
2.436 kelime · ~12 dk okuma
Merhabalar Trend Topik Podcast'in 23. bölümüne hoş geldiniz. Ben Nevşim Mengü. Bu bölümlerde çoklu baro yapılanması, seçimlerde oluşması öngörülen değişimler ve barolar tarafından Ankara'ya başlatılan yürüyüşü ele alacağız. İstanbul Baro Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu'na da yürüyüşü sırasında Kocaeli'den bağlandım. Neden bu yürüyüşü yaptığını anlattı bize İstanbul Barı Başkanı. Onu da dinleyeceğiz. Şimdi bu sürecin bu noktaya nasıl geldiğini bir hatırlatalım. Sene 2014. 2014'de geri gidelim. Danıştay'ın kuruluş yıl dönümü. Barılar Birliği Başkanı Metin Feyzoğlu kürsüye çıktı. Türkiye'de iktidarı yer yer eleştiren bir konuşma yaptı.
Ben ülkemin Cumhurbaşkanına başbakanına iktidar ve ana muhalefet partilerine tüm siyasi partilere ve milletvekillerine sesleniyorum. Bu sessiz çığlığı duyalım. İlk sırada özel görevli mahkemelerin sebep olduğu mağduriyetler olmak üzere bu sorunları yarından tezi yok el birliğiyle giderelim. Sözlerimi bitirirken Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin yetmiş altı milyonun Cumhurbaşkanı'nı seçtiğim Kızmayın Sayın Başbakanım güzel bir şey Güzel bir şey söylüyorum Sayın Başbakan Neyi yanlış söyledim Sayın Başbakan Burada çok yapıcı bir konuşma Efendim edepsizlik yapan ben değilim Sayın Başbakan 76 milyonun 76 milyonun cumhurbaşkanını seçiyoruz. O cumhurbaşkanımızın huzur içerisinde 76 milyonu kucaklamasını öneriyorum.
O zaman başbakan olan Erdoğan bu konuşma karşısında sinirlendi. Feyzoğlu'na yalan söylüyorsun diye tepki gösterdi. Yanında oturan ve o zaman cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül'ü de hadi kalk gidelim diye kolundan tuttu. Gül'ün zaman zaman eliyle Erdoğan'a sakin ol diye işaretler yaptığını gördük ama bunlar Erdoğan'ı sakinleştirmedi. Erdoğan Gül'ü de alarak salonu terk etti.
Salondakiler, toplantıyı ekran başında izleyen herkes şoka girdi. Feyzioğlu'nun konuşması aslında çok sert değildi ama Erdoğan'ın tepkisi epey sert oldu. O gün yaşananlar anlıyoruz ki sonradan aslında bir dönüm noktasıydı. 16 Ağustos 2016'ya saralım şimdi zamanı. Buzların erimiş olduğunu görüyoruz. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaret eden Metin Feyzioğlu birlik ve beraberlik mesajları verdi.
15 Temmuz'da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içine sızmış hain FETÖ mensuplarının işgal girişimi 79 milyon vatandaşımızın tek vücut olmasıyla püskürtülmüştür. Zatıaliniz bu işgal girişiminin püskürtülmesinde Özel ve çok önemli bir liderlik görevi yapmıştır. 15 Temmuz'u takip eden süreçte yaptığımız değerlendirmelerin birinde Kalkışmanın taktik hedefi Cumhurbaşkanımız stratejik hedefi ise Türkiye Cumhuriyeti'dir demiştik. Zaman içinde elde edilen veriler bu tespitimizi doğrulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti o gece bir büyük felaketin ve muhtemel bir iç savaşın eşiğinden dönmüştür. Ancak sizin de isabetle işaret ettiğiniz üzere
tehlike geçmemiştir. FETÖ adlı hain örgüt sadece bir araçtır. Bu örgütün arkasındaki güçler, Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya, jeopolitik konum ve bu bölgede yaşanan çok büyük menfaat çatışmaları olduğu gibi durmaktadır. İşgale karşı Türkiye Cumhuriyeti'nin arkasında saf tutmak hepimizin asli görevidir. Bu çerçevede
Türkiye Barolar Birliği ve istisnasız 79 baro 15 Temmuz gecesi henüz Ankara ve İstanbul'da çatışmalar olanca hızıyla devam ederken demokrasiden yana tavrımızı daha gece yarısı olmamıştı açıkça ortaya koyduk ve bir şey daha söyleyeyim metnin dışına çıkarak Sizin ve Sayın Başbakan'ın açıklamalarını televizyonda dinlediğimizde de yüreğimiz ferahladı ve bu girişimin püskürtüleceğine inancımız arttı. Bu kez Erdoğan Feyzoğlu'nu takdir etti. Feyzoğlu konuştukça başını onaylı her şekilde salladı. Feyzoğlu döneminin hem parlak hukukçularından hem de aktivist tarafıyla ön plana çıkmıştı. 2010 yılında Ankara Barosu Başkanlığı'na, 2013'te de ilk kez Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı'na seçildi. Arada 2012 yılında CHP Parti Meclis Üyeliği de yaptı. Hatta o dönemlerde çok aktifti, sürekli ekranlardaydı. CHP Genel Başkanlığı koltuğundan Metin Feyzoğlu oturur mu diye kamuoyunda çok konuşuluyordu.
Feyzoğlu CHP Genel Başkan olmadı. Kariyeri çok daha farklı şekillendi. İkinci dönemdir Barolar Birliği Başkanlığı yapıyor. Kent Barosu Başkanları ile ise zaman zaman sürtüşme yaşıyor.
Bu kadar sürtüşmeye rağmen peki nasıl Barolar Birliği Başkanı seçildi diye bu soruyu soruyoruz biz de. Avukatlar diyorlar ki bu sefer bizim seçtiğimiz Feyzoğlu'yla bu Feyzoğlu aynı değil diyorlar. Bu cevabı veriyorlar. 2019 yılının Eylül ayı. Şimdi bu da önemli bir tarih. Adli yıl açılışının Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılması Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzoğlu'nu ve bazı bara başkanlarını karşı karşıya getirdi. Hatırlayacaksınız bazı baro başkanları açılışa katılmadı.
Kendisini eleştirenlere Feyzoğlu şu sözlerle yanıt vermişti. Peki biz çıkmışız oraya. Her şey çok güzel, eksiksiz, muhteşem mi demişiz? Yoksa atılan adımın doğru olduğunu, eksiklerinde yolda tamamlanması gerektiğini mi söylemişiz? Ben toplumun büyük kesibinin kavga etmemizi istediğini düşünmüyorum. Hani Cumhurbaşkanı'ndan randevu istersiniz, Cumhurbaşkanı'na dersiniz ki derdimiz var, sizi anlatmak istiyoruz dersiniz, derdinizden bana ne der? Protesto edeyim, kavga edeyim. Adalet Bakanı'na dersiniz ki
Bir derdimiz var. Çözüm bekliyoruz, sana ne benim derdimden desin, protesto edeyim. Cumhurbaşkanına ulaşabiliyoruz. Dertleri dinliyor. Gelin çözelim diyor. Biz bu aşamaya getirmişiz diyaloğu.
Herkes demek ki geçmişten bugüne kadar yapılanları yapılmayanları bir muhasebeye çekmiş ve hadi bakalım Türkiye'yi ortak akılla ileriye götürelim demiş. Hangi valiye telefonla ulaşmak istesek sorun nedir nasıl çözelim diyor. Bunu diyalogla sağladık biz. Son sürtüşme Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın Cuma hutbesinde söyledikleri sonrası başladı. Erbaş şöyle söyledi. ''Ey insanlar, İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor, lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti.'' Bunları söyledi. Şimdi Covid-19 salgını varken işte hastalıkları da beraberinde getiriyor sözünü söylemesi hani sanki Ali Erbaş bu salgından eşcinselleri sorumlu tutuyor anlamının çıkmasına yol açtı. Ankara Barosu bu konuşmaya çok ağır bir gönderme yaparak bir bildiri yayınladı. Şöyle diyor bildiride, görevde olduğu süre boyunca çocuk tecavüzcülerine gözlerini kapatıp kadın düşmanlığının manevi zeminini dini söylemlerle meşrulaştırma çabası karşılığında maaş alan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın deprem, LGBTQ
kadın ve çocuk söylemlerine rağmen halen görevde kalması durumunda, sonraki konuşmasında halkı ellerinde meşalelerle meydanlarda cadı diye kadın yakmaya davet etmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. Bildiri ağır. Bildirde bu ifadeler vardı. Ankara Barosu Başkanı Erinç Sakan hakkında bunun üzerine bir soruşturma da başlatıldı. Hatta Sakan'la ben bu konuyu Sözcü TV için yaptığım röportajda konuştum.
Diyorlar ki sonuçta Diyanet İşleri Başkanlığı İslam'a göre yorum yapar. Bununla ilgili anayasada hüküm de var ve Diyanet İşleri Başkanlığı İslam'a göre yorumunu yapmıştır diyorlar. Evet şimdi tabii yorumları okuduk. Daha doğrusu Diyanet İşleri Başkanı'nın konuşmasını dinledik. Diyanet İşleri Başkanı'nın Kur'an-ı Kerim'den alıntı yaparak söylediği konular üzerine, yorumsuz olarak söylediği konular üzerine Ankara Barosu'nun veya bir baronun herhangi bir yorum yapması mümkün değildir zaten.
Bunlar Kur'an'da olan ayetlerdir ve bunlar üzerinde yorum varolar açısından kapalıdır zira biz bir hukuk kurumuyuz. Biz bunun üzerine yorum yapamayız. Ancak Diyanet İşleri Başkanı, manüple edilen kısım burası zaten, Diyanet İşleri Başkanı Kur'an'ı Kerim konuşmasının devamında toplumun bir kesimini ötekileştirerek, ayrıştırarak, hastalık taşıyıcısı olarak göstererek hatta koronavirüsün yayılma sebeplerinden birisi olarak göstererek toplumun bir diğer kesimin önüne hedef olarak koymuştur. Ayrıştırıcı, ötekileştirici bir dil kullanmıştır ve bu çok açıkça bizim yasalarımız uyarınca nefret suçudur.
Bu bildiri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı çok kızdırdı. Erdoğan'ın talimatıyla AKP kurmayları çoklu baro sistemi için çalışmaya başladı. AKP, bir ilde birden çok baro kurulması ve baro seçimlerinin nisbi temsil sistemine göre yapılmasını içeren yasa değişikliği önerisini MHP'nin de görüşünü alarak meclis başkanlığına sunmaya hazırlanıyor. Fakat bunun üzerine barolar ayağa kalktı. Baro başkanları çoklu baro sistemine karşı Türkiye'nin dört bir yanından yürüyüşe başladı. Yağmur altında, güneşin alnında yürüyen baro başkanlarının videoları sosyal medyaya yansıdı. Başkanlar yürürken Metin Feyzoğlu CNN Türk ekranlarında Hakan Çelik'in yayınındaydı. Bu avukatlar yargının sorunlarını çözmek için mi yürüyorlar yoksa başka bir şey için mi diye kuşkularını dile getirdi.
Çoklu baro denilen kavrama biz karşıyız. Türkiye Barolar Birliği karşı. 80 baromuz da karşı. Çoklu baro nedir? Çoklu baro nedir? Mesela bir ilde birden fazla baro mu olabilir? Örneğin İstanbul dünyanın benim bildiğim en büyük barolarından birisi. En kalabalık barolarından birisi. Bir baronun kurulmasındayız değil mi? Bir baro daha kurulabilir bu öneri gerçekleşirse. Bir baro iki baro kurulabilir. Karşıyız çünkü bu
kamu kurumu niteliğinde meslek örgütleri de ve özellikle yargının üç ayağından eşit parçalısılarından biri olan bizler için bunu yanlış buluyoruz. Bunu da ben eriştiğim herkese anlattım devlette. Sayın Cumhurbaşkanımıza da sundum bu sıkıntıyı. Yanlış olduğunu söyledim. Bu bizim düşüncemiz. Barolar da böyle düşünüyor.
Ve biz bu konuda geçtiğimiz hafta, bir haftayı geçti. Baroları Ankara'ya davet ettim. Gelin dedim, temaslarda bulunalım. Geldiler mi barolar? Şimdi çoklu baro neyle ilgili gündemde onu da söyleyeyim hemen geçeyim. Sayısı 5000'i aşan barolarda çoklu baro kurulsun diye bir fikir atıldı ortaya. Bakın teklif yok.
Teklif taslağı da yok. Bir fikir atıldı. Sayısı 5000'e aşağında 3 baromuz var. Ankara, İstanbul, İzmir. Adalet Bakanı'ndan randevu talep ettik. Ankara, İstanbul gelmedi. Doğrudan kendilerini ilgilendiriyor bakın.
İzmir Barosu geldi, adalet bakanıyla görüşmeye katıldı. Oradan meclise gittik Hakan Bey. Mecliste AK Parti meclis grubu bize 4 saatini ayırdı. CHP meclis grubu, Özlem Zengin, Cahit Özkan. Hukukçudur kendisi. CHP meclis grubu 3 saatini ayırdı. Bütün meclis grupları, grup başkan vekilleriyle görüşüldü. Kim yoktu orada? İstanbul Barosu Başkanı yoktu.
Ankara barosu başkanı yok. Peki kim vardı? O kadar samimiyetlerine hayranım ve o kadar ilkesel duruşlarına kurbanım ki Anadolu baroları vardı. Anadolu baroları kendilerine uğramayacak olan bu değişiklik ilkesel olarak yanlış diye sırf Ankara İstanbul İzmir'e gelmesin diye mecliste sabah 2'ye kadar çalıştılar.
Şimdi bu yürüyüşte yürüyeceksiniz peki bir demokratik hak. Peki niye yürürsünüz? Milli iradenin tecelli ettiği meclise derdinizi anlatmak için yürüyeceksiniz değil mi? Meclis sizi davet etmiş. Gel bana derdini anlat demiş. Sen oraya gitmiyorsun. Derdini anlatmıyorsun. Çünkü diyorsun ki hiçbir sorun yok.
Feyzoğlu'nun bu çıkışı üzerine İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durokoğlu ile konuştum. Mehmet Bey, şu anda yürüyorsunuz değil mi? Evet. Nereden nereye? Şu anda bir arabaya bindim iki dakika. Tamam tamam. Ama yani nereden nereye yürüyorsunuz? Kocaeli'ye yakınım galiba. Evet, Kocaeli'ye çok yakınım. Peki, yani şöyle. İstanbul'dan yola çıktınız, Ankara'ya yürüyorsunuz. Evet. Neden yürüyorsunuz? Bizi bir özetler misiniz, anlatır mısınız?
Tabi. Biliyorsunuz bir buçuk ay evvel yaklaşık bir avukatlık yasası tasarısı gündeme getirildi. Yani bir yazılı metin yoktu ortada ama avukatlık yasasında değişiklik yapılacağı ilan edildi. Hatta Adalet Bakanlığı yalanladı bunu. Yok böyle bir değişiklik. Parolar Birliği Başkanı bir sabah yayınladı bildiriyle. Nereden çıkarıyorsunuz böyle bir değişiklik yok dedi falan ama sonunda Cumhurbaşkanı daha ertesi gün, hemen onların söylediğinin ertesi günü biz böyle bir tasarı hazırlıyoruz.
yakında da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ivedi olarak gelecek ve görüşeceğiz dedi. Siz buna neden karşısınız? Bu köşe yazılarından anladıklarımız için söylüyorum. Ortada bir yazılı metin olmadığını söyledim. Birden fazla baro girdiğine bir şey getiriyor. Yani kentte 5000'i aşan üyelerin bulunduğu barolar ki bunlar Ankara, İstanbul ve İzmir. Başka 5000'i aşan
yer yok. 2000'den fazla avukatı bulanlar kendi barosunu kursun istiyorlar. Bir başka şekilde de temsiliyetin yeterli olmadığı iddiasıyla da nispi temsil esası getirmeye çalışıyorlar. Birden fazla baro aslında bir taraftan ünitel yapı, bir taraftan anayasanın 135. maddesinde tanımlanmış olan meslek odalarına ilişkin düzenleme, diğer taraftan da bence bunların da hepsinin de ötesinde özellikle de yargı bağımsızlığı açısından
Baroların topluma yönelik yüzünün değişmesi bakımından son derece önemli. Şimdi bakın barolar diğer meslek odalarından, sivil toplum örgütlerinden, demokratik iktidar örgütlerinden bir ölçüde farklı bir kurumsallık. Onların da çok değerli katkıları var demokrasiye, kuşkusuz yatsınamaz ama. Barolar, Avukatlık Kanunu'nun 76. ve 95. maddelerinde yazılı olduğu bir biçimiyle insan haklarına sahip çıkmak, hukukun üstünlüğünü gözetmek ve hukuk devletini sahiplenmek gibi bir görevle işlevlenmiş durumdalar. Başka değişle, başka sivil toplum örgütlerinin ya da meslek odalarının hassasiyet olarak, duyarlılık olarak belirledikleri ülkeler, barolar için bir kural, bir görev, yasalleverici bir görev. Diyorsunuz ki yani bu yandaş para kurulacak. Olsun bir de yandaş para olsun. Bunun ne sakıncası olur?
Burada önemli olan soru da bu galiba. Çünkü biz mesela insan hakları ihlalleri olduğunda orada olmak zorundayız. Kadına karşı şiddet olduğunda orada olmak zorundayız. İstanbul Sözleşmesi'ni değiştirmek mi istiyorlar? Onun mücadelesini yapmak zorundayız. Bir istismara uğrayan çocuk mu var? Onun yanında yer almak zorundayız. Bir çevre kaftiyamı mı yapılıyor bir yerde? Bizim hemen orada olmamız gerekiyor. Orada olmaya çalışıyoruz, onu yapıyoruz. Baronun dışa karşı, topluma karşı yüzü bu.
Şimdi bundan rahatsız oluyorlar. İstiyorlar ki işkence iddiası söz konusu olduğunda herhangi bir şekilde onu duymayan bir baromuz da olsun. Ya da işte kadına karşı şiddet söz konusu olduğunda bunu işitmeyen bir baro olsun. İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırın, yeter artık. Çekin imzanızı geri diyebilen bir tane baromuz olsun. Ya da işte cemaat yurtlarında istismara uğrayan çocukları dile getirmesin, onu görmezden gelen barolar olsun istiyorlar. Önemli olan bu. Yani biz ona sarı baro diyoruz ya, işte o sarı barolarını kurmak istiyorlar.
Tamam peki kursunlar ama sonuçta hani yine kredisi olan, saygınlığı olan sizin baro olmaz mı? Hayır olmaz. Olmaz. Şöyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalırız. Kendinizi bir an kürsüdeki bir yargıç diye düşünün ve diyelim ki işte bu hepimizin bildiği şekilde mesleğe başlamış olan bir yakınlık ifade eden belli referanslarla göre başlamış olun ve benim hangi baroda olduğumu bilin. Yani o yandaş baronun temsilcisi olduğumu bilin mesela.
karşı tarafın avukatı olarak ben nasıl düşünebilirim ki? Kaldı ki baroların, bakın bir hukuk devletinde, bir demokratik devlette bu iddiayı hak etmeye çalışan bir devlette baroların işlevselliği siyasal iktidarlarda ortak diller kurmak değil. Tam tersine onunla farklılaşmaktır. İnsan hakları ihlalleri siyasal iktidarlardan gelir. Başka yerden gelmez ki, muhalefetten gelmez insan hakları ihlali. Dolayısıyla yandaş olarak yürütülen bir hizmetlik değildir baroluk, baroculuk.
Baru dediğiniz şey karşıtlık ifade eder bu anlamda. Bu karşıtlık bir muhalefet karşıtlığı, bir muhalefet partisinin siyasal karşıtlığı falan değildir aslında. Bir hukuksal karşıtlıktır. Bize siyaset yapıyorsunuz diyorlar ya, yaptığımız siyaset olabilir, haklı olabilirler gerçekten de ama biz hukuk siyaseti yaparız. Bizim yaptığımız hukuk siyasetinin tüm haklılığını bizim hukuksal gerekçelerimiz oluşturur. Hak savunuculuğu yapıyoruz diyor. Peki şunu soracağım. Metin Feyzoğlu dedi ki yani bu yürüyüşü yapıyorlar ama hakikaten hukuk için mi yapıyorlar, başka şey için mi yapıyorlar acaba diye böyle bir soru yöneltti. Ne diyorsunuz bu soruya? Ben Metin Feyzoğlu'nun iktidar tarafından hazırlanmış bu taslağa ortak olduğunu düşünüyorum.
Metin Feyzoğlu'na o bilmediğimiz, bizim hala ele geçiremediğimiz taslağın bir şekilde tebliğ edildiğini düşünüyorum. Eğer tebliğ edilmediyse, bu henüz yazılmamış olduğundan değil, belki de Metin Feyzoğlu'nda bu yazıma iştirak etmiş olmasından bildiği nedeniyle olabilir. Metin Feyzoğlu'nda ciddi bir eksen kayması var Nevşin Hanım. Bunu öyle derler. Metin Feyzoğlu'nu bugün avukatların temsilcisi, baroların temsilcisi falan diye görmemek gerekiyor. Mesim Fevzioğlu siyasal iktidarla ortak bir dille bu anlatmaya çalıştığım sarı baronun neredeyse temsilciliğini yapar konuma geldi. Türkiye Barolar Birliği'nde bir olağanüstü kurul da toplamaya çalışıyor. Pazartesi günü Ankara'da olacağız ve ona bir olağanüstü toplantı yapmasını talep edeceğiz. Çok büyük bir umudum yok. Toplayacağını sanmıyorum. Mümkün olduğunca itaumu sermeye çalışıyor. Teklif yasalaşıncaya kadar baroları oyalamaya çalışıyor.
Bu eylemselliklerle o nedenle ortak değil kendisi. Ama geldiğimiz noktada öyle sanıyorum ki artık Metin Feyzoğlu'nu var farz ederek, onu bizim için bir güç farz ederek yola çıkmak falan bizim için söz konusu değil, bizim öyle bir bakış açımızla söz konusu değil. Öyle anlıyorum ki özellikle bu yürüyüşün toplum katında, avukat katında, avukat kamuoyunda oluşturduğu olumluluğu bir şekilde örtebilmek, kendisini de bir şekilde konuşturabilmek adına ortaya çıkıyor. O nedenle ben bu konuyu çok da fazla konuşmak istemiyorum. Anlıyorum. Peki Mehmet Bey, kolay gelsin. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Size kolay gelsin. Sağ olun.
Çoklu baro sistemi hemen yanı başımızda, İran'da mevcut örneğin. Şimdi birileri tahmin edeceksiniz, devrimden önce kurulmuş eski, yani işte o seküler sisteme ait baro, bir tanesi de devrimden sonra kurulmuş baro. siyasi anlamı var aslında her iki baronun da. Bu ikili sistemin İran'da çok daha iyi işlediğini maalesef söyleyemeyeceğim. Bakalım Türkiye'de bu tartışma nereye evrenecek ve nasıl sonlanacak? Şimdilik Cenk Topek'in bu bölümünü noktalıyoruz. Nokta değil de virgül diyelim. Bir başka bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.