
2.770 kelime · ~14 dk okuma
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 29 Ocak'ta yayınlanan resmi gazeteyle birlikte koltuğu daha önce de Adalet Bakanlığı koltuğunda oturmuş bir isme bıraktı, yani Bekir Bozdağ. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yürürlüğe girdiği bu üç buçuk yılda koltuğundan olan bakan sayısı böylece yediği buldu. Ama günün istifası öncekilerden biraz daha farklı. İktidar içinde bir iktidar savaşı yaşanıyor ve artık bu gizlenemiyor. İşin içinde soylu da var, pelikan da. Ben Ozan Gündoğdu. Tren Topiği'nin bu bölümünde istifa sürecine yakından bakıyorum.
29 Ocak'ta yayınlanan resmi gazete ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün koltuğa veda ettiği ortaya çıktı. Yerine Bekir Boz da atandı. Gül'le birlikte 3,5 yıl önce kabineye giren 6 bakanlıkta toplam 7 bakan görev süresi dolmadan koltuğa veda etti. Kimdi bunlar? Hatırlayalım kısaca. Milli Eğitim, Ulaştırma, Ticaret, Hazine ve Maliye, Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanları ve şimdi de Adalet Bakanı. Belirtelim bu arada. Hazine ve Maliye Bakanlıklarında koltuk,
İki kez değişti son üç buçuk yılda. Ancak Abdülhamit Gül'ün vedası diğerlerinden biraz daha farklı ve önümüzdeki günler için çok daha önemli. Konu bizzat yargıyı, yani aslında siyasetin müdahalesinin olmaması gereken bir alana ilgilendirdiği için biraz daha odaklanılması gereken bir konu. Şimdi dışarıdan bakıldığında iktidar yek vücut görünüyor fakat içeriden bakıldığında, biraz daha yakından bakıldığında vaziyet daha farklı. Çatlakları ve çeşitlik güç odaklarını ancak yakından bakarak gözleyebiliyoruz. 10 Temmuz 2018'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk kabinesi açıklandığında kimse bu kabinenin böyle bir klikler savaşı olacağını hesaba katmıyordu ama işler hesaplandığı gibi gitmedi.
Kabinede kritik önemde 3 bakan bulunuyordu o yıllar için. Yani 2018'in ortası için. Bunlardan ilki, arkasında MHP'nin olduğu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. Biliyorsunuz Demokrat Parti kökenli. 2012'de AKP'ye gelmişti.
İkinci isim Erdoğan'ın damadı yani aileden ve aynı zamanda Sabah ATV grubunu yöneten Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'tı. Üçüncü isim ise yargıdaki gücü bilinen İskender Paşa cemaatinin içinden yetişmiş bir isim. Aynı zamanda Numan Kurtulmuş'un genel başkanı olduğu Has Parti'den 2012'de AKP'ye gelen Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. Bu üç isim iktidar bloğu içindeki önemli güç merkezlerini temsil ediyor. Mücadele de bu üç isim arasında ceryan ediyor. Önce bir yankıları medyada da yer bulmuş iki ismin, bu üç isim içerisinde iki ismin çekişmesine bakalım. Kırmızı köşede gündemimizin ana karakteri olan, artık eski olan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül var.
Mavi köşede ise son dönemde popülaritesini bir hayli yitirmiş olan ama siyaseten hala çok aktif, çok konuşan ve konuşulan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bulunuyor. Gerilimin nedeni, Soylu'nun hem emniyet içinde hem de yargı içindeki nüfus alanını arttırma arzusu. Emniyet biliyorsunuz zaten İçişleri Bakanı olduğu için tamamen artık Soylu'nun kontrolünde. Uzun zamandır İçişleri Bakanlığı yapıyor çünkü kendisi. Ancak Soylu'nun bir de onunla uyumlu çalışacak bir yargıya ihtiyacı var.
Düşünün, talimatla operasyon yapıyorsunuz, ardından operasyon yaptığınız kişiyi mahkemeler eliyle bir de içeri atabiliyorsunuz. Yani operasyonun bir tamamlayıcısı oluyor bağımsız mahkemeler. Bu nedenle yargıda Soylu'nun nüfus alanını arttırması Adalet Bakanı ile kuracağı iyi ilişkiden geçiyor. Fakat 2018'in ortasında kabine açıklandığında kimse Abdülhamit Gül'ün Soylu'nun karşısında bu kadar dişli çıkacağını hesaba katmamıştı. Emniyetin gerçekleştirdiği pek çok operasyon mahkemelerde delil yetersizliği nedeniyle akamete vuruyordu. Bu da zaman geçtikçe Soylu ile Abdülhamit Gül'ün arasının açılmasına neden oldu.
Bu gerilim bundan bir yıl önce artık kamuoyuna sızmaya başladı. Soylu ile Gür arasında kameralar önünde yaşanan ilk kavga bundan tam bir sene önce dışarıdan gözlemlenmeye başladı. Süleyman Soylu'nun annesiyle paylaştığı bir fotoğrafın altına küfürlü bir yorum yazılmıştı o yıllar için, o dönem için söylüyorum. Ancak dava edilen şahıs mahkeme salonundan denetimli serbestlikle serbest bırakıldı. Olayın ardından Süleyman Soylu Twitter hesabından 20 Ocak 2021'de şu açıklamayı paylaştı. 45 gündür anam hastanede. Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrole serbest. Ne yapmalıyım? Bakan olsam ne yazar?
Millet devlet işleriyle boğuşurken anasının namusuna sahip çıkmamak ne ifade eder? Şimdi çok duygusal bir çıkış bu Süleyman Soylu adına ama tabii bunun bir arka planı var. Soylu annesine dönük bir hakaret davası üzerinden aslında taleplerinin mahkemelerde karşılık bulmadığını taraflara duyurmuş oluyordu kameralar önünde veya sosyal medya aracılığıyla. Ben gerekeni yapıyorum da Adalet Bakanı yapmıyor aslında diyordu. Aradan 24 saat geçmedi, Soylu'ya cevap üstü kapalı da olsa Abdülhamid Gülden geldi.
Şimdi hakimi yerine bazen sosyal medya mahkemesi kuruluyor, hatta infaz bile ediliyor. Klevye başına geçip her gün sosyal medyada bana tutuklama siparişi ya da tahliye siparişi verenlere sesleniyor. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Burada kanunlar işler, kurallar işler, usuller işler işlemeye de devam eder. Adalet Bakanlığı'nın hakim savcı cübbesi yoktur. Görevim süresince o cübbeyi giymedim ve hiç kimse kusura bakmasın o cübbeyi de asla giymeyeceğim görevim boyunca.
Gül ile Soylu arasındaki kameralara yansıyan gerilim bununla da bitmedi. Tren Topiği'nin 95. bölümünü dinleyenler hatırlayacaktır. Süleyman Soylu'nun 26 Ekim 2021'de metruk binalara ilişkin yaptığı açıklamaları paylaşmıştık o bölümde.
Soylu muhtarlara şöyle demişti. Efendim mahkeme kararı var, biz yıkamıyoruz. Ya arkadaş sen gece yık, mahkeme kararı senin arkandan gelsin. Şimdi böyle bir açıklama tabii o dönem için gündem olmuştu ve yine cevap bu sefer 8 Kasım'da Abdülhamid Gül'den gelmişti. Değerli arkadaşlar, bizim rehberimiz hukuktur, bizim rotamız hukuktur, bizim kılavuzumuz hukuktur. Biz yapalım, hukuk arkadan gelsin değil, hukuk önden yürüsün, biz ona göre kendimizi ayarlayalım anlayışıdır hukuk devleti.
İlk açıklamada Soylu, annesine dönük bir hakarete, ikinci açıklamada da metrup binalara ilişkin bir konuşma yapıyor. Bunlar talih konular. Halbuki değinilen bu konular buzdağının görünen kısmı. Soylu'nun emniyet operasyonlarının mahkemelerde sonuca ulaşmamasına ilişkin şikayeti asıl suyun altındaki kısım.
Bu kavgaların kamera önüne taşınması ise aslında kavganın nedenli çetin yaşandığını da gözler önüne seriyor. Fakat soylu ile gül arasındaki çatışmada taraflar yalnız değil. Yani sadece soylu ve gül yok ortada. En başta belirttiğimiz gibi güçler savaşında bir başka aktör de devrede. Bu bölümde biraz da orayı irdeleyeceğiz.
O da hangi güç derseniz İstanbul'daki Çağlayan adliyesinde son derece güçlü olduğu bilinen bir grup var. Bunun adına İstanbul grubu deniyor. Bu grubun Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'la da ilişkisi bulunuyor. Şimdi işler bayağı dolayısıyla sarpa sarmış durumda. Gelin bu gruba biraz daha yakından bakalım.
Tarih 31 Ekim 2019. Hakimler ve Savcılar Kurulu kış kararnamesini yayınlamış ve aradan sadece 1-2 saat kadar geçmiş. İstanbul'da görevliyken bu kararname ile teamüllere aykırı biçimde Afyon'a sürülen bir hakim var. Bu hakimin adı Ali Haydar Yücesoy.
Ali Aydar Yücesoy, Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun kararnamesini görünce belli ki veryansın ediyor ve bu veryansını Twitter hesabından dile getiriyor. Ve şöyle yazıyor Hakim Yücesoy. HSK, içine sızdığı ve etkin olduğu iddia edilen İstanbul grubu pelikan çetesi gölgesinden arınmadan, yasal soruşturma prosedörünü işletmeden, Atama ve benzeri tasarruflarda bulunmayı ertelemelidir. O soruşturmayı kimse istemeyecekse bu grubun kurbanları olarak biz talep ediyoruz. Bu aslında son derece önemli, üzerinde günlerce konuşulması gereken bir çıkıştı. Bir hakim bir çeteden bahsediyordu yargının içine sızmış. Böylece kulislerde bahsedilen, varlığı inatla reddedilen İstanbul grubu
ilk kez bir resmi ağızdan çıkmış oluyordu. Peki kim bu İstanbul grubu? Konuyu yakından takip eden Dörşevele'de gazeteci Ali Can Uludağ'a sorduk. Şimdi İstanbul grubu şöyle tanımlamak gerekiyor. Onun bir üst çatı örgütü var. O da ne? Pelikan örgütü. Pelikan örgütünün başında kim var? İşte Berat Albayrak var ve Berat Albayrak'ın çevresinde oluşturulmuş bir
Güç odağı, tabi bu pelikan örgütünün hepimiz biliyoruz yapılanmasını işte neler yaptığını ama onun devlet içinde ya da daha doğrusu konu başlıkları itibariyle çeşitli alanlarda örgütlenmeleri var. Bunlardan biri de yargı içerisinde, yargı içerisindeki örgütlenmesinin adı da İstanbul grubu. Ali Canoğlu da İstanbul grubunun içinde Cumhurbaşkanı'nın avukat kadrosunun ve Çağlayan adliyesindeki çeşitli savcı ve hakimlerin de bulunduğunu söylüyor. Bunların baskın olduğunu dile getiriyor ve bu grup ile Abdülhamit Gül arasındaki gerileme miladı olarak 17 Eylül 2019'u gösteriyor. Eylül 2019'da sabah yazarı Dilek Güngör bir yazı kalemi aldı ve Abdülhamit Gül'ü de oradan hedef aldı. Orada ne yazdı? FETÖ'yle mücadele edenler sürgün ediliyor, yerinden BAYLOG olanlar, FETÖ darbeye karşı akrabaları kritik birimlere getiriliyor diye.
Araya girelim hemen. Bu işlerde herkesin bildiği bir kural var. Nedir o? Tümüyle kontrol altındaki iktidar medyasında buna benzer yazılar yazılıyorsa, hedefteki ismin kendine dikkat etmesi gerekir. Hatırlayın, daha önce Merkez Bankası Başkanı Naci Abal bu şekilde görevden el çektirildi. Çünkü iktidar medyası yalnızca basit bir kamuoyu oluşturma aparatı değil artık. Aynı zamanda parti içindeki disiplini de sağlayan bir güç odağı. Sabah gazetesinde çıkan bu yazı da Abdülhamit Gül'e dönük bir operasyonun parçası.
Çünkü Sabah gazetesinin arkasındaki güç de Albayrak ailesi. Berat Albayrak'ın abisi Serhat Albayrak tarafından yönetiliyor gazete. Gül yazının hemen ardından ertesi gün mesajını yine kameralar karşısında verdi. Dolayısıyla saldırıya hemen bir kontra atakla cevap verdi. Hemen dinliyoruz. Bu
açıklamasıyla Abdülhamit Gül, Berat Albayrak grubuyla da savaşı herkesin gözü önünde başlatmış oldu. Şimdi uzaktan bakıldığında ya herkes AKP'li kardeşim diyebilirsiniz, nedir bu savaş diyebilirsiniz. Fakat işler öyle değil. Abdülhamid Gül AKP'li ama tahmin ettiğiniz kadar değil. Gül, 2003'ten 2010'a kadar Saadet Partisi'nin genel başkan yardımcısıydı. 2010 yılında partiden ayrılmış ve Numan Kurtulmuş'un genel başkanı olduğu Has Parti'nin kurucular kurulunda yer almıştı. 2012'de de Numan Kurtulmuş ile birlikte AKP saflarına katıldı. Yani Numan Kurtulmuş'la birlikte hareket eden bir isim Abdülhamit Gül. Dolayısıyla koltuğa vedası Numan Kurtulmuş'un gücünü de azaltan bir gelişme olduğunu vurgulayalım.
İşte bu güç odağının parçası olan Abdülhamit Gül, artık Berat Albayrak'ın kontrolündeki Yargıda İstanbul grubunun gücünü kırmaya niyetlendi. İlk hedef, Hakimler ve Savcılar Kuruluydu. 24 Ekim 2019'da İstanbul grubuna yakın olan HSK Teftiş Kurulu Başkanı Yunus Nadi Kolukıs'a ve HSK Genel Sekreteri Fuzuli Aydoğdu görevlerinden ayrıldı ve yerlerine yeni isimler atandı. Böylece, bu İstanbul grubuna yakın olduğu söylenen bu isimlerin görevden alınmasıyla beraber, yargıda İstanbul grubunu pasifize eden bir konum kazandı Abdülhamit Gül. Adana İstanbul grubu denen bir çıkar grubunun varlığı giderek su yüzüne çıkınca, gazeteci Cüneyt Özdemir, Haziran 2020'de kendi YouTube kanalında bu grubu, bizzat Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e sordu. Böyle bir şey kesinlikle yoktur diyorsunuz, anladığım kadarıyla. Böyle bir şey kesinlikle varsa bunun yeri HSK'dır, savcılıktır. Kimin elinde belge, bilgi varsa giderse Türkiye Hukuk Devleti'dir. Kim olursa olsun... Abdülhamit Gül, Özdemir'in sorusuna net bir cevap vermedi ama böyle bir grubun varlığını da inkar etmedi. Bunun üzerine Özdemir daha net bir şekilde, net bir cevap alabilmek için sorusunu yineledi. Sizce tek kelimeyle var mı yok mu?
Şimdi Cüneyt Bey, insanın olduğu her yerde... Çok basit bir şey. Var dersiniz ya da yok dersiniz. Ben adalet bakanlığı koltuğunda siz oturuyorsunuz, bunu bilmezseniz kim bilecek? İkni geçilen ya da somutlaştırılacak değil. İnsanın olduğu her yerde. Hakimde de savcıda bir adliyede yanlış karar olur, bir adliyede yanlış insan olur. Adalet Bakanı bu soruya da net bir yanıt vermedi. Böyle bir grup varsa bile bunun kabul edilemeyeceğini, böyle bir olasılık karşısında gerekenin yapılacağını ve yargının bağımsız olduğunu dile getirdi. Yani aslında bir bakıma siyasi cevaplarla Abdülhamid Kül topu taca attı.
Ama gazeteci Ali Can Ulu da bizzat yaşadığı bir olayı aktarıyor bizlere ve İstanbul grubunun varlığının bizzat Erdoğan'ın avukatı Ahmet Özel tarafından kabul edildiğini dile getiriyor. Benim de bir anım var bu İstanbul grubuyla ilgili. Ben o dönem işte 17 Eylül'deki o çıkıştan sonra İstanbul grubunu ilk kez kamuoyuna ismiyle yazan gazeteciyim. Birkaç kez böyle haberler yazdıktan sonra beni Ahmet Özel ve onun eski bir ortağı var. Yine Cumhurbaşkanı avukatlarından. Adını şu an anlayamadım. Onlar aradı ve sen bizim hakkımıza haberler yapıyorsun ama bizim cevap hakkımızı gözetmiyorsun. Neden bizi aramıyorsun gibisinden böyle bir sitemle karışık diyalog kurmaya çalıştılar. Ben de tabii ki gazeteci olarak benzer durumlarda ararsınız. Savunma hakkını, cevap hakkını alırsınız ama burada Cumhurbaşkanı'nın avukatlarının her konuda demeç vermeye açık olmadığını biliyoruz. Gidip de İstanbul Grubu hakkında yazı yazıyoruz, siz ne diyorsunuz dediklerinde.
kabul etmesini beklemiyoruz tabii ki. O yüzden aramadım ben. Ama kendisi şöyle bir şey dedi yani ben dedim hani İstanbul grubu ne yani yok mu dediğimde hayır dedi İstanbul grubu var. Bizzat Arif Özel bana telefonunda söyledi İstanbul grubu var. Biz hani çok farklı görüşten insanlar bir araya geldik. İçimizde hakimler de var, savcılar da var, avukatlar da var. Böyle bir amacı olmayan bir birliktelik olan sanki şey böyle hani okey masasına oturmuş dört tane arkadaş
Dinlediniz. Gerçekten sadece birbirlerini seven sayan apolitik bir grup mu bu İstanbul grubu? Bu sorunun cevabını alabilmek için Ali Canoğlu daha şahsen arayan ve İstanbul grubunun varlığını bizzat kabul eden Ahmet Özel'in kariyerine bakalım. Kendisi Erdoğan ailesinin ve Berat Albayrak'ın şahsi avukatı. Kamuoyu, onu aynı zamanda FETÖ'den yargılanan, 17-25 Aralık'ın ardından Zaman Gazetesi'nin %10'unu satın alan, yani Zaman Gazetesi'nin ortağı olan, Rixos Hotel'in sahibi Fettah Tamince'nin avukatı olarak da tanıdı.
Tam ince Zaman Gazetesi'nin ortağı olmasına rağmen FETÖ'den beraat etti. Tabii hal böyle olunca çok da kıyamet koptu. Çünkü birçok isim FETÖ'den hiç gözünün yaşına bakılmazken içeri atılıyordu. Zaman Gazetesi'nin sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan avukatı tarafından savunuluyor ve FETÖ'den beraat ediyordu. Yine
İktidar için nasıl bir misyonu var dolayısıyla bu İstanbul grubunu derseniz buna benzer olaylarda aramak lazım. Ali Can Uludağ'ın aktardıklarına göre Osman Kavala davasından Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerine açılan davalara işte Canan Kaftancıoğlu'na varana kadar pek çok siyasi davada temel aktör işte bu İstanbul grubu. Fethullahçılar gidip Pensilvanya'dan icazet alıyorlarsa davaları orada şekillendiriyorlarsa benzer siyasi davalarda örneğin Sözcü davasında, Cumhuriyet davasında ya da İstanbul'daki Canan Kaptancıoğlu'nun yargılandığı dava, benzer birçok siyasi dava sürekli hep dikkatinizi çekmiştir. İstanbul'da mutfağa konulur, pişirilir ve fırına verilir, oradan servis edilir. Ankara'da Demirtaş davası dışında çok siyasi operasyon yapılmamıştır. O yüzden Abdülhamit Gül 2017'de Temmuz ayında bakana geldikten sonra bu tür siyasi operasyonları böyle bir neviz frene basarak engellemeye çalıştı. Ona aşan şeyler oldu dediğim gibi Osman Kavala davasında, Silahattin Demirtaş davasında ama yine de bir hukuk çizgisinde gitmesine özen gösterdi. Boyunu aşan şeyler oldu, gücün yetmediği şeyler oldu ama işte o noktada İstanbul grubuna
bu tür siyasi operasyonları yaptırdılar. Sözcü davasında, Cumhuriyet davasında doğrudan sarayla işte Cumhurbaşkanı Erdoğan avukatlar üzerinden oradan yargıya inen bir böyle hat açılmıştı ve o hat üzerinden bütün yargıdaki siyasi dosyalar hazırlanıyordu. Bunun da dediğim gibi İstanbul grubunun tamamen etkisiz yapılan şeyler. Hatta sonraki süreçte İstanbul grubu hani yayılıp Ankara'ya da egemen olmaya çalıştığı süreçler oldu. Örneğin yargıda terör davalarına bakan
Yargıtay 16. ceza dairesinin bir üyesi, Yargıtay üyesi olduktan sonra o daireye atandı ve ilk gün diğer üyeleri şöyle ifade kullandı. Ben burada İstanbul grubunun temsilcisi olarak geldim. Kulislerde bunu bizzat şahit olan kişiler var. Bunu açıkça söyleyebiliyor. Mesela Osman Kavala iddianamesinin hazırlayan casusluk suçundan iddianameyi hazırlayan eski İstanbul Başsavcı vekili Hasan Yılmaz, o gruba yakın bir isim olarak anılıyor ve
Yine araya girelim. İstanbul grubuna bağlı çalışan savcılardan biriydi Hasan Yılmaz. 2019'da Abdülhamit Gül'ün HSK'da İstanbul grubuna bağlı isimleri tasfiye etmesinin ardından bir yıl sonra Yani 2020'de bu sefer İstanbul grubu Abdülhamit Gül'den revanş aldı. Ne yaptı? Hasan Yılmaz, yani İstanbul grubu içindeki bir savcı, Abdülhamit Gül'ün yardımcısı olarak atandı ve Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Artık Gül'ün her adımından İstanbul grubun haberi olacaktı. Gazeteci Ali Can Uludağ da bu atamanın
Abdülhamid Gül cephesinde rahatsızlık yarattığını vurguluyor. Yani uzunca bir süredir Berat Albayrak'ın yönettiği bu grup ile Abdülhamid Gül arasında bir mevzi savaşı olduğunu gözlüyoruz. Sonunda kazanan taraf belli oldu. Abdülhamid Gül'ün vedasıyla birlikte Süleyman Soylu'nun eli rahatladı. Sadece bu değil, yargı cephesinde de Berat Albayrak'ın yönettiği söylenen İstanbul grubunun nüfuz alanı genişledi. Peki şimdi bizi ne bekliyor? Gazeteci Uludağ'da tam da bu soruyu sorduk. Başlı başına bir psikolojik etkisi olacak. Yani Abdülhamid Gül orada olduğu için yargıda ona güvenerek iş yapan en azından hukuk çizgisinde hareket etme gayretinde olan hakim savcılar olduğunu biliyoruz. Bakan Gül çok yargıya karışmama taraftarıydı. Her mesajında hani
hukuk çizgisinde her şey ilerlesin, ben yargıya müdahale edemem, benden böyle beklentiler içine girmeyin diyerek aslında biraz yargıya kendi içinde bağımsız hareket etme ve hukuk çizgisinde yol alma alanı sağladı ama gülün çekilmesiyle bir kere psikolojik olarak yargı üyeleri bundan olumsuz etkilenecek. İlk kararnamede bunun etkilerini göreceğiz. PSYK'nin ilk hazırlayacağı kararnamda İstanbul-Ankara bas savcıları değişecek mi? Çünkü bunlar güle yakın muhafazakar isimler. Onlar görevden alınıp yerine İstanbul grubuna yakın isimler atanırsa, tabi ki ondan sonra bas savcının altındaki bas savcı vekillikleri, o diğer terör olsun, diğer özel soruşma büroları olsun,
Oralarda değişim yaşanacak ve ondan sonra bekleyen, uyuslanan dosyalar mutlaka vardır. Ya da seçim sürecine giderken muhalefete yönelik soruşturuluşlarda ben artış bekliyorum. Çünkü bu İstanbul grubun egemen olmasıyla bir de tabii soylu etkisi var, polisin de hazırladığı dosyalar var. Bu ikisi bir arada bir ittifak halinde olursa yeni operasyonların olmaması olası değil. Yeni operasyonların olmaması olası değil diye bitiriyor Uludağ. Buranın altını çizmek gerekir. Türkiye'yi bekleyen bir seçim süreci var ve şu zamana kadar beklediğimiz en gergin seçim. Görünen o ki kabinede yaklaşan seçime hazır hale getiriliyor.
Muhalefete dönük emniyet ve yargı üzerinden gerçekleşecek operasyonların hız kazanması da muhtemel. Hedefte, muhalefetin gözde belediyeleri Ankara ve İstanbul olabilir. Bunlar konuşulan konular, son dönemde Soylu tarafından gündeme getirilen İstanbul Belediyesi'ne terör soruşturması sanırım en yakınımızdaki örnek bekleyip göreceğiz. Yalnız bir şeyin altını çizmemiz gerek. Bölüm boyunca yaşanan gelişmeleri taraflı yorumlardan kaçınarak aktarmaya çabaladık. Ancak bu,
Bağımsız olmasını beklediğimiz yargı organı içinde yani anayasal sınırları içinde olmasını beklediğimiz yargı organı içinde iktidara yakın bir grubun çıkar odaklı hareket etmesini normal karşıladığımız anlamına gelmemeli. Bu son derece anormal bir durum. Altın çizelim. Tüm bu yaşananlar hukuksuz şeyler. Dolayısıyla biz bunları normalleştirmeye çalışmıyoruz." diyoruz ve 105. bölümünde böylelikle sonuna geliyoruz. Tren Topi'yi Poppy Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar kendinize dikkat edin, takipte kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.