
2.488 kelime · ~12 dk okuma
Türkiye Barolar Birliği seçimleri 5 Aralık'ta yapıldı. Sonuç, 2013'ten bu yana genel başkan olan 8,5 yıllık Metin Feyzoğlu dönemi geride kaldı. Bundan yıllar önce başkanlığının ilk dönemlerinde CHP liderliği için hatta Cumhurbaşkanlığı için adı geçen muhalif kesimlerin kahramanı Metin Feyzoğlu, Baro seçimini Elinç Sağkan'a karşı kaybetti. Olay muhalif kesimlerde bir zafer coşkusu yarattı. Trend Topik'in 89. bölümünde bu coşkunun sebebine odaklanacağız ve Metin Feyzoğlu örneğin üzerinden bir siyasi kariyerin nasıl yönetilemediğini konuşacağız. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.
2017'deki seçimde 420 delegenin 419'unun oyunu almayı başarabilmiş Metin Feyzoğlu. 5 Aralık'taki seçimde ise 348 delegenin sadece 159'unun oyunu alabilmiş. Dolayısıyla 4 yılda barolarda çok büyük bir değişiklik olmuş Metin Feyzoğlu'ndaki algıya ilişkin. Yeni başkan da mevcut düzenin eleştirisini ortaya koyan ve hukukun bağımsızlığını vurgulayan avukat Erin Sakan oldu. Seçim sonuçları açıklandıktan ve Sakan'ın zaferi netleştikten sonra, Millet Tifakı'nın parti liderlerinden sırasıyla tebrik mesajları geldi.
Gerçekten bu tebrik mesajları aslında muhalefetin konuya nasıl yaklaştığını da gösterir nitelikteydi. Mesela Kılıçdaroğlu Twitter'dan şöyle bir paylaşım yaptı Eriş Saka'nın başarısından sonra. ''Hukukun egemenliğini birlikte tesis edeceğimiz, ülkemizde görevinizi hiçbir baskı altında kalmadan yerine getireceğiniz günler yakındır.'' diye yazdı.
Meral Akşener de Ali Babacan da tarafsız ve bağımsız yargı vurgularına benzer mesajlar paylaştı. Tabi bu tebriklerin elbette bir sebebi var. Yani açıklaması için sözü yeni başkan Eriş Sakan'a bırakalım, kendisi 6 Arlık akşamı Fatih Altaylı'nın konuğuydu ve seçimi kazanmasının nedenini şöyle açıkladı. Türkiye bir anayasa değişikliğiyle işte Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı altında bir sistemle yönetilmeye başlandı ve tek bir kişinin eline çok sayıda yetkinin verildiği işte bir gecede İstanbul Sözleşmesi'nden ki hani uluslararası bir sözleşme olarak temel hak ve özgürlükleri düzenlemesi anlamında normal hiyerarşisinde en üstte bulunması gereken bir sözleşmenen dahi tek bir kişinin iradesiyle çıkılabildiğinin göstergesi olan bir sistemde yargının gerekli denetim fonksiyonunu yerine getiremediği bir süreci yaşadık. Türkiye Barolar Birliği de maalesef geçtiğimiz dönemde tek bir kişinin iradesiyle örneğin 12 baronun
yasadaki şartı yerine getirdikleri halde, 10 tane baronun olağanüstü genel kurul istemesi halinde, yasaya göre zorunlu olarak olağanüstü genel kurula gitmesi gereken halde, hayır ben gitmiyorum diyerek tamamen hukuksuz kararlara imza atabildi. Meslektaşlarını ötekileştirici, kendisini eleştiren meslektaşlarını suçlayıcı, neredeyse terörize edici bir dil kullandı önceki dönem başkanı. Ve bu anlamda bizler aslına bakarsanız mikro ölçekte Türkiye'nin içerisinde bulunduğu sistemin bir simülasyonunu kendi meslek örgütümü sürecek. içerisinde yaşamaya başladık ve Sayın Feyzoğlu'nun geçtiğimiz dönemdeki özellikle yargı eliyle meşrulaştırılan hukuksuzluklara sahip çıkması, bunlara karşı bir duruş sergilememesi iktidarın çok yanında konumlanması olarak herkes tarafından algılandı. O nedenle gelinen süreçte Sayın Başkan'ın kaybetmesi de bu anlamda sizin az önce ifade ettiğiniz gibi
işte büyükşehir belediyelerindeki bir seçim zaferi gibi kamuoyu tarafından yorumlandı ve böyle ortaya konuluyor diye düşünüyorum. sağkan seçilmesinin nedenine türkiye barolar birliğinin bir ufak türkiye simülasyonuna evrilmiş olmasına bağlıyor. arkasında bulduğu desteğin barolar birliğinin hukuksuzluklar karşısında sessiz kalmasından rahatsız avukatlardan geldiğini farkında. Yani aslında Erin Sakan kazandıdan daha ziyade Metin Feyzoğlu kaybetti demek aslında doğru olur. Çünkü bu simülasyonun tepe noktasındaki isim herkesin malumu Metin Feyzoğlu. Sakan'a göre Metin Feyzoğlu yönetim anlayışı bakımından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a benzeyen hatta ona öykünen bir isim. Feyzoğlu'nun son dönemlerde verdiği şu demeç hafızalardadır sanıyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan sizce nasıl birisi? Tayyip Bey gerçek bir insan. Plastik değil. Bir siyasetçi tipi vardır, plastik. Yani öfkesi de, sevgisi de, duygulanması da hep rol icabıdır. Tayyip Bey gerçekten öfkeleniyor, gerçekten gözleri doluyor, gerçekten gülüyor, gülümsüyor. Gerçek. Bence çok önemli bir özellik bu bir siyasetçi için. Daha doğrusu hangi makamda olursanız olun, gerçek olmak güzel bir şey, doğru bir şey. Ne demişti? Gerçek bir lider Tayyip Bey demişti. Feyzoğlu son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı gerçekten yere göre sığdıramıyor. Ama böyle değildi Feyzoğlu değil mi? Feyzoğlu'nun Erdoğan ile ilişkisinin tarihi o yüzden oldukça garip. Bu bölümün konusu da zaten bir miktar bu tarih olacak. Aslında en popüler olduğu dönemde, Feyzoğlu'nun en popüler olduğu dönemde, durum hiç de bugünkü gibi değildi. Ve Türkiye Barolar Birliği, Elin Sakan'ın bugün onu eleştirdiği noktaya öyle birdenbire gelmedi.
Google Trends'e göre Metin Feyzoğlu adının en çok google'landığı ay 2014'ün Mayıs ayı. resmen ülke gündemini o ay domine etmiş durumda Feyzoğlu. Ne olmuş olabilir? Şöyle bir hafızamızı yoklayalım. Ne olmuştu o dönemde? Tarih 11 Mayıs 2014. 10 Ağustos'ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine sadece 3 ay var. Danıştay törenindeyiz. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin 76 milyonun Cumhurbaşkanı'nı seçtiği... Kızmayın Sayın Başbakanım. Güzel bir şey söylüyorum Sayın Başbakanım.
Neyi yanlış söyledim Sayın Başbakan? Burada çok yapıcı bir konuşma. Efendim edepsizlik yapan ben değilim Sayın Başbakan. Yetmiş altı milyonun 76 milyonun cumhurbaşkanını seçiyoruz. Bu cumhurbaşkanımızın huzur içerisinde 76 milyonu kucaklamasını öneriyorum. Seçim sürecinin bu sürece uygun yürümesini arzu ediyorum. Ve bir kısmı da belki burada olan adayların birbirini kucaklayarak güzel bir seçim dönemi yaşamasını diliyorum. Ben edepsizlik yapmadım. Kimseye de edepsizlik yapıyorsun demeyi kendime yakıştırmam Sayın Başbakan.
Lütfen. Lütfen. Hatırladınız mı? Danıştay Töreni'nde konuşan Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzoğlu, en ön sırada oturan, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın asabını fena halde bozmuş durumda. O kadar ki Erdoğan dayanamamış, kürsüye bağırmaya başlamış. Aslında hep anlatıla gelen o Erdoğan'ın meşhur öfkesi, ilk kez kameralara yansımış durumda Erdoğan'ı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül telkin etmekte, sakinleştirmekte zorlanıyor. Görüntü bu, çarpıcı. Bu konuşma yapılırken henüz CHP ve MHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olacak isim belli değil. Cumhurbaşkanlığın seçimleri 3 ay var. Ekmeleddin İhsanoğlu kimdir diye sorulsa memlekette henüz onu tanıyan biri çıkmaz. Ama Metin Feyzoğlu öyle değil.
Muhalif kitlelerin gönlünde taht kurmuş bir isim. Muhalif medyada Feyzoğlu'na iza muhtaç bir ilgi alaka var. Mesela Yılmaz Özdil 2014'in ilk günlerinde hürriyette adam başlıklı bir yazı yazıyor. Feyzoğlu'nu yere göre sığdıramıyor. Mesela onun için şöyle diyor. Büyük adam olmaya özenen zihniyet yücelerinin ülkesinde adam gibi adam kalmayı başaran adam diyor Yılmaz Özdil. Bu arada aç parantez Özdil'in adam isminde bir
kitabı da var ama o kitapta Atatürk'ü anlatıyor. Özdil belli ki adam sıfatını çok seviyor. Kapa parantez. 2014 Feyzoğlu için altın yıl. Malum cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı yıldan bahsediyoruz. O yıldan beri zaten Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olarak ülkeyi yönetiyor. Sözcü gazetesine 12 Ocak 2014'te verdiği röportajda
Gazeteci cumhurbaşkanlığı meselesini de soruyor Feyzoğlu'na. Feyzoğlu iddialı, değme siyasetçiye taş çıkartacak şu cevabı veriyor. Böyle bir yakıştırma bana ancak gurur verir. Bunun ötesinde spekülatif bir açıklama yapmanın da anlamı yok. Zaman ne getirir? Ne getirir? Hangi kapıları açar? Millet beni nerede görmek ister? Bunları hep zaman içinde göreceğiz. Ama size çok net olarak söyleyebileceğim bir şey var.
bir balıkçı kasabasına gidip günlerimi sükunet içinde balık avlayarak geçirmeye hiç niyetim yok. Evet, ne diyor? ''Bir balıkçı kasabasına gidip günlerimi sükunet içinde balık avlayarak geçirmeye hiç niyetim yok. İşte Feyzoğlu'nu anlamak isteyenler için anahtar cümle.'' Feyzoğlu gerçekten hedefleri olan, kariyer hırsı olan, önemli bir siyasetçi idi. Hatırlatalım, bu röportajlar ayarlanırken, tırnak içinde ayarlanırken diyorum, Cumhurbaşkanlığı seçimleri de kapıda. Feyzoğlu'nun da adaylıkta gözü olduğu yukarıdaki cümlelerden belli.
Şimdi biraz ileri saralım. Başkanlık sisteminin oylandığı 16 Nisan 2017 referandumdan hatırlıyorsunuz. Ülke gerçekten evetçiler ve hayırcılar diye ikiye bölünmüştü. O referandumdan önce Feyzoğlu il il gezip, katıldığı panellerde herkesi hayır demeye çağırmış, üstelik çok da sert eleştiriler yönetmiştik iktidara karşı.
Bu yetkiler bir faniye verilmez diyeceksiniz. Allah geçinden versin bir emri hak vaki olursa kimin onun yerine geçeceğini kimse bilemez diyeceksiniz. Yarın öbür gün hiç istemediğiniz bir kişi de gelip bu yetkileri kullanmaya kalkarsa ne yaparız diyeceksiniz. Çocuğun var mı diye soracaksınız. Evlatlarını düşün diyeceksiniz. Sükunetle anlatacaksınız ve göreceksiniz. Türk milleti yüzde elli artı birle değil çok büyük bir çoğunlukla
Ama tüm bu çağrılara rağmen referandumdan evet oyu çıktı. Gerçi mühürsüz pusulalarda referanduma damga vurdu. Referanduma kadar muhalif kesimler Feyzoğlu'nu hep sevdi. Muhteber bir insandı. TV'lere çıkıyor, konuşuyordu, iktidar eleştiriyordu. Peki sonra ne oldu diyeceksiniz. Ne oldu da Feyzoğlu kaybedince muhaliflerin sevindiği bir şeye dönüştü bu iş? İşte Feyzoğlu'nun kariyerini tümüyle değiştiren o meşru olay şuydu.
Bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek. Söyledim. Eğer bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli önce biz ödeyeceğiz. Bu ülkenin geleceği için çocuklarımızın geleceği için hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Bu yürüyüşümüzün bir siyasal partiyle ilgisi yok. Bu yürüyüş kutlu bir yürüyüştür. Bu yürüyüş adalet yürüyüşüdür. Adaleti isteyen herkes bu
İyi de burada Feyzoğlu yok diyebilirsiniz. Kılıçdaroğlu kendi siyasi hayatının dönüm noktası niteliğindeki adalet yürüyüşüne başladı. Ama bu yürüyüş Feyzoğlu için de önemli bir viraja dönüştü. Herkesi bu yürüyüşe destek vermeye çağırdı Kılıçdaroğlu. STK'lar, sendikalar, siyasi partiler, gazeteciler, aydınlar, sanatçılar, milletvekilleri, gazeteciler 420 km yol yürüdü 25 gün boyunca. Bu 25 gün boyunca Gözler, adı adalet olan yürüyüşü olduğu için Gözler, Baro Başkanı Metin Feyzoğlu'nu aradı ama bulamadı. Barolar Birliği Başkanı adalet yürüyüşüne 25 gün boyunca katılmadı. Oysa kendisi CHP üyesiydi, kafalarda soru işaretleri oluştu dolayısıyla. CHP tabanının tümüyle desteklediği bir yürüyüştü bu ve Metin Feyzoğlu'nun yürüyüşe katılmaması CHP tabanıyla Feyzoğlu arasında bir soğukluk yarattı. Artık CHP liderliği için Feyzoğlu'nun adı geçmemeye başladı. Kılıçdaroğlu daha az sorgulanır bir genel başkana dönüştü. Aslında Kılıçdaroğlu'nun liderlik yürüyüşünde de önemli bir adımdı adalet yürüyüşü. Cumhurbaşkanlığı için de artık Feyzoğlu adı daha az geçmeye başladı. Yine sevenler vardı ama
Senpati geniş kesimlerde senpati azaldı. Ancak ne diyordu Feyzoğlu? Bir balıkçı kasabasına gidip günlerimi sükunet içinde balık avlayarak geçirmeye hiç niyetim yok. Yani hedefleri vardı. Alelade bir baro başkanı olamazdı. İşte bu atmosfer içinde 24 Haziran 2018'de bir baskın seçim kararı alındı.
Feyzoğlu adalet yürüyüşünden sonra CHP mahallesinde soğuk karşılanan bir isim olduğundan Cumhurbaşkanlığı için bu sefer adı dahi konuşulmadı. Artık CHP kapısı Feyzoğlu için kapanmış görünüyordu. Ancak kendisinin de hedefleri vardı. Ankara Huk Dekanlığı yapmış daha önce. Ankara Barosu Başkanlığı yapmış. Helüz 44 yaşındayken Barolar Birliği Başkanı olmuş. Bunlar önemli bir kariyer. Kendisine söylediği gibi bu koltukların hepsi bir hedefti onun için.
Atadan da dededen de CHP'liydi aynı zamanda. Yani CHP tabanıyla arasına soğukluk girmesi, onun için yönetilmesi zor bir durum. Turan Feyzoğlu'nun torunu biliyorsunuz, çokça konuşuldu. 12 Ocak 2014'te Sözlük Gazetesi'ne verdiği röportaj da şöyle söylüyor hatta. Ben CHP'liyim. Bunu da hiçbir zaman gizlemedim. Atadan da dededen de CHP'li olduğum için bu adeta benim üzerimde bir marka diyor Feyzoğlu. Ancak gel gelelim bu röportajı verdikten 5 yıl sonra CHP'den istifa ediyor Feyzoğlu. Siyaset yapmayacağımı ilan ettim.
Yapmıyorum. Ve yapmayacağım. Türkiye Barolar Birliği Başkanı olduğum gün, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi'nden istifa ettim. Bir kırgınlıkla falan değil, istifa ettim. Çünkü bağdaşmaz dedim. Ben yargı mensubuyum ve üç kurucu unsurdan savunmanın en üst temsilcisi olarak yakışık almaz dedim, ayrıldım. Ama olay CHP'den istifasıyla da kalmıyor.
Artık Feyzoğlu'nu aktif biçimde Cumhurbaşkanı desteklerken görmeye başlıyoruz. Mesela Erdoğan yargı reformu eylem planına anlatıyor. Feyzoğlu salonda abartılı biçimde kahkahalarla alkışlıyor. Bu reform hakkında verdiği demek ise şöyle. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklandığı yargı reform strateji belgesi çok sayıda başlık var. Öncelikli olarak avukatları ilgilendiren düzenlemeler var. Sizin de görüşmeniz olmuştur Sayın Cumhurbaşkanı ile. Nasıl buldunuz belgeyi? Son derece olumlu bulduk. Bugün ellinin üstünde baro başkanı buradayız. Tüm Türkiye burada diyebilirim. Arkadaşlarımızın da ortak görüşü, beklentilerimizin büyük çoğunluğunun karşılandığı yönünde. Kalanlar da elbette süreç içerisinde olacaktır. En önemli hususlardan birisi ifade özgürlüğünün güvenceye kavuşturulacağına dair başlık. Hepimiz açısından, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan herkes açısından bu önemli.
Bu sayın cumhurbaşkanının Türkiye ittifakı söyleminin de altını dolduran bir husus. Ben bugün açıklanan belgeyi sadece bir reform belgesi olarak görmüyorum. Türkiye'nin o büyük kucaklaşmasının adı olarak nitelediğim Erdoğan'ın yargıya ilişki atacağı her adımda iletişim çalışmasına artık Feyzoğlu üstlenir olmuş durumda. sık sık A Haber'de görünmeye başlıyor. Kendisini iktidar partisini destekleyen kesimlere tanıtmaya başlıyor yavaş yavaş. 2019'da ise adli yıl açılış töreninin Cumhurbaşkanı Külliyesi'nde yapılacağı duyurulunca barolar ayağa kalkıyor.
Çünkü tüm yargı mensupları yürütmenin merkezine niye çağrılsın? Böyle bir törene itiraz ediyorlar. Barolara göre bu, yargı bağımsızlığını zedeleyen bir tavır. Zaten o zamana kadar buna benzer etkinliklere Feyzoğlu da gitmemiş. Zaten Feyzoğlu da referandum öncesinde şöyle diyordu. Yani 2017 referandum öncesinde şöyle söylüyordu. Meclisi cebine koydu anayasa değişikliği. Bu cebede hakimler girecek. Nasıl biliyor musunuz?
Hakimler Savcılar Kurulu diye bir kurul var, 13 üyesi var. Görevi şu, özet özet özet, hakimleri işe alır, hakimleri işten atar. Görevi bu. Bu kurulun 13 üyesinin 6'sını devlet başkanı şapkasıyla Beştepe'de atayacak devlet başkanı.
6 üyeyi atadıktan sonra şapkasını vestiyere verecek çağıracak otomobillerini 1000 tane önden 1800 tane arkadan meclise gidecekler mecliste parti genel başkanı şapkasını takacak kalan 7 üyeyi de iktidar partisinin başına geçip mecliste kendi seçtirecek şimdi bu hakimlerin iktidar partisi genel başkanından bağımsız karar vermesi mümkün mü? Yani ben seni hakim atayım, sen benim dediğimin dışında bir karar ver. İhtimal yok. Şimdi 2017'de yargı bağımsızlığını bu şekilde savunan Feyzoğlu, iki yıl sonra baroların itirazlarına rağmen Cumhurbaşkanlığı Külliyesine bütün yargı organlarıyla beraber gitti. Neden katıldığını da daha sonra A Haber'de şöyle açıkladı. Türkiye'nin normalleşmesi lazım. Bu normalleşmeye biz nasıl katkıda bulunabiliriz? Adli yıl açılış törenine katılarak
etkili bir şekilde katkıda bulunabiliriz noktasında, çok değerli Yargıtay Başkanımızla Fikir Birliği'ne vardık. Dinleyici olarak değil, ben geçen senede davet edildim, dinleyici olacaksam gelmem dedim. Çünkü bir gelenek vardı, kaldırılmıştı. Ondan önce de davet edilmiştik, dinleyici olacaksak gelmem dedim. Niye dinleyici olacağımız bir yere gelelim? Ortada onlarca yılın geleneği dururken ve konuşma yapmak üzere davet edildiğimizde tamam dedik. Konuşma yapacağız ve bu Türkiye'nin normalleşmesine katkıda bulunacak. Normalleşelim diyor Feyzoğlu. Bu esnada muhalefet cephesi 31 Mart 2019'daki yerel seçimlerden zaferle çıkmış. Bir coşku var. Coşku hakim orada. Ankara, İstanbul belediyeleri muhalefete geçmiş. Parlamenter demokrasiye geçiş çalışmaları yapılmaya başlamış. Fakat Feyzoğlu bu kâhinin hiçbir yerinde yok ve normalleşelim diyor. Yani hâlâ hazırda bu rejimin değişikliklerini kabullenelim ve normalleşelim. Bu olay üzerine barolar tabii ayaklanıyor.
Yani bu açıklamalar üzerine, Feyzoğlu'nun bu tavrı üzerine ve bu tavır Feyzoğlu ile Baroğlu arasında gerginlik yaratıyor. Ama hiçbir gerginlik Boğaziçi Üniversitelerinde teamüllere aykırı şekilde dışarıdan rektör atanmasının ardından yaşanan öğrenci yürüyüşlerinde polis müdahalesi kadar tepki yaratmıyor. Boğaziçi öğrencileri sokaklara dökülüyor, akademisyenler basaçlamaları yapıyor ve Boğaziçi direnişine dönük polis şiddeti içlerinde İstanbul, İzmir, Ankara'nın da olduğu 35 baro tarafından yazılı bir açıklamayla kınanıyor. Metin Feyzoğlu'dan herhangi bir ses çıkmıyor.
İktidarla barolar arasındaki gerilim Ankara'da krize dönüştü. Polis Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Ankara'ya yürüyen baro başkanları ve avukatların şehre girişine izin vermedi. Bunun üzerine baro başkanları ve avukatlar Ankara girişinde oturma eylemi yaptı. Avukatlar ve baro başkanları hem iktidarı hem de Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzoğlu'nu Türkiye'de hukukun üstünlüğüne zarar vermekle suçladı.
İpler artık kopmuş durumda. Bu koşullar altında barolar aralarında imza toplayıp barolar birliğinde onanüstü seçim yapma kararı alıyor. Ancak pandemi koşulları gerekçe gösterilerek genel kurullar erteleniyor. İstanbul Bara Başkanı Mehmet Durakoğlu, Metin Feyzoğlu'nun baroları sırtından hançerlediğini katıldığı haberler.com'un YouTube yayınında 10 Nisan 2021'de şu şekilde anlatıyor.
Baroların temel işlerselliği olan hukuk devletini korumak, hukukun üstünlüğünü savunmak, insan hakları ihlallerine karşı çıkmak, iktidar dili kullanarak yapılan bir şey değil. Dolayısıyla bunu o zaman işlevini yerine getiremeyecek hale gelmiş oluyorsun. Önemli olan nokta bu. Biz orada Türkiye Barolar Birliği'nin demokratik anlamda ya da bir hukuk devleti anlamında yaptığımız mücadelede kaybettiğimizi düşünüyorum. Yani bu da Barolar Birliği'nin kurumsal kibini bir tarafa koyuyorum. Bunun çok değerli olduğunu düşünüyorum ama Metin Feyzoğlu tarafından arkadan vurulduğumuzu düşünüyorum. Uçuruk çarpıcı. Aynen, tabii tabii. Yani ciddi anlamda bir hançerlendiğimizi düşünüyorum. Bunun bilerek
ve irade olarak yapıldığına da eminim. Anlayacağınız Türkiye Barolar Birliği, hukuk ihlallerine karşı almadığı tavrıyla, baro başkanlarının güvenini tümüyle kaybetmişti. Eski başkan Metin Feyzoğlu da aynı şekildi. Bütün bu sürecin ışığında, 5 Aralık'ta gerçekleşen seçime son bir kez bakarsak, ne Erinç Sağkan'ın 159'a karşı 189 oyla kazanmasına, Ne de bu Türkiye minyatüründe siyasi partilerin sağ kanı tebrik etmelerine şaşırmamak gerekir. 89. bölümünde sonuna geldik. Tren topuyu Pod B Media ile birlikte hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.