Podcast

106: Kış hastalıklarla geldi, eczanelerde ilaç yok

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Eczanelerde, daha önce kaydedilmemiş büyüklükte bir ilaç kıtlığı mevcut. En basit ağrı kesiciyi bile bulamamak mümkün. Krizin nedenlerini ve boyutunu ele aldık.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.859 kelime · ~9 dk okuma

Şubat ayının ilk tren topiğinden merhaba. Malum kışın ortasındayız, soğuklar iyice bastırdı. Umuyorum son zamanlarda hasta falan olmadınız. Çünkü maazallah hasta olsanız bu sıralar hastalandığınızla kalma ihtimaliniz var. Niye diyeceksiniz? İlaç sektöründe ciddi bir kriz var çünkü.

Piyasada pek çok ilaç bulunmuyor. O yüzden sağlığınıza dikkat edin diye başladık. Tedarik sıkıntısı var ilaçta. Eczacılar da, doktorlar da bu durumdan şikayetçi. Hastalar ise mağdur. 106. bölümde konumuz tam da bu. İlaç krizi. Nedenlerini ve boyutlarını konuşuyoruz.

Sağlığın değerini onu kaybettiğimiz zaman daha iyi anlarız. Bu çok klişe bir ifadedir ama bir o kadar da doğrudur. Kimi zaman hemen doktora koşarız, kimi zaman el yordamıyla iyileşmeye çalışırız ama hastalığımız ne olursa olsun günün sonunda mutlaka bir eczaneye uğrarız. Tedavi sürecinin vazgeçilmesidir eczaneler ve dolayısıyla ilaçlar.

Transkriptin tamamını oku

Bu hizmetin verilebilmesi için yani ilaç tedariği hizmetinin verilebilmesi için ilaç tedariğinde herhangi bir aksaklık olmaması hayati önemdedir. Bu nedenle arz güvenliğinin yani tedariğin en kritik olduğu sektörlerden biri ilaç sektörüdür. Fakat geçen yıllarda özellikle yıl sonuna doğru artan Ocak ayında zirveye çıkan, Şubat ayının ardından da düzelen bir kriz belki sizlerin de dikkatini çekmişti. Neredeyse 2017-2018'den bu yana sürekli yıl sonlarında bir ilaç krizi haberleriyle karşılaşırız. Evet ilaç kıtlığından bahsediyoruz. Bahsettiğimiz kıtlık ama bu yıl geçmişte yaşananları aratacak boyuta ulaşmış durumda.

Ankara Eczacıları Odası Başkanı Tarar Ercanlı, Sözcü gazetesine Ocak ayında verdiği röportajda, pandemi öncesi her 100 ilaçtan 4'ü bulunmuyordu, şimdi her 100 ilaçtan 22'si bulunmuyor diyor. Yani biraz daha basit bir hesapla söyleyeceksek, neredeyse her 5 ilaçtan 1'i piyasada yok. ilaçların yokluk dereceleri, oranları ve talepleri bir istatistiksel veri olarak tutuluyor. Biz görüştüğümüz ecza depolarında şu anda oransal olarak bugüne kadarki en yüksek yok seviyesine çıkıldığı bilgisini alıyoruz ve bize verilen rakamlar şu anda her 100 ilaçta %22 derecesinde bir yokluğun olduğu şeklinde. Bunun pandemi öncesine uyarladığımızda pandemi öncesinde %4 civarında

yok oranı varken ülkemizde sonrasında 8 öncesi 8 sonra 12 ve şu anda da %22'leri bulan bir yokluk derecesiyle karşı karşıyayız. Taner Ercan'ın aktarımına göre ecza depolarında daha önce kaydedilmemiş büyüklükte bir ilaç kıtlığı var. İyi de böyle bir kıtlık karşısında gündelik hayat nasıl akıp gidiyor? Hastalar ne yapıyor? Tedavi süreci nasıl gelişiyor? Eczaneler bu kıtlıkla nasıl mücadele ediyor?

Bu soruyu eczanelere de sorduk. Hemen hepsinin verdiği cevap aslında aynı oldu. Eş değer ilaçlar. Yani ne demek o? Etken maddesi, reçetedeki ilaçla aynı olan ama farklı bir firmanın ürettiği ilaçlar. Fakat hastalar çoğu zaman eczanenin bu eş değer ilaç önerisini kabul etmiyor. Aslında hastaları da burada haksızlık etmemek lazım. Haklı bir kaygıyla hastalar reçetede adı olan ilacı istiyor. O nereden bilsin hangi firmanın hangi ilacı ürettiğini?

Fakat onu da bulamıyor. Ankara Eczacılar Orası Başkanı Taner Ercan'la özellikle grip ve antibiyotiklerde kıtlık yaşandığını vurguluyor. En fazla ihtiyaç duyulan ilaçların başında doğal olarak mevsiminde getirmiş olduğu etkilerle beraber özellikle antigribal ilaçlarda ağrı kesiciler, çocuk şurupları, antibiyotikler daha çok akut rahatsızlıklar dediğimiz rahatsızlıklarda kullanılan ilaçlara talebin arttığını görüyoruz. Kronik rahatsızlıklarda kullanılan ilaçlar zaten yıl içerisinde büyük oranda sabit olarak seyrediyor. Bu dönemde daha çok bahsedeceğimiz işte üst solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılan ilaçlar, ağrı kesiciler, ateş düşürücüler, çocukların daha çok sık rahatsızlandığı dönem olduğu için çocuk şuruplarının birçok çeşidinde taleplerin arttığını gözlemliyoruz bu mevsimde. İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Pınar Özcan'ın verilerine göre ise kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da tedarik sorunundan nasibini almış durumda.

Eczanelerimizde kronik hastalıklarda kullanılan ilaçlarda sıkıntımız var. Özellikle tansiyon ilaçlarının bir kısmı, diabette kullanılan ilaçların bir kısmı, bazı kanser ilaçları, bazı hormon preferatları gibi. Çocuklarda da kullanılan ağrı kesici, ateş düşürücü, gribal durumlarda kullanılan şurupların bir kısmı ya da burun spreyleri de yine maalesef şu anda eczanelerde sıkıntı temin konusunda. Yaşanan kriz hastayla doktorun, hastayla eczacının ve eczacıyla doktorun arasındaki ilişkiyi de negatif etkiliyor. Konuştuğumuz bazı eczacılar doktorları sorumsuzlukla suçluyor. Ne diyorlar? Piyasada olmadığını bile bile neden ısrarla bu ilacı yazıyorlar diye doktorlara varyansın ediyor eczacılar.

Doktorlar da ama haksız sayılmaz. Onlar da diyor ki benim sorumluluğum reçeteyi vermek, ilacı tedarik etmek değil. Onlar da kendilerince böyle bir savunma geliştiriyorlar. Ama hastalar bu krizin en büyük mağduru. Zira tedavi olamıyorlar veya ilçe ilçe farklı eczaneleri gezip o ellerine verilen reçetelerdeki ilacı arıyorlar çaresizce.

Peki krizin altında yatan neden ne? Son 3-4 yıldır özellikle yaşadığımız ve bu yıl iyice doruk noktasına çıkan bu krizin nedeni ne? Neden her yıl özellikle Ocak ayında bu krizi yaşıyoruz? Bu soruların cevabını vermek için ilacın tedarik zincirini yani üretildikten sonra hastanın eline nasıl geçtiğini iyi anlamak gerekiyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın 2020 yılında yayınladığı rapora göre Türkiye 5.3 milyar dolarlık ilaç ithalatı yapıyor. 5.3 milyar dolar ilacı satın alıyoruz dışarıdan. Buna karşılık 1.3 milyar dolarlık ilacı da ihraç ediyoruz. Yani ilaçta çok ciddi bir ithalat bağımlılığı var ve bu ithalat bağımlılığının Türkiye ekonomisine yarattığı dış açık yılda 4 milyar dolara ulaşmış durumda.

Dünya ilaç ticaretinde en büyük pay sahibi olan ülkelerde ilk sırada 91 milyar dolarlık ilaç ihracatıyla Almanya var. Küçük bir karşılaştırma, Almanya ile aynı nüfusa sahibiz. Hemen hemen 84 milyon nüfusu var iki ülkenin de. Almanya 91 milyar dolarlık ilaç ihraç ederken, Türkiye 1.3 milyar dolarlık ilaç ihraç ediyor. Almanya'yı sırasıyla bu alanda İsviçre, İrlanda ve ABD takip ediyor.

Türkiye ise ilaçta verdiği dış açıkla ilaç endüstrisi için orta büyüklükte yani 5-6 milyar dolarlık bir pazara dönüşüyor. Aslında Türkiye bu haliyle bir pazar ilaç sektörü için. İthalata bu denli bağımlı bir sektörün tabii doğal olarak döviz kurlarına çok duyarlı olması beklenir. Ancak Türkiye söz konusu ilaç olduğunda fiyatları serbest döviz kuruna bırakmıyor. Yani piyasadaki döviz kuruna bırakmıyor. İlaç ithalatı için yaptığı anlaşmalarda bir sabit kur belirliyor. Diyor ki kur ne olursa olsun ister 10 ister 15 benim belirlediğim kurdan alım yapacağız. Bu sabit kurda her yıl Şubat ayının 3. haftasında açıklanıyor. Aslında kanun yılın ilk 45 günü içinde diyor ama alışageldiğimiz tarih Şubat ayının 3. haftası oluyor. Mesela... 2021 yılında ilaç ithalatı için kullanılan euro kuru 4.57 TL. Ne diyeceksiniz ki? Euro 15 lira. Sabit kuru nasıl 4.57 olur? Bu tutar geçtiğimiz yıl Şubat ayında belirlendiğinde serbest piyasada 1 euronun karşılığı 8.45 TL idi. Yani döviz kuru neredeyse yarıya sabitlenerek anlaşma yapılmıştı.

Fakat Euro durduğu yerde durmuyor. Bugün serbest piyasada Euro 15 TL'nin üzerinde. Ama ilaç ithal ederken Euro'yu hala 4.57 TL olarak kabul etmeye devam ediyoruz. Mesela 10 Euro'luk bir ilacın karşılığında

biz 45 lira 70 kuruş. Yani yaklaşık 3 avro ödüyoruz. Böylece yıl sonunda Euro-TL karşısında değer kazandıkça yabancı ilaç firmalarının satış fiyatı da düşüyor. Bunu tabii yabancı ilaç firmaları tabii bu kadar hoş karşılamıyorlar. Türkiye için en güzel işte ilaçları %70 iskontolu alıyoruz diyebilirsiniz. Ancak sorun burada başlıyor. İlaç firmaları Türkiye'ye bu iskonto oranından ilaç satmayı kabul etmiyor. Daha doğrusu

Nasıl olsa Şubat ayında zam yapılacak diyerek stoklarını ucuz fiyattan eritmek istemiyorlar. Sektör temsilcilerinin hemen hepsi önümüzdeki haftalarda açıklanacak Euro kuruna gözlerini dikmiş durumda. Peki bu sabit Euro kuru bu yıl ne olacak? Ankara Eczacılı Odası Başkanı Taner Ercanlı hesabı şöyle açıklıyor. Biliyorsunuz ülkemizde

ilaç fiyatlandırması ve düzenlemesi her yıl Şubat ayında gerçekleştiriliyor. Ve Şubat ayında bir önceki yılın Euro kurunun yıl içerisindeki ortalamasının %60'ı baz alınarak yapılıyor. Bu rakama baktığımızda bir önceki yıl bu rakam Euro anlamında 4.57 olarak belirlenmişti. Bu seneki Euro kuru ortalamasına baktığımızda

10.40'lar seviyesinde, bunun da %60'ını aldığımızda 6.26-27 gibi bir seviyede Eurokuru'nun güncellenmesi gibi bir durum Şubat ayında gerçekleşiyor. 2021 yılının Eurokuru ortalaması 10.46 TL. Yani Ercanlı'nın hesabıyla Şubat ayının 3. haftasında açıklanacak Eurokuru, bunun %60'ını alacağımız için

6.27 TL olacak. Geçen yıl bu rakam 4.57 TL idi. Demek ki yeni kur, 2022 yılı kuru, geçen yılın kurundan %37 daha pahalı olacak. Kısacası, ilaçlara Şubat ayında ortalama %37 oranında zam gelecek.

İlaç firmaları da bu zam henüz gelmeden stoklarını eritmek istemiyor, bu zamın yapılmasını bekliyor. Peki bu zam yetecek mi? İlaç tedarikçisi olan konuştuğumuz kaynaklar bu sene sorunun yine de çözülemeyeceğini altına çiziyor. Çünkü önceki yıllara göre serbest kur son derece yüksek düzeydi. Demin belirttiğim gibi Euro 15 TL'nin üzerinde Euro kuru önceki yıla göre iki katına çıkmış durumda. Yani %100 artmış durumda. Euro kuru %100 artarken buna karşılık ilaçtaki sabit kurun %37 artması ilaç firmalarının beklentilerini karşılamıyor. Sorun çözülmezse ne olacağı açık.

Bu durumda yeni ilaç zamları yapılacak sorunun çözülmesi için. Bunun yanında işin bir de tabii sosyal güvenlik kurumu boyutu var. Çünkü böyle bir mali kriz sağlık sistemini de olumsuz etkiliyor. Biliyorsunuz sosyal güvenlik kurumunun belli kısmını veya tamamını karşıladığı bazı ilaçlar mevcut.

2021 yılının ilk 10 ayında SGK'nın karşıladığı sağlık harcaması tutarı tam 58.4 milyar TL. 2020'nin aynı döneminde bu tutar 42.1 milyar TL idi. Yani ciddi bir artış söz konusu. Bu artışın temel nedeni Euro kurundaki, döviz kurlarındaki yükselme. Sosyal güvenlik kurumunun sağlık harcamalarındaki açığı

Türk lirasının değerinin düşmesiyle birlikte artıyor. Durum böyle olunca, SGK çareyi ödeme listesini daraltmakta arıyor. Her yıl artan oranda ilaç ödeme listesinden çıkarılıyor. Ekim ayında yayınlanan sağlık uygulama tebbiğine göre, tam 52 ilaç ödeme listesinden çıkarıldı. Yani daha önce ücretsiz satın alabildiğimiz ilaçlara artık ücretli erişebiliyoruz. Peki çözüm ne?

Ankara Eczacılığı Orası Başkanı Taner Ercanlı'ya göre çözümün adres iktidar. Çözüm ise ya döviz kurlarının kontrolsüz dalgalanmasını durdurmaktan ya da yılda bir kez değil birkaç kez kuru güncellemekten geçiyor. Yani yılda bir kez yaptığınız zaman o tarihe doğru bir ilaç krizi yaşıyorsunuz buna gerek yok o zaman yıl boyunca yıla yaygın şekilde kuru güncelleyin. Şimdi kısa vadedeki çözüm anlamında mevcut ilaç fiyat kararnamesinden bir kere bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. Yeni bir ilaç fiyat kararnamesinin ve düzenlemesinin getirilmesi gerekiyor. Ve yıl içerisine bu kur güncellemesinin belli dönemlere yayılması gerekiyor kısa vadedeki çözüm anlamında. Bir başka öneri de Kasım ayının başlarında Türk Eczacıları Birliği'nden geldi. Türk Eczacıları Birliği yaptığı yazılı açıklamada ilaç kuru ve ilaç politikaları belirlenirken yalnızca Sağlık Bakanlığı ve ilaç firmalarının anlaşmaya varması yerine tüm paydaşları kapsayan şeffaf ve katılımcı mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

Sağlık Bakanlığı ise konuya dair sorumluluğu üstlenen bir açıklama yapmadı. Bakanlığın tavrı Kasım ayında yaptığı açıklamadan anlaşılabilir. Diyor ki Kasım ayında Sağlık Bakanlığı, döviz kurundaki yükseliş nedeniyle bazı ilaçlara erişilemediği iddiaları üzerine ecza depoları ve eczanelere yapılan denetimlerin sıkılaştırıldığı duyuruldu. sorumluluğu ecza depolarına veya eczanelere atmış oluyor Sağlık Bakanlığı. Fakat sorunun kaynağı yurt dışında. Orayı nasıl denetleyeceksiniz? Yurda mal girişi yok. İlaçların temin edemeyen hastaların eczacılara tepik göstermesi üzerine de

İstanbul Eczacı Odası, eczanede bulamadığınız ilaçların sorumlusu eczacınız değildir yazılı afişler hazırlayıp eczanelere dağıttı. Belki dikkatinizi çekmiştir, yurdun çeşitli yerlerinde bazı eczaneler bu afişleri camlarına yapıştırmış durumda. Aslında bu akut krizin kısa süreli çözümü bir başka krizi çağırmaktan geçiyor. Çözüm ilaca zam yaparak ithal ilaç tedariğindeki tıkanmayı aşmak. Ancak bu sefer de tabii zaten %50'ye dayanmış enflasyonun altında ezilen halk kesimlerine bir de ilaç zamları yüklemiş oluyorsunuz.

Dolayısıyla çare diye söylediğimiz şey de bir çaresizlik barındırıyor. Üstelik bu çözümün de ne kadar uzun vadeli olabileceği tartışmalı. Özellikle de Türk Lirası'nın son dönemde yaşadığı değer kaybını göz önünde bulundurursak kimse tekrar benzer bir süreç yaşayamayacağımızın garantisine veremiyor. Malum Türkiye'de yaşanan her krizin sorumluluğu marketlere, ecza depolarına veya eczacılara yani sektöre ve topluma yükleniyor. Kimse sorumluluk almıyor. E hal böyle olunca ilaç krizinden etkilenmemenin tek yolu da yani biz bireylerin omuzlarındaki bir sorumluluk oluyor. 106. bölümün sonuna gelirken Fahrettin Koca'nın Covid ile yaptığı o meşhur açıklamayı hatırlayalım kulaklarımıza küpe olsun.

Bu hastalığa karşı elimizde güçlü bir koz var. Yakalanmamak. Öyleyse ilaç krizine karşı elimizde güçlü bir koz var. Hastalanmamak diye bitirelim ve 106. bölümü sonuna bu şekilde gelelim. Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşene dek sağlığınıza dikkat edin ve mümkünse hastalanmayın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)