
3.504 kelime · ~18 dk okuma
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2014'te gerçekleşen Kobani olaylarıyla ilgili yeni bir operasyon başlattı. Operasyonla 82 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Altan Tam, Kars, Eş Başkanı Ayhan Bilgen ve Sırrı Süreyya Önder de var. Operasyon niye yapıldı? Kobani olayları neydi? Bakacağız.
Bir gecede düğmeye basıldı ve 7 ilde operasyon yapıldı. 6-8 Ekim Kobani olaylarının azmettiricisi oldukları gerekçesiyle HDP'li siyasiler gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı operasyonun ayrıntılarını bir basın açıklamasıyla duyurdu. Açıklamada, koban eylemleri sonrasında nitelikli adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs, yağma gibi suçlardan, PKK yöneticileriyle kimi siyasi partililer hakkında soruşturma başlatıldığı, HDP eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş'la Figenli Yüksekdağ hakkında tutuklama kararı verildiği hatırlatıldı.
Biliyorsunuz Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman geçtiğimiz günlerde evlenmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sarayda eşiyle birlikte ziyaret etmişti. Bu genel olarak başka bir bölümün konusu ancak verilen fotoğraftan sonra HDP'li siyasilerin gözaltına alınmaları bu işin siyasi boyutun olabileceği tartışmalarını alevlendirdi. Operasyonun ardından atılan iki tweet dikkat çekti. İki tweet de CHP'li isimlere ait. Biri Sezgin Tanrıkulu, biri Tuncay Özkan. Sezgin Tanrıkulu, Kürt kimliğiyle CHP'de siyaset yapan bir isim ve insan hakları, hak ihlalleri meselelerini yakından takip ediyor. Tuncay Özkan ise partinin daha ulusalcı kanadında olarak biliniyor.
Sezgin Tane Kulu Twitter hesabından yaptığı paylaşımdan aradan 6 yıl geçmiş. Soruşturulmuş, ifade vermiş ve yargılanmışlar. Gözaltılar saraya düğün hediyesidir diye yazdı. Tuncay Özkan da Twitter'dan, Kars'ın seçilmiş belediye başkanı Ayhan Bilgen'den, Hürütük üyesi Ali Ürküt'e, sırrı sıraya Önder'e kadar yüzlerce insan uydurulmuş gerekçelerle zulm altına alınıyorsa bedeli ağır olur. Zalimler unutmasın, adalet er geç herkese lazım olur, dedi.
Operasyonla ilgili yapılan tarafsız analizler genellikle operasyonun amacının HDP'yi kriminalize etmek ve muhalefet ittifakını dağıtmak olduğu şeklinde. Liberal siyaset bilimci Burak Bilgahan Özpek operasyonu attığı tweette şöyle tanımladı. Bugün HDP'li siyasetçilerin gözaltına alınmasının amacı HDP'yi siyasi oyunun dışına çıkartmak, muhalefetle ilişkiye girmesini tamamen engellemektir. Kürt seçmeni gözden çıkaran iktidar bloğu ara seçenek olarak Kürtlerin muhalefetle bir araya gelmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Marksist Akademisyen Fatih Yaşlı da şöyle bir tweet attı.
İttifakları dağıtma ve alan düzleme girişimi olabilir mi acaba? Çok yakında anlarız. Mediascope'da yayınlanan 25 Eylül tarihli haftaya bakış programında da Kemal Can, dış politikada yaşanan gerilimin yerini iç siyasette gerilime bırakabileceğini öngördüğünü belirttikten sonra gözaltıları değerlendirdi. İktidarın kaçınılmaz olarak yürüttüğü stratejinin içerisinde bu bir zorunluluk. Yani ayağını frenden
çekmemek zorunda. Girdiği kurvarlar değişiyor. Hamle ettiği başlıklar değişiyor. Bir başlıkta bir sıkıntı doğduğu zaman orada belki bir gaz kesiyor gibi davranıyor ya da geri adım atıyor gibi görünüyor. Ama onu telafi edecek hemen başka bir alanda yine aynı sarsıcılıkta hamleler yapmaya çalışıyor. Çünkü bu, bu stratejinin ayrılmaz bir parçası ve bunu böyle yürütmek zorunda. Süleyman Soylu Anayasa Mahkemesi
başkanı arasındaki gerilim, Bahçeli'nin işte bir idam demesi, çıkıp tabiplere saldırması ya da tabipler birliğinin kapatılmasını talep edecek noktaya gelmesi, bütün bunlar aslında küçük küçük zaten bu iç politikada tansiyonu yükselten, gerilimi arttıran adımlar, arayışlar olarak zaten önümüzdeydi. Bu tabi çok daha sert bir hamle yani doğrudan bir partinin bir dönemdeki bütün yöneticilerini neredeyse dediğin gibi milletvekili dokunulmazlığı olanlar haricindeki hepsini gözaltına almak ve bunu 6 yıl önceki olaylara bağlayarak yapmak Olayın yani ne kadar aksi iddia edilse bile hukuki hiçbir tarafı olmadığını gayet net biçimde anlaşılır olmasının da istendiğini gösteriyor. Yani başka bir soruşturma filan değil. Bunun benzerini Gezi davasında görmüştük. Gezi davası da 7 yıl sonra yargılanmış, veraat etmiş insanları tekrar aynı olaylardan dolayı tutukladılar ve yargılamaya kalktılar.
ve onun da hukuki olmadığını biliyorduk ve hukuki süreçte çok yine skandal biçimde noktalandı. Aynı biçimde bugün de 6 yıl önce bir kısmı bu konuda tutuklanmış ve yargılanmış, mesela biraz önce ismini saydığın Ayhan Bilge, Bununla ilgili Anayasa Mahkemesi'nden tazminat kazandı. Yani haksız tutukluluk nedeniyle, çünkü katılmadığı bir parti toplantısı nedeniyle tutuklanmıştı. Bundan dolayı soruşturma geçirdi, yargılandı. Bu yargılamanın haksız olduğuna Anayasa Mahkemesi hükmetti ve tazminat kararı verdi. Dolayısıyla şimdi aynı nedenle, yani daha önce devletin
hukuksuz davrandığı için tazminat ödediği bir soruşturma nedeniyle tekrar Ayhan Bilge'ni gözaltına alıyorlar. Yani bütün bunları bir araya getirdiğimizde yani böyle kitabına uydurmak, kılıfına uydurmak, hukuki bir mesnet icat etmek filan arayışlarının artık tamamen bittiğini hatta çok açık biçimde ya hukuk muhuk değil mesele siz olayı anlamadınız biz Bunu yaparız. İstediğimiz zaman yaparız, ihtiyacımız olduğu zaman yaparız. Zaten birazdan Kobani olaylarının başlangıç sürecine bakacağız ancak Ayhan Bilge'nin tutuklanmasıyla ilgili bir anekdot aktaralım. 6 Ekim 2014 tarihinde HDP'nin resmi Twitter hesabından parti yöneticileri MYK toplantısı yaptıkları ve Kobani'ye destek için eylem
çağrısı yaptıklarını belirtiyorlar. Zaten tutuklanan HDP'li yöneticilerin çoğu da bu toplantıda yer alan MYK üyeleri. Ancak Ayhan Bilgen bu toplantıda yok. Aslında kendisi benzer bir suçlamayla 2016 yılında tutuklanmış ve bir süre tutuklu kalmıştı. Bu suçtan yargılanmış, beraat etmiş, beraat ettiği süreç sonrasında anayasa mahkemesine başvurmuş ve haksız yere hapiste tutulduğu için 20 bin lira tazminat kazanmıştı.
Devam edelim. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu HDP'ye eş genel başkanı Mithat Sancar'ı arayarak geçmiş olsun dedi. Ve hükümet siyasi çıkmaz da onun için bu operasyonları yapıyor dedi. Yanınızdayız mesajını verdi. Konuyla ilgili bir çağrı CHP Milletvekili İlhan Cihaner'den geldi. CHP'li İlhan Cihaner, Millet İttifakı Liderleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'le Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş'ın
HDP'yi ziyaret etmesi çağrısında bulundu. Çağrısı karşılıksız kalınca Cihan Er kendisi HDP'yi ziyaret etti. Hükümete yakın gazeteciler ise operasyonu devlet erteler ama unutmaz diyerek açıklıyorlar. Hükümeti destekleyen kalemlerden Abdurrahman Uzun gözaltılarla ilgili şöyle bir tweet attı. 6-8 Ekim ihanetinin hesabının sorulmayacağını mı sanıyordunuz? Sen bu devlete hainlik edeceksin, sana hesabı sorulmayacak, öyle mi? Yok böyle bir dava. Size de zamanı geldiğinde ağababalarınıza da bu hainliklerin hesabı sorulacak. Habertürk'te yayınlanan Enine Boyuna programında gazeteci Metin Özkan'sa şunları söyledi. 6 yıldır devam eden soruşturmada
Çünkü bu olay kapanmış bitmiş değil Devlet görevini yapmasa bugün biz burada otururduk Başka bir şeyden olmuş olsaydı Kardeşim devletimiz uyuyor mu ya Ne yapıyor derdik 6 yıldır bakın Size söyledim ilmek ilmek okumuşlar ilmek ilmek okumuşlar Ankara Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı ve ekibini ben burada kutluyorum Çok güzel bir iş yapmış Çok başarılı bir iş yapmış Açık bir tane noktaları yok Bunu fezlekelerde hazırlanmış meclise göndermiş. Meclise diyor ki dosyalar önünüzde, arz ederseniz bütün bu bilgileri belgeleri size de gönder. Dokunulmazlığını kaldırırsınız kaldırmazsınız. Ama ben yargı olarak devam eden bu soruşturmayı üstünü kapatamam arkadaş diyor. Bunun için bir bedel ödeyecekse de hepimiz ödemeye hazırız. Şahsım adına ben de Kobani olaylarında devlet görevini yaptı.
E bu dava 6 yıl sürdü. 2 yıl, 3 yıl, 5 yıl süren ilk dava bu değil ki. Bütün belgeler toplanmış. Bakın MOBESE kayıtlarında belgeli. Artık kimsenin inkar edeceği bir şey yok. Binlerce görgü tanığını ifadeye çağırmışlar. İl il baş savcılıklar. Bunlarla ilgili bilgi alışverişi yapmışlar. Belgeleri önlerine koymuşlar. Bu resimdekini tanıyor musun? Bunu tanıyor musun? Sen burada mısın? Sen burada ne yaptın? Ve hepsi demiş ki, E bize sokağa inin dediler, indik demiş. Şimdi bakın,
TCK'da azmettirme suçu diye bir suç vardır. Eğer biz diyorsak ki devlet bu azmettirme suçunu görmezden gelsin, devlet yapılan bunca şeyin üstünü örtsün, bırakın kardeşim canı isteyen, kafası bozulan sokağa çıksın, herkes bir şey için birilerini sokağa çağırsın, çağrı yapsın, eylem yapsın. Kobani olaylarında vatandaşı sokağa çağıranlar Kusura bakmayın ama 15 Temmuz gecesi asıl darbe selalarla yapıldı diyerek camilerden okunan o selaları küçümseyen ve darbeci gösteren insanlardır. Hükümet görevini yapmıştır. Daha ötesinde devlet görevini yapmıştır. Hukuk görevini yapmıştır. Ankara Cumhuriyet başsavcılığı görevini yapmıştır. Bir kez daha söylüyorum. Başta Yüksel Kocaman olmak üzere ve bu davaya bakan saygıdeğer başsavcı yardımcı olmak üzere. Yüzlerce binlerce emniyet görevlisi ve yargı görevlisi ilmek ilmek günlerdir uykusuzlar.
Onun için bu insanlara haksızlık etmeyelim lütfen. Peki neydi bu 6-8 Ekim olayları? Kısa bir aranın ardından onlara bakalım. Bu bir yalvarma değildir. Bu bir minnet değildir. Tarihi direnişe hep birlikte katılalım. Tarihi direnişi hep birlikte yapalım ki tarihi ittifakı da, tarihi birliği de oluşturma fırsatımız olsun. 6-8 Ekim olayları denince hep ön plana o dönem HDP eş genel başkanı olan Selahattin Demirtaş'ın bu çağrısı çıkıyor.
Suriye İç Savaşı'nın en sıcak, en kalını yıllarıydı. İslamcı terör örgütü IŞİD ülkede hızlıca ilerliyordu. Kendi devletini inşa etme gayesi gidiyordu. Örgüt Türkiye sınırındaki Kobane ya da Arapça ismiyle Ayn el-Arap bölgesine de saldırdı. O sırada çözüm süreci devam ediyordu. İmralı, hükümet ve HDP arasında 2012 senesinden bu yana süregelen görüşmeler devam etmekteydi.
HDP hükümete yardım çağrısında bulundu ama Türkiye'nin güvenlik algısı değişmişti. Türkiye sınırında bir Kürt devleti yapılanmasını İslamcı bir yapılanmadan daha tehlikeli görmeye başlamıştı. O dönem Erdoğan'ın kullandığı kobane düştü düşecek sözü de bunu anlatıyordu. Havadan bombalamak suretiyle bu sorunlar çözülmez.
Yerde kara harekatında bu görevi ifade edenlerle iş birliği kurulmadıkça hava harekatıyla bu iş bitmez. İşte aylar geçti, herhangi bir netice yok. Şu anda Ayn-ül Arap'ta diğer adıyla Kobani'de buyurun düştü düşüyor. Bunun üzerine HDP destek yürüyüşleri başlattı. Protestolar 6 Ekim günü Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğu illerinde PKK'lıların hem güvenlik güçleri hem Hüdapar ve MHP'lilerle çatışmalarına dönüşmüş, durdurulana kadar 46 kişi öldürülmüş, 682 kişi yaralanmıştı. Kobani olayları yargıya yansıdı. Son olarak olaylar sırasında kurban eti dağıtırken vahşice öldürülen genç Yasin Börü davasında Ankara 2. Ceza Mahkemesi'nin 24 Nisan 2017'de aldığı ve 16 kişiye 5'er defa ömür boyu hapis cezası verilen karar İstinaf Mahkemesi tarafından 20 Kasım 2018'de onaylandı.
Şimdi sizi tekrar Habertürk'teki Enine Boyuna programına götürelim. Programa katılan gazeteci Sevilay Yılmağan, Kobani olaylarının başlangıcını ve kendi tecrübesini şu şekilde aktarıyor. Ben bir kere şunu baştan söyleyeyim Hülya. Ben o zaman iktidara çok yakın olan Sabah Gazetesi yazarıydım ve A Haber'de de program yapıyordum.
Bu 6-7 Ekim, 8 Ekim ve sonrasındaki olaylar patladığında ben 14 Ekim'de A Haber tarafından yani Turkuaz Media tarafından Diyarbakır'a gönderildim ve canlı yayın yaptım oradan. Hani siz diyorsunuz ya çözüm süreci bitti, bu yanlış. Biz oraya sevgili hocam Kezban Hatemi ile ve ekiple beraber Diyarbakır'a gittik, Hatip Dicle'yi aldık ve 3-4 saat boyunca süren canlı yayınlar yaptık ve giderken de Yani ben o gün, çok iyi hatırlıyorum, tankların falan böyle çok büyük bir koruma ordusuyla falan yürüdü. Çünkü gerçekten şehir darmadağın olmuştu.
Ve biz oraya niye gittik peki onu söyleyeyim. Biz oraya şunun için gittik. Yani Kobani dolayısıyla neler olduğu AK Parti iktidarı da şaşkındı. Şimdi Metin Özkan o dönem AK Parti'nin yanında değildi. Çünkü çok sert muhalefet yapıyorlardı. Dolayısıyla ben içindeydim. Ve çözüm sürecini baltalamaya dönüp bir provokasyon olduğunu düşünüyordu. Hükümete yakın medya ve yöneticiler. Hatip Dicle'nin o gece yaptığı açıklamalar ertesi günü sabah gazetesinin birinci sayfasından görüldü ve geniş yer buldu.
Ne dedi Atif Dicle? Kobani dolayısıyla Diyarbakır ve çevresinde ve diğer illerde yaşananlara savunulacak bir tarafı yok. Ama dedi burada bir provokasyon var. Ben de hala öyle olduğuna inanıyorum. O provokasyonu yapanın da o zaman FETÖ denilmiyordu henüz FETÖ adıyla anılmıyordu. Paralel yapı deniliyordu ve hatta Atif Dicle o yayında şöyle bir şeyden bahsetmişti.
Bizim içimize de sızdılar yani FETÖ'yü bahsederek paralel yapı derken ve bana dediler bir kaset dinlettiler. Bizzat Fethullah Gülen'in ağzından dökülmüş bir kaset dinlettiler. Kasette diyor ki Fethullah Gülen, mümkün olduğunca o coğrafyada yani Güneydoğu'da, Doğu'da HDP'nin içine sızın. ve o sızıntıyı yaparak orada müsait olan adamları kafalayın ya da işte bize doğru çevirin. Yani Hatip Ticle o dönem şunu söylemişti ve HDP Cenan'da kıyamet kopmuştu. Bizim içimize de sızan paralel örgütün provokasyonları neticesinde oldu bu olaylar demişti. 6-7 Ekim'den önce de yürüyüşler vardı, tepkiler vardı, insanlar sokaklardaydı. Kobani'yle ilgili bütün HDP seçmeni, HDP'li yetkililer ellerinden geldiği kadar seslerini çıktı ama bir yıkım yoktu, bir şey yoktu. Ne olduysa 6-7, hatta 7 Ekim'den sonra, 6 Ekim bile değil. 6 Ekim gecesi sanıyorum HDP Genel Merkezi'nde o açıklama yapıldı Twitter'dan sokağaç ama ondan önce de sokaktaydı. Ondan önce de sokakta o eylemler vardı. Yani ben özetle oradaki bir şeyin, bir provokasyonun bu olayları büyüttüğünü düşünüyorum. Ve şunu da tekrar söylüyorum, unutmayalım ki 2014 Eylül'ünde hala FETÖ emniyette muktedirdi.
Bakın Hatip Dicle'nin bulun, bulun o arşivden o açıklamalarını. Sevilen Yılman'ı kırmayalım, Hatip Dicle'nin açıklamalarını da paylaşalım. Fethullah Gülen'in bizzat sesinden bana dinletilen bir kaset oldu. Bir arkadaş vasıtasıyla dinledim. Dinlediniz. Dinledim evet. Ne diyor? Ben diyor Doğu Güneydoğu'daki insanlarımıza şunu diyorum, Kürtlerin kurumlarına girin. Bu kurumlarda halka yakın, dürüst olanları özellikle itibarsızlaştırmaya çalışın. Dedikodu yayarak içlerinde şey yapın. Tabii tabii. Çözüm sürecine destek verenler işte gerçekten halk tarafından sevilenler vesaire. Bunu çok açık bir şekilde ben şahsen dinledim. Evet. O kaseti. Şimdi bunlar insanı şöyle şüphelendiriyor. Bizim öyle oldu ki il ilçe yöneticilerimizden tutun da birçok kurumumuzda çok çeşitli tutuklamalar oldu. Sekiz binden bahsediyorum. Şimdi bu sıralar içerisinde sızmalar olabilir.
Olaylar yatıştı ancak HDP'nin 6 Ekim'de attığı tweetler ve Selahattin Demirtaş'ın yaptığı açıklamalar üzerine olayların HDP tarafından başlatıldığı halkı kin ve nefrete sürüklediği yönünde değerlendirmeler hükümet ve medya tarafından dinlendirilmeye başlandı. Selahattin Demirtaş 14 Ekim 2014'te mecliste yaptığı grup toplantısında Kobani'de yaşananlara gelmeden önce hükümetin Suriye politikasını bu politikanın çözüm sürecinin etkilerini anlattıktan sonra 6-8 Ekim olaylarına kadar olan süreci de aktarmıştı. Son 30 gündür yaşananlara bir bakın. Bu kadar hatanın üstüne bir doğru yapalım diye çaba sarf ettik.
Kobani IŞİD'in eline geçerse hem orada katliam barbarlık yaşanacak hem Türkiye koridor açmadığı için destek gitmesine izin vermediği için hükümet bu katliamdan sorumlu olacak. Türkiye'deki 15-20 milyon Kürt'ün başta olmak üzere vicdan onuru olan herkesin büyük bir kırılma yaşamasıyla karşılaşacağız. Ve içerideki süreç tümden bitecek. Kırılmanın üzerine oluşacak güvensizlikte süreci yürütmek imkansız hale gelecek. Bütün bu kaygılarla biz tam 23 gün hükümetle diyalog yürüttük. Şu düzeyde bu düzeyde. Sayın Başbakan da dahil olmak üzere kaymakamından Başbakan'a kadar bütün düzeylerde görüşme yaptık. Işin ciddiyetini, önemini anlatmaya çalıştık.
Bütün korkumuz IŞİD'in Kobani'yi düşürmesi karşılığında ortaya çıkacak reaksiyondur. Biz halklarımızın göreceği zarardan korktuk. Biz halklarımızın karşı karşıya kalacağı felaketten korktuk. Biz IŞİD'den bizim halkımız IŞİD'in barbarlığından korkmadı. Sizin bu zalimce politikalarınızdan utandık.
Kardeşiz diye bin yıllık kardeşlik teranesi adı altında yaptığımız hakaretlerden, küfürlerden, tehditlerden utandık. Ortada bir ayıp varsa budur işte. Kobani'de bakın çağrı yaptığımız akşam Merkez Yürütme Kurulumuz olağanüstü toplantı halindeydi. Ne yapabiliriz diye dört bir koldan arayış içerisindeydik. Bir acil
imdat çağrısı geldi oradan. Mürşitpınar sınır kapısına birkaç metre kaldı, o sınır kapısını almak üzereler, acil desteğe ihtiyacımız var dediler. Ne yapıyorsanız yapın, bu Mürşitpınar alınırsa artık Kobani'de başka bir aşamaya, Türkiye'de başka bir aşamaya geçilecek. Iki şey yaptık arkadaşlar. Bir halkımızdan yardım istedik. Halkımızdan acil destek istedik.
iki hükümetle temasa geçtik. Aynı saatlerde Mürşitpınar'da IŞİD kapıyı ele geçirmek üzere halkımız sokağa çıksın ve IŞİD'i protesto edip şu koalisyonun uçakları hem vurmuyor hem orada boş boş dolaşıyor hem de hükümet duyarsız kalıyor. Bunu teşhir etsin istedik. Aynı saatlerde hükümetle de temasa geçtik.
Durum ciddidir, ne yapılacaksa, konuştuğumuz ne varsa, sizin PYD ile konuştuğunuz ne varsa, atılacak ne adım varsa bu gece atılsın istedik. Yarın Kobani diye bir şey olmayabilir, yarın Mürşid Pınar, IŞİD'in eline geçmiş olabilir, konuşacak bir şey kalmayabilir. Bu telaşla bu imdat çağrısına yapmamız gereken şekilde onurlu bir partinin halkının yanında olacak bir partinin yapacağı en onurlu tutumu gösterdik. Halkımızla birlikte sokağa çıktık. Yaptığımız budur ve halen o çağrının arkasındayız ki o çağrıyla birlikte bütün dünyada insanlar ayağa kalkınca koalisyon uçakları
Sabaha doğru IŞİD mevzilerini vurmaya başladılar. İlk defa Kobani'nin etrafını vurmaya başladılar. Teşhir oldular çünkü. 40 tane ülke bir araya gelmişler, koalisyon kurmuşlar fakat Kürtler orada kaybetsin diye hepsi izliyor. Biz o ülkeleri teşhir etmek istedik. Türkiye'de dahil olmak üzere. Kobani düşmeyecek, Kobani'ye her türlü yardım yapıyoruz diyenleri de teşhir etmek istedik.
Yaptığımız şu kadar yardım için bile asla burnumuzu kıvırmadık. Önemlidir dedik, teşekkür ettik. Devam etsin diye bütün açıklamalarımızı mutedil bir dille yaptık. Görüşmeler olumludur dedik, çözeceğiz dedik. Hükümetle işbirliği yapalım, el ele çözelim mesajları verdik. Bunları yapmadık mı? Tek bir hakaret, tehdit, tek bir şiddet çağrımız oldu mu?
Bütün bu süreç zarfında açıklamalarımızı izlediniz. Ne yaptık? Çözüm olsun diye Türkiye ile birlikte muhalefet iktidar el ele verelim çözelim diye yapmamız gereken ne fedakarlık varsa sonuna kadar yaptık. Ve biz bütün bunları yaptık diye şimdi katil olduk, iki yüzlü olduk.
2 yıldır bu katliamları, ikiyüzlülüğü yapanlar ülkenin sahibi oldular. Biz bu ülkede öteki olduk, düşman olduk. Bunlar vatansever oldu. Bütün bu kana eli bulaşmış olanlar, hümanist oldu.
Değerli kardeşlerim bakın ısrarla açıklamalarımızda belirttik. Biz kimseye vurun kırın yakın öldürün çağrısını ne yaptık ne örgütledik ne teşvik ettik. Bütün arkadaşlarımız bu gösteriler doğru demokratik bir zeminde gerçekleşsin diye o akşam bütün sahalara dağıldılar. Yüz binlerce milyonlarca insan sokaklara indi. IŞİD'e karşı protesto gerçekleştirdi.
Nereden başladı provokasyon? Kim tetikledi? Kusura bakmayın. Efendim bilmemiz lazımmış. Senin dört tane maaşlı istihbarat örgütün var. MİT var, Genelkurma İstihbarat var, Emniyet İstihbarat var, Jandarma İstihbarat var. Senin haberin yoksa benim haberim nasıl olacak? Madem bu provokasyonlar örgütlenmiş, sen bu dört istihbarat örgütüne rağmen bilmiyorsan HDP nasıl bilecek? Biz mi sorumlusuz?
Madem provokasyon var Madem bunu gördün O halde ilk günden HDP ile el ele verip neden sorunu çözmek için uğraşmadın da Sınıra gidip Kobani düştü düşecek misliyle karşılık vereceğiz açıklamalarını yaptınız İstihbarat sizin, devlet sizin Değilse de bilelim Bütün bu istihbarat sizi aldattı, kandırdı, yanıltıysa bilelim. Bingöl'de olduğu gibi yanlış bilgiyi yönlendirmeyle sizi tuzağa düşürdülerse bilelim. Bunları çıkın açıklayın. Ama biz sanki vurun kırın yakın öldürün emrini vermişiz gibi kürsülerden bizi katil ilan edemezsin.
Hele hele cumhurbaşkanı olarak sen hiç edemezsin. Roboski'nin katliam emrini veren Gezi direnişinde katliam emrini veren Mart 2006'da Diyarbakır'da katliam emrini veren Çocuk da olsa kadın da olsa gereğini yapın diyen 140 çocuğu sadece gösterilerde öldürme emrini veren biri olarak sen bize Türkiye'de en son katil diyecek adamsın. Sen bunların hesabını veriyorsun. Biz çıkıp çağrı yapacağız. Bunun için çaba sarf edeceğiz. Sayın Öcalan mektup yazacak. Kamuoyuna mesaj gönderecek. Biz bütün bu katliam provokasyon girişimlerini önlemek için üzerimize düşen sorumluluğu alacağız. Bir gün geçecek aradan bu konuda mutabık kaldıklarımız çıkıp
Bizi provokasyon yapmakla suçlayacak. Katilsizsiniz diyecek. Şu mesaj gelip biz açıklama yapana kadar böyle demiyordunuz. Ortada bir provokasyon var birlikte önleyelim diyordunuz. Biz de öyle diyorduk. Beraber çalışalım. Bu katliam girişimlerini durduralım diyorduk. Demiyor muydu? Çıksın inkar etsinler. Ne zamanki bu açıklama yapıldı, bizler çıkıp kamuoyunda
iktidar çağrısı yaptık. Işte o zaman fırsatçılık yapmaya başladılar. Ve üç gündür bütün medya organlarıyla Cumhurbaşkanı bizzat günde 3 miting yaparak, her konuşmada bize hakaret ederek, tehdit ederek, maaşlı gazetecilerine, televizyoncularına talimat vererek, küfürlerle, hakaretlerle, tehditlerle bu süreçte sindirmeye çalışıyorlar. Olup bitenlerden, neredeyse bütün Ortadoğu'da olup bitenlerden HDP'yi sorumlu tutacaklar.
E hani Orta Doğu'da sizden habersiz kuş uçmazdı? Bak üç günde koltuğunuzun üç ayağı sallandı, bir ayak üzerinde kaldınız, gidiyordunuz. Yine bizim çabamızla bütün bu süreci toparladık. Bu mudur karşılığı? Evet, 14 Ekim 2014'teki bu grup toplantısından iki hafta sonra peşmerge güçleri Halep sınır kapısından Türkiye'ye girerek Kobani'ye ulaşmış, yani sınırlar açılmış ve Kobani kurtarılmıştı.
Amerikan Başkanı Barack Obama, 19 Ekim'de Erdoğan'ı arayarak Kobani'de IŞİD'e karşı direnişi havadan yardım indireceğini ve Türkiye'nin buna engel olmamasını istedi. Bu sürecin sonunda Obama, Suriye'de IŞİD'le mücadeleyi Türkiye'yle değil, PYD ve onun silahlı kolu YPG ile iş birliği içinde yapmaya karar vermişti. Bunun Türkiye'nin Suriye siyaseti üzerinde olumsuz etkileri oldu. PKK'nın Amerika Birleşik Devletleri'nin açık desteğiyle bir süre büyümesine yol açtı. Böylece güçlenen PKK kandilin etkisiyle Türkiye'deki diyalog sürecinde yeni koşullar öne sürdü.
Ve diyalog aslında 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı öncesinde sönme sürecine böylelikle girdi. Meclisteki 3. büyük parti grubu olan HDP şimdiye dek 3 kere 6-8 Ekim olaylarının araştırılması önergesi verdi. 3'ü de AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Kobani olayları süreci Türkiye'nin Suriye politikasında yaşanan dönemeçlerden biri olarak görünüyor.
Kasım 2014'te IŞİD'in Kobani'ye düzenlediği iki intihar saldırısında IŞİD militanlarının bölgeye Türkiye üzerinden saldırdığı öne sürüldü. O dönem BBC Türkçe servisine konuşan Kobani Eşbaşkanı Enver Müslim, IŞİD'in Türkiye tarafından Kobani'ye soktuğu bombalı aracını patlattığını öne sürdü. Müslim, IŞİD üyeleri bu sabah Türkiye üzerinden Kobani'ye girdi ve saldırıya geçtiler. Bomba yüklü bir aracı Türkiye'den Kobani'ye sokup patlattılar dedi.
Suruç Kaymakamı Abdullah Çiftçi bu iddiaları yalanladı ve IŞİD'in Kobani'ye Türkiye üzerinden girmediğini söyledi. Türkiye bu ve benzer iddiaları hep kesin bir dille reddetti ama Türkiye'nin el altından IŞİD'e destek verdiği iddiası dünyada konuşulmaya başlandı. Türkiye YPG'ye, PKK'ya karşı IŞİD'i mi tercih ediyor analizleri yazıldı, çizildi, konuşuldu. Fakat başka bir şey daha oldu. Az önce de belirtmiştim. 2014 yılının sonunda işi de karşı savaşan YPG'ye destek vermek için bölgeye gitmek isteyen Kuzey Iraklı peşmergelere geçiş iznini veren de Türkiye'ydi. Bu süreç devam ederken bir başka kanlı olay Türkiye tarafında gerçekleşti. 20 Temmuz 2015'te Kobani'ye oyuncak götürmek ve orada kütüphane kurmak üzere
Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyesi gençler Şanlıurfa Suruç'ta toplandılar. Basın açıklaması yapıp yola çıkacaklardı ancak basın açıklaması kana bulandı. Canlı bomba saldırısında 28 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. Tekrar son gözaltılara dönelim ve son olarak Murat Yetkin'in Yetkin Report'ta yazdığı analiziyle bitirelim. Murat Yetkin, HDP'de neler oluyor, sırada parti kapatma mı var isimli yazısında şunları yazmış.
Sırrı Süreyya Önder'in yeniden gözaltına alındığı fotoğrafı görünce içimden bedel ödüyor dedim. Bu bedel 2012-2015 arasında devletle yasadışı PKK'nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan ve PKK'nın Kan Dil Merkezi arasında kurulan gayri resmi ve dolaylı diyaloğa HDP milletvekili olarak yardımcı olmasının bedelidir. Devletimizin maalesef hiçbir hizmeti cezasız bırakmama tarihçesinin fotoğrafıdır. Önder sadece İmralı diyaloğunda değil, özel olarak 6-8 Ekim olaylarını Öcalan'dan alınan mektubu Kandil'e ileterek olayların durdurulmasında görev almıştı. Bütün süre Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve MIT Müsteşarı Hakan Fidan'ın kontrolü altındaydı. Şimdi devlet bana Kobani olaylarını bitirdiğimiz için teşekkür etmişti diyen önceki HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş gibi sırrı Süreyya Önder de yeniden hapistir.
Kapatmadan önce ufak bir bilgilendirme. Yakın zamanın içinde Olay TV'de ana haber bülteni sunmaya başlayacağım, malumunuz. Bu süreç sebebiyle podcastler bitecek mi soruları geliyor. Trendtopia'ya pol bir medyayla devam edeceğiz. Yorumlarınız, desteğiniz ve dinlenme rakamları için çok teşekkürler. Trendtopia'yı arkadaşlarınıza önererek podcast mecrasını ve Trendtopia'yı büyütmenize destek olabilirsiniz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.