Podcast

100: Alkole zam, müziğe yasak ve Türkiye'de içki kültürü

Trend Topic

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Geçtiğimiz hafta alkollü içeceklere %47 ÖTV zammı yapıldı. Üstüne bir de gece 12'den sonra gece müzik yasağı da tekrar gündemde. İktidar ne yapmaya çalışıyor? Başarılı olabiliyor mu? Anlamak için, Rakı Ansiklopedisi'nin editörü Erdir Zat ile rakı kültürünü konuştuk.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.652 kelime · ~13 dk okuma

Türkiye 2022'ye içki ve sigaraya gelen zanlarla başladı. 5 Ocak'ta içkideki ÖTV %43 oranında arttırıldı. En ucuz sigara artık 20 TL'den daha pahalı. Ama yalnız bu değil, pandemi gerekçe gösterilerek uygulanan gece 12'den sonra canlı müzik yasağı da bu kez gerekçesiz olarak uzatıldı. Mekancılar da, müşteriler de dertli. Gece dışarı çıkıp iki kadeh rakı içmek artık büyük bir lüks.

Tüm bunların yanında kaçak içki tüketimi yüzünden artan ölümler sorunu derinleştiriyor. Tren topiğin 100. bölümünde konumuz içki kültürüne ve gece hayatına karşı uygulamaya konulan caydırıcı düzenlemeler. Bu coğrafyadan içkiyi çıkarabilmek mümkün mü? Zamların arkasında ideolojik bir tavır var mı? İçkideki ÖTV özel hayata müdahale boyutuna ulaştı mı? Bizlere bu bölümde Raka Ansiklopedisi'nin editörü Erdirizat eşlik edecek. Hazırsanız başlayalım.

Geleneksel içkimiz Rakı, öz vatanında artık lüks bir ürün. Bizim topraklarımızın güçlü bir kültürel simgesi olan Rakı'yı dünyada tanıtmak bir yana, Türkiye'de bile gündelik hayatımızın dışına çıkarıyoruz. Ha yasak mı derseniz tabi değil elbette yasak değil ancak içkideki vergi politikası o kadar sert ki artık bunun yaşam tarzına müdahale boyutuna geldiği tartışılıyor. Sadece vergi politikası da içki üzerindeki baskıyı anlatmaya yetmiyor. Kamusal alanda içki artık görünür olmaktan çok uzak. Televizyonlarda ve gazetelerde içki reklamları yasak mesela. Dizilerde içki içilmesi yasak. Vergi politikasına dair mesela birkaç veri paylaşalım.

Transkriptin tamamını oku

2002 yılında toplanan her 100 liralık verginin sadece 4 lira 8 kuruşunu içki ve sigaralardan toplanan ÖTV oluşturuyordu. 2020 yılında toplanan her 100 liralık verginin ise 9 lira 40 kuruşunu. içki ve sigaralardan toplanan ÖTV oluşturuyor. Yani içki ve sigaralardan toplanan ÖTV'nin payı 4 lira 8 kuruştan 9 lira 40 kuruşa çıkmış her 100 liralık vergi için. 5 Ocak'ta ise içkilerdeki ÖTV %43 oranında arttırıldı. Böylece 70'lik yeni rakı 250 liraya dayandı. 2002'de bir asgari ücretli maaşının tümünü büyük şişe rakıya ayırsa 28 şişe büyük rakı alabilirken

2022'de bu sayı 17'ye inmiş durumda. Rakı içmek artık sadece varlıklı kesimlerin bir ritüeline dönüştü. Rakı içmeyi seven kesimler de büyük ölçüde iktidara destek vermediği için iktidar içkiye zam yapmaktan çekinmiyor. Belli ki nasıl olsa bana oy vermiyorlar gözüyle bakıyor. Sigaraya getiren zamda gerekçe genellikle halk sağlığı. Erdoğan iki yıl önce yaptığı konuşmayı hatırlayalım yine halk sağlığını vurgulamıştı kendisi. Biz de şu anda vergiler içerisinde zaten en çok vergi yükünü sigaraya yüklüyoruz.

Yani acaba ne derler diye de düşünmüyoruz. Çünkü bu sigara müptelası olan vatandaşlarımızı çok seviyoruz. İstiyoruz ki onların sigara fiyatlarını artıralım. Belki o zaman bu işten yavaş yavaş kaçarlar diye.

Düşünüyoruz. Fakat yine de kaçmıyorlar nedense. Ama biz yine vergiyi sigaraya bindireceğiz. Aslına bakılırsa içkiye gelen ÖTV zamları ve kısıtlamalar söz konusu olduğunda seküler bir gerek çağırıyan iktidar hep halk sağlığı konusunu öne sürüyor. Peki astronomik zamlar yapılırsa içki tüketimi azalıyor mu? Veriler pek bunu göstermiyor. Devletin alkol politikalarını izleme platformunda İsraf Ül Özkan'ın paylaştığı veriler oldukça şarpıcı.

Bizim de sık sık vurguladığımız şey şu, Türkiye mesela 47 Avrupa ülkesi arasında alkol tüketiminde 1.4 litre ile Avrupa'nın sonuncusu. Zaten Avrupa'nın en az sonuncusu biziz. Ama vergi almaya başladığımızda bu sefer işler tam tersine dönüşüyor. Türkiye, Avrupa'nın en çok vergi alan üçüncü ülkesi haline geliyor. Ama gelin görün ki bu kadar yüksek vergiyle, alkolizmle mücadele ettiğinizi düşünüyorsunuz, Avrupa'nın en yüksek vergisini alıyorsunuz ama sahte içkiden en çok ölen kişi yine sizin ülkenizde. Sizin bu dediğiniz şeyi destekleyen nitelikte belirler de var elimizde. Yani bu hiçbir işe yaramıyor. İnsanları kaçağa yönlendiriyorsunuz ve bir halk sağlığı krizi yaratıyor.

Ama tek sorun zam değil. Pandemiden bu yana gece saat 12'den sonra canlı müzik yasağına da devam kararı alındı. Hatırlarsanız bu yasak geçtiğimiz yılın yaz aylarında gelmişti ve Erdoğan yasağa şöyle savunmuştu. Müzikle ilgili sınırlamayı da daha ileri bir saat olan 24'e çekiyoruz. Kusura bakmasınlar. Gece...

Kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur. Ardından müzisyenlerin yasağa karşı tepkileri Sağlık Bakanı'na sorulmuştu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise yasakların kalkacağını açıklamıştı. Bu gece 24 yasa sanatçılar tarafından çok tartışılıyor. Virüs 24'ten önce sonra farklı mı yayılıyor diye. Şimdi seyircinin müsabakaları da söylediğiniz için bu yasak konusunda bilimsel açıdan bir yeniden değerlendirme olacak mı?

ben demin de ifade ettim. Bir kez daha söyleyeyim. Biz bütün kısıtlamaları kaldırmak istiyoruz. Bu yasakta kalkacak. Gel gelelim durum hiç de Sağlık Bakanı'nın açıkladığı gibi olmadı. Gece 12'den sonra müzik yasağı tekrar geldi ve gündeme oturdu. Haliyle içkili mekanlar birbiri ardına kapanıyor. Kapanmayanlar ise ürünleri faiş fiyattan satmak zorunda kaldığı için müşteri kaybediyor. Kimse meyhanelere uğramıyor artık. Bu mekanlarda hizmet veren müzisyenler ise açlıkla sınanıyor.

Müzisyen intiharları büyük bir sosyal krize dönüşmüş durumda. Maalesef RTÜK baskısı nedeniyle bu konu televizyonlarda konuşulamıyor. Aynı baskı nedeniyle basın ilan kurum baskısıyla gazetelerde de bu konu yeterince gündem olamıyor. O halde soralım, kadim içkimiz rakı tarihe mi karışıyor? İsterseniz bu soruyu cevaplamak için geçmişte küçük bir yolculuğa çıkalım. Rakı deyince şaraptan çok daha yeni bir içkiden bahsediyoruz.

Şarap üretimi son derece kolay. Bir teknolojik yenilik gerektirmiyor. Ancak rakının ortaya çıkması için üzümün damatılmasını sağlayan imbiyin icat edilmesi gerekiyordu. Onu da 8. yüzyılda bir Müslüman kimyager Cabir Bin Hayyan buluyor.

Cabir Bin Haya'nın imbiğini Anadolu'nun bakır ustaları keşfedince yurdun dört bir yanında imliklerden rakı damlamaya başlıyor. Kimi armutla yapıyor rakısını kimi incirle. Ama yıllar içinde rakının en iyisinin üzümden yapıldığına karar kılınıyor. Rakıya ilişkin en eski bulgulardan biri 14. yüzyılda Bursa'nın fethinden sonra düşülmüş.

Padişah Orhan Gazi'nin kentin zaptında büyük katkıları olan meşhur derviş Geyikli Baba'ya bir miktar arazi ve iki yük rakı hediye ettiği kayıtlara geçmiş. Belli ki rakı pek bir sevilmiş ve Anadolu kentlerine giderek yaygınlaşmış. Biraz film ileri sarıyoruz. 17. yüzyılın büyük gezgini Evliya Çelebi, kaleme aldığı meşhur eseli Seat Namesi'nde Galata demek meyhane demektir diyor ve Galata'daki içki alemlerini ballandıra ballandıra anlatıyor.

Nasıl ki bugün içki satan dükkanları tekel bayi olarak anıyorsak bundan 500 sene önce de rakı satan meyhanelere esnafı Arak adı veriliyor. Evet Arak. Bu kelime rakının eski adı. Ancak rakının yıllar içinde sadece adı değil tadı da değişiyor. Kayıtlar rakının şaşkınlık verecek cinsten bir yaygınlığı olduğunu gösteriyor bize.

Bir kere gedikli meyhaneler var. Yani Osmanlı döneminde gedik adı verilen resmi çalışma izini almış ruhsatlı meyhane. Gedikler, yani meyhane açma izinleri yalnızca gayrimüslimlere veriliyor. Dolayısıyla Anadolu'daki meyhane kültürü büyük ölçüde Rum meyhaneciler tarafından oluşturuluyor. Ancak meyhanelerin önemli müşterileri de Müslümanlar. Osmanlı, içki satışından vergi de aldığı için hazinenin önemli bir gelir kaynağı içki.

Dolayısıyla Osmanlı'da kısa bazı dönemler dışında içki yasağı diye bir uygulama yok. Osmanlı içki satışından vergi alıyor, dolayısıyla aynı zamanda bunu bir paraya çeviriyor. Ancak sadece gedikli meyhanelerde mi içiliyor derseniz orası mulak. Çünkü ruhsatsız çalışan koltuk meyhaneleri, Gemi tayfasının gittiği gemici meyhaneleri, yani bu meyhane türlerini saymakla bitmez. Sadece meyhanelerde de değil, boğazdaki kayıklarda, bazen bir çeşme başında, bazen eve giderken yol üstünde, evet yürür vaziyetteyken eve giderken yol üstünde, ellerine bir küp rakı ile gezip, isteyene bir yudumluk yolluk satan ayaklı meyhaneler. Evliya Çelebi bu ayaklı meyhanelere... ...esnafı meyhaneci yan piyade demiş. Piyade yani ayakta gezen meyhaneci. 19. yüzyıla geldiğimizde... ...Raki modern çağıyla buluşuyor ve artık... ...büyük Raki imalathaneleri kurulmaya başlanıyor. İlk Raki fabrikası da... ...1880'li yıllarda yani 2. Abdülhamit döneminde... ...Sarıcazade Ragıppaşa tarafından... ...Tekirdağ yolu üzerindeki Umurca çiftliğinde kuruluyor. Raki'nin içine anason katılması da...

19. yüzyılın ikinci dönemine denk geliyor. Yani daha önce Anason'la Rakı birlikteliği bu kadar yaygın değil. Rakı'nın tarihsel yolculuğunda Cumhuriyet önemli bir dönemeç haline geliyor. Bir kere Mustafa Kemal Atatürk'ün Rakı'yı kamusal alanda içen ilk lider olması önemli bir göstergen. Cumhuriyetle birlikte adına daha sonraları gazino diyeceğimiz alafranga eğlence mekanları da açılıyor.

Bu mekanlara başlarda sadece kent eşrafı gitse de zaman içinde memur gibi orta sınıflar ve daha sonra kadınlar da bu mekanlarda müdavimler arasında yerini alıyor. Böylece Anaso'nun ardından müzik de buluşuyor raki. İlerleyen yıllarda köyden kente göçün de etkisiyle arebesk müzik de eşlik etmeye başlıyor raki sofralarına. Rakının etrafında koca bir kültür oluşuyor dolayısıyla.

Bütün bu bilgileri değerlerken, hazırlarken faydalandığımız başlıca kaynak 2010 yılında ilk baskısı yapılan Raka Ansiklopedisi oldu. Biz de Raka Ansiklopedisi'nin yayın yönetmeni Erdirizat'la buluştuk ve bu vesileyle biraz sohbet ettik. E içki kültürü hakkında konuşacaksak biraz müzeye de ihtiyacımız olacağını düşünüyoruz. Bugün aslında rakıyı konuşmamızın sebebi bu rakı üzerinde uygulanan hem düzenlemeler, işte canlı müzik yasağı, işte ekstra alkol ruhsatlı yerlerin çok artık nadir yerler haline gelmesi ve en önemlisi aslında içkinin üzerindeki faiş vergiler. Şimdi bu bir artık

gündelik hayata, özel hayata müdahale anlamına geliyor mu diye insanlar tartışmaya başladı. Rakı baya gayrimeşru bir hale gelmeye başladı geniş kesimler nezdinde. Reklamlarda görünmüyor, televizyonda görünmüyor, dizilerde görünmüyor. Kapalı kapılar ardında içiliyor, çok pahalı, herkes içemiyor. Sizce rakı kültürü, bin yıllık rakı kültürü bir tehdit altında mı şu anda? Biter mi yani?

Ortada bir tehdit olduğu açık. Onu görüyoruz, gözlemliyoruz, yaşıyoruz. Ama biter mi? Yok. Toplumlar çok yavaş hareket ediyor. Böyle bir kültürü yok etmek için yeterli zaman geçmedi. Ama ne var? Ben artık takip etmiyorum ama en son %1400 civarındaydı. %2000'lere kadar çıktı vergi.

Gerçekten bir malın ederinin katbekat fazlasını vergi olarak aldığınızda o malı tüketenlere karşı bir ayrımcılık uyguladığınız, onları cezalandırdığınız çok açık, yani çok belli. İçki içen cezalandırılıyor. ve böyle bir eğlence hayatı oluştu ister istemez bu bilgin dışında ve sanki bu eğlenceyi yapabilmek belli sınıfların işi parasını veren düdüğü çalar. Veremiyorsan yapmayacaksın demeye geldi ama kültür tepki koydu. İnsanlar kendi imkanlarıyla yapmaya kalktılar ki

Bu çok ciddi bir kamu sağlığı sorunudur ve ne kadar büyük olduğunu zaman zaman sahte içki zehirlenmeleri haberlerinden görüyoruz. Çeşitli furyalar geliyor, gidiyor. Kamusal etil alkolün içine en son zehirli madde, zehirli ne? Acı madde kondu, hijyen için kullanılabilsin.

içilemesin diye. Bu bile başlı başına kamu sağlığı sorundur. Bizim annelerimiz, nenelerimiz bayramlarda o etil alkolde likör yapardı. Çeşitli meyvelerle. O likörler kahvenin yanında ikram edilirdi. Böyle bir şey vardı yani. Bunu kamunun, kullandığı kamunun hakkıdır. Kamunun etil alkol hakkı gasp edildi.

Rasp edildi. Niye? Bu etil alkolü alıp, içine anonsal esansı koyup, ki öyle rakı falan yapılmaz. Başka bir şey rakı. Ama ne oluyor? Böyle bir şekilde idare etmeye çalışıyor insanlar. İşte bunları yapıyorlar. Biz bunu keselim. Bunun önünü keselim. Alacaksa piyasadan almak zorunda kalsın. Piyasadaki fahiş fiyattan. Meğerle kültür büyük bir darbeydi. Bütün eğlence hayatı büyük darbeydi. Aynı şey bir ay içinde geçerdi.

Üniversite öğrencileri rakılı makılı bir şeyi karşılayamazlar. Açlıkları yetmez. Onlar ne yaparlar? Bira içerler. Onlar da zor durumda kaldı. Evde bira yapmaya başladılar.

Buna benzer bir sürecin içindeyiz. Bu yaşam biçimine dönük. Belli ki toplumun geniş bir kesimiyle kavga etmek, onlarla inatlaşmak, onları dinlememek, onların söylediklerine kulak vermemek anlamına geliyor. İktidarın o kutuplaşma politikasının bir parçası. Bence Rakı Cumhuriyet tarihi boyunca kültürel meydan muharebesi olmuş. Her zaman böyle. Cumhuriyetin kuruluşunda menü muskülat da başladı.

Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi'nin ilk aldığı kararlardan bir tanesi içki yasağıydı. Milli mücadele sürerken ve çok eleştirildi. Yani milli mücadelenin içkiden alınan vergiye en çok ihtiyaç duyulan bir zamanda içki yasağı koymak, milli mücadeleyi balta vurmak gibi bir şeydi. çok eleştirildi ama çok tartışmalı bir oturumun sonucunda berabere sonuçlandı ve meclise başkanlık eden kişinin oyu iki oy sayıldı ve tek bir oyla menümüzkürat yasası kabul edildi, içki yasaklandı. Ne oldu? İçki yasak mı? Hayır. İmbik dergene çıktı ortaya. Merdiven altı üretim sürdü. Cumhuriyet ilan edildikten sonra bir süre sonra daha devam etti. Ama hayatın gerçekleriyle uyuşmayan bütün yasalar gibi o da tarihin çöplüğüne girdi. Gerçekten genç cumhuriyetin de oradan alınan belgi, tütünden alınan belgi. Bütün bunlara ihtiyacı vardı.

Ve 1924'te zımnem, daha sonra 27'de çıkarılan yasayla tamamen ortadan kalktı. İngiliz Harlar İdaresi, sonradan tekel olacak olan yapı oluşturuldu falan filan. Ama sonuçta ta cümletin başında olan bir şey var. Bu iki görüş, iki kamp bir şekilde bu tartışmayı cumhuriyet tarihi boyunca bugüne kadar getirmişler. Sonuçta taraftardan bir tanesi revansist bir şekilde bugünkü politikaları uyguluyor. Yaşadığımız şey bu. Maalesef böyle bir şeyin içindeyiz. Ama ben bunu rakı kültürlü çilingir sofrasının, o meyane geleneğini ortadan kaldıracağını hiç zannetmiyorum.

Şimdi siz rakı ansiklopedisini hazırlarken 16. yüzyıla kadar geriye gidiyorsunuz. Fakat aynı zamanda şunu da söylüyorsunuz. Çok daha geriye gidiyor sözlü kültürü de ele aldığımız zaman. Bu topraklarda yaşayan bizler ne kadar zamandır rakıyı hayatımızın içine almışız? Dolayısıyla rakı bu toprakların geleneksel içkisidir diyebilecek hangi argümanlarımız var elimizde? Üzümden başlamak lazım. Üzüm çok eski ve

Üzümün kültür bitkisi haline gelmesinin tarihteki izini sürdüğümüzde Anadolu'ya çıkıyor yolumuz. Ve Anadolu'da özellikle Hittit zamanında üzüm tarımı yapılmaya başlanmış ve bir sürü üzüm ürünü, bunların arasında şarap tabii ki var. Şarap kültürü ve üzüm çevresindeki yaşam çok eskilere dayanıyor. Anadolu'ya yerleşmiş bir şey. Bir yanıyla o, bir yanıyla teknolojisine bakıyorsunuz. Distilasyon teknolojisi. Ki distilasyon sadece alkol üretmek için yapılmaz, bir sürü şey için de. Gül suyu da distilasyonla yapılıyor.

Dolayısıyla distilasyon teknolojisine baktığımızda gene 8. yüzyıl, 9. yüzyıla kadar uzanan bir evrimin Mezopotamya Anadolu periferisinde başladığını ve buradan bütün dünyaya yayıldığını görüyoruz. Nitekim rakın adındaki ter de distilasyon sırasında ürünün damla damla damlamasından gelir. Tere benzetildiği için. Arak denmiştir. Bütün distil alkolü içkilerin jenerik adıdır. Batı dillerine de bu şekilde geçmiş. İlk çağlarda bunu izleyebiliyoruz. İlk ortaya çıktığı dönemlerde. Bir yandan bakıyoruz mesela alkol sözcüğü de. Arapçadır köken olarak. Bütün dünya dillerinde bugün alkol sözü kullanılmakta. Dolayısıyla bir sürü açıdan çok eski köklerin ne olduğunu izleyebiliyoruz. Bin yıldan fazladır diyebiliriz herhalde. Diyebiliriz. Çünkü Dede Korkut masallarında geçiyor. sözlü gelenektir ama dede Korkut masallarında tasvir edilen çevrenin Adadolu'dan çok Orta Asya'ya benzediğini biliriz. Oradaki mesela toy törellerinde rakı da içildiği geçiyor. Onlar nasıl yaptılar bilemiyoruz. Ama distilasyon teknolojisi bir kere yaygınlaşmaya başladı ki İslam'ın altın çağıdır. Bir sürü bilimsel gelişmenin adına o çağda atılmıştır.

Nitekim inbi bulan, yani destilasyonun yapıldığı cihazı bulan kişi de Cabir bin Haya. Gene kendisi de Abbasi döneminde tarihini kimyayla borçlanmaya geliştirmişti. ve bu laboratuvardaki geliştirdiği aletlerden bir tanesi de İmbik'tir. Aslında o günden bu yana yüzümü distil ediyoruz. İlk olarak nasıl başladı buna dair gerçekten karanlık. Çok fazla şey bilmiyoruz ama kıyaslamalarla ve o kültürel yayınlarla birlikte incelediğimizde evet özellikle mesela İmbik yapabilmek için

ciddi gelişmiş bir mesela bakır zanaatçılığına ihtiyaç var. Ve bu Anadolu'da mevcut. Bakır sanatı, bakır eşya üretimi, özellikle kap kaçak, mutfak eşyaları falan çok eski zamanları gibi gider. İmbik de üretmişler belli ki.

Bu imbit, ne bileyim, Evliya Çelebi'den izliyoruz. Polonya'ya kadar, Ukrayna'ya kadar gidiyor. Evliya Çelebi de orada üretilen içkilere henüz o zamanlar vodka ya da başka isimler verilmediği için onların hepsini Rakı diye, Arak diye kaydetmiş. Ki bu 17. yüzyıla dair bir bilgi. Daha öncesi de var. Yani Rakı'nın tarihselliğini çok fazla bir sürü başka cepheden kanıtlamak mümkün.

Erdirizat, içkiyi yok etmenin mümkün olmadığını söylüyor. Hakkı var. Çünkü binlerce yıldır bu topraklarda içki içiliyor, bin küsur yıldır ise rakı içiliyor. Bu bin yıllık süren muhabbetin mirası da böyle kolay kolay reddedilecek gibi değil. Ancak, yine Rakan Şüküvesi'nin yazarlarından Metin Solmaz, gazete duvarda içkiyi uyuşturucu haline getirmek başlıklı bir yazı yazdı ki, o başlıklı yazı da önemli bir notta düştü Solmaz.

Diyor ki, içkinin uyuşturucu olmamasını sağlayan şey kültürdür. İçkiden kültürü çıkarırsanız, içki kültürüne savaş açarsanız ve bu savaşı kazanırsanız, içki yok olmaz. İçki uyuşturucu haline gelir. İçki, kamu sağlığı meselesi haline gelir. Solmaz'a göre,

iktidar aslında içkiyi değil, bir kültürü yok ediyor. Solmaz'ın uyarısı da bu nedenle haklı. O yüzden bu bölümde uzun uza diyar akı kültüründen bahsettik. İçkinin uyuşturucu olmamasını sağlayan şey onun kültürü. Müziği, mezeleri, tarihi, üzümü, anasonu, bakır imbikleri vs. vs. Bu kültüre savaş açıldığında da içki tüketimi azalmıyor. İçki kültürü bitiyor. İçki ise merdiven altı üretimini sürdürmeye devam ediyor tıpkı uyuşturucular gibi.

Bu kez de kamu sağlığını tehdit ediyor. İçki zamlarını yapanlar bu zamların arkasında halk sağlığını korumak gibi bir gerekçe olduğunu savunuyor. Ancak zamların sonucunun halk sağlığına daha büyük zarar verdiği en çok dile getirilen eleştirilerden sadece Aralık ayında 75 yurttaş Kaçak içki yüzünden hayatını kaybetti. İçkideki ÖTV artık ideolojik bir vergi gibi değerlendirilmeye başladı. Bu vergiye artık halk arasında kimi günah vergisi, kimi cizye diyor. Aslında bu tanımlamalar yersiz değil. Hazinenin paraya ihtiyacı olduğu her anda iktidarın aklına içki geliyor. Bu durum iktidarın ideolojik birikiminin de eseri olduğu düşünülüyor.

İktidarın bu politikasına karşı ise muhalefet bloğu tek bir argüman üretebilmiş değil. Özellikle CHP içkiyi, daha doğrusu içi kültürünü savunduğunda muhafazakar kesimlerin tepkisini çekmekten korkuyor. CHP dışında da bu konuyu gündeme getirecek başkaca bir parti yok. Haklılar mı, haksızlar mı? Yorumu size bırakalım. Trend Topik'in 100. bölümünün sonuna geldik.

Tren Topiği 100 bölümdür PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Daha nice yüzlerde buluşmak dileğiyle. Sofranızdan rakı eksik olsa da içinizden umut eksik olmasın. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)