
3.918 kelime · ~20 dk okuma
Uygur Türkleri 2014'ten bu yana Çin Devleti'nin baskısı altında. Konu üzerine dünya basınında çokça makale yazıldı, pek çok belgesel çekildi, yapıldı. Türkiye'de de zaman zaman basında konuya ilişkin haberlere rastlıyoruz ama ne kadar biliyoruz? Meselenin ne kadar derinini biliyoruz? Çin'deki durumu Türkiye'nin tavrını ele alacağız.
Başkanım, 39 ülkeye teşekkür ederim. Albanya, Avustralya, Avustralya, Belçika, Bosna ve Herzegovina, 75. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 3. Komitesinin 6 Ekim 2020 tarihli oturumunda Almanya'nın daimi temsilcisi Christoph Häusgen bu konuşmayı yaptı ve 39 ülke Çin'e çağrıda bulundu.
Çağrı'da etnik azınlıklara özellikle Tibet ve Sincan bölgesinde bulunan Uygur Türklerine yapılan ve raporlarla desteklenen insan haklarına karşı tutumundan vazgeçmesini ve 1 milyonun üzerinde insanın Çin'in eğitim kampı dediği ancak insanların alıkonulması gerekçesiyle toplama kampı olarak adlandırılan yerleşkelerden Uygur Türklerine serbest bırakılmasını talep ediyor. Şimdi konunun detayına gireceğim ancak biraz geçmişe gidelim. 2012'de o zaman Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan bölgesini ziyaret eden ilk Türkiye Başbakanı olmuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uygur Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Sincan Uygur Özel Bölgesini ziyaret eden ilk Türkiye Başbakanı oldu. Nasılsınız? Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ ve Beşbakan, 300 iş adamıyla Çin'e giden Başbakan Erdoğan'ın uçağı, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urunçiye'ye indi. Başbakan
Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan çiçeklerle karşılandı. Tarihi büyük camiyi ziyaret eden başbakanı ilk kez görecek olan Uygur Türkleri sabırsızdı. Başbakan Erdoğan'ın cami çıkışını bekleyen Uygur Türklerini polis güçlükle tutuyor. Başbakan Erdoğan'ı göremeyenler gözyaşlarına boğuldu. Çok heyecanlıyız. Çok sevindik ama. Başbakanın da cami ziyaretinden sonraki durağı büyük pazar oldu. Bölgenin en büyük pazar yerinde Başbakan Erdoğan hem alışveriş yaptı... ...hem de kendisine sunulan kuru meyveleri tattı. Uygur
Türkleriyle sohbet eden başbakan çocuklara özel ilgi gösterdi. Videonun sonunda dikkat ederseniz başbakanın programının Pekin ve Şangay'la devam edeceği belirtiliyor. Yani Erdoğan Çin'e gitmiş ancak ilk Sincan'ı ziyaret etmiş. Programını Sincan'dan başlamış. Elbette ziyaretin bu şekilde yapılması hem Çin yönetimine hem de Çin'de yaşayan Türk azınlığa dair önemli bir mesajdı o dönemde.
Uzun bir süre pasaport bile verilmeyen Uygur Türklerine 2014 senesinde bir anda Çin hükümeti tarafından pasaport dağıtılıyor ve ülkeden çıkmaları teşvik ediliyor. Hatta Türkiye'ye gelen 18 Uygur Türkünün havalimanında 35 gün bekletilmesi o zaman Kanal D'de yayınlanan Genç Bakış programında MHP milletvekili Oktay Vural'a soruluyor. Böyle bak Doğu Türkistan çok güzel. Gerçekten 18 gün Doğu Türkistan'dan gelen 35 Türk vardı. Atatürk havaalanında bekletildi. Zar zor müdahale ederek ancak yoktuk. Ama ne oluyor? Suriye'den isteyen istediği gibi geliyor. Vural'a cevabı Başbakan Erdoğan vermişti. Evet diyor. Hava meydanındaki 18 taneyi diyor biz kurtardık diyor. Sen kimsin de neyi kurtaracaksın ya? Haddini bil bir defa.
iki biz şu ana kadar binlerce Uygur Türk'üne vatandaşlık vermek suretiyle onları idamdan kurtarmış bir hükümet. Bu MHP'nin genel başkanı ve yanındakiler acaba bugüne kadar Uygurların yaşadığı o Çin'deki yerlere kaç kere gittiler? İnanın bir kere gittiklerine ben inanmıyorum. Şahsım da gitti, bakan arkadaşlarım da gitti ve hala gidiyoruz. Biz Moğolistan'dan tut, oralardaki bütün o tarihi mekanları
Göktürk anıtlarını Bütün Kültik'in anıtlarının hepsini inşa ettik. Hala da inşa etmeye devam ediyoruz. Bunu kendi idarecileri de biliyor. Ta Karakurum'dan Biz Göktürk anıtlarına kadar 42 kilometre Orada yol inşa ettik. Yol malı yoktu. Niye? Bizim medeniyetimizin kökü. Neredeyse biz oralara ulaştık. Ama bunlar Milliyetçiyiz diyerek hep istismarını yaptılar.
Tabi pasaportları alan kişilerden bazıları Türkiye'ye veya farklı ülkelere gittiler ancak büyük çoğunluk topraklarını terk etmedi veya edemedi. 2017 senesinde ise verilen pasaportlar geri toplanmaya başlandı ve Çin hükümeti Eğitim Kampı adını verdiği toplama kamplarını hayata geçirdi. Tabii artık Çin dünyanın en büyük ekonomilerinden ve en büyük güçlerinden biri. Çin yönetimine karşı yapılan en ufak negatif çıkışın ardından çok sert yaptırımlar gelebiliyor. Geçen sene hatırlarsanız Hong Kong'da Çin hükümetine karşı protestolarda göstericilerin yanında olduğunu belirten NBA takımlarından Houston Rockets'ın CEO'su Daryl Morey'in tweeti üzerine Rockets takımına sponsor olan Çinli firmalar sponsorluklarını iptal etmiş, Rockets'ın maçlarının Çin'de yayınlanması durdurulmuştu.
Bunun üzerine Mori ve hatta NBA yönetimi Çin'den özür dilemişti. Çin artık dünyanın birçok ülkesinde markaları ve stratejik yatırımlarıyla yer alıyor. Covid-19 için Sırbistan'a yaptıkları desteği Tren Topik'in 28. bölümünde anlatmıştık. Türkiye'nin bu stratejik yatırımları Çin'den almaya başlamış olması ve ekonominin kötü gidişatı Türkiye'nin Doğu Türkistan'la ilgili pozisyon almasını zorlaştırıyor.
Deutsche Welle, Çin'in Türkiye Büyükelçisi Dengli ile Aralık 2019'da bir röportaj yapmıştı. Orada sorulan sorulardan birine kulak verelim. Sayın Büyükelçi, geçtiğimiz yıl Şubat ayına bir geri dönelim. Geçtiğimiz yıl Şubat ayında Türkiye, Uygurlara yönelik uygulamaları insan hakları ihlalleri olarak değerlendirmişti.
Eğitim merkezi olarak adlandırdığınız yerlere toplama kampı ifadesiyle tanımlamışlardı o noktaları ve Çin devletine o kampları kapatmaya çağırmıştı. Daha sonra sizin bir açıklamanız oldu ve o açıklamada Türkiye'nin eğer ekonomik ilişkileri tehlikeye atmamasını istiyorsa Türkiye bu konuda uluorta eleştirmek yerine bizimle diyaloga girmeli. Bu daha sağlıklı bir yöntem olur demiştiniz. O günden bugüne Türkiye'den çok sert çıkışlar Uygurlar konusunda duymuyoruz açıkçası. Sizce sizin bu mesajınız mı etkili oldu?
Öncelikle Büyükelçiliğimizin sayfalarını ve gelişmeleri yakından takip ettiğiniz için teşekkür etmek istiyorum. Sincan-Uygur Özerk bölgesiyle ilgili konular Çin'in egemenliği ve toprak bütünlüğünü ilgilendirdiği için bu, Çin Devleti'nin en önemli hassasiyetlerindendir. Ve eğer bir ülke en önemli hassasiyeti konusunda zarar gördüyse, tabii ki ilgili ülkeyle olan ilişkisinin her yönüyle etkilenmesi mantıklı ve doğal bir şeydir. Türkiye ile ilgili olarak biz her zaman Türk tarafıyla Uygur konusu gibi bazı fikir ayrılığı yaşadığımız konularda ikili diyalog yürütmeye çalışıyoruz. Amacımız daha fazla iletişim kurarak aramızdaki yanlış anlamaları yok etmek ve karşı tarafı daha iyi anlamayı sağlamak. Böylelikle Çin-Türkiye ilişkilerinin siyasi temellerini sağlamlaştırarak genel olarak istikrarlı olmasını sağlayabiliriz.
Bir arka plan verelim. Türkiye son beş yılda Çin'e 13 milyar dolar ihracat yaparken 112 milyar dolar ithalat gerçekleştirmiş. Ticaret açığı 99 milyar dolarla Çin'in lehine. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 senesinde gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde konuyu İslami yaşayış ve terörle mücadele tarafından değerlendirmişti. Bu meselede karşılıklı hassasiyetler göz önünde bulut durularak bir çözüm bulunabilir. Böyle düşünüyorum demişti.
Şimdi tabii burada İslami yaşayış veya İslami yaşam bununla terör eylemlerini ayırmak lazım. Şiddetin her türlüsüne nereden gelirse gelsin karşı olduğumuzu bunu kendileriyle paylaştık ve bu konuyla ilgili olarak bir dayanışma içerisinde teröre karşı şiddete karşı beraber olabileceğimizi söyledik. şu anda dayış ne yapıyor? Dayış islamı sömürüyor. Dayışın islamla filan alakası yok ama ne diyorlar islam adına ortadayız hiç alakası yok ve dayış şu anda türkiye'de yaptığı eylemlerle bir defa bir müslüman
bir insanı öldüremez. Öldürdüğü takdirde tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Bu Çin'de de oluyorsa aynıdır. Türkiye'de de oluyorsa aynıdır. Orta Doğu'da da oluyorsa aynıdır.
Bunlara müsaade etmek mümkün değildir. İslam kelime itibariyle Silm, Arapça barış anlamına gelir. Oradan türemedir. Şimdi anlamı barış olan bir din nasıl olur da teröre müsaade eder? Böyle bir şey olabilir mi? Ama buradan birisi terörist olarak çıkıyorsa bizim indimizde o lanetlidir. Biz ona hoşgörüyle bakamayız. Nerede olursa olsun terörist.
Erdoğan böyle demişti ama Çin'in ortak hassasiyet çerçevesinde meseleyi çözmek istediğine dair bir işaret yok. Konuyla ilgili tek açıklama yapan isim Erdoğan değil, AK Parti sözcüsü Ömer Çelik 30 Eylül tarihinde konuya şöyle değinmişti. Çin'in 2017 yılında yürürlüğe koyduğu aşırılıkla mücadele yönetmeliği Uygur Türkleri ve Müslüman azınlıklara dönük son derece olumsuz uygulamalara sahip. Keyfi Uygur sorgulamalar, tutuklamalar, dini özgürlüklerin kısıtlanması, zorunlu Çince öğretimi, 1 milyondan fazla Uygur Türkünün eğitim kamplarında alıkonulması, Uygur ailelerin han kökenli Çinlilerle aynı çatı altında yaşamaya zorlanmaları gibi gündem konuları herkes tarafından yakın bir şekilde takip ediliyor.
Yurt dışında yaşayan Uygurların Çin'e zorla dönmeye zorlanmaları, Uygurların eğitim kampları ve çeşitli fabrikalarda zorla çalıştırılmaları, doğum kontrolü ve kısırlaştırma gibi bir takım uygulamalar, dini özgürlüklerin kısıtlanması gibi ihlerler, bütün bu konular yakından takip ettiğimiz konular. Dikkatinizi çekmek istediğim bir konu da bölüm gireşinde dinlediğiniz Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 39 ülke tarafından yayınlanan deklarasyon. Bu deklarasyonda Türkiye yer almıyor. Ancak aynı genel kurulda söz alan Türkiye temsilcisi, Sincan'dan gelen son raporlar, yaşanan insan hakları ihlalleri konusunda biz endişeliyiz diye bir mesaj verdi.
Sayın Başkanım, Çin'in teröristik cenneti, Türkiye'nin beklentisi, bu bilinmiştir İngiltere ve Çin Hükümetleri tarafından, Uygur Türkler ve diğer Müslüman minörlerinin, Çin'in eşsiz üyeliği ve mücadelesi olarak yaşaması, ve onların kültürel ve dini identiteleri saygılı ve güvenilir. O zaman soru şu, Türkiye bu bildiriyi imzalamıyor ama bildiride yaralan benzer endişelere katıldığını söylüyor. Neden acaba ayrı bir açıklama yapıyor? Türkiye'nin imzacılar arasında olmamasını ana muhalefet partisi CHP eleştirdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu'nun CHP ile üyesi Eskişehir milletvekili Utku Çakırözer meclise bir soru önergesi verdi. Çakırözer, 39 ülke Çin yönetimine yönelik bir ortak mektup göndererek Doğu Türkistan'daki toplama kamplarında zorla tutulan Uygurların derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuyor. Ama mektupta Türkiye'nin imzası yer almıyor.
Çin'le ekonomimiz iyi olacak diye, aman Çin'i kızdırmayalım diye, soydaşlarımızın, Uygurlu kardeşlerimizin beyin yıkama kamplarında işkenceye maruz bırakılmasına, ölüme terk edilmesine iktidar neden ses çıkarmamaktadır. Bu zulme karşı sessiz kalmak Türkiye'ye yakışmıyor. Çin'le ilişkiler uğruna yüz binlerce Uygur Türk kardeşimiz feda edilmemelidir, dedi. Utku Çakır Özer'e hükümet nasıl bir cevap verecek ya da verecek mi göreceğiz. Ancak Uygurların bulunduğu Sincan bölgesinden gelen haberler iyi değil. Evet çerçeveyi çizdik. Şimdi Uygur Türklerin ne yaşıyor ona bakacağız. Kısa bir aradan sonra devam.
Çin 2014 senesinde Kunming Tren İstasyonu'nda gerçekleştirilen ve 31 kişinin hayatını kaybettiği saldırılara karışan 3 kişiyi idam etmişti. Bu 3 kişinin isimlerinin etnik Uygur isimleri olduğu biliniyordu. Aslında Çin bu bahsettiğimiz kamplarla terörü sonlandırdığını iddia ediyor. Son 3 yılda herhangi bir terör olayının yaşanmadığını belirtiyor.
İşte Uygurlar arasında cihatçı hareketler yükselişte, biz bu kampları açarak bu cihatçı yönelimi sonlandırmaya çalışıyoruz, diyor Çin yönetimi. Kasım'ın 2019'da New York Times'a sızdırılan Çin hükümeti iç yazışmalarında, Sincan bölgesi için başkan Xi Jinping'in No Mercy, yani acımak yok şeklinde direktif verdiği belgelenmişti. Üniversite tatilinde Sincan'a dönen öğrenciler ailelerinin, komşularının evlerde olmadıklarını görüyorlar. Buna hazırlıklı olan Çin hükümeti, Sincan'da öğrencilerle konuşarak yetkililer için bir soru-cevap dökümünü hazırlıyor. İlk soru, ailem nerede? Buna cevap, aileniz hükümet tarafından kurulan eğitim kampında. Soru-cevap formu aynı zamanda belli tehditler de içeriyor. Ailenizin ne kadar süreyle içeride kalacağı, sizin konuya vereceğiniz tepkiye bağlı olarak kısaltılabilir veya uzatılabilir deniyor.
Eylül ayında Le Monde gazetesinde bölgeyle ilgili çok çarpıcı bir yazı yazıldı. Şimdi sizlere yazıyı aktaracağım. Yazı şöyle. Çin devleti son özel alanı da gözetim altına almak için Çinli görevlileri ayda bir hafta Müslüman azınlıkların evlerinde uyumaya gönderiyor.
Ayda bir hafta evde kalıyorlar, yemekleri paylaşıyorlar. Çin yemeklerini nasıl pişireceğini bildiklerinden emin oluyorlar. Bulaşıklara yardım ediyormuş gibi davranıyorlar ancak bu sırada Kur'an aramak için evin her köşesini inceliyorlar. Anneleri arkasında döner dönmez çocuklara sorular soruyorlar. Ebeveynler onlarla Allah hakkında konuştu mu? Cuma günleri camiye gittiler mi?
Anne ikisi kız, bir erkek üç çocuğuna bu garip ziyaretçilerden gelen tüm bu sorulara hayır cevabını vermeyi ya da onlardan kaçmayı öğretmişti. Geceleri de kuzenler oradaydı. Zümrüt Davut ve kocasıyla aynı odada yerde bir şilte üzerinde uyuyor. sabah banyolarını kullanıyor ve ardından onlar için hazırlanan kahvaltı yiyorlardı. Şu anda ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri Virginia'da bir mülteci olan 38 yaşındaki Davut, onlar için bir oyun gibi görünüyordu ancak bizi gözetlemekten ibaretti diyor.
Sincan'da Türkçe konuşan ve Müslüman olan Uygurlar için bu ziyaretler Çin hükümeti tarafından bu azınlığa karşı kurulan baskı ve tam gözetleme sistemini tamamlıyor. Her sokak köşesindeki kameralar, cami ve okullardaki muhbirler, akıllı telefonlara yüklenen casus uygulamalar, Buna ek olarak en az 1 milyon Uygur yeniden eğitim ve zorla çalıştırılan toplama kamplarına gönderildi. Yine de bir kör nokta kalmıştı, aile evi. İşte o zaman bu garip kuzenler Han Çinlileri ortaya çıktı ve ailelerin zorla Çinlileştirilmelerine direnmemelerini sağlamak için, tedirginliklerini arttırmak için kendilerini Uygur evlerine soktular.
Bu politikanın etnik grupların tek bir aile içinde birleşmesi adı verilen ilk denemesi 2016 yılından kalma. Yüz binden fazla memur daha sonra bölgenin güneyindeki aileleri ziyaret etmek zorundaydılar. Bölge, Çin etkisine en düşman Uygur nüfusun yüzde yetmişinden fazlasını oluşturuyor. Bu pilot deney, kadro ekiplerin etnik birlik haftalarında Uygur evlerinde ana ilkeleri yayacağı Çin Komünist Partisi'nin 19. Kongresi olan 2017'de pekiştirilecekti. Daha sonra iki yıl içinde bu durum devlet kurumlarından ve devlete ait şirketlerden bir milyondan fazla yöneticiyi harekete geçirerek 2018'de yaygınlaşacaktı. Yeni program, birlikte yaşamayı, birlikte yemek yapmayı, birlikte yemek yemeyi, birlikte öğrenmeyi, birlikte uyumayı gerektiriyor. Han elçilerinin başka seçeneği yok. Çin devletinin radikalleşme yolunda olduğundan şüphelendiği Uygurlara karşı, halkın savaşı kampanyalarının büyük geleneğinde bu görev için çağrılıyorlardı. En fakir Uygur hanelerine veya yeniden eğitime gönderilmiş aile üyelerine sahip ailelere ek olarak birçok Uygur yetkilisi de ziyaret ediliyor. İşim birimleri tarafından kendilerine kuzenler atanıyor. Özel sektörde çalışan Uygurlar veya köylüler mahalle veya köy komiteleri tarafından birbirleriyle iletişime geçiriliyor.
Urumçi'de 51 yaşındaki Kel Nebur Sedik bir öğretmen ve eğitim yöneticisiydi. Bu kuralların ortaya çıkması karşısında şok olduğunu söylüyor. Başlangıçta bize Han kuzenlerimizle 3 ayda 1 hafta yaşamamız gerektiğini söylediler. Son ayda 1 hafta oldu. Çalışmak, ders çalışmak, birlikte yemek yemek bunu anladım ancak neden onlarla birlikte yaşamalı ve onları kendi evimizde uyutmalıyız? Kel Benir Sedik 2019'da Hollanda'daki bir mülteci kampına kaçtı.
Hana işleten iki kadın yönetici her Uygur çalışanın kuzenleriyle onlara mutlu günlük yaşamlarının fotoğraflarını göndermelerini sağlıyor. Onlarla birlikte yemek yiyor, yemek pişiriyor ve uyurken fotoğraflarını göndermemiz gerekiyordu. Ve onlara etnik birlik hakkında ne düşündükleri hakkında form doldurtuluyor. Kel Binnur'un ailesindeki bir kuzen, 56 yaşındaki kocasının meslektaşı. Başlangıçta misafir olarak hareket ederler ancak ilişki hemen tersine döner. Ev sahibi aslında kendi evinde bir rehinedir. Bu, onlara kuzenlerin somutlaştırdığı devletten hiçbir şeyin kaçamayacağını gösteren zorunlu bir ilişkidir. Kampların bir uzantısıdır ama dikenli tellerin dışında, diyor. İndiana'daki Rose Hellman Enstitüsü'nden Çin etnik siyaset uzmanı Timothy Gross.
Bu izinsiz girişlere Uygurlar için vatanseverlik yükümlülükleri de eklendi. Bölgenin başkenti Urumçi Havaalanı yakınında, Zümrüt Davut'un yaşadığı mahallede her pazartesi sabah yapılan bayrak dikme töreni gibi. Aileleri her türlü misillemeye maruz kalan sürgündeki Uygurları sarsan diğer olaylarsa şöyle. Sosyal ağlarda han erkeklerin, kocalarının, erkek kardeşlerinin veya oğullarının Uygur evlerine gönderildiği bildiriliyor. Hollanda Uygur İnsan Hakları Vakfı'ndan Enver Mehmet, evde yalnız olan kadınlara cinsel taciz veya tecavüzde bulunulduğunu aktarıyor.
Prensip olarak han erkekleri misafirlerine evli olduklarını göstermeliler. Resmi Çin basınında yer alan bazı resimler kadın yöneticilerle çevrili Uygur kadınlarını gösteriyor. Ancak Zümrüt Davut'un mahallesinde mesela bunun tam tersi geçerli. Yazı çok çarpıcı, yazıda kaleme alınanlar çok ürkütücü. Şimdi hak savunucusu Uygurlardan biriyle tanıştıracağım sizleri. Dolkun İsa. Dolkun Bey merhabalar. Merhaba.
Şununla başlayayım. Bu 39 ülkeden gelen çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir işle yarıyor mu bu çağrılar? Tabii. Çok önemli. Bizim için çok önemli. Şöyle çok önemli. Çünkü Çin hükümeti Doğu Türkistan'daki Uygurlar'a yönelik bu asimilasyon politikasını 1949 yani Çin Komünistik Partisi Doğu Türkistan'a silahlı işgal ettikten sonra sürekli oldu. Asimilasyon politikası uyguluyorlar.
yeni cumhurbaşkanı Xi Jinping iktidarını ele geçirdikten sonra. Şimdi biz bunları dünyaya anlatmaya çalışıyoruz ama Çin'de bu tüm gerçeklerini gizleyerek dünyanın tüm şeysinden gizli tutarak... Şunlar doğru mu Dolgu Bey? Kadınların kısırlaştırıldığı, evlere Çinli kişilerin atandığı doğru mu? Tabii. Şimdi kadınların kısırlaştırdığı bir politik yeni bir politik değil. Ama bunlar uluslararası araştırma merkezleri ve bağımsız araştırmacılar.
dünyanın dikkatine geldi. Ama bunu bin dokuz yüz seksen dört yıl itibaren Çin hükümetinin bu bölgede uyguladığı bir politik. Bin dokuz yüz seksen dört. O dönemler ben de Doğu Türkistan'daydım. Bende de şahit olan bir problem. Evlere Çinli ııı Komünistik Parti üyelerinin erkekleri. Çünkü o evlerinin çok erkekler toplumu kamplarında o evlere erkeklerin yerleştirdiği bu iki bin on altı yıl itibaren yürüttü koyduğu bir işlem. Iıı şimdi iki milyona
Çin Komünistik Partisi'nin üyelerini Uygur ailelerine gönderdiler. Onlar yirmi dört saat, bir iki ay, bazıları hatta birkaç gün o evde kalacaklar. Sizin şimdi tüm günlük, yirmi dört saatlik ne yapıyorsunuz, ne içiyorsunuz, ne konuşuyorsunuz hepsini fizik olarak kontrol edecekler. Tabi onunla da kalmıyorlar. Sizin tüm işlerinizle de orada karışıyorlar. Çok kötü şeyler oluyor. Mesela bizim töremizde, bizim gelenekimizde erkek olmayan eve erkek misafir alınmaz.
Ama siz onlara hayır diyemezsiniz. Onun için çok böyle tecavüz olayları yaşanmış. Erkekler orada çapkınlık yapıyorlar, tecavüz ediyorlar. Bunu siz hiçbir yere gidip de şikayet etme şansınız yok. O siz şikayet ettiğiniz zaman Çin Komünistik Partisi'ne karşı gelmiş olarak suçlanıyorsunuz. Hemen siz bölücü, terörist olarak adlandırılıyorsunuz.
Çin basında da Çin evlere, Çin hükümeti biz bunları kontrol ediyoruz, gözetliyoruz demiyorlar. Biz 2 milyona kadar Çin Parti üyelerini evlere göndeririz. Onlarla iyi akraba kurmak, akrabalık duygularını güçlendirmek projesi gerçekleştirdik diye böyle propaganda amaçlı kendi şeylerini açık açık yazıyorlar. Ama o tecavüzlerden. Kimsenin haberi olmuyor. Onların kimsenin haberi olmuyorlar. Çok az insanlar bunları zamanında sosyal medyalarıyla paylaşan
oldu. Kendisi intihar eden olaylar oldu. Ama dediğimiz gibi birçok insan bunu nereye söyleyecek? Çünkü zaten iletişiminin çoğu da iki bin on altı itibaren tamamen kesilmiş bir durumda. Şahsen ben de işte anne babam akrabalarım herkes burada. Iki bin on yedi eee Nisan ayından itibaren ailemden kaç kişiden öldüğü, kaç kişiden
Hayatta olduğu, kaç kişinin sağlığı olduğu ne olduğunu bilemiyorum. Sadece ölü haberlerini alabiliyoruz. 2018'de annemin bir topluma katıldı. 78 yaşındaki bir bayan, emekli. Ordu öldüğünü medya adına öğrendim. Babamın da vafat haberini bu sene Çin Yediğası'na öğrendim. Peki Çin'e diyor ki buradaki kişiler diyor Uygurlar bunlar radikalleşti, cihatçı oldu birçoğu ve terör eğilimleri var. Aslında ben diyor Çin Devleti bunu engellemeye çalışıyorum. Buradaki bu cihatçı etkisini engellemeye çalışıyoruz. Onun için işte bu toplama kampları var vesaire diyor. Hakikaten Uygurlar arasında hani böyle bir radikal İslam'a kayış, cihatçıların örgütlenmesi bunlar söz konusu değil mi? Yok böyle bir şey hiçbir zaman olmadı.
bir sünni toplumum. Şimdi Çin hükümeti ilk önce bu toplumun kampı konusunda hep reddettiler. Hep inkar ettiler. Hiçbir zaman kabul etmediler. Ama uluslararası baskılarının yoğunlaşmasından dolayı bu gerçeklerden kaçamadı. Ve özellikle bir sürü uluslararası araştırma merkezleri satelit şeyleriyle
toplumun kampılarının nerede olduğunu, nerelerde kampılarının olduğunu açıklıklı çıkardıktan sonra artık gizleyemedikten sonra bunlar ne dedi? Hemen tavır değiştirdiler. Yok diyen tavrı ondan sonra bu meslek eğitim merkezleri diye dönüştürdüler lafı. Ama orada bir sürü profesör var içeride. Mesela Doğu Türkistan'daki en büyük üniversitenin rektörü Taşkılapip, Japonya'da doktorasını almış profesör, saygın bir kişi, kayıp.
O da toplama kampılarında TİP Üniversitesi'nin profesörü, deklaratörü Halmura Kopur, Türkiye'ye de gelmiş, birkaç üniversitelerden de beraber proje gerçekleştirmiş birisi. O da kayıp, sonra da onun da ölümüne mahkum ettiler. Yani bir sürü böyle dediğimiz gibi bir sürü ilim adamları, sporcular, sanatçılar, medya çalışanları, benim annem gibi emekli kadınlar hepsi toplamın kampında olduğu için bunlarda uluslararası basın kuruluşları ve bizler de rapor alanı sunduktan sonra Çin hükümeti bunu da gizleyemedim. Dedik bunların meslek eğitimiyle bir şey yok ki. Dedikten sonra tavır değiştiler. Ben terörizmle, radikalımızla karşı savaşıyorum.
Ama peki şöyle bir şey var mesela Suriye'de değil mi Uygurlu grupların Suriye savaşına dahil olduğu mesela çok yazıldı çizildi. Acaba yani diasporadaki Uygurlar'da böyle bir radikalleşme söz konusu mu? Yok şimdi her toplumda var. Ufak ufak ama o hiçbir zaman tüm toplumunu temsil edebilecek bir sayıda değil. Şimdi Suriye'de evet. Biz de duyduk uluslararası basından. Orada da değişik grupların içinde Uyghurlar varmış. Ama kimler yok ki orada? Almanya'dan gidenler var. Norveç'ten gidenler var. Amerika'dan gelenler var. Dünyanın her bölgesinden oraya gidip savaşan, savaşanlar var değişik grupların içinde. Ama Çin bunu bana ederek tüm Uyghurları, Çin kendisi diyor 13.000.000, 11.500.000
Biz diyoruz 20-25 milyon. Bunların hepsine aynı terörist şerefi malumiyeti yapamazlar. Ama şimdi sadece bunları kullanarak tüm bir milleti şimdi dediğimiz gibi hayatı boyunca Çin Komünistlik Partisi'ne üye olan insanlardan kaç yüz bin insan içeride. Bunlarla radikalizmle bir ilişkisi yok ki. Bunlar selimiyetle Çin Komünistlik Partisi'ne senelerdir hizmet etmiş ama şimdi toplumun kamplarında işkence gören insanlardır.
Demek bunların hiç radikalizmden, terörizmden bir ilişkisi, Çin zaten ilişkilendirmeyi çalışıyor ama bunların hiç bunlardan bir ilişkisi olan insanlar değildi. Peki Dolkun Bey neden 2016'dan itibaren anlaşılan yani Çin bu Doğu Türkistan politikasını daha da sertleştirdi? Neden? Ben sözümün başında da söyledim. Çünkü Çin'in Doğu Türkistan'daki bu asmülasyon politikası hiçbir zaman değişmemiş bir politika. Bazı dönemlerde çok sert bir şekilde devam ettiler. Kurtajlar,
Ondan sonra diyelim dil konusunda uygun dili. Çin anayasasında eee ve bizim özellikli anayasalarımız var. Anayasanın gereğince uygun dili resmi dil. Eee Çin anayasasında dili özgürlükler tanınmış ama kağıt üstünde ama gerçekler hiçbir zaman uygulanmamış bir eee yasalar. Ama iki bin on dörtte şimdiki Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping iktidarı geçtikten sonra bu daha katlı
bir kollu politik izlediler. Bu toplumun kampalarını zaten Çin hükümeti de bu Eylül'ün 4'ünde bir beyaz kitap yayınladı. Bu beyaz kitaptan 2014'ün itibaren her sene 1.300.000 insanı biz eğittik. Sözde eğitim merkezleri eğitmiyor demek. Biz bu sayını 3 milyon, 4 milyon diye biliyorduk ama Çin resmi rakamları ilk defa böyle bir sayı yayınladı. Bu Eylül'ün 14'ünde
Demek eğer hesap ederseniz 2014'te senede 1.300.000 insanla içeri almışsa demek şimdiye kadar 7.800.000 anlamı geliyor. Demek Çin hükümeti, Xi Jinping başını çıktıktan sonra Çin kendisi çok güvenmiş bir durumda. Ondan sonra diğer önemli bir sebepleri de bu bir yol bir kuşak projesi var biliyorsunuz. Bir yol bir kuşak projesi. Bu kuşak projesinin temel şeysi Doğu Türkistan'dan geçiyor. Kaşgar'dan, Kavardağ'dan Pakistan'a kadar bir uçuştu. Kazıkistan'ın Türkiye'ye böyle Londra'ya demir yol şeysi geçiyor. Çin hükümeti diyor ki bu projenin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için Uygurlar'ını engel olarak görüyorlar. Uygurlar olduğu müddetçe burada bu proje sağlıklı bir şekilde yürümeyecekler. Onun için ben bu Uygurları yok etmem gerekiyor. Onun için zaten toplum kampılarında sizin milli kimliğinizden, dini kimliğinizden kendinizde ben Müslüman değilim. Ben Uygur değilim. Yani Çin'in günümüzde şimdi sen ya Çinli olarak yaşayacaksın yoksa öleceksin. İki seçenek var. Sen bir kendi milli kimliğinle devam edemezsen bu şeyini yapmak için 2016'da daha şiddetli bir politik uyguluyor. Peki bir şey söyleyeceğim Dolkun Bey. Bu işin çözümü ne? Yani ne olursa Çin durur. Çin'i kim durdurabilir? Çin'i tüm uluslararası, tüm ülkeler bir dayanışma içinde durdurabilir. Çin 20 sene önce siz de söylediniz. Neden 2016?
Çin 20 sene önce dünyanın süper ekonomik ülke değildi. Çin'in bu hali getiren bugünkü batı ülkelerdir. Avrupa teknolojisi, Amerikan teknolojisi bunlar onlara parasal yardım yaptılar. Teknolojileri onlara şey yaptı, ucuz işküç diye. Onlar düşündü ki belki Çin'de böyle ekonomik bir halkın mı olduklarında belki siyasal bir reform da gelebilir. Ama Çin ekonomik yöntem yükseldikçe daha da
arkaya dönmüş. Sadece bugün uygulandığı yönlük değil. Tibet'de yönlük katli kollu bir siyaset var orada. Çin kendi halkını bile, Çin kendi halkını bile, insan hakları aktivistleri, insan hakları savunan avukatlardan yüz binlerce insan içeride şimdi. Çin Hristiyanları bile, Katolikleri bile, Tibet Bıçısları bile başka uyguladılar. Şimdi Çin dünyanın ikinci süper güçü olduktan sonra Çin şimdi herkes bana bağlı.
Kimse beni durduramaz diye bir yolu çıkıyor. Bunun için bu meselede dünyanın tekrar düşünmesi gerekiyor. Bunun için dünya bir Bunun kalında hareket geçmesi, 39 ülkenin bir bildirimi yayılanması çok önemli. Şimdi Avrupa ülkeleri, Batı ülkeleri ve tüm dünya Çin'in burada bir soykırım yaptığını anlaması gerekiyor. Peki mesela ne olur? Mesela ülkeler derse ki eğer sen işte bu Uygur Türkleri, Doğu Türkistan politikanı değiştirmezsen senden bir daha hiçbir şey almayacağız.
Böyle bir şey mi yapması lazım? Böyle bir şey yapması lazım. Ticari şeylerin durdurulması gerekiyor. Çin şirketlerine yaptırım uygulaması gerekiyor. Şimdi biz Avrupa ülkelerinden bunu talep ediyoruz zaten. Bazı ilerlemeler var. Bazı uluslararası şirketler Doğu Türkistan'da kul işçi olarak çalıştıran ürünlerini dünyaya pazarlıyorlar.
Şimdi bu şirketlerinin de buradaki soykırımda payı var. Şimdi bazı ülkeler yavaş yavaş bunu hissetmiş, bazı şirketler hissetmiş, geri çekiliyorlar. Mesela Norveç'te olan petrol fon çekildi. Biz bu işe birkaç aydır çalıştık.
Şimdi İsviçre merkezlik H&M şirketi Çin'le olan ticari şeylerini durdurma kararı verdi. Demek ki şirketler Çin'le olan ilişkileri durdurması gerekiyor. Ondan sonra ülkelerde Çin'in kut işçi olarak çalıştırılan bu soykırıma bağlantılı olan şirketlere yaptırıp uygulanması gerekiyor. Çin'e olan parasal ve teknoloji şeylerin durdurulması gerekiyor. Bu ancak Çin'i döndürebilecekler.
Anladım. Dolkun İsa teşekkür ederim. Var mı eklemek istediğiniz bir şey? Çok teşekkür ederim. Bizle konuk ettiğiniz için. Üstelik burada da Türkiye medyasında bir iki kelime etmek isterim. Şimdi bu kadar soykırım yaşanıyor. BBC olsun, El Cezir'e olsun, CNN olsun, Dünya'nın Doçibeli olsun, Dünya'nın tüm önemli televizyon kanalları, medya, gazete her gün yüzlerce makale ve röportajlar
Belgeseller yayınlanıyor. Ne yazık ki Türkiye medyasında pek fazla hiçbir medya harcında bu konuda hep suskun kalıyorlar. Türkiye özgür bir ülke, özgür bir medya var diye biliyoruz. Bu konuda Türk medyasının daha biraz aktif olması, buradaki soykırımda böyle görmezliklerin gelmemesi gerekiyor diye söylüyorum. Evet, peki. Yani özgür medya yok. Ama olsun, sağ olun. Anladım ben sizi. Peki, teşekkürler. Kolay gelsin Doğukun Bey. Teşekkürler, sağ olun.
Çin'in Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi üyeliğine ilişkin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda seçim yapılacak. Hak savunucuları ülkeler tepki göstermeli ve Çin'in üyeliğine hayır oyu verilmeli diyorlar. Bakalım kimin ne oyu verecek?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.