Podcast

72: Biden'ın Sessizliği

Trend Topic

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerikan yönetimine ilişkileri düzeltmek istediğine dair açık mesaj yolladı. Ancak Amerikan başkanı Biden hala Erdoğan'ı aramış değil. Türk Amerikan ilişkilerinde reset olabilir mi? Başlıklar bu bölümde...



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.509 kelime · ~13 dk okuma

S400'ler, Suriye, Doğu Akdeniz, Halkbank davası, FETÖ ve insan hakları konusu. Evet, bu bölümde Türk-Amerikan ilişkilerine bir bakış atıyoruz. Mesele çok boyutlu, çok katmanlı. Ben Nevşim Bengü, Trentopia'ya hoş geldiniz.

Bu bölümde son yaşanan olaylara değineceğiz ancak takip edememiş dinleyicilerimiz için bir miktar arka plan vermekte fayda var. ABD'nin 46. Başkanı Biden göreve geldiğinden bu yana Türkiye hükümeti gerek Cumhurbaşkanı gerek İbrahim Kalın, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar üzerinden bir iletişim kanalı yaratmaya çalışıyordu. Nihayetinde 15 Şubat'ta Amerikan Dışişleri Bakanı Anthony Blinken mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Girişte de bahsettiğim gibi konular ağır. Mesela 10 Şubat tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Sözcüsü Ned Price, Osman Kavala'yı hemen serbest bırakın açıklaması yaptı. İnsan hakları konusu buradan açılmış oldu. Halkbank davası

Mayıs ayında Rıza Zarrab'ın mahkemede ne söyleyeceği yine merak konusu. Uzmanlar Trump yönetimiyle bu konuyu bir şekilde rafa kaldıran Türkiye'nin yeni yönetimle de bir uzlaşma arayışında olduğunun altını çiziyor. FETÖ'nün Amerika Birleşik Devletleri'nde varlığı sürüyor. Lobi faaliyetleri devam ediyor. Örneğin Enes Kanter, Amerikan kamuoyunda çok etkin. Türkiye bir kırmızı bülten çıkardı Enes Kanter için. Ama Amerikan senatosundan bu bültenin kaldırılması için talepler geliyor.

Transkriptin tamamını oku

Diğer konu Doğu Akdeniz. Dışişleri Bakanı Blinken Çavuşoğlu'yla yaptığı görüşme sonrasında Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dandias'ı aradı. Blinken her iki görüşmeyi de kendi Twitter hesabından duyurdu. Blinken'ın Yunan mevkidaşıyla yaptığı görüşmeyi çok daha sıcak cümlelerle anlatması dikkat çekti.

Suriye konusu bir başka kritik konu. Biliyorsunuz Gara Operasyonu bölümünde de belirtmiştik. Amerika Birleşik Devletleri 13 vatandaşın öldürülmesini eğer PKK yaptıysa diye kınamıştı bu hükümetin sert tepkisine neden olmuştu. Blinken Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmede saldırıdan PKK'lı teröristlere sorumlu tuttuğunu belirtti. Yani Amerika'dan gelen bu açıklama bir nevi düzeltilmiş oldu.

Türkiye ABD'nin YPG PYD'ye olan desteğini geri çekmesini istiyor. Gelelim Zoran'ın zırt dediği yere. S-400'ler bu konuda uzmanlar bir çıkış yolu henüz göremiyorlar. Savunma Bakanı Hulusi Akar elimizde kalsın, zorunlu da olmadıkça kullanmayız diyor. Ama Amerika Birleşik Devletleri bu konuda açık pozisyonunu koruyor. Washington Enstitüsü'nün Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü Soner Çağaptay, Deutsche Welle'nin konuyla ilgili sorusunu şu şekilde özetlemiş.

Çağaptay, Ankara'nın S-400 alımından vazgeçmeyeceğini söylemiş, iki ülke arasındaki S-400 krizi de muhtemelen çözülemez, diyor. S-400 alımını Putin'le Erdoğan arasındaki şahsi ilişkiye dayanan bir alışveriş olarak değerlendiriyor Çağaptay. Ve diyor ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 9 Ağustos 2016'daki görüşmesinde, Suriye'de bir uzlaşma karşılığında Türkiye'nin S-400 sistemi alması gerektiğini söyledi. Bunu bu koşulu olarak dayattı, diyor. Çağaptay, Türkiye ile Rusya, Suriye, Güney Kafkaslar ve Libya'daki üç savaşta farklı tarafları destekliyor. Eğer Türkiye Rusya ile ters düşer ise bu cephelerde zor durumda kalabilir, diyor. Putin'in elinde ayrıca ticaret ve turizm yaptırımları gibi kozlar var.

Ankara'nın şu anda S400 alımından vazgeçme lüksü yok. İstese dahi Putin'in elinde Söner Çağapta'ya göre pek çok araç var. Onun için S400 meselesinde Türkiye biraz arada sıkışmış durumda. Şimdi genellesin böyle devam edelim. Devlet Bahçeli'nin sevdiği iletişim yöntemlerinden bir tanesi tweetsel kullanmak. Uzun cümlelerle uzun tweetseller paylaşan Bahçeli'nin son tweetselinin konusu Türkiye-ABD ilişkileriydi. Bahçeli'nin tweetleri şöyle.

Son günlerde Demokrat Parti'ye yakınlığıyla bilinen küresel bir düşünce kuruluşu olmayı amaçlayan Brookings Enstitüsü'nde peş peşe Türkiye-ABD ilişkilerini merkezine alan raporlar yayınlandı. Bu raporların zamanlaması son derece manidardır. Özellikle geçtiğimiz ay sonunda Galip Dalay ve bu ay içinde de Nicholas Danford tarafından yazılan makale veya raporlar dikkatle takip ve analiz edilmelidir. Türkiye'nin batıyla bağlarının yeniden kurulmasının yeni bir hükümete kalacağı iddiası seslendirilmiştir. Sözde siyasi mahkumların serbest bırakılmasının Türk-Amerikan ilişkilerinde iyileşme yaşanması için ön şart olduğu vurgulanmıştır. Yani tehdit ve dayatma diz boyudur. Türkiye'mize ve meşru hükümetimize alçakça parmak sallanmaktadır.

Brookings Enstitüsü Türkiye'yi adeta sömürge ülkesi gibi servis etmiştir. Gözümüzden kaçmayan bir başka husus da şudur. Kemal Derviş, Brookings Enstitüsü'nde yöneticidir. Bu durum kuşku vericidir. CHP'nin Brookings Enstitüsü ile irtibatı Derviş-Kılıçdaroğlu bağlantıları. Dahası, CHP'nin ABD'nin yeni hükümetine düşünce kuruluşları vasıtasıyla muhbirlik yapıp yapmadığı milli vicdan tarafından sorgulanmaktadır.

Yazılan karanlık senaryonun iç yüzü aydınlanmaya başlamıştır. Derviş'in yeni bir fitne düzeneğinin asal unsurlarından birisi olduğu vehim değil, vaki bir gerçektir. CHP'de iki Kemal vardır. Acaba diyorum mesela Faik Öztürak hangi Kemal'i lider olarak kabullenmektedir? Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Kemal'in CHP'deki ajanı ve taşeronu Öztürak mıdır?

Bahçeli Nicholas Danford'ın raporundan bahsediyor. Nicholas Danford Türkiye üzerine uzun yıllardır çalışan bir analist. Raporda herkese açık. Raporda özetle şöyle deniyor.

Erdoğan baskı altında defalarca taktik hamleler yaptı. Daha önce gerildiği ülkelere olumlu söylemlerde bulundu ve sınırlı tavizler verdi. Erdoğan kesinlikle gerektiğinde geri adım atabilir ancak Türk siyasetinin yapısı ülkenin mümkün olduğunu hissettiği anda agresif bir şekilde çıkarlarını geliştirmeye geri döndüğünü gösteriyor. nihayetinde Türkiye'nin batıyla bağlarının yeniden kurulmasından fayda sağlayacağına karar vermek demokratik olarak seçilmiş bir Türk hükümetine kalacak. O zamana kadar Washington'ın karşısındaki zorluk bu durumu ikili ilişkileri düşmanca hale getirmeden görünür kırılmak için yeterli baskıyı sürdürmek olacaktır.

Yani Nicholas Stamford diyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan zaman zaman batıya yeniden yüzünü dönüyor gibi görünse de iş siyasette farklı şekilde sıkışırsa hemen 180 derece dönebiliyor. Bu noktadan sonra Recep Tayyip Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri için ne kadar güvenilir bu ortak bu kocaman bir soru işaret ediyor Nicholas Stamford ve kendi zaviyesinden artık Amerika Birleşik Devletleri'nin Recep Tayyip Erdoğan'a çalışmasının Mümkün olmadığını söylüyor. Rapordaki ifadeler MHP lideri Devlet Bahçeli'yi epey kızdırmış anlaşılan. Peki başkanlık koltuğunda Joe Biden'ın oturmasından sonra Türk-Amerikan ilişkilerinin seyri nasıl olacak? Cumhurbaşkanı Erdoğan Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Televizyonu açılış töreninde bir konuşma yaptı. Erdoğan 6 Ocak kongre baskınının arkasında YPG ile bağlantılı kişilerin olduğunu söyledi. Ve yeni yönetimle ilişkileri iyileştirmek istediğinin altını çizdi.

Aynı şekilde Amerikan makamlarına ilettiğimiz klasörler dolusu delillere rağmen FETÖ elebaşıyla ilgili 4 yıldır hiçbir adım atılmaması milletimizi ve 251 şehidimizin ailesini derinden yaralamıştır. Demokrasi ve özgürlükler konusunda iddia sahibi bir ülkenin demokrasiye kast eden darbecilere kucak açması çok büyük çelişkidir. Geçmişte yaşanan tecrübeler, bir terör örgütü eliyle diğerini ortadan kaldırmaya çalışmanın yanlışlığını acı bir şekilde göstermiştir. Nitekim, Amerikan Kongresi'ne yönelik menfur eylemde başı çekenlerin, bölücü örgütün Suriye kolu YPJPYD ile bağlantıları ortaya çıkmıştır.

Bu saldırıyla terörün insanlıkla beraber demokrasinin de düşmanı olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Medyeskop'ta yayınlanan Transatlantik programında Ömer Taşpınar ve Gönül Toğol, Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl şekillenebileceğini şöyle masaya atırdılar. Şimdi Türkiye'de genellikle şöyle bir düşünce var. Türkiye'deki insan hakları hukuk devleti aslında Amerika'nın umurunda değil.

Ama stratejik nedenlerle Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak için bunları kullanıyorlar. Olay bu kadar basit mi? Bu kadar basit değil ve bence yavaş yavaş Türkiye'deki otoriter düzenin, Türkiye'deki yapının aynı zamanda Türkiye'nin jeostratejik öneminin de azalması sonucunu doğurduğu yönünde bir değerlendirme de yapılıyor. Çünkü Amerika'nın şu anda Türkiye ile yaşadığı en ciddi sorunlara baktığımızda, PKK meselesinde eğer Türkiye mesela 2013'lerde 2014'te hala devam eden PKK ile barış sürecine devam edebilmiş olsaydı yani bir şekilde PKK ile barış sürecinde demokratik adımlar atabilen bir Türkiye Amerika'da da herhalde Amerika ile de Suriye'de bu derecede ciddi bir sorun yaşamayabilirdi.

Veya içeride mesela darbe yaşamamış bir Türkiye ve bu darbeyi Fethullah Gülen yaptı diyor Türkiye ve Amerika'dan Fethullah Gülen'i istiyor fakat Amerika ne yapıyor? Vermiyor Fethullah Gülen'i. Niye? Görüyoruz ki yani bugün hala görüyoruz ki Amerika aslında bu darbenin tam olarak veya sadece Fethullahçılar tarafından yapıldığına da inanmıyor demek ki.

Türkiye'nin terör örgütü olarak belirlediği Fethullah Gülen'i ve onun ağını Fethullah Gülen başta olmak üzere Amerika'ya iade ederdi. Yani burada Türkiye'nin iç meseleleri gerek Fethullahçılık olsun, gerek PKK Kürt meselesi olsun artık Amerika'nın kendi Türkiye politikasıyla çakışıyor ve şöyle bir gerçek var Türkiye bir diktatörlük değil yani Türkiye'nin başında bir diktatör yok Erdoğan seçim kazanmak zorunda değil mi yani her şeyiyle Türkiye'de otoriter bir gidişat var fakat sonuçta Türkiye bir Mısır bir Suudi Arabistan Dolayısıyla seçimlere gittiğinde popülizm yapmak zorunda. Halka bir şekilde bir hikaye anlatmak zorunda ve bazı sorunlardan da dışarıyı sorumlu tutmak zorunda. PKK meselesinde şu anda çok verimli bir ortam var.

Bu mektup mesela, 54 senatör mektup yazıyor ve sadece insan haklarından bahsetmiyor. Mektubun diline baktığımızda şöyle bir cümle var. Suriye'deki Kürt ortaklarımıza saldırıyor diyor mektup. Suriye'deki Kürt ortaklarımıza. Yani Türkiye'nin terörist olarak gördüğü bir örgütü Amerika ortak olarak, o senatörler ortak olarak benimsiyor.

Bu ne anlama geliyor? Demek ki PKK'yı tam olarak terör örgütü olarak görmüyorlar, PYD'yi görmedikleri gibi. Fethullah Gülen meselesinde biz Enes Kanter'i ne yapıyoruz? Enes Kanter'i Türkiye yakalatmaya çalışıyor. Niye? Çünkü onu bir terör şebekesinin bir elemanı olarak görüyor. Amerika ne yapıyor? Onu insan hakları havarisi olarak görüyor.

Bunlar artık jeostrateji ötesi, Türkiye'nin iç meselelerinin Amerika ile ilişkilerinde çok ciddi sorunlar yarattığı, Türkiye'deki bu meseleleri halledememe, ve Türkiye'deki haberlere güvenmemek, darbenin kim tarafından yapıldığı veya gerçekten PKK mı öldürdü onları bunları güvenmediğini resmi dille Amerika söylüyorsa eğer bu artık sadece bir Türkiye'deki jeostratejik önemli değil, Türkiye'deki gidişatın jeostratejik meseleleri etkilediğini gösteriyor. O yüzden sözde Günül Tol Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın S-400'ler için gündeme getirdiği Girit modelini ise Türkiye'nin bindiği dalı kesmesi olacağını söylüyor. Aslında Türkiye bu Girit modelini öne sürerek kendi bindiği dalı kesiyor. Bugüne kadar çünkü ne diyordu Türkiye? Ya biz S400'leri alıyoruz, bu siyasi falan bir karar değil. Bizim ulusal güvenliğimiz bunu gerektiriyordu ve kesinlikle bundan geri adım atamayız diyordu değil mi? Ama şimdi diyor ki, tamam atabilirim ben geri adım, kalsın bir yerde arada bir açıp çalıştıralım diyor.

Şimdi bu kongrede, o kongre hiçbir zaman bir kere Türkiye'nin bu siyasi bir karar değildir, bütünüyle teknik alınmış bir karardır, ulusal savunmamız için gereklidir söylemini hiçbir zaman benimsemedi. Kongre hep şunu söylüyordu, Erdoğan bunu askere dahi danışmadan tek başına aldı, bu siyasi bir karardı. sarsmak istedi bu kararı. Ayrıca petriyatları da bize satmadılar. Söylemi doğru değil.

ve nitekim doğru da değil yani gerçekten Patriotlar satılmaya çalışıldı yani bu bir sürü bu konuda şey var yani yazılan yazılar var o dönemde yetkililerin gazetelere haber olmuş şeyler var yani Patriotlar satılmaya çalışıldı Türkiye'ye kongre de bunu söylüyor üstelik hem teknoloji paylaşımı konusunda hem de fiyat konusunda Türkiye'nin istediği yere çok yaklaştı Amerika'nın önerdiği paket Ama onların şeyinde birden Erdoğan müdahil oldu diyorlar. Öyle anlatıyor savunma yetkinleri, Amerikalılar. 2017 yılında birden müzakerelere Erdoğan müdahil oldu ve bambaşka bir yola gitti. Halbuki çok ilerliyordu. Biz Türkiye'nin istediği yere çok yaklaşmıştık. Oysa Türkiye ne yaptı? Rusya'dan S-400'ü almayı tercih etti. Üstelik teknoloji transferi yok. Yani bizi onun için eleştiriyor. Biz size teknoloji transferi bir ölçüde verdik. Siz gidip hiç teknoloji transferi olmayan S-400'ü aldınız. Üstelik de Rusya Çin'e ve Hindistan'a sattığından daha pahalıya sattı Türkiye'ye S-400'ü.

O yüzden şimdi kongrenin kafasında bakın işte biz hep haklıydık, bu siyasi bir karardı. Madem o kadar ihtiyaç duyuyordunuz, şimdi niye Girit modeli diyorsunuz diyecekler. Yani Türkiye için Girit modelini öne sürmek aslında kendi söyleminin altını oyan bir durum. Ömer Taşpınar sorunun temeline iniyor ve ilişkilerde bir fırtınaya doğru gidildiğini söylüyor. Yani sorunun temelinde nedir Türk-Amerikan ilişkilerinde dediğimiz de tehdit algılaması farklı oldu artık.

İnandırıcılık meselesi var ve güven meselesi var. Üç tane ana meselede de bunları görüyoruz. İnandırıcılık ve güven meselesi yaşanıyor. S400'leri konuştuk. Girit modeli gibi bir şeyi inandırıcı bulmayacaklar. Patriotlar konusunda söylediklerini Türkiye'nin inandırıcı bulmuyorlar. Farklı tellerden çalıyor Türkiye ve Amerika. Yani söylem farklı, inandırıcılık farklı, güven farklı. S-400 gibi önemli teknik bir konuda. Bu inandırıcılık ve güven meselesinin çok daha büyük bir boyuttakini PKK ve Fethullah Gülen meselesinde görüyoruz.

Amerika'da ciddi bir inandırıcılık sorunu var Türkiye'nin. Fethullah Gülen meselesinde sorduğum soru, yani 2016 darbesine gidinceye kadar bunların bir terör örgütü olduğuna kadar burası bunlara inanmıyor, tam güvenmiyor. Bu çok önemli. Yani terör örgütü dediğinde bu bizim için el kaide gibidir.

Dışişlerinde konuştuğum insanlar Türkiye, Fethullah Gülen için, sizin için Osama Bin Laden neyse, sizin için El Kalde neyse bizim için odur dediğinde, Benim konuştuğum insanlar şöyle şeyler söylüyorlar, Türkiye'yi iyi bilen. Burada bir inandırıcılık sorunu var çünkü Osama Bin Laden ile Amerika ile El-Kaide ile kıyasladığında yani Erdoğan'ın fotoğrafları var bu adamla ve bu hasret bitsin diye yaptığı konuşmalar var. Bir tane Amerikan başkanı var mı Osama Bin Laden'a bu hasret bitsin? beraber çalıştık, fotoğrafları beraber olan yani bir inandırıcılık sorunu, bir güven meselesi var tam olarak ne olduğu konusunda Gülen hareketinin. Dolayısıyla terör örgütü olarak prezante ettiğin şey geliyor sana insan hakları mücadelesi olarak çarpıyor. PKK konusunda da onların bakış açısıyla tabii ki farklı, Türkiye de inandırıcılık olarak diyor ki sen PKK'yı terör örgütü olarak görüyorsun, haklı olarak Türkiye diyor ki

terör örgütü olarak tanıdığım bir örgütün, Suriye'deki branşıyla sen nasıl hareket edersin? Bana yıllarca masallar okudun, Fırat'ın batısına geçilmeyecek diye, orada basbayağı bir Kürt devleti kurduruyorsun bunlara. Biz de sana inanmıyoruz, biz de sana güvenmiyoruz diyor. Buradan bir stratejik ortaklık çıkması çok zor. O nedenle, bütün bu nedenlerle ciddi bir fırtınaya doğru gidiyoruz. Böylece iyimser değerlendirmelerse Türk-Amerikan İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ'dan.

Türkiye önemli bir ülke. Hem bulunduğu konumu itibariyle, coğopolitik konumu itibariyle, hem yaptıkları itibariyle, hem gelişimi itibariyle, nüfusu itibariyle, genç nüfusu itibariyle, Avrupa'daki konumu itibariyle, iki saat, üç saat yakınlıkta olan ülkelerdeki coğrafi konumu itibariyle. Son 15 yılda yaptıkları itibariyle baktığınız zaman Türkiye önemli bir konumda, önemli bir müttefik, önemli bir NATO müttefiki. İkinci büyük ordu NATO'da Amerika'dan sonra Türkiye ordusu. Şimdi bunların hepsine baktığımız zaman Amerika yeni başkan geldiği günün ertesi günü Türkiye ile ilgili karar verir konumda olmaması lazım ki yapmadı demin söylediğiniz.

Bazı ülkelerle ilgili hemen şeyler yaptılar. Yemen konusunda hemen bir karar verildi. Birleşik Arap Emirliklerine silah donduruldu. Orta Doğu'da önemli bazı tık tık kararlar verildi.

Yani şunu demek istiyor Biden, bunları görüşmeye ihtiyacım yok, bunları görüşmeme gerek yok, sizi dinlemeye ihtiyacım yok. Ben bunları oturdum, tık tık kendi ekibimle karar verdim. Türkiye ile ilgili hiçbir şey söylemedi dikkat ederseniz. Suriye ile ilgili önemli bir şey söylemedi dikkat ederseniz. Suriye özel temsilcisi atamadı mesela, Yemen özel temsilcisi de atandı. Ama Suriye'deki politikalarına göre bir özel temsilci atayacağı için onu mesela beklettiler.

Türkiye'yle ilgili beklettiler. Neden? Çünkü herkes birbirini koklamak istiyor. Bir mesajların alınmasını istiyor. Türkiye'nin davranışı nasıl olacak? Türkiye'de bekliyor dikkat ederseniz. Türkiye'de çok fazla bir şey söylemiyor. Orada yeni yönetimin davranışları ne olacak?

Amerikan Başkanı Barack Obama döneminde Türkiye, Suriye iç savaşında Esad'a karşı savaşması beklenen grupları beraber desteklemeye başlamıştı. Fransa'nın da katkısıyla yapılan Aid Donat programı çok uzun sürmedi. Türkiye'yi ve Türkiye'nin devşirdiği grupları o dönemde güvenilir bulmayan Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'de YPG'den devşirilen ve yeniden yapılandırılan Suriye Demokratik Güçleri ile yola devam etme kararı aldı. Obama, Esad'ı devirmeyi de ajandasında görünen hukuku çıkardı. Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'de müttefik değiştirmesi Türkiye'nin bölgedeki hesaplarını bozdu. Türkiye bu hamleyi ayrıca kendi güvenliğine karşı olarak da algıladı.

Bu ilişkilerin ilk gelildiği noktaydı. Daha sonrasında işte malum Türkiye'nin patriotları almak istemesi, Amerika Birleşik Devletleri ile bu konuda bir uzlaşıya varamaması, ardından başka çeşitli nedenlerle S-400'leri alması ve sonra S-400'lerin ne olacağının tartışılması, Amerika Birleşik Devletleri Türkiye ilişkilerindeki çok katmanlı sorunlardan bazıları. Şimdi Biden yönetimi açısından Türkiye'den öncelikli konular var. Çin, Rusya ve İran ile yapılacak yeni nükleer anlaşma şu anda başat konular. Ancak Türkiye açısından Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerin yeniden dizaynı önemli bir konu yapılan açıklamalardan bu anlaşılıyor. Financial Times gazetesinde Biden'ın yeni dış politikasının analiz edildiği bir makale Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. David Gardner imzalı makalede Biden'ın göreve gelmesinden bu yana hala Erdoğan'ı aramadığının alta çiziliyor. Gardner'a göre bu strateji şöyle, konuşmamak alışılmışın dışında bir diplomasi aracı ancak bazı durumlarda kullanılabilir. Gardner, Biden'ın bilerek Erdoğan'ı aramadığını, bilerek sustuğunu ve susarak bir mesaj gönderdiğini söylüyor.

Biden tarafında sessizlik hakim ancak Erdoğan uzlaşmak istediğinin sinyallerini açık açık veriyor. MHP lideri Devlet Bahçeli'de bir sonraki yönetimi beklemek ne demek? Amerika ile ilişkiler onarılacaksa biz onarırız diyor aslında. Evet durum böyle, gelişmeleri takip ediyoruz ve sizler için yine değerleyeceğiz. Trend to People bir medyayla hazırlıyoruz. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)