Podcast

24: MİT'çi Cenazelerinin Haberini Yapan Gazeteciler Neden Yargılanıyor?

Trend Topic

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Libya'da ölen MİT Ajanlarının cenaze törenlerini haberleştirdikleri için 7 gazeteci yargılanıyor ve haklarında 10 yılı aşkın hapis cezası isteniyor...
Nevşin, Trend Topic'in 24. bölümünde sürecin detaylarını aktarıyor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

2.360 kelime · ~12 dk okuma

Tıpkı benim gibi şu an burada olması gerekiyordu. Mester ablanın da Ankara'da tutuklulan burada olması gerekiyordu. Çünkü bu dava tıpkı bizim daha önce karşılaştığımız davalar gibi açıkça bizi susturmak, bizim kalemimizi kırmak, bizim yazdıklarımızı engellemek için yapılmış bir dava. Onlar en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar. Onlar hukuku kullanarak insanların üzerinde baskı kurmayı, insanların kalemini kırmayı, insanların yazdıklarını engellemeye çalışıyorlar. Biz de en iyi bildiğimiz şeyi yapacağız. Biz de gazetecilik yapacağız. Biz de yazmaya devam edeceğiz. Biz de araştırmaya devam edeceğiz. Biz de yazılmayanların üstüne gitmeye devam edeceğiz. O yüzden benim söyleyeceğim şey kaldığınız yerden bıraktığınız gibi devam edeceğiz. Teşekkür ederim.

Gazeteci Barış Terkoğlu mahkeme çıkışı bunları söyledi. Gazeteci arkadaşlarımız o kadar çok mahkemeye çıkıyorlar ki muhtemelen artık kim neden yargılanıyordu, ne olmuştu, haklı olarak hepsini birbirine karıştırıyorsunuz. Ya da belki de kimileriniz hainlik yapmışlardır, ondan yargılanmışlardır, hainlik yapmasalardı deyip kestirip atıyorsunuz. Gazetecilik hainlik demek değildir diyerek mevzuya gireyim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şubat ayında maalesef Libya'da şehitlerimiz var diye bir açıklama yaptı. Libya'da, Akdeniz'de ve genel olarak bölgemizde vermekten kaçındığımız her mücadele yarın bize daha ağır bir faturayla geri döner. Biz neredeyiz? Gayrimeşru Hafter'e karşı ücretli lejyoner Hafter'e karşı biz orada yönetici kahraman askerlerimiz ve Suriye milli ordusundan ekiplerimizle beraber oradayız. Ve mücadeleyi orada sürdürüyorlar. Tabii birkaç tane şehidimiz var.

Transkriptin tamamını oku

Ama şunu da söyleyeyim ki o birkaç tane şehidimizin karşılığında da yüze yakın orada o lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Kardeşlerim şunu hiçbir zaman unutmayacağız. Şehitler tepesi boş kalmayacak. Bu açıklamanın ardından söylenti çarka dönmeye başladı. Tuğgeneral Halil Soysal ve 16 Türk askerinin şehit edildiği iddiaları yayılmaya başladı. Türkiye'nin Libya politikasına karşı olan kimi Arap kanalları da bu söylentileri pompalamaya yardımcı oldu.

Ne var ki bu söylentilerin hiçbiri gerçek değildi. Gerçek bambaşkaydı. Emekli albay Okan Altınay emekli olduktan sonra MIT için çalışmaya başlamış. Okan Altınay ve koruması Libya'da şehit olmuştu. İki şehit sessiz sedasız Aydın Terlidede mezarlığında defnedildi.

Ne var ki bu cenaze yerel basının ilgisini çekti. Sonuçta Erdoğan işaret etmiş Libya'da şehitlerimiz olduğunu söylemişti. Kim bu şehitler merak ediliyordu. İki şehit için resmi cenaze töreni yapılmamıştı. Cenazeden fotoğraflar önce yerel kaynaklardan yayıldı. Daha sonra Oda TV haber sitesi devlet törensiz bu cenazeye haber yaptı. Haberlerin ardından haberleri yapan ve sosyal medyada paylaşan bazı gazeteciler tek tek gözaltına alındı. Gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Ferhat Çelik, Hülya Kılınç, Murat Arel, Aydın Keser Mart ayında tutuklandı. Gazeteciler hakkında hükümete yakın basında ciddi bir karalama kampanyası başladı. Gazeteciler devleti zaafa uğratmakla, MİT mensuplarının ailelerini tehlikeye atmakla suçlandılar. Hadi Özışık YouTube kanalında konuya değinmiş.

Peki bu tartışmalar gerçekten basın özgürlüğü mü yoksa farklı bir şey mi konuşmalıyız? Arkadaşlar, MIT yasası belli. Şimdi konuyu az çok biliyorsunuz. O da TV'nin yaptığı bir haberden sonra gazeteciler tutuklandı. Neden? MİT yasasının şu maddesine göre 27. maddesin A veya B bendine göre şöyle diyor hemen size okuyacağım MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerinin makam görev ve faaliyetlerinin ifşa edilmesi radyo televizyon internet sosyal medya gazete medya araçları her ne olursa olsun kitap da olabilir bu

Her türlü yazılı, görsel, işitsel iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması, yaygınlaştırılması yasaktır. Şimdi tartışılan şey şu. Allah mekanını cennet etsin. Libya'da bir MIT mensubu kahramanımız şehit düştü. Bu yasaya göre MIT mensubunun deşifre edilmesi yasak.

Ve orada görevli bir kişi, görevli diyorum çünkü yani gizli yapılan bir defil sırasında gidip orada gazeteci kılığıyla fotoğraflar çekiyor. Oradaki cenazede olan herkesin fotoğrafını çekiyor. Neredeyse merhum şehidimizin mezarına girecek şekilde bir takım görüntüler alıyor. Etraftan dalıyor vs. Bu haberi doğrudan Oda TV'ye gönderiyorlar ve

Tahminimiz o ki içeriden kurumsal bir sızıntıdan Oda TV'ye ulaşan bir başka fotoğraf. Şehidimizin o fotoğrafının üzerine de Oda TV'nin logosunu koyup haberi yayınlıyorlar. Aynen dediğim gibi sessiz sedasız cenaze töreni. Bu haberin yayınlanmasıyla birlikte tabi kıyamet kopuyor. MIT devreye gidiyor.

Birçok kurum devreye gidiyor ve benim aldığım bilgiye göre hemen uyarlar sözlü uyarlarda bulunuyorlar fakat Oda TV bu konuda kararlılığını devam ettiriyor. Sonra BTK tarafından uyarı gönderiliyor, Oda TV'nin anlattığına göre uyarı geldikten sonra o söz konusu haberin linki kaldırılıyor ama tabi iş işten geçiyor. Barışların avukatı Hüseyin Ersoy ise yapılan suçlamaları şöyle açıklamıştı. Şimdi tabi burada öncelikle kamuoyundaki bir yanlış algıyı düzeltmek gerekiyor. Çünkü hep aynı şeyin üzerinde duruluyor. Bu kanunun yani MİT kanununun 27. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında düzenlenmiş olan ifşa ile biz suçlanmıyoruz.

Yani bu mesele kamuoyunda hep bu tartışma üzerinden devam etse de aslında hep burada söylediğimiz konu var. Yani birinci fıkradaki ve ikinci fıkradaki düzenlemelerin aslında bir basın yayın organında haberleştirilmesiyle biz suçlanıyoruz. Yani biz habercilikle suçlanıyoruz. O da TV habercilikle suçlanıyor. Değerli meslektaşlarım da bunu açıklıkla ifade ettiler. Söz konusu haberlerin hiçbir şekilde bir suç unsuru barındırması söz konusu değil. Daha önceden özellikle işte bir ve ikinci fıkralardaki en azından düzenlemeler çerçevesinde şey yaparsak tartışırsak işte bir milletvekili tarafından söylenmiş olan yaklaşık 250 bin takipçisi olan bir sosyal medya hesabında paylaşılmış olan

Diğer taraftan işte mahallenin muhtarı tarafından açıklanan, paylaşılan fotoğrafların, bilgilerin bu noktada Avrupa İnsan Hikmetleri Mahkemesi kararları çerçevesinde de ki bu konuda İngiltere kararı var, bir suç oluşturması mümkün değil. Fakat burada bizi daha tehlikeli bir noktaya götüren aslında bir savcılık yorumu söz konusu. O da şu. Biraz önce değerli meslektaşım Serkan Günel de bu konuya değindi. 27. maddenin 3. fıkhasını savcılık makamı çok geniş yorumluyor. Buradaki temel problem de bundan kaynaklanıyor. Yani alerjiniyet kazanmış olan, yargıtay kararlarında da ifade edilen, alerjiniyet kazanmış olan bir olgunun, bir olayın bir internet sitesinde yayınlanması asla suç oluşturmaz.

Mahkemenin ilk duruşması görülene kadar Barış Pehlivan'ın Silivri cezaevinde darp edildiği, gazetecilerin tutukluluk haliyle ilgili mahkemenin bir duruşma yaptığı ancak bu duruşmaya gazetecilerin avukatlarının çağrılmadığı ve apar topar tutukluluklarının devamına karar verildiği ortaya çıktı. Sonunda gazeteciler 24 Haziran'da hakim karşısına çıktılar. Libya'da şehit olan MİT mensuplarını afişe ettikleri gerekçesiyle 7'si gazeteci, 8 kişi yargılandı. Gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Ferhat Çelik, Hülya Kılınç, Murat Ağerel, Aydın Keser ve Erk Acerer ve Akisar Belediye basın çalışmanı Eren Ekinç'i 34. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede sanıklar devletin güvenliğine ve iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamak ve istihbarat faaliyetleriyle ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmekle suçlanıyor. Gazeteciler hakkında onar yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Sanıklar hakkındaki suçlamalar Türk Ceza Kanunu'nun 329'a 1. maddesi ve MIT kanununun 27. maddesine dayandırılıyor.

Duruşma günü. Duruşmanın yapılacağı çağlayan adliyesinin önü kalabalıktı. Duruşmaya ilgi yüksekti. Duruşmada gazetecilerin yaptığı savunmalar dikkat çekti. Ferhat Çelik'in avukatı Özcan Kılıç söz aldı. Soruşturmada serbest bırakılıp 24 saat geçmeden yeniden gözaltına tutuklandılar ve tecit altında tutuluyorlar. Vefat etmiş birinin haberini yapıyorsunuz fakat sanki kimliğini ifşa etmişsiniz gibi işlem yapılıyor dedi. Davada tutuksuz olarak yargılanan Akisar Belediyesi basın birimi çalışan Eren Ekinci,

Biz cenazenin asker cenazesi olduğunu düşünerek gittik. MİT mensubu olduğunu da tutuklama haberinden sonra öğrendim. Üzerime atılı suçluları kabul etmiyorum dedim. Ülya Kılınç, ben şehidin Manisa'da defnedildiği ve resmi tören yapılmadığının haberini yaptım. Yaptığım iş gazeteciliktir. diye konuştu. Ferhat Çelik, haberin içerisinde devletin gizli kalması gereken sırrı hangisi? TSK'nın Libya'da olduğu bilgisi her yerde var. Bizzat Cumhurbaşkanı, MİT kendisine verilen görevi Libya'da hakkıyla yerine getiriyor diyor. Biz hangi gizli bilgiyi ifşa etmişiz? Cumhurbaşkanı Libya'da birkaç şehidimiz var diyorsa bu şehitlerin kimliği merak edilir. O dönemde sosyal medyada şehit haberleriyle ilgili paylaşımlar yapıldı. Gazeteciler de açık kaynaklardan vakanın tutarlılığı ve mantığı çerçevesinde önüne gelmişse haber yapar dedi.

Murat Ağrel'in savunması şöyleydi, Libya'da şehitlerimizin olduğunu Sayın Cumhurbaşkanı açıkladı. Muhtar Cemali Merter ilk paylaşımı yapmış. Fotoğraflar her yerde paylaşılmış. Savcı benden önce paylaşım yapanların varlığını kabul etmiş. Ancak benim paylaşımımda kasıt olduğu kanaatine varılmış. Bu nasıl iş? diye bir savunma yaptı Murat Ağrel.

Barış Terkoğlu, tıpkı 9 yıl önce bizi örgütle suçlayan kişilerin bir örgüt üyesi çıkması gibi acaba bugün de karşımızda kamu görevlilerinin ve tabii siyasi uzantılarının olduğu bir organizasyonla mücadele ediyor olabilir miyiz dedi savunmasında. Bu çarpıcı çünkü Barış Terkoğlu 2011 yılında Ergenekon davası hakim, savcı ve polislerinin bir tekneyle açılıp Boğaz'da yemek yediğinin haberini yapmıştı. Bu tabii garip bir durum. Aslında hakimin dava ne olursa olsun malumunuz tarafsız olması gerekir. Dolayısıyla hakime böyle bir davanın, böyle hele bir kritik ergenekon davası gibi o dönemde tüm kamuoyunun gözünün üzerinde olduğu kritik bir davanın savcısıyla boğazda, teknede yemek yemesi gariptir. Şimdi hakim görüşecekse hem savcıyla hem avukatla görüşür ya da görüşmez. Dolayısıyla bu garip yemeğin elbette haberinin yapılması çok doğaldı.

Ama o dönem başka dengeler vardı ve Barış Terkoğlu hakkında terörle mücadele eden kişileri hedef gösterdiği iddiasıyla dava açılmıştı. O davanın savcısı Mehmet Ali Uysal. Tahmin edin, bugün Petro davası sanığı ve firari. İşte o zamanlar öyleydi yani Ergenekon davasına çok büyük önem atfediliyordu ve bu davanın devlet içerisinde bir takım gizli yapılarla, terör yapılarıyla mücadele için yapıldığı söyleniyordu. Sonradan ortaya çıktı ki düzmece bir takım delillerle masum insanlar üzerine iftiralar atılmış ve bu nedenle insanlar cezaevlerinde yaşamını yitirdi.

İnsanlar yıllarını yitirdi cezaevlerinde. Bugün geldiğimiz noktada devlet bir özür bile dilemiyor. Ama bütün bu işte Ergenekon, Balyoz vs. bunların kumpas olduğu ortaya çıktı. Barış Terkoğlu da tam da buna referans veriyor. Yani şimdi bu davaları çok ciddiye alıyorsunuz ama bakın 2011 yılında bunun bir değişiğini yaşıyorduk diyor. Uzun saatler süren duruşmanın ardından gazeteciler Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik hakkında mahkeme tahliye kararı verdi. Barış Pehlivan, Hülya Kılınç ve Murat Ağrelen ise

tutuklulukları devam edecek. Davanın ikinci duruşması 9 Eylül'e ertelendi. Barış Terkoğlu, Halk TV'de Ayşenur Aslan'a da konuştu. Ben dün şunu söyledim, terör meselesi dediğiniz için söyledim. Ben çıktığım mahkemede dedim ki, eğer bizde bu tezgahı kuranların bir devleti varsa ben o devletin teröristiyim dedim. Ne mutlu ki bana bizde bu tezgahı kuranlar kendi çeteleri devlet sanıyorlar. O devlet değil.

Eğer bize bu tezgah kuranların bir dini varsa, ben o dinin kafiriyim dedim. Mahkemeye kafiriyim dedim. Ama ne mutlu ki bana, bize bu tezgah kuranların yüreğinde bir iman yok. Ben bunu biliyorum. Dedim ki nihayetinde, ben eğer bize bu tezgah kuranların bir vatanı varsa, ben o vatanın hainiyim dedim. Ne mutlu ki bana, bize bu tezgah kuranların vatanları yok. Şimdi bakıldığı zaman Türkiye'de, Bu vatan bizim diyerek, dal bir grubu, bütün vatandaşları dışlayarak bizim dedikleri bir grup var. Dini, herkesin inancını, bütün yurttaşları dışlayarak kendine ait olduğunu inanan bir grup var. Bütün yurttaşlara birer parçası olan devletin, sadece kendinin olduğunu iddia eden, hatırlayın Barış Behlivan'ın sırtına vurana, devlet benim diyordu. Bir kişi ve kişiler var. Ve o insanlar başkalarını hain, kafir, terörist ilan ediyorlar. Öyleyse biz de.

Bizi hain, terörist, kafir ilan eden insanlara karşı, korkunun üstüne, bütün bu sözleri birer madalya gibi omuzumuza, yüreğimize takarak yürümeye devam etmekten başka bunu yenmenin çaresi yok. O yüzden ben terörist suçlamasız şunu bunu gerçekten hiç umursamıyorum bile. Bakın bir tane haber nedeni 4 insan yargılanıyor ve 3 kişi tutuklu yargılıyor. Bu açıdan baktığınızda ortada delil denilen şey, tartıştığımız şey, konuştuğumuz şey sadece bir tane.

Ve bakın, Barış Bey liman nasıl tutuklandı biliyor musunuz? Ben evimden sabaha karşı gözaltına aldım ve götürdüm. Sorgulanırken hiçbir zaman bana sordular, bu haberi kim yayına aldı, bu haberi kim yayına aldı, Barış Bey liman mı yayına aldı, ben bu sorunları okumuşsunuzdur, tutanaklarda yanıt vermek istemiyorum. Çünkü ben açık söyleyeyim, bundan 10 sene önce de bu ülkede tutuklandığım zaman şunu gördüm ki, kendi gazetecilerini savunmayan yayın yönetmenleri, Kendi askerlerini savunmayan yöneticiler. Kendi aydınlarını savunamayan topluluklar. Bu nedenle insanlar esasında sanki suç işlemedikleri halde, iler birer suçluymuş gibi toplandılar. O yüzden ben dedim orada, Oda TV'deki gazeteci arkadaşlarım ne yaptıysa gazeteci olarak, onların doğru yaptığını, gazetecilik yaptığına inanıyorum. Bana kalkıp da siz bunu soramazsınız. Barış Beyliman hiç rahat etmedi. Kalktı geldi, hayır bu haberi ben görüyorum.

Şimdi bakın kendi çantasını siz de söylediniz omuzuna aldı ve geldi. Evet, evet. Savcının odasına kendisi girdi. Ondan sonra savcılık sorgusundan sonra savcı tutuklamaya sevk etti. Bakın adliyede kimse barışı tutmuyordu. Savcı tutuklamaya sevk etti. Omuzunda çantasıyla savcının odasından çıkıp mahkemenin önünde bekledi mahkemenin başlaması. Mahkeme hakkında tutuklama kararı verdi. Ve yine omuzunda çantasıyla ceza verdi. Yani şimdi siz bu insanı

Kaçma şüphesi diyebilir misiniz? Veya işte deliller diyebilir misiniz? Bir tane haberden yargılanan ve kendi ayağıyla gelenler. Barış Beylivan FETÖ tutuklamalarından sonra, Fethullahçı hakim ve savcılar hala görevdeyken, 2012 Eylül'de çıktıktan sonra, Türkiye'den çıktı ve bizi Amerika'da FETÖ karşıtı Türkler, Bu adam burada Amerika'da hala özgürlük mücadelesi veriyormuş gibi bunun mensupları dolaşıyorlar dediler. Buna karşı biz bir eylem yapacağız. Fethullah Gülen'in evinde protesto eylemi yapacağız dediler. Bu protesto eylemini yaptılar ve Barış Pehlivan benimle birlikte Fethullah Gülen'e karşı

Onun evinin yakınlarında bir konferans salonunda anayakanlara Fethullah Gülen'i anlattı. Konferans salonundan çıkınca abla şunu söylediler, Barış Pehlivan'a da bana da, ya çocuklar, bu savcılar sizi tutuklatan savcılar ve hakimler hala görevde. Siz geldiniz burada Fethullah Gülen'e karşı konuşunuz. Türkiye'ye geri döneceksiniz, belki yeniden tutuklanacaksınız. İsterseniz burada kalın dediler, size yemin ediyorum. Gidip bulabilirsiniz onu. Biz dedik ki hayır.

Bizim arkadaşlarımız da dahil olmak üzere hala insanlar cezaevinde. Biz bir kişinin bile boynunun yere doğru eğik olmasını istemeyiz. Bak bıraktık kaçtılar dedirtmeyiz. Biz bu yüzden tabiri caizse benim bulduğum formülü kovalama şüphesi. Biz bir hukuksuzluğa uğradıksa, adaletsizliğe uğradıksa, masumiyetimize inanıyorsak kaçmıyoruz. Tam tersine o hukuksuzlukla, o adaletsizlikle mücadele ediyoruz. Tabiri caizse o adaletsizliği, o hukuksuzluğu yapanları kovalamaya çalışıyoruz. Çünkü şunun için yapıyorum.

Bu hukuksuzlukla mücadele etmezsem, ben bu adaletsizlikle mücadele etmezsem, yarın benim çocuklarım, benim torunlarım, sizin çocuklarınız bununla yaşamaya devam edecek. Peki, dünyada bu işler nasıl oluyor acaba diye bakmakta fayda var. Çünkü böyle bir şey olduğu zaman ve eleştirildiği zaman, işte bu tip uygulamalar, hep şu cevap veriliyor ya, ya işte git bunu Amerika'da yap, bak kaç yıl yiyorsun. Git bunu Almanya'da yap, bak başına neler geliyor falan. E peki ne olmuş dünyada? Örneklerine bir bakayım dedim ben de.

Çok basit bir Google taraması yaptım. Ve hemen karşıma şak diye YouTube'da yayınlanan bir görüntü önüme düştü. YouTube'daki bu görüntüyü Associated Press haber ajansı çekmiş. Afganistan'da öldürülen bir CIA ajanının cenaze töreni. Alabama'da ev ve okulda. Amerika Hava Yolları'nda. Central Intelligence Agency'nin ofisi. Ve kendi genç ailelerinin başkanı.

New York Times gazetesi 2017 yılında Afganistan'da ölen CIA ajanlarıyla ilgili epey geniş bir haber yapmış. Ajanların isimleri Brian Ray Hook ve Nathaniel Patrick Delamere. İki ajan Celalabad'da yaşamını yitirmiş. Ajanlarla ilgili yerel basın da geniş haber yapmış. New York Times da haberinde o haberleri atıf yapmış.

2010 yılına ait bir başka cenaze haberi de İngiliz basınında Independent gazetesi 31 yaşında ölü bulunan MI6 ajanı Garrett Williams'ın cenazesinin haberini yapmış. Üstüne üstlük cenazeye MI6'ın Tepe isminin katıldığı detayını da vermiş. Evet, bu işler böyle diyor. Trent Topey'in 24. bölümünü noktalıyoruz. Yeni bir bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)