket başına ödenen paranın artmasından başka bir şey değil. Halbuki asıl tehdit çalışma rejiminin kendisi. Yarın bizleri de tehdit eden bir rejim bu. Bizler emekçiyiz, bizler şirket değiliz. Dünya kapitalizmi rotayı bu yöne kırmış durumda. Sorumluluğu ise Y ve Z kuşaklarının üzerine yıkıyor. Yani gençler egolarını tatmin etmek, kendilerini gerçekleştirmek, tutkularının peşinden gitmek için böyle çalışmak istiyor diyorlar.

Ancak acaba Y ve Z kuşağının emekçileri yaklaşan tehlikenin farkında mı? Sanayi devriminden bu yana işçi sınıfının elde ettiği hakların hemen hepsinin çöpe atıldığını bizlere anlatıyor mu bu hikayeyi pazarlayanlar? Öyleyse bölümün sonuna gelirken, bu sorunu anlatan bir film önerisiyle bitirelim. Başta da belirtmiştik. Gig ekonomisini ve her gün kapımıza gelen kuryelerin nasıl çalıştığını ve gelecekte bizleri bekleyen tehlikeyi anlamak adına, ödüllü yönetmen Ken Loach'un Sorry We Missed You filmini hararetle tavsiye ediyoruz. Trendtopiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar dayanışmayla kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)