
2.242 kelime · ~11 dk okuma
27 Eylül'de Dağlık Karabağ'da çatışmalar başladı. Ermenistan ilk vuranın Azerbaycan olduğunu söyledi. Azerbaycan'da ilk vuran Ermenistandı dedi. Askerler öldü, siviller öldü, araya Rusya girdi ve 10 Ekim'de bir ateşkes ilan edildi. Ama çatışmaların devam ettiğini görüyoruz. Dağlık Karabağ çatışmalarının detaylarını aktaracağız.
Dağlık Karabağ Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Toplum tarafından Azerbaycan'ın bir parçası olarak tanınıyor. Ancak Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde yirmisine denk gelen Dağlık Karabağ ve civarındaki bazı bölgeler, 1990'ların başından bu yana Ermenistan'ın işgali altında bulunuyor. Bölgede demografik olarak Ermeniler üstün 1991 yılında Dağlık Karabağ Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak burayı uluslararası alanda Ermenistan dahil hiçbir ülke tanımadı. Aslında sorunun kökeni Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Stalin'in almış olduğu bir karara dayanıyor. Sorunun kökenini Bakü'de bulunan Ada Üniversitesi öğretim üyesi Nazım Arda Çağdaş'la konuştum.
Şöyle bir coğrafya düşünün. Ulus devlet kurma çabalarından, milliyetçiliğin 19. yüzyılda yükselme devrinden önce hani Bakü'den başlayan, Orta Dolu'ya, Ankara'ya kadar uzanan bir coğrafya. Ve burada da dağılık nüfuslar var. Mesela Ermeniler bütün bu nüfus alanına dağılmış durumdalar ve her yerde var. Hani Bakü'de de var, Ankara'da, Yozgat'ta, Sivas'ta her yerde var. Bugünkü Ermenistan topraklarında da var. Aynı şekilde Müslümanlar bu coğrafyanın her yerinde var. İşte Türkler, Kürtler, Araplar. Şimdi Avrupa'da yaşandığı gibi bir kriz burada da yaşanmış. Şimdi ulus devlet sınırları çizdiği zaman her yer komşu köyler, komşu şehirler sürekli karışık nüfuslar içeriyor. Ve siz ulus devlet kurmak için mümkün mertebe kendi nüfusunuzu bir yerde toplamak zorundasınız ki Osmanlı son döneminde başlayan çatışmalar, Ermeni-Müslüman çatışmaları, 1915'teki
toplu sürgünle sonuçlanıyor. Çok ciddi bir Ermeni nüfus kaybı var burada. Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmak zorunda kalan kaçan Ermeni bir kısmı Kafkasya'da yavaş yavaş kümelenmeye başlıyor ve Sovyetler Birliği'nin buraya bir dahli var malum ve yavaş yavaş burada biraz da hani siyasi otoriterin Moskova'nın da biraz baskısıyla yavaş yavaş bazı yerde bir Ermeni nüfus yoğunluğu oluşmaya başlıyor ama dediğim gibi yani Ruslar gelene kadar bugün Azerbaycan olarak bilinen devlet değil ama bütün coğrafi bölgenin kuzayında bağımsız hanlıklar var. Daha doğrusu özel kanlıklar var. İşte Nahçıvan Hanlığı, Revan Hanlığı, Karabağ Hanlığı, Genci Hanlığı farklı farklı hanlıklar var. Ruslar buraları
işgal ettikten sonra oraları kendi eyaletleri yani gubernaları haline getirmişler. Şimdi eğer sadece siyasi tarih ve otorite açısından bakarsan bakan insanlar şey diyor hani burayı sadece Azerbaycan yönetti ama şimdi nüfus açısından baktığımız zaman nüfus her zaman karışık olmuş ki ulus devlet kurma süreçlerinde 1918-20 arasında karşılıklı çok ciddi çatışmalar yaşanıyor. Ermeniler, Azeriler arasında Türkler diyelim hani Azeri biraz Stalin devrinden sonra üretilen bir kimlik. ve bu karşılıklı çatışma döneminde iki tarafta mümkün mertebe, sakinlik sağlanmadan Sovyetler buraya hakim olmadan önce kendi nüfuslarını artırma peşindeler. Şimdi o dönem Lenin'in halklara bir sözü var Sovyetler Birliği'nde. Çarlık Rusya'sının zorla Ruslaştırma politikasına karşı Lenin döneminde Bolşevik hükümeti şöyle diyor, artık herkes kendi kimliğiyle Sovyetler Birliği içinde var olacak, halkların kardeşliği. Fakat Stalin devrinde farklı bir milliyetler politikası ortaya konuluyor ve
Hani sınırlara baktığınız zaman bugün bir Ermenistan, Azerbaycan, Karabağ haritası bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Zaten bunu bilmek için orta düzey bir okur da bunu biliyor. Akademisyen olmaya da gerek yok. Sınırlar etnik çatışmaya ciddi anlamda açık bir şekilde çizilmiş. Örneğin Nahçıvan ile Azerbaycan ayrılmış. Aradaki Zangezur bölgesi Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti'ne verilmiş. Aynı şekilde
Dağlı Karabağ sınırları çizilirken Ermeni yerleşimlerinin bir çoğunluk oluşturacağı şekilde bu sınır çizilmiş ama her şekilde bu Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti'ne ayrılmış. Sovyetlerin, daha doğrusu Stalin devri politikaların amacı şu, buraları karşılıklı bağımlı hale getirmek. Yani bir kilim gibi düşünün. Bir ilmek kopartıldığı zaman tamamen bütün sistem çöküyor. Sorum Kronik 2 Nisan 2016'da iki ülke orduları arasındaki cephe altında çatışma yaşandı.
Çatışmalar dört gün sürdü. Aralarında sivillerin de olduğu onlarca kişi hayatını kaybetti. 5 Nisan'da önce Azerbaycan ardından Ermenistan ateşkesi ilan etti. Ateşkesin kalıcı hale gelmesi için 16 Mayıs 2016'da Azerbaycan lideri İlham Aliyev ve Ermeni lider Serj Sarkisyan Viyana'da Amerika Birleşik Devletleri Rusya ve Fransa'nın ara buluculuğunda görüştü.
Haziran ayında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iki lideri St. Petersburg'da bir araya getirdi. Görüşmelerin ardından Azeri yetkililer Ermeni ordusunun Dağlık Karabağ'daki bazı illeri sırasıyla terk edeceğini ve kalan bölgelerle Ermenistan arasında bağlantının sağlanacağını ardından da bölgenin statüsü için görüşmelere başlanacağını açıklamıştı. Ancak Ermeni yetkililer bu açıklamaları yalanladı. Görüşmeler sonuçsuz kaldı. Geldik bugüne. Bugünkü çatışmaların arkasında süregelen bu demografik sorunlar var ama enerji meselesi de var. Azerbaycan kendi gazını Avrupa'ya göndermek istiyor. Avrupa da bunu istiyor çünkü Avrupa Rusya'ya olan enerji bağımlılığını azaltmak istiyor. 17 Temmuz'da Ermenistan, Azerbaycan'ın Tomuz iline bir saldırı düzenledi. Tovuz niye önemli? Tovuz'dan Türkiye ve Azerbaycan'ın ortaklaşa gerçekleştirdiği Bakü-Tiflis-Kars demiri yolu, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru ve TANAP'ın başlangıcı olan Güney Kafkasya doğalgaz boru hatları geçiyor. Yani konunun enerji boyutu var. 27 Eylül'de çatışmalar başladı. Çatışmayı Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ulusa sesleniş konuşmasıyla açıkladı. 9 köyü kontrol altına aldıklarını söyledi.
İhtilafı barışçıl bir şekilde çözmek istedik, dayandık, bize ait olanı almak istedik, başka bir şeye ihtiyacımız yok. 30 yıldır dünya toplumunun sorunu çözeceği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kendi kararlarını uygulamak için çabalayacağı ümidiyle yaşadık." dedi. Çatışmalara Azerbaycan'ın gösterdiği askeri üstünlük damga vurdu. Özellikle Azerbaycan'ın kullandığı insansız hava araçları çatışmaların ayırt edici özelliği oldu. Azerbaycan, Türkiye'den aldığı bayraktar şirketine ait SİHA'ları kullandı. Ancak İsrail'den aldığı hava araçları da bu çatışmalarda etkindi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev verdiği röportajlarda SİHA'lara ilişkin sık sık konuştu.
Silahlı hava araçları dünyanın en üst düzeyinde olan araçlardır. Onların Azerbaycan ordusunda olması bizim ordumuzu böylece güçlendirmiştir. bize büyük imkanlar sağladı ve aynı zamanda can kaybının çok da büyük olmamasına da getirip çıkardı. Çünkü eğer bu imkanlar bize olmasaydı, orada Ermenistan'ın Dağlıkarabağ ve işgal edilmiş topraklarında 30 yıl erzinde kurduğu istihkamlar, tanklar, toplar, ondan sonra yayılım ateş kurgularını mehvetmek daha zor olabilirdi. Daha çok insan helak olabilirdi. Ona göre bu mükemmel teknoloji, intelektüel meşsul Türkiye halkının potansiyelini gösteriyor.
Dağlık Karabağ'da çatışmalarda sivil kayıplarında olmasa Türk İHA'larına karşı yönelik tepkiyi arttırdı. Tepki veren ülkelerden bir tanesi Türk SİHA'larına parça sağlayan Kanada'dan geldi. Kanada İHA'ların bazı kritik parçalarını Türkiye'ye yollamama, satışı durdurma kararı aldı. Ankara Kanada'nın aldığı kararı eleştirdi ama kim uzmanlar diyorlar ki zaten Türkiye artık bu parçaları kendi kendisine de üretebiliyor. Kanada'nın bu parçaları yollamasına gerek yok. Bu bir şeyi değiştirmez. Böyle söyleyen uzmanlar da var.
Çatışmalar süresince Azerbaycan'a Türkiye ve İsrail'in verdiği destek çokça konuşuldu. Ermenistan ise görece yalnızdı. Savaş tüm hızıyla sürerken 5 Ekim'de ilginç bir görüntü kameralara yansıdı. Rus gazeteciler Putin'in makamında Putin'le röportaj yapıyorlar, çekim yapıyorlar. Putin'in telefonu çalıyor tam o sırada. Ariyan'ın Ermenistan Başbakanı Paşinyan olduğu kameralara yansıyor.
Putin gazetecilerin gözü önünde bu telefonu açtı. Şu anda meşgulüm seni daha sonra arayacağım dedi. Şak diye kapattı telefonu. Putin'in Paşinyan'ın telefonuna cevap vermemesi böylece kayıtlara geçmiş oldu. Peki niye böyle bir şey yaptı Putin? Bu zamana kadar Rusya hep bir parça bu tip sorunlarda Ermenistan'dan yana ağırlığını koyuyordu. Niye bu sefer Paşinyan'a böyle bir tavır koydu Putin?
Uzmanlar şöyle açıklıyorlar, Paşinyan ilk seçilirken aslında bütün dünyanın gözü Paşinyan'ın üzerindeydi. Çünkü Paşinyan daha liberal, daha özgürlükçü, Ermenistan'ı daha çok böyle Avrupa Birliği'ne yaklaştırmak isteyen, batıya yaklaştırmak isteyen bir lider, bir siyasetçi olarak görülüyordu. Putin aslında burada Paşinyan'a cevap vermiş oldu. Yani Putin Paşinyan'a şunu demiş oldu.
Sen Rusya'sız yapamazsın, Ermenistan'ı da Rusya'nın ekseninden öyle kolay kolay çıkaramazsın. Bak ilk başın sıkıştığında bana geliyorsun, bana gelmek zorundasın demiş olduğu kameraların gözü önünde Putin. Rusya'nın tarafları Moskova'da bir araya getirmesiyle bir ateşkes sağlandı. Ateşkes için tarafları 11 saat görüştü. Ateşkes ilan edildi ama ateş kesilmedi. Ermenistan gence kentini vurdu. 10 sivil öldü. Ermenistan biz vurmuyoruz. Asıl Azerbaycan vuruyor dedi. Ermenistan medyası Azerbaycan'ın cumartesi günü Dağlık Karabağ'ın yönetim merkezi Stepanakert'i vurduğuna ilişkin haberler yaptı.
Bundan sonra da çatışmalar sürdü. Ermenistan, Goranboy, Terter, Adam ve Ağcabeyli bölgelerini hedef alırken Azerbaycan da Ermeni hedeflerini vurmayı sürdürdü. Taraflar, biz insani ateşkese uyuyoruz ama saldırılara karşılık veriyoruz tavrına üstlendiler. Son kertede aslında Azerbaycan'a göre Ermenistan'ın dayanacak gücü kalmadı, mühimmatı bitmek üzere. Şimdi öte yandan süren barış görüşmeleri var, Minsk grubu görüşmeleri var. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev verdiği bir mülakatta Minsk grubunda bu bölgeden uzaklarda olup hiç alakası olmayan ülkeler var.
Öyle ülkeler olmalı ki bu grupta. Etkileri olsun, tesirleri olsun. Türkiye zaten Minsk grubunun üyesi. Dolayısıyla Türkiye ateşkes görüşmelerinin bir parçası olsun. Türkiye'nin sözü Avrupa için de önemli. Bölgede hangi mesele Türkiye olmadan çözüldü? Suriye'de, Libya'da Türkiye bu sorunun çözülmesinde mutlaka olmalıdır diyor. Ama Rusya istemiyor.
Rusya'da Şişleri Bakanı Sergei Lavrov bu konuda bir açıklama yaptı. Moskova, Türkiye'nin tutumuna katılmıyor, çatışmaların sürmesini istemiyor, Türkiye'nin dağlı karabağ konusundaki tutumuna katılmıyoruz dedi. Rusya'nın bu tavrını Rus lider Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesini de Erdoğan'a da aktardı. Çatışmalarda ön plana çıkan iddialardan biri de Türkiye'nin Suriye'deki cihatçı savaşçıları Azerbaycan saflarında savaşmaya gönderdiği şeklinde. Pek çok basın yayın organında buna ilişkin haberler yer aldı. Bir tane buna ilişkin haber Wall Street Journal gazetesindeydi. Gazetenin haberine göre Suriyeli savaşçılar ayda 2000 dolar civarında ücret karşılığında Azerbaycan'a gönderilmiş durumda.
Hatta haberde Suriyeli savaşçılardan sözler aktarılmış. Suriye'nin iç savaş nedeniyle yıkılan ekonomisinde bu işi mecburen yaptıklarını, artık kimin için savaştıklarının önemi olmadığını ve sadece evlerine ekmek götürmek istediklerini söylüyorlar. Ne var ki hem Azerbaycan hem Türkiye bu iddiaları yalanlıyor. Hatta bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan da konuştu ve dedi ki Suriyeli savaşçıları kast ederek, onların bölgede başka işleri var, Azerbaycan'a dağlık karabağa gidemezler dedi.
Son kertede dediğimiz gibi Azerbaycan askeri birliklerinin Ermenistan birliklerine karşı üstünlük sağladığı anlaşılıyor. Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Sinan Oğan, Haber Global'de katıldığı yayında durumu şöyle özetledi. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev şunu net bir şekilde vurguladı, siz de ifade ettiniz. Ben de zaten onun üzerine biraz önceki açıklamayı yaptım. Azerbaycan buraları savaşarak alabilir. Ama özellikle de önceki konuşmalarında da ve attığı tweetlerde de
Ermenistan'daki kamuoyuna da seslendi. Çocuklarınızı göndermeyin. Bu haksız kutsuz savaşta Haşinyan'ın ruh hali bozuk yönetiminde gönderdiğiniz çocuklarınız cephede ölecekler. Neyin uğruna ölecekler? İşgal edilmiş topraklar uğruna ölecekler. O sebeple Ermenistan kamuoyunu da bu arada ihmal etmiyor ve oradaki Ermeni annelerine de, babalarına da, ebeveynlere de seslenerek çocuklarını askere göndermemesini tavsiye ediyor ki çok doğru bir tutumdur, bunu ifade edeyim. Şimdi bakıyoruz bu açıklamanın üzerine Ermenistan iç kamuoyunda da bunun tam tersi açıklamalar yapılmaya çalışılıyor. Çünkü büyük bir moral kaygı var. Bu açıklamaların Ermenistan'da ciddi yansıması var. Ermenistan'da aileler çocuklarını askere göndermekten imtina ediyorlar. Askerdekiler kaçıyorlar. Cephenin ön hattındaki ön karakollarda zincire vurulmuş halde ölü ele geçirilen Ermeni askerlerini görüyoruz. Hal böyle olunca da
Ermenistan'ın yenilgisinin psikolojik olarak Paşinya'nın zaten sağlam olmayan ruh halini daha da bozduğunu görüyoruz. Şimdi barış masası konusuna gelecek olursak, Sayın Aliyev de ifade etti biraz önce, Moskova'daki görüşmeler barış masası görüşmeleri değildi. Geçici ateşkes masası görüşmeleriydi. Barış masası görüşmelerinin formatı da içeriği de daha farklı olacaktır. Ve bu muhtemeldir ki dışişleri bakanları seviyesinde değil, cumhurbaşkanları seviyesinde, devlet başkanları seviyesinde olacaktır. Çünkü bu basit bir konu değil. 30 senedir çözülemeyen bir konu. Çok taraflı hale gelmiş bir konu. Ve işini yapamayan agitmins grubunun çerçevesinde maalesef ki yürütülen bir konu. Ben önümüzdeki süreçte özellikle Fransa'nın
Bu haksız, hukuksuz ve yanlı tavrından sonra agitmins grubunun bir anlamı kalmadığını, Azerbaycan'ın da bunu kabul etmek istemediğini görüyorum. Belki daha farklı formatlar denenebilir. Türkiye'nin mutlaka ve mutlaka eğer agitmins grubu çerçevesinde olacaksa, Buraya eş başkan tayin edilerek yok değilse daha farklı bir format olacaksa o zaman Türkiye Rusya Azerbaycan ve Ermenistan dörtlü formatında yeni bir masa oluşturulabilir. Ama şu açık ki mevcut masayla bu işin çözümü son 30 senede olduğu gibi bundan sonra bir 30 sene daha geçse çok mümkün gözükmüyor.
Türkiye pozisyon olarak Azerbaycan'ın yanında yer aldı. Fakat Türkiye'de yaşayan Ermeniler de var. Türkiye'nin Ermeni vatandaşları da var. Özellikle çatışmaların başında Ermenilerin yoğun oturduğu mahallelerde Azerbaycan bayrakları giydirilmiş arabaların korna çalarak konvoy yapması bu mahallelerde epey tedirginliğe yol açtı.
Şimdi dinlediğiniz seste konvoy geçiyor. Konvoy geçerken biri konuşuyor. Konuşan şöyle diyor. Çocuklar ölüyor. Bunun için mi seviniyorlar, diyor. Yetward Danzinkan, Agoz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, BBC Türkçe'ye verdiği mülakatta şunları anlattı. Türkiye ne yazık ki Yemenistan'la olan ilişkisini Azerbaycan'a bağladı.
Azerbaycan-Ermenistan savaşına bağladı. Fakat ben şunu savunuyorum kendi adıma, Türklerle Ermenilerin ilişkisi En az Türk'le Lazer'in ilişkisi kadar köklü, hatta belki daha da köklü. Yani bin yıllık bir ilişkiden batıyor. 10 gündür, 11 gündür sürekli bir medya bombardımanı ve resmi açıklamalar, hükümetten gelen açıklamalar, muhalefet partilerinden gelen Türkiye ve Azerbaycan'a da ki bu milliyetçi havayı destekleyen açıklamalar yüzünden. İşte Ermenistan şöyle bir devlet, Ermenistan böyle bir katil, Ermenistan böyle bir terör devleti. Bütün bunlar tabi Türkiye'nin toplumunu nefes alamaz hale getirdi, boğulur hale getirdi.
Ve bununla ilgili de işte biz söylüyoruz ediyoruz ama ne yazık ki çok da fazla bizi sanıyorum dikkate alan yok. Ama 90'lardaki gibi çok ağır bir atmosferin içinde olduğumuzu söylemeliyim. Şimdi bir cemaatin böyle tek bir fikri olmaz hiçbir dünyanın hiçbir yerinde. Yani bir cemaat, bir azınlık da olsa, çoğunluk da olsa herhangi bir topluluk tek bir fikirden oluşmaz. Tek bir görüşten, tek bir düşünceden, tek bir hissiyattan oluşmaz.
Dolayısıyla Türk Yerimin Toplumu'nun para bağı, tarihi, diplomatik açılımları konusunda uzun uza diye böyle bir görüş beyan etmesi beklenemez zaten. Ama teker teker olarak baktığımız zaman Türk Yerimin Toplumu çok didirgin ve hakikaten nefes alamaz halde. Çünkü Türkiye Bu savaş son savaş başladı, 90'larda da öyleydi ama bu sefer çok daha güçlü bir milliyetçi atmosfer var ve çok daha kesin ve net bir Karabağ-Azerbaycan'la birlik olma ve Azerbaycan'ın destekleme, hatta biraz da ileri itme havası var. Ve savaşın başından beri de, yani son 27 yülüde başlayan çatışmaların başından beri de Türkiye medyası kamuoyu sürekli hemenizdan saldırdı diyor ve bütün argümanlar da bunun üzerine kuruluyor.
Hiç böyle olmayabileceği konusunda tek bir ses çıkmıyor. Bütün bu yükseltilen bilinçli atmosfer sonucunda birilerinin başına bir şey gelirse, bu da tabii sıkıntılı bir durum olacaktır. Evet, Dağlık Karabağ sorununun nasıl şekil aldığını hep beraber gözlemliyoruz. Daha fazla kan akmaması, barışın en hızlı şekilde temin edilmesi dileğiyle bölümü kapatıyoruz. Tren Topi'yi PodB Medya ile birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.