
1.942 kelime · ~10 dk okuma
Tarikat yurtları bir kez daha bir skandalla birlikte anılıyor. Antalya'da dini bir vakfa ait öğrenci yurdunda işlenen cinayet, ardından gelen yayın yasağı ve sonrasında yapılan açıklamalar üzerine düşünülecek cinsten. Ben Ozan Gündoğdu. Tren Topik'in 90. bölümünde Alimder cinayetini, Türkiye'de sayıları gittikçe artan dini vakıf yurtlarını ve bu olayın siyasi arka planını konuşuyoruz.
Cinayetin gerçekleştiği öğrenci yurdu Antalya İlim ve Kültür Derneği'ne bağlı. Kısa adıyla Alim der. Yemekhanenin aşçısı 7 Aralık akşamı yurtta kalan üniversite öğrencisi Sami Tuğrul'u satırla katletti. Olaya dair daha fazla detay vermek uygun olmayacağı için 18 yaşındaki bilgisayar mühendisliği öğrencisi Sami Tuğrul hayatını kaybetti demekle yetinelim. Cinayet ilk etapta bir adli vakaya benziyordu. Katilin psikolojik sorunları ön plana çıkarıldı.
Antalya Valiliği ilk açıklamayı böyle yaptı. Katilin bipolar duygulanım bozukluğu vardı. Ancak olayın ertesi günü ortaya çıkanlar durumun daha derin olduğunu gözler önüne serdi. 8 Aralık'ta olay yerine giden Halk TV muhabiri Hazar Dost, 9 Aralık'ta Halk TV'ye şunları söyledi. Bildiğiniz gibi bu yurdu
Mevlüt Çavuşoğlu açtı, yani derneğe bağlı olan başka bir şubey Mevlüt Çavuşoğlu açtı. Öte yandan binanın sahibi de birinci sınıf emniyet müdürü ve şu anda Antalya'da görevli emniyet baş müfettişi. Bunun dışında yurda dair detay vermek gerekirse biliyorsunuz, belki görmüşsünüzdür. Bugün dernekten bir açıklama geldi. Olayın ikinci günü, üçüncü günündeyiz. Bugün geldi dernekten açıklama. Ve denildi ki, hayır burası yurt değildi. Burada öğrenciler ev tutmuştu, bizim derneğimiz oradaydı. En üst katında da yemekhanemiz vardı denildi. Ama olay böyle değil. Kesinlikle böyle değil. Çünkü yurtta kalan öğrencilerle konuştuk biz. Yurtta kalan öğrenciler, burada beş tane dairede yedişer kişi kaldıklarını söylüyorlar. Ve hepsi sabit bir ücret ödüyor Teköz Bey. Herkes aylık 500 lira ödüyor.
KYK İl Müdürlüğü'ne verilen bir sayı var ortada. Buradaki öğrencilerin oraya aktarılması için. Yurt yetkilileri tarafından verildi bu sayı. Tam tamına 39 öğrenci için verildi. 39 sayısı bu yurtta kaç kişi kaldığını veren bir sayı aynı zamanda. Bunun dışında detaylar da var tabi ki. Bu detaylardan biri.
Dediğimiz gibi yurt, dernek statüsü neydi? Kaçaktı. İçeride dün gece bir tahliye işlemi vardı. Tabelası söküldü hızlıca. Ve içerideki dini içerikli kitaplar, malzemeler hızlıca tahliye edildi. Siz bu tahliye işlemini gördük. Tahliye eden kim? Yurt yetkilileri. Yurt yetkilileri tarafından tahliye edildi. Tam bu tahliye işleminde aslında yurda Gençlik ve Spor Müdürlüğü'nün yöneticileri geldi. Bizim gözümüzün önünde oldu bunların hepsi.
Geldiler, orada ne olduğunu gördüler. Tahliyede nelerin çıkartıldığını gördüler. Olayın hemen ardından Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından olaya ilişkin yayın yasağı getirildi. Yayın yasağı kararını gazeteci İsmail Saymaz şöyle yorumluyor.
yayın yasa Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi hakimliği aynı gün Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine gizli karar aldı. Neden bu dosyada gizli karar var? Neden kamuoyu bu dosyayı bilmesin? Sorusuna cevaben mahkeme şu gerekçe ileri sürmüş. Soruşturmanın sağlık içinde yürütülmesine engel olduğu toplum sağlığı makdülün ailesinin olaydan olumsuz bir biçimde etkileneceği.
Bu gerekçelerle soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirildi. Ben Kimsesizler Cumhuriyeti adlı kitabımda tarikat ve cemaat hükmüne meydana gelen cinsel istismar, ölüm ve benzeri hadiseleri yazmıştım. Şehvetiye Tarikatı kitabında yine bu merdiven altı tarikatlarının cinsel istismarlarını yazmıştım. Bütün bu dosyalardan, yaptığım haberlerden bilirim ki bu türden Gizli kararların aslında gerçek nedeni, maktulün ailesinin olumsuz bilim içinde etkilenmesi değildir. Zaten etkileneceği kadar etkilenmiş. Zaten evladının başına şu hayatta olabilecek en ağır akıbetlerden biri gelmiş, vahşi biçimde hayatına son verilmiş. Aile zaten etkilenmiş.
Bu aslında tarikatın etkilenmemesine alınmış bir karar. Yani aileyi korumaya yönelik değil, tarikatı korumaya yönelik. Bu dosyada tarikat yurdunda meydana gelen cinayete dair, toplumun bilgilenmemesine dair tarikatı korumaya yönelik bir karardır. Şimdi Saymaz'ın yorumu elbette tartışmaya açık ama alimlerde yaşanan cinayet, tarikat yurtlarına yönelik skandalların da ilki değil. Yani çok değil. Birkaç yıl önce meydana gelen bu Ensar Vakfı olayını hatırlarsınız. İktidar aynı iktidar. Açıklamalar da yine bugünküne benzer türden.
Tabii ki bu olayı bizim hizmetleriyle her zaman gurur duyduğumuz bir vakıfla ilişkilendirilmek istendi ki bu vakfımızda bir süre görev yapmış. Onun da ne kadar olduğunu vakıf çalışanları tarafından açıklandı. Her zaman kötü niyetli insanlar, her zaman bazı işleri suistimal edebilen insanlar olabiliyor. Bu bir kere rastlanmış olması hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Eser Vakfı'nı tanıyoruz, hizmetlerini takdir ediyoruz ama öteki taraftan bunu yapan kişi için de sıfır toleransla hukuki açıdan bütün takibimizi yapıyoruz. Türkiye'de son yıllarda tarikatlara bağlı yurtlar birbire ardına skandallarla anılıyor.
Alimler yurdunda yaşanan cinayet de ilk bakışta bir üçüncü sayfa haberi gibi görünüyor ama aslında Türkiye'nin bambaşka bir gerçeği ile ilişkisi var. Bu gerçeğin adı Türkiye'de tarikat yurtlarının denetimsiz bir şekilde artışı. Hatırlarsınız yaklaşık 2 ay önce fiziksel eğitime yeniden başlayan lise ve üniversite öğrencileri faiş ev fiyatları ve yurt yetersizliği nedeniyle sokaklara dökülmüştü. Barınamıyoruz sloganıyla protestolar gerçekleştirmişti. Bu öğrenciler arasında Ankara Hukuk 4. sınıf öğrencisi Zeynep Kurt BBC Türkçe'ye şöyle bir röportaj vermiş.
Kapılarımızın kampüslerimizin tekrar açılmasıyla birlikte üniversitelerimizin olduğu kentlere geri döndüğümüzde müthiş bir kira zammıyla, fahiş fiyatlarla karşılaştık. Yanan yurtlar da aynı şekildeydi. Bunun dışında da zaten geriye tek kalan, kapasitesi bu süreçte arttırılmış cemaat, tarikat yurtları vardı. Anlayacağınız sorun büyük ölçüde devlet yurtlarının sayısının yetersiz olmasından kaynaklanıyor. E yurtlar yetersiz olunca ne yapıyor insanlar? Dini vakıflar özellikle yoksul üniversitelerin barınma imkanını karşılamada bir alternatif oluyor. Oluyor ama bu hizmet sadece basit bir yurt hizmeti mi acaba diye de düşünmeden edemiyoruz. Gök verilerine göre Türkiye'de 3.801.000 üniversite öğrencisi var. Bu 3.801.000 üniversite öğrencisine karşılık KYK yurtların toplam kapasitesi 695.000. Üstelik bu rakamları açık öğretimde okuyan öğrenciler de dahil değil. Yani örgün eğitimdeki 100 öğrencinin sadece 18'i devlet yurdunda kalabiliyor, o da yurtlar tam kapasite çalışması halinde.
Devlet yurtları tam kapasite çalışsa bile 3 milyonu aşkın üniversite öğrencisi bu yurtlarda kalamıyor. Peki ne yapıyor bu insanlar diyeceksiniz. Öğrencilerin yaklaşık 1,5 milyonu ailesinin evinde kalıyor. Yani zaten ailesiyle aynı şehirdeki üniversiteye gidiyor.
Geri kalan milyona aşkın öğrenci ise ya ev tutuyor ya da özel yurtlarda kalıyor. Fakat ev ve özel yurtların fiyatları malum. Yani giderek artan bir sorun var ortada. İşte burada dini vakıf ve cemaatlerin yurtları devreye giriyor. Bu yurtlar büyük ölçüde Anadolu'dan gelen yoksul öğrenciler için barınma imkanını karşılayacakları bir yere dönüşüyor. Anlaşılan o ki İkidar Partisi AKP de bu yönelime izin veriyor. Dahası dini vakıf ve cemaatlerin yurtlarını teşvik ediyor.
Verilere göre son 10 yılda vakıf yurdu sayısında 3 kat artış yaşanmış durumda. 2007'de 154 olan vakıf yurdu sayısı 12 yıl sonra, 2019'da 454'e çıkmış. Üstelik bunlara kaçak yurtlar dahil değil. Yani kaçak yurtlar dahil olsa sayının 1000'in üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.
12 yılda 154'ten 454'e çıkıyor ve bu vakıf yurtları içerisinde AKP ile yakınlığı bilinen kurumlar büyük ölçüde ön planda. Cemaat ve tarikat yurtları yüce gönüllü bir faaliyet gibi tanıtılıyor. Fakat arka planda ideolojik bir hedef var. Bu ideolojik hedef Adalet ve Kalkıma Partisi lideri Tayyip Erdoğan tarafından 2012'de şöyle açıklanmıştı. Altını çiziyorum.
modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum. Kini'nin davacısı modern, dindar bir gençlik. Kini'nin davacısı bu. Tabi çokça konuşuldu dindar, kindar gençlik başlığıyla. Önce yoksulluk batağına saklanan ve sonra bu yurtlarda kalmak zorunda bırakılan yüzbinlerce üniversiteli. Barınma sorununu tarikat ve cemaatlere havale eden bir yönetim anlayışı.
Dahası bu tezgah aynı zamanda iktidar partisinin tabanının genişlemesine de yardımcı oluyor. Yani siyaset ve tarikat bu şekilde bir araya geliyor. TÜGVA, ENSAR, İLİM YAYMA, TÜRGEV bunlar adı artık herkes tarafından bilinen İslami vakıflar olmuş durumda. Bunların yurtları iktidar partisinin ideolojik kamplarına dönüşüyor. Şimdi dinleyeceğiniz yemin bir TÜGVA yurdunda 2019'da kaydedildi. Dik duracağız! Kaçacağız! Kaçacağız! Günahlardan kaçacağız! Günahlardan kaçacağız! Korkacağız! Korkacağız! Yalnız Allah'tan korkacağız! Yalnız Allah'tan korkacağız! Öleceğiz! Öleceğiz! Yalnız Allah için öleceğiz. Yalnız Allah için öleceğiz. Yaşayacağız. Yaşayacağız. Allah yolunda yaşayacağız. Allah yolunda yaşayacağız. Biz Türk varlığıyız. Biz Türk varlığıyız. Biz Türk varlığıyız. Biz Türk varlığıyız. Bu vakfın Yüksek İstişare Kurulu'nda Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, AKP İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu gibi isimler de bulunuyor. İyi de şimdi alim derdi konu TÜGVA'ya TÜRGEV'e nereden geçtik? Alim derle TÜGVA'nın TÜRGEV'in ne ilgisi var diye sorabilirsiniz. Açıklayalım. İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre
Türkiye'de tam 18.296 adet dini hizmetleri gerçekleştirmesine yönelik faaliyet gösteren dernek bulunuyor. Ama bu derneklerden yalnızca sadece biri alimder. Fakat alimder aynı zamanda bir ağın parçası. Yani diğer 18.295 dernekten bağlantısız değil. İşte burada karşımıza bir piramit çıkıyor.
Bu kadar dernek kendi başına birkaç kişinin bir araya gelmesiyle kurulmuyor. Her birinin bağlı olduğu bir İslami çevre, bir İslami cemaat veya tarikat bulunuyor. Mesela vahşi cinayetin işlendiği Alimdar, Nakşibendi tarikatının Erenköy ekolüne bağlı bir dernek. Yani piramidin alt katında Alimdar olabilir.
Ama piramidin üst katlarına çıktıkça büyük bir cemaat karşımıza çıkıyor. Erenköy Cemaati. Piramidin altında görüntü İslami. Yani geniş muhafazakar kesimlerin rahatlıkla temas kurabileceği bir yer. Ancak üst katlara doğru yol aldıkça gazeteci Uğur Mumcu'nun ifadesiyle tarikat, ticaret, siyaset üçlüsüyle karşılaşılıyor.
Detaylara inelim. Mesela Erenköy cemaati Nakşibendi kökenli İsmail Ağa, İskender Paşa, Menzil gibi diğer ekollere göre daha elit bir cemaat. Üyeleri büyük ölçüde ticaret insanlar. Cemaatin başında Topbaş ailesi bulunuyor.
Bu aile aynı zamanda ucuzluk marketleri zinciri BİM'in de, o meşhur BİM'in de sahibi. Yani büyük ölçüde aslında sermayedar bir cemaatten bahsediyoruz. Sadece BİM'in sahibi değil, Albaraka Türk Katılım Bankası'nın da kurucusu bu aile. Geçmişte de Turgut Özal'la yakın ilişkisi var. Zaten Turgut Özal'la Topbaş ailesinin ya da Erenköy cemaatiyle ana parasındaki bu ilişkiye ilk dikkat kesilen gazetecilerden bir tanesi de meşhur gazeteci, merhum Uğur Mumcu.
Uğur Mumcu'nun Rabıta adlı kitabından takip edelim bu Erenköy cemaatini ve topbaşları ve İslami vakıf ağını. Şöyle diyor Mumcu. Bir yanda topbaşlar, öbür yanda Özal'lar, Bayraktar'lar, Teymur'lar, Kalyancılar. Korkut Özal'ın dolar milyardeli olması yolu ilk kez ANAP, İstanbul İl Başkanı Eymen Topbaşı'yla yaptığı ortaklıkla açılıyor. Özal-Topbaş ortaklığı Albaraka kanalı ile Suudi sermayesine uzanıyor.
Zemzem kuyusundan çıkarılmış yeşil dolarlar özallığı top başlı şirket kasalarına doğru uçuşuyor. Daha sonra sıra dini vakıf kurmaya geliyor. 8 Aralık 1986 günlü resmi gazetede Albaraka Türk Özel Finans Kurumu'nun aralarında bulunduğu 15 ortağın bir araya gelerek bir vakıf kurdukları ilan ediliyor. Dinsel amaçlı vakıf ağının adı Bereket Vakfı.
Kurucular, Ahmet Ambi Topbaş, Osman Nuri Topbaş, Mustafa Latif Topbaş, Ali Eymen Topbaş. İşte böyle yazıyor merhum uğurumcu bundan 35 sene önce. Yani böyle bir anda olmuş bitmiş bir hadise yok karşımızda. Böyle 3-5 aylık, 3-5 yıllık bir hadise yok.
köklü 40 yıla uzanan aslında geniş bir tarihi var bu hareketin. Yoksul öğrencilere yurt hizmeti olarak tanıtılan şey de arka planda siyasetle ve ticaretle içli dışlı bir şeye dönüşüyor. Türkiye, Alimder cinayetinin perde arkasını ilk kez Hot TV muhabiri Hazar Dost'tan öğrendi. Biz de cinayetin işlendiği günden bu yana bölgede olan Hazar'a mikrofon uzattık. Hazar'ın tren topuya anlattıkları son derece çarpıcı. Bakın devlet ile cemaat arasında, cemaat ile alemdar arasındaki ilişki nasıl bir boyut kazanmış.
Yerel kaynaklarla bir takım görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmelerde bu binanın sahibiyle ilgili çok çarpıcı bir gerçeğe ulaştık. Bu gerçek şuydu. Birinci sınıf emniyet müdürü, yani aslında bir ile emniyet müdürü olması gereken kişi binanın sahibiydi. Yurdun yöneticilerinden biri bir İmam Hatip Lisesi'nde müdür haramcısıydı. Yine yurdun yöneticilerinden biri Akdeniz Üniversitesi'nde İletişim Fakültesi'nde akademisyendi.
Yani aslında olay örgüsü şöyleydi. Bir emniyet mesubunun mülkünde bir dernek kaçak bir yurt işletiyor ve bu kaçak yurdu işletenlerin ikisi devlet memuru. Aslında bu cinayetin tamamında korunan aileden ziyade bir dernekten bahsediyoruz. Siyasi bağlantıları olan, emniyet görevlileri tarafından bilinen ama herhangi bir şekilde dokundurulmayan bir dernekten bahsediyoruz.
Gerçekten çarpıcı detaylar. Yani bir kaçak yurt, kaçak yasa dışı. Yurt binasının sahibi ise birinci derece emniyet müdürü bakın. Normal şartlarda işlem başlatması gereken veya hiç değilse yurdu ihbar etmesi gereken kişi yurt binasının sahibi. Yurdu işleten dini vakfın yöneticileri devlet memuru.
Biri üniversitede hoca, diğeri bir imam hatip lisesinde. Bununla birlikte dindar nesil arzulayan bir iktidar. Aynı anda yoksullaştırılan halk kesimleri. Eğitimden elini eteğini çeken bir devlet. Ve bu alanı dolduran dini topluluklar. Hepsi birden bize neoliberalizmle dinci muhafazakarlığın sıkı ilişkisini hatırlatıyor. Sadece Türkiye'de olmadı bu ilişki.
Bütün dünyada muhafazakarlık neoliberalizmle birlikte yükseldi. Bizdeki uzantısı İslamcılığın derinleşmesi oldu. Tren topuyu POBİ Medya ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.