
3.678 kelime · ~18 dk okuma
Merhabalar Trendtopik'in yeni bölümüyle karşınızdayız. Bu bölümde biraz normalleşme, şimdi Türkiye'de yavaş yavaş normalleşme adımlarını atmaya başladı ya, Türkiye'ye bakacağız, Avrupa'ya bakacağız, kim nasıl normalleşiyor biraz onun üzerine konuşacağız. Bir de tabii öte yandan hem Amerika Birleşik Devletleri'nde hem Avrupa'da bu korona tedbirlerine karşı sokak yeğlemleri gördük. Yeni bir akım geliyor. Bu yeni akım üzerine ne gibi gelişmeler oluyor ona bakacağız.
Enteresan bir örnekle başlayacağım. Böyle bir örneği Türkiye'de görmedik. Muhtemelen göremezdik de tabii. Başka bir devlet anlayışı var çünkü. Fakat şimdi bakın, bu vereceğim örnek şimdi Avrupa Birliği'nde kafalar nasıl işliyor, devlet nasıl işliyor, bireye nasıl bakıyor? Onu çok güzel anlatıyor. Oliver Otto adında 43 yaşında bir Alman vatandaşı İsveç'in güneyinde bir evi var, evine gitmek istiyor ama evine giderse korona tedbirleri nedeniyle dönüşte Almanya'da 14 gün karantinaya gitmek zorunda. Onun için evine gidemiyor.
Oliver Otto bu durumu kendi kişisel özgürlüğüne bir ket vurulma durumu olarak değerlendirdi ve Güney Saksonya eyaletine, yani kendi ikametgaha olan Güney Saksonya eyaletini özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle dava açtı ve davayı kazandı. Yani devlet Oliver Otto'yu haklı buldu. Tabii çünkü manteli de şöyle, kişilerin seyahat özgürlüğünü devlet kısıtlayamaz. Öyle bakıyor mahkeme.
Oliver Otto bu davayı kazandıktan sonra Almanya'daki bazı diğer eyaletler de bu karantina uygulamasını devam ettirmeme kararı aldı. Yani şöyle ki devlet size diyor ki seyahat etme kardeşim. Seyahat edersen bak bu virüs varsa yayabilirsin ya da o virüsü kapabilirsin. Hani gittiysen de geri döndüğün zaman karantinaya gireceksin diyor devlet. Döndüysen karantinaya gireceksin diyor. Şimdi mahkeme dedi ki devlet bunu diyemez. Devlet kişiyi zorla karantinaya sokamaz kararı aldı. Çok enteresan aslında.
Seyahat özgürlüğü Avrupa'nın temel prensiplerinden bir tanesi ve tabi salgında alınan önlemlerle çelişiyor. Bu işin bir boyutu, bir de işin tabi ekonomik boyutu var. Şimdi yaz geldi, güney ülkeleri için turizm önemli. Hakeza bizim için de zaten Türkiye'nin aşağı yukarı baktığınız zaman iki kalem ürettiği şey var. Bir inşaat, bir de turizm. İnşaat zaten sekteye uğramış durumda. Turizm sezonu bu sene açılamazsa binlerce hatta belki milyonlarca insan işsiz kalabilir. Durum kritik.
Avrupa Birliği için de bakın turizm çok önemli. Turizm Avrupa Birliği'nin gayri safi milli hasılasının %10'unu işlerin de %12'sini oluşturuyor. Yunanistan, İtalya, İspanya bastırıyorlar turizm sezonu açılsın bir an önce diye ki zaten İspanya ve İtalya ekonomileri bu Covid-19 nedeniyle ciddi zarar gördü. Bu iki ülkede ağır geçirdi. Yunanistan geçirdiği krizden hala toparlanabilmiş değil. Böyle bir durum var. Şimdi Avrupa komisyonu da yavaş yavaş sınır kontrollerini gevşetmek için bir plan hazırladı. Bu plan uyarınca işte adım adım üye ülkelere rehberlik ediyor komisyon. Nasıl açabilecekleri, nasıl tedbirleri hafifletebileceklerine ilişkin. Tabi bu tavsiye kararının bir bağlayıcılığı yok ama ülkelere bir rehber niteliğinde. Şimdi ülkeler Avrupa Birliği'nde şu anda şunu yapıyorlar, bir tür seyahat balonları ya da tünelleri oluşturuyorlar. Travel Bubble deniyor buna. Detayını vereceğim. Baltık ülkeleri böyle bir tünel oluşturdu. Almanya, Avusturya, İsviçre, Luxemburg böyle bir tünel oluşturuyor. Almanya'nın planı şu şekilde, Luxemburg'la sınır kontrolü kaldırıldı.
Fransa, Avusturya, İsviçre sınırındaki denetimler 15 Haziran'a kadar devam edecek sonra kaldırılacak. 14 Haziran'a kadar Almanların tatil amaçlı yurt dışına çıkışına izin verilmiyor. Yani 14 Haziran'a kadar Alman turistler gelemeyecek. Bu Türkiye turizmi için tabii kötü haber.
Alman turistlerle ilgili de şöyle enteresan bir şey var. Bunu turizmciler çok iyi bilirler. Mesela Alman ailesi diyelim bir otele gitti, beğendi. Her sene aynı otele gidiyor daha sonra. Böyle bir davranış paterni var. Bu gittikleri restoranlarla ilgili falan da aynı. Yani bir Alman ailesi hafta sonu gittiği bir restoranı beğendiyse oranın müdavimi oluyor. Bu tarz müdavimliği seviyorlar. Onun için Alman turistler de, turizmin de önemlidir.
Baltık ülkelerinin böyle bir seyahat tüneli var demiştim. Estonya, Latvia, Litvanya. Bu üç ülke, bu üç Baltık ülkesi kendi aralarında tren, karayolu, deniz yoluyla seyahate başladı. Şimdi tabii İtalya ile İspanya bastırıyor yani tünel falan yapmayın kardeşim turizm sezonu açılsın diye. Bastırıyor ve hatta İtalya'da da şöyle bir tartışma konusu başladı. Şimdi İtalyan siyasetçiler diyorlar ki ya İtalya'ya seyahat izni vermeyeceklerse biz çıkalım Avrupa Birliği'nden. Bize bunun ne faydası olacak diye de böyle bir tartışma başlamış durumda.
İşin seyahat kısmı bir tarafa, öte yandan tüm dünya gibi Avrupa'da da hayat durmuştu. Vaka yayılma hızının yavaşlamasıyla, bu vaka yayılma hızı meselesinde de Türkiye'de yeni aşina olduk. Biz hep işte tabiri caizse tırnak içinde kelle sayıyorduk. Ama aslında hep bu Almanya başından biri bu vaka yayılma hızı yani bir kişi kaç kişiye bulaştırabiliyor? Onu hesap ediyor. Türkiye'de hala işte bir kişi bir buçuk kişiye bulaştırıyor gibi. Ama bu işte Almanya'da sıfıra yaklaştı mesela. tedbirleri gevşetiyorlar. Bu önemli. Normalleşme adımları kim ne adım atıyor? Belçika'da Ulusal Güvenlik Konseyi 18 Mayıs'ta kuaför okulları açıyor. Restoran ve kafeler 8 Haziran'da açılacak. Spor ve kültür aktiviteleri 30 Haziran'da başlayacak. Maske takmak zorunlu. Fransa'da kuaförler, kitapçılar, çiçekçiler ve kıyafet satan dükkanlar açıldı. Toplu taşıma da maske takmak zorunlu. Fransızlar evlerinden yüz kilometre kadar uzağa hiçbir izin belgesi olmadan seyahat edebiliyorlar. İspanya en ağır etkilenen ülkelerden bir tanesiydi ama açılma adımları atıyor. Madrid ve Barcelona haricinde barlar, restoranlar, kafeler sosyal mesafe kurallarına uymak kaydıyla çalışıyor. Sinema, tiyatrolar açılmıyor. Okullar Eylül'de açılacak. İspanya artık daha bu yaz okulları açmıyor.
İtalya'da ofisler, dükkanlar, kiliseler, müzeler 18 Mayıs itibariyle açılıyor. Barlar, restoranlar 1 Haziran'da açılıyor. İtalya'da malum çok ağır geçinmişti salgını ama yavaş yavaş açılıyor. İtalya'nın turizme ihtiyacı var. Almanya'da Bundesliga 16 Mayıs'ta maçları başlatıyor. Maçlar seyircisiz oynanacak.
Şimdi bir yandan tabi dünya acaba erken mi normale dönüyor diyenler var. Yalnız burada bir İsveç örneği var karşımıza çıkan. İsveç ekonomisi zaten resesyonda olduğu için İsveçler şöyle bir hesap yaptılar. Biz ülkeyi kapatırsak yani bu korona salgını tedbirleri alırsak ekonomi iyice ağır bir darbe yiyecek ve pek çok insan işsiz kalacak, yoksun duruma düşecek. Hani bunu yapmak mı yoksa geldiği gibi bu salgını göğüslemek mi? Ve İsveç geldiği gibi bu salgını göğüslemeyi seçti.
Biraz da sağlık sistemine güveniyor anlaşılan. İsveç sadece risk grupları için dikkatli olma uyarısını yaptı ve hiçbir şey kapatmadı. İsveç'te hayat neredeyse olduğu gibi devam etti. Sosyal mesafe kurallarına uymasını tavsiye etti vatandaşların. Onun dışında hayat devam etti. Mesela maske konusunda da İsveç diyor ki maske takmanın hiçbir anlamı yok.
Hatta şöyle diyorlar İsveçliler, maske daha zararlı bile. Çünkü kişi maskeyi taktığı zaman birincisi çok iyi korunduğunu düşünüyor ve daha dikkatsiz davranıyor bir. İkincisi maskeyi kaşındırıyor, insanları rahatsız ediyor ve insanlar ellerini daha çok yüzlerine götürüyorlar. Dolayısıyla maske daha zararlı diyor İsveç. Belki diyorlar İsveçliler hani korona taşıyan bir kişinin başka kişilere yayma hızında bir düşüş olabilir ki. Şunun da altına çiziyor İsveçliler aslında bu koronayı fark etmeden geçiren kişiler yani asentomatik kişiler bu hastalığı yaymıyor. Öyle anlaşılıyor. Kimi çalışmalarda öyle gösteriyor. İşin böyle bir tarafı da var. Yani İsveçliler maskeye de karşı. Böyle bir İsveç örneği var. Şimdi İsveç örneği bir tarafta, öbür tarafta sert önlem alan ülkeler mesela ilk başta İngiltere'de öyle önlem almamayı tercih etti. Ama sonra İngiltere'de bilim kuruluşları çok fazla insan ölür deyince hükümet önlem almamanın siyasi yükünü kaldıramayacağını anlayınca sıkı önlemler alma yoluna gitti.
Fakat öte yandan bir evde kal karşıtlığı, korona tedbirleri karşıtlığı ortaya çıktı. Ve bu aşırı hareketleri besliyor. Aşırı hareketler korona karşıtlığında yeniden vücut buluyor, kendine bir söylem alanı buluyor. Öyle görünüyor. Şimdi evde kal karşıtlığı denince aklımıza ilk tabii Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Michigan'da protestocuların sokaklara döküldüğünü gördük ama böyle basit bir protesto gösterisi değil.
Ülke çalışıyor. Eşim ilk defa işsizlikte. Ve biz işsizlik alıyoruz. İşe geri dönmek istiyoruz. Ülkemiz açılacak zamanı geldi. İhtiyacımız olan şeyleri satamayacağımız için yorulduk. Röportaj yapacağız, elbiseler yapacağız. Açılacak zamanı geldi.
göstericilerin bazılarında baya kurşun geçirmez yelekler vardı kimileri silah taşıyordu göstericiler diyorlar ki biz iş yapacağız para kazanacağız ihtiyaçlarımız var devlet sal beni diyor şöyle slogan kullananlar var bu benim vücudum dolayısıyla hasta olursam ben olacağım diyenler var devlet beni maske takmaya önlem almaya zorlayamaz diyorlar amerikalı protestocular bu silahlı göstericilerin bir şıgında gördük ama Silah taşımanın serbest olduğu hemen her eyalette daha sonra ortaya çıktılar. Hatta bir gazeteci çekmiş bu işte korona tedbirleri karşıtı. Baya Taliban gibi Amerika'nın ortasında roket atar taşıyor adam. Eyleme gitmiş yani. Devlet bana evde kal diyemez diye. Aç iş yerlerini diye eyleme gitmiş adam. Taliban gibi bayrak taşıyor adam sırtında.
Florida'da bir grup eylemci de onlar da başka bir eylem yaptılar. Valilik binasının önüne gidip şınav çektiler. Spor salonlarının kapalı olmasını protesto ettiler. Adamlar diyor ki ben fit kalmak istiyorum kardeşim diyor. Benim fitlik projeme devlet karşı çıkamaz diyorlar. Hakikaten böyle gitmiş birkaç kişi. Şınav çekiyorlar valilik bilasının önünde, cimlerimizi geri istiyoruz diye falan. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri'ni gördük yalnız Avrupa'da da böyle bir hareketlenme var. Almanya'da Mart sonunda başladı. Berlin'de başladı ve daha sonra Stuttgart, Berlin diğer şehirlerde de gördük. Hafta sonları bir araya geliyorlar ve devletin aldığı önlemlere karşı çıkıyorlar. Ne diyor burada göstericiler? Burada göstericiler diyorlar ki kardeşim Alman devleti bu koronayı bahane ediyor ve bize o hal uyguluyor, bunu yapamaz diyorlar.
Tabii bunu yaparken sosyal mesafeyi korumuyorlar, maske takmıyorlar. Bu da Alman medyasında epey eleştirildi. Bir de tabii komplo teorileri, komplo teorilerini yayıyorlar. Gazetecilere, polislere saldırdılar. Bunu da gördük. Peki Almanya nasıl bir tedbir aldı bu protestoculara karşı? Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert diyor ki, ya olabilir, onlar da kendi düşüncelerini, görüşlerini dile getiriyorlar. Sonuçta bir protesto gösterisi yapıyorlar. Karışamayız, diyor yani devlet. Burada vatandaşını zorlamak değil, ikna etmek zorunda hissediyor kendisini. Stuttgart'ta çok büyük bir gösteri düzenlendi. Bu biraz endişe etti Alman kamuoyunu. Stuttgart'taki gösteride hem sağ gruplar var hem sol gruplar vardı. Çok fazla komplo teorilerinin etkisinde olduğu görüldü. Ne diyorlar? İşte böyle bir virüs yok diyorlar. Laboratuvarda üretildi diyorlar. Bir de bir Bill Gates karşıtlığı çıktı malumunuz. Neden Bill Gates karşıtlığı çıktı? Herhalde şundan. Bill Gates iş adamı koronaya karşı geliştirilecek aşı için 7 projeyi destekleme kararı aldı.
İşte onun için herhalde şunu diyenler var. Bill Gates niye efendim babasının hayrına mı böyle bir şey yapıyor? Niye böyle bir şey yapsın? Bill Gates kesin bu işin altında bir bit yeniği var. İşte aşı diyecekler, bize çip yerleştirecekler, bilmem ne falan böyle şeyler söyleniyor. Bill Gates karşılıklı Türkiye'de de bu arada sosyal medyada şimdi görülmeye başlandı yavaş yavaş. Bu gösteriler nasıl başlamış? İlk Berlin'de antikapitalist bir dernek, Demokratik Başkaldırının İletişim Merkezi Derneği. İlk onlar başlattılar. Onlar diyorlar ki işte... Almanya virüsü bahane etti, o hal rejimine geçti diyorlar. Vegan olduğu için benim çok ilgimi çekti. Vegan birisi var bu gösterilerin fitilini ateşleyen. Atilla Hildman diye. Atilla Hildman Türk birisi. Ama Alman bir ailede büyümüş. Diyor ki Hildman, Almanya masuz. korona rakamlarını yüksek veriyor, işte bizi kontrol altında tutmaya çalışıyor, diyor. Çok takipçisi var ve bir etki alanı var, öyle görülüyor.
Evet, Bedirhan Üstün, merhabalar. Şimdi biraz bu podcast'ta hem bu gevşeme tedbirleri, yani dünya yavaş yavaş açılıyor, onu konuşuyoruz ama öte yandan da bu hakikaten bu korona tedbirlerine karşı çeşitli hareketler gördük dünyada. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Almanya'da falan. Bir takım işte aşırı sağ, zaman zaman aşırı sol hani devlete karşı, devlete güvenmiyor, devletin anlattıklarına inanmıyor, onun için de bu tedbirlere uymak istemiyor. Bunu soracaktım size, yani bunu merak ediyorum. İnsanlar neden devlete güvenmiyorlar, bu verilen bilgilere güvenmiyorlar da, işte YouTube'da izledikleri ne bileyim böyle Bill Gates karşıtı bir video daha inandırıcı geliyor insanlara?
Tabii komplo teorileri insanlara çok çekici geliyor ama burada asıl olan devlete güvenmemek, sizin de saptadığınız gibi. Çünkü devletlerin çoğu Rusya'nın sosyal kontratından bu yana kendi üzerlerine düşen, benim İngilizce'de stewardness denen, Türkçe'de hizmet adamlığı diyebileceğimiz ya da hizmetçilik deyince pek kötü anlaşılır ama devletin görevi vatandaşına hizmet etmektir. Ona bir takım servisleri sağlamaktır. Bunu yapmadıkları için ve tam tersine mutlak bir devletçilikle biz her şeyin üzerinde sanki mutlakiyetin devamı gibi davrandıkları için insanlar güvensizlik duyuyorlar.
Yani onlar devlete karşı görevlerini yapıyorlar, vergilerini veriyorlar, üretimlerini yerine getiriyorlar. Şu oluyor, bu oluyor. Ama bir yerde ne yazık ki devletler onlara karşı bilgiyi toplama, değerleme, vatandaşlarını uyarma görevini yerine getiremiyorlar. Böyle olunca da uyanık vatandaşlar ister istemez isyanlarını veya karşıt duruşlarını dile getiriyorlar.
Peki mesela acaba neden genellikle işte böyle bir hastalık vs. yani bir şey yaşandığı zaman insanlar bu işin içinde bir bit yeniği olduğunu düşünür ve mesela bunu kendilerinin fark ettiğini söylerler, buna inanırlar? Yani işte diyelim çok gizli bir plan var. İşte bu Covid-19'la ilgili ne bileyim bilgisi bize çip yerleştirecek. Böyle bir plan, hani böyle bir komple teorisi var ya.
İnsanlar bak koskoca hiçbir kurumunu bilemiyor, bir tek ben biliyorum. Bilebiliyorum. Buna inanabiliyor insanlar. Yani kardeşim bu kadar gizli bir plansa...
Bu gizli plan sana kadar nasıl yansıdı? Anlatabiliyor muyum? Hani böyle bir rasyon ortadan kaybolmuş oluyor çoğu zaman. Evet. Yani insanlar her zaman için bilinmeyene karşı onu anlamak ve bir açıklama yaratmak konusunda ister istemez eğilimli olmuşlardır.
Yani kompüterlerinin böyle bir bilim yeni açıklayabilme, bir anlama gücü verme gibi bir şekilde anlamları var. O ister istemez etkili oluyor. Bir şekilde insana bunun arkasında bir bit yeniği var ve siz özel bir kişisiniz, diğerleri sıradan ve siz bu özel bilgiye hak sahibisiniz gibi bir anlam bahşediyor. Kişi orada özel de hissetme ihtiyacını o zaman herhalde bir şekilde karşılamış mı oluyor acaba? Tabii ki. Yani özel hissetme ihtiyacını karşılamış oluyor tam dediğiniz gibi. Ve de bu siyasette entrikayı yapıyorsanız siz siyaseti biliyor oluyorsunuz. Siz bir yerde insanlar arası ilişkide görünmeyeni algılıyor, seziyor oluyorsanız siz bu işin erbabısınız gibi oluyor.
O anlamda maalesef kompletörlerinin dayanılmaz bir çekiciliği var. Evet, peki bu hareketler acaba yani şu anda insanlar uzun süre evde kaldılar. Şimdi zaman işte bir takım önlemler gevşetiliyor ama belki tekrar vaka sayısı artarsa yeniden bu önlemler deveye sokulacak. İnsanlar evlerindeler, işlerini kaybediyorlar, gelirlerini kaybediyorlar, geleceğe karşı herhalde biraz umutlarını yitiriyorlar. Bu nasıl bir şey evrilebilir acaba, ne dersiniz hocam? Tabii insanlar için bu çok bilinmedik bir yaşam tarzı.
Hani bizim yaşımızda olanlar Kıbrıs harekatı sırasında sokağa çıkma yasağını, gece karartmalarını, sıkı yönetimlerde bunları yaşadık ama çok uzakta kaldı anılarımızı bile. Deşince böyle şeyler çok aşina olduğumuz durumlar değil ve uyaran azlığını getiriyor. Uyaran azlığı da gözlerinizi kapattığınız vakit hani nasıl gözlerinizin önünde rüya görür gibi hayaller canlanır ya bir takım şeyler canlanıyor. Bu bir. İkincisi, ekonomi çok kötü vurdu. Nereden bakarsan bak. Zaten Covid olmasa da kötüydü diyeceğim. Ama Covid oldu, iki şey oldu. Birincisi daha kötü oldu. İkincisi, bazı bu işten sorumlu olan kişilere Covid yüzünden oldu mazeretini bahşetti.
Ve bugün pek çok insan eve aş, ekmek götüremeyecek duruma düştü. Hazırlıksız yakalandılar. Tamam sosyal yardım, dayanışma vs. deniyor ama yani bunların olmadığı yerde insanlar ee artık diye bıçak kemiğe dayanıyor. Kolay değil.
Bu da ikinci boyutu. Böyle olunca bir yerde insanlar köşeye sıkılmış gibi oluyorlar. Yani ya kaçacaklar bu durumdan ya savaşacaklar. E savaşsalar sokağa çıkamıyorlar, bir şey yapamıyorlar. Ne yapıp ne edip üstesinden gelirler. Bir yerde o insanlara köşeye sıkılmışlık karşısında bir şeye saldırma hırsı veriyor.
Şimdi biz tabii Türkiye'de de yani Türkiye'de İstanbul Politikalar Merkezi'nin araştırmasına göre hane halkının, hane halklarının yüzde seksen dördü gibi bir oran ya gelir kaybı yaşamış ya da iş kaybetmiş. O haneden, o aileden birisi işini kaybetmiş. Çok ağır bir durum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi on bir bin beş yüz kişiye bu süreçte psikolojik destek vermiş. Bu bize ne gösteriyor? Bu aslında inanılmaz bir rakam on bir bin beş yüz kişinin. Bunlar tabii ki yardım isteyebilenler bir de öyle değil mi günün sonunda? Yardım isteyemeyen ama belki bir tür depresyona girmiş ya da psikolojik sıkıntı yaşayan demek ki çok daha fazla sayıda insan var herhalde. Tabii ki. Yani insanlar böyle bir şeyle karşılaşınca ister istemez değişik aşamalardan geçiyorlar. İlki, aa bir inkar oluyor. Bu bana uğramaz. Böyle bir şey yok. Nerede vesaire diye. Bülent Ortaç gibi bir şarkısı vardı.
Aids meids bana takmaz gibi. Aynı şekilde Covid de bana takmaz diyorlar. Ama ikincisinde bakıyorlar ki çevrelerindeki tanıdıkları üç beş kişiden birinde çıkıyor bu. İster istemez çok büyük bir kaygı yaratıyor bu. Büyük bir bunalım oluyor. Sonra acaba biz bununla nasıl baş ederiz gibi şunu şunu yapsam geri döner mi noktasına geliniyor.
Ve eğer vurulurlarsa da ya da bir şekilde hani hastalık olmasa bile ekonomik doğurgularıyla vurulurlarsa da umutsuzluk, bir çöküntü oluşuyor. Her şey yalan, her şey boş şeklinde. Ve artık bu değişik beş evrede sonuncusu da kabullenme. Bu da geldi başımıza diye kabulleniyor.
Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sizin vermiş olduğunuz rakamların 11.500 kişi az olduğuna inanmıyorum. Daha da çoktur. Bize gelen kişilerde de her aşamada her kişinin Covid'le ilgili çok önemli kişisel, değişik boyutlara uzanan yaşantıları oluyor. Kimi dünyanın bir ucundaki eşini, dostunu, çoluğunu, çocuğunu, eşini göremiyor. Kimi eve ekmek götüremiyor.
Kimi işini kaybediyor, parasını alamıyor, kiminin işi batıyor. Yani bütün bunlar bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Ölenler başka, ayrılanlar başka, yoksulluk başka. Çok büyük dertlerimiz oluyor. Bu sayı bence sadece Buzdağ'ın tepesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hizmet hattına cevap verenler. Bence toplum sattığında bir araştırma yapsa bu sayının çok çok daha büyük olduğu görülür.
Peki kendini kötü hissedenler ne yapsın? Yani bir öneriniz olur mu? Biliyorum tabii böyle öneri vermek istemiyor genellikle uzmanlar, hekimler. Haklısınız ama ne bileyim böyle küçük bir tip belki insanlara yardımcı olacak.
Yani bu işin ezbere bir formülü, bir cevabı yok. Ama en önemli şeylerden bir tanesi bir yerde umut. En gerçekçi, yol gösterici bilim. Bence bilimsel yollardan bir çözüm aramak oluyor. Çaresi bilgi vermek. Açık, seçik ve net bu bilgiyi almak. Yani eğer siz bir takım şeyleri bilirseniz ona göre kendi davranışlarınızı
ayarlayabilirsiniz. Ekonomik yaşamın garantisini vermek sosyal kontratın bir gereği. Yani ben o dün dündü bugün bugündü felsefesine katılmıyorum. Eğer dün yapılmış bir kontrat varsa bugün de force majeure deseler bile bu olaya bunun yerine getirilmesi lazım. İnsanların en azından bu tünelin sonunda ne yapacaklarını anlamaları lazım. Herkesin
muhtaç olduğu kudret zamarlarındaki kanda mevcut. Yani bir yerde kendi öz hazinelerimize geri döneceğiz ve direneceğiz. Diren halkım diyorum, başka bir şey diyemiyorum tip olarak. Beylerine hocam çok teşekkür ederim, ağzınıza sağlık. Rica ederim, hoşça kalın.
Peki Türkiye'de normalleşme ne zaman olacak, nasıl olacak? Sosyal medyada habire bir capsler dönüyor, bir pdf'ler dönüyor falan filan. Cumhurbaşkanlığının planı deniyor. Bu tabii bilmiyoruz. Zaten Türkiye başından beri hiç şeffaf götürmedi bu işi. Gördüğünüz üzere işte rakamlar açıklanıyor falan ama hangi şehirde ne var falan bunu bilmiyoruz diğer ülkelerin aksine.
Şimdi ne olacak? Vallahi herkes bir şeyler tahmin ediyor falan ama iktidara yakın gazetecilerden bir tanesi, iktidardan haber alabilen gazetecilerden bir tanesi, Hürriyet Gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi yazmış. Selvi'nin yazısından bir parça aktaracağım size. Abdülkadir Selvi şöyle yazmış. Nikah salonları 1 Haziran'dan itibaren açılıyor. Genç çiftlerimize şimdiden mutluluklar dileyelim. Ancak düğün salonları için biraz beklemek gerekecek. Artık erik dalımı oynarlar, dansımı tercih ederler. Orasını bilemeyeceğim ama düğünler için 1 Temmuz'a kadar sabredecekler. Yüzme havuzları, kaplıcalar, spor merkezleri ve çay bahçeleri içinde bayram sonrasını beklemek gerekecek. Çok değil 15 Haziran'dan itibaren piknik alanları açılıyor. Mangal keyfi başlıyor. Cuma namazı kılmak için sabırsızlananlar 12 Haziran'da Cuma namazını kılabilecekler ama bir şartla. Öyle cami içinde safları sıklaştırarak değil, cami dışında açık alanlarda kılınabilecek. Vakit namazları ise camilerin içinde sosyal mesafe kuralına dikkat ederek ve maske kullanmak şartıyla kılınabilecek. Hac hazırlıkları hemen Ramazan bayramından sonra başlıyor ancak haccın olup olmayacağına Suudi Arabistan'daki gelişmelere göre karar verilecek. Peki umre ne olacak? Umre için
1 Eylül tarihi esas alınarak hazırlıklar yapılacak. İple çektiğimiz tatil zamanı geldi. Hemen baştan söyleyeyim. Bu yıl tatile gideceğiz ama kurallı tatil olacak. Kuralların ne olacağını Turizm Bakanlığı açıklıyor. 27 Mayıs'ta ise oteller, moteller hatta pansiyonlar müşteri kabul etmeye başlayacak. Bacasız sanayi olan turizm de takvim öngörülenden hızlı işliyor.
Unutmadan söyleyeyim Yunanistan ve Bulgaristan'la sınırların açılmasının 1 Haziran'a çekilmesi planlanıyor. Hem Yunan adalarında tatil yapacaklar hem de iki ülkedeki yakınlarını ziyaret edecekler için iyi haber. İç hat uçuşları bayramdan sonra başlıyor. 27 Mayıs'ta sadece İç hat uçuşları değil aynı zamanda turizm bölgelerindeki balon uçuşları da başlıyor. Nevşehir hadi iyisin dış hat uçuşlarıysa yine aynı tarihten itibaren kademeli olarak başlayacak demiş Abdülkadir Servi. Abdülkadir Servi tabii iyi niyetle Yunan adalarında tatil yapacaklar demiş. Artık bu sene bu euroyla hangi baba yiğit Yunanistan'da tatil yapabilir bilmiyorum. Yani Yunanistan'da ortalama bir böyle pansiyona hostele falan gitsek
Bu euroyla herhalde şartında kalmış kadar para öderiz. Yani bizim parayla karşılaştırınca zor. Her baba yiğit Yunanistan'a gidemez bu sene. Öyle görünüyor. Bir de zaten resesyon var, iş yok. Yani piyasada kim gidecek? Yine yurt içinde tatile gidebilirsek iyi. Şimdi bu işin bir tarafı bir de tabii futbol tarafı var. Bundesliga açılıyor. 12 Haziran'dan itibaren de süperliğin yeniden başlayacağı belirtildi. Takımlar antrenman yapmaya başladılar derken hem Fenerbahçe hem Beşiktaş hem de Galatasaray'da
Pozitif vakalar ortaya çıktı. Galatasaray 6 gün antrenman yapmayacak. Beşiktaş Kulüp Başkanı Ahmet Nur Çebi ve toplamda 8 kişinin Covid testleri pozitif çıktı. Bakalım nasıl olacak? Yani sezon başlayacak deniyor ama başlayabilecek mi hakikaten? Ya da başlayınca bunun sonuçları çok mu ağır olacak? Onu göreceğiz.
Şimdi mesela Bloomberg'da böyle bir makale vardı. Bloomberg İsveç'i örneğini vermiş. Hiç önlem almadı. Sürü bağışıklığına gitti diye. Bloomberg diyor ki böyle aylarca, yıllarca aşı çünkü belki yıllarca bulunamayacak falan deniyor. Aylarca, yıllarca kapanmaya hiçbir ekonominin gücü yetmez, nefesi yetmez diyor Bloomberg. Onun için diyor aslında herkes anons etmeden, adını koymadan İsveç'in yaptığını yapacak diyor. Bloomberg'in iddiası bu. Yani biraz da öyle görünüyor açıkçası. Hani işin acı tarafı artık adına kapitalizm mi dersiniz, ne dersiniz bilmiyorum. Ama biraz da olacak olan o. Sonuçta ne yapacak devletler? Sonuçta kadar kapatıp vatandaş çalışmadan parasını mı ödeyecek? Kimse çalışmazsa, üretim olmazsa insanlar ne tüketecek? Falan yani. İş çok karmaşık. Onun için işte Bloomberg aşağı yukarı böyle demiş. Böyle bir analiz yazısı vardı yani. Adını koymadan herkes İsveç'leşecek diye. Ya da belki şöyle olabilecek.
Sınırlar açılacak, seyahatler başlayacak falan. Önlemler gevşetilecek. Belki vaka sayıları artarsa yeniden önlemler sıkılaştırılacak. Bu da olabilir deniyor. Ama işte dediğim gibi, nereye kadar? Hep beraber yaşayıp göreceğiz. Ne olacağını da bilemiyoruz, öngöremiyoruz. Çünkü işte bu virüs yeni bir virüs.
Şimdi bizim de bilim kurulu üyeleri çıkıyorlar, bilgilendiriyorlar halkı. Hakikaten hepsi sabahtan akşama televizyonlardalar. Sabahtan başlıyorlar haber bültenleri. Daha sonra kadın programları, akşam haberleri devam ediyorlar. Ben de onu merak ediyorum. Yani acaba bu kadar her an televizyona çıkarken ne ara araştırma yapıyorlar, ne ara yapılan araştırmaları okuyorlar? Bilmiyorum. Herhalde biraz herkes el yoğurdu mu? Tahminle gidiyor gibi geliyor bana. Yeni bir virüs olduğu için bilmiyoruz. Durum böyle. Şimdi şöyle bir çerçeve çizmeye çalıştım sizler için. Ne oluyor? İşte Avrupa'ya baktık. Tabii Amerika'da eyalet eyalet fark ediyor. Kanada'da eyalet eyalet fark ediyor. Çin ayrı, Güney Amerika ayrı falan ama biz burada aşağı yukarı Avrupa'da kim nasıl normalleşme adımları atıyor? Türkiye ne yapıyor? Onun dışında bu korona sürecinde evde kalmak insanlarda nasıl tepkilere neden oldu? Aşırıcı hareketler bilhassa aşırısa bu tedbirlerden nasıl beslendi çerçevesi çizmeye çalıştık. Gelişmeleri işte oldukça her hafta böyle ufak ufak analiz edip sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.