
4.341 kelime · ~22 dk okuma
Merhabalar ben Nevşin Mengü, bir başka çetrefilli süreci açıklamaya çalışan bölümle karşınızdayız. HDP kapatılacak mı? Milletvekillerinin vekillikleri mi düşecek? Kim ne diyor? Sizin için derledik anlatıyoruz. Trendtopia'ya hoş geldiniz.
GARA operasyonu sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun mecliste gerçekleştirdiği konuşmada hatırlarsanız Soylu, HDP'li bir vekilin GARA'yı ziyaretinden bahsetmişti. Ölümü korkutarak o bölgelere gitti. Bizde içeride terörle beraber mücadele ediyoruz. Niçin acaba biz 300'ün altına indirdik terörist sayısını diye? Niçin acaba Türkiye'den artık 53 kişi katıldı daha fazla katılmıyor. Evlatlar, anneler, babalar, evlatları artık daha gitmiyor okula gidiyor. Öğreniyor diye niye böbürleniyoruz? Niye hoşumuza gidiyor? Niye bu mücadelenin yakasını bir türlü bırakmıyoruz? Sebebi o.
Sinat haftanında varsan, Avaşinbasyan'da varsan, Gara'da varsan, Gara öyle zor bir yer değil, burada göremediniz. Üç boyutlu fotoğraflarını görseniz, dağlar şöyle eğri kumbur, kara harekatının çok zor yapılması lazım gelen bir yerlerden bir tanesi. Gerçi bir milletvekili çok yakın bir zamanda gitti, oralarda boy gösterdi. Onu da biliyoruz.
Bakan Soylu A Haber'de katıldığı programda ise HDP'li vekillerin kan dilde çekilen fotoğraflarını izleyenlerle paylaştı ve çözüm süreci heyetinde yer almış HDP eş genel başkanı Pervin Buldan'a yüklendi. A Haber, Buldan'ın Deutsche Welle'de benimle gerçekleştirdiği yayından kesitlerde paylaştı. Bir dinleyelim Pervin Hanım'ı. Yakın zamanda Alman kanalına verdiği bir röportaj orada kurduğu cümleler var. Sonrasında da devamını getirelim.
PKK bir terör örgütü değildir. Bizim onlarla şu an itibariyle herhangi bir irtibatımız yok. Biz Türkiye'de siyaset yapan bir partiyiz. Şu anda sizlerin terör örgütüyle hiçbir irtibatınız yok mu?
Yok, çok açık ve net olarak söylüyorum ki Nevşin Hanım, bunu bütün izleyicilerimiz de duysunlar. Bizim PKK ile herhangi bir ilişkimiz, bir irtibatımız yoktur. Bu söz konusu da olamaz zaten. Böyle bir irtibata, böyle bir ilişkiye neden gerek duyalım?
Böyle bir şeyi neden kendimizin siyasal yaşamımızın önüne koyacak bir şey yapalım ki? A Haber'de de adım geçmedi demem artık. Dinlediğiniz VTR'de Pervin Buldan'ın sözleri sonrasında Kandil'de kendisinin PKK üst düzey yetkilileriyle fotoğrafları paylaşılıyor. Bakan Soylu programda bu görüntüleri şu şekilde değerlendirmişti.
Ama şunu Mahmut Bey, burada diyor ki bizim PKK'yla hiçbir ilgimiz yok. Licede şehit düşen Şoreşker'in anmasındayız. Bu zaten şey derneği ya, iyilik derneği yani. Ne olacak? Bu, yani şurada şu katliamları Allah rızası için bir getirin ya şuradaki.
Şu yanındaki kim? Yanındaki herhalde Nobel Ödülü sahibi. İnsan hakları savunucusu. Ama zaten bir kandil fotosu da o paylaşsın, gülücük şeklinde de paylaşmış. Bir kandil fotosu da benden olsun diyor. Bu tavır ne? Kimleri kandıracaklar böyle? Yanındaki adam... ...16 yaşındaki kıza defalarca tecavüz eden bir adam ya. Yan yana oturmak yakışmış zaten. Hem yapacaksınız... ...hem de işin üstünü örtmeye çalışacaksınız. Bu kabul edilebilir bir şey midir yani?
Peki öteki katliamlar için Cemil Bayık'tan Duran Kalkan'a kadar bütün fotoğraflar orada. Murat Karayılan'a kadar bütün fotoğraflar orada. Şuraya bakar mısınız? Peki Aybüke kızımıza? Peki Necmettin öğretmenimize? Biz bunu nasıl izah ederiz ya? Peki...
Burada yok. Bedirhan bebeğimize. Biz bunları nasıl izah ederiz yani? Ne yapacağız? Birisi gelecek şuradan vuracak, birisi gelecek buradan vuracak. Biz öteki yanağımızı çevireceğiz. Terör örgütü vursun. Canlarını almak bizim sorumluluğumuz. Bu kadar basit yani. Bu insanların işleri nasıl soğuyacak? Biz de dalga geçiyoruz. Benim PKK terör örgütüyle ilgim yok. Benim adım da Süleyman değil zaten. HDP eş genel başkanı Pervin Buldan bu iddialara meclis kürsüsüne elinde fotoğraflarla gelerek yanıt verdi. Gösterdiği ilk fotoğraf İmralı'da kendisinin Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş'la çekilen bir fotoğrafı. Diğeri de çözüm süreci mutabakat namesinin basına duyurulduğu günden. Bu zata aynı birilerine anlatır gibi değerli arkadaşlar tane tane şimdi o süreci ben buradan bir kez daha anlatacağım.
Evet. Bak, iyi dinle Soylu. İyi öğren. O dönemde neler oldu? Biz neler yaptık? Ve sen şimdi neler üzerinden bir algı operasyonu yapmaya çalışıyorsun? İyice öğren. Biz çözüm sürecini değerli arkadaşlar üç ayak üzerinden yürüttük. Birinci ayak İmralı'ydı. İkinci ayak Kandil'di.
Üçüncü ayak da hükümet ve devlet kanadıydı. O süreçte İmralı'da Sayın Öcalan'la yaptığımız her görüşme devletin ve hükümetin bilgisi ve onayı dahilinde yapılmıştır. İmralı ziyaretinden sonra yine devlet ve hükümetin onayıyla bizler Kandil'e gidiyorduk. Kandil'de yapılan görüşmelerin sonuçlarını devlet ve hükümet heyetine döndüğümüz zaman aktarıyorduk. Devlet heyeti ise bu bilgileri biz İmralı'ya gitmeden önce kendisi gidiyor, İmralı'ya götürüyor bu bilgileri, Sayın Öcalan'la görüşmeleri gerçekleştiriyor ve arkasından da bizi İmralı'ya gönderiyordu.
Sonra çözüm heyetimiz İmralı'ya gidiyordu ve kendisi devlet heyetiyle yaptığı görüşmelerin çerçevesini bize aktarıyordu. Biz tekrar gelip devlet heyetiyle görüşme yaptıktan sonra yine devletin bilgisi ve onayı dahilinde Kandil'e gidip oradaki PKK yetkililerini anlatıyorduk. Olay budur. Sana o fotoğrafların hikayesini de anlatayım. Özellikle bir şeyin altını çizmek istiyorum.
Kandil fotoğrafları PKK'den silahları bırakacaklarına dair mektupları aldığımız ziyaretlere aittir Soylu Bey. Evet aynen o fotoğraflar iki gün önce bir televizyon kanalında gösterdiğin fotoğraflar Sayın Öcalan'ın Kandil'e PKK'ye Türkiye'ye karşı silahları bırakma çağrısının yapıldığı ya da çağrısının yapılacağı ve bizim o mektupları götürdüğümüz mektuplar üzerinde konuşulan görüntülerdir. Onların fotoğraflarıdır. Şimdi senin genel başkanın Erdoğan'da heyecanla bu mektubun Türkiye'ye nasıl döneceğini ve bizim bu mektuba karşılık olarak Türkiye'ye neler getireceğimizi heyecanla, umutla bizlerden bekliyordu.
ve biz o mektupları getirdik, ilgililere teslim de ettik. Onlar da Arşivlerde mevcuttur, kayıtlarda mevcuttur. İsteyen istediği zaman o mektupları da devlet yetkililerden elbette ki isteyebilir. O fotoğrafları Kandil'dekiler çekti. Şimdi bize diyorlar ya gitmişler orada boy boy fotoğraf çekmişler. Bir kere oraya gidince de İmralı'ya gittiğimiz gibi elimizde telefon yok.
Telefon götürmek oraya da gidince yasak. İmralı'ya gidince de yasak. Hükümet ve devlet yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde de elimizde telefon yok. Çekebileceğimiz bir makina yok. Fotoğraf çekebileceğimiz bir makina yok. Dolayısıyla
çekilen hiçbir fotoğrafı bizler çekmedik. Kandil'deki fotoğraflar üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra basına yansıdı. Ama başka bir fotoğraf var tabii ki. İmralı'da çekilen bu fotoğraftı değerli arkadaşlar. Şimdi bu fotoğrafı kim çekti? Ve bu çekilen fotoğrafı bize kim verdi?
Soylu bunu araştırsın. Kim çekti bu fotoğrafı ve bu çekilen fotoğrafı bize kim verdi? Evet. Bir başka fotoğraf. Hükümet ve devlet yetkilileriyle Dolmabahçe'de çektiğimiz Dolmabahçe mutabakatının okunduğu yirmi sekiz Şubat tarihinde yaptığımız açıklamanın fotoğrafı. Bunu da biz çekmedik.
Bunu da oradaki yetkililer çekti. Orada temsilen gelen insanlar çekti. Bunu da biz çekmedik. Şimdi her üç fotoğraf üzerinden de bu çağrıyı İçişleri Bakanı'na yapıyoruz. Yanıtlarının ardından da ekledi. Çözüm sürecinde bize ne söz verildi? Açıklamasam namerdim. Bu çözüm sürecinde bu ülkeye cenazeler gelmedi.
Ne mutlu bize ki 3 yıl boyunca hiçbir annenin kapısına tabut gitmedi. Ne mutlu bize ki bu 3 yıl boyunca yürüttüğümüz onurlu bir duruş vardı ve biz bu onurlu duruşun arkasındayız değerli arkadaşlar. Şimdi bir şey daha belirtmek istiyorum. Çözüm sürecinde bize vaat ettiklerinizi yeri ve zamanı geldiği zamanda mutlaka açıklayacağız. Bunun da böyle bilinmesini özellikle buradan tarihe not düşüyorum değerli arkadaşlar. Çözüm sürecinde bizlere partimize
Heyetimize neler vaat edildi? Hangi sözler verildi? Çözüm süreci başarıya ulaşırsa nelerin yapılacağına dair bizlere vaat edilenleri yeri ve zamanı geldiğinde açıklamasak namertiz arkadaşlar. Haktemi zaten A Haber WTR'sinde de duydunuz. Buldağan Boycevelli de sorularımı yanıtlarken de çözüm süreci esnasında devletin yönlendirmesi ve denetimiyle Kandil ve İmralı ile görüşmeler yürüttüklerini söyledi. Çözüm süreci bittiğinden bu yana ise Kandil ile HDP arasında hiçbir görüşme olmadığını altına çizdi. Mustafa Kutay çalışkan sormuş, diyor ki siz bu PKK içerisinde bir otorite sahibi misiniz? Sizin sözünüzü dinliyorlar herhalde diyor. Çünkü gidiyorsunuz, onların elinden esirleri alıyorsunuz, nasıl oluyor diyor.
Biz oraya sadece çözüm süreci içerisinde gittik. Yani teşekkür ederim sorduğu soru için ama bizim onlarla herhangi bir bir irtibatımız yok. Biz sadece çözüm içerisinde dört yıllık beş yıllık süreç içerisinde bakın biraz önce de anlatmaya çalıştım. Cumhurbaşkanı'nın, dönemin başbakanının Hükümet yetkililerinin ve devletin bilgisi dahi hem İmralı Adası'na gidiyorduk, hem de Kandil'e oradaki pekekelilerle görüşmeler yapmaya gidiyorduk. Şimdi bunu devlet bize bu izni vermeden bizim oraya gitme imkanımız yoktu, başında da söyledim. Ama bizim onlarla şu an itibariyle herhangi bir irtibatımız yok.
Biz Türkiye'de siyaset yapan bir partiyiz. Şu anda sizlerin terör örgütüyle hiçbir irtibatınız yok mu? Yok. Çok açık ve net olarak söylüyorum ki Nevşin Hanım, bunu bütün izleyicilerimiz de duysunlar. Bizim PKK ile herhangi bir ilişkimiz, bir irtibatımız yoktur. Bu söz konusu da olamaz zaten. Böyle bir irtibata, böyle bir ilişkiye neden gerek duyalım?
Böyle bir şeyi neden kendimizin ııı işte siyasal yaşamımızın önüne koyacak bir şey yapalım ki biz Türkiye'de altı milyon oyunu alan bir partiyiz. Öyle bildiğiniz küçük bir parti de değiliz üstelik. Yani bugün Türkiye'de seçimlere, seçim tarihlerine ııı aldığımız kararlarla strateji bir partinin niçin PKK'yla bir irtibat ya da oradan bir talimat alsın, onların söylediklerini yapsın, böyle bir şey olabilir mi? Her aldığımız karar karşısında, her yaz etkinliğin, işte PKK size bunu söylüyor, PKK'den talimat alıyorsunuz söylemlerini asla kabul etmiyoruz. Çözüm sürecini yakından takip eden isimlerden Vahap Coşkun. Süreci şöyle kaleme almış, şöyle tanımlamış.
Türkiye'de 2021 Haziran'la 2013 Aralık arasındaki bir buçuk yıllık zaman diliminde çok şiddetli çatışma yaşandı. Hükümetle PKK arasında yürütülen Oslo görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Kürt meselesi yeni bir şiddet sarmalına girdi. Yoğun çatışmalar, kitlesel tutuklamalar ve açlık grevleriyle siyasal tansiyon yükseldi. Köprülerin atılması noktasına gelindi.
2012'nin son aylarında Diyarbakır'a veya bölgedeki herhangi bir ile gelenleri karşılayan patlamak üzere olan bir öfkeydi. Ancak 2013'ün başında bu manzara değişti. PKK'lı tutuklu ve hükümlülerin sürdürdüğü açlık grevleri Abdullah Öcalan'ın araya girmesiyle bitti. Buna mütakiben yeni bir görüşme süreci başladı.
Uzunca bir süredir dünya ile irtibata kesilmiş olan Öcalan, siyaset sahnesinin vitrinine kuruldu. BDP'li milletvekilleri ile Öcalan arasında bir görüşme trafiği başladı. Öcalan'ın verdiği mesajlar milletvekilleri aracılığıyla Taban'a, Kandil'e ve Avrupa'ya iletildi. Kısa bir süre öncesine kadar birbirlerine en üst perdeden meydan okuyan ve savaş çığlıklarıyla tüm sesleri bastıran tarafların dillerinden bu kez barış temennileri dökülmeye başladı. Barış, kamusal bir söylem haline geldi.
Çözüm süreci başlı başlı bir bölüm ve oldukça tabii farklı detayları var. Ayrı bir bölümde değiniriz. 2013'te başlayan sürecin sonunda 28 Şubat 2015 tarihinde Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan Dolmabahçe'de HDP heyetiyle bir araya geldi. Görüşmenin ardından da çok kritik bir açıklama yapıldı. Bütün bu belirlemelerin ışığında zaman zaman aksamalar ve kırılmalarla yürütülen diyalog süreci resmi
Ciddi ve sorumlu bir aşamaya Gelmiş bulunmaktadır Süreçte gelinen aşamaya ilişkin Öcalan'ın temel belirlemesi de Şudur Bu 30 yıllık çatışma sürecini Kalıcı barışa götürürken Demokratik bir çözüme ulaşmak Temel hedefimizdir Asgari müşterinin sağlandığı ilkelerde Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde Stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK'yi Bahar aylarında Olağanüstü Kongre'yi toplamaya davet ediyorum. Bu davet Silahlı mücadelenin yerini Demokratik siyasetin almasına yönelik Tarihi bir niyet beyanıdır. Bu görüşmeden bir ay sonra Öcalan'ın mektubu Diyarbakır'da Nevruz kutlamasında meydanda okundu. Mektubu okuyan da Sırır Süreyya önderdi. Bu yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti dahilinde özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimlik sahibi demokratik toplum olarak barış içinde ve kardeşçe yaşama sürecine giriyoruz.
Böylelikle 90 yıllık cumhuriyet tarihinin çatışmalarla dolu geçmişi aşıp gerçek barış ve evrensel demokrasi kriterleriyle örülmüş bir geleceğe yürüyoruz. Nevroz'un gerçek tarihine yaraşanda huzurunuzda böyle bir aşamayı selamlamaktır. Selam olsun. Sonraysa 7 Haziran 2015 seçimleri geldi. AK Parti ilk defa mecliste tek başına hükümeti kurabilecek sandalye sayısına ulaşamamıştı. Artık bir koalisyona ihtiyaç vardı. HDP %10 barajını geçmişti. MHP %16 oy almış, oylarını %33 arttırmıştı.
Size o gecenin en kritik konuşmasını ve belki de 2 Kasım 2015 erken seçimine giden yolu açan konuşmayı hatırlatayım. Ülkemizde erken seçim kararlarını ilan eden isimlerin başında gelen Devlet Bahçeli'nin 7 Haziran seçim sonuçları değerlendirmek konuşmasında kendisine sorulan AK Parti ile koalisyon yapacak mısınız sorusu ve ona verdiği cevap çok kritik. Tek başına siyasi iktidar oluşmamış ise, koalisyon kurma zarureti doğmuş ise, ülkeyi istikrarsızlığa sevk etmemek, ekonomik sıkıntılara sokmamak, piyasayı altüst etmemek için bir koalisyona ihtiyaç duyuluyorsa, bu koalisyonun önce uyumlu bir koalisyon olması lazım. Adalet ve Kalkınma Partisi uyumu çözümde aramıştır ve Oslo görüşmesinden bu yana bir çözüm sürecini sürdürmüştür. Bu çözüm sürecinin bir kanadı şu an %10 barajını aşmak suretiyle 79 milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulunmaktadır.
Demek ki birinci koalisyon başlangıcından bu yana birliktelikleri devam eden AKP ve HDP arasında olması lazımdır. Bu olmuş mu? AKP ve HDP arasındaki örtülü iş birliğini Kamufle etmek, gizlemek, koalisyon arayışlarıyla Türkiye'yi bir erken seçime mecbur bırakacak şekilde tehdit altına alarak bir dayatmaya başka partileri katmak siyasi ahlaksızlıktır. İkinci olarak çözüm süreciyle ilgilenen Türkiye'de ileri demokrasiden yana olan daha gelişmiş bir özgürlükler cümlesiyle siyasetini sürdüren partilerin bir ortak koalisyonunu düşündüğünüz takdirde alın size ikinci bir koalisyon modeli olarak AKP, CHP, HDP'yi bir araya getirebilirsiniz.
Bunları şu an gayri resmi rakamlarla ifade edersek Söz gelimi AKP artı HDP koalisyonu 258 artı 79 toplam 337 milletvekiline dayalı güven oyu alabilecek anayasa üzerinde değişiklik yapabilecek bir koalisyon modeli olarak ortaya konabilir. Bunun oransal temsili %53.9'dur. İkinci modeli eğer esas alacaksanız yani AKP, CHP, HDP üzerinde çözüm süreci için, ileri demokrasi için, daha geniş özgürlükler için bir model arıyor ve uluslararası destek de bulabiliyorsanız İşte size 258 artı 132 artı 79 469 yani toplam %78.9 orana dayalı bir geniş tabanlı bir koalisyon olur. Böyle bir yapılanma içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi şerefi ve haysiyetiyle ilçeli ve dürüst politikalarıyla çok
güzel ve mecliste denetimi esas alan bir ana muhalefet partisi görevini de üstlenmeye hazırdır. Bunların hiçbirisinden uygulanarak sonuç alınamıyorsa Türkiye'yi AKP'nin azınlığına Birtakı çevrelerin senaryosuna mahkum etmeye de kimsenin hakkı yoktur. En erken seçim ne zaman olacaksa o zaman da seçim olur. Hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. Sağ olun. Sürecin bitmemesi için HDP'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yaptığı görüşmeyi Diyarbakır Eski Belediye Başkanı Osman Baydemir Kemal Göktaş'a Kasım 2020'de Kısa Dalga podcast'te anlattı.
Hani diyorlar ya, Sayın Demirtaş'ın, eş genel başkanımızın, işte hükümetle hiçbir şekilde koalisyon kurmayacağız, beyanından dolayı Erdoğan'ın makas değiştirdiği bir iddiası var. Mesela ben bunun külliyen bir yalan olduğunu tanıyayım. Nasıl tanıyorsun? Nasıl hissediyorsun? Bizzati kendimin de şahitliğinde, Sayın Demirtaş eş genel başkanımız, Sayın Yüksektaş genel başkanlarımız ve bir heyetle birlikte bu süreci istişare ettik. Ülkenin maruz kalabileceği bariyerleri, maruz kalabileceği tehlikeleri bir şekliyle okumaya çalıştık ve en sonunda Erdoğan'a bir temsilci gönderme kararı alandı. Sayın Celal Doğan, HDP adına
Erdoğan'la görüşme gerçekleştirdi. Haziran sonu Temmuz başı. Bunu hatırlıyorum. Celal Doğan'ın saraya gidişi çok tartışılmıştı. Peki, birlikte karar verdiğiniz heyet, resmi bir ünvanı var mı? Yani parti meclisi mi, MYK mı, nedir? Nasıl bir heyet buna karar verdi? Çoğunluğu Merkez Yürütme Kurulu üyesi arkadaşlarımız. Ve aynı zamanda milletvekili arkadaşlarımız. Aynı zamanda grup başkan vekili arkadaşlarımız. Peki ne mesaj götürdü Celal Bey? Açıkçası,
Eğer ki, eğer ki milletin çıkan bu iradesine saygı gösterilmez ise, ülkenin çok büyük bir karanlık zemine doğru kayacağından duyulan endişe ifade edildi. Ve denirdi ki, bir, ne oluşa olsun çözüm süreci, çatışmasızlık zemini devam etsin, biz HDP olarak çatışmasızlık sürecinin devamı kaydıyla Her türlü desteği sunmaya hazırız. Koalisyon ortamı olmak daha iyi mi? Dilerseniz CHP ile koalisyon kurun. Biz herhangi bir talebimiz olmaksızın, kürsü, sandalye veya herhangi bir bürokraside herhangi bir talebimiz olmaksızın, yeter ki çözüm sürecinden, çatışmasızlık zemininde vazgeçmeyin. İki, şayet CHP ile uzlaşamazsanız, çatışmasızlık zemini
ve kalmak kaydıyla azınlık hükümeti kurun, biz sizin azınlık hükümetinizi destekleyelim. Ve yine herhangi bir şey talebimiz yok. Üç, eğer siz hazırsanız ve bu iki yöntemi de yapamıyorsanız, koalisyon kurmak istiyorsanız bizimle, herhangi bir bakanlık pazarlığı yapmaksızın çatışmasızlık zemini korunsun ve yeni bir anayasa inşa edilsin. Bu iki temel taleple sizinle koalisyon kurmaya da hazırız. Bu üç talep saraya iletildi. Sayın Erdoğan'a iletildi. Almış olduğumuz yanıt bugünkü Türkiye'ydi. Bize göndermiş olduğu yanıt bugünkü Türkiye'ydi. Yani ne dedi? Çözüm sürecini bitiriyorum, konuşmayacağım öyle mi? Göreceksiniz, siz göreceksiniz.
Ve ülke gördü bunu. Baydemir sonrasında 7 Haziran 2015 seçimleri sürecinin neden bittiğini anlattı. Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi gelişmesidir müzakere dönemi. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir insani zeminde Kürs sorunu diyalog yöntemiyle çözülmesinin kapısı aralandı. Ve bu zaman dilimi içerisinde aslında HDP doğdu.
ve aslında HDP'yi, HDP yapan ve aslında HDP'yi o Kürtler, Aleviler, ötekiler parlamentoda yer edilmesinler, yer almasınlar diye inşa edilen barajı aştıran da sosyal zemin itibariyle çatışmasızlık zemininin ta kendisiydi. Ama çatışmasızlık zemini, yani o müzakere dediğimiz ölümlerin olmadığı, askerin yaşamını yitirmediği, polisin yaşamını yitirmediği, gerilanın yaşamını yitirmediği, annelerin gözyaşı dökmediği o ortam bir şeyi daha sağladı. Türkiye'nin batı yakasındaki ortalama bir yurttaş, ya biz ne oluyoruz? 70 yıl boyunca bunlar bize yalan söylemişler. Kürtler bizim kardeşimiz, Aleviler bizim kardeşimiz, biz pekala birlikte yaşayabiliriz.
inancı doğmaya başladı. Bu birileri için bir tehlike çanıydı. İkinci bir husus, çatışmasızlık, ölümsüzlük. Ortalama yurttaşı, hükümetlerin veya bakanlıkların veya devlet dediğimiz aygıtın, mekanizmanın bir hizmet aracı olduğu yani kutsal olmadığı gerçekliğine kavuştu.
Bu da birileri için bir tehlikeydi. Üçüncüsü ve en önemlisi, yolsuzluklar, hırsızlıklar. Tabi ise bir yönetim erdemsizliği yurttaş tarafından sorgulanmaya başlandı. Ve bir iktidar, 14 yıl boyunca iktidar olan bir iktidar, ilk defa yurttaşın her iradesiyle onu değiştirmek istedi.
İktidar, iktidarını kaybetmemek için, bir kez daha hükümet olmak için maalesef kana, gözyaşına, husumete, kavgaya ve savaşa ihtiyaç duymuyor. Peki gelelim yeniden bugüne. GARA Operasyonu, HDP'ye yönelik suçlamalar neticesinde HDP milletvekillerinin fezlekeleri meclise geldi. Süreç bitti, derenin ardından çok sular aktı. Şimdi HDP'liler o dönemde yaptıkları görüşmeler nedeniyle suçlanıyor. İktidar ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, HDP'nin terör örgütüyle olan bağları nedeniyle kapatılması gerektiği konusunda ısrar ediyor. Biz HDP açılmamak üzere kapatılsın dedik. Bu kararımızın cesaret ve inanmışlıkla arkasındayız.
hazine yardımlarının terör örgütüne gitmesini istemiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde PKK'lı istemiyoruz. Teröristleri kucaklayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelen bölücülere tahammül edemiyoruz. Kulislerde konuşulansa HDP'nin kapatılmasından ziyade, HDP'lilerle ilgili düzenlenen fezlekelerin meclise getirilmesi ve milletvekilliklerinin düşürülmesi yönünde. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde HDP'nin 56 milletvekili var. Hakkında fezleke düzenlenmeyen HDP'li milletvekili ise hiç yok. Yani tüm HDP'li vekillerin vekilliği düşebilir.
Süreç aşağı yukarı şöyle işliyor, vekiller hakkında fezleke düzenleniyor. Ve yargılanmaları için tabi önce dokunulmazlıklarının kalkması gerekiyor. Vekillerin dokunulmazlığının kalkması için mecliste 3'te 2 oranda vekilin bu yönde oy vermesi gerekiyor. İyi Partili Yavuz Ağralioğlu, HDP'li vekillerin fezlekeleri meclise gelirse evet diyeceklerini CNN Türk'te katıldığı programda söyledi. Yavuz Bey, sizin partinin tavrı ne olur bu şeyde dokunulmazlık konusunda?
Biz genel olarak Türkiye'deki siyasal zeminin terörün gölgesinden kurtulması gerektiğini savunuyoruz. Dünyanın her yerinde böyle, sadece Türkiye'de değil. Ama bu işlere nezaret etmesi gereken şeyin siyasi kızgınlık değil, hukuk olması gerektiğine inanıyoruz. Siyasetin parmak gösterince, şıklatınca yahut siyaset gücünü hukukun üstünde de işte dava açılsın, dokunulmazlıklar kaldırılsın, mahkemeye verilsin gibi buyurgan bir dile çevirince bunun hem ekonomik hem siyasi hem de ülke görünümüne halel getirdiğine inanıyoruz. Bir de devletin milletin aleyhine propaganda yapmak isteyenlere malzeme verildiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla burada
hassasiyetle partimizin iki şeyin fark edilmesinin çalıştığı bir dönemin içindeyiz. Birincisi şu, memleketin bir arada yaşama iradesini gölgeleyen hiç kimseye müsamaha gösterilmesin. Ama bu süreci siyasetten önce hukuk yönetsin. Şöyle bir duygu versin. Çünkü siyaset bazen popülizm yapar. Bazen oyu, bazen reyi. Bazen kazanma duygusunu yönetemeyebilir. Ama hukuk, kimin ne kadar oyu var, kimin ne kadar oyu yok. Efendim bazen biz de diyoruz ya 6 milyon oyları var falan mesela. Hukuk 6 milyon oya da bakmaz, 60 milyon oya da bakmaz. Hukuk bir şeyin suç olup olmadığına bakar. İhlal edildiği andan itibaren arkasında önünde ne var? 6 milyon oy mu var? Güç mü var? Paramı var? Uluslararası kulis mi var? Hiç ilgilenmez. Derler ki efendim biz bunu adet edinmemiz lazım. Türkiye'de siyasi zeminin uzunca zamandır bu konforu kaybettiğini düşünüyoruz biz. Yani Türkiye'de şöyle bir alışkanlık edinebilirsek biz, Türk siyaseti şunu başarabilirse rahatlayacağız. Seçmeni de
seçmene de denetleyici olarak sisteme çekecek bu. Yani efendim kural ihlal edildi mi bu memleket hukuk ülkesidir. Burada kural ihlal edildi mi kanunlar devreye girer. Mahkemeler devreye girer ve cezasını verir. İşlenen suçun kabahatin. Şimdi bu şöyle bir şeye sebep olur. Birincisi partiler arasındaki siyasi tasubun
Derin yarılmalara sebep olmasını engeller. İkincisi seçmenlerine parti yöneticilerini denetleme imkanı verir. Derler ki lüzumsuzluk edip, münasebetsizlik edip bizim emeklerimizi berbat etmeyin. Kurallara uyun kardeşim. Şimdi bu alanı şöyle kaybediyoruz biz. Siyaset buyurgan bir dille. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi'nin zaman zaman tonlanması ve çıkışı oluyor bu son dönem fark ediyorsunuz mutlaka. Ben mesela MHP'nin de böyle demesini uygun bulmuyorum.
Hukuk diyecek. Hukuk deyince herkes susacak. Ama bezdeki hukuk demek değil mi? Bizim mesela HDP'nin kapatılma eşiklerine gidiyor. Bunlar mesela şu anda Türk siyaseti niçin bu tartışma konforunu kaybediyor? İtham edilenler diyorlar ki daha önce devletin siyasi tasarrufları varken biz bunları söylüyorduk. Bize bunları söylediğimiz için teşekkür edenler şimdi böyle söylediğimiz için bizi yargılıyorlar. Bu işte siyasetin müdahalesi. Yani şimdi mesela herkes birbirine resim gösteriyor.
Diyorlar ki bu gösterdiğiniz resimleri bize çekenler filancalardandı. Biz de şundan bıktık Ahmet Bey. Üç senedir parlamentoda siz daha önce böyle yapmıştınız. Biz hatırlatmaktan bıktık, utandırmak gayretinden bıktık. Eskiden böyleydiden bıktık. Ya bu işleri çözelim. Bu işleri çözmenin yolu şu. Anlayalım ki biz şimdi devletimizin şöyle çalışmasını sağlamamız lazım. Mecliste böyle birbirlerine resim gösteren siyasetçilerden kurtulsun, devreye girsin. Anayasanın hangi maddesi ihlal edilirse, Anayasa Mahkemesi dersin ki efendim bu. Biz şuna karar verelim. Diyelim ki bu madde, bu dönemin 2021 yılında, 2022 yılında, 2053 vizyonu konuşuluyor mesela. Bu ülkemizin demokratik görünümüne halel getirir bu. Bunu değiştirelim. Ama biz değişikliği yine kanunda yapalım. Yani siyasi üslubumuzu buraya göre ayarlayalım. Medeni insanlar gibi davranalım. Şimdi Türkiye'de bu
Şu anda tartıştığımız her şeyi berbat eden bir çözüm süreci gibi bir rezalet var. Bu çözüm sürecinde başarısızlığı devlete fatura eden bir siyasi üçlük var. Yani AK Parti'ye mesela biz niçin kızıyoruz? Başarı olunca partimizin politikası mahareti gibi takdim ediyorlar. Diyorlar ki biz başardık, haklarıdır da. Yani mesela bugün evlatlarımız sağ salim kurtulsaydı,
Bu AK Parti'nin olağanüstü inisiyatifiyle olacaktı. Böyle diyeceklerdi. Sayın Cumhurbaşkanı başkomutan olarak arzıya indirme edecekti. Bugün mesela gruba keşke yaşasalardı, keşke siyasi başarısı da AK Parti'ye nasip olsaydı. Keşke Cumhurbaşkanımız televizyona çıktığında deseydi ki ben bu evlatları kurtardım. Bak bundan da muzdarip değilim. Ama şöyle bir yere sıkışıyor mevzu. Başarılı olunca partimiz yaptı, başarılı olunca devlet stratejisi.
Şimdi bu araya sıkışan siyasal tecrübeyle ilk defa biz değerlendiriyoruz. O yüzden biz parti olarak şöyle bakıyoruz, önümüze gelecek FDP'nin problemli bir siyasi alanda siyaset yaptığını düşünüyoruz. Dünyanın her yerinde böyle siyaset yapmanın bir bedeli vardır. Ama bu bedeli hukuk ödetmelidir. Yani bizim ülkemiz böyle çadırda... Bir şey sorabilir miyim? Fezzeke gelince biz elimizi kaldıracağız.
Ne var ki İYİ Partili başka isimler bunun bir parti kararı olmadığını vurguladılar. CHP ise dosyaya bakar, dosyasına göre oy kullanırız eğiliminde. Bir milletvekilliğinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor, milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor. Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra genel kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.
Peki, HDP'lilerin vekillikleri düşerse ne olur? Mecliste 600 vekil var. Bu sayının %5'i, yani 30 milletvekilinin vekilliğinin düşmesi halinde ara seçim kararı veriliyor. Mecliste şu an ölüm, bakan olarak atanma ve vekilliğin düşmesi gibi sebeplerle kayıtlı vekil sayısı 585. Hali hazırda hakkında fezleke hazırlanan 9 HDP'li vekille
Soylunun PKK ile görüştüğünü söylediği HDP'li Taşdemir ve cezası onanan HDP'li Gergerlioğlu'nun da olası vekilliğinin düşürülmesi durumunda mecliste 569 vekil kalıyor. Dolayısıyla ara seçim kararı çıkıyor. Ara seçim kimin işine yarar sorusunun yanıtı ise çetrefilli. Şu anda anayasayı değiştirmek isteyen AK Parti ve MHP kendi anayasa değişikliği taslaklarını meclisten geçirip referanduma götürecek yeterli milletvekili sayısına sahip değil. Bunun için meclisin 3'te 2'sine ihtiyaçları var yani bu 20 milletvekili daha demek.
Bir ara seçim durumunda AK Parti düşen HDP'li milletvekillerinin yerine kendi vekillerini seçtirebilir mi? Kamuoyuna açıklanan anketler pek öyle demiyor. O zaman bir ara seçim iktidar için fazla riskli olabilir. Tahmin edilen şu, HDP'li vekillerin dokunulmazlığı kaldırılacak, yargılama başlayacak ama yargılama aşaması nasılsa kısa sürmeyecek. En iyi niyetlerle bir yılı aşacak. Seçim yasasının yedinci maddesine göre genel seçimlere bir yıl kala ara seçim yapılamaz. 2023'te genel seçim yapılacağına göre 2022'de ara seçim yapmak mümkün olmayacak. Durum bu. HDP milletvekili Garo Paylan yaşananları Medyascope açık oturum programında değerlendirdi. Hatırlarsanız 2013 yılında partiyi kurduk. 2015'e kadar Türkiye'de müthiş bir rüzgar estirdi. Romantik bir rüzgar estirdi. Çok kimlikli, çok kültürlü rengimizi herkes gördü. 2015 yılında partimizin oylarını %5, 6'dan %13'e çıkararak 80 milletvekilli meclise girdik.
Ama bu müesses nizamanın aktörleri tarafından müthiş bir rahatsızlık olarak görüldü. Neden öyle görüldü? Çünkü %13 oyunun ötesinde %65, %70 şöyle diyordu. HDP doğru yola diyordu. Doğru şeyler söylüyor diyordu. Ve gün olur HDP'ye oy da verebilirim diyordu. Bu önemli anlamda ön yargıları kırmıştı. Ama bu ön yargılar yerle bir edilmeliydi. Bunun için de çözüm sürecine son verildi.
HDP'liler kriminaliz edilmeye başlandı, HDP şiddetle, terörle iltisaklı gösterilmeye çalışıldı ve yaklaşık 5-6 yıldır ana akım medya bize kapalı. 6 yıldır HDP'ye küfrediyorlar, 6 yıldır HDP'ye saldırıyorlar. Eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız dahi binlerce partilimiz tutuklanmış durumda. Her gün onlarca yüzlerce gözaltı yapıyorlar. Ama her şeye rağmen HDP dimdik ayakta. Çünkü HDP'nin iddiaları barış iddiası, kardeşlik iddiası, bir arada barışçılığı yaşama iddiası. Bu anlamda dimdik ayaktayız. Onlar kendilerini tüketiyorlar.
Şimdi HDP'ye gelen saldırılara gelirsek, Türkiye'de hep bir demokratik siyaset alanına güçlendirme çabası vardı, biliyorsunuz. Ama hep bir askeri vesayet bunun karşısında durdu. Tekçilik dayatıldı, 100 yıldır dayatılan bir tekçilik. Buna karşı biliyorsunuz iki sosyolojik kesim itiraz etmişti. Bir, mütedeyinler kendilerini yok sayıyorlardı.
Buna karşı biliyorsunuz başörtüsü mücadelesiyle gelen bir geniş bir kesebim mücadelesi. Kürt halkı da kendisini ötekileştirilmiş görüyordu. Azınlıklar, öteki kimlikler ötekileştirilmiş görüyordu. Buna karşı çoğulcu bir söylemi öne çıkarmaya çalıştık. Demokratik siyaseti öne çıkarmaya çalıştık. Kapsayıcı bir siyaseti öne çıkarmaya çalıştık. Ama karşımıza darbe siyaseti karşımıza çıktı. Bu seferse apoletli darbeciler değildi bunlar.
sivil darbecilerdi. Yani Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları demokratik siyasete yıllardır darbe vuruyorlar. AKP MHP birlikteliği demokratik siyasete darbe vuruyorlar ve şunu yapıyorlar. Işte efendim ülkede hainler var, teröristler var söylemiyle bütün kurumları yerle bir ediyorlar. Üniversiteleri eee hukuk eee yargıyı
ayaklar altına alıyorlar, anayasayı yok sayıyorlar. Yani aklınıza gelen bütün kurumlar, mesela meclis şu anda güçsüz bir meclis, basın büyük oranda padişahım çok yaşadı diyen bir basın. Yani eğer ki bu dengeleyici denetleyici kurumlar yoksa büyük bir demokrasi yoktur. Yani HDP'yi bir düşman göstererek Türkiye'nin bütün kurumlarına darbe vurmaya çalışıyorlar. Şimdi ise yeniden HDP'ye bir darbe siyasi devreye girmiş durumda. Bu silil bir darbe. Bu 2016 yılında biliyorsunuz eşkinel başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksektağ ve arkadaşlarımız
tutuklandı. O meclise vurulmuş ilk sivil darbeydi. Şimdi yeniden bir darbe planlanıyor. Bu gara operasyonu sonucu ııı oluşan algıyla ki orada müthiş bir provokasyon, büyük bir provokasyon var. Bütün ııı sorumluluğu HDP'ye yıkmaya çalışan bir anlayış var. Tezzekeleri karşımıza çıkarıyorlar ve partimizi kapatmaya çalışıyorlar. Biz de şunu söylüyoruz.
HDP'yi kapatmak demek, Türkiye'deki demokratik siyaset iddiasına, tabutuna son çiviyi çakmak demektir. Ve HDP'ye karşı oluşan bu saldırı aslında muhalefet bloğuna yapılan saldırıdır. Çünkü AKP MHP bloğu kaybetmektedir. Ve bu kaybı durdurmak için muhalefeti parçalama ihtiyaç var. Bunun için de bu saldırıyı yapıyorlar. Özellikle İYİ Parti ve CHP içindeki
ve bazı ulusalcı kesimleri bu blok içinde ayrı bir tutum göstererek bu muhalefetin motivasyonunu kırmaya çalışıyorlar. Ama her şeye rağmen biz demokratik siyaseti korumaya çalışıyoruz. Bize yapılan bütün hakaretlere rağmen bunu korumaya çalışıyoruz ve ben bütün demokrasilerin herkesi de bu sivil darbe anlayışına karşı durmaya çağırıyorum. Ve partimizin kapatılması mesele değil. Defalarca bizim öncül olan partilerimiz kapatıldı ama bir sosyoloji varsa o sosyoloji tekrar partilerini kurar ve bununla devam eder. Ama mesele demokratik siyaset alanını korumaktır.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.