
2.965 kelime · ~15 dk okuma
Ne Fransa Başbakanı Emmanuel Macron, patlamanın ardından Lübnan'a giden ilk lider oldu. Lübnanlılar Macron'a kurtarın bizi diye yalvardı. Lübnan'da 40 bin kişi yönetim tekrar Fransa'ya verilsin diye imza topladı. Macron, Beyrut sokaklarında adeta gövde gösterisi yaptı. Reform yapmazsanız daha da batarsınız diye parmakla
yapıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? salladı. Lübnan'a bu duruma getiren patlama ve patlamanın arkasındaki gerçeklere bakacağız.
5 Ağustos günü, Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta, limanda 12 numaralı hangarda duran 2000 tondan fazla amonyum nitrat patladı. Yüzlerce kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. 300 bin kişi evsiz kaldı, 3 milyar dolarlık hasar meydana geldi. Amonyum nitrat 2013 yılında teknik harıza nedeniyle Beyrut Limanı'na yanaşan, daha sonra da liman parasını ödeyemeyen bir gemiye aitti. 2000 tonluk patlayıcı nasıl oluyor da bunca yıldır hangarda duruyordu? Liman şefi Şefik Merhi 2014 yılında bir rapor yazmış ve bu duruma bir çözüm bulunmasını istemişti. Liman görevlileri yetkililere 5 ayrı mektup yazdılar ve patlayıcının güvenli bir yere alınması için önerilerde bulundular.
Liman görevlileri bu amonyum nitratı ya Lübnan ordusuna teslim edelim veya özel bir iştiraki satalım ya da ihraç edelim önerilerinde bulundular ve yazdıkları 5 mektubun hiçbirine yanıt alamadılar. Şimdi muhtemelen dinlerken, bu nasıl iş? Bu nasıl bir ülke? Nasıl oluyor da resmi mektuba, resmi bir cevap gelmiyor diyorsunuz. Nasıl oluyor? Bölgeyi çok iyi bilen bir gazeteciyle Hediye Levent'le konuşacağız. Şu anda Şam'dasın değil mi? Evet, Şam'dayım. Fakat bir süre Lübnan'da da yaşadın ve gidip geliyorsun. Zaten iki ülke çok yakın. Evet, yaklaşık 3 yıl yaşadım Beyrut'ta ve aslında Şam'a taşınmam da birkaç ay önce gerçekleşti. Yani yakın zamana kadar Beyrut'taydım.
Valla işte şans mı diyelim, şanssızlık mı diyelim aslında bakacak olursan. Yani hayatta kalman açısından şans, fakat öte yandan bir gazeteci olarak da herhalde işte Beyrut'ta bu yıkım sonrasını görmekte ayrı bir şey olur. Ama sen zaten yakından takip ediyorsun. Şimdi bu patlamadan sonra işte bu ortaya çıkan Lübnan'da bir yönetememe meselesi nasıl oluyor da devlet bu kadar hiçbir şeyi yönetemez hale gelmiş konuşuluyor ya. Bize biraz onu anlatır mısın? Nasıl bir şey Lübnan?
Açıkçası nevşin patlama olduktan hemen sonra ismini vermeyen kaynaklar üzerinden ilk açıklamalar gelmeye başladı. Hatırlayacak olursan sen de ve limanda çok miktarda tonlarca daha doğrusu patlayıcı madde ve nitrat gibi malzemenin olduğuna dair birçok insan buna inanmadı. Yani İsrail saldırısıdır dendi, sabotaj dendi, Hizbullah vurdu dendi vs. vs. Ama hem Lübnanlılar hem de az çok Lübnan'ı bilenler için bu ilk gelen açıklama oldukça doğruydu. Çünkü Lübnan'da devlet sistemi yok denilebilir. Yani uzunca bir süre önce tıkanmıştı zaten. Bunda da en önemli sebep iç savaş 90'da bitti, 1990 yılında ki 15 yıllık bir iç savaştı. Ondan sonra bir Lübnan'lık üst kimliği oluşturamadı, ikincisi de bir Lübnan devletini tam olarak oluşturamadı. Yani bir devlet var, bakanlıklar var ama kurumsallaşma yok, kurumlar arasında koordinasyon yok, denetim sistemi yok. Çünkü Lübnan'da mezhep esaslı bir anayasa var ve kamu kurumlarındaki personelden özel banka çalışanlarına kadar
Her yerde, bütün devlette, ordu ve istihbarat dahil bütün devlet kurumlar, bürokrasi koltukları hatta meclis bile din ve mezheplere göre bölünmüş durumda. Bu da haliyle din ve mezhep esaslı partiler, hareketler birbirleriyle zaten geçinemedikleri için olmayan ya da çok zayıf olan devlet sistemini iyice tıkadı yıllar içinde. Şöyle bir şey olmuştu. Sen herhalde o zaman Beyrut'ta yaşıyordun. Bir çöp krizi olmuştu mesela. Belki hani o örnek üzerinden gidebiliriz. Epey bir zaman çöpler toplanamamıştı ve insanlar sokaklara dökülmüştü çöpümüzü toplayın diye değil mi? Hani en basit şey işte devlet 101 yani ne yapacak çöp toplayacak falan. Mesela nasıl olmuştu o çöp krizi?
Aslında güzel bir örnek bu. Bu arada çöp krizi hala bitmedi. Normalde hala doğru düzgün toplanmıyor. Arada bir kriz yaşanıyor. Çünkü şöyle de bir şey var. Lübnan'da birçok şeyi baktılar ki devlet işin içinden çıkamıyor, sürekli tıkanıyor ama bir takım ihtiyaçların da giderilmesi lazım. Özelleştirme yoluna gittiler.
Şimdi çöpleri toplamaktan sorumlu olan kurum nedir bizde? Normalde belediyelerdir değil mi? Lübnan'da bu büyük ölçüde özel şirketler üzerinden sağlanıyor. Yani Lübnan tamamen istisnai bir yapının, istisnai bir sistemin olduğu hatta akıl mantık zorlayan uygulamaların olduğu bir ülke. Mesela bir başka örnek daha vereyim. Lübnan Akdeniz ülkesi normalde. Ancak kirazdan ıspanağa kadar birçok şey başka ülkelerden ithal geliyor. Tarımı bile yok. Neden peki? Nasıl olamıyor? Tarım nasıl olamıyor mesela?
Birincisi mesela tarım için ne gerekli? Sulama ağının oluşması lazım. Sulama ağı için ne gerekli? İyi çalışan bir kanallar inşa edecek vs. falan bir sistem gerekiyor değil mi?
Ta oradan başlıyor sorun yani. Başka bir örnek vereyim mesela bu tarım meselesini belki açıklayabilir. Lübnan içinde çok meşhur örneklerden biridir. Bir otoyol yapılması gerekiyor. Otoyol için ne yapılır? Devlet ihaleye çıkar ve bir şirket kazanır değil mi? Normalde mantık bu şekilde işler yani. Lübnan'da altı farklı siyasi hareket fraksiyonla anlaşma imzalandı bir otoyol için.
Yani mesela şöyle mi açıklayıcı olması açısından? Dedin ya sulama sistemi yapılamıyor tarım arazilerine. Sulama sistemi yok. İkincisi tarım ilaçları meselesi var. Bunu nasıl pazara sunacaksınız? Çünkü üreticiden direkt tüketiciye ulaştıracak ağlar Lübnan'da farklı bir şekilde oluşmuş durumda. Yani şöyle bir şey mi? Mesela sulama sistemi kurulacak diyelim ki. Şimdi mesele meclise geliyor. Sulama sisteminin yapılmasına ilişkin diyelim yasa tasarısı.
Fraksiyonlar, Sünniler, Şiiler, Maroni Hristiyanlar, Rum Ortodokslar neyse neyse bunların hepsinin kendi partisi var değil mi ayrı ayrı? Ve bunlar bunun üzerinde uzlaşamadığı için çıkmıyor yasa aşağı yukarı böyle bir şey mi? Evet buna bir ek daha yapayım. Şimdi Lübnan'ın biraz daha açıklayıcı olması açısından söylüyorum. Tamam 1990'da iç savaş bitti.
Ki iç savaş döneminde de Hristiyan Hristiyanla, Müslüman Müslümanla, Müslüman Hristiyanla savaştı. O kadar derin yarılmaya sebep olan bir savaştı bu. Bunu belirtmek lazım. O savaştan sonra da silahlar sustu, nispi bir barış geldi ama bugün hala dürzilerin mahallesi, semti bölgesi Hristiyan marunilerin İşte Ortodoks Hristiyanların, Şii Müslümanların, Dürzilerin ya da işte Sünni Müslümanların vs. herkesin mahallesi, bölgesi, ilçesi, kenti bellidir. Şimdi bir sulama kanalı yapılacaksa eğer, birincisi bu bölgeleri kontrol eden tarafın, siyasi hareketten bahsetmiyorum, bloğun, Onay vermesi gerekiyor. İkincisi bu bloğu meclise temsil eden grupların da bu tasarıya onay vermesi lazım. Bir başka nokta daha var. Orada da yine en başından zaten olayları ya da reformları, projeleri kilitleyen sorun da şu. Zaten Lübnan Meclisi'nde çok az milletvekili bir proje yapalım da şu sulama kanallarını inşa edelim şeklinde elini taşın altına sokuyor.
Yani şu anda mecliste bekleyen, hatta Lübnan'ın içinde Karamizah örneklerinden biridir, 1995'den 1996'dan beri bekleyen yasa tasarları var. Ve bunlar da öyle lüks sayılabilecek, fantezi sayılabilecek projeler değil. Gerçekten halkın günlük hayatını kolaylaştıracak bir takım projeler. Peki milletvekilleri ne yapıyorlar? Boş boş meclise gidip geliyorlar o zaman, öyle mi? Büyük ölçüde bu şekilde ama aynı zamanda şöyle bir şey var, şimdi o iç savaş bittikten sonra iç savaşın korkuları da iç savaşın dili de bitmedi Lübnan'da. Yani iç savaşta komutanlık yapan, aktif olarak bir tarafın finansörlüğünü yapan, ideolojik ya da siyasi dini liderliğini yapan insanlar çıkardılar kamuflaj kıyafetlerini, botlarını, silahlarını koydular çekmeceye, takım elbiselerini giydiler, siyasete girdiler.
Dolayısıyla bu öne çıkan siyasi hareketlerin ya da işte kanaat önderleri bunlar zaten eski düşmandılar. Ve bunların ellerindeki siyasi hareketi, blokları, güçlerini daha doğrusu ki bu aynı zamanda çok büyük ekonomik güce de tekabül eder, korumaları için de o bölünmenin devam etmesi gerekiyor. Dolayısıyla bugün mesela Lübnan televizyonlarını yakından iki gün izleseniz evet bu ülkede herhalde bir hafta içinde iç savaş başlar. diyebilirsiniz. O kadar keskin suçlamalar yönetilir. Savaş dili. Ötekileştiren, diğerini yok sayan, suçlayan vesaire. Zaten Lübnan 3 iç savaş dönemiyle de yüzleşmemiş bir ülke. Bütün kesimlerin kendi okulu var. İlkokuldan, ortaokuldan, liseden, üniversiteden bahsediyorum. Kendi hastaneleri var. Ve hepsi mesela çocuklarına iç savaş dönemi dahil olmak üzere kendi tarihini kendine göre anlatıyor. Mesela Lübnan'ın ortak bir tarihi yok okullarda anlatılan.
Devlet okulu sayısı çok az mesela. E şimdi böyle bir ülkede ilkokul çocuğundan yukarıdaki işte milletvekiline kadar bakacak olursak eğer, bölünme çok derin, çok keskin ve toplumun her yönüne sırayet etmiş durumda. Başka bir nokta daha var, bu da önemlidir. Mesela Lübnan'da şerri kanunlara göre evlilik var hala.
Medeni kanunla evlilik yok. Bir Hristiyan bir Müslümanla evlenemiyor. Toplumdaki bölünmeyi baki kılan uygulamalardan biri bu. Ama aynı zamanda dini liderlere, dini otoritelere, cemaat liderlerine muazzam bir ekonomik ve toplum üzerinde baskı ya da toplumu kontrol etmesini sağlayan güç de veriyor bu. Şimdi tekrar soruya gelecek olursak eğer, senin sorduğun soruya, milletvekilleri ne yapıyor? Milletvekilleri çoğunlukla hangi hareketin temsilcisi olarak meclise katıldıysa, o hareketin, o bloğun çıkarlarını korumak üzere bulunuyor orada. Ve Lübnan'da bu sırda değil.
Evet, son dönemde tabii en çok öne çıkan ve konuşulan hareket Hizbullah, Lübnan'da. Lübnan'daki Şiilerin temsilcisi değil mi? Hizbullah Partisi ve Hizbullah Hareketi. Neden son dönemde bu kadar ön plana çıktı, niye tüm dünya Hizbullah'ı konuşuyor ve Lübnan'daki ağırlığı nedir Hizbullah?
Şimdi öncelikle aslında şunu belirtmek lazım. Lübnan'daki bütün Şiiler Hizbullah'ı desteklemiyor. Hizbullah'ın tek destekçisi de Şiiler değil. Mesela önceki yıl yapılan parlamento seçimlerine Hristiyan blokla birlikte girdi Hizbullah ve mecliste veto yetkisi kazanılacak kadar sandalye kazandı. Hizbullah'ın Hristiyan kesimden hatta küçük de olsa Sünni kesimden bile ciddi bir desteği var. Bunu belirtmek lazım. İkincisi Lübnan içinde Hizbullah'ın şöyle bir etkisi var. Mesela 2006 savaşında bir şey çok net ortaya çıktı. Lübnan ordusu diye bir şey yok.
Ama tepelerinde sürekli İsrail tehdidi de var. Yani bu sadece Hizbullah üzerinden mesela İsrail-Lübnan gerginliği ya da sıkıntısı konuşulur ama Lübnan içinde neredeyse bütün kesimlerin İsrail'e bakış açısıyla Hizbullah'ın bakış açısı arasında çok fark yok. Yani İsrail'i tehdit olarak görüyor insanlar Lübnan'da. Ve 2006 Savaşı başta olmak üzere Lübnan içindeki güvenlikle ilgili özellikle İsrail tehdidiyle ilgili meseleler söz konusu olduğu zaman Hizbullah'tan nefret edenler bile yani evet buna karşı koysa koysa Hizbullah koyar şeklinde bir bakış açısına sahipler. Bunu belirtmek lazım. İkincisi Hizbullah şu anda resmi olarak zaten Lübnan ordusunun partneri konumunda. Yani legal bir durumda. Silahlı kanattan bahsediyorum.
Siyasi açıdan da şöyle bir şey söz konusu, Hizbullah'ı destekleyen Hristiyan bloklar var zaten. Birlikte hareket ediyorlar, seçimlere giriyorlar vs. Siyasi olarak da Hizbullah olmadan hükümet kurulamaz, Hizbullah olmadan hükümet yıkılamaz. Yani toplumdan da ciddi bir destekleri var. Bir de herhalde çok parçalı olduğu için, Maronilerin ayrı partisi, Sünnilerin ayrı partisi falan filan, işte Hizbullah gibi bir parti kilit duruma geliyor herhalde. Biraz o parçalı yapının da etkisi var anladım. İki, eksen diyebiliriz aslında Nevşehir. Söylediğin, senin belirttiğin gibi çok sayıda parti var. Küçüklü, büyüklü, dürzülerin, marunilerin, diğerlerinin vs. Din ve mezhep esaslı teşkil edilen partiler ağırlıklı olarak. Birkaç tane çok nadir sosyalist vs. isim altında toplananlar var.
Ama şöyle düşünelim, iki ana eksen var. Biri Hizbullah, Emel Hareketi ve işte diğer Free Patriotic Movement vs. gibi. Diğer tarafta da Hariri ailesinin liderliğini yaptığı Müstakbel Hareketi var. Diğer küçük hareketler bu iki ana hareketin, iki ana eksenin etrafında toplanıyorlar çoğunlukla. Dolayısıyla Hizbullah'ın mukabili, yani tam karşısında bir de Müstakbel Hareketi var. Yani az önce Hizbullah için söylediklerimin aynısı.
Aslında Müstakbel Hareketi için de söz konusu. Sadece Hezbollah, İran, Suriye, Filistin. Dreniş hattı hatta son zamanda Rusya'ya biraz daha yakın duruyor. Diğer müstakbel hareketi ise Suudi Arabistan hakkına daha yakın duruyor dış politika açısından. Evet orada da hatırlatmak lazım. Belki en son Hariri değil mi bir Suudi Arabistan'a gitmişti başbakan iken ve işte Suud Kralı tarafından alıkonuldu falan söylenmişti. Sonra yine böyle bir politik türbülans gördük. Ne olmuştu o zaman senin gözünden? Aslında olan neydi yani? Açıkçası o zaman ben Beyrut'taydım Nefşin. Bu çok aslında kritik bir şeydir Lübnan siyaset tarihi açısından. Belki etkilerini görürüz 5-10 yıl sonra ama bilemiyorum.
3-5 yıl sonra pardon. Hariri Suudi Arabistan'a gitti o zaman ve Suudi Arabistan'dan Riyad'da canlı yayında Hizbullah'a ve Lübnan içindeki bazı hareketlere çok ağır ithamlar da bulunarak istifa ettiğini duyuldu. Şimdi Lübnan için de normalde sürekli atışırlar, sürekli çok sert ifadeler kullanılır falan ama Lübnan zaten derin bir ekonomik ve siyasi kriz yaşarken Hariri'nin bir ülkenin başbakanının gidip başka bir ülke topraklarında üstelik canlı yayında böyle bir açıklama yapması şok etkisi yarattı, çok büyük deprem yarattı yani. O dönemde de yine araya Macron girdi, Fransa girdi. Hatta bazı iddialar da vardı Lübnan içinde dile getirilen. Mesela Hariri şey dedi, hayır ben alıkonulmadım, kendi isteğimle geldim Suudi Arabistan'a vs. dedi. Ama Lübnan içinde mesela şöyle iddialar vardı, hayır orada Hariri alıkonulmuştu, Fransa araya girdi ve Fransa kurtardı şeklinde iddialar da var.
Bu olaydan 6 ay sonra parlamento seçimleri yapıldı ve MÜSTAKBEL HARİKETİ'nin başında olduğu blok çok ciddi hezimet yaşadı. İnsanların Hariri'nin o davranışına verdiği tepki, Yani tepki göstererek sandığa gitmedi. Bu durum otomatikman Hizbullah bloğunun oyunu yükseltmiş oldu. Yani o mecliste veto yetkisi kazanacak kadar çok sandalye aldılar dedim ya biraz önce. Onun arkasındaki temel motivasyon budur. Peki bu patlama, bu yaşanan facia, hakikaten boyutları inanılmaz. Neyi değiştirebilir Lübnan'da, bir şeyi değiştirir mi sence, analizin nedir? Açıkçası çok ümit var değilim o konuda. Çünkü şöyle bir şey var ne yazık ki, Lübnan'da iki önemli mesele var. Yani halledemedikleri.
Bir, Lübnan'ın üst kimliğini oluşturamamışlar bir türlü. Ki bu da 3-5 günde oluşturulacak bir şey değil. Yeni yeni filizlenen hareketler var, ümit veren hareketler var ama onların bile belki yıllarca emek vermesi lazım ki bir üst şemsiye, üst kimlik oluşsun. İkincisi, bir devlet yok. Kurumsallaşmış bir devlet sistemi yok Lübnan'da. devleti baştan sona yeniden kurmaları gerekiyor. Ve bu ikisini de sağlayacak, yapacak bir siyasi irade söz konusu değil henüz Lübnan'da. İnsanlar da bıkmış durumdalar artık. Mesela Eylül ayında başlayan çok renkli gösteriler vardı, aylarca devam etti vesaire. Lübnan iç siyaseti, bölge siyasetiyle o kadar iç içe girift halde ki şu anda Lübnan'da herhangi birinin başbakan olması için herhalde 8-10 tane ülkenin onay vermesi gerekiyor.
Zaten mezhep esaslı anayasa bir kere Lübnan'da bir değişimin önündeki dağlar gibi, Himalaya gibi duran bir engel şeklinde. Çünkü o anayasaya göre başbakanın Sünni Müslüman olması lazım, cumhurbaşkanının Maruni Hristiyan olması lazım. Şimdi böyle bir anayasa varken ülkede çoğulcu Lübnan'lılık üst kimliğini oluşturabilecek, değişimi sağlayabilecek, halkın hesap sorabileceği bir sistemi kurmak hiç kolay değil. Şimdi patlamadan sonra insanlar bir kere can derdine düşmüş durumdalar, ikincisi ekonomik kriz inanılmaz etkilemiş durumda insanları yüzde kırk civarına yükselmiş, açlık sınırın altında yaşayan insan sayısı Lübnan'da ve kışı nasıl geçireceğini düşünüyor insanlar. Işsizlik korkunç boyutlarda. Para bulamıyor Lübnan. Ülke dışından çünkü bir taraftan Hizbullah'ın silahsızlandırılması meselesi üzerinden mesela dış destek sağlanabileceğine dair pazarlıklar devam ediyor. Dolayısıyla içerideki durumla bölge siyaseti birbirine geçmiş durumda bu değişimi tetikler mi? Tetiklese bile
çok böyle kolay kansız belki sıkıntısız bir değişim olmayabilir. Yani önümüzdeki aylarda Lübnan sokaklarında çok şiddetli gösteriler de görebiliriz. Açıkçası bütün senaryolar mümkün çünkü ekonomi krizle birlikte değerlendirmek lazım bu patlamayı. O patlamada Lübnan'ın can damarlarından birkaç tane kalmıştı zaten biri gitti ve dolayısıyla hani önümüzdeki kış Lübnan'ı çok şey bekliyor ama olumlu bir senaryo çok görünmüyor açıkçası. Mesela bu işte Lübnan'ın kendi parabilimi dolar karşısında çok ciddi değer kaybettiği zaman işte eylemler başladı sokaklarda ya da en azından dışarıdan öyle görüldü, yanlış mı görüldü? Toplumun farklı kesimleri yani Şiilerde, Sünnilerde, Hristiyanlarda falan hep beraber protesto gösterilerine katılıyorlardı. Hakikaten böyle bir durum var mıydı ve acaba hani bir dipten gelen reform talebinin sonucu olabilir mi? Şimdi Lübnan'da şöyle bir durum söz konusu Nefşin.
Kiminle konuşursanız konuşun, hepsi mezhepçi sistem gitmeli ve biz Lübnan'ın kimliğini oluşturmalıyız der. Ama birlikte sokağa çıkar, gösteri yapar, işte protesto eder, aynı ifadeleri kullanır, aynı rahatsızlıkları aktarır ama herkes akşam kendi mahallesine gider. Birbirleriyle evlenmezler. Şeffaf duvarlar vardır aralarında. Dolayısıyla Lübnan'da eğer bir değişim olacaksa, hani senaryo olarak söylüyorum, velev ki bir değişim süreci başladı, bütün liderlerin
Kanaat önderlerinin, siyasi hareketlerin hepsinin aynı anda eş zamanlı olarak değişimi başlatması gerekiyor ya da çekilip gitmesi gerekiyor. Bunun halka nasıl bir yansıması var biliyor musun? O iç savaş bitti ama iç savaş dili bitmedi dedim ya az önce. İnsanlarda iç savaş korkuları hala var. Dolayısıyla insanlar mevcut siyasi hareketlerden hatta kendisinin bağlı olduğu hareketlerden ne kadar rahatsız olursa olsun şu korkuyu yaşıyor.
Eğer benim hareketim zayıf düşerse karşı taraf beni çiğ çiğ yer. Mahkemeye çıkarır. Şunu yapar, bunu yapar. Ben kime giderim? Kim bana iş bulmam için aracı olur? Kim işte çocuğuma okulda yer bulmak için bana aracı olur? Anlatabiliyor muyum? Bu kadar böyle bir insanların çocuğunu okul bulması, hatta hastanede boş yatak bulması için bile o siyasilere, o cemaat ve dini liderlere muhtaç durumdalar şu anda. Bunlar yazılı olmayan kanunlar, yazılı olmayan günlük hayat pratikleri bundan da. Dolayısıyla evet herkes reform istiyor, herkes değişiklik istiyor ama eş zamanını başlarsa çünkü günün sonunda şöyle bir korkuya dönüyorlar. Şu korkular canlanıyor insanlarda. Tamam hepimiz aynı şeyi istiyoruz ama mesela ben Hizbullah destekçisiyim. Eğer müstakbel hareketi aynı anda çekilmezse o zaman müstakbel tarafları ülkeyi ele geçirir ve benim bu ülkede yerim olmaz. Bu kadar derin bir bölünme var. Şimdi toplum bu kadar derin bölünmüşken zihinler bu kadar derin bölünmüşken insanların hala böyle mahallelerin arasında şeffaf duvarlar varken o reform sürecinin başlaması çok kolay değil. Peki Hediye'yle ben ağzına sağlık, çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar. Şimdi gelelim işin İsrail boyutuna. 2006 yılında İsrail ve Lübnan arasında şiddetli bir savaş yaşandı. İsrail'in hedefi öncelikle Hizbullah hedefleriydi ama savaş şiddetlendi. 2006 yılından bu yana bu iki devlet resmen birbirlerine düşmanlar. Fakat Beyrut'ta yaşanan patlamanın ardından çok çarpıcı bir şey oldu. 5 Ağustos akşamı Tel Aviv Belediye binası Lübnan bayrağı şeklinde aydınlatıldı.
Bu kolay bir iş değil de hemen tepki de geldi. Şahin İsrail Başbakanı Netanyahu'nun oğlu Yair Netanyahu, Lübnan resmi olarak düşman devlet, düşman devletin bayrağını dalgalandırmak suçtur dedi. Tel Aviv Belediye binasını Lübnan bayrağı şeklinde ışıklandıran Tel Aviv Belediye Başkanı, 5 dönemdir ard arda seçilen Ron Hulday. Hulday, Tel Aviv için vizyonunu, hoşgörü, farklılıkların korunması ve demokrasiyi diye anlatıyor.
Yani Netanyahu'nun popülist, şahin politikaları Spektrum'un bir yanındaysa, Hulda'yı Spektrum'un tam öbür tarafında. Tabii tüm dünyadan Lübnan'a yardım yağıyor. Türkiye'de yardım eden ülkelerden bir tanesi. İsrail'den bazı özel hastaneler Birleşmiş Milletler üzerinden Lübnan'ın yetkililere ulaşıp Lübnan'a yardım etmek istediklerini söylediler. Ancak İsrail basınına göre Lübnan'dan bu tekliflerine yanıt alamadılar.
İsrailli doktorlar diyorlar ki bu patlamada yaralanmış olanları biz İsrail'e getirip burada tedavi edebiliriz ve böylece pek çok kişinin hayatını kurtarabiliriz. Ancak tabii burada özellikle Hizbullah'ın bu duruma taş koyduğu ve yaralıların İsrail'e gönderilmesini istemediği belirtiliyor. Bu analizi yapılıyor. Beyrut Limanı'nda yaşanan bu patlama Lübnan'ın hem içinde hem de dışında ne gibi değişikliklere yol açacak? Hep beraber göreceğiz.
Evet, Trend Topiği Pod B Media ile beraber hazırlıyoruz. Yeni bir bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.